Bu kez de kronolojik sırayla, şiirleştirmeye çalıştığım karalamalarımı aktarıyorum blog ortamına. Okumaya niyet edenlere sabırlar dileyerek...
1972
1-ANNEME
Anacığım sen kalbimde ebedi bir ışıksın.
Yumuşacık bağrınla ne kadar da sıcaksın.
Sen bana hesapsız tek kucak açansın.
Canımsın, kanımsın, sen biricik anamsın.
Gün gelir anlamını daha iyi kavrarım belki,
Ana ne demekmiş, nedir onun kıymeti?
Kendinde toplamışsın bütün güzellikleri
Anlayabildin mi anam, seni ne çok sevdiğimi.
03.11.1973
2-DOĞUŞ VE BATIŞ
Bir güneş doğdu bin sekiz yüz seksen bir de Selanik’te
Yavaş, yavaş yükseldi ufka doğru
Bir başka güneşti bu
Daha parlak, daha sıcak doğdu.
Ufuktan yükselirken tutuşturdu birden
Bu ulusun al mı al, asil kanını.
O güneş ki istemezdi kardeşleri etsin savaş,
Çünkü tahmin ederdi bu vatanın sonunu.
Ama çaresiz düşündü uzun, uzun
Savaş olmayınca nasıl kurtulurdu bu vatan?
Millet çaresiz razı oluyordu kaderine,
Böyle düşünmedi şimdi gönüllerde yatan.
O güneş zirveye çıkmaya çabalarken
Kara bulutlar örtmek istediler üstünü
Ama kurtuldu onlardan bir, bir,
Kapatamadılar O’nun nurlar saçan yüzünü.
Derhal çıktı zirve noktasına
Bakamazdınız, gözünüz kamaşırdı çünkü.
Hayran oldu bütün dünya O’na
İşte adıydı O’nun
Türklerin Atatürk’ü.
Bir kış günü gibi kısa ve hazin sürdü,
Güneş doğdu ve çabucak battı.
On Kasım’da kara toprakla kucaklaştı
Sonsuz acısı yüreğimizde kaldı.
İçimizde daima doğuyor O güneş,
Olamaz dünyada O’na başka bir eş.
O tüm varlığımızda bizim.
“Atam! Ben adıyla, şanıyla Türküm,
Türk’ün asil kanıdır benim özüm.
07.08.1974
3-BOĞAZDA YAZ GECELERİ
Renk, renk şavk vurur denize,
Toplanıp gökkuşağı olurlar bir yerde.
Yalpalar orada, burada yatlar.
Yıldızlar göz kırpar
Boğazda yaz geceleri
Her yer ışıl ışıldır
Pırıl, pırıl bir mehtap
Akıp giden sel gibidir insanlar
Boğazda yaz geceleri
Gazinolardan, tavernalardan
Şarkılar, türküler yükselir.
Göğü sarar nağmeler, insan bir hoş olur,
Boğazda yaz geceleri.
1975
4-İSTANBUL
Seni seviyor muyum?
Hayır!
Senden nefret mi ediyorum?
Hayır!
Sana sadece acıyorum İstanbul.
Dünün rüyalar, bugünün acı gerçekler kenti…
Biliyor musun İstanbul
Sen bir insan gibisin.
Romalılar devrinde doğdun,
Bizanslılar devrinde büyüdün,
Osmanlı saltanatında olgunlaştın
Ve bugün ölmek üzere misin?
Sahi ölüyor musun İstanbul?
Delik, deşik yolların
Dün mimozalarla doluydu.
Koca apartmanların yerinde
Köşkler gülümsüyordu.
Tertemizdi caddelerin, sokakların
Bugünle alay eder gibi.
Sahi göçüyor musun İstanbul?
Bir gecede konuveren evlerle doldun.
Köylünün aklını çeldin, cezp ettin.
Bak ne çabuk yıpranıyorsun.
Şimdi pişmansın değil mi?
Ah İstanbul ah!
Bu hallere düşecek miydin sen?
Bilir miydin böyle acılar çekeceğini?
İster misin insanların cambazlık yapsın yürürken,
Diler misin karışsın, bozulsun trafiğin?...
Yok İstanbul yok!
Olmaz böyle şey, istemezsin tabii ki.
Ama ne çare ki
Sen de yavaş, yavaş tarihe karışıyorsun
Harikalar kenti.
01.08.1975
5-KARANLIKLAR ARASINDA
İşte yine bir gün bitmek üzere.
Göğün bir yanı lacivert, bir yanı kızılımsı pembe.
Güneş batmış, az sonra gece olacak,
Yine gömüleceğim o hazin karanlığa.
Bazen acı, acı gülümseyecek,
Bazen de ağlayacağım sensiz oluşuma.
Gökte göz kırpan bir yıldız görsem,
Senin gözlerini anacağım.
Ay hilalse kaşlarını,
Dolunaysa çehreni hatırlayacağım.
Boş karanlığa dalınca,
Anlayacağım ki sen artık yoksun.
Mazide kalmış tatlı bir rüya, hatta masalsın.
Seni unutabilir miyim dersin?
Hayır! Hayır, unutmak istemiyorum.
Seni unutursam dünyam daha da kararacak,
Karanlıklara daha da karışacak.
Ve…
Son güzel rüyamı da kaybettiğime ağlayacağım,
Karanlıklar arasında
Sonsuzluğa dek kalacağım.
02.09.1975
6-BEN
Garip bir insan
Duygu ve düşünceleri farklı
Sevmek, sevilmek nedir bilmeyen,
İşte böyleyim ben.
Hayal alemini gerçek gibi yaşayan,
Dertlerden uzak, hiç tasalanmayan,
Üzüntü, karamsarlık nedir bilmeyen,
İşte böyleyim ben.
Büyüklerine karşılık veren,
Bu yüzden epeyi hırpalanıp, sövülen,
Ama çok kişi tarafından da sevilen
İşte böyleyim ben.
Her an kolayca mutlu,
Evde ağırbaşlı, okulda haşarı,
Kolayca her kalıba girebilen,
İşte böyleyim ben.
Anlayamadım gitti neyim ben.
Sanırım garip ve farklı bir insan.
14.10.1975
7-İNSAN TOPLUM ULUS
İnsan bağımsız doğar
Hakkıdır özgür yaşamak,
Kuşlar gibi kanat çırpıp,
Özgürlüğe doğru uçmak.
Hakkıdır bir toplumun
Güneşe istediği gibi bakmak,
Rüzgarı dilediğince göğüslemek,
Fikirlerini açığa vurmak.
Hakkıdır bir ulusun
Kenetlenip, birlik olmak,
Korkusuz gülmek, konuşmak
Hep beraber mutlu olmak.
Nereden gidilecek bu yola,
Nasıl erişilecek bu doruğa?
Birlik olmak gerek
El ele sımsıkı tutuşmak
Bağırmak “Vatan!” diye
Özgürlük, mutluluk yolunu açmak.
Belki karşımıza çıkar inatçı kayalar.
Belki ellerden kan patlar,
Belki yorgunluktan çalışmaz olur kaslar,
Belki şıkır, şıkır ter akar alınlardan.
Azim ve iradeyle yıkılır kayalar,
Açılır geniş ve ferah yollar.
Koşulur ileriye çıplak da olsa ayaklar,
Atılır büyük, yapıcı adımlar.
Yeter ki millet;
Huzur içinde birlik olsun,
Kalmasın hürriyetten yoksun.
26.02.1976
8-SEN MİSİN?
Yeter artık kes! Bırak ağlamayı,
Dünya dertlerine kafa yormayı.
Kurusun bir günlüğüne de olsa göz pınarlarındaki yaşlar…
Ben de kim mi oluyorum?
Söyleyeyim. Mutluluk.
Evet, mutluluk benim adım.
Duymuştun biliyorum ama
Hiç karşılaşmamıştık seninle.
Yeryüzünde öyle çok dertli var ki,
İnan ne yöne gideceğimi şaşırdım, hangisine.
Gittikçe de zorlaşıyor işim, insanlar çoğalıyor sürekli
Sürekli üzüntüler, dertler çıkıyor karşıma,
Savaşıyorum…
Ya… dostum, ben mutluluğum.
Ne biçim mutluluksun sen diyeceksin.
Evet dostum, ne biçim.
Ben de dertlendim,
İnsanlara dönüşüyor benliğim.
Nasıl üzülmem dostum, nasıl!
Nasıl kederlenmem bu dünyanın haline?...
Neyse dostum, bırakalım bunları da
Şimdi söyle sen bana, senin için mutluluk ne?
Söyle ki bileyim, ona göre sana mutluluk vereyim.
Güldüm acı acı…
“Ey mutluluk!” dedim
“Zaten herkes kendini bilseydi,
Karşısındakine de ona göre hareket etseydi,
Ne sen böylesine yorulurdun,
Ne de sen bile mutsuzlukla yoğrulurdun”
03.02.1976
9-TÜRKİYE VE ZAMANE
Millet çıktı, vardı aya
Biz hala yürürüz yaya.
Yüz gram et alabilir miyiz haftaya?
Türkiye efendiler Türkiye.
Gençler boş dolaşır sokaklarda,
Gel de laf anlat babalara.
Erkeler edepsiz, aşağı değil kızlar da.
Zamane efendiler zamane.
Her şeye hep zam, zam, zam.
Bari havaya da zam yapsınlar anam.
Biz garibanlar durmadan çekeriz gam.
Türkiye efendiler Türkiye.
Evlatlara harçlıklar yetişmez oldu.
Bizim zamanımızda her şey ne kadar boldu.
Her gün gezip tozmaksa, oldukça zordu.
Zamane efendiler zamane.
Seke seke yürüyoruz yolarda.
Çalışmaktan hal kalmadı kollarda.
İnek gibi yarıyoruz patrona
Türkiye efendiler Türkiye.
Evladım, otur da ders çalış biraz.
Karnende kırık not, maşallah pek az.
İşin yok mu; adam ol, oku, yaz.
Zamane efendiler zamane.
Pislikten geçilmez oldu sokaklar
Lağım koklamaktan tıkandı tüm burunlar.
Yiyip, içip keyfine baksın kodamanlar.
Türkiye efendiler Türkiye.
“Kes artık peder, konuşma!” diyen gençler
Analara bir gecelik idare ettirenler,
Kıçına tekmeyi yiyip sürünenler
Zamane efendiler zamane.
Türkiye ve zamane…
Ne de güzel uydular birbirlerine.
15.03.1976
10-UFAK BİR ANI
Aylar mı desem, yıllar mı, ne kadar oldu bilmem
Ama bazen düşte,
Bazen düşüncelerimde ufak bir anı canlanır.
Ayırt edemiyorum hayal mi, gerçek mi?
Hem gerçek, hem düş gibi…
Zaman kavramı yok ama yine de yazmalıyım.
En heyecanlı anlarımdan biriydi herhalde,
Çünkü söylediklerin hala kulaklarımda.
İnanmış mıydım acaba?...
Şimdi düşünüyorum da; çok etkilemişsin anlaşılan beni.
O kadar ki; silik de olsa hala aklımdasın,
Bilmiyorum nedenini.
Oysa hiç de böyle değildim ben.
İstediğimi anında unutur, yormazdım kafamı maziye…
Yok, yok! Ne münasebet.
Oldu bitti, geçti gitti her şey,
Ne göz yaşı, ne felaket.
Lakin az da olsa anımsadığım;
Seni gerçekten çok sevdiğim,
Aşık olmuşum demek,
Hala belleğimdesin.
07.04.1976
11-
Mutlu musun sen bu düzen içinde?
Açların derdini anlayabilir misin,
Tok olsan bile.
Hani vardır ya,
Çelebin önünden giden koyunlar,
İşte onları da anlamak gibi.
Amaç iyiyse, sonuç da olumludur her işte.
Unutma ki;
Mutsuzluk kavramı ne kadar bilinmez olursa,
İnsanlık ve doğa, mutludur bu oranda.
01.06.1976
12-
Ne desem bilemiyorum.
Ne yazsam, o da boş.
Bir can sıkıntısıdır sorma gitsin,
Dert bin,
Bir değil ki bitsin…
15.08.1976
13-MEÇHUL
Seni anlatmak istiyorum
Tüm varlığını, tüm varlıklara.
İsmini haykırmak,
Seni sevdiğimi söylemek istiyorum
Çılgıncasına…
Gözlerini, dudaklarının tatlı kıvrımını,
Huylarını, alışkanlıklarını,
Sevdiklerini, sevmediklerini,
Seni sen yapan her şeyi
Anlatmak istiyorum hücrelerine dek.
Anlatmalıyım ki; herkes tanısın, bilsin.
Aklımı başımdan alan kimmiş öğrensin.
18.08.1976
14-
Unutulmak çok acı,
Hele sevdiğim tarafından daha ağır geliyor bana.
Ah gurur! Sen yok musun?
Seni bir yenebilseydim,
Bir galip gelebilseydim sana,
Ne o beni unuturdu,
Ne de ben unutmuş görünürdüm onu.
30.11.1976
15-SİZLER ONLAR BİZLER
Sizler ki kaderine terk edilmiş köy, kasaba halkı…
Bizden parça.
Öyle bir parça ki;
Unutulmuş, çoraklığa terk edilmiş,
Çehrelerden sevinç ifadesi silinmiş…
Onlar ki; sizi unutmuş
Gösterişe, bencilliğe karışmış…
Bizler ki; hepinizden,
Sizden de, onlardan da başka.
İnanmış, bağlanmışız devrim yoluna…
Ne sizler gibi unutulmuş,
Ne de onlar gibi unutmuş.
Kükredikçe sesimiz,
Ve sizin acınızı anlayıp, kurtarmaya çalıştıkça
Kim unutabilir bizi?
Size!... evet, evet size!
Köylerde terk edilmiş halkımıza,
Bir ağanın boyunduruğuna girmiş yurttaşlarımıza
Seslendikçe, kim susturabilir bizi?
Bir avuç onlar mı?
Onlarda para, pul çok
Ama biraz olsun yürek yok…
İşte bizimki sizler,
Kocaman, genç, dinamik.
Siz de gelin, sizler kalmasın.
Birlik olalım ve birlikte savaşalım.
Kalksın aramızdan SİZ
Sadece onlar ve BİZ!...
1977
16-ZAMAN KUVVETİ
Biz gibi sevenlere,
Zaman nedir ki sevgilim.
Başka sevgiler tatmak mı,
Yaşamak mı başka, başka aşklar,
Kopmak mı biz gibi,
Koparılmak mı zaman kuvvetiyle?...
Senden başkasını sevmedim
Sevmiyorum diyemem.
Senden sonra da çok sevdiklerim oldu doğrusu.
Fakat neden,
Neden hiçbirisi sen gibi yüce değil kalbimde,
Neden yokluğundaki büyük boşluk
Varlığında zaman kuvvetinden oluşan soğukluk?...
Biliyorsun çok benzeriz birbirimize sevgilim,
Biliyorum ki anladın beni.
Sen de ben gibi düşünmektesin,
Kim bilir sevgilim belki de sen de
İçin, için üzülmektesin…
11.01.1977
17-
Sen de yanılabilirsin, değil mi ki insansın,
Belki gözlerle mevsimleri bağdaştırmaktı amacın.
Şayet öyleyse, gözüm bal rengi olmalıymış.
Rüzgarlı bir gününde doğmuşum sonbaharın.
27.04.1977
18-
Kopamayız birbirimizden,
Koparamazlar derdik ikimizi.
Oysa koptuk, koparıldık
Çok ince bir sicim gibi.
27.04.1977
19-
Bitmiyor Tanrım, ah şu yalnızlık bitmiyor.
Bir tanıdık yüz için, insan neler veriyor.
Çok yalnızım hayatta, hatıralar, resimler
Ne yazık ki yıları bana geri vermiyor.
15.06.1980
20-
Gün gelir insanları, doğayı
Ve belki gün gelir seni,
Sevdiklerimi
Olduğu gibi görüp,
Olduğum gibi olurum
Belki…
17.12.1980
21-
Bir türküyse eğer akseden uzaklardan
Buram, buram.
Ve bir özlemse duyulan
Sılaya, sevgiliye.
Ya ıslıkla
Ya kuşdili
Anlatılansa sevgi.
Duymasını bilene
Ve anlayana.
17.12.1980
22-
Gülen insancıklar
Kanıksanmış donuklukla
Tebessüme zorlanmış
İsyankar dudaklar…
17.12.1980
23-
Biri varmış,
Biri yokmuş
Ve sessizce akıp giden zaman içinde su;
Ne saman altı,
Ne çölde balık sevgimiz…
26.02.1981
24-
Bu görsel güzelliği
İçimdeki –kör olası- burukluk bile
Yok edemiyor…
Görmek mavi gök ve beyaz bulutlarla
Altında uzanan Marmara’yı,
Boğazı, adaları.
İTÜ MMF
Altıncı kat
26.02.1981
25-
Selamlamak isterim seni bir kez daha,
En azından son kez.
Her şey çok daha iyi
Ya da çok daha kötü olduğunda,
“N’aber moruk?”
Diyerekten…
08.04.1981 (Haydarpaşa-Adapazarı Banliyö treninde)
26-
Sen biliyor olmalısın küçük çocuk,
İnsanoğlunun savaşını
İradesiyle,
Zevkleriyle…
Bitip tükenmek bilmeyen isteklerini,
Bastırmaya çalıştıklarını çok iyi bilmelisin.
Bil ki;
İnsanlar içsin gazozlarını,
Yesin simitlerini…
Senin ekmek paran,
Alın terinin karşılığı.
Belki babanın sana alamadığı
Bir çift ayakkabı,
Bir sıcak hırka,
Kalemin, defterin
Parası çıkabilmeli…
Sen de yaşayabilmelisin,
Okuyabilmelisin,
İNSAN olmayı bilmelisin…
İşte sen küçük;
Simitini,
Gazozunu satmak için,
Her şeyden,
Masum ifadenden, sözlerinden,
İnsanların zayıflatabileceğin tüm yönlerinden
Yararlanmasını bilmelisin.
21.10.1981
27-
Sorumsuzca parlayan güneş,
Pırıl, pırıl bir gökyüzü.
Aç bir mide sürekli yeni bestelere gebe.
Bir yanda “Süleymeniye problemleri…
…Teknik ayrıntılarıyla…” diye anlatırken hoca
Ben nerelerdeyim acaba?
18.02.1992
28-
Hiç kimse sana ne kadar çirkin olduğunu söyledi mi?
“Bu gün her zamankinden daha güzelsin”
Ya da
“Güzelliğin üstünde”
Diyenler olduğu gibi,
“Bu gün solgun görünüyorsun”
Ya da
“Ne kadar bakımsızsın”
Diyenler de çıktı.
Ama hiç “Çirkinsin” demediler.
Değil misin?
Diyemiyorlar mı?
14.05.1999 (Ablama)
29-EN!
Beni benden iyi bilir,
Beni benden iyi tanırsın
Biliyorum…
Bilirsin ki; yüreğimde sevgisizlik yoktur
Hiçbir şeye, hiç kimseye.
Azalır, çoğalır belki
Yaşananlara ve yaşatanlara bağlı…
Bilirsin ki; bu yürek sevginin tanımını koyalı beri
Seni hep “EN” sevdi
Ve bu hiç değişmedi.
Ne kadar bilsen de
İçim coşuyor elimde değil
Hep haykırmak istiyorum.
Sesimi duyuramıyorsam hep yazmak istiyorum.
Seni hep “EN” seviyorum!
Seni hep “EN”!
Seni hep!
Seni!
27.10.2002
30-SEVMEYE DAİR
Yaşadığım,
Yaşadıklarımdan kendimde bildiğim
Ne varsa yaşatılacak,
Sunuyorum sana coşkuyla.
Yaşanacak,
Tadılacak,
Bilmediğim sevgileri bilinir kılacak,
Bilinir olacaklara,
Bilinmezlere koşacak…
Bilinirleri tüketmeksizin ‘var’lığını koruyacak,
‘var’lıklardan yeni ‘var’lıklar üretecek…
Var mısın?...
27.11.2002
31-
Nasıl bir özlem oluşuverdi apansız.
Sıradan bir iş gününün,
Sıradan bir bitişinde
Seninle buluşacak olmaya…
Nasıl bir hüzün oluşuverdi çaresizliğime.
Bitirmeyeceğim bu iş gününü,
Gücüm yettiğince…
28.02.2003
32-KENDİ HALİNDE
Var olanlardan bir insan yaşar
Bir yerinde yeryüzünün.
Kendisini, kendisiyle bırakmayanlara
‘kendi halinde’liğiyle direnir…
Bırakmayanların;
Bildik, tanıdık tepkilerinden oluşmadığından
‘kendi halinde’lik,
Anlamazlar…
Anlamazlar da yakıştırırlar ancak,
Tanımlayamazlar…
Bilmezler tanımlamanın gereksizliğini.
Varsın “bizden” demesinler,
“sizden” ya da “onlardan”,
Varsın dahil edebilecekleri
Hiçbir yer bulamasınlar.
Varsın ‘kendi halinde’liğin yanıtı olmasın.
Yeter!...
Varlığım ‘matbuu’ beyinleri bu kadar zorlamasın.
30.06.2003
33-BELKİ
Düşünüyorum;
Söylenmiş ve yazılmış tüm sözleri,
Öylesine duygulu, coşkulu
Buram buram sevda kokan şiirleri…
En “vay be!” dedirteninde bile bir eksiklik,
Yetersizlik belki de.
Belki de bensizlik…
Hiç birine tanıklığımda
Boğazımda düğümlenmiyor nabzım.
Hiç birinde atan yürek
Benim ya da bana değil tümüyle…
Daha bulunmadı belki
Sözcüklerle ifadesi.
Ya da,
Sözcükler hiç olmayacak
Yalnızca yaşanacak belki…
30.06.2003
34-
Sakın alıştırma bizi
Birbirimizsizliğe…
Bensizliğin sızısını,
Benimle olmanın hazzına yeğleme ne olur!
Beni düşlemek,
Beni yaşamak coşkunu katlasın an be an.
Kavuşma anında
Ayrılığın acısı saplansın yüreğine…
Tüketmeyi beceremeyelim isterim
Sözün kısası…
02.07.2003
35-
Yaşam hiç “iyi ki” olmadı
Ama “madem ki yaşıyorum,
Bunu en katlanılır kılacak donatılarla tüketmeliyim”
Dedim hep…
Ve dönüp baktığımda;
Yaşamı yaşanmaya değer kılabildiğim,
İki üretim gördüm ardımda.
Doğurmak ve çalışmak…
Ve önüme baktığımda;
Yaşamı yaşanmaya değer kılacak
Tek bir üretim görüyorum.
‘Biz’ olmak…
02.08.2003
36-
Biliyor musun
Unuttuklarımı hatırlamıyorum seninle,
Bilmediklerimi öğreniyorum.
Yeni bir ‘ben’ veriyorsun bana
Tanımadığım,
Tanıdıkça şaşırdığım.
Şaşkınlığı zevk almaya dönüştürüyorsun
Bedenimde.
29.07.2004
37-
Diyorum ki; akıllı ol!
Nasıl bir şeyse…
Ve diyorum ki; aç tüm benliğini
Gizlemeden, her şeyiyle…
İkisi de ben
Gel-gitlerde bitkin.
Bir taraftan yamacında olmak istiyor senin,
Bir taraftan ürküyor
Tutsaklığından yüreğinin…
Bazen burkuluyor içi
Kapıldığı çıplaklığına,
Bazen coşuyor benliği
“İyi ki varsın” lara…
30.08.2007
38-
Nasıl böylesine dikleşti başım?
Yaşamı sarıveren ışınlar saçıyor gözlerim.
Neden güzel buluyorum kendimi bu kadar?
Çaresizliğe kahretmek yerine,
Çözüm üretmeye başladım yeniden.
Kendime kavuştum apansız,
Biliyor musun neden?...
31.12.2011
39-
31.12.2011
39-
böylesine
kavurucu hüznü;
ya unutalı çok olmuştu,
ya da yaşamamış mıydım hiç... bilemedim.
işte, tam da bu anda,
tek başımalığım tercih değil, mahkumluk olduğunda
"Neredesin?" diye arayabileceğim hiç kimsem yoksa,
yazıklar olsun bana...
ya unutalı çok olmuştu,
ya da yaşamamış mıydım hiç... bilemedim.
işte, tam da bu anda,
tek başımalığım tercih değil, mahkumluk olduğunda
"Neredesin?" diye arayabileceğim hiç kimsem yoksa,
yazıklar olsun bana...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder