10 Kasım 2023 Cuma

KISIRDÖNGÜ

 

7 ay önce (perşembe)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

Tanımışım kadınımı. Ohhh inadına söyledim. Çünkü sen daha fazlasını başka türlü söylesen de, bu kelime
 anlamlı. Yanılmadım değil mi, sensin? Haaa bu 'Sunrise' isminini de tuttum  ama o çıkardığın dillerini 
yerim ben, haberin olsun.

 6 ay 29 gün önce
(Cuma)

1.KADIN’dan ERKEK’e

Senin icin cok anlamı olmasa  da, seni seviyorum ve cok ozledim... Saat sabaha karşı 4. 00. Yalnızlık da, senden 
uzaklaşmak  da gittikçe daha çok beni etkilemeye başladı. Eminim ki; birgün benim yanlış biri olmadığımı 
anlayacaksın.
"Yıllardır özlediğim güveni sende  bulduğumu söylemek hata mı oldu?" diye düşünüyorum. Haklısın bu bir 
sorumluluk, üstelik çok da ağır. 
Belki seni burada bulurum düşüncesiyle buraya geldim, geç kaldım, sevgiler.

 

 6 ay 27 gün önce (Pazar)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

GÜZEL BİR PAZAR DAHA..... 

merhaba tatli belam,
suphesiz sevmek kadar, sevilmenin de anlami buyuk. Hem de cok. Sevginden suphem olmadigi gibi, bundan
mutluyum da...
itirafin ya da bana yuklemis oldugun sorumluluktan kacmam gibi bir durum sozkonusu olamaz, olmadi da.
cunku, dunyada sirtina en kolay sorumluluk yuklenebilecek ( hem de zahmetsiz) bir kisi varsa,  o da benim.
hem de katkimin degerlendirilebilindigini gorebiliyorsam... oyleyse sorun ne!!
buyudugumuz, olgunlastigimiz cevrelerin, yogruldugumuz hamurun etkisi ile kisilikler farkli olusmakta..  
egitim ve toplumsal konumumuz ne olursa olsun ben ozelimde muhafazakarim ve de temel noktalarda gelen
eksel cizgimi alt ust etmeyi dusunmuyorum. Aile kavrami, yozlasmamis kisilerle iliskiler, durustluk, 
sureklilik, saygi vb ayrintilar benim icin cok cok onemli. bunlar asla senin icin onemsizmis falan demiyorum
ama farkli pencerelerden bakiyoruz bazilarinda. iste bu farklilik, mazaretlerin ne olursa olsun, Sunrise 
yaklasiminda belirginlesiyor ki, benim de tetiklenmem icin yetiyor.
kabul etmek gerekiyor ki, ikimizin de kendi cephesinde yasadigi tatsiz gelismelerin iliskilere yansimasini da 
yadsiyamayiz. hele cozumler de geciktikce...
Bugun oglende bir arkadasimin babasinin cenazesine giderken caldirdim seni, geri dönmedin. Sonra da 
kapatmissin telefonunu.
guzel, keyifli pazarlar yasamindan, sevdiklerinden hic uzak olmasin.  
 

 

6 ay 26 gün önce (cuma)

ERKEK 1.KADIN YAZIŞMA

MERHABA,
AKSAM EVDE DEGILDINIZ HERHALDE. ULASABILDIGIMDE DE UYKULU BIR SES VARDI ZATEN. KONUSAMADIN DA. OYSA CUMARTESIYI KONUSACAKTIK.. SEVGILER.

 

aradigin zaman kanepenin ustunde uyuyup kalmistim ama herkes evdeydi, konusamadim. kusura bakma. Sevgiler. 

 

 

6 ay 24 gün önce (perşembe)

ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

AKŞAM…

Canim,

seni bugun uzmek istemezdim..keske guzel bir gunu boyle huzursuz bitirmeseydik..sen de sussaydin ben de hic konusmasaydim ama konusmamak genellikle kabullenmek olarak degerlendiridigi icin dayanamadim. lutfen biraz daha mantikli olmaya calıs ve beni kendinden uzaklastirmaya calısma. benim icin cok degerlisin..bir de bunu anlamaya calıssan!!henuz senden ayrilalı 2 saat olmadi ama seni ozledim..sence bunun anlami yok mu?

yarini dusunerek basladigimiz bircok iste basarisiz oldugumuz zaman daha cok uzulmedik mi?..birkac ay once soyledigim gibi --izin ver sana daha yakin olayim--hergun biraz daha yakin.

sevgiler..

 

canisi, sen simdi cocuklarla yemek yiyor olmalısin. ben de mailini okumak icin Aygül un resim odevine ara verdim...
okudum, duygulandim. tesekkur ediyorum. aslinda hepsi bildiklerim ama icinde bulundugumuz puslu gunlerde dahi plansiz yasamak istemiyorum. cunku is konusunda bu limitimi, imtiyazimi fazlasıyla kullanmaktayim . bu vurdum duymazligimla da zaten bir baskasindan "yarin" bekleyemem.  

sen dememis olsan da; guven, insanlik, durustluk, yarenligin yetmeyecegini ben de biliyorum. once sanirim, en
azindan eskisi kadar ayaklarimi daha saglam basabilmeliyim.
sana kizmis, gucenmis falan degilim. minnacik da olsa yalan, kandirmacadir beni rahatsiz eden ki, sen de
olabildigince olumsuzluklari da paylasiyorsun benimle. bunun benim guvenimi kazanmaktaki etkinligini de zaten biliyorsun. keske gecmisde ufak tefek bir kac dil surcmesini de yapmasaydin  ama bu konuda sana
mutesekkirim; tesekkur ederim ki, bugunku yazlik kiyafet konusunu hatirla, ozet olarak...
sanirim ilk kez dusunduklerimi cok duzgun cumlelerle yazamadim. biliyorsun duzeltme yapmayi sevmiyorum.
aynen göndereceğim.

'yarin' kavrami karistirdi kafami. yarini isteyip istemedigimden ben de emin degilken bazen kendimizi cumleler arasinda yarinin icerisinde buluyorduk. cümle icinde geciyor ama net olarak yarini gundeme alınca da “yarin yok ki” diyebiliyorduk.
aslinda surec nedeniyle bunda bir anormallik de yoktu ama siradan, bunca riski goze alıp vasat bir kacamak- neselenmek icin uygun insanlar da degildik ki..

sanirim biraz zamana ve arinmaya gereksinimiz olacak ama hep bil ki; seni asla dun, bugun, yarin incitmek
istemiyorum. senden aldigim sevgi ve sicakligi onceki eşimden alamadiğimi bilirken, bunu itiraf etmemenin de
sana haksizlik olacagini dusunurken, izin ver, simdi daha yazmayayim. sevgiler.

sevgiler kabul edilmistir, bilginize sunulur.

 

 

6 ay 21 gün önce (salı)

 ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

gunaydin, uyumak uzereyim. Belki de bu sabah kahve icmeye gelmiyorsundur. sevgiler

 

hayatim,aksam saat 11 de minik bir adamla uyumus kalmisim. cok uyuyorum son gunlerde. az sonra giyinip oğlanın okuluna gidiyorum. saat 9 da toplanti var, sonra da is…

umarim islerini bitirdin. bugunu uykuda gecirirsin eminim. kendine hic dikkat etmiyorsun. sabahin bu saatine kadar uyanik kalacagina ve kendini yoracagina ,gunduz is yapsan da gece uyusan daha saglikli olmaz mi? en iyi uyku gece yarisindan once yapilan uykudur. vucudun sana tepki vermeden lutfen hayatini duzene sokmaya calis. cunku uzuluyorum. yanlis anlama, senin icin degil uzuntum, kendim icin. cunku bana gereklisin!!!(bencillik iste) sevgiler

 

 

5 ay 28 gün önce (p.tesi)

 ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

SABAH…

yagmur yagdi ya, o yuzden gelemedi bugun de postaci  ama aliskanlik işte, ben yine de gunde 3 kez bakiyorum
postacinin yoluna.  aslinda onun ne kabahati var ki, belki de ona bir sey vermiyorlardir. Olsun, canlari sagolsun tum sevdiklerimin...

 

sorry... telgrafin telleri de postacı da kalmadi artik. bence sen bosa bekliyorsun. gunumuzde internet var, telefon var, insanlarla nette karsilikli gorusebiliyorsun. sen hala postacıdan bahsedersen yandik. sevgiler

 

GECE…

benim biraz atesim var..saniyorum usuttum.ustelik bana bakacak kimse de yok. Kader işte...1 saat kadar buralardayim sonra yatacagim..sevgiler..

 

 

5 ay 25 gün önce (Cuma)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

MUTLU OLMALISIN

bitanesi, aramadin. sagol. sesin capcanliydi. Sen mutlusun ya, bu yeter. sen simdi sahile cay icmeye de gelemezsin. sevgiler.

 

 

5 ay 22 gün önce (p.tesi)

ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

YAZMAM GEREKLİYDİ

sevgili ERKEK,
uzun zamandir sana yazmamistim.ve yine uzun uzun dusundukten sonra yazmam gerektigine inandim.
seninle arkadasligim dostlugum baslarken senden birsey bekleyerek baslamamisti ve senin de benden birsey 
beklemediginden emindim. onemli olan sevdigim, saydigim ve herseyden daha onemlisi, guvenebildigim bir 
dostumun olmasiydi.
sana herzaman boyle yaklastim, gelecek dusunmeden. sosyal durumlarimiz ortada olduktan sonra bos yere hayal 
kurmanin anlami zaten yoktu.
ama zaman icinde senin yonlendirmelerinle--evet bunu cok rahatlikla soyleyebilirim—senin yonlendirmelerinle!!!.
ben de seninle birlikte gelecek planlari yapmaya baslamistim. ortak bir ev, cocuklar, ortak is... sonra ne oldu neden
 boyle oldu anlamadim ama bana; "seninle artik gelecek planlari yapamayiz" dedin, sasirdim kaldim.
son gunlerdeki gerginlikten dolayi," yanlis anladim yanlis degerlendiriyorum" diye dusundum. 2-3 gun bu konuda 
konusmamaya calistim. mutlaka yanlis anlamistim veya sen bunu istemeden soylemistin ama hic de oyle 
olmadigini bugun butun gercekligiyle gordum.
bilerek ve isteyerek soylenmisti ve bana “sırtımı donup gidebilecegimi anladin, degil mi ?” deniyordu
evet anladim..sırtını donup gidebilecek kadar degersizligimi anladim sevgili ERKEK.
canin sagolsun. sana kırgın degilim ve bunu binlerce defa tekrarlayabilirim. ben yine burdayim ama degersiz 
degilim.
benim de sırtımı donup gidebilecegimi, saniyorum beni tanidigin su kısa zaman icinde anlamisindir ama bunu 
kişinin hakettigine inandigim gun, birsey soyleme ihtiyaci hissetmeden yaparim.
benimle olan arkadasligindan pisman oldugunu dusunmuyorum. bunu dusunsem zaten beni birdaha burda 
goremezdin ama ben burdayim. sadece minik bir aciklama yapmak zorundayim sana. “seni seviyorum” demem 
sana bir zorunluk hissettiriyorsa, emin ol ki bu sozcugu benden bir daha duymayacaksin. 
kendini gelecege karsi ozgur hisset. benim hissettiklerim bana ait, ben bunlarin altindan kalkabilirim. sevgiler.
 
YAZMANIZ MI GEREKLİYDİ?
o bana dun ilk kez benim tam hissedebildigim modda "hayatim" dedi, sonradan da bu mektup geldi. Simdi 
de okudum ve hemencik sacmalamak istiyorum. 
"dönüp gidebilmek" once.. evet karakterim der ki: ne hissedersen hisset, istenilmedigin, saygi duyulmadigin
 an don ve git ama sorumluluktan kacmak, yuzustu birakmak, bunun icerisinde yok. 
Eski eşime asla boyun egmedigimi ama yuzustu de birakmadığımı ve benden sonrasini bile planlamaya, 
destek olmaya gayret ettigimi biliyorsun. sana da “dönüp gidiyorum” demedim, ancak gelecek konusunda 
kendi kendime gelin guvey olmamam gerektigini hissettigimi seninle de paylastim  ki, zaten bu mektubunda;
"senin yonlendirmenle gelecek.... " tarzindaki ifadenle sana haksizlik yaptigimi ifade ediyorsun. evet, gonul 
eglendirmek icin beraber olabilecegim bir kisi olarak goremedim seni. 
vazgectim, yazmiyorum. benim neler hisettigimi, anlayisimi, dusuncelerimi, neye nasil, nicin tepki verdigimi 
biliyorsun. bir yemek ismarlarsan, sana sözle tekrarlamaktan daha cok keyif duyacagimi da biliyorsun.
sevgiler hayatindan.
 

5 ay 20 gün önce (Çarşamba)

1.KADIN’dan ERKEK’e

saniyorum bana ayiracak zaman bulamadin. aksam gorusuruz demistin. yatiyorum.
 
 

5 ay 16 gün önce (Pazar)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

CANISI, SANA BUGUN BIR TURLU ULASAMADIM. SANIRIM NEDENINI SEN BILIYORSUNDUR. 
SEVGILER. 
 
 

4 ay 3 gün önce (Cuma)

ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

GECEYARISI…

Kral Arthur, bir soruya doğru cevap verebilirse hayatı kurtulacak, aksi takdirde ölecektir. Soruya cevap verebilmesi
için 1 sene süresi vardır. Soru aynen şöyledir: 
KADINLAR NE İSTERLER? 
Bu soru tabi ki,dünyanın en zor sorusu. Ancak, kralın fazla bir tercih şansı yoktur.
Ülkesine geri döner. Türlü alimlere, bilir kişilere danışır ama soruya tam bir doğru yanıt bulamaz. Bu sorunun
cevabını sadece yaşlı bir cadı bilmektedir. Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider. Cadı soruya
 cevap verecektir ancak bir şartı vardır. Cadı cevap karşılığında Arthur'un yakın arkadaşı, en iyi ve yakışıklı 
şövalyesi ile evlenmek istemektedir.
Arthur yıkılır ve bunu kabul edemeyeceğini söyler ve cadının yanından ayrılır. Şövalye olanları duyar, krala koşup
hiçbir şeyin Arthur'un hayatından daha önemli olamayacağını söyler. Ve cadıdan cevabı alırlar.
KADINLAR HER ZAMAN KENDi ÖZGÜR İRADELERİYLE KARAR ALMAK İSTERLER.
Evet, kesinlikle doğru olan bu cevap sayesine kralın hayatı kurtulur ancak, şövalyenin hayatı sönmüştür. Nihayet
şövalye için en kötü an yani, gerdek gecesi gelir.
Ancaaaakk...Odaya girdiğinde karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadınını görür. Şövalye şaşırır ve sorar.
"Sen kimsin?". Kadın cevap verir:.
"Ben evlendiğin cadıyım.Ancak gündüzleri son derece çirkin ve geceleri son derece güzel olurum. Ya da, gündüzleri
 son derece güzel ve geceleri son derece çirkin olurum. Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin". Şövalye çok kısa
bir süre düşünür. Geceleri mükemmel bir sevgili mi yoksa gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık mı? Ve 
şöyle cevap verir: 
"Nasıl olmak istediğine sen karar ver lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım." Cadı bu karar karşısında çok
sevinir.
"Sen bana seçme özgürlüğünü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem. Bu yüzden ömür boyu yanında güzel ve saygılı 
 biri olarak gözükeceğim".
sonuç ?

KADINLAR, İSTER SON DERECE GÜZEL, İSTER SON DERECE ÇİRKİN OLSUN, HER ZAMAN CADIDIRLAR  AMA TATLI CADI...

 

SABAH…

TATLI CADIYI HEP BENİMSEMİŞTİM
gunaydin sunrise, 
tatli cadi tarafı olamayacaklari hic yanima yaklastirmadimdi ama bu seferki bambaska bir seydi. degil 
ozgurluğümü, canimi, sevgimi, kisacasi tum benligimi bile ona teslim edecek denli durumdayken…  
erken uyandigimi sanmama ragmen; asla affedilmeden, beynimde silinemeyecek tahripleri ile beraber 
yasayacak artık. ama af duygusunun da vicdani olanlar icin bir anlam tasidigini bazen unutuyor gibiyim de... 
ama hikaye muthis. bilmem kacinci kez okumus olmama ragmen şimdi senden gelince yine tad verdi. 
selam yazip kapatacaktim, yaşadıklarımızdan animsadiğım bir cumleyi yazmadan edemiyeceğim. 
"benden korkmuyor musun " dediginde tatli cadi 
"hayir" demistim. cunku sovalye mecburiyetten, bense bilerek baslamistim. yaptigim bir suru 
orneklemelerle de, benimle beraberken cadi tarafini kullanmana gerek kalmayacagini aktarmistim. 
anladigini da zannetmistim ama ben yanilmisim. 
cadidan "melek" olamazdi. oysa benim aradigim melekti. olamadigini da sagolsun gosterdi; hem de durduk 
yerde saldirarak, baskin cikarak, yildirarak, nefret duygularimin cok derinlerden aciga cikmasini 
arzulayarak.  belki de bana, kendi basaramadiklarini, bu guzelligi tahrip ettiricesine yaptirarak. 
ben affetsem de iyilik, guzellik perileri affetmeyecek. tek hafifletici neden gibi gozuken ‘inat’ orjinli 
kaybetme psikolojisinin saldirganligi, ardindan bunun dogal yansimasi ‘guvensizlik’ bile artik yetersiz iken... 
ustelik bundan da emin degilim. hic bir seyden emin degilim demem daha dogru olur galiba. 
sen bunca yolu, bunca olumsuz davranisina ragmen topukla git, heyecanla kosacagini bekle,  naz'la 
karsilas.  iyi de naz yapabilmeyi oncesindeki hangi davranis ve eylemle hakettin ki?  allah askina keske 
hakedebilmis olsaydın da, ben de candan, icten, samimi bir sekilde bebegimi nazlayabilseydim. ama  parelel 
dusunmedigi asikardi. "NE YAPMISMIS KI !" 
"HIC". 
hangi tarafindan bakarsan, sevimsiz bir kelime. ne naz etmeye, ne de tatli cadi olmaya hakkin yok. bunlari 
sonsuz kredin surerken maalesef tukettin, hem de bana öncekinin izleri silinmeden "cok aci bir ders" 
vererek... bilmem bunu da atlatabilecek miyim?
yazmak, devam etmek istemiyorum, cunku karincayi incitemeyecek benden kirici, incitici kelimeler cikmaya 
 basladi. kisiler haketse bile benim kullanmamam  gerekir ama sen de biliyorsun ki, geriye donup yazdigimi 
yeniden okumadan gönderirim. onun icin dop dolu olsam da, barut gibi olsam da  devam etmeyecegim. 
cunku sen ‘hic bir sey!’ yapmadin. 
kina yak e'mi... 
enayi şaşkin ordekoglu 
 

 

4 ay 2 gün önce (c.tesi)

1.KADIN’dan ERKEK’e

AKŞAM BENİ ARADIĞINI BU SABAH FARK ETTİM. SENİ SEVİYORUM AMA MELEK OLAMAM. ÇOK ÖZLEDİM.

 

 

3 ay 24 gün önce (Cuma)

1.KADIN’dan ERKEK’e

gordun mu insan sevdiginin baska secimler yapmaya calistigini dusununce ne kadar kötü oluyor. sen bana “defol” sozcugunu aslinda bugun ogleden sonra kullandin. “telefon rehberime bakiyorum” derken hayatindan beni cok kotu cikardin.

bu bana cok agir bir ders oldu..haketmemistim..boyle bunalimli bir donemde tekerkedilmek cok aci geldi.

 

(ERKEK’nin notu: Bencil olmalıyım artık. Bittiğini anladı.)

 

 

3 ay 14 gün önce (Salı)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

GECE…

-iyi , kabul. neden ispat etmiyorsun. mesela gel, supriz yap bana ama hanimefendi mesgul

-istemedigimi mi dusunuyorsun. virus programi ariyorum

-yanit bile zor geldi. 6-7 tane daha virüslü mail gelmis senden

-igrenc birsey. bana bile geldi ustelik hic kullanmadigim bir adres. sanki gonderen arsiv gibi. sasirdim kaldim. dusunsene adres defterinde en az 50 kisi var. Rezillik. yarin bir virus programi almalıyim

-once tum programlari yeniden yuklemeli, sonra koruma.

BİR SAAT SONRA…

-Huu… evvelki gece de boyle kaybolmustun. yoksa bize mi geliyorsun?

-sorry, program kurmaya calisiyorum. evden cikmadin mi

-ciktim

-nereye gittin

-bir kac ziyaret, alisveris

-iyi. benden ne sakliyorsun?

-110 kilo nasil saklanir

-kafan? kafanda neler var?

-dolu, cok  karisik. toplayamiyorum

-calisiyor musun? beni bosver, sen isine evam et.

-seni bos veremem degerlisin

-seni seviyorum ve korkuyorum

-neden

-senden degil. Bilmiyorum. kendimi cok kotu kapirdim

-yaniliyorsun, kaptiran insan oyle mi olur? sevgini ancak bos zamanlarinda paylastigini dusunursen

-bilmiyorum. hic uykularim bu kadar kacmamisti. bu kadar olay yasadim, bu kadar uykusuz kalmadim

-bendeniz icin ne yaptin, kendinden ne fedakarlik yaptin

-hicbirsey

-her sey gonlunuzce olsun ve lutfen bir kez daha okuyunuz

-ne demek yani?

-yazdigimin yaniti gelemiyor, yani konuya odaklanmiyorsun her zamanki gibi

-korkuyorum. 4 cocuk, altından kalkamam saniyorum

-evet, zor ki, zaten tercihini hemen yapman da bu yuzdendi

-ama onlari da seviyorum ve sen bana hergun daha kotuluk yapiyorsun.

-kotulukden kastin ne ise, istersen yapmam.

- once kardesini tanistirdin. Sonra cocuklar, simdi annen de biliyor.kardeslerin biliyor. Bu benim icin onemli, bana guvendigini gostermiyor mu?

-bilmeleri ne ifade eder? 2+2 nin olamayacagini ( benim boyle bir talebim olmus muydu?) 2 ay once hissettirmistin ve filmi koparmistin zaten. simdi dogru soyluyorsun, nedenlerinden biri de korkmakti

-cocuklari seviyorum ben, korkum cocuklardan degil ama ailene karsi da cok sorumlulugum olacak.

-Işıl sordu bugun

-ne dedi?

-Songül‘ü tekrar o doktora goturcekmisin falan. "Birinci kocasını timarhaneye tıktı, seni de tikar 1.KADIN" gibi…

-hakli

-hani ben bizimkilere “onlar coktan ayrildilar, adam da zaten hastahanelik gibi” demistim ya, demek ki ben de korkmaliymisim ki, gecen gece zaten artik korktugumu soylemiştim sana. oysa eskiden tam guveniyor ve zerre kadar da cekinmiyordum senden.

-bu gercek mi

-yazdığımı okudun. bunu da sanirim ozellikle yaptin. sana insanca davranmami bile istemedin yani ama yapamam ki baska turlusunu

-ben de kendimden korkuyorum ama beni degistiren de sensin. adres defterinden bana alternatifler arayacağından bahsetmen beni deli etti. Hiç bir erkeğe guvenmemek icin kendime surekli telkinde bulundum. "gecmiste yasadiklarimi, bana bir daha kimse yasatamaz" diye yemin ettim.

-bahsettirmeyecektin. defter mevzuu daha dun, git  ondan bir ay geriye. Hatirla, bir ay boyunca uyardim ama sen ne yaptin?  guvensizlik olusturabilmek icin elinden geleni...

-hayir yapmadim. biliyor musun elinle yetistirdigin birini öldürdün.

-ben oyle anladim, ya da bana oyle yansidi. ölmemesi icin yalvardim ama…  o evrede bile; suyunu, yemnini, ilacini, gubresini hic eksik etmedim.

-ama seni cok seviyorum. simdi bunun mucadelesini veriyorum kendime

-neyin mucadelesini veriyorsun, birisi ile beraber basarmanin mi, yoksa birini unutabilmenin mi?

-seni seviyorum, bu asla azalmayacak

-yanit gelemiyor

-seni unutamam ama beni gercekten cok ittin. ben ihaneti gecmiste yasamistim. senden bunu beklememek en dogal hakkimdi. beni tehdit ettin

-ihanetin benimle ilgisi yok. ne dedim, ya da ne yaptim?

-"adres defterimi karistiriyorum, biri olursa degerlendirecegim" dedin

-dedirttin. pisman degilim. o duruma getirmeyecektin, uyardim seni

-iyi. bunu ne zaman soylediginin, beni ne hale getirdiginin farkinda misin peki?

-cunku kendimi artik ENAYI olarak hissettirtmeye baslamisdin

-haklisin sevgi cok geldi. seni seviyorum

-gelmis oldugun yerin, ya da vardigin guzelligin yarari tum omrun boyunca seninle olacaktir. konudan uzaklasma lutfen, kuru sevgi, yanit veremedigin zaman siginacagin liman olmasin. İliskimizin selameti icin ne yaptin? hangi caba, gayret icinde oldun? zerre onemsemedin ya da onemsedin de, "bos ver" dedin

-peki. Ayrılığımız sadece 10 gun oldu biliyor musun

-bence 10 gun degil. hic bir zaman da öyle dusunmeyecegim. eger öyle düşünecek olursam, o zaman o riskleri almakta, hakikaten pek "salak " bir kisi imisim.

-lutfen kirici olma hayatim

-karsilaslan bir konuda 'cozumsuzluk' olabilir ama ortada bir iyi niyet var ise, daha dogrusu cozum arzulaniyorsa, taraflar bu sorunu  masaya yatirirlar. kolay taraflarindan baslayarak cozmeye calisirlar. belki hepsini cozemezler ama en azından "cozmeye ugrastik, bu kadarini becerdik” der ve durum muhakemesi yaparlar.  yeterli gorurler veya gormezler. biz ne yaptik ?....... hic bir sey

-haklisin, yapmaya zaman bile bulamadik

-hayir, zaman vardi. konudan kactigin icin, cozum icin kafa yoracagimiz zamanlarda didiserek zamani oldurduk. hatta daha kotusu sana olan inancimi, guvenimi, sirtimi dayayabilirligimi azalttik. ikaz ettimse de yaramadi ve sonunda patladim. enayi oldugumu itiraf ettim ve bunu haketmedigimi de soyledim. maalesef bu gercek ve ben bunu artik degistiremem ya da zor unuturum, zor silerim bellegimden

-bunlar beni uzmuyor mu saniyorsun

-hele ivedi işe baslaman, yasadiklarimi, hissettiklerimi tamamen dogruladi

-evet. bugun bir tanisma toplantisi yapildi, benim kim oldugum doktorlara soylendi

-cok acimasizsin. dinlemek istemiyorum simdi

-evet acimasizim, tamam.  evde oturup depresyona girsem daha mi iyi olurdu

-neden oturacaktin?  once "biz"i cozumlemeye calisacaktik. buyur, işe basladin, depresyona da girmedin ama iliskiyi biraz daha gomdun. bunu amacladigini hic zannetmiyorum

-işe basladigim icin pisman deglim, beni anlayamadigin icin uzgunum

-neyi anlayacagim. ustelik ekonomik olarak acil calismaya gereksinimin de yok iken, konu cok net ve acik. ayrica ben sorunlarimi cozmekte zorlanirken bana yardimci olmaktan kacinman… benimle ugrasirken mi depresyona girecektin, sanmam. rehabilitasyon gibi gelecekti

-korktum. cunku sevmek farkli ama sorumluluk alip, beni bu kadar degistiren bir insana kendimi emanet etmek farkli. beni degistirmeye devam etmenden korktum. bunlardan kacmadim ama ben bir ise basladigim zaman bunu sonuna kadar getiririm

-bal gibi kactin. cunku hepimizi seviyordun ama sorumluluk almak istemiyordun, ustelik parayi cok seviyordun ama bizim iliskimiz icin bu ozeni gostermedin. yari yolda terk ettin. oysa ben sana guvenmis, cok seyi terketmis, yeni bir dunya hayal etmistim, ustelik olamayacak bir dunya da degildi.

-kirici oluyorsun, tamir edemeyecegin seyler soyleme. ben yatiyorum. geceleri uyuyamiyorum ve cok yorgunum

-berbat bir gece daha…

-benim icin de oyle. sen icindekileri haykirdin. keske sana mesaj gondermeseydim, keske kendimle kalsaydim

-yooo, konusmaktan kacmamaliyiz

-biz konusmuyoruz, kiriyoruz. sorun degil, bu da gecer. iyi geceler, biraz tv karsisinda yatıyorum, sonra uyurum.

-sen bilirsin. neden aramiyorsun

-bosver, boyle kalsin hersey. daha cok kirilmak istemiyorum. zamana ihtiyacim var. seni ozlememeyi ogrenmem gerekli. sevginin yetecegini de sen ogreneceksin

-o zaman yok. cunku her gun, her gun bu cozumsuzluk beni cok etkiliyor

-iyi geceler. cozumu buldun, sirtini don ve git

ERKEK’in YORUMU: sonrasinda bir saatten fazla bir sure de telefonda yedik birbirimizi. suphesiz ifadelerim biriktirdiklerimi yansittigim icin cok sempatik degildi ama asla o da benim yumusamam icin, ya da tepkilenmelerime neden olan konularda bir gramcik cozum uretmekten yana olmadi, olamadi. olamayinca da sevmek, sevilmek de care olamadi. yazik. ben de uzulecegim ama o cok cok uzulecek.

ustelik hata da yapacakmis, yapabilirmis. hata yapabilirlik ifadesi bile benim icin affedilmezlik. kisi once kendi erdemi icin yasar cunku.  sen uzulmeyi hakediyor olabilirsin ama ben hak edecek ne yaptim ki; saf, durust, aleni, berrak, seffaf, titiz, daha iyi olmasi icin planli olmaktan gayri.

devam ediyorum ama baska bir sayfaya…



1 ay 1 gün önce (Pazar)

1.KADIN’dan ERKEK’e

aylardir girmedigim bir mailde cok guzel seyler buldum..sen siiri seviyor musun?
Mavi Mavi Sevdim Seni  
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
kalbim simdi bir sokak çocugu 
kelebekleri göç etti gönlümün 
issizlasti hayat sanki 
sanki sabahi eksik siirlerimin 
sanki gecesi hep kanayan bir yara 
ve sanki artik hep kanayacak 
aglanacak bir askin kiyisina vurduysa gözlerim 
çare yok aglayacak 
 
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
kapilari kendime ben açamadim 
ya da yanlis saatlerde bekledim gelmeni 
ter içinde takvimler 
istasyon öksüzlügünde gözyasim 
düsünüyorumda sen gideli ne çok yalnizim 
sarmasik askin sarisinda kaldim, sarilamadim 
savunamadim seni kimselere 
anlatamadim seni kimselere 
kimsesiz kaldim 
en çok da sensiz 
 
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
sana uyumak 
sana uyanmakti hayat 
siratini geçtim yasarken,korkmadan 
korkumu geçtim cesarete ihanetle 
berdus bir,yalan masumiyeti öptüm bile bile 
tek sen gitme diye 
sonbahar oldum ,yaprak yaprak 
agaç oldum köklerimi unutarak 
tesellisiz bir geceye firlatildim 
kalbimi dar bi kafese kapatarak 
içimde bir kanarya 
hiç susmadan aglayacak 
 
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
yakamozlarinda yikadim sevdami çirilçiplak 
seni sevdigimi bagirdim mehtabina 
beyazinda aklandim bulutunun 
mavi mavi sevdim seni 
içim kan aglayarak 
 
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
anlattikça kis vuruyor satirlarima 
anlattikça üsüyor,anlattikça isiniyor yüregim 
bu gün sardunyalarim da açmadi 
belkide küskün renklere 
ellerimde ibadet gibi yasadiklarim 
ellerimde günah gibi yasayamadiklarim 
sensiz soluyorum anlayacagin 
mavi mavi ölüyorum 
duyuyor musun 
orda misin 
var misin 
yok musun? 
Bir tek seyi unutma 
seni sevdim ben 
yanarak 
yikilarak 
aklima her geldiginde AGLAYARAK  
. 
Ask ve kuyruklu Yildiz  
. 
gittigim bütün hekimler 
ayni seyleri söylediler 
söz birligi etmiscesine 
'ask hastaligidir bunun adi 
ve çok sarsar insani bu yastan sonra' 
oysa ne yalan söyliyeyim, 
ben yalnizca 
bir kuyrukluyildiza 
çarptigimi sanmistim 
yasamin çikmaz sokaklarinda yürürken 
yüregim bir patlamayla aydinlaninca  
 
 

MİLAT (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN İNTERNET ARKADAŞLIK SİTESİNDE YAZIŞMA

AKŞAM…

-Hani profilinde demişsin ya" kendimi anlatmam zor" diye.... Aradığın özelliklere bakıyorum da, ben de kendimi senin pencerenden göremiyorum... Ne olacak şimdi?...  :)

-merhaba, bu pencereden sağlıklı yazışamıyorum. mesajın için teşekkür ederim. Messenger adresime yazar mısınız.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

……………..

-afedersiniz, bilgisayar kilitlendi. mesleğinizi sormuştum, sonrasında hiç bir şey alamadım. yeniden yazmayın, yukarıdan kopyalayın.

-yazdıklarımı alamadın mı? inanmıyorum!....işin kötüsü görüşemeyeceğiz diye ben de kapattım pencereyi. anlayacağın kopyalama şansım da yok..

-o kötü,o zaman özet

-diplomamda "mimar" yazıyor ama henüz değilim,ben bu dergahta pişmeye,hırka giymeye çalışıyorum demiştim kısaca

-yaşınız o kadar küçük olamaz

2-yaşım küçük değil, 20 yıl önce mezun oldum ama bu öyle bir dergah ki,geçen senelerde belki "kalfa" lık payesine yükselebilmişimdir.

-yani 42 yaşında mı oluyorsunuz. çünkü, kopmadığınız anlarda aklı başında yazıyordunuz

- evet 42,sen?

-43

-sorunu yanıtladım sanırım,sen ne iş yapıyorsun ya da bir iş yapıyor musun?

-ben de iş yapmakla yapmamak arasında gidip geliyorum,aynen sizinki gibi. anladığım kadarı ile kalfalığı aştım, usta oldum dedim, belki zannettim. şimdi de pusuladan şüpheleniyorum

-hangi dergahta?

-kendi dergahımda,başkasının izinden gitmem

-kendi dergahının misyonu nedir?

-dedim ya, pusulamdan şüpheleniyorum. misyon, vizyon içiçe olmuş gibi

-Soyisimlerin de iki tane....biri göbek soyadın mı?  :)

-ikisi de nufusta var.sizin iddialı olduğunuz kadar ben de dürüstüm

-yani nüfusta ; Recep ERKEK Eroğlu Çetin yazıyor ha!... çok hoş... İspanyol ya da Meksikalı adı gibi...annemin kızlık soyadı da Çetin'dir

-benimkinin de. banka işlemlerinde artık onu da soruyorlar ya. Çetin soyadıyla ilgili size bilgi verdiğimi zannetmıyorum?!

-:gönderdiğin e-postada ERKEK Çetin yazıyor, oradan biliyorum. sana genelde hangi isminle sesleniliyor ya da benim hangi adını kullanmamı yeğlersin?

-Recep bey

-Bir de beşinci ismin mi var ‘bey’ diye....desene yandık....

-bey bence isim değil. han, kaan, bilmem ne olsa tamam da

-farkındayım,şaka yapmak istedim.

-belli....neden ben? neden bana yazma gereksinimi duydunuz. net/açık cevap lütfen. o siteye dün2196 kişi kaydolmuş

-dün gece netteyken,sistemde olanlara bir bakayım dedim ve senin sistemde olduğunu gördüm, profilini okudum ve tanımaya değer olabileceğini düşündüm.

-belkı o anda 976 kişi sistemdeydi

-bu beni ilgilendirmiyor ki. demek ki nasip diyeceğiz.

-güzel...profılımın ilgilendiren yanı nedir?

-çelişkisi ilgilendirdi..

-siz aşk, felsefe vs den hoşlanıyorsunuz, benim onlarla tanışıklığım yok. Ayrıca, profilinizdeki tanıtımınızda yanılmıyorsam ‘insan’ yazıyordu. Bunun yerine herhangi bir semavi dine mensup birini tercıh ederdim,

-"‘aşk’ı bilmiyorum, bildiğini söyleyenlerden öğrenebilirim belki diye ümidediyorum” diye yazmıştım. Bu ifadenin hoşlanma duygusuyla ilgisi yoktur.

‘etnik köken’de de "insan" yazmıştım ve bu benim için yeterli ve gerekliydi. üstelik dinim olmadığı da doğru. yaradanı bilmek için hiçbir aracıya ihtiyacım olmadığından,dinim de yok.

-hangı aşk a koştuğunuza bağlı olarak öğretebilecek kişiler de farklılaşacaktır mutlaka

-aşka filan da koşmuyorum,bunun adı: öğrenme isteği.

-Ben türküm  ama bir başka ulustan insanları; insan oldukları kadar ulusal ve/veya dini kimlikleri ile de görürüm. kıbrıslı mısınız?

-Türkiyeliyim

-yaradanın var olduğunu kabul ediyorsanız, dinsiz de değilmişsiniz ama olup olmamanız ne benı ne de bir başkasını ilgilendirmez

-Yaradanın varlığını bilmek, aracılarına ihtiyaç duymak değildir.

- aracılardan hiç bahsetmedim,aracılar, sanırım dergahdan siz bahsettiniz. aracı; yol, tarıkat oralar olsa gerek, iyi bilemeyeceğim konular gerçi…

- Dergah da, illaki dini motifler içermez.. benimki meslek dergahı..

-o zaman dergah kelımesını kullanamazsınız.cemiyettir, klupdür, akademidir,enstitüdür, labaratuvardır

-öyle mi sanıyorsun?.. bir ilmin,öğretinin yapıldığı ve yaşatıldığı kavramlar bütünüdür dergah..

- bilmem,öğrenmeye çalışıyorum...21. yılda mimarlıkta,  meslekle ilgili hala tekamül edememişseniz... mesleki olgunlaşmadan pek bahsedilmese gerek…

-tekamül bir süreçtir... bu sürecin hangi evresinde olduğum ise benim uzmanlaşmadığım anlamına gelmez

-ama belli ki kaybolan bir şey var.bulacaksınız,ümit ediyorsunuz. yazdığınızın mesleki bağlantısı yok,süreçle de

-kaybolan hiçbirşey yoktur ve olamaz da ....bu aklın ve fennin ilkelerine aykırıdır öncelikle..

-20 yılda bu ülkede emekli olabılıyorlar bayanlar. o zaman bulmak da mı yok

-ben kendim için konuşabilirim,bu ülkede emekli olan bayanların mesnetleri ise yine hiç ilgilendirmiyor beni. üstünde düşünmeye gerek bile duymadım,duymam da..

-şu an akıp giden saat, zaman sizce nedir?

-fiziksel bir boyuttur

-tanıyamadım o boyutu,bulmak...akıp giden, yıten zaman

-hız formülü    V= S/T ise....T burada zaman oluyor.. benim için "zaman" ın ifadesi sadece bu....

-mühendis , teknik eleman değilim..sosyal boyutu, yaşamın kendisi, pazar ilgilendiriyor beni

-aaaa....gelelim o dediğine...

-gelemeyeceğiz sanırım, benim işe dönmem gerekecek. felsefe benim harcım değil çünkü.

-haydi kolay gelsin sana...hoşçakal..

-ayrıca muammayı da pek benimsediğimi söyleyemeyeceğim

-muamma yok ki bende,felsefe de... sanırım düşüncelerimizi aynı platformada oluşturamıyoruz,hepsi bu...

-düşüncelerin oluşturulması....olur mu böyle bir şey...süreç nerede kaldı? buluşturabılmek belki...peki neden çakıştıramıyoruz, yorumunuz var mi?

-bu konuda önfikirli olduğunu ve beni karşına almak istediğini düşünüyorum. dolayısıyla bu birbirimizi anlamayı değil de, anlamayı reddedici tezler geliştirmeye götürüyor.

-neden acaba,sizi tanımıyorum, neden karşıma alayım ve neye karşı ön fikirliyim

-bunu sen biliyorsun.

-peki ne kazanmış olacağız? oysa strateji; politikalarla örerek bir hedef içindir.

-bak; ben strateji filan anlamam, bilmem de, yapmam da... hep neyse o olmuştur. buna da özel bir tanımlama yapma gereği duymuyorum bile. en azından, seninle altyazısız konuşamayacağımı anladım sanırım ve bunu yeğlemiyorum.

-bakınız., bu alt yazı sözcüğünü de ben çözemedim işte, ben de zaten olamayacağını yazdıydım. yanıt alamadım. stratejıye döneyim. hangi meziyetiniz üstündür

-haşa.... hiç bir üstün meziyetim yoktur.. sıradan biriyim. insan olmaya çalışıyorum o kadar

-yanı sizi bir erkeğin hedef olarak alabılmesı açısından?... sohbet, para, erk, zeka, sosyalite, tanınmışlık, güzellik, hamaratlık, sırdaslık, yarenlık, temsil yetenegi, ticari zeka...beraber olabılmeyı arzu etmek için de ışık olması gerekmez mi? hiç bir şeyi yoksa samimiyeti, sıcaklığı vardır. hiç bir doktrin bunu kabul etmez, iktisat ilmine bile ters

-buna yanıtı,benimle olmak isteyenler verebilir sana... bence bana hayranlık duyanlara sormalısın "bu insanda ne buluyorsunuz" diye...üstelik bu kadar basit,bu kadar sıradan bir insana...

- yanlış,sıradan olanın hayranı olmaz ve bilgilenebilmek için size hayran olan kimseyi tanımıyorum

-insanlar; varoluşlarındaki sıradanlıklarını,toplumun dayatmacı baskılarıyla yitirmişler ne yazık ki. Kimseyi tanımadığına göre, demek ki kendin tanıyacaksın. tabii bunu ikimiz de istersek....

-normal...eğri ile doğrunun arasında fark olmalı

-benden alabildiğin bir şeyler oldu mu şu ana kadar?

-cezbetmedi ama aldım...sanırım alabıleceğim de. ya siz?

-bence lafı uzatıp, ikimize de eziyet etmeyelim, olur mu?

-olur. çünkü siz bir muammasınız, belki bir pırlanta ama şu an bir şeylerin arkasında. ne alabıleceğimi bilsem....

-işte bir yanılgı daha... öylesine ortadayım ki, bu kadar ortalarda olana alışık olmadığınızdan, ardında birşeyler arıyorsunuz.

- olabılır, itiraz etmiyorum. bana sorduğunuz soruyu kendinize de sorar mısınız. aradığım sizin ima ettiğiniz değil ama

-ben hiç birşeyi ima da etmem, dümdüz söylerim. öküzlerimin arkasında buzağılar saklamam.

-peki  o zaman "ardında ne arıyormusum" direk söyleyiniz ve önceki sorunun yanıtı.. hanı kendinize de soracaktınız aynı soruyu...bir görebilsem

- ‘ne aradığını’ bilemem ama gözünün önündekini görmeyi reddettiğin kesin. seni anlamıyor değilim ama senden değilim. karmaşaya hatta entrikaya öyle endekslenmişsiniz ki, burnunuzun önündekini göremiyorsunuz. olabileceğine inanmıyorsunuz çünkü.

-rica etsem, beni azıcık tanımlar mısınız o zaman. sizinle bunca ( aslında kayıp değil) zamanı isteyerek ve bilerek mi boşa harcadım zannediyorsunuz

- mutlaka birbirimize birşeyler vermiş ve almışızdır.. kaldı ki "boşa harcamak" cümlesini hiç kullanmadım, kullanmam da…fillerin nasıl avlandığını bilir misin?

- kullanmadınız ama ben o muhasebeyı daıma yaparım.farklılık değil mi üretimi doğuran ,yenililikleri yaratan

-fil avı demiştim..

-paylaşabılırsınız

-genç filleri avladıktan sonra, koparamayacakları kalınlıkta iplerle bağlarlarmış. aradan zaman geçip de fil mücadeleden vaz geçince çok daha ince iple bağlarlarmış ve fil şatlanmış olduğundan bu incecik ipi kopartmayı denemezmiş bile. seni de en azından bana karşı bir file benzettim birden...

-sorun ne biliyor musunuz; kimlikleri tanıştırmadan fikirleri tanıştırmaya kalktık ve bu oyundan sankı zevk aldık. tersiz ama platformda bulustuğumuz yerler de var ve fil hikayesi doğrudur, yorumunuzda gerçeklik payı olabilir

- madem ki zevk aldık, öyleyse bu bir sorun değil...

-almasam, "boşa harcamak" olurdu,kayıp olurdu... kayıp yok ama karşıtı olan bulmada ne bulduğumu bilemıyorum henüz. keyif almadan kalmam da... farklılığı severim her şeyden önce.

-yaşam karşıtlıkların dengesi üzerine kurulu değil mi?

-evet ama bu kez karşıtı tanımlayamadım henüz... geride kalan süreyi kayıp olarak algılamazken, kazanç ya da güzel bir sohbet, paylaşım olarak düşünürsek

-şunu mu anlamaya çalıştın kendince; bu insan farklı mı,farklı mı görünmeye çalışıyor?

-yo yoo....hesaplar yapmadım sadece karşılık verdim

-öyleyse,neden hücumdasın?

-en iyi savunma olduğu için; eğer hücüm gibi algılandıysam

-istersen dön bir oku yazışmalarımızı. sanki biz iki rakipmişiz gibi davranıyorsun ama bende olmayan bir duyguyu körükleyemezsin..

-sonra siz bana bir başka zaman özetleseniz.... rakip?... olamaz... tanışmıyoruz bile... cinsiyetlerimiz bile farklı

-sende varolan bir dürtü için beni tanıman gerekmiyor ki... ben onun ortaya çıkması için bir aracı olabilirim ancak..

-bu sayfayı kapatalım dilerseniz,bu ifadeyi sevmedim, gündemimize neden dahil oldu ki

-kendiliğinden geldi işte..öylesine..

-peki devam ediniz,benim hızımı kesti ama ehh bıraz da olsa centilmeniz

-yok canııımmm....altı üstü ikimiz de insanız... birbirimize kadın ve erkek olabilmek...öyle uzak ki...

- neden uzak olsun ki biri kadın,diğeri erkek

-soruyu daha anlaşılır olarak yineler misin?

-daha anlaşılırlık için benım yazdığım cumlenin gerisindeki cumlenin de berrak olması gerekmez mi

-berrak değil mi?

-degil, en azından ön yargı var...

-demek ki alt yazı geçeceğim...

- gerekirse faydalıdır da, hem yanlış anlaşılmayı önler. hem de alt yazıyı yazana "eğitmenlik" payesini kazandırır.

-(böylece altyazı ile neyi anlattığımı da anlamış oldun sanırım) ikimiz de burada yazışan iki insan değil miyiz? benim için kadın ve erkek olma özelliklerimiz, insan olmaktan sonra geliyor

-bu doğru ama burada yaşamakta olduğum ya da yaşayacağım ilişkide insan değil kadın vardır benim için... ilişki bir sohbettır de bazen...sabah iş var mi, çocuğun okulu?...

-10 aydır işsizim.... onlar şantiyeci bir annenin çocukları olarak yıllardır kendileri hazırlanıp giderler okula. üstelik 16 ve 18 yaşındalar. Eh, unumu eleyip,eleğimi asmaya az kaldı.

- birden çok. Allah bağışlasın, üstelik kolaylamışsınızda, kız/ erkek?

-büyük erkek, küçük kız.

- anadolu yakasında oturuyordunuz yanılmıyorsam. belki de yakınız.

-11 aydır Acıbadem’de oturuyorum...

-3 yıl oturmuştum orada. öncesi?

-üniversite bitene kadar kadar İstanbul. sonrasında 19 yıl Muğla...ve 11 ay önce kürkçü dükkanına geri dönüş..

-Muğla civarında şantiyelerde otel, turizm işlerimi yani

-evet, genelde otel ve tatilköyü yapımlarındaydım.

-memleketiniz neresiydi

-Ben İstanbul doğumluyum.10 yaşıma kadar Yalova... sonrası yine İstanbul. Babamın aslı Kırım’dan göçme.. Osmanlı onları önce Van bölgesine yerleştirmiş, sonra Ermeni zulmünden kaçıp, daha kuzeye gitmişler. Annem tarafı Ordulu.

-karadenizlilik var yanı

-dedem cumhuriyetin kurulduğu döneminde Ordu hükümet tabibiymiş

-Özmen kimin soyadı

-babamın

-annenlerin ki

-Çetin dedim ya..

-pardon...ismini verirmisin ,yada annenin babasının adını

-Eşref

-doktor

-aynen öyle. benim annem en büyük çocuk. beni heyecanlandırdın, sen kuzenim misin yoksa?

-yok, seninle tanışmıyoruz. şu anda istanbul’da Eşref dedenin ikinci eşinden de bir yada iki çocuk var sanırım

-Evet. annem öleli dört yıl oldu, onun küçüğü olan teyzem geçen kış...

-Teyzenin kocası enişten, birden tam anımsayamıyorum ama taksıcıydi sanırım

-doğrudur.. o da yıllar önce öldü...benim anamın sülalesini sayıp döküyorsun..

-Emine teyzen de var…

-evet, ikinci eşinden dedemin

- biliyorum, Orhan Şahin le evli...ne haber?...ama bu kadar

-çok hoş yaaa....sanki hasret gideriyor gibiyim. ben seni tanır mıyım? yani en azından kimlerdensin, ya da bizimkileri nereden tanıyorsun?

-sadece aynı mahalleden, sen beni tanımazsın ama yeter değil mi…sen bilmem kaç milyon kişi arasından gel beni bul

-dünya küçük azizim...

-yanlış anımsadığım olmadı inşAllah.

-olmadı, helal olsun. çocukluğumuzda oralara geldiğimizde beni görmüşsündür belki de.

-güzel bir kızsan,olabılır

-çocuğun da güzeli mi olurmuş,sen de! Ve tabii ki sen de çocuktun o zamanlar. Ordu’da dayımlar uçanbalon yapıp satarlardı... ne eğlenmiştik...

-biliyorum… tabii çocuktum bende yada lise falan

-sokağın ortasından bir çay akardı ve helikopter böcekleriyle,ateş böcekleri vardı bolca..

-şimdi kapattılar üzerini. yahuuu, birden o uyuz kız gitti sohbet pencersinden. şimdi bakalım nasıl kızacak?

-aynen, uyuz adam da gitti. istersen baştan alalım.

-teşekkür ederim,en iyisi toparla. ben daha makalemi yazmadım.

-sana göndereyim mi aile fotoğrafı.

-sevinirim mimar hanım. sadece annenizi görmüş olduğumu hatırlıyorum. 15 çocuktan Eşref dedenin torunları 100ü  geçmiştir

-ablam genç kızken otobüste tanımadığı bir kadın onu çevirmiş ve nasıl benzettiyse dedeme "sen doktor Eşrefin nesisin" diye sormuş. anam da bir afetmiş yani. o dönemde dedem ortaokulu okutuyor diye adı orospuya çıkacakmış neredeyse.

-onu anneme sormam lazım, onlar hatırlar.

-orospu lafını Ordu'da ne kadar rahat kullanıyorlar

- sizde rahat kullanabılıyorsunuz ama…

-ben kullanamam,  onların ifadesini kullandım anlayasın diye.

-hatta denize ilk girebilende Emine abla oldu sanırım

-yanıldınız....annemler girermiş..ama gece girerlermiş

-Emine abla gündüz, benim annemlerde gece giredi, hatırlıyorum… vallahi, iyiki kaba bir laf etmedim. dalaşmış olabilirim,hatta karşılıklı...bak dünya ne kadar küçük

-ben dalaşmam. ne yaptıysan tek başına yapmışsındır...

-tahrik ettin

-hiç de değil...sen zaten fitilli bomba gibisin ama şimdi daha iyi oturdu neden böyle olduğun. ben bu modelleri çok yakından, dayılarımdan tanıyorum.

-aferin...

-hah!..babandan yadigar bir "aferin" kalmıştı,onu da bana verdin.

-kolay vermem aferini, seminerime gelenler, yanımda çalışanlar bilirler

-ben anlamam, bana verdin. demek ki hakettim.

-bir daha sizde zor alırsınız aferini, kıymetini bilecektiniz. 4. ismim Çetin i de çözmüş oldunmu

-olmadım, çünkü sadece komşuymuşsun

-ama soyadlarımız aynı. ben de size resim göndermeliyim değilmi? borç/ alacak mevzuu

-yok canım,gerekmez.sen belki beni tanırsın ya da benzetirsin diye gönderdim ben. nasıl, benzetebildin mi bari? ya Recep....ne güzel "bizim kız" olmuştum az önce,sonra birden resmileşiverdin yine. neden böyle yapıyorsun!...

-üzülme, kravatı gerektiğinde çıkarırım. siman benziyor. Benim annemin babasıyla senin deden amca çocukları...

- öyleyse annelerimiz amca çocuğu, yani biz akrabayız da uzaktan...

-yani azıcık bağımız var, ben lise bitince Ordu dan çıktım zaten… dün gecede Kasımpaşa da 30 kadar Ordu dan mahalleli toplanıp yemek yedik

-...ne güzel olmuştur..hep erkek miydiniz?

-evet,bak soruya; "erkek mıydınız?"...demek kı cinsiyet ayrımı var, bellek kabulleniyor.

-yanlış saptama..kurguyu izle şimdi; “keşke ben de olsaydım ama karma mıydı acaba?en iyisi sormak” işte bu şekilde gelişti beynimdeki kurgulama... anlayacağın,ayırım benim ayırımım değil, yapılmış olabilecek bir ayırımı algılama isteği, o kadar..

-anlıyorumda. damarına basmak keyiflendiriyor beni. modumda olursam , bazen hiç inanmadıklarımıda saatlece savunurum... bazen yaparım. keyif alırım. o an ınandığımı düşünmüyorumki, amaç konuyu açtırmak, genişletmek, farklı perspektiflerden muhakeme etmek. bazen buna şeytanın avukatı da denebiliyormuş…

- ben yapamam. inanmadığım hiçbirşeyi savunamam. beceremem ki...ama 'safa yatmayı' çok iyi oynarım ve insanlar benimle eğlendiklerini düşündükçe onlarla eylenmekten çok büyük keyif alırım.  sana kocaman bir dil çıkarıyorum.

-dilini ısırırlarsa karışmam.  sümme haş'a saf değilsin, sizin ailede saf yok ama hiç biriniz üvey anneannen kadar ne safı oynayabılır, ne de şeytanlığı

-ama öyle güzel yatarım ki safa... bir de açarım gözlerimi kocaman kocaman, boncuk gibi. dudağımı da salladım mı tamamdır.

-bön bön

-bön bön değil,hayret ve merak ifadesiyle, anlamaya,kavramaya çabalıyormuş gibi.

-tasdıkleme de var mi

- yok, göz kırpıştırma var.

-Muğla dan işsizlik sebebiyle mi, boşanınca mi döndün?

-c şıkkı

-yazmadım kı

-ben ilk eşimden boşandıktan sonra, onun üstüne iki evlilik daha yaptım, son evliliğim iki yıl önce bitti

-2,3...tebrikler,zaten alışıyormuş insan flört gibi. 2 ve 3 eşlerinden çocuk yok yanı

-istanbul’a küçük kızın konservatuar eğitimi için geri döndüm. şimdi lise birimi ikinci sınıfta ve kompozitör olmak istiyor

-güzel,yeteneklimi? mozikacı sülalenin yeğeni ne de olsa…büyük?

-büyük bu yıl başlıyor,o da endüstri mühendisi olacak

-kazandı yanı

-kazanamadı, özel okula gidecek. önümüzdeki yıl yatay geçiş yapacakmış

-dünya para be,babası mi karşılıyor finansı

-haklısın, yıllığı yedi bin dolar. bu çok uzun bir hikaye ama ben karşılıyorum. belki bir daha konuşursak ve zamanımız olursa anlatırım.

-kalsın şimdi, bu kadar sülaleni  hatırlattım, nasılsa kahve ikram edersin, o zaman anlatırsın

-ayıp ettin, kahvenin lafı mı olur. başımın üstünde yerin var.

-yazı yazacaktım ama uyumam lazım. aaa....sen demeye mi başlattın kız beni?

-ben yapmadım valla.... "kız" bile dedin..n'aber???????

-cumle karişmiş oldu.Ordu’ya geldiğinizde görmüşsem diye dedimdi

-ha..ha..haaaaa.....görsen unutmazdın....bundan eminim...

-o yıllarda işletmeye başlamıştım çoktan. Dayıların benim bekar evime gelmişlerdi.

-üffff..tamam, kafam karışmaya başladı. sen benim anamın sülalesini benden iyi biliyorsun.  eee...ne de olsa sülaledensin.

-tam sayılmaz. İkimizin de anne tarafı,soyadlarını bile veremedıler bize

-analar insan değil mi? bir soyadıyla bitiyorsa iş, yandık desene.

-hem de kutsal ama babanın kımlığı ile devam ediyor ve benim gibi anasının soyadını yazanlar da eleştiriliyor

-akrabalarım babam tarafıysa,ana tarafım ne oluyor peki? sonuçta bu 'gen' ise en az babam kadar anamdan da var...

- bazen daha fazla…yan akraba desek...amannn, akraba değil demedim ki

-tam sayılmaz dedin.

-o yorum farklı, üstelık o çocuğun gerçekliğini de sadece anne ve Allah bilebilirken

-oynamıyorum işte. hadi yatalım artık ,yoksa "kahvaltıya gel" diyeceğim.

-gelemem, kızlarımı okula göndereceğim, sana iyi sabahar diliyorum. genelde gece yarısı giriyorum nete. belki hafta ortasında görüşürüz de

-ben de genelde geceleri netteyim. demek ki karşılaşacağız. senin de günün güzel başlasın ve geçsin.

-neden olmasın... sağlıcakla kal

-sen de kal sağlıcakla.

-kahveydi değil mi, bakalım köpürtebiliyor musun?

-o dediğin bahane.

-olmalı.

   

 

1 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-nasıl geçti gününüz

- temizlik, tlf. ile iş görüşmeleri, alışveriş ,yemek yapmak.....daha devam edeyim mi? Senin tavla oyunu bitti mi?

-bitti ve ilke olarak biri ile sohbet ederken , onu ihmal edip bir başkası ile görüşmem. sadece mazaretimi beyan eder, çekilirim. Bugün sizin evin oralardaydım bir ara.

-uğrasaydın ama telefonum yok sende tabii ki. adres de olmayınca, yapacak birşey kalmıyor geriye.

-koca bir mahalle… zaman da yoktu esasında ama seni sokakta görseydim, tanır mıydım acaba?

-fotoğraftan tanıyorsun ya, sokakta da aynısıyım. ben bu mahalleyi çok sevdim. sanki İstanbul’da değil de, Anadolu’nun bir kasabanın (ege) çarşısında oturuyormuş gibiyim.

-kesinlikle öyle... geceler de canlıdır. Eskiden serseriler de vardı. manav, bakkal, kasap hep açık olurdu

-bizim sokak çok sakin. canlılık aşağıya doğru caddede oluyor. geceleri dışarı pek çıkmadığımdan bilemiyorum tabii,  çıkarsam da arabayla alındığımdan pek bilmiyorum ama sanmıyorum da.

-her tür insan var orada, risk de...

-dediklerine göre, genelde yerlisiymiş yaşayanlar, yanlış bilgi mi almışım? rumlar,ermeniler ve türkler..

-kim yerli? önce göç etmiş olanlarmı? evet çok eski bir semt, gayrı müslim kalmadı artık, çok az...

-yerleşik ahali diyelim. beni ve çocuklarımı rahatsız eden hiç kimse olmadı şimdiye dek.

-eski ve yaşlı bir semt ama her tarafa çok yakın

-bak işte bunda çok haklısın. hem İstanbul’un bu kadar merkezinde, hem de bir kasabada yaşıyor gibi olmak çok hoş.

-doğrudur. anadolu benzetmende doğru. Rahatsız etmek bir yana. doğru ınsana "bacı " der sahip de çıkarlar. iş arıyormuydun bu aralar? bir ilan geldi bana şimdi

-tabii ki arıyorum. iş  ilanları neden sana geliyor?

-İŞ İLANI TERİMLERİ

Prezentabl: Pazarlamaci yapcas biz seni.

Resim bölümü mezunu,yüksek lisans yapmis: Tabela boyayacaksin

Yogun is temposuna ayak uydurabilecek: Her aksam mesaiye kalacaksin, imanini gevretecez.

-ben de atladım saf,saf..

-doktor Eşrefin torunu saf olamaz

-ama şaka yaptığını anlayamadım başında. bugün aklıma çok geldin.

-bugün neden çok gelmişim aklına?

-gece yaşadığımız rastlantı çok hoştu. sabah kalkar kalkmaz, kahvaltıda oğluma anlattım büyük bir coşkuyla.

-rastlantılar hep güzeldir. monotonluk bıraz olsun giderilmiş gibi oldu

-güzeldir de sürekli yaşanmazlar. bu nedenle etkilerler insanı ve akılda kalıcı olurlar.

- good…eee....şaşırmıştır çocuk

-hem şaşırdı hem sevindi..

-iki kat altımızda diş hekimi bir hanım komşumuz var. 3 yıl önce eşi vefat etti, dünyaya küstü önceleri. geçen yıl internette biri ile tanışıyor; saatlerce laflıyorlar. adam sohbet esnasında karşısındaki kişinin kızkardeşi olduğunu anlıyor ve hafiften sarkarak yokluyor ablasını. bereket abla hala ölen eşine tutkulu… tesadüfler olabiliyor.

-işte bu nedenle bana uymuyor, insanların gizlenmesi, kendilerini saklamaları aldatmacaya yönelik bir savunma mekanizması gibi geliyor..

-gizlenmeden de olmuyor, özellikle başlangıçta…

-ben hiç gizlenmedim ve bir sakıncasını da yaşamadım

- aldatmacayı kabullenmem, o farklı ama gercek kimliğinle sanal sitede dolaşmıyorsun. ben onu kastediyorum

-gizlenecek neyim var ki? ben dolaşıyorum işte. nerede olursa olsun, kimliğim tek benim.

-bana ulaştığın sitede adın ne?

- oradaki adım ‘madem ki yaşıyoruz’ ve oradaki bilgilerin hepsi 'ben' im. gerekli görmediklerimi, zorunlu olmadıkça vermedim tabii...

-biliyorum ama orada adın bir rumuz, gerçek adın ve soyadın değil.

- adımı sorsaydı onu da yazardım. rumuzum, niyetimi gösteriyor, bunun adı gizlenmek değil.

-hadi kavgaya... yok, dalaşmayacağım.

-gizlenmek olsaydı, sana hemen verir miydim adımı ve adresimi.

-ben farklı ne söylüyorum? güven hissetmesen vermezsın. ben vermiyorum

-"rumuz yerine neden adını yazmadın öyleyse" diyorsun ya... gelelim bana; ben güvensizliği bilmiyorum.

-bu gece tartışmayacağım. dün gece bir 24 saat daha yapardım ama senden sonra uyukladım klavyede, sabah yazımı zor tamamladım

-haydi şimdi uyu öyleyse. ne yazısı bu tamamladığın?

-dergi okuyacağım. yanıtlanacak e-postalara bakıyorum. dün sabahki yazı fındık sektörü ile ilgiliydi, konuşmaya başladığımızda da kitap için yazıyordum.

-bir dergi ya da gazeteye filan mı yazıyorsun?

-evet, daha doğrusu “yazmaya çalışıyorum” diyeyim

-desene, daha yapılacak çok işlerin var bu gece. biz helalleşelim ve sana kolay gelsin diyeyim.

-kahve alacağım var, helalleşerek neden vazgeçeyim.

-tamam sen helal etme ve gel iç kahveni. büyük bir özveriyle, şimdilik seni rahat bırakmayı öneriyorum.

-peki kabul....haa.... aslında bugün bende seni çok merak ettim, görüşmek üzere…

-'de' takısını yanlış kullandın, çünkü ben seni merak etmedim, düşündüm.

-haklısın ama düşünmekte vardı bendede...uykusuzluğa ver be kız. demekki ben bu gece yazı mazı yazmamalıyım

-verdim gitti...en azından yazışmalarımızda farkettiğim, bir sürü imla hataların sebebiyle, ben editörlük yaparım sana, merak etme...

-şimdi senin araban olsaydı, atlasan 4 dakikada buraya gelsen; öndeki pakta ne güzel oturuduk diyecektim ama uyuyorum ben.

-sen yazmana bak. uyumadığımız zamanlar torbaya mı girmiş ki, uyuyan Recep (bey) le parkta oturacağım.

-bey nerden çıktı şimdi, dün gece yasaklamıştınız

-sendeeeennnnn!!!!!!!! ben yasaklamamıştım

-doğru mu söylüyorsun?

-sen bana kullandığın adını "Recep bey derler" diye lanse etmiştin, anımsasana.

-demek ki, sen dedirtebilmişsin bana. ileti yolladım şimdi, aldın mı?

-(burada kendime "helal olsun" mu demem gerekiyor,ne dersin?) geldi ama okumadım. henüz açıyorum

-okumalıydın, redakte etmesi için sayın editore göndermiştim

-işe alındım mı yani!!!!!!!!! YAAAAA-ŞAAAAAA-SIIIIIINNNNNNN

-bir kaç test, deneme süresi falan

-aaaaa…fotoğraf yollamışsın. hepiniz birbirinize benziyorsunuz. kuzenimi ya da dayımı görmüş gibi oldum.

-sen de dahil mi

-onu sen söyleyeceksin,ben benziyor muyum?

-gönderdiğin fotoğraf çok küçüktü ama rahmetli annen çok güzelmiş

-büyütseydin fotoğrafı, gerçi o vakit de grenler dağılıyor. sana kim söyledi annemin güzel olduğunu? dillere destanmış ya hu, adına türküler yakılmış kadının.

-küçüklüğümde söylenenlerden hatırlıyorum... sanırım Halil’den de işitmiştim. senin adına da türküler yakmışlarki, insanlar tek imzayı beceremezken, bak 3 imza attırabilme başarısını göstermişsin.

-3 imzayı ben attırmadım,bana attırdılar.

-iyi düşün, erkekler attırdık zannederler. zavallı onlar be!

-canım efendim, benim ‘evlenmek’ gibi bir derdim yokken, nasıl bir fotoğraf veriyorum ki ,direkt evlenme önerisiyle karşılaşıyorum dersin?

-evet... bu mektubuda yanıtladıktan sonra çıkarım ben, sohbet için teşekkür

-iyi, hadi kolay gelsin sana. sen de sağol ve hoşçakal.

-yarın karşı taraftan erken dönersem arayabilirim seni, bye

-beklerim. ne olur deme şunu yaaaa....bir çuval incir berbat oldu.

-neyi demeyeyim

-dün gece ayrılırken "hoşçakal" dediğinde,nasıl kıvançla dolmuştu içim. bunun ardından yakıştı mı şu "bye"..

-peki hoş kal...ama o 3 harf ekonomik... ve de sevgiyle kal

 

 

2 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

iyi geceler,
öncelikle bu akşam üstü için teşekkür ederim. keyifliydi. Görkem ve Ece de çok tatlı. umarım iyi dinleyiciler buldum diye fazla lafazanlık yapmamışımdır. haa, güzel olabileceğini tahmin ediyordum ama bu kadar hoş olabileceğini beklemediğimi itiraf edeyim.
"pembe patikler" yazısını çok tuttum. paylaştığın için sağol. şiire gelince; şiir okumayı sevmiyorum. okuyamıyorum ama okumasını bilen olursa zevkle dinleyebiliyorum.
şimdilik hoşça, sevgiyle kal.

ERKEK

 

 

3 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-uygun musun?

-biraz ara verebilirim

-Çocuklar ve ben Emma Chaplin hastasıyız da ,onun konserine bilet bakıyordum ama rezervasyon işini beceremedim. satın almak gerekiyor buradan herhalde. ben satın almak istemiyorum, sadece rezervasyon istiyorum.  Çünkü bakarsın tam benim ameliyat tarihime denk gelir, gidemeyiz.

-rezervasyon yapıyor mu?

- işte ben de onu yapmak istedim, beceremedim.

-gece mesain kacta başlayıp, kaçta bitiyor senin Allahaşkına?

-yaklaşık 23.00 gibi başlıyor, sonrası ise Allah ne verdiyse. genelde 01.00 de bitiyor.

-bu durumda sabah kaçta kalkabiliyorsun? Çocukları okula yolcu edemiyorsundur ama onlar artık kocaman

-kalkışım değişiyor günde 4 - 6 saat uyku yeterli bana. anlayacağın, kalkışım da geç olmuyor ama 4 saatten az uyuyacaksam, hiç yatmıyorum, çünkü az uyku, uykusuzluktan daha kötü etkiliyor beni.

-sınırda bir süre. 2-3 yıl oncesine kadar bana da yetiyordu, kesinlikle sarhos gibi oluyorum artık. şimdi bünye 5-6 saat uyumak istiyor.

-6 saat uyuduktan sonra açıyorum gözlerimi. biliyorsun belki,mimarların bir diğer adı da gecekuşu dur...

-çok yakın arkadaşım konumunda mimar olmadı,

-belki bir tane olur bundan böyle... J

-evet,kimbilir... kısmet, zaman... Görkem in okulu başlamadı henüz değilmi?

- yarın İngilizce yeterlilik sınavı var Görkem’in... bugün, gönderdiğin e.postanı okudum. hem mahçup oldum hem de mutlu. ne diyeyim, sağolasın.

- aaa neden mahcubiyet? ne yazmışım uykulu uykulu? benim ölçülerimde haketmediğin bir şeyi yazamam.

-biliyorum yazmayacağını. bu nedenle "iltifat ediyorsun" demedim zaten.

-demek ki hakkediyormuşsun.

-haketmekle, bunun sana ifade edilmesi aynı şey değil biliyorsun.

-hiihhiii... paylaşımdan kaçınmamalı ama…

-yani ben çirkin olmadığımı biliyorum en azından ama bir de "güzelsin" dendi mi...hele bunu senin gibi ‘gıcık’ bir adam dillendirmişse, bu resmen bir paye gibi geliyor bana.

- 'hoş' güzelden öte ama. güzel olmuş, ama donuk, üretimsiz, kapanık, verici yanı yok... canı cehenneme

-"ben ceylanım" Recep!!!!!!!!!!...yoksa ERKEK mi? çünkü yazının altına "ERKEK" yazmışsın.

-ceylanı göremedim... hangisini istersen ama yakın aile ERKEK diyor. kendin seç.

-işte bunu bildiğim çok iyi oldu. demek ki beni kendinden biliyorsun ki, “ERKEK” diyorsun yazının altına. sen bundan böyle benim için de ‘ERKEK’ sin...

-seni yakın hissettiğim bir gerçek, evine bile gelebildim... gitmem çünkü.

-bize sunulan bu olanağı değerlendirdik ikimiz de. sen sanıyor musun ki, ben evime davet ederim?

-değerlendiriyoruz, belki de değerlendirmeye devam edeceğiz.

-ya nasip... dilerim yaşanacaklar herkese "iyi ki" dedirtir.

-ya da yaşanamayacaklar…  bunca akrabana rağmen aslında sen yalnızsın.

-yıllarca gurbette tek başına olunca, sonuç böyle oluyor ister istemez. yaşanmayacakları hiç bir zaman bilemediğimizden, değerlendiremeyiz de. dolayısıyla her yaşanmayacağın karşısında, mutlaka bir yaşanacak vardır.

-yorumun doğrudur, sadece  bu son 3 cümleyi bile bir kaç saat olabildiğince didikleyebiliriz de

-yine de İstanbul’a geri dönüşüm, aradaki mesafeleri kapatmama oldukça yardımcı oldu. örneğin yarınki kandilde teyzemin kandilini mübareklemek ne büyük keyif, onun sesindeki mutluluğu ve hazzı yakalamak ne güzel olacak.

- hatırlatırım, 1yaş da olsa ben de senden büyüğüm. "beyhudar ol kızım" demek de yakışıyor bana üstelik.

-bak bu da ne güzel. demek ki senin de kandilini kutlayacağım. istersen yıl değil, ay farkıyla büyük ol, bir dini bayramda görüşsek, illa ki elini de öperim ve bundan mutluluk duyarım.

-yok, o kadar da değil ceylan. dini bayramda görüşmememiz için ne neden yok ki...

-bizde böyle... “neden var” demedim zaten. bakarsın görüşürüz,kutlaşırız. ben elini öpmeye davranırım, sen de geri çekmeye çalışırsın filan... ceylan bir fıkra, anlatayım mı?

-dinliyorum

-ülkelerin istihbarat teşkilatları arasında bir yarışma düzenleniyor. amazon ormanlarına bir ceylan salınıyor ve bir saat sonra bir ülkenin iki ajanı ormana dalıyor,ceylanı sağ olarak en kısa sürede bulup,ormandan çıkaran ülke birinci olacak.uzun etmeyelim, sıra bizim MİT cilere geliyor ve ceylanın ardından doğru ormana dalıyorlar... aradan saatler geçiyor, ne gelen var ne giden, millet bizimkilerden ümidi kesiyor ve arama ekiplerini ormana salmaya davranıyorlar... derken, ormandan bir gürültü geliyor, bir de ne görsünler!.. bizim iki MİT ajanı ve yanlarında kocaman bir fil.

"yahu,sizi çok merak ettik,nerede kaldınız?hani ceylan?" diye soruyorlar. işte o anda fil arka iki ayağı üstüne kalkıyor ve ön ayaklarını da havaya kaldırarak şöyle diyor;

"ben ceylanım...ben ceylanım..."

aslında fıkra değil de, kara mizah demek daha doğru belki de. yani, canım efendim, sen de böyle laf bombardımanına başladın mı, ben o fil gibi oluyorum karşında.   

-aranızdaki fark; sen narinsin file göre. sevdim savunmanı.

-bir de not versene Allah aşkına....

-ama bilirmisin, tıpkı o fil gibi ırı kıyımlarında yürekleri çok daha narin olurmuş.

-annem de öyle derdi. bir de; "kadının kıllısından, erkeğin kılsızından korkacaksın"derdi.

-gerçeğe oldukça yakın. nur içinde yatsın. saatli maarif takviminden okumuştur o da... hani eskiden vardı ama sen hatırlamazsın, küçücüktün o zamanlar.

-ben de okurdum ama anneminkiler tecrübe sonucunda oluşmuş, kendi vecizeleriydi. bir lafı vardır ki çok sık kullanırım. derdi ki; "öpmeye meramı olmayan, yanağın nerede diye sorar"

-bence de deneyimleri sonucunda sarf ettiği ifadedir, yaygın bir sözdür. millet olarak da bize çok uygundur

-bizim oralarda yaygın olabilir ama sen hariç, benim söylediğim tüm insanlar ilk benden duymuşlardı.

-yöresel olabılır ama ben de eskilerdenim. arada osmanlıcada karıştırmamdan belli değilmi?

-sanırım eskiye değil, yöreye dayalı bir laf bu..

-ceylan, zaman ayırman gereken dostların olabilir, ben daha buralardayım. bana bu gece “izin” dediğin gibi hatırlatman yeterli, alınmam.

-benimle görüşmeyi bekleyen kimse yok. görüşmelerimi bitirmiştim, sen sonuna yetiştin.

-aaa...rezervasyonsuz kaldın desene.ben kolayını buldum ama; genelde herkes Recep Eroğlu adresinde, ERKEK de çok az dost var.

-bir kız var, daha doğrusu bir kadın. bu gece ona destek olmaya çalıştım, sanırım olabildim de. bakalım zaman gösterecek?

-sorunu ne? el koyalım icabında.

-bir de Trabzon’da işletme okuyan bir manevi oğlum var. son senesi ama bir yıl kaybı var. böyle olunca babası da tüm ödemeyi kesmiş. İzmit’te oturuyor ailesi. annesini 12 yaşında bir trafik kazasında yitirmiş. bu nedenle beni ‘ana’ ilan etti kendine. becerebildiğimce elinden tutmaya çalışıyorum..

-ne mutlu sana, en güzel ibadet…

-bu dönem için Trabzon’da part-time iş ayarlamaya çalışıyorum ona, inşallah becerebilirim. biraz da onunla dertleştik bu gece.

-ona söyle; Bilgi dershanesıne gitsin, "Kemal Baykan beyi görmek istiyorum" desin, Kemale de benim gönderdiğimi söylesin. Çalışmaya ihtiyacım var, Recep Bey part-time iş konusunda bana yardımcı olabileceğinizi söyledi desin.

-cok düzgün bir çocuk, görsen, masum bir melek gibi.

-çocuğa mutlak güvendiğini hissederek yazdım zaten.

-hemen bildireceğim. dilerim senin de bir faydan olur da, ibadetime ortak olursun. senin adını vermesi yeterli mi, yoksa sen arasan da öyle mi gitse, ne dersin?

-gerek yok ama ararım, zaten her hafta laflarız. 15 gün once buradaydı, yemeğe aldım. umarım yararı olur

-işte böyle, hayır işlerimi de bu günlük bitirdikten sonra, seninle yazışmaya başladım. tabii bir de sana da yolladığım ‘toplumsal empati’ yi kaleme aldım.

-okudum, güzel özetlemişsin. ben çok geç girdim nete, dışarıda misafirim vardı.

-kızlar ne yaptılar evde sensiz?

-aslında zor bir konu. anneleri bekledi ben gelene kadar. yarın akşam da gece 11 e kadar iş yemeğim var. yeni bir proje, içki yok.

-"içki yok" demekle böyle bir detayı neden verdiğini anlayamadım.

-daha az yazmaya çalışacağım, "bombardıman oluyormuş" dedi ceylan. yarın kandil ya,15 dk önce gündemimizdeydi.

- konu çok yazman değil ki. sen bunu saptırmayacak yeterlilikte bir insansın, kendine haksızlık etme.

- ama ben alkolluyken sen benim kandılımı kutlasan ayıp olmaz mı?

-bunu biliyorum da, sen neden beni bilgilendirme gereği duydun diye meraklandım sadece.

-bende biliyorumda, seni deşebilmek için… J

-deşebildin mi bari...

-bombardımana dokunmuştum, bitti o konu. deşilmek için sen de meyilli olmalısın, kocamansın

-sence bitmiş olması, bence de bittiğini göstermez.

-peki.

-aman da ne güzel, ne uysal "peki" dermiş, gülümsettin beni.

-birazda mahzun

-seninle mahsunlaşmayı bütünleştiremedim nedense. neden mahsun oluverdin ki? anlamama yardımcı olur musun?

-yakaladın sayılır. ince dokundurma var, evet.

-aaaaaaaaahhhhhhh..ah! şu dokundurmalardan bir anlasaydım. ben dedim ya dümdüz biriyim diye...

-bir an minnacık bir kabahat etmiş olmayı arzu ettim ve de tatlı bir sitem yemeyi…

-adı var mı o kabahatin, yoksa ne olursa mı?

-adı yok... muziplik olsun adı.

-benim sitemim sert mi oldu?

-tadındaydı, okşadı, üzmedi. onu bekliyordum, aldim. bak bir mahzun kelimesi neler yazdırdı

-pekala, yap bakalım bir muziplik de bileyim nasıl oluyormuş senin muzipliğin

-sanaldı muziplik, yapmışım gibi…

-inanır mısın, mahsunluk gibi muzipliği de bağdaştıramadım seninle. belki zaman gerekecek, belki de gerçekten yok bunlar sende.

-bu da doğru galiba. sınavı tek tek geçiyorsun.

-beni sınanan kabul ettiğin gibi,ben de seni sınayan olarak görseydim; sanırım senin deyiminle 'geçer not’ alamazdım ama şunda doğrusun; farkında olalım ya da olmayalım, birbirimizi sınıyoruz. bunu her türlü ilişkimizde ve her zaman yapıyoruz. bu sınamalarla, insanları belli platformlara koyarız.

-kendi adıma çok değil. bir başkasına yaptığımın çok azı seninle. ilişkilerde bu zorunludur, olmalıdır ama senin için aynı kriter yok. Bu günlerden çok önce tanıdığımı kabul ediyorum. Çünkü beyinler uyuşmasa da var olacaksın.

-sözünü ettiğin fiziksel tanıma ya da akrabalık ilişkisiyse, bence ilgisi yok. beni tanımaya başladın, ben de seni.

-tanımaya başladığım ikinci sen fiziksel değil. ilkini hep tanıyorum. Yorumladığım da o... ilki her daim var olacak, ikincisi bize bağlı.

-tanışıklığın keşfi, bizim kopma noktasına gelmiş başlangıcımızın kopmamasına neden oldu

-zor bir cümle ama doğru ifade. başkalarını bile ilgilendirecek…

-bilgilenince ilgilenecekler elbet.

-çay aldım

-ben de çay alayım. özendim sana...

-afiyet olsun

-"ilkini hep tanıyorum" da ifade ettiğin, modellediğin hani şu "sıradan" dediğin ve bildiğin bir insan cinsi mi? ve ikinci ile kastettiğin"sıradan olmayan" mı?

-sıradan demeyelim, yeni süreç benim.. vazgeçtim, takılma...

-“vaz geçme lütfen” desem, devam etmen için faydası olur mu?

-faydası yok ki şu an. farzet ki anne soyadın Çetin değil, ben de akıllı olduğunu hissettiğim hoş bir arkadaş ediniyorum.

-pekala, belki faydası olabileceğini düşüneceğin, başka bir zaman konuşuruz bunu....ya da farzettim diyelim, kaldı ki benim böyle bir farzetmeye gereksinimim yok.

-sen unutmazsın, açarsın. açmazsan bile satır aralarından alırsın, devam et cümlene.

-İkimizin de Çetin olmanın avantajlarından yararlandığı, yadsınmaz gerçeğimizdir.

-satır arası okundu bile.

-ve bunu becerebildiğimiz en üst derecede kullandığımız da su götürmez gerçeğimiz.

-pek sayılmaz. avantaj sağladı o kadar. Fazlası; yeni, anlamlı bir ilişkiyi desteklemez.

-sunduğu olanağı elimizden geldiğince kullanmıyor muyuz, Allah aşkına...

-geride kaldı… seninle yazışırken çoğu kez aklıma gelmiyor, gelmemeli. şu an ki zaman dilimini benim, hatta senin % 50 Çetin olmamız nedeniyle paylaşmıyoruz.

-bu nedenle de; “kendimi Çetin olarak görmüyorum ki farzedeyim” dedim sana. kaldı ki bu bize şunu gösteriyor; biz birbirimizi önemsiyoruz.

-güzel… akraba kimliklerimiz var ama şu an burada yoklar.

-yani, bizim kopmamamızı sağlayan avantaj, şimdi dezavantaja mı dönüştü?

-avantaj devam ediyor aslında, en azından birbirimize kötü kimlik olamayız. basitleştirerek; sen de % 50 sin ya, Çetin olmak başlangıcı kolaylaştırdı.  güven önemli faktör ama devamını sağlamaz.

-ikimizin de Çetin olması, şu an bulunduğumuzdan çok daha farklı bir yerde değil mi? yani burada konuşan sen ve ben, Çetin olarak konuşmuyoruz.

- kesinlikle... belki dolambaçlı oldu ama ben de onu yazdım.

-öyleyse Çetin olmak neyi bağlıyor ya da etkiliyor?

-yanıtını biliyorsun, en azından çok daha özenli olmayı...

-bilmiyorum, anlamıyorum ki bileyim. düşünürsem yakıştırmalarım olabilir ama buna gerek var mı? bunu okuduğuma üzüldüm.

-yanlış anlamamı var acaba?

-insan olarak özene değer olmayı yeğlerdim

- tahmin ettim, bundan korkuyordum... üzülmen gerekmiyor. ne düşündüğünü hissedebiliyorum. Düşündüğün gibi değil ama şimdi zor anlatabilirim.

-erteleme lütfen. çünkü bir yanılgı oluşmuşsa, bunu düzeltmek gerek, hem de soğutmadan...

-yo tekrar yanlış anlaşılabilir . başka türlü, Çetin olmadan kendimi anlatmam gerekecek

-ama anlat ne olur!.. Çetin olma ve anlat!..

-her ama her ilişkimde; kadın, erkek, cocuk, genc, yaşlı, asil, zavallı vs. kendimden fedakarlıkda ederek, azami özeni gösteririm. örneklerini hep yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum ve seninle insan olarak değer verdiğim, saygı duyduğum için paylaşıyorum. bu aşamada Çetin falan beni ilgilendirmiyor.

-öyleyse yakınman niye? sanki elini kolunu bağlıyormuş ya da bize engelmiş yakıştırması yapıyorsun.

-abarttın, öyle bir yapıdamıyım sence?

-ben abartmıyorum, sadece yazdıklarını sana tekrarlıyorum. Bu soruyu yanıtlayabilecek yeterlilikte altyapım yok seninle, ancak olasılık olarak görüyorum.

-yoo, yorum  yapabilecek kadar sentezlemişsindir. Kısacası; sen ve benden başka engel olabilecek bir faktör yok...

-bak ne kadar kolay kendini açan bir insanım ki, benim yeterliliklerimi keşfediverdin...

-dahasını da…

-ne hoş... benim için çok büyük heyecandır, keşfedemediğim benin bana anlatılması... bu benim kendimi geliştirebilmemin en önemli kıstaslarındandır bence.

-tersi de hoş olacaktır emin ol. zemini olgunlaştırınca bu mümkün olabiliyor

-tersinin de olabileceğinden ümitli misin?  

-düzü de olmazki o zaman, yada fazla üremez

-yaniiii.... karşılıklı ve dolu bir alışveriş içindeyiz, üstelik adilane...

-yanlış mı? adil değilse bile, dengelenmeli…

-doğru da, bence biraz yavaş. yani süreyle, süreç bizim yeterliliğimizdeki düşün düzeyleri için optimumda değil. çünkü, senin kalın bir kabuğun var, onu delip geçebilmek çok emek istiyor.

-o kabuk yumuşak ama... delip geçebilmeyi düşündünmü?

-yumuşak olması, daha kolay ulaşılır yapmıyor ne yazık ki. deldiğim noktaların farkında değil misin ki, bunu soruyorsun?

-net. yorum farklı. kişi duymak ister.

-ama biliyorum ki; bunun korunmadan daha büyük haz verdiğini keşfettiğinde (keşfedebilirsen tabii), süreç zamanın çok daha önünde gidebilecektir. hani o “kayıp giden,boşa giden zaman” dediğin var ya; işte o vakit, zaman boşa gitmeyecektir bence.  ya da o geçen zaman içine, çok daha fazla edinimler sığdırılabilecektir.

-edebi eser yazmıyoruz.

-yazışmaya devam mı, yoksa keselim mi şimdilik?

-istersen

-ben istiyorum ama seni de zorlayıcı olmayı istemiyorum.

-gel, bana; delmekle, deşmekle ilgili tavrını sorduğum sorunun yanıtını  ver. bak böylece başlamış olacak ama olasılık hesapsız basitleştir.

-ama çok basit zaten, üstelik de hesapsız.

-peki ben yoruldum belki de, tam çözemedim diyeyim. yorulmamın seninle ilgisi yok. fiziksel, yaşlılık

-sana; hiç birşeyin ardına sığınmadan, çıplak iki insan olabilmeyi öneriyorum ve bunun bize getirilerini anlatmaya çalışıyorum. en azından benim kadar çıplak olabilirsen, zaman kayıplarımız en az olur diyorum...böylece kazançlarımız da bir o kadar fazla olur diyorum.

-bak şimdi daha iyi anladım. iyi olur da ben Başak burcuyum, şu anki hıza bakma. bazen mehteran bölüğünde de görev alırım

-Ben burçları bilmem... bu tipik bir Başak özelliği mi? 43 yılı devirdin demek ki. 44 den gün alıyorsun ama buna 43 yaşında denir.

-titiz, özenli, ayrıntıları da gözetir, koyvermez, temkinlidir vs...ben 43 isem sende 42

-ben ekimde 42 olacağım

-ekim benim kızların ve kızkardeşimin doğduğu ay

-desene onlar da benden, yani terazi.

-terazi çok ailede ama asıl terazi benim. adil, adaletli

-hop,hop...Başaklığını bil...benden daha adilini tanımadım.

-çocuklar uyanacak, yavaş biraz.

-"adaletse herkes için adalet" deyip, kendimi bile asla kayırmam. bu özelliğim öyle had safhadadır ki; Muğla'da çalıştığım banka şubesinin müdürü arkadaşım olduğu halde onu ziyarete gittiğimde, yapılacak banka işlemlerim de varsa, önce sıraya girer onları yapar, sonra onu ziyaret ederdim. hani örnek olsun diye yazdım. bu yüzden bayağı hayretlerle karşılandığım hatta 'enayi' olarak görüldüğümü de biliyorum ama olsun, ben kendimle gurur duyuyorum, içim rahat ya. hatta azıtıp "ne mutlu ki enayiyim" bile diyorum kendi kendime.

-anladım. yaklaşık davranıyorum. bal yapışan parmağını da yalamaz mısın? idealistlikte biraz enayilik vardır ama tum toplum idealist olursa, elbette problem yok

-varlığımı toplumun yanlışlarına göre revize etme gereği duymak, bence aslından sapmaktır ki, onu benden beklemeyeceksin. 42 yıldır yapmadım, bundan sonra da sapmam herhalde.

-maalesef toplum bazen küçük yanlışlar yapmana mecbur bırakabiliyor seni, en azından trafikte araba kullanırken

-yaptığın yanlışlara gerekçe oluşturabiliyorsan, ne ala...

- gerekçesi olmalı, savunabilmelisin. hele kaypak zeminde ticaret yapıyorsan…

- kaypak zeminde ticaret değil, üçkağıt yapılır ki, bu nedenle işimi ticaret olarak yapmaktan vazgeçmiş bir vatandaşım ben.  'hiç bozulmamış' olmakta iddialı değilim ama tanıdığım 'en az bozulmuş' da kendimim.

 -başkaları bu konuda neler diyor, fikrin var mı?

-benimle ilgili mi ne diyorlar?

- evet, başkaları söylesin... sana boçları yoksa, gerçek karakterlerse eğer, doğru konuşmuşlardır bence

-aralarında ne dediklerini bilemem ama bana söylenen "sen doğru olansın ama yaşam, doğrular değil, gerçekler üzerine devam ediyor." yani "haklısın ama......" diyorlar. boşlukları doldurabildiğin kadar doldur artık “ama”...ile iş bitiyor zaten.

-haklılar. haklı olmasalar zaman zaman yaşamda mağlubiyetler yaşamazdın, yaşamazdım

-yaşanan mağlubiyetleri, galibiyet haline getirmek, aslında benim varlığımın yenilgisi olmayacak mıydı?  bak doğru ile gerçeği bağdaştırarak,ben de pekala yaşamımı sürdürebiliyorum işte.

-ifade olarak doğru, kendini inkar etmek gibi… ama sürdürebilmenin koşulları önemli.

-çoğunluk içinde değilim belki ama yaşanabileceğinin en büyük kanıtıyım. Bak ERKEK, çok varsıllıklar gördüm geçirdim, bu gün ise çok mütevazı bir yaşantım var.

-bunu hissettirmiştin.

-bu varsıllık içinde anladım ki; ne yediğim hiç önemli değil, ne lezzet aldığım çok daha önemli. çoban için soğanın cücüğü ne ise, o hesap benimki. bunu kavradın mı, kendine sahiplikte çok daha dirençli olabiliyorsun.

-katılıyorum. benzeri yorumları ben de yaparım zaten ama başkalarına da yetebilmek için, sadece gönlünün doluluğu yetmiyor, senin ifaden ile varsıl olmak da gerekiyor.

-Görkem'in okuluyla ilgili ödemeyi sormuştun ya... çok şükür be...olmasa da sorun etmezdim....

-çocuklarının kapı gibi babaları var

-anamla, babamdan bana kalan maddi hiç bir değer yok. hatta babam üniversite sınavlarına bile girmemi istememişti "ben seni okutamam" diye. ne oldu? girdim,kazandım , çalıştım ve okudum. ailem de elinden gelen desteği esirgemedi tabii. ve şunu öğrendim; insan yeterince istediği herşeyi yapabilir.  çocuklarıma bunu kavrattırabilirsem, bence en büyük mirastır bu. kapı gibi babaları olması ise bir lüks olarak düşünülebilir. o kapı gibi baba ki...neyse ya, en azından şimdilik anlatmayacağım....

10 DAKİKA SONRA…

-internet koptuğu için, tam da şimdi telefonunun açık olmasın dileyerek sana mesaj yazıyordum. ben telefonumu 21.00 den sonra genellikle kapatıyorum da…

-açık, evden arasaydın

- ama bu saatte evden arasam çocuklar uyanabileceğinden, bunu yapmazdım zaten....

-küçüğün odasındayım zaten, yorganlarını örttüm geldim, lap top hacklenince bir suredir pc deyim… diyeceğini demedin, farkındamısın?

- "hadi biz de yatalım artık, seninle ilgili vicdan azabı çekmek istemem. yoksa laf bitmeyecek” diyecektim.

-diyeceğini söyle ve ondan sonra yatalım, hem başka zamana da laf kalsın değilmi

-aklımdan geçen öyle çok şey var ki..... "bunu mutlaka anlatmalıyım" ya da "bunu bilmeli" dediğim... bu nedenle bende laf pek biteceğe benzemiyor, hiç üzülme bu yüzden...

-üzülürüm, çünkü içinde ben varım. ilkini hemen yaz, cümle kurmayla uğraşma. telefonda söylemeyi tercih eder misin?

-özel bir şey değil ki...burada yazmaya üşendiğim ya da benden "mimik, jest ve davranış bütünü" olarak algılaman gerektiğini düşündüğüm bir sürü şey işte... hangi birini anlatırım telefonda....

 

 

4 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-selam, derinlere dalmışsın galiba, kolay gelsin

-yok yaa.... ben de şaşkın şaşkın bakıyor ve sana sormayı düşünüyordum, kim bu ‘dick adams’?

-bildin J

-sensin diyeceğim ama senin de yahoo adresine gönderilmiş, kafam karıştı.  

-yahooya da gönderdim, oradanda guruba göndermem için, o adresdende yazıştığım guruplar var

-aman Allahım! kaç adres böyle. sırf hotmailde benim bildiğim üç tane var  

-kullandıklarım 10 dan fazla ama hepsinin içeriği farklı

-helal olsun! işte üçünü de messengerime aldım, yoksa başka birini de mi aldım bilmeden?

 -Recep_Eroğlu dan sohbet etmiyorum. o adres okurlarla iletişim adresim. ERKEK sohbet adresim

-iyi ki konuştuk bunu, gereksiz adresleri sileyim öyleyse. bir soru daha. Birsu'yu netten mi tanıyorsun?

-evet, pek de tanımıyorum aslında, o da Muğlalı galiba

-benim çok yakın arkadaşımdır Muğla’dan. hatta ailecek çok severim ve sık görüşürüz. hatta bu akşam annesini kandillerken de görüştük.

-aaa Muğladan tanıyorsun. mühendisti galiba

- peyzaj mimarıdır, belki ziraat mühendisi olarak kalmıştır aklında

-ilginç,ben yanlış anımsıyor olabilirim. onun oğlu da müzikle mi uğraşıyor

-gitar dersleri alıyor

-epeydir selamlaşıyoruz ama iki kez uzuna yakın sohbetimiz oldu. detay bilgim yok, o da boşanmış diye biliyorum

-boşanmış tabii. biz de gerek yüzyüze, gerek telefonla, gerekse buradan çok görüştük. çok şükür ki artık asayiş berkemal.

-ne demek o, eşiyle mi sıkıntılıydı?

-babaları geçen yıl vefat etti. ardından anneleriyle çok kopuklukları oldu. ben de becerebildiğimce onları birleştirmeye çalıştım. şimdi iyiler.

- sevap işlemişsin. onlar da Muğlada mı?

-Birsu'nun annesi ve babası, benim için çok özel insanlardı. hala da öyle…

-dünya çok küçükmüş

-düşünsene; kendimi kimsesiz hissettiğim o şehirde, bayramlarda ellerini öpmeye gidebileceğim manevi annem ve babamdı onlar. hala da öyledirler. Muğla’ya gittiğimde Nevin teyzemde kalmazsam bana küser. Zafer amcam gitti ama Nevin teyzemi bıraktı bana.

-Birsu neden boşandıydı?

-bu sorunun yanıtını isterse Birsu vermeli sana, ben değil. çünkü bu onun özel konusudur.

-ok. sormadım da ona, genelde sormam da....o denli bir diyalog oluşturmadım ama istersen onu biraz sıkıştırırız. Annesinin ismini verdin ya ben o ismi kullanırsam şaşırır, meraktan çatlar. sence uygunsa sonra 3 lü sohbet yapar ve gerçeği söyleriz ama önce senden bahsetmeyeceğim.

-annesinin adını benden duyduğunu söylemenin sakıncası yok ki, çünkü bu özel değil. Bence uygun ama artık pek yok buralarda. sana telefonunu vermiş miydi?

-bu gece buradaydı

-aaaaa.tüh! demek geç girdi.

- ben vermiştim, geçen ay aramıştı galiba. Pardon, bu gece mesaj çekmiş olabilir… baktım şimdi, mesajı var.

-bu akşam annesiyle birlikte Selda'daydılar. yoksa,benim kendisini görmemi istemiyor da yasakladı mı bu kız? çünkü bayağı öğütler vermiştim ona. görünmek istemiyor olabilir, saygı duyarım.

-neden yasaklama gereksinimi duyabilir ki? Bana az önce çok yoğun olduğunu, epeydir girmediğni söyledi. sanırım çalıştığı şirkette sorun var. ödeme güçlüğü olabilir.

-neyse ya, sen Birsu'yu tanımamış olsaydın, yani herhangi biri olsaydı anlatabilirdim ama bu durumda anlatamam. çalıştığı şirket babasından kaldı, kendi firmaları. ortak da var ama kendi işinde çalışıyor sonuçta.

-tek bir şey söyle; ben  Onunla görüşmekten rahatsız olur muyum, sıkıntısını yansıtırmı?

-daha açık sorar mısın?

-dostum değil nasılsa “uzak dur” dersen selamı da kesebilirim, en uç ifade bu

-bunu söyleyebilmem için, senin Birsu'yla nasıl bir paylaşım düşündüğünü bilmem gerekmiyor mu?

-ne paylaşımı?  sadece burada var olan eğitimli bir insan. haaa, ön yargı yok, zamanla ileride karşılaşırsak oturur bir kahve içeriz.

-şimdiye dek rahatsız olmadıysan, onunla yazışmaktan keyif aldıysan, bu bağlamda bundan sonrasında da sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum.

-olumsuz bir insan izlenimi vermedi, zaman zaman kısa merhabalarımız oldu, iki gece de sohbet ettik. mesele yok, çünkü çok özelimle ilgisi yok o hanımefendinin. sadece işinde problemlerinin olduğunu hissettim, seninle yaptığım jimnastiği de yapmadım

-bak canım efendim, şu kadarını söyleyebilirim; Birsu da oldukça düzgün ve dobra bir insandır ama derin midir dersen, bencesi pek değildir ve kendi özelinde oldukça sorunludur ama eminim ki zaman içinde bunu da aşacaktır. hatta kanaatimce bu yönde oldukça olumlu adımlar da atmış bulunmaktadır.

-bizden küçük müydü

-benden iki yaş küçük

-hatırladım, daha önce Muğladan yazıştığım 2-3 kişi daha olmuştu

-şaşırmasın ya da beni sorgulamaya kalkmasın diye, senden gelen iletiyi ona da göndermemeye özen gösterdim.

-haklısın

-sana çok utandığım birşey söyleyeceğim ama dalga geçme tamam mı?

-söz

-şimdi ben neden buradayım biliyor musun?

-yoo

-Ece'nin temiz okul gömleği kalmamış. ben de çamaşırları az önce yıkayabildim.

-eee....kurutuyor musun, elde yıkasaydın

-şimdi suyunu çeksin diye bekliyorum ki ütülüyeyim de çocuk sabaha giysin. nasıl atladım bilmiyorum ama ben kendime çok güldüm ve kızdım tabii. ne güzel, dişlerimi fırçalamış, yatağıma girmiş, kitabımı okuyordum ki; çocuğun temiz gömleği olmadığı geldi aklıma. baktım ki bir makina çamaşır da birikmiş, "haydi kızım, hepsini yıka” dedim

-sabah karşıya geçeceğiz zaten seninle. ben eve 12 de döndüm ve de son 3 adrese kadar mail kutularını temizledim. bizdede birikti çamaşırlar ,bize de gel ama gece ses çıkarıyor makine, çalıştırmıyorum.

-yevmiyeyi konuşalım önce... amortisörleri iyi değil mi ki ses çıkarıyor. bence sen ayaklarının dengesine bir bak.

-belki eskidi, kimbilir… yevmiye ücretin; 1 saat kesintisiz sohbet.

-bir saatten fazlasını, çamaşır yıkamadan da yapıyoruz zaten. üstelik ütülerini de yaparım. bence sen arttır bu yevmiyeyi.

-bak o daha makbule geçer de önce işin kalitesini görelim.

-dört dörtlük bayım, bizde savsaklama yok. hangi işi yaparsak,en iyisini yaparız. yeter ki sorumluluğunu alalım, bir de ücreti görelim.

-güzel, nasılsa mimarlık işi de yok bu ara J

-dur bakalım, belki Marmaris'e giderim. Marmaris'te bir otel sahibi abimiz var. terası oda olarak kapatmak ve genel mekanları yeniden düzenlemek istiyormuş. benden yardım istedi.

-Sen Marmaristeyken çocuklar ne olacak? abd de 15 gün inşaat kalfalığı yaptım biliyormusun.

-çocuklar kocamanlar, başlarını çaresine bakabilirler. hele Görkem, 19unun içinde yahu.

-bence o da küçük sayılır

-istanbul için mi böyle konuşuyorsun?

-bilmem. Benimkiler kız ama erkek olsa ne farkeder ki? onda da bin türlü risk var.

-her ikisi de alışılmıştan erken olgunlaştılar. sana demiştim ya, şantiyeci annenin çocukları onlar.  örneğin; Ece bu yaz bir hafta yalnız kaldı burada,evde.

- hatırladım, babanın katkısı olmadı mı, hiç ilgilenmez miydi?

-bakımlarına olmadı. çocuksuzluğun saltanatını sürdü.

-sadece maddi destek verdi yani. başka çocukları var mı?

-onları da geçiniz. başka çocuğu olmadı onun da.

-zor mu yapmadı

-yaaa...bak şimdi; ayrılmayı isteyen bendim ya, O da kendince cezalandırdı beni. yıllarca çocuklar için beş kuruş bile vermedi. kaldı ki ben de beklemedim zaten.

-bilmiyorum ki... ben ne yaptım? neredeyse kariyerimi sıfırladım çocuklar için, yeniden başlıyorum

- yazması uzun sürer. ilgi duyuyor ve merak ediyorsan, bunu tlf.da anlatayım mı sana? ya da yarın hastaneye giderken yolda anlatırım, tercih senin.

-yazma, nasılsa zaman olacak. belki cumartesi gece programımı ayarlayabilirsem sende uygunsan görüşmeyi arzu ediyorum

-şimdilik bir programım yok. yarın beni hastaneye götürmek sana zahmet olmayacak, eminsin di mi?

-saçmalama, ben de geçeceğim nasılsa karşıya, sana da faydalı olmuşum, fena mı? bizim yakada bazı arkadaşlarım var, telefon yerine 3 dakika sonra çat kapı buluştuğumuz oluyor ama benim çocuklar küçük olduğu için daha özen gösteriyorum

-ayarlamaktan kastın, kızlar ise, benim çocuklar onlarla olmaktan keyif alırlar bilesin. hele Görkem tam bir abidir. yeter ki sizler tarafından sakıncasız olsun.

-o zaman pazar günü çağırabilirim belki. önümüzdeki hafta doğum günleri ya, belki pazar günü pastalarını ortak keseceğiz

-pazar günü doğum günü...tabii ya, ortalama alacaksınız yani.

-annem haftaya kadar Ordudan gelebilirse, erteleyeceğiz, belli olamadı. anneleri ayrı bir program yapacak.

-yani ertelenirse, benim doğum günüme denk gelecek. eh artık, pastaya bir mum daha koyarsın. senin kızlarının adlarını bilmiyorum ben, hiç söylemedin.

-Aygül 13, Songül 6 yaşında

-sağol.

-son mail kutusundayım; 24 mail var. Aaa… sen bu gece pek çalışmamışsın

-ben boşaltmıştım. göndermeye değer birşey bulamadım, mesleki sitemde iletilerim oldu ama onları size göndermemin anlamı yok tabii. bir de kitabımı okuyayım dedim.

-ilgimi çekmezse okumam

-kimyasal dübellermiş,çatı kaplamalarıymış...v.s...v.s... ilgini çekmeyeceğinden göndermiyorum ben de. bir sorun olursa,bana sormanız yeterlidir efendim.

-iyi de ediyorsun, ne de olsa bir mimarımız var, değil mi efendim

-senden gelen son powerpoint gösterisini göndereyim bakalım. hoş bir çalışmaydı o.

-arşivimde 50 tane vardır

-sana Ece’nin babalar gününde babasına hazırladığı gösteriyi göndereyim bir gün. ayrıca belki onun web sayfasını da bir ara ziyeret etmek istersin belki.

-haketmeyen babaya neden emek veriyor ki, Ece’nin web sayfası mı var!

-babanın haketmediğini onlar asla bilmiyorlar, bilmemeliler de. bunu elimden geldiğince sübvanse etmek de bana düşüyor ve düşecek. babaları haketse de etmese de, babalarına olumlu olmaları gerekli bence.

-bu subvanse senin özrün var anlamına gelir, farkında mısın?

-babalarının özürünü örtbas etmek anlamına gelmiyor mu? gelmiyorsa,ben bu kelimeyi şimdiye dek yanlış kullanmışım demektir. çünkü bu kelimeyi hep "açığı kapatmak, yanlışı örtbas etmek" anlamında kullandım

-subvanse etmek; karşılıksız, karşılığı olmadan, beklemeden açıktan desteklemektir.

-demek ki yanlış kullanmıyorum. tam da dediğin anlama denk düşüyor anlatmak istediğim.

- bir anlamda onun kabahatlerini kapattın

-aynen öyle...

-iyi de haketmediği halde niye kapattın?

-çocuklarım için. gerçi akılları erdikten sonra, kendileri ister istemez gördüler gerçekleri ama babalarına karşı beni yanlarına alamadılar kesinlikle. babalarına laf söyletmedim kısacası.

-burada sorulabilecek sorular var. ya çocuklarının sağlıklı gelişimleri için çok fedakarsın, ya da kusurun var, ortaya çıkmaması için diğer kişiyi de kamufle ediyorsun ki, kendi konumun ortaya dökülmesin ama eminim ki, ilk seçenek doğru ama sen ezildin

-asla! benim ne sırrım var, ne de gizlenmeye gereksinim.

-bunu tartışmıyorum. denge bozulmuşsa, terazinin ibresi bir yana kaymışsa, bir taraf daha çok vermiştir demektir

-ben buna ezilmek olarak bakmıyorum. olması gereken buydu. yani bu çocuklar olumsuz duyguları analarından beslenerek öğrenmemeliydiler.

-iyi yapmışsın, büyüklük seninki. al sana bir "aferin" daha

-hayır canım, büyüklük filan değil. ben kendi egolarımı çocuklar üzerinde tatmin etmemek gibi son derece normal bir davranış sergiliyorum sadece.

-mütevazı şey seni. şimdi önce yanağını uzat, sonra  git ütünü yap.

-yok öyle sanal yanak uzatmaca. alacağın olsun,tamam mı?

-şu an başka seçenek yok ki, o zaman sabahı beklerim.

-sen okumamış mıydın profilimde,"ben hayal kuramam" demiştim. bunun içinde olmayan bir şeyi varsayamamak da var. bu nedenle beni öptüğünü varsayamıyorum.

-öpememiştim ki zaten. keyifli bir uyku seninle olsun… hayal kurmayı dene...

-denedim ve beceremeyince sıkıldım. öpmen için yanağımı uzatamamıştım ki. sıra sana gelememişti anlayacağın.

-evet,kös kös geri çekilmiştim ben de

-haydi gittim, aşkolsun....

-güzel git

-keşke yanında olsaydım da..."şaaaaap" diye ben öpüverseydim o kocaman yanağından. üfff....kocaman yanak, öp öp bitmez vallahi.

-burada "kocaman" öne çıkıyor. iyi bir unsur mu

-ama nasıl çıkıyor?  J sabah görüşürüz…

-unutma o zaman

 

 

7 gün sonra (p.tesi)

 ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hoş gelmişsiniz

-hoş bulmuşuz...

-senden gelen maillere bakmaya başlamıştım.

-“söz uçar, yazı kalır” diyerekten yazışmayı yeğledim. bir de aradığın anda başka işler yapıyordum, konuya telefonda tam konsantre olamayacaktım ve geçiştirme gibi olacaktı.

-fark etmez, gönderdiğin uygun yatak seçimi karikatürü mükemmel, insanlar üşenmeyip bunları türkçeleştiriyor

-bence de. gelelim mi benim diyeceğime?

-evet

-konu bugün gönderdiğin mesaj. kaldı ki özet olarak düşüncemi mesaj olarak ben de sana gönderdim.

-okudum ve doğruydun

-eh bu sözden sonra, diyecek birşey kalmadı zaten.

-her türlü iletişim kanalını kullanabiliriz ama insanlar arada farklı iletişim seçeneklerini de kullanmalılar diye düşünürüm, eşler arasında bile. bir yandan burada konuşurken, aynı anda gsm den mesaj çekebilir, yine aynı anda telefon da açabilirim.

-kullanabilmek yeterliliğinde olmakla, kullanmayı yeğlemek farklı şeyler, bunu ikimiz de biliyoruz ama bu bizim için 'rastlaşmak' olacaksa, ben de seni rastlaşabileceğim bir statüye koyarım.

-saçmalama

-sen de saptırma. Biliyorsun ki konu bu değil, konu 'rastlaşmak' la sınırlanmak.

- SINIRLANMIYORSUN BÖYLE BİR AMACIM, STRATEJİM YOKKKKKKKKK...bunu gerektirecek olumsuz bir durum da yok. bu akşam küçük kızkardeşime bahsettim senden

-tamam, zaten 'haklıydın' dediğinde konuyu kapatmıştım ben de. neden uzatıyoruz ki gereksiz yere?

-Evet,salata yapmanın sırası değil. temelde çok net tanımadığım insanları yakınıma kolay almadığım doğrudur ama bu senin için hiç beynime uğramadı bile. neler yaptın sen bugün?

-bütün gün evdeydik. akşama lüfer partisi yaptık çocuklarla

-ohhh afiyet olsun, rıhtıma ineseydin en azından

-daha sonra da Kanlıca'ya çay içmeye gittim zaten, yarım gibi de döndüm.

-hımmm.... çocuklar yok

-yok tabii. yarın okulları var onların

-gözümüz yok. yoğurt mevsimi geçti kanlıca için

-biz de çay içtik zaten ama hava çok dingin ve durgundu

-ona da afiyet olsun. aslında özellikle yürümek için, bu saat bile güzel.

-kesinlikle haklısın.

-biz de ilk kez anneleri olmadan, doğum günlerini birleştirerek, kutlama yaptık. çocukların doğum günü vardı biliyorsun.

-bilmiyorum, sen "belki haftaya erteleriz" demiştin, ben orada kaldım.

-"haftaya annem Ordudan gelebilirse" demiştim ama bir hafta daha kalacaklarmış. dede, babaanne için usulen bir daha yapacağız, bir pasta daha kesmiş olacağız. anlayacağın hamarattım bugün.

-işte ben de annenlerin gelemediğini ve bu hafta yapacağınızı bilmiyordum. babaanneleri geldiğinde bir kutlama daha mı yapacaksınız yani? bence bu kadar abartmayın derim. ne bu böyle, kırk gün kırk gece. ben en azından kendim için, hiç bir özel günü önemsemem. ne o öyle bir güne sıkştırmalar...

-yo, abartı yok ki, ben özelimde pek de önemsemem bu tarz "marketing" günlerini ama bu yıl kızlar annesiz. daha hassaslar ve moral değerleri azalmasın diye…

-eğlendiler mi bari?

-tabii, o yaşta kolay mutlanıyorlar.

-atladım sanma, sanmadığına da eminim aslında. Eeeeeeee, beni nasıl anlattın, nasıl bahsettin kızkardeşine?

-"markette güzel bir kadının dikkatle bana baktığını farkettim" dedim, ben de Ona “sizi bir yerden tanıyor gibiyim” deyince, o da biraz çekingen bir ifade ile "şaşıracaksınız ama ben sizi bir an dayıma benzettim" demez mi... dolayısıyle konuşma azıcık gelişince de, hanımefendinin dayısının bizim rahmetli Burhan abi olduğunu öğrendim dedim.

-sonra ne yaptık peki?

-alışveriş bitince dışarıda lafladığımızı, evini gösterdiğini, en kısa zamanda görüşeceğimizi falan söyledim.

-yorum geldi mi?

-Nurdan, Marmaris dan hatırladı seni. Bir oğlu, bir kızı vardı dedi. Kız çok zekiymiş.

-Eceden bahsediyor sanırım. Halil dayımın karısı olan Nurgüldü değil mi?

-evet. Nurdan da , o yaz tatilinde ablası ve eniştesiyle yani Halil dayınla beraberdi

-tabii yaaa, şimdi ben de hatırladım. hatta gözümün önüne geldi bile diyebilirim. onlar geldiğinde ablamlar da bizdeydiler.

-Nurdanla konuşurken, sizin semtte oturan erkek kardeşim Şabanda yanımızdaydı ama sohbetimize katılmadı.

-şimdi sıra, tanışma şeklimize kendimi ikna edebilmeme geldi. iyice ezberlemem ve kanıksamam gerek ki açık vermeyeyim.

-versen ne olur, koskocaman insanlarız, hesap verilecek eşlerimiz mi var ki?

-sen yalan söylemiş olursun,  sonuçta bir lanse var.

- evet, "sanal, toplumumuzda tuhaf karşılanıyor" diye beraber konuşmuştuk.

-tamam işte, o vakit tasarı idi, şimdi ise gerçekleşti.

-tasarılar gerçekleştirilmek için değil mi?

-tabii ki ama şimdi olasılığa değil, yaşanmışlığa karşı tavır geliştirmeliyim.

-yalancı çıkaracak olan kimler, biliyormusun. Görkem ve Ece. onlar öyle olmadığını biliyorlar ya, konu konuyu, sohbet sohbeti açar veee...

-onlarla böyle bir konunun gündeme geleceğini sanmıyorum. aklıma ne geldi!..

-paylaş, sabah kahvaltıyamı geleceksin yoksa

-ben çocuklara da aslında seninle daha önceden karşılaştığımızı birlikte anımsadığımızı söyleyeyim, “demek ki sen oydun..." muhabbeti...anladın mı? dolayısıyla bizim tanışıklığımız onlar için de markette karşılaşmaya kadar gider.

-onlara da market karşılaşmasını işle tabii, zamanla öyle bellerler. 1 ay önce market, 10 gün önce internet. 2 güzel tesadüf. vay seni senaryocu, ben uygulamacı…

- yok ya, bak şimdi nasıl rolleri değiştirmeye çalışıyor. ben sana pratik zekamı devreye sokarak çözümlerde yardımcı olmaya çalışıyorum o kadar. sen demedin mi "dr.Eşrefin torunusun" diye. layık olmaya çalışıyorum J

-ne münasebet efendim. haddimize mi, demekki pratik zekan ileridede işe yaramaya devam edecek.

-zaten ne vakit ‘saf’ a yatarsam bil ki, zeka kapasitemin doruklarındayım ama gerçek ‘saf’ lığımla,yattığım ‘saf’ lığı ayırdetme zekasına da senin sahip olman gerekiyor ki, bunu ayrımsayabileceğine eminim.

-kaçma ya da şişleri çevirme. demek ki benim yanımda da safa yatmışsın.

-kaçan kim? ne kıvırtma var ne de kaçma. sadece seni bekleyenin beynini fazlasıyla meşgul edecek bir insan olduğu konusunda uyardım seni ve ne güzel ki, sen de benim beynimi fazlasıyla meşgul edeceğe benzersin.

-sen samimi saflıkla, zekanın parıldamasını özdeşleştirmedin ki, yaklaşık olarak böyle bir yorumun vardı ve biliyor musun, beyin memorileri yeterli değilse, kafaları kör düğüm oluyor. Karmaşık, baskı altında,bunalmış, bunaltılmış…

-anladım.

-beyninin meşgul olacağı... orda kalmışsın, devam etseydin

-ettim ve bağladım cümlemi..okumadın mı?

-evet, okumuşum  ama cümlenin içerisinde gelecek zaman  var gibi geldiydi bana, yanılmışım.

-yok mu?

-yanlış okudum galiba, var değil mi?

-tabii ki var, hem de sonuna kadar var.

-var ise, cümlen kapalıydı

-neden ki? bir ümit ve bir dilekti.

-bir cümlecik... demek ki daha fazlasını okumak istemişim ve zoraki bir şeyler daha yazabilmişsin.

-daha fazlasını bilmekle,duymak ya da okumak aynı şeyler değil tabii ki ve sen sıklıkla bunu almaya , anlam kuvvetlendirmeye gereksiniyorsun.

-bilemezsin tabiki ama "ümit ve dilek" çok güzel özetti, yeterliydi.

-nasıl bilemem ya! bilemezsem nasıl yazarım ya da söylerim?

-gelecek zamanı bilemezsin. ümit ve dileği yazabilirsin.

-ben bilirim, senin de bildiğini bilirim. şimdi bilmenin yetmediğini, anlamı kuvvetlendirmeyi istediğini de bildim.

-akıllısın

-sanırım kendi düşün düzeyinde olmayanlarla paylaşımların ne denli kısır kaldığını sen de yaşamışsındır. zaman içinde tüm entereselerin yitirildiğini, can sıkıntısı ve denklik arayışlarının başgösterdiğini...

-evet, o sıkıntıyı yaşadım, daha da yaşayacağım ama insan zaman zaman daha basiti de özlemiyor, aramıyor değil.

-aslında karmaşa değil ki bu. basitliğin, sadeliğin, yalınlığın ta kendisi.

-karmaşa olarak almadım zaten. bazen olabildiğince çıplak olmayı çok arzu ediyorum ama o evrede de kırılganlıkların olabilmesi üzüyor beni, çıplakken de arada giyinik olunması gerekiyormuş!

-karşında olabildiğince, bilebildiğince çıplak bir insan olduğunu biliyorsun değil mi?

-evet. kuvvetle zannediyorum.

-çıplaklığın da kendine göre disiplini ve ilkeleri vardır ve çıplak biri olarak ben,bunu uygulayabildiğimin bilincinde ve hazzındayım

-olmalı. demek ki  bizim de hatamız, kaçırdığımız ayrıntılar olabiliyormuş, hep ben haklı değilim yaa

-ayrıntı dediğin, adeta şeffaf bir sınır.

-hazzında olduğunu yazmana rağmen, bunda ne kadar başarılı olabildiğini her hangi bir şekilde ölçümleyebilme şansın olabildi mi?

-daima diyebilecek kadar iddialıyım bu konuda ki ben iddia etmem.

-başarısızlıkların?

-hangi başarısızlık?

-tüm bu çıplaklığa karşın, bir sürü konuda başarısızlıkların olmuştur yine de. ilişkilerde, ailede, çevrede, işte…

-ilkesizlik olmamışsa ya da ilkeler lafta kalmayıp, yaşam bulmuşsa, başarısızlık da yoktur. tabii bu kendi iç dinamiklerim için geçerlidir.

-peki... "ilkesiz olamam" dedim ve büyük bir holdingde parlak bir istikbali elimle ittim ve bir daha o kıvamı elde edemedim. şimdi ben başarısız değil miyim?

-şunu yanıtla;o holdingde kalsaydın kendinden neler yitirmiş olacaktın?

-kendimi

-bu durumda; bu bir başarısızlık mıdır yoksa zafer midir?

-her ikisi de…

-elinin tersiyle itebilmek ne büyük bir başarıdır, bilmez miyim.

-işimi, maddi olanaklarımı kaybettim. kaybetmeyi göze aldım, tercih ettim, işsiz kaldım. iç dünyamın dışında kimse kutlamadı beni. bir kez değil, çok kez aynı şeyi yaptım.  hep ayıpladılar ama düşündüm, aksini yapamazdım ve söylenen "bu gün sen ekonomık olarak taaa nerelerde olmalıydın", olamadım.

-ben hep yaptım. bu kadın; inşaatcılıkta, şantiyelerde, erkeklerin yoğun olduğu iş dünyasında, gelen önerilere biraz sıcak bakabilseydi nerelerdeydi, düşünebiliyor musun? ve bu kadın, hemen hiç bir çaba göstermeden, kimlere ve nelere hükmedebilirdi şimdi bir bilsen. ama ASLA! Şu anda ben de işsizim ve bu durumda "iyi ki işsizim"

-dinliyorum

-senin kaybettiklerin ne ki be canım efendim? ben seni kutluyor ve seninle gurur duyuyorum.

-kadın olmak... ama kimisi kadınlığını kolay avantaj anahtarı olarak da kullanabiliyor, o da kendince başarmış oluyor. Tabii ki bir şeyleri kaybederek kazanıyor o.

-işte konu bu! sen de o holdingde kalsaydın, aslında kaybetmiştin. kendine sahiplikle, saygıyla kalabilmek kaç kişiye nasip olabiliyor?

-bu gece birbirimize yazdıklarımızda es geçilen, atladığımız bir cümle, ifade var mı sence?

-kendimi kaptırmış olabilirim. başa dönüp bakayım bir, kaçırdığım bir şey var mı?

-1 tane var. merdivene bakma, uyumaya çalışırken şeridi sar. anımsayacaksın.

-ya uzun etme de söyle işte.

-bedava söylemem.

-kocaman bir öpücük daha alacaklı olmaya ne dersin?

-yeter mi sence?

-yetmezse adını sen koy, talepte bulun ki pazarlık edelim.

-demek ki yetermiş, bu kadar zamanda merdivende bulmuşsundur konuyu zaten

-bakmadım ki, ben söz dinlerim.

-boşver. sabah çocuklara kalkıyor musun?

-L

- yok çocuğum bi şey demedim... alacağim sana ondan.

-L

 -bu durumda balon metodu

-L

-ama balon metodunu bılmezsın ki

-bu kadar ağlayıp sızlamama duyarsız kalıyorsun ya, helal olsun!

-ne yazacağını bilerek, balon metodunun işe yarayıp yaramayacağını algılamaya çalışıyordum.

-onu düşünesiye söylesene şu "boşver" dediğini. boş vermiyorum işte, var mı diyeceğin. söylesene yaaa!!!

-meraklandın değil mi? sohbeti kesme şimdi, sabah çocukları geçiriyorsunda kalmıştık değilmi?

-bırak şimdi çocukları. sohbeti kesen kim? sen mi, ben mi?

-kahvaltıyı severlermi ama geç kalktıkları için telaşla çıkıyorlardır ama kahvaltı etmelerini sağlamalısın

-rejim kahvaltısı uyguluyorlar bu günlerde. yani ekmeksiz peynir, salam,yumurta filan. ekmek olmayınca tadı olmadığından,ilaç niyetine atıştırıp çıkıyorlar.

-güzel. sen kahvaltı yapar mısın, alışkanlığın varmı?

-ne demek sen? çok mu tombişim?

-bence idealsin, sıska da hantal da sevmem.

-ben de onların düzenini bozmamak için onlarla birlikte yiyorsam, destek olmak için onlara uyuyorum. yalnızken de yemenin keyfi olmadığından, kendiliğinden geçiştiriyorum zaten.

-aynen benim gibi... haa bir de tabaklarında kalanları da hallediyorum. bu arada söyleyeyim, ben aradığım yanıtı buldum, aldım.

-Allahını seversen bana da söyle.

-kahvaltıya bize gelemeyecekmişsin. çünkü çocukları motive etmek için, onlarla kahvaltı yapıyormuşsun.

-yanlış....bir daha oku lütfen ve doğru oku. “onlarla birlikte yiyorsam” diyorum, “onlarla birlikte yiyorum” demiyorum. birincisi ‘bazen’ dir ikincisi ‘daima’ dır.

-bak ama nasıl da fasulyeden bir gündem oluşturdum.  işte türkiyenin gündemini de böyle sabundan konularla doldurarak bizi afyonluyorlar.

-buna da helal olsun ancak ben kendimi "biz" genelinin dışında tutarım.

-ilginç....huuuu

-saat kaçta kahvaltı edeceğiz?

-benim uykum geldi. şöyle uzansam, seni dinliyor gibi yapsam, az sonra da rüyalarla başbaşa kalsam. aslında söyeyeceklerin de bir anlamda 'koca bebek ninnisi' olarak işe yarıyor olacak.

-bu bir varsayım mı?

-olabilir

-benim hayalimde öyle canlanmadı.

-anlatadur

-kendimi senin saçlarını,başını okşayarak uyutur buldum ve kesinlikle konuşmuyordum. Çocuklara hep yaparım bunu.

-yemin bunu bekliyordum, dizinde... kendimle iddia bile ettim az önce.

-hayır, göğsümde. yani hedef sadece seni huzur içinde uyutmak değil, öyle pozisyonda olmalıyım ki (en azından yarı uzanmış) ben de dalıp gidivereyim.

-zararı yok, ben gittim bile. sabah 8 de kızların servisi gidiyor. kahvaltıya gelebilecekmisin?

-sen evden çıkmayacak mısın ? "çıkacaksan, sen gel" diyeceğim de.

-normalde evde çalışacağım, sanamı geleyim, evi bulmak açısından sana gelmek daha kolay ama karar senin.

-hangisi uyarsa, bence hepsi uygun.

-sana geleyim ki, göğsünde uyutabileceğin kıyafetin olsun üzerinde

-uyumuş, kalkmış olacağız. o dediğin olsa olsa miskinlik olur. kaç gibi gelirsin, çayı hazır edeyim.

-8.30. ne almalıyım gelirken? ayrıca saatin kaç olduğuna bakarmısın. yani kahvaltıdan sonra takviye uykuya gerek yok mu?

-gelirken simit ya da ekmek yeterli. Gerçekten, saat kaç olmuş, bakar mısın? bir hesaplayalım bakalım; 3.30 da uyusam, 7.30 da kalksam, dört saat uyumuş olurum. aslında yeterli olabilir ama iki saat daha uyusam, tadından doyulmaz tabii.

-ben 1 saat daha kalırım ayakta ve 7 de kalkacağım 2.5 saat de ben uyurum. senin çocuklar kaçta çıkıyor?

-Ece 7.30 da çıkıyor ama Görkem okulun ilk günü olduğundan kaçta çıkar bilmiyorum, hatta gitmemeyi bile düşünüyor."tamam oğlum gitme, birlikte evi temizleriz" dediğimde, birden gitmeye karar verdi nedense J.

-ben gelmeden çıkmazsa hoş olmayabilir sabah sabah. sen yine de telefonla uyar beni.

-okula gideceğini söylemişti ama belli olmaz. ben Kanlıca’dan döndüğümde uyumuştu. bu nedenle son kararını bilmiyorum

-o zaman sen gelirsin, tarif ederim.

-tamam, sabah telefonlaşırız.

-evet öpücüğümü ver de çıkayım şimdi. neme lazım, alacağımı alayım peşinen.

-bunun olamayacağını biliyorsun da, neden hala istiyorsun bir anlasam. bence tahsilatı sonraya bırak, faiziyle alırsın? gecelik repo yapmış ol.

-faiz haramdır. gel şuna kar payı diyelim J

-desek ne değişecekse.... madem paylaşacağız, bunda benim karım ne olacak peki?  verecek yanıtın yoksa,ben gidiyorum. haydi iyi uykular sana.

-sana da

 

 

8 gün sonra (Salı)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Kendime yardımda yetersiz kaldığımdan, senden yardım istiyor ve kendime olabildiğimce sana da çıplak olmaya çalışarak yazıyorum.

Seninle olmayı hedeflediğim,umduğum noktadan sapmış durumdayım. Bunda senin katkın da inkar edilmez tabii. Benim açımdan gelişen süreci özetlemek gerekirse;

Denklik gösteren düzeydeki beyin işleyişlerinin karşılaşmasının keyfi ile başlayan,

Akrabalığın keşfi ile sıcak,sevecen duyumsamaları da bünyesine alan, bu keşfin getirdiği güven duygusunun verdiği rahatlık ve pervasızlıkla, tüm kalkanlar inmiş olarak çıplaklaşan ve özgürleşen,

Tüm bu gelişmelerle ilintisini henüz çözemediğim, seni bir erkek olarak algılamaya başladığım,

Ve bunu farketmenin şaşkınlığını atamadan, artan bir hızla sana yöneldiğimi ve endekslendiğimi hissettiğim bir boyuta gelmiş bulunuyorum.

Bu durum, yaklaşık iki yıldır bende süreklilik gösteren ve genelde kendimden hoşnut eden, erkeklere karşı duyarsızlığımın kırıldığı ve  yaşamaktan kendimi alıkoyunca kaybedeceklerimi göze alarak direndiğim ‘dişi’ yanımın ortaya çıktığı noktadır.

Senden gizlemeyi kesinlikle düşünmediğim (benim zaten gizlerim yoktur) ancak gündem dışı olduğundan, şimdilik anlatmayı gereksiz bulduğum fakat yaşamsal anlamda, dönüm noktası oluşturan bir yaşanmışlık sonucunda, kendime ve çocuklarıma, iki yıl önce bir söz verdim. Bu söz; bundan böyle yaşantımıza (en azından bizim ortak yaşamımızı etkileyecek düzeyde) bir erkeğin girmeyeceği idi. Bu, benim kendi özelimde bir erkekle sevgili olmamı engelleyen bir söz olmasa da, ben kendimi tanıdığımdan, bunu da yapamayacağımı biliyordum. Çünkü; benim için sevgili olmak, başlı başına bir bütünü tanımlamadı hiç, bütünün gerekli bir parçası oldu yalnızca... Bütün ise; ‘ben’kapsamındaki özgürlüklerimizle, ’biz’ olmanın aidiyatının huzuru, dinginliği ve sorumluluğunun koordinasyonundan oluşuyor benim için.

Taşrada yaşayan ve iki çocuğun anası olan bir kadın için, bu bütünlüğün yaşanabilme koşulu ise, yasal olarak evli olmaktan geçtiği için yaşadım evliliklerimi. Kaldı ki, üç evliliğimin yanında, aynı niyetle başlayıp da sonuçlanmayan, bir de beraberliğim oldu...

Neyse, uzatmayayım; yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerden, benden ne sana, ne de bir başka erkeğe, bir sevgili çıkmaz ERKEK!..

Düşünüyorum da, dün Görkem evde olmasaydı, belki de sevişmiş iki insandık seninle ve bugün için geç kalınmış olabilirdi. Çekincelerim, zorlanışlarım ise, bilesin ki isteksizlikten değil, kendimle mücadelemden olmuştur.  Sana koşmak, seninle olmak için yanıp tutuşurken, bunları yaşamamam gerektiğini  bilmek ve mücadele edebilmek, ne zordur bilir misin? Sana karşı değil de, kendimle olan bu savaşta, beni desteklemeni ve yardımcı olmanı rica ediyorum senden.

Bunu isterken bile öyle bir ikilem içindeyim ki; bir yanım “İnşallah yardımcı olmayacak kadar, beni ‘kadın’ hissediyor ve istiyordur beni ve ne yaşanacaksa yaşanır.” diyor. Ama şunu çok iyi biliyorum ki; bana destek olursan, bu kadın sana candan bir dost olarak kalacaktır.

Ve şunu da çok iyi biliyorum; senin gibi bir erkeğe sevgili olabilmek için can atan ve atacak olan bir çok kadın vardır ve olacaktır. Hatta; içinde, kadınlarla ilişkilerini bile benimle paylaşmayı barındıran (belki bir kadın olarak verebileceğim akıllar,taktikler olabilir) içimi çok acıtacak ama sınırlarımızı kesinleştirecek bir arkadaşlık, benim olduğum ya da olmam gereken yeri, daha net realize ettirecektir bana

YARDIM ET!..

 

 

9 gün sonra(çarşamba)

1.KADIN’dan ERKEK’e

GECEYARISI…

bugun bilgisayarım arıza yapti, hicbir mail bana ulasmadi. biliyorsun zaten telefonum arizali, onu da kullanamadim. beni aramissan veya mesaj gondermissen almadim. mailler de silindi. sevgiler

 

ERKEK-2.KADIN-BİRSU SOHBET

GECE…

-slm  canım,

-KIZLAR BEN ÇIKAYIM MI

-hayır çıkma, hatunum meşgul galiba. buraya gel

-BAKAYIM BELKİ ÇIKMIŞTIR

-vaaayyy, Birsu!  kızım nerelerdesin? neredeyse,cennete iltica edecektim senin yüzünden.

-buralardayım, başka bir yere gitme şansım yok biliyorsun

-BEN BİLMEDEN BİR HATA İŞLEDİM, İKİNİZDEN DE ÖZÜR DİLİYORUM BİR ARADAYKEN

-ne hatası yahu, sayende birbirimize kavuştuk.

-BİRSU YA ORTAK BİR ARKADAŞIMIZIDA SOHBETE ALALIMMI DEDİM

-benim de kafam bozuk istemedim, hepsi bu. bu kişi de senmişsin sonradan anladım ve kızdım.

-”BU AKŞAM KEYİFSİZİM OLMASIN” DEDİ AMA SANA DA BİRSU İLE SELAMLAŞTIM DEMİŞ OLDUM

-ben olduğumu biliyor muydun Birsu?

-önce hayır ama şu bir gerçek ki daha önceleri sende bunu yaptın. çok iyi biliyorsun ki bazen insan yakın bulduğu kişilerle konuşmak istemez

-bunu kesinlikle anlıyor ve seni zorlamayı düşünmüyorum bile. sen beni istediğinde nasıl olsa ulaşırsın,değil mi?

-KIZLAR, BİLMEDİĞİM KONULAR OLABILIR. ÇIKMAM GEREKTİĞİNDE ÇIKABILIRIM

- J girdin bikere….Sen de aynen ama ulaşmadın, istemedin 2.KADIN

-istedim de ulaşmadım mı, ya da sen istedin de ben mi yanında olmadım? bilmeden yaptığım bir hatam olabilir mi?

-böyle bişiyok,hata yok

-yine de geriye sarıp düşünüyorum ben. en azından biliyorum ki, her ikimiz de ulaşılmak istendiğimizde,ulaşılır olabiliriz. bu dediğinden anladığım.."şimdi uzun etmeyelim"..

-neyse, Sarmana gerek yok, çünkü hata yok. çok sıkkınım ve konuşmama günlerimdeyim. evindeki çekyatı hazır et.

-pekala canım, seni rahat bırakıyor ve iyi uykular diliyorum.

-BİRSU DİYOR Kİ, “29 EKİM TATLİNDE NEDEN MİSAFİRİM OLMUYORSUNUZ?”

-2.KADIN misafir gelecek zaten Muğlaya

-kim kimi davet ediyor anlamadım?

-AYIKLAYIN BAKALIM

-kız zilli sen geleceksin ya, vaz mı geçtin yine?

-Birsucuğum,şu ameliyat hikayesi. hani yılan hikayesine dönen... burada olamazsam, önümüzdeki hafta kesin yanınızdayım.

-BAK ANLADI

-evet...zilli deyince anlar J

-AMA BEN DE DAVET ALABILIR MIYIM DİYE BİR AN DÜŞÜNMEDİM DEĞİL YANI

-elbette, sen de davetlisin

-biz ortak bir davet aldık gibi...

- YARIM AĞIZ, ZORLA DAVET ETTIRDIK

-Benim arkadaşım "olmaz" diyebilecek harbiliktedir bayım! bu böyle biline.

-ÖZELLİKLE BİRSUYU ŞİMDİ DAHA İYİ TANIMA ŞANSIM OLUYOR. KEYİFLE İZLEMEYE BAŞLADIM YAZIŞMANIZI. BİR YANDAN DA SÜTÜMÜ İÇİYORUM. SEVAP İŞLEMİŞİM, BAŞLANGIÇTA ÇOK TEDİRGİNDİM OYSA.

-onu bunu bırak Birsu, sizi sevdiğimi biliyor olduğunu umuyorum  ve annenle yaşamaya başladığınız güzelliklerin katlanarak gitmesini diliyorum.

-dedim sana değil mi kadınım, sonunda sen bana, ben sana kalıcaz diye

-bu arada, annene ne güzel sürpriz yapmışsın öyle. kadıncağız kanatlanmış uçuyor,  anlata anlata bitiremiyor ve ben nasıl da mutlanıyorum, tahmin edersin artık.

-evet, çok iyi son zamanlarda. Bir de ben (ERKEK burayı duyma gözlerini kapa) “evlenmek istiyorum ama koca yok” dedikçe daha da kanatlanıyor

-dediğin gibi sonunda biz birbirimize kalacağız. bir de lezbiyen olmayı becerebilseydik.

-valla J

-ÇÜŞŞŞŞ... ŞİMDİ GELDİM, OKUMAMIŞTIM

-Annen falcılara gidiyor mu hala?

-ERKEK sana kapa gözünü dedik değilmi. Gitmezmi, büyülü suları içmekten gına geldi.

-kızım söyle de benim için de gitsin. geçen gün bir dualar ettii, AAAAMİİİİİNNNNN dedim. inşallah açık kapıya denk gelir.

- gördüğün üzere ters tepiyor, hem sana n’oluyo, kaçıncı turdasın?

-kızım, senin istediklerinde gözümüz yok, haşa! artanlar yeter. önce sen, sonra Selda, artarsa bana...

-bulsam adam gibi adam yok biliyorsun. ERKEK bunu da okuma

-KIZLAR KENDİMİ RÖNGEN TEKNİSYENİ GİBİ HİSSETTİRİYORSUNUZ.

-sende katılırsan, öyle hissetmezsin J

-3 TANE BİRDEN, TOPTAN TİCARET

-Selda ve ben, ikimiz de birer tane çöpe attık. İkisi de sülük çıktı.

-senin adam gibi adam tanıdıkların yok mu ERKEK? yap bir abilik.

-hah valla J

-VALLA YOK... İYİ OLUR ALLAHTAN, KÖTÜ OLUR BİZDEN

-(adam pişman oldu)

-Birsu, bu adamdan hayır yok kızım, başka kapılara bakalım.

-var var. haklı bak. Bir de şu var,kendine hayrı yokki garibin

-İKİNİZ DE MAŞALLAH FISTIK GİBİ HATUNLARSINIZ. SELDA’YI BİLMEM. ALLAH AŞKINA SİZE KOCA MI KALMADI BU MEMLEKTTE?

-koca çok da, eş yok.

-İNTERNETTEN KOCA OLURMU A BE KUZUCUKLARIM

-buradan mı  dedik biz sana? senle ben internetten miyiz ki?

-BEN DIŞINDAYIM... ZATEN BEN ŞİMDİ SANKI SİZİNLE AYNI CİNSTENMİŞİM GİBİYİM

-dışında mı? J

-biz akrabayız ERKEKle..

-ciddi mi?

-tabii.

-n’oldu biliyor musun? annem doğum günümü unuttu ki annem; ailesiyle ilgili tüm önemli günlerde dürtükler beni.

-inanmıyorummm. üzüldün mü? farkına vardı mı peki?

-üzülmek ne ki. 2 gün sonra hatırladı annem.

-günah çıkarmadı mı?

-hayır çıkarmadı

-Allah Allah, o kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemiyorum. hani anneni tanımasam...

-geçen hafta gümüş bir bilezik almış. Seldadayken onu verdi.

-kandilde.

-evet, konuştunuz ya o gece

-biliyorum, kutlamıştım. o günkü olayları, şu musallat olan adamı daha sonra Selda anlattı. sonraki gece iki saat hasbıhalleştik, bana danıştı. sonunda taktiklerimle kurtuldu sanırım. bir daha aramamış o geceden sonra.

-dedim ya ikimizede birer sülük musallat oldu diye… tam danışacak adamı bulmuş Selda. ya ERKEK kusura bakmıyorsun değil mi...

-ERKEK sıkılıp gitti herhalde.

-aralıkta sana gelicem,fuar var

-gel be yavrum, dükkan senin biliyorsun.

-dükkanda mal olsa J

-çocuklar var...Görkem ve Ece... çok şükür, sacayağımız tamamlandı artık.

- Jyerim onları ben...Allaha şükür

-PARDON GELDİM, NELER LAFLAMIŞSINIZ

-hoş geldin...ooooo nelerde neler lafladık bilsen…

- Görkem de okula başladı. bugün kendimi, bir üniversitelinin annesi olarak hissettim ilk kez ve çok duygulandım. ayrıca, yaşlanmış olduğumu da farkettim tabii.

-KIZLARI KONTROL ETTİM, ÜZERLERİNİ ÖRTTÜM

-durun bende bir bakayım oğluma, 22 sinde konseri vardı

-gitar?

-evet, gitar hocası organize etti

-üffff,güzelliğe bak. nasıl gururlanmışsındır. ben bile havalara giriverdim sen söyleyince.

-HEM DE NASILLLLLL tıklım tıklım doldu.

-kayıt almışsınızdır. geldiğimde mutlaka seyredelim

-almaz mıyım, gelince izletirim sana...

-Birsucuğum, biz ERKEK'le sana göre daha özgürüz. yani sen sabah işe gideceksin. yorulduysan bu gecelik helalleşelim.

-ben hoşnutum halimden ama sıkıldıysan giderim, ne de olsa dişiyim, benden sıkılmak hakkın tabii

-devam öyleyse. "seni döverim" diyeceğim ama karşına bir geçsem, kodun mu ottutturursun valla.

-kızım vazgeç ondan. ben kocaya kızıp tek yumrukta kapı kasasını yerinden oynatmış bir kadınım, olan bana oldu ama J

-yuhhhh! bu ne kızgınlık ve kuvvet yahu. desene sana deli kuvveti geldi o anda.

-hem de nasıl

-AMANINNN NE KADINLAR VARMIŞ. YARABBİM SEN KORU.

-ben de üstünde tepinip bir gitar kırabildim ancak. kendimden utanıyorum.

-ERKEK bir buraya tepki gösterdi J arada böyle hikayeler anlatırsak ortaya çıkacak demek

-yaşıyormuş demek, en azından bunu anladık. ara sıra böyle dürtelim ki, yaşayıp yaşamadığını anlayalım

-boşver

- AAA...KİMİ? AYIP OLUYOR AMA… SİZE GÜZEL RESİMLER GÖNDERMEYE ÇALIŞIYORDUM, BECEREMEDİM

-ya sana bişi diycem....neden ayıp?

- BOŞVER BİRSU ABLA.

-siz birbirinizi fizik olarak tanımıyor musunuz?

-hayır

-aaaa.... bak Birsucuğum, akrabam diye demiyorum ama.....

-DAVET ETTİ YA, TANIYACAK

-hani yaz başında sana geldiğimde sabah erkenden bir kahvaltı yapmıştık ya güneş doğarken, tadı damağımda kaldı.

-anam benim, fırın dibimizde. kahvaltı emrin olur. bu arada ERKEK’i unuttuk, sen kızları anasına mı bırakıp geleceksin Muğla’ya?

-GELEBILECEKSEM, GELECEKSEM, EVET.

- yani senden yana bir engel yok ,öyle mi? sonra gak-guk etme bana...

-eder eder...(azcık ortalığı karıştırayım)

-DAVET PROGRAMINA BAĞLI BIRAZDA

-yok ya, bir de program yapacağız beyimize.

-bu arada beyefendi nasıl bi program isterler? hahahahaha inanmadın umarım.

-bu işi ciddi ciddi yapacaksak, söyle bakalım arabayla mı gitmeyi düşünürsün? Benim çocuklar da Muğla'ya gidecek de tatilde... ERKEK kayıplara karıştı yine.

-hangi tatil 29 ekim mi? aralıkta istanbul kar-buz olur değil mi?

-evet 29 ekim tatilinden bahsediyorum ben. Buranın aralık ayı bilinmez Birsucuğum neden sordun ki?

-tuvaletlerimi giyecek yer bulamadım da J annem fuar var dedik ya, küçük bir standla katılabiliriz belki.

-geldiiimmmm... tatil konusuna dönmüşsünüz galıba yine

-illa ki siyah tuvaletini getir. Görkem’in mezuniyet balosunda en güzel kadın seçilmişim. bunda o tuvaletin katkısı inkar edilemez bence.   

-aaa. sen kadın mıydın

-sen sus...

-yanı …o zaman… ama sonra ya kıyamete kadar konuşmazsam

-üffff....görecektin. ben bile kendime hayran kaldım o gece inan.

-kostumun istanbul’da mi şimdi

-Birsunun tuvaletiydi, getirirse olacak inşallah.

-onunki sana olmaz ki?

-oldu oldu. bedeni saran streç bir tuvaletti, hem de siyah.  yüksek ökçeli ayakkabılarla, deniz kızı gibi olmuştum vallahi.

-vaooov tüm hatlar meydanda...meraklandırıyorsun.

-streç tuvaletini de getir diyorum Birsu

- nereye gideceğiz?

-belli mi olur?  

-kızım onu giydinmi ist. ayağa kalkar. J  sen geleceksin ya, burada gideriz.

-Muğla ayağa kalktı zaten, bir de istanbul kalksın bakalım. Tamam, orada da gideriz..ERKEK, sana bir soru sormuştum, neden es geçtin?

-ERKEK mail sapıklığı yapıyor,2 sapık var karşımda ama biri bir felaket

-es geçtiğim ne ola ki?

-felaket hangimiziz bir bilsek?

-sensin hanımefendi

-anladığım kadarıyla ben normal sapık. iyi bi şey mi normal sapık olmak bir söylesene....

- J evet, normal sapıklık iyi

-ERKEK ya, bu işi ciddi ciddi yapacaksak,söyle bakalım arabayla mı gitmeyi düşünürsün?

-gidebileceksem arabayı tercih ederim sanırım, orada da gerekir herhalde.

-o vakit benim çocukları da götürürüz. aaaa... senin kızları da götürelim, ne dersin?

-hiç düşünmedim,doğru olur mu düşünelim

-neden olmasın? kalacak yer çok, keyif alırlar bence.

-Muğlaya geliş ve ameliyatın tarihi ne?

-ben hiç düşünmemiştim ki şimdi hemen söyleyeyim. Çocuklar tatilde gideceklerdi, ben önümüzdeki hafta burada olamazsam, oraya gideceğim ama kesin bir tarih yok.

-senin burdaki iş n’oldu

-hangi iş? boğazdaki otel işi yatmış.

-Seldanın ayarladığı...

-daha cevap gelmedi. yarın konuşurum Seldayla. ERKEK uyudu mu dersin?? kadınların çenesine dayanamamıştır adamcağız

-valla beyler çok haklı, herhalde uyumuş olmalı. çocukken annemler sohbet ederken uyumak çok hoşuma giderdi, belki o da öyle olmuştur.

-Eski osmanli zamaninda aylardan Ramazan...Musluman bir tuccar ile ermeni bir tuccar alısveris yapmislar. Musluman hesapta ermeniye bayagi bir gecirdigini dusunurken eve gidip bir hesaba oturmus ki ermeni bizimkine oyle boyle gecirmemis. o hisimla iftari beklemeden kosmus ermeGörkemerin kahvesine ve kahvenin sahibine Kirkor'u sormus.

-nerde lan o kirkor deGörkemen pezemenk

-aman pasam ne oldi?

-ulan o inbe herif bana bu mubarek ayda cok buyuk bi kazik atti.soyleyin ona bi yakalarsam onu ibreti alem icin gordugum yerde domaltip s..kecegim

-tamam pasam. oldu pasam deyip bizimkini gondermis kahveci.biraz sonra kirkor girmis kahveye. kahveci:

-aman kirkor kac. biraz once biri geldi. seni valla gordugu yerde s....cekmis

-üffff...biz onu biliyoruz ERKEK. ben Birsuya da göndermiştim.

-dur ya bana gelmedi bu...devam et

-ohhh çatla…

kirkor: aman bre demis. istanbul koskoca sehir. nerde bulur nerde siter?sen bi cay ver.

neyse icmis cayini bi cikmiski bizimki karsida bunu bekliyor. Kirkor kaciyo  bizimki kovalıyor. kirkor kaciyor bizimki kovalıyor. en sonunda kirkor bir binaya giriyor. tabi bizimki de arkasindan. kirkor bakiyor kacacak yer yok.ikinci katta sıkışıyor. pencereyi kaldiriyor atliyacak ama cok yuksek.Adam da geliyor ama. en iyisi atlamak diyor, kafayi bir cikartiyor pencere kafasina iniyor. kafa disarda vucut icerde. bizimki bakiyor pozisyon musait.

kirkorun salvari indiriyor, kendininkini de indiriyor tum gucuyle bir geciriyo ki kirkor

-yandim anam diyor. bizimki tam gidip gelmeye basliycakken "hass...tir"

diye dusunuyo. ulan gitti oruc. napicam napicam diye sesli dusunurken, “en iyisi top atilincaya kadar beklemek” diyor. bunu duyan kirkor o sirada asagidan gecmekte olan imami gorup imama bagiriyor:

-imam efendi, imam efendi. kacta atılacaktir bu top? imam bakmis bagiran kirkor

-sanane lan demis. sen musluman degilsin. sana ne topun kacta atılacagindan? bunu duyan kirkor hemen cevaplamis:

-oyle deme imam efendi. vardir icimizde bir parca muslumanlik

……..şükür bitti

- JJölü kurbağayı yolladım mı size, nefis bi intikam Jçocuksu olması da ayrı bir lezzet.

-Birsu çok ayıp, ben biliyorum ama çok hoş

-bana gelmemiş. ben masum oluyorum bu durumda değil mi? beraatimi talep ediyorum.

-siz tuvaletlerden, kostumlerden bahsedince siz ben bıraz koptum tabı

-oooo onun üstünden çokgeçti

-ne de olsa karşımda iki afet. yarı uyurgözle canlandırmaya çalışıyordum ekranda

-sen hala orada mısın beni geç J

-hop hop... kardeş dedik,(hadi abi olsun) bağrımıza bastık...

-akraba tamam da

-bak bak… bir dakika, bilgisayar sapıttı, kapatıp açacağım

Birsu konuşmadan ayrıldı…

-ne olur yatalım, uyumaya başladım

-bence de...Birsu da koptu sanırım.

-hadi bize gel.

 

 

11 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-Benim dün sana gönderdiğim yazıyı, bugün bana da göndermenin bir anlamı mı var, yoksa yanlışlık mı?

-önce merhaba. hotmaili açmadım,yani senden aldığım değil o, daha oraya gelemedim. dün açamadım biliyorsun, bugün de gireli çok olmadı. girdiğimden beride senin  yanında "meşgul" yazıyordu...pişikk

-iyi geceler. ben de yahoo adresin göndermiştim sanırım. bu günlük yeterli temizlik yaptım,  daha pek çok var ama sonraya bıraktım.

-tebrikler, Birsu da selam vermedi, yok galiba.

-aslında, sen “Birsu özel konuşma penceresi açtı” demiştin ya geçen akşam, o yüzden bu akşam sana sormaya korktum, üzülebileceğim ya da düş kırıklığı yaşayabileceğim bir yanıt almaktan korktum. belki onu sınamak istediğim için kendimden utanmış da olabilirim.

-yoo,özel ve önemli bir şey yazmadı. öyle bir konum da yok, sadece sohbete katılmıyorum diye oradanda davet etti. onami sordun yoksa?

-sormadım,sorar mıyım. bunu yaparsam, ondan şüphe duyan ve güvenmeyen bir insan durumuna düşmez miyim? kaldı ki, benimle dertleşebilmek için bana güvenmek zorunda. benim kendisine güvendiğimi hissetmezse, yardımcı da olamam.

-kesinlikle haklısın. sence ilgisi var mi öyle bir algılamasının? ben de seninle paylaştım diye zor duruma düşerim, sarsma güvenini. sen mesaini tamamladın mi?

-yahoo ya bakacağım biraz. ERKEK yaa....

-söyle bebek

-uzun süredir, bir yandan da tv izliyordum,dinliyordum. senin oy vermeye değeceğini düşündüğün bir parti var mı?

-şu an yok ama son günde belli olmazsa o gün en az zararlısını tercih etmekten başka çare yok. çünkü hiç birini samimi, dürüst bulmuyorum. Samimi ve dürüst olana da oy veren yok

-kötünün iyisi seçeneğini istemiyorum senden. ancak ben değecek bir parti olacağından ümitsizim. al birini vur ötekine. şimdi diyorum ki; bu durumda ülke yine bir kaosa sürüklenecek.

-sürüklenmez,sadece iktidar partisi alırsa, satılmış basın ortalığı yangına çevirmeye çalışır.

-nasıl yapmalı da böylesine bir potansiyel varken, bunlara had bildirilmeli ve gerçekten demokrasiye mecbur edilmeli. mesela diyorum,  oy kullanaların tümü 'boş' oy kullansa,  bunun bir yaptırımı olabilir mi?

-ne faydası var? iptal oy olarak tasnife geçer, azalan oylar içerisinde yine en yükseği alan seçilir,bunun için en azından kötü elenmeli

-sence, henüz yeterli toplumsal galeyan oluşamaz mı? sanki böyle bir potansiyel sezdim.

-oluşamaz,toplumsal bilincimiz zayıf,% 1 bile olmaz bu ülkede, farzet ki % 5  kenetlendı. ne işe yarar,kim etkilenir? adam süçüstü yakalanıyor, bin tane kabahat işliyor da koltuğu terketmiyor.

-yani henüz yeterli bilinç oluşmadığından, havanda su dövmek olur diyorsun, öyle mi? ben %5 i değil,%60 ı umuyorum. üfffff...yine dertlendirdi beni bu memleket. öyle seviyorum,öyle bağlıyım ki bu ülkeye. duyarsız kalamıyorum ama çaresiz kalıyorum,bu da kahrediyor..

-bu insanlarmı seçmenin % 10 u bizi protesto etti diye utanacak, çekilecekler %1 bile olmaz.

-beni ilgilendiren,bu ülkedir ve üzen de çaresizliğim.

-benden yakın izliyorsundur sen

-izlemiyorum inan. izlemeye değmiyorlar ki, kendime hakaret addederim. sadece bu ülkenin vatandaşı olarak,farkına varmadan öğrendiklerime, duyduklarıma duyarsız kalamıyorum. fındığının, şekerpancarının nasıl katledildiğini anlatırken adam ağlıyor resmen yaaa. buna arkamı dönmek, kulağımı kapatmak olabilir mi?

- kapatamazsın, sorumlu vatandaşın olması gereken o ama birey olarak çaresizlik var bencede. şu an bir yandanda okuduğum yazı sanki dünya ölçeğinde bu konu ile biraz ilgili gibi. bizi yönetenler uzaktan kumandalı kukla da ondan.

-neyse, varabileceğimiz bir sonuç yok bu konuda. böyle bir şans yok çünkü. bir zamanlar şu kuvayi milliye hareketini kuran bir adam vardı ya.

-onu biliyorum, epeyi önce o gruptan sildirdim kendimi.

- bana ters gelen ne biliyor musun? bu adam bir dönem bu bünye içinde yer almış, eğer ajan değilse, bu insanların çıkarları için çalışmış, bu işten de kimbilir ne paralar kazanmıştır. Sonrasında işler ters dönünüp de bünyeden ayrılınca,bunları deşifre etmiş. şimdi söyle bana, bu tür bir insan,doğruları söylüyor bile olsa,ne kadar şereflidir?

-şerefsiz evet. ama son deminde pişmanlığıyla başkaların yararlı olabılıyor. ama tabıkı kimse ona kucağını açmayacak

-yani herifin kuyruk acısı, bizim çıkarlarımıza bile olsa midemi bulandırdı inan. işin kötüsü de , "pişmanım" falan deyip günah da çıkarmıyor, sadece saldırıyor.

-tükür o kişiye ama söylediklerinde işe yarar şeyler var ise onuda al ,hep olur intikam alma ilkel dürtüsü

-tabii ki alıyorum ama 'insan' değerinin de kaybolmasına tanıklığıma kahrediyorum..

-tarıh boyunca hep vardılar ama

-bunu bilmek, yaşamaktan daha katlaGörkemır benim için. neyse,seni işlerinden alıkoymayayım, biz görüşürüz yine.

-bir yandan da okumaya çalışıyorum. senden geldikten sonra yazımı son dakikalarda ancak yetiştirebildim.

-ben iki işi bir arada yapamıyorum biliyorsun, keşke gelip bende yazsaydın. sana söyleyecektim ama 'reddedilme olasılığına karşı sustum.

-yaparsın, yeme beni. Sende yazamazdım, konsantre olamıyorum. sakin olmalıyım. telefonumda evde kalmıştı biliyorsun, arayan arayana.

-tamam tamam, diyen gitti.

-Aygül de anahtarını evde unutmuş sabah. ben gittiğimde annesi ile kapıda bekliyorlardı, ayrıca yazmadan bazı notlarada bakacaktım. ufff ne kadar detay yanıtlamışım, ama şereflendirdiğiniz için bir kez daha teşekkür ederim efendim

-bir şey daha hatırladım senden ayrıldıktan sonra, onu da sonra anlatırım. şimdi mola.

10 DAKİKA SONRA…

-üzüm alıp geldim. ben çıkıyorum, saçmalamaya başladım, huuuu... duymuyorsunuz... izninle tatlım

-canım, ben de tam bu gecelik yetti diyecektim sana.

-evet,göz kapaklarım kapanıyor. sabah kalanları okurum artık, iyi uykular

-sana da.

 

 

13 gün sonra (Pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hatun, şükür meşgulden çıkabildin

-Çıkalı çok oldu da, sen farkedemeyecek kadar meşguldün demek canım

-peki madem rahatlamıştın, sen neden uyarmadın,ya da seslenmedin?

-senin beni görmeyeceğin aklıma gelmedi ve uygun olmanı bekledim selamlaşmak için

- öncelikle yazayım, SENİ KUCAKLIYORUM, YANACIKLARINDAN ÖPÜYÖRÜM.

-öyle varsayımlara karnımız tok biliyorsun.

-bu mesafeden başkası olamıyor,bence kuru varsayım değil

-ben ise;seni kucaklamayı ve öpmeyi özlüyorum. elimden gelen bu. isterdim ki düşleyerek de varsayarak da aynı hazzı alayım ama olmuyor işte.

- düşünde yaratarak olabiliyor.

- diğer insanlar olabileceğini söylediğine göre, olabiliyor demek ki, ancak ben beceremeyenlerdenim.

- istersen becerebileceksin. akşam üzeri telefonda konuştuğumuzda uyarsaydın keşke

-nasıl yani? biz akşamüstü konuşmadık ki. sen ne diyorsun! o konuşmada öyle bir terslendim ki, nasıl kapattığımı bilmiyorum telefonu.

- bozma beni şimdi, uyuyamam sonra. zaten uyumaya başladım ama haksızca bir şey söylemedim galiba. yarın bir ara görüşelim.

-haklılık ya da haksızlıkla ilgili bir konu olduğunu sanmıyorum o anda. ancak anladığım kadarıyla,sen olumsuz etkilenmişsin, ne diyeyim ki.

-orada kaldı o. Görkem’e bozuldum ama. oysa onu çok benimsiyordum. değişen bir duygum yok, bana duyurmaması gerekirdi

-benim diyeceklerim, coşkularım da içimde kaldı. üstelik konu sen değildin, bu genel bir tavırdı ve ben onların yanına elimde telefonla gittiğimde, kiminle konuştuğumu bilmiyordu bile çocuk ve haklıolarak beni uyardı. sen olduğunu bilseydi, aynı mı davranırdı bilmiyorum.

-ama benim de sizin o sırada yemekte olduğunuzu bilebilmem olanaksızdı, üzerinde durma artık

-ailecek hepbirlikte yemekte olduğumuz sırada hariçten hiçbir görüşme yapılmaması, bizim ailemizde, kurallarını benim oluşturduğum ilkelerden biriydi ve bana hatırlatıldı.

-tamam. ben uyuyorum, izin var mi? yarın çay içerken konuşuruz

- olur, iyi uykular sana.

-sağlıcakla kal,keyifle uyu. çıktım

 

 

14 gün sonra (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-merhaba,durum ne vaziyette? telaştan kahroldum, çocuklar uyumamıştır diye telefon da açamıyorum.

-neden açamıyorsun? telefon "cızzz" mı?

-sen onların yanında nasıl anlatacaksın ki?

- ikisi de yattılar,Ece 22-22.30 gibi Görkem de 23-23.30 gibi yatıyorlar

-Songül yarım saat önce yattı. Aygüle hala söyleniyorum "yat" diye. normalde o da uyumuş olurdu. eeeeee, neler oldu?

-neden yatmıyor hala haspam, işlerini mi bitirememiş?

-2 gündür evde değildi, odası berbat. Evin büyük kızı olduğu için, onun odasını toplamıyorum.

-bizimkiler kadar değildir herhalde.

-görmen lazım

-tokuştururuz. gelelim seni bilgilendirmeye...

-Evet,dinliyorum

-şimdi efendiciğime söyleyeyim... maçın bitimine dek bekledim. Görkem bilgisayarın başındaydı, Eceyle ben mutfağa geçtik ve ben oradan Görkem’e seslendim.

"kendim ve ERKEK adına,gösterdiğiniz olgunluğa teşekkür ederim,sizlerle bir kez daha gururlandım, ayrıca,böylesine istenmeyen ve her ikimizi de utandıran bir durumu yaşadığınız için de sizden özür diliyoruz" deyince, Ece hemen atıldı;

"hayır efendim,neden O'nun adına da sen konuşuyorsun...ERKEK’in ağzı dili yok mu? kocaman adam, neden kendi adına kendisi konuşmuyor da seni konuşturuyor" filan gibi laflar etti. ben de bu akşam, her ikisiyle de zaten sen ve benle ilgili konuşacağımı kararlaştırdığımız için, bu programı bozmadığımızı söyledim. tabii ki bu kez de

"ikinizle ilgili ne konuşacaktın bizimle" sorusu geldi..aşık 2.KADIN aldı sazı eline ve dedi ki...(arada bir ses ver de orada mısın anlayayım boşluğa konuşur gibi olmayayım)

-heee kurban, buradayım

-ikimizin bugün saatlerce süren çay bahçesi muhabbetinde, bizim birbirimize sadece iki insan değil, kadın ve erkek olarak da fazlasıyla ilgi duyduğumuzu kabullendiğimizi ve böyle bir kısıtlamayla, birbirimize tam faydalı olamayacağımızı, çünkü bu isteğin hep aramızda kalacağını farkettiğimizi söyledim. Dolayısı ile; kendimiz ve çevremiz (en yakın çevre olarak da çocuklarımız ) için en faydalı insanlar olmayı arzulayan bir kadın ve erkek olarak, fırsatçılık yapmayacağımız ve sadece kişisel tatminler yaşamayacağımız konusunda birbirimize güvenerek, doğamızı yaşamak konusunda ortak karara vardığımızı da ekledim. Bu kararımızı, kendilerinin kavrayıp kabullenebilecek yeterlilikte olduklarını ancak, senin kızların açısından; gerek evliliğinin bitişi çok yeni olduğundan, gerekse yaşlarının ve deneyimlerinin yetersiz oluşundan, bunu öğrenmek için zamana gereksindiklerini de söyledim.

-onlar hep dinlemede mi?

-tabii ki bir monolag olmadı. ben sana özet geçmeye çalışıyorum.

“Bu gerekçeyle, durumu sizlere açıklamayı ama ERKEK’in kızlarına daha sonra, onların buna olumsuz tepki vermeyecekleri bir duruma geldikten sonra söylemeyi kararlaştırdık” dedim. Sonra bir süre Songülle Aygül hakkında sohbet ettik. Görkem bir ağabey olarak, onlara bakıcı olmaya adaylığını bile koydu.  

-canım. Sağolsun. Songül bu akşam zaten hırpaladı beni. hani "gece arayacağım" diyen bir arkadaş vardı ya, o aradı. medeni durumumdaki gelişmeleri özetlemem gerekti. Songül salondan duydu, geldi. Gitmez, kucağıma oturur. konuştuğum erkek ama anneden bahsediyorum ya. sonra bir bayan aradı. bu kez de yüksek sesle “meyve verir misin baaabbaa” demeye başladı. kızcağız durumumu bilen biriydi, iş konuyorduk “kafana takma hallet” dedi.

-canım efendim, bunlar yaşanacak. daha aklına bile gelmeyen neler yaşanacak. eğer çocuklarınla birlikte bir yaşam ve düzen kurmaya kararlıysan, öyle sabırlı ve öyle yapıcı olmak zorunda olacaksın ki...

-şimdi ucuz atlatmış olduk mu, ders alacağız belli ki. tecrübe kolay kazanılmıyor, diyeti, bedeli ağır.

-öncelikle onlara olan sorumluluğunla, kendi özgürlüğün arasındaki hassas dengeyi korumayı öğreneceksin ve en ama en önce şunu bilecek ve kendini ikna edeceksin. "önce ben" diyemediğin her durumda kendini kurban olarak göreceğinden, "önce ben" diyebilmenin onlara,çevrene ve sana olan faydalarını farketmen gerekecek.

-onu zor derim zaten

-dikkatini çekerim "önce ben" asla sorumsuzluk içermiyor. kendine sahipliği ve saygıyı kastediyorum bununla. benim çocuklara ikimizi lanse edişimdeki en önemli mesnet ne oldu biliyor musun?

-dinliyorum

-(kaldı ki sadece onları etkilemek için söylemedim bunu, böyle düşündüğüm için söyledim). sen ve ben, kadın-erkek paylaşımı olarak boşlukta kaldığımız sürece, farkına varsak da varmasak da karşı cins arayışımız sürecektir. bu insanın doğasında vardır. Öyleyse; ikimiz de hazır birbirimize böylesine çekim yaşıyorken, neden bunu görmezden gelelim ve belki de bizi yanlışlara sürükleyecek, başka arayışlara girelim. biz bu arayışa birbirimizle son verdiğimizde, bir sorun (hem de asıl olan bir sorun) ortadan kalkacağı için; çok düzenli, çok daha huzurlu ve dingin bir yaşantımız olacaktır ve bunun yansımalarından biz gibi tüm çevremiz de nasibini alacaktır.

-mantıklı yorum ve hiç olmazsa doğru insan. peki kabullendiler mi, aleni suçlama falan var mı evde?

-suçlama şöyle var...

“bizim gelme olasılığımız olduğunu bildiğiniz halde neden birlikte olmaya kalktınız?” dediler ama sonra da,

"özür dilediğinize göre,bunun hata olduğunu kabullendiğinizi ve bundan böyle daha özenli olacağınızı düşünüyoruz" dediler

-problem de orada zaten ama onlarda yeni çıkmışlardı evden, hemen döneceklerini bilemezdik ki… böyle bir ilişki yaşamanı kabullenmelerinde problem olmamasının yanında, bu suçlama hafıf zaten.

-zor ama keyifli bir konuşma oldu. dolu dolu oldu ve ben nasıl rahatladım bilemezsin. Allah gönlüme göre mi verdi ne?

-bana da itiraz edebilirler, olumsuz görüşte bulunabilirlerdi.

-yaşadığımız olay her ne kadar istenmeyen ise de, itiraz edemezlerdi. buna hakları yok. bana görüşlerini bildirebilirlerdi, ben de gerek duyarsam değerlendirirdim. bak şu anda farketmeden, onlarla kurmuş olduğum çok hassas “sorumluluk ve özgürlük dengesi”ni örneklemiş oldum sana.

-ama ikisi de o kadar badireler atlattılar ki. zorunlu olarak olgunlaştılar da. Beraber cafeye gitmeyi hak ettiler, şimdi gidip benim adıma yanaklarından, alınlarından öper misin.

-tabii "peki ya sonra?" sorusu da gündemdeydi. ben de sorularına, soruyla karşılık verdim ve "sizce?" dedim. bunun üzerine, şimdilik sen ve ben ile ilgili bir olumsuzluk hissetmediklerini, yaşamımın bana ait olduğunu ve benim mutluluğumu herşeyden, kendi bencilliklerinden bile çok istediklerini söylediler. hatta hayal bile kurdular, ben durdurmasam devam da edeceklerdi.

-öptün mü mü onları az önce

-yatarken öpecek ve koklayacağım nasıl olsa. senin için olanı hemen mi istiyorsun?

-evveeet, hakettiler

-gidiyorum...

5 DAKİKA SONRA…

-uyyyyyy...öyle tatlı öyle masum uyuyorlar ki, saatlerce seyretsem doyulmayacak gibi...

-masumlar zaten, hepsi bebek

-Görkem’i uyanıkken öpmek zor zaten, ben de uyuduğu anları değerlendiriyorum. nerelerinden öptüm biliyor musun?

-göremedim

-ben çocukları en çok gıdıklarından öpmeyi severim. Gıdılarına öz kokuları siniyor çünkü. böylece hem öpmüş hem de koklamış olurum.

-aynen, kahvaltı niyetine. benim paniğim hala bitmedi ama… aklıma geldikçe utanıyorum bir yandan

- neyse ki konuşmaya başlamamla, benim tüm telaşım birden yok oldu. biz konuşurken yanımızda olabilseydin, sanırım sen de çok daha huzurlu olurdun şu anda.

-sanırım suçlu hissettim. kaçamazdım. mecburen güya lafladım ama bir de bana sor. diyeydinki, “daha başlamamıştık bile”.

-dedim, dedim merak etme. şimdi nasıl rahatım bir bilsen.

-ömürsün. benim utanmam geçmedi ama... hele ilk karşılaşmamda belki yine tedirginliğim olacak.

-sonuçta onlar seni ve beni bir bütün olarak görmeye başladılar.  gizli, saklı birşey kalmadı çocuklarımla düşünebiliyor musun?

-güzel, yendin. Ece kaçta geliyor okuldan

-17.30 da geliyor

-çok geç bir saat… özür bekledi ya, o zaman gelecek hafta sonu beraber çay içmeye gidelim.

-kız kendince kafa buldu bizimle yaaa,takma kafana. Haaa, çocuklarla birlikte birşeyler yapmak istiyorsak, onlar da buna sıcak bakarsa, yapabileceğimiz öyle çok keyifli, kahkahalı şeyler buluruz ki.

-OLSUN İSTİYORUM. BAZEN ONLARI MUTLU ETMEK ADINA YEMEK LAZIM KAFA BULMALARINI. PROBLEM YOK, BEN GENELDE MUTLU OLMALARI ADINA ONLARIN HERGELELIKLERINI, KAFA YAPMALARINI YERİM. SEN ŞİMDİ GECE MESAİNE…

-beni terk mi ediyorsun?  

-YOK BE KIZ, BURALARDAYIM. SENIN GECE MAİL MÜŞTERİLERİN BEKLEMESİN DİYE...

-iyi öyleyse, temizlik harekatlarımıza başlayalım. bu sözde hafif bir kinaye mi var, bana mı öyle geldi?

-KİNAYE YOK, DİREK SÖYLERİM. AYRICA ŞU AN YAŞAMLA BAĞLARININ BİRİDE O TEMİZLİK HAREKETİ, ÇÜNKÜ ORADADA KÜÇÜCÜK YORUMLARINI DA EKLEYEREK ÜRETİYORSUN.

-şimdilik son bir şey...seninle gurur duyuyorum ve gurur duyduğum senin, bana sahip çıktığını, koruyup gözettiğini duyumsamak istiyorum. kendine ne kadar güvenirse güvensin, ne kadar kendine yeterli görünürse görünsün; sanırım tüm kadınların dindiremedikleri, yok edemedikleri gereksinimleridir bunlar..

-TEŞEKKÜR EDERİM. HİSSEDİYORSUN, DAHA FAZLASI SENİ ÜRKÜTEBİLİR DE. OYSA ÇOK DA ERKEN…

 

GECE…

-huuuu.... meşguluz. bu ne muhabbet.

-HOŞGELDİN CANIMMMM...

-sağol ve çıkacam iki lafdan sonra

-GÜLE GÜLE CANIM EFENDİM...hangi iki laf?

- tanımlı değil. sabah çok erken kalkmam lazım. 8.30 da cıkarım demiştim ya, o saatte orada olmalıymışım

-Pek tabii ki... benim için de geçerli. mobilyacılar 8 de gelecekler yeniden. sabah da en geç 9.30 da evden çıkmış olmalıyım sanırım,

-arkadaşların benden sonra ne kadar oturdular?

-birer çay daha içip, gittiler

-şeker insanlar, sevdim.

-çok güzel bir akşamdı. öyle mutlu oldum ve hala da öyle mutluyum ki.

-ne mutlu sana; dilerim azalmadan daima artar, artarr, aartaarrr…dedikodu yaptınız mı arkamdan?

-biraz yaptık. onlar da sonradan sonraya senden keyif aldıklarını, birlikte yapacağımız tüm organizasyonlarda bulunmanı arzuladıklarını söylediler.( önceleri pek bir suskun, sıkıntılı gibi gelmişsin bizim liseli kızlara)

-kolay mı?

-ne o, kendini görücüye çıkmış gibi mi hissettin yoksa?

-pek benimsemesemde, sanırım biraz öyle oldu gibi.

-farketmişsindir, onlar da oldukça yalın, kendilerini olduğu gibi gösteren,candan insanlardır. geçen yıl İstanbul’a yeni geldiğimde, sağolsunlar hiç yalnız bırakmadılar, hep destek oldular bana. bir akşam bizde yemek yedikten sonra oturuyorken, bunlara bir iskambil oyunu öğrettim. bütün kışı o oyunu oynayarak geçirdiler. J

-pozitif buldum hepsini. Hepsi de liseden arkadaşların değil mi?

-evet, kızlar liseden, kocalarını ise üniversiteden beri arkadaşım olarak kabul ettim.

-kabul ettim?

-evet,öyle..."tanıyorum" demek zayıf kalacaktı, hatta kızlar dostlarım, eşleri ise arkadaşlarımdır.

-bizim evde de kızlar huysuzlandı, uyumamışlar, anneyi aramışlar. bu tarafta sizlerle sohbet keyifliyken, hoş olmadı. küçük ağladı, gelince ilgilendim epeyce.

- nasıl yani? seni mi beklemişler?

-kızlar tepki verdi, uyku saatlerinde uyumadılar.

-çocuklar konusunda, kızların ve senin daha sağlıklı iletişim ve ilişki içinde olabilmeniz için, sana yaşanmışlıklardan örnekler vererek anlatmam ve açıklamam gereken çok şeyler olacak. bunu istersen tabii. hatta, herşey biryana, en önemli ve öncelikli konumuz olmalı bence bu.

-faydalı her şeye kucağım, beynim aç. tüm kavgam onlar için değilmiydi

-sana seminer düzenleyeyim kişiye özel Jşaka bir yana geçekten ben çok ama çok ciddi ve istekliyim bu konuda.

-yaşanmışlıkların yeterli seminer için.

-evet yeterli. üstelik ortada Görkem ve Ece gibi bence çok başarılı iki örnek varken.

-sen de fazla takılma, istirahat etmek lazım. güzel bir uyku seninle olsun, hoşça kal.

-tamam canım. en kısa, en uygun zamanda seninle birlikte uykuya dalmayı özleyerek uyuyacağım.

-uzak değil galiba

-nasıl taşikardi oldum birden bilemezsin. nabzım en az 150 filan vardır şu anda sanırım.

-taşikardi yi bilemedim kız? normalleş. normal bişi dedim. ben normalim, sen normalsin. heyecanlanma

-ama heyecanlandımm ve ne olur heyecanlanmaya devam edeyim.

-ben seni geçtim bile ama hiç unutma; benim mantığım hep bir kaç adım önde olacak.

-ben ki tüm tepki eşikleri böylesine yüksek bir kadınım, heyecanlanıyorum. ne hoş yaaa...

-hadi git yat o zaman ve düş kur, belki yarın düşünü yazarsın.

-aaaahhhh.ah! bir de onu yapabilsem  "ben normalim" diye ortalıkta göbek atacağım herhalde.

-iste, yaparsın.  sadece etrafında dolanma, basit düşün.

-istiyorum ama ya aklım başka şeylere kayıyor, ya uyuyorum, ya da sıkılıyorum. düş kurmayı beceremeyebilirim ama sana sarılıp uyumanın özlemini hissedebilirim. bu özlem,tatlı bir buruklukla uykuya götürür beni.

-aşacaksın, aşabilirsin. başladı  bile... marş marş

- millete göndermek için, senin bir iletini düzenliyorum. onu tamamlayınca, söz yatacağım.

-öpüldünüz. hissediniz efendim ve ben gittim buradan...

-iyi uyu ama sen de buruk uyu dilerim.

15 gün sonra (Salı)

ERKEK-1.KADIN YAZIŞMA

yaaa.....iste boyle. beni goremiyorsun, cunku bunu sen istedin. insan hayatta ne ekerse onu bicermis. ben de seni goremiyorum ama orada oldugunu biliyorum...

doğru. ben de yanıtınla orada olduğunu öğrenmiş oldum. ben, sen ne farkeder ki. neticede istememişiz, tek gerçek bu. yeterince istemiş olsaydık, herhalde böyle olmazdı. tek başıma ne  ben, ne de sen zaten... buna da gerek yok. iyisin ya, boşver gerisini. sonra dilediğin zaman ekleyebilirsin de. benim açımdan mahsuru yok. hep mutlu ol yeter.

Haklisin, tek basina olmuyor. haftalarca bekledim, mutlaka yeniden kaydedecektin. Olmadi, cunku bu sana gore alttan almakti. bu da kocaman recep bey icin cok yanlis bir davranisti. gururu herseyden once... lafa gelince laf cok , elestiri de cok. telefon acip '' sana zaman ayirabilirim” diyebiliyordu ama “ben ozledim” demek sadece alttan almakti onun icin .ben istedigimi zaten yapiyorum, seni ozledigim zaman da soyleyebilirim. keske sen de bunu ogrenebilseydin.

 

 

18 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-efendisi iyi geceler diler.

-canım efendim benim, hoşgelmişsin.

-sağolasın, benden sonrası nasıl geçti, geciyor?

-bir hızla ilk hikayemi bilgisayara aktardım, yorumlarını almak istiyorum. ayrıca yarın da bir iş görüşmesine davet edildim.

-nerede,kaçta,bana uyar mı güzergah? birden yazıya başlamana sevindim, hem zaman da değerlenmiş oluyor

-daha belli değil. Hakan benim üniversiteden arkadaşım. gerçi, okulda samimi değildik ama Kaya şef onunla çok samimi. bugün seninleyken kezlerce aramış şef beni, telefonun sesini kıstığımdan, duyamadım tabii.J

-o aracı oldu yani

-neyse sen gidince aradım şefi. bana “hemen Hakan'ı ara. sana çok ihtiyacı var ama seni ona borç olarak verebilirim ancak” dedi

-dur. ne demek bu

-yani Kaya şef benim nasıl çalıştığımı bildiğinden, beni kendi firmasında görmek istiyor ama şu anda o da çalıştığı guruptan ayrılmak istiyor ve yeni bir oluşum için beni elinde tutmak istiyor

-riskli değil mi

-ben de zaten "olmaz öyle şey" dedim. bir sorumluluk aldım mı, kimseyi "hadi eyvallah" deyip yarı yolda bırakmam. şef de bana, "öyleyse ben de Hakan'a baskı yaparım, seni işten kovar" diye espri yaptı.

-öyle de olmalı, ayrıca senin Kaya şefle ilgili alıp uyguladığın bir de karar var, değil mi?

-o kararım herzaman için geçerliliğini koruyacaktır. bugün telefonda Hakan'la konuştuk, yarın görüşebileceğimiz saati bildirecek. sanırım bir bankanın komple dekorasyon işlerini almış. Hakan'ın bir de restaurantı var kireçburnu'nda.

-dışarda olacağım, denersin cebimden. denk gelebilecekse yardımcı olurum ve akşam da ayrıca size katılacağım. sonra programda terslik olmazsa, beraber döneceğiz.

-nereye döneceğiz peki?

-sana ya da bana...

-bende çocuklar var ama...

-ben salonda kanepede de yatardım, çocuklar da “bunlar ne kadar kuzu” derlerdi belki de. neyse hayırlısı olsun, yarın konuşuyoruz demek ki...

-inşallah canım.

-hiç olmazsa sen gemiyi kurtar. ben dolan posta kutularını boşaltmaya başlıyorum şimdi. sana da kolay gelsin. bu gece az çalış.

-hikayemin yazdığım kadarını göndereyim mi, okur da bana düşünceni söyler misin?

-okurum seve seve ama bu gece değil. zaten sağlıklı okuyacak durumda değilim şu an. dün geceden uykusuzum, bugünde dinlenmedim. ben yaşlı bir adamım.

-hayırdır? dün gece neden uykusuzdun bakalım?

-vallahi kabahatlık bir durum yoktu. zaten evdeyim biliyorsun

-hadi oradan! ben gece 1- 1.30 gibi msg. attığımda, o sırada uyuduğunu söylemiştin bu sabah.

-evet, henüz dalmamıştım ve mesajınla uyandım. uymadım sonra.

-bir daha, öyle abuk saatlerde rahatsız etmem efendim.

-haydaa...bir kere'm aranılmak insanı daima mutlu kılar. Denizlili İsmail beyler tarafından aranılmak hariç

-dur bir bakayım, o mailimi okudun mu?

-daha mail falan okumadım bu gece. en son sürümü yüklemedim, ne yapalım sonra birbilene danışırız efendisi

-yarın gece sana gidersek, teknik uzman olarak yardımcı olmaya çalışırım. Ayrıca; bozuk musluk,  yanmayan ampul, çalışmayan priz filan da varsa çekinmeden söyle, elimizden gelir evelallah.

-olur efendisi, salonda bu akşam iki ampul patladı. ben ayrılıyorum şimdi, çıkmadan görüşürüz sanırım

-hadi kolay gelsin.

 

 

21 gün sonra (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-üffffff...vallahi haklıymışsın. keşke dinleseydim sözünü de düzenlemeye kalkmasaydım şu fıkraları, hala bitiremedim biliyor musun ama az kaldı,inşallah değer.

-belli, relax lütfen. arada kimseciklerle laflamıyormusun

-ilk başta kandilleştik iki arkadaşla, o kadar. vakti geldiğinde senin osman ve ailesiyle de tanışmanı isterim.

-evler biraz daha yakın olsaydı, gece arada kaçışır mıydık birbirimize... Osman?  bugün bahsettiğin mi?

-hayır o Bülentti. bu fıkraları okumadan yatma sakın, çok güzelleri var içinde.

-dayanmaya çalışır, okurum. osman kim?

-birlikte kendimizi kamuya adadığım arkadaşım. hani bana monitör verdi demiştim ya, işte o. bence tanımana değecek, nadir kalmış ‘insan gibi insan’ lardan biri.

-kamudan fazla bana ada kendini, bencilim ben.

-artık yavaş yavaş öyle oluyor zaten. beni heyecanlandırdın yine.

-ama “bundan üzgünüm” der gibisin. üzüleceğin eyleme, düşünceye hemen sırt çevir bence

-hiç üzgün bir halim var mı Allahaşkına! üfff....yani bir çuval incir zebil oldu ha! uyarınız için teşekkür ederim. dikkate alacağımdan emin olabilirsiniz.

-vallahı haklısın. o yanaklardakiler yaş değil, utangaçlığın kızarıklığı imiş ve de mahcup gibi... nanık işareti var mı burada bebek, sana ondan göndermiş olayım

-yıktın perdeyi eyledin viran    

- haber vermek için yine de bana koş

-helal!!! çok iyi yaaa, bana karşı da olsa, bir kez daha göğsümü kabarttın. pratik ve kıvrak zeka hayranıyım ve sende de var çok şükür.

-iyi olacak tabii. bu da hamburger metodu, balon kadar etkilidir. sonra anlatırım.

-Bugün Emine teyzemle uzun uzun konuştuk telefonda. "ERKEK biliyor burayı, nasıl unutur" dedi, yine de tarifledi evin yolunu. Hayriye teyzeme de oradan ev tutmuşlar, o da Emine teyzemin köyüne taşınıyormuş.

-selam söyleseydin, anımsadığım kadarıyla sever beni

-ben de amma salağım ha. Emine teyzem dururken, internette ilanlar vermişim boşuna kırda, köyde yaşamak istiyorum diye. aklıma gelse, onu bulurdum ve gider, yanında yaşardım.

-rica ederim efendim. yaşamazdın, yaşayamazsın.

-neden ki? maksat yaşam koşullarına adapte olmak değil mi, patron bulsaydım daha mı iyi olacaktı?

-çok zor, teyzeni kaç yıl önce gördün en son? onun entel boyutu çok farklılaştı

-göreceğiz bakalım. telefonda öyle ağladı ki, beni bile ağlattı.

-en azından patronla ilişkiler resmi olacaktı, sorumluluklar da belirgin,hak edişler de

-aslında haklısın. bence de akrabayla iş ilişkisi yaşamak çok sakıncalı ama en azından çevrede böyle yerler varsa yardımcı olmaz mıydı?

-biliyorum, nadiren haksız olurum. şimdi şimarma modu. gidince detaylandırırsın, Emine ablayla. çevre olanakları konusunda yüzyüze konuşursun ama hala gerek duyuyorsan, oldu mu efendisi.

-teşekkürler,  yanıtını aldım. ben seni özlediiimmmm....

-tahmin ediyordum

-kişi kendinden bilir hesabı bir tahmin mi oldu bu?  

-değil, hissedebilme. veriler, yani data yüklenmişse sonucun ne olabıleceği aşağı yukarı belirgindir. buradada data girişi sağlam, datalarda. öyleyse, özlemiş olmalı.

-yürü git işine Recep bey, ben ERKEKle konuşuyorum. araya girip de parazit yapma tamam mı. seni davet eden olmadı.

-Recep, bazen ERKEK nin danışmanı olur. peki efendim,kızmayınız sonra ERKEK bey den zılgıtı yerim

-canım efendim çek şu paraziti aramızdan, beni sana, seni de bana bıraksın artık.

-bugün az kalsın garsonları  haklayacaktık, "kızmak" deyince anımsadım birden

-en takdir ettiğim davranışın ne oldu orada bilir misin? konuyu, masada müşterilerin olduğu mekanda değil de geride çözmen çok hoş ve çok insancaydı.

-lavaboya gittim az önce, dedim ki Recepe “sen idare ediver iki dakika” üzdü mü seni yoksa ben gelene kadar bu kerata

-bir daha beni onunla bırakma. havalara giriyor hemen. senin ağzından, havalar atmaya kalkıyor bana. bunların yapılacağı kişinin ben olamayacağımı öğrenememiş daha.

-olur ama Recep en samimi arkadaşı ERKEKin, çok görme ona da…

-n'olur ya öğret ona ya da benimle görüştürme. Recep Bey'e "kadınım" dediğin beni anlatabilirsen, o da anlayacaktır sanırım.

-2.KADIN a kadınım mı demiş? dur anlamadım. Demez. “tatlım” demişti yine de der ama o kadar.

-boşver öyleyse.

- boş verme, izi kalıyor

-ben boş veremiyorum zaten, sen ver.

-bu akşam sohbetimiz oldu ve hesaplaştık gibi. sevimsiz bir fotoğraf, bir kaç soğuk-sıcak-karışık yazı ve bilgisayar ekranı ve de "kadınım"...ne kadar kolay. Olamaz!

-ne diyorsun sen ya! bugün bana söylediklerini sana hatırlatmayı bile zul sayarım.

-hep beni uykuluyken konuşturuyorsun. oynamıyorum işte. gecenin 1 i saat

-uykuluyken mi? güldürme beni. bunları konuşurken cin gibiydin, hiç de uyuklamıyordun

-...sanırım karışan bir şeyler var kadınım! toparlayalım

-sanırım sanaldaki başka bir muhabbetinle karıştırdın. ben 2.KADIN, anımsatmama gerek var mı? ve bu akşam ne kimseyle görüştüm ne de hesaplaştım.

-gülmekten kırılıyorum. büyük gaf yapmışım, şimdi nasıl toparlayacağım?

-toparlama istersen, bırak olduğu gibi kalsın.

-yok söyleyeceğim sana. hani bazen bilerek, dolaştırmak için önce karıştırırım sonra rayına anlamlıca oturturum ya, ama bu kez öyle olmadı, senin deyiminle çuvalladım.

-Neyse ne. fıkraları bitirdim sonunda gönderiyorum, oku bakalım

-aferini hakedeceksin yani. ilk fıkra güzel, yeniden okumakda güzeldi, sağol. sen uyuyacaksın artık sanıyorum

-daha çok var,uyumayacağım işte!.. Beni gönderip, başka muhabbetlere di mi…

-haydi şımar...

-şımardım bile. bir de izin mi isteyecektik beyimizden "şımarabilir miyim"diye... İsmail bey ,bugün de bir şiir yazıp göndermiş. bakalım ne vakit pes edecek?

-o naturel salak, saf cinsinden.

-bence 'naturel'liğe hakaret olur bunu söylemek. onursuzluk ya da kişiliksizliği doğallıkla özdeşleştirmem ben, ancak zavallılıkla özdeşleştiririm.

-saf, katışıksız salak demek istemişim

-anladım da iş işten geçti tabii. bu kadar laf yazdım boşuna. bir o kadar lafı da boşuna yazdığımı söylemek için yazarak daha da boş bir iş yaptım diye sonsuza uzanır bu paradoks

-olsun, parmakların eksersiz yapmayı sürdürdü ve bu sayede de benimle olmayı sürdürdün

-bir de şöyle söylemeyi denesen,sana çok mu ters gelir canım efendim,"benle olmayı sürdürdün" yerine "seninle olmayı sürdürdüm" diyebilir miydin?

-ben, sen ne farkeder ki kadınım ama bir dahakine ali-veli yerine veli-ali yazarım

-çok farkeder biliyorsun. biz birbirimize lutfetmiyoruz kendimizi. ikimize de birbirimize sunulmuş bir lutufuz biz. gerçi sen biraz geç kalınmış olduğunu düşünsen de hiç olmamasındansa, şükretmelik lutufuz ikimiz de.

-umarım

-yani canım efendim,birbirimize satacak hiç bir şeyimiz olmamalı bence. karşımızdakinin varsaymak istediğimiz duyumsamalarına sarılmadan ya da öncelik beklemeden; sen kendini, ben kendimi dolaysız ifade edebilmeliyiz. 'nasılsa öyle' olmanın hazzını yaşasana biriciğim. benimle olsun, kır birazcık bu formal ve önşartlı kendini.

-zaman…

-istekli misin buna?

-sanırım.

-ben de umarım 'tam kendin' olabilmenin hafifliğini yaşayabilirsin benimle. bu konforu farkedebilirsen, vazgeçebileceğini de pek sanmıyoruım zaten. yumuşak derili olduğunu söyleyen adam huuuu...

-hayırlısı... fıkralardayım ya, bildiğim fıkrayı es geçiyorum

-inşallah bilmediklerin de vardır aralarında

-var ya da değişikliğe uğramışlar da var. fıkralar bitti. eline, göz nuruna saglık

-eeeee... sonra?

-aynen söyle, ben bir şey yazmadım

-ay ERKEK! bu gece gıcık ediyorsun beni. isteyerek yapıyor olabilirsin, buna daha da gıcık oluyorum. sondaki notumu okumadın mı?

-okumuştum. yine mi karıştırdım? beni anons gibi yazmışsın ve de bir dahakine buyuk sözü dinleyeceğini itiraf etmişsin galiba.

-yahu, insan bir "aman da canım, milleti bana alıştırmak için neler de yaparmış" filan der ama ben dürtüklemesem, birşey diyeceğin yok.

-ama almışım mesajı. Tamam, ben de zaten onu yazdım, anons... yarın tebrikleri kabul günüm

-almışsın da, aldığını bana yansıtmamışsın. n'olur yansıtsan, incilerin mi dökülür?

-ama bir an "acaba sadece bana gelende mi bu anlamlı not var?" diye de düşünmedim değil

-yuh olsun sana böyle düşündüysen.

-işte “eline, göz nuruna sağlık” niye demiştim sence,okummışsın ki.

-düzenlemeyi yaptım diye demiştin. ne kadar kıvırtsan, o göbeği eritemezsin.

-doğru. demek ki, beğenileri görmemezlikten gelmiyor olsam da, sırtı sıvazlamayı ihmal etmemeliyim.

-alttaki notu okuduğunda ne hissettiğini bana söyleyebilir misin?

-gururlandım. Cesaret, emin olma... devam edeyim mi?

-istiyorsan... ben zevkten ondört köşe olmuş okuyorum.

-ve oldukça önemsedim. kaç kişiye geçtiğini değil, önem verip paylaşmın olan insanlara farklı bir duyuru yöntemini seçmeni de açıkcası hoş buldum

-oh be!!!!! Allah razı olsun, sonunda...

-eğer yaşamın diğer gereklerini de bu denli ustalıkla yerine getirebiliyorsan, senin ne denli kazanç olduğunu da düşündüm. ancak bu beceri yüksekliğine karşın, neden ilişkilerinde yenilgilere uğradığını da çözmekte zorlandığımı hissettim. bir yerde bir kısa devre var ama nerede?

-hiç zor değil. bunu anlayacaksın. kısa devre, benim alışılmamış olmam. bunlar yenilgi değil, farklılıkların ortaya çıkışı.

-yenilgi bir olsa... güzel, alışılmamış olsa da güzeldir. farklı olmak belki yadırganabilir, benimsenmeyebilir ama biz burada pozitif farklılıktan bahsediyoruz, yadırganamayacak olandan…

-düşün şimdi... ben son eşimin söylediğini yutmuş ve hala onunla evliliğimi sürdürüyor olabilirdim. bu birlikteliği sürdürmek başarı mıdır, yoksa tüm toplumsal baskıyı göze alarak bitirmek mi başarıdır?

-oraya gelme. sen, bu denli verici ve akıllısın. o kişi seninle o tarz nasıl konuşabilir, sana nasıl öyle davranabilir. o kişinin senin yanında ne işi var?

-evet, benim bu kadar verici olmam, zaman içinde insanlara ‘hak’ geliyor. konuşamayacağı için, konuştuğu anda bitti zaten.

-senin sorunun yanıtı basit ve belli. karmaşık olan; olumsuzlukların seninle beraber olması

-olumluluk bir süre sonra karşı taraftan ‘enayilik’ olarak algılanıyorsa ve karşındaki zekasızsa, ‘istihab haddi’ nin üstünde yükleme yapmaya kalkıyor ve dingil kırılıyor. yaşananlara 'olumsuz' olarak bakmıyorum şu anda biliyor musun. onlar bana lutuf, ya da sana ulaşabilmek için yaşanması, katedilmesi gereken yollarmış gibi geliyor

-problem orada değil ki. Problem o kişiyi başlangıçta senin tercih etmiş olman. onun da seni tercih etmiş olması...

-belki de yarın "bu bedele değdi" diyeceğim, nereden biliyorsun?

-katılmıyorum, bedelleri ağır olanlar oldu. ödediğin fatura büyük

-yaşananların bir teki bile, yaşandığı gibi yaşanmasaydı, bu gün sen ve ben var mıydık birbirimiz için? bu kadercilik değil, sakın öyle algılama. bu, belki o yaşananlarla daha çok kendimin farkına varmamı sağlamıştır

-olmayabilirdik elbette. bu, bu gün için mutlu olduğum gerçegini de asla gölgelemez ama illa da sen-ben olarak da maksimumu yaşamış olmamız gerekmezdi.

-olmayabilirdik zayıf kalıyor, olmazdık. gerekiyor ki, birlikteyiz

-yanlış tercihlerin karşılıklı elenmesiyle, başka platformda daha önceleri buluşmuş da olabilirdik.

-anlamıyorsun. yaşanmamışlıkları varsayamazsın. bu bizi "keşke" çıkmazına götürür. onlara, yanlış tercihler demek yerine, doğruyu bulmak için yaşanması gerekenler olarak bakıyorum.

-keşke yok. faydası yok çünkü. sadece alabildiğimiz ölçüde yaşanmışların dersleri var. Dediğin doğru ama ağır bir fatura ödeyerek... oysa colomb orayı çoktan keşfetmişti.

-ağır fatura dediğin nedir canım efendim? yaşamamak girişimimden mi bahsediyorsun?

-onu hiç aklıma getirmedim. aldığın çirkin öneri yeter. mahkemeler, maddi kayıpların, aldatılmışlıklar…

-boşversene. en büyük kayıp; (hep söylerim,hep de söyleyeceğim) insan olma değerlerinin yitirilmesidir. kaldı ki,süren pek çok birliktelikte insanlar; ortak yitmişlikte olduklarından, bir şekilde dengeliyorlar ve öyle ya da böyle sürüyor beraberlikleri

-teselli ama realite...

-gözlem

-birazdan yatalım

-yarınki görüşmenin saati belli oldu mu? senin için hayırlısı ne ise o olsun diye dua edeceğim.

-sabah konuşacağız ya, sağol

-bensiz uyuyacağın için; önce kendim, sonra senin için içim yanıyor ama yine de en sağlıklı ve en huzurlu uykuları diliyorum sana.

-sağol tatlım, bebeğim, kadınım. sana da…

 

 

22 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN İNTERNET ARKADAŞLIK SİTESİNDE YAZIŞMA

Canım efendim,

Bu sayfalara,kendi irademle (senin de bunu istediğini hissettiğimden), sana daha verici olabilmek için veda ediyorum. Giderayak, "artık bana hiç kimseler yazmıyor" bunalımından kurtulabilmen için bu satırları karalıyorum. Karalarken de, anamın "bir ağacın ne kadar çok dalı olursa, o kadar verimsiz meyvası olur"  sözü çınlıyor kulaklarımda. Bakalım doğru muymuş ana sözü, göreceğiz.

Buralarda, bensizliğe katlanacaklara "elveda" diyorum, "merhaba" derken sen'li zamanlara...

 

SENİ KUTLUYORUM.

 

 

24 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-bir kari koca resim galerisini  geziyorlarmis. parkta bir bankta oturmus üç tane çiplak, kapkara adamin resmini görünce  hayret etmişler. adamlardan ikisinin aleti siyahken,  ortadakinin  aleti pembeymis. tam  o sirada yanlarina resmi çizen  ressam gelmis ve "isterseniz size yardimci  olabilirim"  demis. kari koca da

"anlamadigimiz bir sey var. neden  bu zencilerden ikisinin aleti kendileri gibi simsiyah da, ortadakinin ki pembe?"  diye sormuslar. bunun üzerine ressam

"bir kere bu adamlar zenci değil, irlandali kömür madeni işçileri ve ögle yemegi sonrasi  parkta  dinleniyorlar. ortada oturan pembe aletli isçi ise, ögle yemegini evinde yiyip  gelmis"

-nerden bulursun böyle sapık fıkraları

-İYİ Kİ GÖNDEREBİLECEĞİM SEN VARSIN . RAHATSIZ OLUYORSAN GÖNDERMEM

-mübarek. göndermek durumundaysan sadece bana gönder. eğer çok göndermek, çok çalışmak durumundaysan da, bana çok gönder

-N'APİİİMM, Billur gönderiyor. şimdiye dek hep ya bende kalıyordu ya da kızlara gönderiyordum. artık gönderebileceğim,  paylaşabileceğim bir 'sen' varsın

-selam söyle o zaman

-nasıl söylerim, birsürü soru yağmuruna tutar beni. işte şu anda gönderdiğim, hiçbir yerden gelmedi. ben bizim için buldum.

-bakayım... çok çok hoş. (dil çıkarma ikonu)

-biliyor musun, yanıt olarak bunu gönderdiğini görmektense, yanıtlamamanı yeğlerdim. 

- bu ne anlama geliyor ki? benim de bu tarz bir şey mi göndermem gerekti? sabah erkenden kalkacaksın.

-bak sayın Eroğlu , en az senin kadar ben de gerçekciyim ancak 'realite' değişmez statik bir değer değildir benim için. hani derim ya 'fantezi'm yok diye... ama arzularım ve dileklerim var. tüm bunların, sizin tarafınızdan köreltilmeye çalışıldığını görüyorum. keşke, ERKEK'le aramıza bu denli girmesen.

-haklı olabilirsiniz sayın Özmen. öneriniz ne? arzu ve dileklerinizin körelmemesi en büyük dileğimizdir

-ya ben de kabuğuma çekileceğim, ya da sen ERKEK olacaksın

-ama bendeniz... neyse... Özmen... Eroğlu…

-Hep dersin ya 'karşılığı olmayan varolamaz' diye... üzgünüm, çok üzgünüm. bu kadar kısacık birkaç saat içinde , nasıl da böylesine bedbahtlaşabildim.

-bir şey anladıysam arap olayım. en azından bilmeden daha da olumsuzluklara neden olmamak için dinlemeyi yeğleyeceğim

-oysa çok açık ve basit. bu akşam beni bırakmanla ilgili duygularımı paylaşmak istedim seninle. aldığım yanıt realiteye davetti. bizimle ilgili duygularımı yansıtan bir kart göndermek istedim sana. aldığım yanıt, dil çıkarmaydı.

-ne demeliydim? aman , ahhh, keşke… demek ki  o tarz romantikliğim yok, o ifadenin farkında da değilim, söyledim de... sana bir daha figürle yanıt yok o zaman

-asla romantizm demiyorum. beni bırakarak, çekip gitmiş olman sende hiç bir duygu oluşturmadı mı? "kadınım" dediğin kadınla ayrılıyor olmak seni de hüzünlendirmedi mi?

-şüphesiz ama koşullarımızın, gerçeklerimizin, sorumluluklarımızın da farkındayım

-bunun ben farkında değil miyim sence? ya da bunun farkında olmak, özlemlerimizi engeller mi?

-farkındaysan, serzenişini izah edebilir misin? özlemin olmadığını ifade eden olmadı sanırım.

-işte konu da bu; özlemi olduğunu da ifade eden yoktu karşımda. bunu, beni realiteye çağıran Recep Eroğlu ya söylememiştim ki ben

-özlem; bazen söz ile ifade edilmez. onun için bir şeyler yapılarak, ona ulaşılmaya çalışılarak da ifade edilir ve ben sanırım söz ile olanı en az tercih edeceğim AMA EMEK VERMEYİ ESİRGEMEYECEĞİM.

-doğrusun. ben sana, bu özlemimi anlattığımda, içinden "ben de özledim" dedin mi?

-lutfen, gereksiz bir konuyu tırmandırıyorsun

-affet, konu kapandı.

-yo, bu kelimeyi hiç sevmem. hatamız varsa kabul etmesini de bilelim ama o kelime çok soğuk. itici de.

-haşa, bu hata değil. hata yok,  farklılık var, o kadar.

-sanırım başka bir olumsuzluk seni etkilemiş gibi. sorry, en azından bu gece seni daha germeyeyim o halde. üzüldüm

-inan ki yok. konuştuğumuz ana kadar cıvıl cıvıldım. sana telefonu bir cıvıltıyla açtığımı unutmamışsındır. başkası gelmiyorsa elinden, tabii ki yapacak bir şey yok.

-gelmiyorsa değil. ben bu işte ince değilim demek ki, çünkü anlamakta sıkıntı çekiyorum.

-ancak sen de çok iyi biliyorsun ki, şu anda görüşmemizi bitirmek istemenin nedeni ' beni daha fazla germemek' değil, senin gitmek istemendir. bu incelik de değil. sadece, içindekini benimle özgürce, kendini serbest bırakarak paylaşabilmen, değerlendirmen bu kapsamlardaysa, diyebilecek bir şeyim yok.

-öncelikle gerilmemen ve yiten zaman… fayda doğurmayan, üretimsiz zaman kullanımı… yahoo damısın? şu an sistemde görüyorum seni

-evet doğrudur,her iki adreste birden temizlik yapıyorum

-beni de bilerek, bilmeyerek aldın süpürgenin önüne.

-süpürülen, süpüremez be canım efendim. süpürmeyi istemiş olabileceğim tek kişi Recep Eroğlu olabilir.

-bak ısırırım seni, yeter be kız... Recep ikizim ama zaman zaman, hatta çok zaman onu da çok seveceksin. yaşamda engebelli yollarla karşılaşıldığında o; daha çözümleyici, koruyucu, tedbirli.

-bir insan, bir dost olarak belki evet ama benim 'canım efendim' sensin

-tamam, ohh be güzel bir laf çıktı sonunda. öpüldün yanağından

-ne hoş bir duygu, güzel bir laf işitmek, hele sevdiğinden işitmek, değil mi?

-evet

 

 

25 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE… 

-selamsız, sabahsız mesaiye mi başlanırmış,iyi geceler efendim

-ben görünmezdim, ne vakit görünür oldum da haberim yok? üstelik sen ne vakit geldin de haberim yok? yaklaşık yarım saattir buradayım, ya sen?

-sen sistemde gözükmeden 3 dakika önce sanırım

-eh siz de benden az sonra başlamışsınız mesainize demek. konuklar ne vakit gittiler?

-30 dakika önce

-Birsu girdi sisteme şu anda. dün beni aradığını söylemiş miydim sana. "Muğla’da 20 villalık bir inşaatın şantiye şefliğini yapar mısın?" dedi, süre ise 4 aymış.

-ne güzel, hem de istanbul’dan uzaklaşmış olacaksın

-daha alt yapı bile yokmuş. 4 ayda yapılacak işten hayır gelmez ki… “yapmam” dedim. bu "istanbul’dan uzaklaşmış olacaksın" bölümünü açar mısın?

-tam anladığın gibi. Sen gideceksin, ben istanbul’da kalacağım. uzak bir olasılık olsa da, bunu düşündüm ben.

-yani bizim ayrılmış olmamız, Birsu'nun işine gelecek, öyle mi?

-çok uzak olasılık ama benim senaryom bu.

-az dur canım, iş konuşuyoruz Birsuyla, çok ilginç gelişiyor

-size iyi konuşmalar

5 DAKİKA SONRA…

-Hadi bilin bakalim

Bogulan bir adamin olmemesi icin,

Tavada pisen bir baligin yanmamasi icin,

Bir kadinin hamile kalmamasi icin ne yapmak gerekir?

(her uc sorunun da tek bir cevabi var  )

-hepsi için aynı çözüm mü gerekli?

-Birsu bildi. Cevap: vaktinde cikartmak!!!

-Birsu gitti ya da düştü. derdini söyleyemeden gitti kız yaa.

-biz şunları yazışmışız Birsuyla.

"-2.KADINdan alırsın zati havadisleri

-2.KADIN bir başkasını bügüne dek benimle paylaşmadı.ben de seni ya da bir başkasını öğrenmek için ondan ya da bir başkasından bilgi talep etmem"

-ama zor durumda olduğunu seziyorum.keşke onun yanında olabilseydim. dilerim aşabilir bu karamsarlığı. çünkü psikolojik olarak dibe vurmuş vaziyette. gereğinden fazla iyi niyetli bir salak olduğum gerekçesiyle, bana derdinin ne olduğunu da anlatmadı.

-hiç paylaşmadığın için bilmiyorum. Bak bunlar da Birsuyla bu akşamki yazışmamızdan;

"-nasıl keyifler

-kötü ve konuşmaktan yana değilim

-kötü olan konu mu,genel olarak konuşmaktan mı bahsediyorsun?

-genel olarak kötüyüm ve kötü olanı konuşmaktan yana değilim."

-neyse, kendini kapattığına göre, en azından şimdilik saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok.

-ben bir şey bilmiyorum ve paylaşmadı da. yorum yapmam bile yakışık almaz. Allah hayır eylesin

-Benim liseli kızlarla konuştuk ve cumhuriyet bayramında öğlenden sonra o dedikleri yerde piknik yapmaya karar verdik. işe başlamama da çok sevindiler ve bu pikniğin bir kutlama gibi olacağını söylediler.

-pikniğinde bir anlamı oldu böylece (dondurma ikonu)

-dondurma?

- şimdi ağzında var ya, pardon o dilinmiş senin.

-dur yaa! çoluk çocuğa maskara oluyoruz zaten.

-bu saatte ayakta çoluk cocuk var mi

-bu saatte yok da, sen gittikten sonra, Görkem arkadaşına bizi anlatırken maskara olduk

-ne anlattı ki Görkem?

-efendim, biz hiç yaşımıza göre davranmıyormuş, 'sevgilicilik' oynuyormuşuz.  Arkadaşına diyor ki; "düşünebiliyor musun Ahmet, bir de bunlar kırk yaşın üstünde insanlar. yeni yetmeler gibi buluşuyorlar, koklaşıyorlar". bu tür davranışlar gençliğe özgü olabilirmiş, bizim yaşımızdaki insanlar, birlikteliklerini lanse edebilmeliymiş. yani çocuğun dediği; “siz bu tür davranış çağlarını çoktan geçtiniz, adam gibi ortaya çıkabilecek yeterlilikte olmanız gerekiyor”

-çok biliyor, ona yorum düşmez. ayrıca hiç tanımadığım bir gençle bunu paylaşmasını benimsemem de.  demek ki Görkem le özel bir paylaşımım olamayacak.

-ama konu gerektirdi de anlattı. Üstelik bütün bunları, öyle bir sevecenlikle anlatıyor ki, sanki o babam ben de kızı. sen gelince, akşam yemeğine kalırsın diye beklemiş, kalmadığını görünce, üzülmüş. hatta bunu sana da söyledi

-evet, 40 yaşının üzerindeyim, üzerindesin. sorumlulukları da olan insanlarız. bahsettiği konu butikden gömlek almak gibi basit bir konu mu? sanırım epey bir süre onunla paylaşmam masayı... ki, eve geldim, 10 dakika sonra da misafirler geldi.

-"misafirleri gelecek oğlum, gitmesi gerekiyordu"  dediğimde; " senin doğum gününde misafirleri birlikte ağırladınız, şimdi onun misafirlerini neden birlikte ağırlamıyorsunuz? sen tüm ilişkilerini ERKEK abi'nin olabilirliğine göre ayarlıyorsun” dedi.

-ilginç. ben de tesadüfen misafirdim o gece sizde. hatta misafirlerin geleceğini son anda Görkem yazdı

-demek ki o , ev sahibi gibi almış seni

-sağolsun. bu da çok benimsemiş anlamını içeriyor. bu anlamda tekrar teşekkür ona.

-sanıyorum bu benim seni lanse ve ifade edişimden kaynaklanıyor.

-bence de.

-işte bu yüzden de bunun tek taraflı oluşu garip geliyor çocuğa. ben de elimden geldiğince, senin şartlarınla benimkilerin çok farklı olduğunu anlatmaya çalıştım.

-doğrusu da bu. ben senin konumuna erişmiş değilim ki. eve bile yabancı gibi saklanarak giriyoruz seninle. çocuklar küçük. boşanalı daha kaç ay oldu ki, dengemi bile sağlamış değilim.

-bunu ben de biliyorum. tabii bir de çocukların bildiği gizli-kapaklı ya da illegal olamayan anneleri var. kendini ikna etmediği hiç bir şeyi yapmayan bir kadın  modeli var önlerinde.

-ama senin de yıpranıyor olman hoş değil. buna da üzüldüm. haddi değil belki ama Görkem’in yorumları doğru.

- böylece, bu geceki misafirleri ağırlamak konusu geldi nerelere dayandı. bunu yaşamak ve çaresizlik beni zaten yıpratıyorken, bunun benim dışımda dile gelmesi ve önüme konması acıttı tabii. onların garibine giden; 'biz' i legal olarak yaşayamadığım bir insanla nasıl olup da birlikte olabildiğim, nasıl olup da çalıntı ya da artık zamanlarla ve konumlarla yetinebildiğim...

-ama suistimal eden biri de yok senin karşında. yalın, net, çıplak, sömürmeyen… en azından  benim kızların gözünde yıpranmaman için daha özenli davranmalıyız. Görkem bu kadar derine inmemiştir ama çalıntı, artık kelimelerini hoş değildi. bence bir şekilde geri çek.

-bunu çocuklarıma anlatamam, çünkü ben; kendimi ikna ettiklerimi yaşadım ve bunu yaşarken onları da ikna ettim. bu nedenle, 'ikna edilemeyen, arkasında durulamayan, sahip çıklamayan' paylaşımlar olabileceğini, onların kafasına bastırmak çok zor. Görkem derine inmemiştir diyorsun da, onun ne kadar derin ve ne kadar gözlemci olduğunu daha yaşamadın sen.

-o derinci olabilir ama bu kez bu denli inmemiştir.

-Ahmet gittikten sonra, ben tekrar açtım konuyu. bana, şimdiye dek kendilerine anlattığım doğrulara ters düşme riskinde olduğumu söyledi ve "gün gelir de kendini 'ilkelerini' yitirmiş hissedersen, bu bir yıkım olur senin için" dedi

- tabiki ilkelerinle çelişmene neden olmayı ben de arzu etmem ama ilkeler ve çelişenler?

-ben de; ilkelerin, torbadan niyet çeker gibi oluşmadığını, 'biz' olabilmek için, en değerli varlıklarımızı da gözeterek mücadele verdiğimizi ve bunun sonucunda oluşacak kazanımların, çok daha değerli ve kalıcı olacağını anlatmaya çalıştım. Böylece yeni bir pencere açtım ona ve tabii ki benim kadar tecrübeli bir ebeveyn de olmadığını vurgulayarak, bunun bir ilkesizlik ya da ilkelerin yitirilmişliği olarak değil de, bir amaç uğruna verilen mücadele olarak görülmesi gerektiğini anlattım. çok şükür ki, içi rahatlamış ve anlamış olarak “iyi geceler” deyip, yattı.

-ikna yeteneğine hayranım

-sağol canım. bunları onunla konuşmak; hiç tasarlanmadığı ve üstünde kelimelendirerek tarafımdan düşünülmediği için, kendime de aydınlattı durumu. içim sızlıyordu, tanımsızdı ve boşluktaydı. şimdi ise kelimelenince amaç ve anlam kazandı. işte böyle sevdiceğim, sabaha görüşmek üzere iyi uykular sana.

-güzel, sana da.

 

 

27 gün sonra (Pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-İşlerini bitirebildin mi?  

-pardon, bağlandıktan sonra salondaydım, ,umarım çok olmamıştır yazalı. İş miş bir şey yapamadım. Canım çok sıkkın. arada böyle olurum ve üretemem

-bana mı sıkkın?

-sana değil, kendime. empati yapabiliyorum. beklentilerinde tamamen haklısın.

- belki paylaşmak, inine kapanmaktan iyi olurdu.

-kestane yaptım ama güzel olmadı

-suya koymadın mı? gel bir de ben yapayım sana. mısır bile patlatırım.

-sen bana gel demedin.  “ne zaman istersen gelebilirsin” demek daha farklı.

-ben seni her zaman ve her şartta isterim bunu biliyorsun. benimle olmayı şartlarına bağlayan sen olduğuna göre, yanlış mı söylemişim?

-çok net, haklısın. yanlışsın diye hiç yorumum olmadı. Kendini meşgule aldın. sesin soluğun duyulmaz oldu

-görünmezdim, geldiğini görünce seninle konuşmak için meşgule almıştım

-az önceden bahsediyorum. aa pardon ,şimdi de meşgul gözüküyorsun ama benimle hattasın

-yani sen sisteme girdiğinde ben burada ama görünmezdim. başkaları bulaşmasın diye öyle yaptım. meşgulken de ulaşılabilirsin ama insanlar saygı gereği bulaşmaz genelde.

-cahilliğimi hoş gör

- kestaneleri suya koyayım mı?

-var mi sende kestane?

-var dedim ya, kestane bahane.... seni kucağıma yatırıp, kel kafanda kalan saçlarını okşayacağım gelirsen.

-anladımmm... ok. çay içerim.

-yani kestane yerine, çay mı demleyeyim?

-KESTANE ARZU EDİYORSAN, SEN BANA GELİNCE YAPARIZ

-ben hiç bir şey istemiyorum, istiyor olsaydım çoktan yapmıştım. paylaşılınca güzel ve keyifli herşey

-o zaman gelince çay. maçları izlemek için salona geçiyorum. maç özetlerinin ardından çıkacağım evden.

-anlaşıldı

 

 

29 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

SABAH…

- (kucaklaşma ikonu)

-MERHABA O NE İŞARETİ KUZUM?

-seni kucaklıyorum demek.

-AMA SANAL... SEN SEVMEZDİN SANAL ÖPÜLMEYİ, ÖPMEYİ

-seni kucaklamayı özledim olarak düzeltiyorum.

-GÜZEL GELİŞME

-darısı diğer güzel olası gelişmelerin başına  

-AMİN. BEN DAHA UZUN BİR ŞEYLER YAZIYORSUN DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜM. DEMEK ki silmişsin bazılarını, konuşuyor olsaydın, düzeltme şansın, silmen sözkonusu olabilecekmiydi?

-Görkemle konuşuyorduk, yanlış yazmışım onu düzelttim... Çocukları feneralayına gitmeye ikna edemiyorum. neymiş efendim, dersleri varmış

-benimkiler de aynen.

-gel ikimiz katılalım, onlara inat

-bence ikna olsunlar, Görkem yanında mı şimdi?

-gitti, çağırayım mı?

-yoo... okuyorsa, ikna olmalarının hoş olacağını düşündüğümüzü bilmelerini istediğimden yazdımdı

-benimle yazışacak zamanın var mı canım?

-telefonunu tercih ederim,o daha sıcak hem orada harfleri, kelimeleri düzeltme şansın yok

-ama yazınca da dosyalıyorum, geri dönüşlerle anımsamak daha kolay oluyor.

-ama bugün tatil. tatillerde demeç vermiyorum ki. yani kayda değer bir şey çıkmayabilir.

-tatil olunca ne oluyor? Kayda değer bir şey çıkıp çıkmayacağının kararını sen verme istersen, ha?

-hani der ya siyasetçi, "çocuklar bunları yazmayın" diye ama aralarından biri dayanamaz, kendisi yazmasa bile sızdırır bir dostuna; o aşikar eder.

-tamam, ben de vazgeçtim, yazmayacağım.

-yazıyorsun ve bunlar da kayıtlık bence. belli bir düşünce biçimini yansıtıyor zira.

-yazmıyorum, telefonlaştığımız bir vakit, bu coşkum da hala varsa, anlatırım.

-ve senin şimdiki tepkin... yani bence tarihe düşülebilecek kadar kayıtlık malzeme oluşmaya başladı bile...

-beni tatmin etmese, yarım kalmış bıraksa, coşkumu söndürse bile; tercihlerine saygı duymak lazım değil mi.

-aslında senin istediğin oldu, burada bir şekilde laflamaya başlandı bile.

-hayır canım, benim isteğim burada laflamak değildi, bir coşkumu paylaşmak ve becerebildiğimce seni bu coşkuya ortak etmekti.

-hadi düşsün artık dudağın. düşmüş. J ses tonunla daha da hissettirerek paylaşmayı arzu ederim, hatta mümkün olsa mimiklerinide görsem, hangisi çoşkunu daha iyi yansıtabilirdi acaba?

-yoooo yanlışsın, geçti coşkum. sadece tarafından paylaşım reddedildiği için yaşanan bir sızı var içimde.

-1. ekranda yazı, 2. ses tonunla vurgularla paylaşım, 3. mimiklerinle tüm çoşkunu aktarımın... HANGİSİ? bence 2 numara. çünkü şu anda 3 ün ortamı yok.

-sen 'yaşayan kadınını bilensin.bu nedenle yazılan kelimelerde kadının konuşuyormuşcasına, sana dokunuyormuşcasına yanında algılayabilirsin, öyle değil mi?

-çoşku paylaşımı için şimdi 1, e mecbur değiliz ama yine de EVET, olabilir. Ama benim bugünkü yazma coşkum bak; ne kadar uzunca yazdırabilmişsin beni

-yok ya, bunu yaşayabilmek için böyle barajları aşam gerekeceğini hiç düşünmemiştim doğrusu. kalsın, ben almayayım.

1 SAAT SONRA…

 -canım, orada mısın?

-burdayım. iki gündür internete giremedindi zaten, temizlik mi yapıyorsun sen de?

-hayır. Benim liseliler şimdi telefon açtılar. Toplanıp, pikniğe gidiyoruz sonunda. senin durumun nedir?

-nihayet... kızlar bende. daha az zaman alacağı için, yürüyüşe getiremesem de kaçacaktım.

 

 

1 ay sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-tatlım, kolay gelsin

- hani sorup duruyordun ya, seni anlatmama tepki geliyor mu diye. gelen tepkilerden birini yanıtladım ve sana da gönderdim...

-tepki kimden?

-postamı oku ,anlayacaksın ne demek istediğimi. İsmail bey'den gelen son mektubu da yolladım sana. adamcağız pek kolay vazgeçeceğe benzemiyor mu ne?

-hala yazıyor mu salak! beraber okuyup güldüğümüzü mü yazsak ama muhatap olmamak en güzeli. Yazmak alevlendirir.

-ben yeterince onurunu yıpratıcı olarak yazmıştım son kez anımsarsan. üniversiteden arkadaşım Bülent’in duygu ve görüşlerini dile getirdiği e.postasını da gönderdim sana şimdi

-okudum, ifadelerin için teşekkür ediyorum.

-demek istediğim içimde kaldı, diyemedim sana... öyleyse ne diyeyim, sağol ya da birşey değil. Selda seni çok merak ediyormuş. Fotoğrafını gönderiyorum ona.   

-olabilir ama ya beğenmezse

-Göreceğiz...bir de ben bakayım şu fotoğrafına, özledim seni.

-başka foto bulayım sana.

-uykum geldi. ben başka foto istemiyorum, koynunda uyumak istiyorum.

-ne iyi olur ama balık kokuyorum

-vallahi farketmez. hani Mevlana misali, ne olusan ol...

-kabul yani, fıstık ben de özlüyorum seni

-n'olacak halimiz bilemiyorum vallahi. Allah sonumuzu hayırlı getirsin. benimki sadece özlemek değil biliyor musun? eksiklik tamamlanmamışlık duygusu da çok hakim.

-amin,amin,amin… sen bilemezsen ben hiç bilemem. geldi mi hepsi birbirinden farklı fotolarım? Selda hanım, artık herhalde birini benimserde kötü puan almamış oluruz.

-gelmiş, açıyorum...

-çevrimiçi gözükmüyorsun!!!! online degilsin listede

 -daha iyi işte, oysa çevrim içiyim. böylece millet beni görmüyor, fena mı?

-görmeyen benim. acaba millet de görmüyor mu?

-bilemiyorum canım.

-sana ilginç gelecek. daha önce minnacık konuları kıskanan ben, seni sakınmıyorum. 'güven'. sanırım bende bunu başarabilen nadir insansın. üstelik çevrende bunca ‘karga’ varken.

-Ne mutlu bana. bunu duyumsamak ne büyük huzur değil mi? sebebini de çözmüşsündür sanırım. benim gizlerim, sırlarım olmadığını farkettin biriciğim.

-davranış kalıbın, yaklaşım düzeyin ve açık oluşun ama hiç bir herif dostça bile "seni seviyorum" diyemez.

-bu laf Bülent' e mi?

-O ya da bir başkası, takdirlerini bir başka usulle yapmalılar. bu kez yazmalarına da, söylemelerine de hiç bir takıntım yok. çünkü, ben beraberliğimizi senin kadar duyurabilmiş değilken... neyse...

-oradan öyle sadece sırıtarak bakma bana, dokun.

-hisset tatlım

-hissettiğim, içimin sızladığı.

-fotoğraflar ne oldu?

-geldiler. boy fotoğrafını da açtım.

-yorum?

-Nazım'a nasıl anlatmışım durumu, yorum yapmadın?

-anlatma ustalığına eleştiri getiremiyorumki. Bülent gibilerden rahatsız olmam, bir geçmiş var. Okul, iş, v.s. ama diğer beyefendilerle selamlaşmamış olmanı tercih ederdim.

-fotoğrafları açtım. çok güleç bir adamsın yahu. dudaklar sadece gülümseyiş kıvrımıyla bükülmüyor, gözlerle de destekleniyor ve ortaya içten, sıcak  'canım efendim' çıkıyor

-yesin seni efendin, öyleyimdir icabında. şimdi bu dizeler, hoş bir uyku duygusu geliştirdi bende.

-yersen, biterim ki.... 

-hiç bitermi, sevgi bu. artar bile, azalmaz, tükenmez…

-çaktırmadan çaktırmadan, neler diyorsun sen öyle de yine pıt pıt attırıyorsun yüreğimi.

-kim? ben hissettiğimi bile söyleyemem.

-bu yüzden; aralardan, derelerden bulup çıkartmak da bana düşüyor zaten.

-daha güzel, anlamlı olmuyor mu? bak zamanı  yine bu kutunun karşısında yedik, bitirdik. oysa zaman en değerli faktörlerin başında geliyor.

-ama kopamıyoruz ki. seni bırakıp da uyumaya gitmeye kıyamıyorum. bu nedenle senli tüm zamanlar; kayıp değil, kazanç geliyor bana.

-çok mutlandırıcı ama uyku, zaman, mesai... sabah sen erkencisin. hadi şimdi yatağa marş marş, iyi rüyalar seninle olsun

-tamam, tamam. başlama yine öğütler vermeye. Seldaya son fotoğrafları da göndereyim, yatacağım.

-selam söyle. ben ayrılıyorum şimdilik

 

 

1 ay 5 gün sonra (Salı) 

ERKEK’ten 1.KADIN’a

ÖĞLE…

MERHABA 1.KADIN,

AZ ÖNCE GELDİM EVE. ÇOCUKLARLA BIRAZ İLGİLENDİM VE HEMEN OTURDUM MASAYA. SANA YAZACAĞIM... ZATEN  SAATLERDİR  EVE GİDER GİTMEZ SANA YAZACAĞIMI FISILDIYOR OLMAMA RAĞMEN HALA NASIL YAZACAĞIMI BİLEMİYORUM.

AMA O KADAR GERİLDİM Kİ,  DÜZGÜN KELİMELER, DİZELER BULAMASAMDA, SENİNLE YAZARAK KONUŞMALIYIM. ONUN İÇİN  EDEBİ YAZAMAMIŞLIĞIMA TAKILMA. AMA LÜTFEN OKU BENİ. İYİCE OKU. GEREKİRSE, KENDİNCE YORUM YAPMA; SOR. BİLESİNKİ YARIN ÜZÜLECEKLERİMİZİ, HEP BU NOKTADA KAYBETTİK.

EVET, KONUŞMALIYIM. BURADAN BAŞLAYABILIRIM.

Gündüz telefonu zorunlu olarak kapattıktan sonra, randevum için çıkmam gerekiyordu ama  artık biliyorsundur; gergin  olduğumda konuyu aklımdan çıkaramadığım ve işe konsantre olamadığımdan, otoban kenarında iki kez durdum. iki mesaj yazdım sana. anlamlıydılar bence. 

Ardından da zamanımızı planlamak için aradım. uzunca çaldı cep telefonun , sonra sesli mesaja geçti. konuşmadım. telefondan uzakta olsanda mesajlarım vardı, cevapsız aramamda gözükecekti.  beyin olarak görüşmeye gereksinimim vardı, hatta senin de...  mutlaka bana geri dönersin, önceden planlanmış çok daha önemli bir programın yoksa, nasılsa beraber olabıliriz, en azından artık asıl problemimiz olduğuna inandığım şu ‘anlaşılamamak’ konusunda çözümleyici oluruz ümidindeydim.  ama dönmedin, dönemedin, dönmek istemedin. canın sağ olsun. bu dönmediklerinin zaten bilmem kaçıncısı. sayısını bile çıkarabılmem artık güç. ilginç olan da; bu kayıtsızlığa karşın, hala esrarengiz bir bağın seninle ilgili negatif düşünmekten beni alıkoyması.  senin de yüreğinden ateşin azalmaması...

Sevgili 1.KADIN, senden bir şeyler ümit etmek vs gibi nedenlerle yazmıyorum. bu amaçla yazmayacak denli inat olduğumu sen, senin de benden daha inatçı olduğunu ben biliyorum. Derdim; daha üç gün önce bile bana "başka birileri ile evli bile olsak, ben seninle eşimi aldatırım"  diyebilecek kadar açık yüreklilikle sevgisinin büyüklüğünü ortaya koyan, o önemli kadın tarafından ‘anlaşılamamak’

( ACABA O AKILLI KADIN, DOSDOĞRU ANLIYORDA, GELECEĞİMİZİN  SELAMETİ İÇİN BÖYLE DAVRAGÖRKEMMASI GEREKTİĞİNE Mİ İNANIYOR? GEREK YOKKİ. KİŞİLİKLERİMİZİN DIŞINDA KARŞILIKLI EPEY FARKLILIKLARIMIZIN OLDUĞU GERÇEĞİNİ ZATEN BİLİYORUZ. BUNUN İÇİN İLLA DA, BENDENİZİN ÜZERİNE GELEREK, BASKI KURARAK, SİNDİREREK, SUÇLUYMUŞUM HİSSİNE KAPTIRARAK SALDIRMAN GEREKMEZDİKİ. AYRICA SENİNDE BUNDAN PEK KAZANÇLI ÇIKMADIĞIN ORTADA. TABİ DURUM BU MİNVAL ÜZERİNDE İSE...)

Konudan sapmayayım. Eğer ben bir profesyonel işletmeci isem, aramızdaki yegane sorun ne biliyor musun; İLETİŞİMSİZLİK.  evet, iletişim yetersizliği nedeniyle, aylardır tekrarladığın ve dört gün önce de, "ben bir daha, bir başkasını asla bu kadar sevemem" dediğin insanla bir araya gelemiyorsun, gelemiyoruz. neden? bu sevgi var idiyse ( var olduğuna inanıyorum) kolayca çözümlenebilecek bu sorunu çözmekte neden fedakarlık olamadı? neden yapıcı olunamadı? Değmezmiydi? kocaman sevginin yanında bu çerez kalmazmıydı?

ama gurur! lanet olsun gurura. bana bıraz yaklaşmanla, ben kendi adıma o kadar çok sorunu göğüsledim ki… sen de biliyorsun ki; bu iletişimsizlik de kolayca çözümlenebilecekti ama biz çözmek bir yana, karşılıklı sinir sistemlerimizide tahrip ederek, her gün bıraz daha batıyoruz. Senin adınada üzülüyorum. temelde yalnızlığını, açmazlarını hissediyorum ama karşılığını beklemeden destek olmama dahı zemin bırakmıyorsun. buna hakkın yokki.

Dört gün önceye döneceğim... emanetlerini verip hemen çıkacaktım, en azından benden kaynaklı gerilmeni arzu etmiyordum ama o kadar sıcaktın ki, göndermedin de. hatta birlikte bahçendeki  fidanları ellerimizle dikebilecek kadar yanındaydım. farkındaydın sen de. aylardır arzuladığım geniş konuşabılme olanağını yakalayabılecek bir akşamımız olacaktı. güzel bir yemek yiyecektik ama olamadı. önce hastahaneden, sonra evden haklı mazaretin oluştu. parkta senin arabanın  içindeki ‘keyifli’ yarım saatten sonra, hatta ekspres yolda da cilveleşerek evlerimize yollandık.

Cumartesi gecesi, birlikte Nurdanlarda olacaktık. senin çocukların durumuna göre konuşup, belki gece yarısı görüşecektik ama pazar sabahı görüşme olasılığımız daha yüksek gözüküyordu. hem de kızlara farklı lezzette bir de yemek yapacaktın. hiç bir zaman ölmeyecek ‘bi tanesi’ yanlış anımsamıyorum değil mi?

Ama daha cumartesi sabahı film berbat olmaya başladı. ben yataklara düştüm. zaten önceki gece arabada, sıtma nöbetime karşı ilaç vermiştin. cumartesi tüm gün annemlerde yattım, dernek kongresine bile gidemedim. akşam Nurdanlara gitmek üzere evden çıkmadan,  sağlık durumumu anlattım sana. “hastahaneye talimat vereyim, serum bağlasınlar sana, gerekirse ben de gelirim” dedin. mutlulandım ifadene, serum takılmış gibi oldum. Bu arada da çocukların gece sende kalacağını söyledin. buna karşın da “yine de çıkabılme olanağın olursa” dedim, doğru olmayacağını söyledin. olsun, nasılsa ertesi gün pazardı.

tüm gece yattım Nurdanlarda. sevgili doktorum, her şeyim beni arayabılır dıye, telefonum hep elimdeydi. Aramayınca “uygun olmadı, ya da benim ortamımın uygun düşemeyeceğini düşündü” dedim. ( AMA ONU AİLEDE HERKES TANIYOR. BİZDEN BİRİ. HATTA, ANNEM, ÇOK  BİTKİNLEŞTİĞİMİ GÖRÜNCE, DOKTORA GİTMEYİ REDDETTİĞİMDE;  "ver sen şu doktor arkadaşının telefonunu, ona şikayet edeceğim seni. belki onu dinlersin" DENECEK KADAR)

Uyur vazıyette döndüm eve. annem sabaha kadar bekledi başımda. şekilden şekile girdim ama doktorumdan ‘merak’ sesi yok. o vaziyetteyken bile, yine de sabah onunla beraber olmayı düşünüyorum. bir ara “illa da dişarı çıkmamız gerekmez ki, nasılsa annem evde, o da eve gelir” diye de düşünmedim değil. yatakdan kalkamıyorum nasılsa. üstelik o doktor. 

Ama ne geldi, ne aradı. benim aramamı beklemiş. yine aylardır  süre gelen ‘şeytanın şerrine uğramış, berbat bir pazar günü’ ile daha basbaşa kaldık karşılıklı. aman Allahım, kafayı yememek elde değil. kıldan, tüyden bir şeyler oluyor ve her seferinde bir maraza çıkıyor. hatta senin bir ara dediğin " bize bir büyü mü yapıldı acaba?" cümleni hep aklıma getirmeye başladım.  her şey olabılır. iyi de, olabılır diye pes mi etmeli?

Neticede aranılmamanın verdiği hüzünle, pazartesiyi de ağırlıklı yatakta geçirdim. kendimi her yönüyle daha iyi hissettiğim bugün de öğlen aradım. yemeğe çıktı dediler. sonra aradığımda konuştuk ama ne konuşma. Ne yüz yüze konuşulduğundaki recep, ne de 1.KADIN vardı o telefonda. yine yanlış anlaşılmalar. bilmem neler, neler...

Bir şeyi daha iyi kavradım gerilirken. sevgi devam ediyordu ama iletişimsizlik, güvensizlik bizi o kadar çok yormuş ve yıpratmıştı ki... belki de tek çaresi; aylardır haykırdığım, enine boyuna konuşabılmeye, beraber olabılmeye olan hasretımız, ihtiyacımızdı. bugun onun için zaman yaratmanı istedim ama katılmadın bana. Belki de daha önceden planlanmış bir organizasyonu bozmak istemedin. sevgili 1.KADIN, bu zamanı; yüreğindeki sevgi ateşini söküp atamayacağına göre, hatta hiç yaşamadıklarını yaşadığını haykırdığın ve her şeye karşın dürüstlüğün devam ettiği sürece seni bağrından atmayan insandan  esirgememeliydin diye düşünüyorum.

Neler yazdım, okumak istemiyorum. belki bir gün seninle okurum bu satırları ama sen oku. hatalarım varsa lütfen ikna et beni. karşılıklı beklentilerimizi korkmadan tartişalım seninle. beceremeyeceklerimiz nelerdi?... devam etmek istemiyorum.

iki konu var; seninle konuştuğumuz tarzda, patronla konuştun mu bugun?  ikincisi, geçen hafta “Akınlara beraber gideceğiz” demiştin. perşembe gecesi için davet ettiler. perşembe yada cuma senin içinde uygunsa, bana eşlik etmeni yineliyorum.

sen bir şekilde hep var olacaksın. bende. ama ne olur, negatif yerlerimizi cimbizla öne çıkarttırarak olmasın. bir yıl öncesinden çok daha ilerdeyim.

 

ERKEK-2.KADIN  SOHBET

GECE…

-Ne o, çok mu meşgul beyimiz de bir selamı esirgiyor bizden?  

-görmedim ki, gazeteleri didikliyordum. Nasılsın?  

-tamam canım, ben seni meşgul etmeyeyim. İyi didiklemeler

-ağla çocuğum, bazen iyi gelir. Buradayım. Sanada kolay gelsin. Huu… yanıt gelmedi. Birsu yu görebiliyormusun, şimdi girdi.

-üzüldüm. Aysun hanımla ilgili açıklamanı şimdi okudum. Bilgilendirdiğin için sağolasın

-üzülmene üzüldüm. kıskanç seni

-öyle diyorsan...

-dememle bazı şeyler olabılecekse; neler dememki...

-olmayacaklarla da ya da olmamışlarla da senin işin olmadığına göre...

-suyun başını kesermişiz

-anlamadım ya, neyse.

-farklı bir şey yok, seni tamamladım gibi. yarın ölçü işi varmi sayın ustam?

-yoktur, bugünkü yardımın için çok çok sağol, çok makbule geçti.

-bunu diyesin diye yazmamıştım ama işe yarayan biri olduğumu görmek beni motive ediyor, edecek. çalışmaya çalışmaya nerdeyse işten soğuyacam be kız. 

-ona bakarsan, ben senden neler duymak için neler yazıyor ve neler söylüyorum bir bilsen, aklın şaşar.

-öyle zamanlarda kendine “anlayışı kıt” de

-anlayışının kıt olduğuna kendimi bir ikna edebilsem ama öyle olmadığını biliyorum ya...

-bence ikna etme

-Sana bir soru. arkadaşlık sitesindeki sayfan duruyor mu?

-duruyor ama ne selam var yazan ne de yazılan. haftada bir, bazen 10 günde bir baktığım oluyor ama bir aydan fazladır selam yazan bile yok. Acaba profilim mevcutmu bilmiyorum, kontrol etmedim hiç. orada insanlar son 30 günde yapılmış  ya da  güncellenmiş sayfalara ulaşabiliyor, diğerlerine ulaşılamıyor

-bana uzun uzun anlatma bunları. benim için aslolan yanıtımı çoktan aldım.

-hala o yanıtta değiliz ki

-ben değil ama sen o yanıttasın.

-senin dediğin gibi olsun, seni mi kıracağım yani

-Bak ERKEK, bir insan karşısındakinden neyi görmekle mutlanacaksa, öncelikle kendisi bunu yapmalıdır benim mantalitemde. aksi uygulama, çifte standart olur. "benim için önemli değil, anlamı yok" gibi ifadeler ise sadece sığınaktır.

-ve doğru da değildir ama sanırım hala herkeste, bende de küçük hatalar, eksiklikler var. bu kadar kısa sürede bu düzeye kadar indirgenmiş….

-adaptasyon sorunu yaşıyorsun demek ki... ne diyelim "sağlık olsun".  Demin "işe yaramak" demiştin ya...

-demişimdir, atıl olmamak... o zaman hastalanmıyorum, acıkmıyorum.

-Senin bir süreliğine ABD’ye gitme projen vardı ya, hani, bir de 'asistan' istemeyi düşünüyordun yanına... hazır seni bağlayan bir iş yokken, niye o konuyu irdelemiyorsun?

-azami 1 ay olmalı. irdeleyeceğim ama usuma hep senin dilin geliyor. sen Asistan adayı değilmisin?

-ben aday değildim, beni talep eden sen oldun.

-doğru. ilk ve tek aday.

-benim ingilizcem mi seni düşündüren?

-henüz oraya gelmedik ama beni kamufle edecek, üst ingilizce olmalı.

-o zaman hep usuna gelen nedir? senin kamuflaja gereksinimin varsa, o kişi ben değilim ama ihtiyacın  düşünen ve analiz yapabilen bir beyinse, olabilirim.

-orda kaldım, dahası gelmedi. düşünmedim çünkü. final aşamasında tek başıma ben de yeterli değilim. Şermin oradan destek verebilir, vermeli de... biraz para yapıp, keyfe gitmek daha iyi olmazmı, nasılsa oradaki dostların bizi bir yerlerde yatırabilecek yatakları var.

-bunca çalışma böyle bir turistik gezi ile ölçülür mü sence? biraz para yapmak niyetiyle başlanan işler ise bir türlü sonlanmaz ve amaçlar yok olur gider.

-farklı. her ikisi de anlamlı, eski beynim yok artık. değmediğinide çoktan farkettim.

-gel o vakit, el ele, beyin beyine verelim bakalım, neler istiyoruz, neler nelere değiyor.

-bu gece değil ama

-ürkme hemen öyle, “bu gece” diyen olmadı ki sana. benim zaten açık olduğumu bildiğin bu konularda, sen de kendini yeterli duyumsadığında görüşürüz.

-programa alınmıştır

-şimdilik kal sağlıcakla. sağlıklı uykuların olsun..

-senin de

-minik bir dip not: sonrasında "keşke" diyeceğin ertelemeler yaşanmasın dilerim.

-inşallah 

 

 

1 ay 7 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Sisteme girdiğini görünce, yüreğim niye "güm" etti dersin? 

-Sen söyle. yoksa bu kadar zaman yanıt vermeden, bunun yanıtını mı arıyordun?

-hayır. Bu sana üçüncü pencere açışım. daha öncekilerde iletilemedi bildirisi aldım hep.bunu da umutsuzca yazmıştım ama bu kez tuttu.

-neden ki, ben girer girmez yazdım

-senden bana ne bu gün, ne de dün hiç birşey gelmedi.

-selam verdim, iyi geceler diledim iki satır.  dün gece yazdığım geri döndü. hatta sitemde yazmıştım. zira sürekli meşguldun.

-meşgul olsam da, bana yazabileceğini biliyorsun. ben meşgul ikonunu senin için koymuyorum. sen bu uygulamanın dışında kalacak tek kişisin.

-güya yazdım. "iletilemedi" dedi sistem

-işte aynısı da bugün bana oldu hayatım, bugün de benim gönderdiklerime iletilemedi dedi.

-zaman kaybediyoruz

-nasıl zaman kaybediyoruz?

-iletildi-iletilemedi vır vır… , zaten anlattığını anlamış olmak, ‘çözmüş’ olmak anlamına da gelemiyor.

-bu arada biz birbirimizin ramazanını mübareklemeyi atladık, bilmem farkında mısın? ramazanın mübarek olsun.  çözülecek ne varsa, çözelim. J

-gerçekten mi? senin de mübarek olsun. Yok, çözmeyelim. Sen işine, mesaine bak, ben de maillerime.

-İşlerim bitti. ben seni rahat ve kendinle baş başa bırakayım en iyisi. kovulmadan, hoşçakal demesini bilmek gerek.

-teşekkürler, son satırı bir an okuyamadım. ulaşamadı yani... hoşçakal şimdilik

 

 

1 ay 8 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-basıldınız,hayrola saatten haberiniz varmı gece kuşu

-evet ama bu gece uyumak yasak bana. üstelik basılmadım. belki seninle karşılaşırım da kafam biraz dağılır ümidiyle girdim

-1 saat kadar oldu ben gireli. neden nöbet?

-beraber röleve aldığımız şirket genel merkezinin projesini çalışıyorum ve hala herşey karman çorman

-neden,yanlış ölçümü almışız?

-çünkü o mobilya gurupları yeni yere sığmıyor. geldim geldim, bir yerde tıkandım. ben de şartlanmış olabileceğimi düşünerek biraz konudan uzaklaşayım dedim

-ama yeni yer daha geniş

-değil canım. alt kattakiler de şimdi üst kata taşınacaklar. teknik servis dışındaki tüm birimler üstte olacak.

-tamam, yeni yer 400 m2. şu an kullandıkları 400 m2 yok ki

-boşver de kafam dağılsın azıcık.

-dağıt anam ama oruç var. J rejim denet genel müdüre. Ona 25 m2 yeter

-hayatım, mal meydanda. sığmıyor işte, ne yapayım. kırpıp kırpıp yıldız yapacağım nereyse.

-aferin cocuğum, al şu şekeri bakayım…

-bak işte yanımda olsaydın, bir fikir verirdin. belki de çözmüş olurduk ve çoktan mışıl mışıl uyuyorduk.

- aynı sözü az önce ben diyecektim.

-kahırlanmanın faydası yok,moralimi bozmayayım.çünkü güzel bir gündü benim için.

-sevindim,bugün de güzel olur inşAllah. tüm güzellikle daima seninle olsun.

-neden güzel bir gün olduğunu merak etmiyor musun? bu denli mi koptun benden?

- direk ne zaman sordumki? Tuncer bey’i anlatacaksın ya...

-sen ki direk olduğunu iddia edensin, sormak istediğinde soransın. bunu sen de biliyorsun ben de...

-sorarken çoğu kez dolambaçlıdır

-hiç de değil... seninle ilgili olan hiç bir şeyi dolandırmıyorsun sorarken.

-peki. hadi ama ‘dikkat doktoru’,  meraklandırdın beni, anlatacakmısın?

-adam Fethiye’deki arazisine otel yaptırmak istiyor. iki gurup varmış görüştüğü. benim kendisine bu konuda danışman ve yönlendirici, aynı zamanda da kontrol olmamı istiyor. ben Muğla’ya dönmek istemediğimi ama gerektiğinde kontrol amaçlı olarak, dönemler halinde, Fethiye’ye gidebileceğimi söyledim.

-daha iyi, böylece nakil olmanda gerekmez. bu işi alırsan Hakanla da iş-parça usulu çalışmaya devam edersin.

-bence de. benim olması gerektiğini söylediklerimi taliplilerden istedi. önümüzdeki hafta proje gurubu, yapımcı adayı, Tuncer bey ve ben toplanacağız.

-hayırlı olsun, sevindim senin adına. birden kısmetlerin açıldı.

- evet açıldı. bence üstüne fazlasıyla alınmalısın.

-havaya girdim bile hemen. danışmanlık, komisyon dekontumu tanzim edeyim

-ama kendimi işe fazla kaptırmamam gerek. Çalışmak, eskisi gibi yaşamımın tümünü kapsasın istemiyorum artık.

-yanlışsın bence. kızım yaşlılık var, çiftlik evi almak var. enerjin varsa durma. çalıştıkça açılırsın. çiftliğini alınca yada yapınca gerek kalmaz koşturmacaya.

-işe ‘çiftlik evi almak’ diye girmişiz, bir de bakmışız; iş bizi öyle tutsak almış ki kurtulamıyoruz.  yani çiftliği alacak paramız olmuş, hatta almışız ama orada yaşama şansımız kalmamış.

-olsun, kalır kalır… tavuk, inek ördek de ekleyivermişsin. Kuyuda su, bahçede meyvalar, hamak, yapay şelale, ahır kokusu ne güzel olur.

-kalanları görüyoruz. kendini kaptırdığında bu çark öyle bir girdaba sürüklüyor ki seni, kendin için yaşamayı unutuveriyorsun. Benim öyle çiftlik hayalim filan da yok zaten. sadece bekarette yaşamak istiyorum.

-evet. maalesef gerçek o. çark almayıversin seni; alınca dön baba dön.

-Hayalim için bir göz odadan oluşan bir kulübe bile yeter bana. ben kanaatkar bir insanım, bu nedenle çok basit hedeflerim.

-yok ben geniş isterim. üretemediğimde "volta" atabilmeliyim. her akşam farklı bir mekanda pineklemeliyim

-tamam öyleyse, iki göz olsun... doğa ne güne duruyor? her defasında farklı bir yere doğru volta atarsın.

-evet,rahatladınız mi acep biraz

-sanırım sen yatmak istiyorsun. seni zorla alıkoymayı düşünmem bile.

-bildiniz, koyman gerektiğinde koy. sağlıcakla kal.

-sen gönüllü olmayınca ne anlamı var ki? iyi ve huzurlu uykuların olsun.

-gönüllülük, zaman, ortam, gereklilik, doğruluk, rasyonalite... sen  biraz daha proje çalışacaksın sanırım.

-ERKEK be, kabuğuna çekildiğini görmezden ya da bilmezden gelme. hal böyleyken, zaten ben eziyet çekiyorken, neden bir de sana çektireyim ki.

-son zamanlarda herşeyden kaçtığımı, demoralize oluşumu kimselere yansıtmak istemediğimi tabiki biliyorum. Zaten hastalanmam da demoralize oluşumdan, yoksa ben hastalanmam ki.

-bence yansıtmak istememek düşünceliliktir ama yanındakiyim ben, bunu unuttun mu?

-buna yanımdakıler de dahil olur. o hakkı kendimde göremem ya da o imtiyazı kullanmaktan kaçınırım.

-Ben dahil olmayayım ne olur. çünkü senin şu andaki en büyük sıkıntını yaşamış olanım ben. üstelik yanımda hiçkimse yoktu. olmasına çok özlem duydum ama yoktu işte. imtiyaz dediğin, senin hakkındır.

-sağolasın, ben azıcık daha şanslıyım galiba.

-aslında paylaşma imtiyazını ben istiyorum senden. ne olur beni uzak tutma kendinden. Postuna bürüneceksen, yer aç, beni de al içine.

-verebileceklerimi senden esirgemiyorum ama kendime isteyemiyorum. sanırım bir süre daha isteyemeyeceğim. çünkü bilmediklerimde, bilmek istemediklerimde var.

-hangi konularda? benimle mi ilgili? neyi ve niye istemediğini bile paylaşmıyorsun.

-o çok az bir kısmı, şimdi işin içinden çıkamam ki. hem uyukluyorum.

-aç uykunu. git yüzüne su mu vurursun ne yaparsan yap ama açıl lütfen.

-ama sabah çocukları hazırlayacağım, senin de mesain var ve daima akılcı olanı tercih etmeliyiz. günler de çuvala girmiyor.

-seninle az sabahlamadık ve sen çocukları okula gönderdin.

-ama vücut dengem bozuk şimdi, hastalığım sebebiyle iki gün yatabildim sadece.

-demek beni postunun dışında tutmaya son derece kararlısın.

-karar yok

-en azından şimdilik var ERKEK. en kötü bilinirliği en iyi bilinmezliğe yeğleyen bir kadının var senin ve o kadın, hiç bir şey yapamamanın çaresizliğiyle kıvranıyor. kıvrandıran da sensin.

-kıvranma ,uzağında değilim, her an ulaşabiliyorum.

-öyle uzaksın ki bilemezsin. öyle uzaklara gidiyorsun ki, mesafelerle ölçülemez.

-demek ki hazır değilim, sorunlarım korkutuyor.  uzakta falan değilim, buralardayım. erken dönebilseydim, sana uğrayacaktım da. uyuyorum ben.

-şimdiye dek yaşadıklarımızdan pişmanlığın var mı?

-izninle.

-izin senin.

-iyi sabahlar diliyorum. Aniden “izninle” deyişim pek hoşuna gitmemiş olabilir. Çok önemli bir konu yoksa,çıkma ihtiyacımı belli ettikten sonra kaldığımda geriliyorum. Paylaşılması gereken çok önemli bir konu varsa, onunda yeri telefondur bence. Burada yazışarak zamanı yemememiz gerektiğini biliyoruz. Ayrıca burada gereksiz zaman harcadığımı, yetemediğimi düşünüyorum. Kendimi suçluyorum.

-söz uçar yazı kalır. hadi git artık Allah aşkına.

-ilginç. Yanımızda hep zabit katibi taşırız… gittim.

 

 

1 ay 11 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba... “geçmiş olsun” demek dahami doğru olurdu? kutlarım seni. iyi iş başardın bu akşam.

-öyle güzel bir zaman dilimiydi ki, bu buluşmayı gerçekleştirdiğim için çok mutluyum. Keşke iftarı da bizde açsaydınız. teyzemler sizden sonra da epeyi oturdu. yaklaşık yarım saat önce gittiler. hem de ne dualarla... işte o dualar yeter.

-ben annemlarden çocukları aldım. Songülün bitmeyen ödevlerini tamamladık. sonra banyo ve yeni uyudular.

-desene sen de işlerini ancak bitirdin. en çok da hazırladığım sofraya hayret ettiler, bir haftadır hazırlanıyor olduğumu düşündüler,çok güldüm.

-sen bugün de işe gittin tabii

-gittim. saat 15 gibiydi döndüğümde. ana hazırlıklarımı dün geceden bitirdiğimden, bugünkünü çocukların da yardımlarıyla hallettik çok şükür.

-aferin onlara

-bence de. hele o dağ gibi bulaşıkları kaldırmaları ne makbule geçti bilemezsin. onların annesi olduğum ve onları yetiştirdiğim için kendime bir kez daha "helal olsun " dedim.

-öpüldünüz efendim ama bizimde gelmemiz renk oldu değilmi?

-hem de nasıl. ilk renk Huriye teyzemdi, ikincisi de siz. annene müteşekkirim. baban da olsaydı çok daha iyi olacaktı ama buna da şükür

-babam çocuklara nöbetçiydi. Orhan eniştenle babam akraba zaten.

-burada da vardı bilgisayar, hem de Görkem yeni bir oyun almıştı biliyorsun, çocuklar oyalanabilirlerdi.

-ortam bozulurdu. benzer oyunlar bizdede var ama yükleyemediler. bak Görkem abilerinden yardım alırlardı.

-siz /sen daha iyi bilirsin tabii ortamın bozulup bozulmayacağını. üstelik çocuklar senin kızlarla tanışmayı çok istiyorlardı. neyse, sağlık olsun. başka zaman inşallah.

-evin altını üstune getirirlerdi. oyun bozanlık da etme, nasılsa tanışacakları ortam olabilecek.

-ne oyunbozanlığı ya? okumadın yazdıklarımı herhalde.

-“siz /sen daha iyi bilirsin tabii ortamın bozulup bozulmayacağını” bu cümleni kastettim

-e, canım, öyle değil mi? tercih senin olduğuna göre vardır bir bildiğin. bunda kinaye yok.

-ifadene saygı duyarım, tartışma platformuna girmeden sana güzel bir gece dileyeceğim şimdi

-senden özür diliyorum, bunu yürekten diliyorum.

-aaa neden özür?

-seni yitirmekten it gibi korkuyorum ama seni yitirmemek için 'ben' olmaktan vazgeçebileceğimi düşünmek aldatmacasına da girmiyorum

-kaybolan bir şey yok. sen olmaktan da çıkma.

-kaybolan bir şey var demedim zaten.

-ama en azından bir süre daha serin kalmalıyız

-işte özür de onun içindi zaten.

-tekrar dönmeyelim, zira halledecek öncelikli sorunlarım var. ‘ben’ daha sonra

-sana kendini rahatsız hissettirdiğim için çok üzüldüm. dönmeye çalışmıyor, sadece kendimle ilgili bir şeyler ifade etmeye çalışıyorum. bunlara da kapalıysan, bunun için de özür dilerim. haydi, iyi geceler.

-üzerinde durma, bir süre bu konudan uzak kalacağım. sanada iyi geceler.

 

1 ay 18 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-İyi geceler, posta kutun boşsa evin fotoğraflarını göndermek istiyorum

-merhaba, 3 foto geldi ve baktım

-hala yer var değil mi, diğerlerini de yolluyorum.

-ok. Gönder. şu an eskileri boşaltıyorum.

-son posta da geliyor. sanırım bunun da toplamı 150 mb civarındadır.sonuncuyu yanlışlıkla yahoo adresine göndermişim. orada yer var mıydı bari?

-daha iyi olmuş, burası alamayacaktı.

-pekala, öyleyse kalan üç fotoğrafa yahoodan bakarsın. umarım bu kadarı yeterli olur fikir edinebilmen için

-öyle yapacağım. İlginç, tahayyül edebiliyordum. ayrıca sınavda falan gibi bir ifaden oldu, neyi ispat etme uğraşi içerisindeydin ki?

-kendim için yaptıklarımı görmeni istemiştim. kanıtlanmaya çalışılan tek şey 'yuva' yapabilmekti.

-böyle yaz, önceki cümlen anlamsızdı. bahsettiğim senin bir cümlenin tümüydü. yine ortalık karışacak.

-dış görüntülerle filan da ilgili, daha pek çok fotoğraf var. ben sadece ,bu kadarının sana yetip yetmediğini anlamaya çalıştım. çünkü benim bildiğim ama senin bilmediğin bir ev orası.

-teşekkür ederim, fikir veriyor, bence hoş fotolardı gördüklerim. sıcak, yumuşak, farklı... mimar eli değmiş belli.

-insanlar benden dekorasyon istediklerinde, onlara 'güzel' olanın pahalı olması gerekmediğini anlatmaya çalışırdım. bunu kendimde kanıtladım. en ucuz maliyetle,en sıcak ve kullanışlı mekanlar yaratılabilir.

-bu işi bilen için geçerli ve senin de mesleğin…

-dikkat edersen, orada hiç bir şey para ve görkem kokmaz. aslolan insanların bulundukları mekanda huzur duymalarıdır. hele hele burası 'yuvam' dedikleri yerse... neyse, işte böyle...

-haklısın

-sana iyi geceler, sağlıklı uykular dileyerek ben kaçıyorum.

-sana da. güzel uyu.

 

 

1 ay 21 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, postalarım birikmiş onlara bakıyorum.

-Bu kez sistemde görünüyorum herhalde,şükürler olsun

-"bugünden itibaren aranızdan ayrılıyorum" diye bir sunuşun var; ne ola ki

-onun dosya eki gelmemiş mi?

-avlanan avratlar vardı ekinde, iyi ki oruçlu falan değildim.

-işte o avlanan avratlara katılıyorum ya...

-hayırlı işler

-ABD için iki adet mimar aranıyormuş, ne dersin başvurayım mı?  

-a. sen bilirsin, b. Başvururdum. av açısından da bereketli üstelik... şimdilik iyi geceler.

-sana da

 

 

1 ay 25 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-selamsızlık yok değil mi..

-sana da iyi geceler Recep. malum temizlik işleri.

-Recep ERKEK diyebilirsin. ayrıca sen ERKEKi tanıyorsun.  Zorlama.

-ama sen benim ERKEK'im değilsin. Ona da kendime de haksızlık etmek istemem

-senin veya değil ama ERKEK olduğunu biliyorsun.

- elbette sana ERKEK diyebilecekler de vardır ama bu günkü koşullarımda ben onlardan biri olamam. bu kadar basit olursa, ona da kendime de yazık olmaz mı? bırak o güzelliklerinde, coşkularında kalsınlar onlar. senden bir ricam var.

-benim dediğimle, senin yazdıklarının zerre bağlantısı yok.

-senden ricama gelince; beni bugüne dek nasıl ki yalnızca kendinde tuttun ve kimseyle paylaşmadıysan, bundan sonrasında da örnekleme amacıyla bile olsa, ismimi ve kimliğimi vermeden bile olsa, kimselerle paylaşma ne olur. hep sadece ve sadece sende kalmaya devam etmek isterim. bundan sonraki olası birlikteliklerinde de beni kimselere anlatma.

-bunu yazmamış olmanı dilerdim. bu gün bu, senden bilmem kaçıncı incinişim. sana kimi anlattımki, kimi biliyorsunki ve şu anda kimse yokki…

-pek çok kişiyi anlattın. İlk 1.KADIN’ı, en son olarak da çocuklarına anne olmaya istekli bir yerlerde müdür konumunda olan bir kadıncağızdan bahsetmiştin. ben anlatılmayan olayım ne olur.

- yaklaşık olarak dahi tanıdığın kimse yok. isim, cisim. Seni aramızda bir şeyler varken de kimselere anlatmayan bendim, oysa sen daha ortada fol yumurta yokken...

-anlatmayan değil, anlatamayan olduğunu söylemiştin bana.

-evet bahsettim. sapık var demiştim, kimliğini değil ama seninle paylaştım. kim o, herhangi bir bilgin var mi?

-hani 1. KADIN'dan yola çıkarak, artık bitmiş bir birliktelik senin için anlatılabilir duruma gelmiş olabilir diye rica ettim bunu. Üstelik onun adını, sanını benimle paylaştın, değil mi?. Neyse,ben de sana diyorum ki, ismim kimliğim geçmese bile anlatma diye. çünkü kimliğimden asla çekincem yok ama tamamen sadece sende kalmak isteyişime saygı göstereceğini umuyorum.

-hala saçmalıyorsun. oysa sen; benım bilgim dışında, henüz başlayamayan bir ilişkiyi eş dostla paylaşmaya başlamıştın. hiç düşündün mü, buna hakkın varmıydı?  bu tutum benım gerilememe neden olmuş olabilirmi? Çocuklarına açıklama yaptığın gecede; adımıza söydiklerinin ne kadarına ben katılıyordum acaba?

-ASLA.....sen bütün bunlara o kadar hevesli ve istekli olarak beni yönlendirdin ki... Selda'ya göndermem için yolladığın fotoğrafları anımsasana.

-o çok sonraydı, bir eksik kalan fotoğraftı. Tamamlandı.

-Çocuklarımla olan paylaşımda ise, ikimizin birlikte olmamızı sana önermiştim ve sen bunu benim halletmemi istemiştin anımsarsan. ikimizin adına söz hakkını bana veren sendin. yoksa asla böyle bir saygısızlık yapmam.

-ama aramızda bir karar almışlığımız, ilişki açısından bir mutabakatımız yoktu. Durumu kurtarmak için özür dilemekle, ilişkinin adına  konuşmak farklı şeyler ve açıkçası ben bundan rahatsız oldum.

-anımsarsan, ben de bir mutabakat olduğunu değil, iyi niyetle yaşanacakları gözlemleyeceğimizi söylemiştim zaten onlara.

-benim adıma karar... işte bunlar benim daha ağırdan almama bilinç altı tesir etti sevgili 2.KADIN. zorlayarak da olsa birbirine yüklenmemin anlamı yok. senin için değerli olduğumu biliyorum. sevginin azalmadığını, beni şu an incittiğin kadar onore edici cümlelerinide anımsıyorum. sende benim için değerlisin. görüşecek gücün olamasada değerli kalacaksın. Var olmaya başladığında paylaşılmadığın gibi, tabiki kimseciklerle paylaşılmayacaksın. beraberlık olamasa da, sen ve ben daima olacağız.

-Görkem ve Ece’ye ne dememi yeğlerdin bilemiyorum ama senin adına bir karar da vermedim. sadece iyi niyetle birbirimize zarar vermeyecek şekilde gelişmeleri gözleyeceğimizi anlatmıştım. sen bunlardan nasıl böyle sonuçlar çıkarttın anlayamadım. aklında farklı kaldıysa, o yazışmamızı sana göndereyim de bir kez daha oku istersen.

-gönderme, belki bir gün oturur karşılıklı okuruz onları. zorlamanın anlamı yok. her şeyin güllük gülistanlık olmasını bekleyemeyiz ama birbirimizi incitmek zorundada değiliz. lütfen bunu koruyalım. değerinin, değerimin asla azalmasını istemiyorum. bunu sen bile başarabılecek güçtesin ki, benden daha fazla badire atlatmışsın.

- Bu; varlığından, kendim varolduğum sürece gurur duyacağım ERKEK için asla geçerli olmayacak bilesin. ERKEK ile 2.KADIN arasına sen bile giremezsin. duyarlı davrandığın için sağol. iyi geceler,huzurlar diliyorum sana yürekten.

-o ERKEK ile arada konuş. onun sana ihtiyacı olacak, unutma.

-anlasana, ERKEK arada var olamaz benim için. ERKEK ya tümden vardır ya da hiç yoktur. Recepin bana gereksinimi olursa, ben buradayım ama ERKEK ben ona gereksindiğimde benimle olamıyor ki.

-ERKEK yaaaşıııyooor.  gerilim yok. iyi geceler diliyorum

-Benim için ERKEK yoksa, ERKEK için ben nasıl varolabilirim?

-peki,o zaman Recepten kaçma. O, zaman zaman ERKEKe anlatır seni. ERKEK sadece sevgili olabilmekten korktu. sevgili olabilmenın  kendisini boğacağından endişelendi belki.

-ERKEK, benim sevgilim değil, herşeyimdir. bunu böylece biliniz. tekrar hoşçakal.

-tamam tatlım, dur. 2.KADIN bir gün demişti ki; “ERKEK gitse de, asla bir başkası olamayacak, sonsuza dek tek o.”

-kesinlikle doğrudur. çünkü 2.KADIN yaşamında yüreğini böyle titretebilen kişiyle bir kez karşılaştıysa, demek ki sıklıkla tekrarlanan bir durum söz konusu olamayacak. Bunun için geçen yıllar kadar beklemek gerekecekse, ömrüm yetmeyecek demektir.

-en azından bir süre daha… eleştirilerinle dahi öğretmeni olabildiğin ERKEK, sana sonsuz saygı duyuyor, önemsiyor ve bu gece için huzurlarınızdan ayrılıyor efendim.

-güle güle.

 

 

1 ay 28 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-merhaba

-Tuncer bey’e rapor yazıyorum. tamamlayınca sana da gönderip fikrini alayım mı? sen gittikten sonra, bu saate kadar taslağımı yaptım, şimdi temize çekiyorum.

-katkım olabılecekse, neden olmasın.  sanırım buralarda olacağım, şimdilik kolay gelsin. yahu bu Denizlili İsmail efendide çok oldu artık, kabak tadı veriyor.

-n’apsın adam,  çıkmadık canda ümit vardır diyor herhalde. daha bir sürü power point gösterileri filan da gönderiyor da onlar kendi özel imalatları olmadığından sana göndermiyorum.

-başka bir dil gerekiyor galiba. sen hiç yanıt verdinmi?

hayır hiç vermedim. üstelik çok da kabarık dosyalar gönderiyor, adam iki dosya gönderdi mi posta kutum doluyor. adres mi değiştireyim, ne dersin?

-tam yazacaktım, sen yazdın. böyle bir şey düşünmek lazım galiba. gururuda artık önem arzetmiyor. adresini bilmesi gereken kaç kişi varki?

-seninle telapatik bağ mı kuruyorum ne? kaç kişi olacak, en fazla 10 dur. onlara da yeni adresimi bildiririm

-bilmem, kuruyormusun? o zaman yenileme adresini bence

-anlaştık. haydi ben işime dönüyorum. benim karnım acıktı yaaaa...

-ben zıkkımlandım gibi az önce, canım kestane istedi ama tek başına zor.

-yapmak mı yemek mi?

-ikisi de

15 DAKİKA SONRA…

-tık tık tık.....orada mısın, gönderiyorum bir oku bakalım

-sayfamı bitirince bakacağım, sorry. az kaldı.

-haydi ama  benim uykum geldi. beni göndersen de, diğer işlerine öyle devam etsen.

-peki. Satırları düzeltiyordum göya. Gönderdim.

-düzeltmelerine bakıyorum da, yuh olsun sana. ben iç mimar mıyım?  

-ama diplomanı görmedimki?

-görmediysen iç mimarlığı nasıl konduruyorsun pekala?

-telafi edelim

-düzenlemen için teşekkür ederim. ayrıca, nasıl telefi etmeyi düşündüğünü pek merak ettim doğrusu. sanırım yanıtlamayacaksın. iyi uykular dilerim, ben yatıyorum.

-rica ederim efendim,ok. sonra anlatırım.

-bu 'sonra'lara karnımız doydu artık beyim. o sonralar ki, hiç gelmiyorlar.

 

 

2 ay sonra (Cumartesi)

2.KADIN’DAN ERKEK’E

Kendince adını ‘dürüstlük’ olarak koyduğun, aslen kırıcı ve yıkıcı olan, gerek konuşma, gerekse davranış biçimlerini, senin için çok değerli ve önemli bir insan olduğunu söylediğin bana karşı uygulamanın sonuçlarını, büyük bir üzüntüyle yaşıyorum. Çünkü; yüreğinde olmadığım bir insanın yaşamında olmayı sürdürmekle, kendimi daha fazla aşağılayamayacağımı ve buna tahammül edemeyeceğimi kavradım. Hele hele senin beni, aklınla yaşantını birleştirebilme olasılığın olan adaylar arasına koymana, bunun basitliğine asla göz yumamam. Çünkü ben; sıralamanın neresinde olursam olayım, böyle bir listede yer alamam. Becerebilirsem yüreğinde yer alırım ve bunun getirisiyle de oluşacak bir yaşamda…

Vardığım son noktada; maruz kaldığım durumu kabul etmiyor ve sana olan sevdamı sensiz yaşamayı, seninle mutsuz olmaya yeğliyorum ve tez zamanda tüketebilmeyi diliyorum.

Kaldı ki; son görüşmemizde fark ettim ki, sana vermek istediğim ve senden almayı dilediğim hemen hiçbir şey ve ümidim kalmamış ve ben tükenmişliğin hemen ardından oluşan kocaman bir boşluğa yuvarlanmışım.

Ne çok istedim bilesen , yüreğimi titrettiğin gibi, titremesini ömür boyu sürdürebilmeni… Sanıyorum yüreğinde sevgin olabilseydi ya da kalabilseydi bana, sevgilerimiz için çok ama çok büyük bir mücadele verebilirdim, hatta sana karşı bile… Ama olmayan bir şeyi var etme mücadelesinin aldatmacası beni aşar ve sonuçta çok daha büyük yıkımlar oluşturur. Bu nedenle ben, olası karşılaşmalarımızda bir “merhaba” yı esirgemeyeceğimin güvencesini vererek, tüm varlığımla huzurundan ilelebet çekiliyorum.

Kendim için umuyorum ki; ömrüm sona ermeden, içimin titremesine değecek ve onu sürdürme yeterliliğine sahip bir insanla karşılaşabilir ve bağlılık, sevgi, saygı, mutluluk ve hoşgörü ile beslenen, ‘ölüm ayırana dek’ bir tek, yalnızca tek bir sevda yaşayabilirim karşılıklı.

Allah yolunu açık etsin, seni bahtiyar etsin ve gönlüne göre versin tüm dileklerini…

NOT!!!:

Yavrularını bizim dışımızda tutmamı anlayabilirsin umarım. Çünkü tüm çocuklar, ebeveynlerinin kimliklerine endeksli olmaksızın yavrularımdır benim. Kendi doğurduklarımın dışında, en yakınımdaki iki yavru olarak onlara, bayramda minik de olsa sevinç ve düşünülme hazzı yaşatma isteğimi çok görme ne olur. Adımın geçmesi ve bilinmesi hiç önemli ve gerekli değil. Aslolan benim bilmemdir, niyetimdir ve yeterlidir.

Diş fırçasına gelince… Onu senin için anahtar yaptırdığım gün almıştım, olur ya bizim evde kalman gerekirse kullanasın diye. Bu nedenle, o diş fırçası sana aittir. Dilediğince değerlendir artık.

Ayrıca şu zamana dek bana ve çocuklarıma yaptığın tüm insanca ve iyi niyetli yardımların, desteklerin için sana minnettarım ve teşekkür etmekten başka bir şey gelmiyor elimden.

 

 

2 ay 4 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

DÜZ BİR ÖZET:
1-Sana sadece sevgili olamayacağımı bildirdim ve sen bunu bilerek benimle birlikteliğe başladın.
2-Bir süreliğine, ortak geleceğimizi düşündün, hayaller kurdun ve bir bölümünü benimle paylaşarak koşutluğumuzu 
sağladın.
3-Sonrasında geri adım atarak,  2.maddedekileri sadece bana değil, belki de kendine bile inkar ederek, kendini de 
beni de frenledin.
4-Sonuçta geldiğimiz noktada; kendince geçerli nedenlerinle, beni yanına almamaya karar vermiş olarak, 'kadının' 
olmamdan, kısacası 'benden' vazgeçtin.
5-Sen ve senin gibiler için adı 'çağdaşlık' olabilecek, dostlukla beslenmeye çalışılan bir yatak arkadaşlığı, benim için
 'yozluk' olduğundan, ben 'dostum' olanla değil de, 'erkeğim' diyebildiğim bir insanla bedenimi paylaşabileceğimden
 ve sen, benim 'erkeğim', 'efendim' olmaktan vazgeçtiğin için, ben de seni sevmekten değil ancak seninle birlikte 
olmaktan vazgeçmek zorundayım.
6-Olur a! birgün, beni 'kadının' olarak sindirebilir ve yaşamı elele, omuz omuza tüketmemizi dilersen, bunu bana 
çekinmeden, sakınmadan bildirmeni isterim.
Bilesin ki; kendi varlığıma  sahip çıkarak, senin varlığına da saygı duyarak, farklılıklarımızdan zenginlikler 
çıkartarak, ancak; aksine ikna edilmedikçe oluşturduğum doğrular için sonuna dek mücadele ederek, tüm varlığımla
seninle bütünleşmeyi diliyorum.

 

2.KADIN,
net özetin için teşekkür. Sana olduğu kadar,  ifadelerine de saygı duyuyorum. detaylarıyla boğuşmayacağım.
yazdığın noktaya bugün değil, kahvaltı yaptığımız yere akşam ziyaretimizde varmıştık, ya da varmıştım. Seninle insan olarak problemim yok. Tabiki benimsemediklerim de çok ama bu kadarı, bir başkasında da olacak. Sana söyledim, denedim de; ben şu an kimseciklerle bir yaşamın bütününü paylaşmayı kaldıramıyorum ve arzu etmiyorum. Seninle uzlaşısızlığımız bu noktada. Yazında sevmediğim tek ifaden de, çağdaşlık bilmem ne... beni bağlamıyor, bir şeyin de arkasına sığınmıyorum. Sana duyduğum saygıyı, verdiğim değeri biliyorum ve de yatak, bilmem ne faslı olmadan da insanca dost olunabıleceğini görmeni, bilmeni istiyorum.
selam ve sevgilerimle kucaklıyorum.

 

 

2 ay 6 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-selam verme lutfunda bulunmadın, almakda mı yok?

-selam görmedim ki almamazlık yapayım,yeni sürümü yüklemekle meşguldüm,bu nedenle ne görüşme yapabildim ne de bir mesaj alabildim

-peki.

-ayrıca selam vermek de yürek ister. senin zaman kaybı yapıyoruz demelerin beni bezdirmiş olmalı, bu nedenle biliyorsun ki sen vermeden ben veremem

- yooo, yüzyüze yapılabilecek bir sohbetin burada olmasını nitelendirmiştim ben, hala aynı düşüncedeyim. Bugün annemlere yaptığınız bayram ziyaretinde çok şıktın ve kolay gelsin sana.  güzel ensenizden öpüldünüz efendim. sağlıcakla

-Sağol,varsayımların sana aittir ve benimle paylaşmamanı yeğlerim. sana da kolay gelsin. iyi geceler.

 

 

2 ay 8 gün sonra (Pazar)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu:BAHÇEDEKİ DİKENLER

sevgili 2.KADIN,

Gönderdiğin maildeki; 

a)öğrenme eksikliği sanırım beni kapsamıyor,

b)arzuladıklarımızın adeta başlayamadan bitebilmesindeki etkenlerin başında, senin başkalarıyla mail yoluylada olsa, bu tarz paylaşımlarının ne denli etkisinin var olduğunu hiç usuna getirebildinmi?
benim kadınıma bu tarz gönderiler;

1) gönderilemez,

2) gerekmez..
üstelik paylaşılanların önemli bir kısmıda karşı cins. bu senin için önemli olmayabilir. benim için çok önemli. ama seni yada başkalarını yadırgamıyor, saygı da duyuyorum. Diyaloğumu da sürdürüyorum. Sürdürürümde.
ama benim özel kişim olmasına hoşgörüm olamıyor. bu ve diğer mail paylaşımların, berraklığın için teşekkür ediyorum tatlım.

 

Konu: BAHÇEDEKİ DİKENLER

Yazık sana!.. Aslında her ne kadar seni oturttuğum yerde olamadığına içim yansa da, yaşama dönebilmemi de o kadar kolaylaştıracak sanırım.

Sen ki bana hiç bir kadına güvenemediği kadar güvendiğini söyleyensin. Ben ki bu tür iletilerin bana sadece Billur'dan gelebildiğini ve bunları da yalnızca seninle paylaşabildiğimi söyleyenim. Billur dışında kimler kimlere göndermiş bilemem ya da ona gönderen arkadaşı kimdir, onu da bilemem, sormam bile...

Benimle bu tür bir paylaşıma değil bu ortamda, gerçek yaşamda bile cüret edebilecek olanın alnını karışlarım. Mide bulandırıcı sanıların, yakıştırmaların için, bir o kadar senin de!..

Kaldı ki; hala arkadaşlık sitelerinde sayfaların açık duruyorken, sana özel olandan beklentilerini öncelikle kendin verebiliyor musun diye kendini sorgulaman gerekmiyor muydu dersin?... Hey gidi hey!!!...

Kişi kendinden bilirmiş derler, doğru olsa gerek...

 

Konu: BAHÇEDEKİ DİKENLER

merhaba, gsm mesajında, bana mail yazdığını belirtmiştin. şimdi okudum. yorumlarına teşekkür ediyorum. kantarın topuzunu biraz kaçırmışsın gibi de. sadece iki noktada sana dönüş yapacağım;
evet, geçmiş, şu, bu, her ne olmuşsa, neler yaşanmışsa yaşansın. 2.KADIN ın yaşanıldığı dönemde aldatabilirliği konusunda zerre tereddüdüm olmadığı ifademe bugünde sahibim. yorumum sanal alemle sınırlı idi ve özellikle kimden geldiği konusuna bende titizlikle bakmış, Billurla ilgili bir isme denk gelememiş, aksine biri silinmiş, iki de farklı isme rastlamıştım. ayrıca tüm bu tesbitlerimde bir anlam ifade etmeyebilir, tamamen silinmişde olabilirler. ifadenin ( sadece Billurla sınırlı olduğu) samimi olduğuna inanarak bu cümlemi düzeltirim ama Billurlada olsa sempatiyle bakmadığımda bir realite.
ha, bir de sanalda sitedeki adresim duruyor, evet. hiç silinmedi. epey bir süre pasifti. bir süredir yeniden girmeye başladım. zira en azından daha soft paylaşımlar için girme nedenlerim var.
ve asla sana hakaret etmeyi düşünmüyorum. duvarı örmüş olsam da, değerini bilmeye devam edeceğim.

 

 

2 ay 12 gün sonra (cuma) 

ERKEK’ten 1.KADIN’a

“NEREDE” 

sevgili 1.KADIN,

paylaştığın  aziz nesin in şiirimsi yazısını sabah okudum. epey yorumum oldu üzerinde. hemde çok. ama yazmadım bir şey. yazmak istemedim. hatıralarımı zedelenmesini istemedim belki. henüz kimseciklerin erişemediği o güzel yerde kalmanı hep istedim. şimdi iki satır yazmak istedim. bu yazdıklarım sayılmaz o iki satırdan... zedelenen, değişen bir şey olmadan;

"biliyormusun sayende aziz nesin in önerisini bile beceremeyecek kadar aptalız biz"

bak bir satırda bitti. sevgiler tatlım.

 

 

2 ay 16 gün sonra (pazartesi) 

ERKEK’ten 1.KADIN’a

-beni hic gormuyorsun

-doğru ama, kaydın yok ki. kayıtla beni o zaman

-sildigin icin, ben degil sen yapacaksin

-evet ben silmiştim, sende kalmıştı.

-o halde bosver

-kaydetmeyeyim mi

-sen bilirisin

-peki. sende meşgülsün galiba

 SEVGİLİ 1.KADIN,

YUKARIDAKİ SEVİMSİZ, SOĞUK SATIRLAR YA DA DİYALOG YARIM SAAT KADAR ÖNCE ARAMIZDA CEREYAN ETTİ.  BİRBİRİMİZE HERHALDE YAZACAK BİR ŞEYİMİZ KALMAMIŞTIKİ; YAZAMADIK. KALDIK. ÇIKTIN SEN DE. YA DA ENGELLEDİN. HER NE İSE.

AMA BEN TEKRAR YAZIŞMA KUTUSUNA DÖNÜP YENİDEN OKUDUĞUMDA UTANDIM.  KENDİMDEN TABİ Kİ. BİZ OLAMAYINCA SENİN YERİNE NEDEN UTANAYIM Kİ. KOCAMAN AFERİN BİZE. NASILDA BECERMİŞ, BURALARA KADAR GETİREBİLMİŞİZ BU ÖLÜMSÜZ AŞKI.

Kİ, “İLİŞKİ BİTSE DE, ÖMRÜMÜN KALANINDA ASLA BİRİNİ BİR DAHA BÖYLE SEVEMEM” DEDİĞİN, HATTA “BAŞKALARIYLA EVLİ BİLE OLSAK SENİNLE YİNE BERABER OLACAĞIM” DEDİĞİN KİŞİ OLARAK BENİ BİLE SANA YAZMAKTAN ALIKOYDURABİLDİN. BRAVO DOĞRUSU.  GERÇEKTEN BRAVO.  DUYGUSUZ RECEP İ BİLE TAM KIVAMINA GETİRDİN.  KİŞKIRTTIN, ÇILDIRTTIN, TEPKİLENDİRDİN. SONRA VERDİĞİ TEPKİDEN ÖTÜRÜ YARGILAMADAN DAHİ "BİZ ZATEN  WALT DISNEY CİLİK OYNUYORDUK" A  GETİRDİN.  PARDON, GERİ ALIYORUM. SUÇLAMIYORUM. APTAL OLMASAYDIM. AKILLI GEÇİNEN, GERÇEK  ŞAŞKİN.

KIBRISA GİDERKEN "ŞAŞKİN TAM ŞAŞKİN OLMUŞ" DEMİŞTİN YA ZATEN.

YAZMIYORUM AMA BU DURUMA GELMİŞ OLSAK BİLE, YAZDIKLARIMI GÖNDERİRİM. BİLİYORUM Kİ, HATTA SENDE ÇOK NET BİLİYORSUNKİ; KOCA İSTANBULDA DİZİN AĞIRSA, SIĞINACAK  BİR DAM ALTINA GEREKSİNİMİN OLSA, MADDİ, MANEVİ KANATIN YİNE BENİM. ÇOK ŞEYDE YANILMIŞ OLABİLİRİM AMA BUNDA YANILMADIĞIMI UMUYORUM. YETER YAZMAK İSTEMİYORUM ARTIK.

TATLIM, MUTLU OL. GÜZEL UYU.

 

2 ay 23 gün sonra (Pazartesi)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

MELEK OLMAK İSTEMESE DE, HEP BİR YERLERDE VAR OLMAK ZORUNDA OLAN  ‘KARA BÖCEK’ E BUGÜN ÇEKTİĞİM 4 GSM MESAJ.

1. İYİ HAFTALAR ÖMRÜMÜN TÖRPÜSÜ, BELALİM... BİLMEM, BİRDEN BİR ŞEY DÜRTTÜ VE SENİ DUYMAK İSTEDİM. AMA YİNE İNCİTECEKSİN DİYE SESİNİ DEĞİL. SENİ DUYMAK, DOKUNMAK İSTEDİM. BÖYLEDE DUYULABİLİYOR BİLİYORMUSUN. HEP DUYMADIKMİ Kİ.

2. İYİ DE, NEDEN DUYMAK İSTEDİMKİ SENİ YİNE; OYSA SEVMİYORUM, GÜVENMİYORUM, BEĞENMİYORUM. HER YÖNÜYLE CİMRİSİN DE... ARTIK NEFRET DE ETMİYORUM. HATTA NORMALDE YAPACAKLARINI, BEN İSTEDİĞİM İÇİN ÖZELLİKLE YAPMADIĞINIDA BİLİYORUM. AMA TÜM BU OLUMSUZLUKLARIMIN SEN İSTEDİĞİN İÇİN  OLDUĞUNU BİLİYORUM YA...

3. BENİ MUTLU EDEBİLECEK OLGUNLUKTAYKEN, İHTİYACIM VARKEN BİLE GURURUMUN RENCİDESİNİ BECEREBİLECEK KADAR BENCİL, İNAT, ANLAŞILMAZ VE KORKAK. BEN ONA HUZURLU, SAKIN, BAŞARILI, İFFETLİ, AKLI SELİM BİR YAŞAM, KEYİFLİ BİR GÜN HEP DİLEYECEĞİM. HATTA YAZMASAMDA, DUYACAĞIM Bİ TANESİ. NASILSA DUYUYORUM YA.

4. AMA SEN DUYMUYORSUN. BEN BİR TÜRLÜ İNANMAK İSTEMESEMDE, SEN FARKI AYLAR ÖNCESİNDEN YAZMIŞTIN ZATEN.  SANIRIM BİLİNÇ ALTIMA YERLEŞTİRDİNDE BUNU. DİYORDUNKİ: “AKŞAM BENİ ARADIĞINI SABAH  FARKETTİM. SENİ SEVİYORUM AMA MELEK OLAMAM. ÇOK ÖZLEDİM.”  EĞER DEDİĞİN GİBİ DEĞER VERİYOR OLSAYDIN, SABAHA KALMAZ VE BAL GİBİ DE MELEK OLURDUN. DEMEKKİ, BAZI BİLDİKLERİMİZ YANLIŞMIŞ.. MAİLİNE AKTARACAĞIM BU GÜNKÜLERİ.

 

 

 

2 ay 25 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

internete girdiğimi görünce, tarafımdan rahatsız edilmek kaygısıyla beni yasakladıysan çok ayıp sana. Yok eğer, bir "iyi geceler" bile dilemeden görmezden gelip gittiysen daha da ayıp etmiş olursun.
Olmuyor sayın Recep ERKEK Eroğlu! Hiç yakışmıyor sana...

 

Konu: :-) KOMİK
tersden kalkmışsın mı ne derler... hırrrrrr. bence sen sabahki izahatıma uygun olarak, yazdıklarını düzelt. akıllım, insan iki kelimeyi fi tarihinde kalmış bir ahbabindan bile esirgemez be. sağlıcakla kal.

 

 

3 ay 3 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-meşgul hanımefendi, iyi geceler olsun

-ben efendimi ayak sesinden tanırım ama kapıyı çalmalıydın canım. ben seni karşılamaya hazırlanırken öyle anahtarla açıp girmek var mı?

-süprizi severim.  peki, daha özen gösteririm. sen “tamam” deyinceye kadar kuzu kuzu beklerim seslenişini.

-madem sen sürpriz yaptın, benim sürprizimden mahrum kalacaksın. Eh,nasipse bir başka sefere artık. İnanmazsın iki adresimden de en az ellişer mail boşalttım. eve geldiğimden beri netteyim

-bir kaç gündür girmemiştin ya ondandır. Songül, geç kaldım diye tepkilenmiş. Ağlamış.

-çok anlamlı bulduğum   (belki de sadece tesadüftür) bir ileti aldım onu da sana gönderdim zaten. Songül'e gelince; unutturmazsan, bu konuyu uygun bir zamanda sana örnekleyerek anlatmak isterim.

-hangisiydi?

-Birsu’dan gelen… senin gönderdiğin penisli fıkrayı aynen bana göndermiş. Bilmem ki bana "bak ha..ERKEK bu fıkraları bana da gönderiyor" mu demek istiyor?

-ona göndermiş miyim ki?

-evet canım göndermişsin, ikinizin de iletisi alt altaydı zaten, sen gönderdikten hemen sonra o bana göndermiş.

-güzel. demek ki hemen yetiştiriyor.

-bu akşam karşılaştık. havadan sudan konuştuk, kimbilir belki de konuyla ilgili bir laf ederim diye beklediyse de hayal kırıklığına uğradı kızcağız.

-bana da yanıt göndermiş mi acaba?  Birsu’dan bir mail var ama açamıyorum.

-Evet, demek Birsu bana yalan söylüyor. buna gerek duyulmasına üzüldüm.

-ne konuda?

-neyse, aranızdakiler sizi ilgilendirir. ben bulaştırılmayayım yeter ki.  yoksa riyakarlıklara içim daralıyor.

-hop dur,neymiş aramızdakiler? beni Birsu’nun ne söylediği, düşündüğü ilgilendirmiyor, kitabımda yazmıyor da... bir şey anlamış da değilim... Kendisini seninle neden paylaştım diye tepki maili yazmıstı. o gün bugün ses seda yoktu zaten. benden ziyade, senin arkadaşın olduğundan, hem kendim için, hem senin için saygıda da kusur etmemeye özen gösteririm, o kadar.

-sana bir ithamda bulunmuyorum. ben saygısızlıktan değil, bir yanıltmacadan bahsediyorum, Onun deyişiyle de sen artık benim yüzümden varolan bir insandın sadece, sen de biliyorsun ki (sana söylemiştim) Birsu bana bundan böyle sana ileti göndermeyeceğini, nasıl olsa onun gönderdiklerini benim sana aktaracağımı söylemişti, kaldı ki ondan böyle bir istekte bulunan da yoktu.

-evet, tamam da, bu dediğinden  farklı şey. Kutlama, tebrik bir başkası üzerinden olamaz bence. bunu böyle kabul et ve üzerinde durma.

-bak işte bunda çok haklısın. eğer iletisi kutlamaysa ve bana bunu söyledikten sonra, sana sadece bu kutlamayla ulaştıysa, kendimden utandım.

-valla ben açamadım, sana gönderiyorum. her ne ise, aç bak. çok umurumda da değil doğrusu.

-lütfen gönderme. bu yanlış olur.

-o kaşınırken mi?

-üzgünüm. öyleyse ben de açmadan sileceğim demek ki. o bir tilkiyse, ben aslanım. onun yöntemleri bu ise ben bunları kullanmayı yakıştıramam kendime.

-nasıl istersen… iyi de, yarım saattir bizi salak salak konuşturmayı başardı ya, eğer oyunsa; bırak, dilediğince oyununu oynasın.

-”salak salak” nitelemesi yanlış bence.

-yo, zaman kaybımız yazık değil mi... neden daha üretken bir konuda kullanmayalım bu bu süreyi?

-çünkü onun sayesinde kendilerimizle ilgili öğrendiğimiz ya da teyidlediğimiz bir şeyler de olmuştur mutlaka. sonuçta Birsu, yalnızca vesile olmuştur bence.

-hiç gerekmiyor, benim gereksinimim yok. oradan gelecek, şefahat gelmez olsun( umarım doğru yazmışımdır)

-üretmek mutlaka senin kategorize ettiğin ya da tanımladığın koşullarda oluşmuyor. bunu belki bir gün farkedeceksin. farkında mısın bilmem; sanırım en az bir ay üstüne ilk kez seninle karşılaşıyor ve bu servisi kullanarak yazışıyoruz.

-evet, çünkü bu servise gereksinimimiz olmayacak kadar yanımdasın.

-Bu hep yakınlığımızdan olmadı biliyorsun. ne badireler atlatılıyor, kimbilir ne badireler de atlatılmak için bizi bekliyor pusuda.

-onlar badireden sayılmaz akıllım ama görülerine katılıyorum ve pusuya düşme derim.

-düşmeyiz inşallah. bugün ne denli huzurlu olduğumu farkettiğimde "çok şükür" dedim

-inşallah Allah huzurdan ayırmasın seni.

-bunu sadece benim için değil, çevremdeki herkes için yapsın. çünkü huzurlu oldukça; vericiliğim, üretim gücüm de artıyor biliyorum. bu herkes için böyle, bunu da biliyorum. bu nedenle, tümümüze huzurlar versin. deeeee....bu pek Allahtan değil be ERKEK. kulun kendisinden ve yakın çevresinden aldığı olumlu elektikle oluşuyor.

-yaradan tüm sevdiklerimize, art niyetsiz sevenlerimize de huzur, mutluluk, sağlık, başarı versin. uyku zamanı... pişşş pişşş yatağa.

-gidiyorum, sağlıklı uykular olsun.

-size de efendim.

-yaaaa… adam gibi göndersene ben yatağa. bana düşleme dersleri vermeye böyle mi kalkıyorsun sen?

- ders saati değil. Uyku saati. sen ısıt yatağı, yanında farzet... bak beceremedim işte.

-kıvıtmak kilo verdirmez ama belini inceltmeye faydası olabilir.

-teneke işi o be abla, bizde de ondan bulunmaz.

-gerçekten kapanıyor gözlerim. sen gelmesen de yatağa, ben gidiyoruuuummmm.  (gerçi gelseydin, uykum filan kaçardı herhalde) uykumu alayım bari.

-kocaman öpüldünüz yanaklarınızdan. sabah mesain var senin, dokunmam.  yarın gece, kimbilir?

-sen dokunmazsın da ben dokunmadan durabilir miyim acaba? ben çok yaramaz bir kız oldum artık, biliyorsun ama bu kadar yaramaz olmamın tek ve tek sorumlusu da sensin.

-koltukta yatarım, ben yaşlı ve üstelik ihtiyarım.

-koltuğa geliriiiimmmmm... hem orası daha iyi,yatak gibi kaçacak yer de yok. mecburen üstüste yatarız.

-pastırma

-eh bilmem artık, tercih senin. Biliyorsun; kaçamayacaksan en keyiflisine bakacaksın.

-bazen asla, ölümü tercih bile edebilmeli insan.

-kaçamayacağın kişi benim ben, başkası değil. hani yan cebini açarak beklediğin...

-cümlemde ısrarcıyım. senden neden kaçayım ki? ayrıca zaten en basit dokunuşundan zevk alabiliyorum, özel bir gayretim gerekmez ki... şiştin mi? şimdi göndereceğim iletiyi aç ve sonra yat.

-anlaşıldı. bu arada sana bilgi vermeliyim ki, Birsu’nun sana gönderdiğini düşündüğün dosyayı, onun adına başkası göndermiş,konu ile ilgili beni uyarmıştı.

-nasıl yani, adres ondan.

-hackerin biri girmiş ve onun özellikle iş ilişkisi olan insanlara bu maili atmiş, “bu yüzden bütün infomu değiştirdim ve sana da geldiyse açmadan sil" demişti

-iyi de beni uyarmadın, ben de uğraşıp durdum. içinde ne varmış, açamadım ya virüs de olabilir

-bana gelmemişti ama sana gelmiş, aklıma şimdi ‘subject’ i görünce geldi. çünkü ingilizce yazıldığını söylemişti. afedersin, inan ki unutmuşum.

-günahını almışız kızın

-bence de...tabii bu bana gönderdiği penis fıkrasını açıklamıyor.  

-evet,orda güya ispiyon yapıyor dedin ya zaten sen. beyni ufakmış. sağlıcakla kal.

-sen de.

 

 

3 ay 8 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-daha önce de söylemiş miydim bilmiyorum ama seni burada görmek bile benim yüreğimi "hop" ettiriyor

-farzet ki dememişdin,duymak ne güzel bir  de bunu bilsen

-biliyorum da bu nedenle söylemiş de olsam sakıncasızca yineliyorum ya...

-bence de söyle. iki gün girmeyince ortalık mail dolmuş. şu an bir yandan boşaltıyorum.

-bugün boşalmış herhalde ki ben gönderebiliyorum. sen işlerine bak da, uygun olursan sana danışmak istediğim birşeyleri paylaşırız

-kolay gele hatunum

15 DAKİKA SONRA…

 -ben artık yatıyorum, daha doğrusu Mina Ungan'ın "bir dinazorun anıları" isimli kitabı fena sardı, biraz onu okuyup yatacağım. sana kolay gelsin ve iyi geceler

-ben de uyumaya başladım, bilgisayar da çok yavaş, hoşça kal.

 

 

3 ay 10 gün sonra (Cuma)

2.KADIN’DAN ERKEK’E

Sevgili ERKEK, (yoksa beni yönlendirmeye çalıştığın gibi “Recep ERKEK”diye mi başlamalıydım? Hoş bunu söylememi istemediğini hatta sana “canım efendim” dememe bayıldığını ancak kendini benim nitelediğim yerde görmediğini anlamam için, kendine Recep ERKEK dediğini biliyorum. Zaten bunu bilmemi istediğin için yapıyorsun ya, ikimizin de bildiği bu oyununu bir yana bırakalım şimdilik)

Dolandırmadan, dümdüz ifade edeyim ki,seninle birlikteliğimizi, beni motive ve tatmin edici düzeyde bulmuyor, yaşamıyorum. Çünkü;

Kendimi kesinlikle aile bireylerinden biri (çocukların,ebeveynlerin,kardeşlerin) gibi görüp, onlara duyduğun sorumluluğu bana da hissetmeni ve aynı özeni göstermeni beklemiyorum ancak; düşüncende, davranışında ve gönlünde, bu fertlerin dışında kalan diğer insanlardan farklı olmak ve bunu hissetmek ihtiyacındayım. Gel gör ki, ne bir davranışında ne bir lafında, senin için özel olduğumu, kadının olduğumu  kavrayabileceğim hiçbir şey bulamıyorum.

Düşünüyorum da; senin ‘arkadaş’ kategorisine soktuğun insanlardan farklı bir şekilde beni düşündüğünü ve hissettiğini algılayamıyorum. Beni düşünerek, benim için, bana özel yaptığın bir şeyler var da, ben nankörlük düzeyinde bunları görmezden gelerek, inkar mı ediyorum dersin?

Anımsıyorum da; üç buçuk ay öncesi, en büyük gereksinimimi, adeta bir yakarış biçiminde sana dile getirerek,

“Sahip çıkılmaya, gözetilmeye öylesine muhtacım ki, ne olur bunları benden esirgeme” dediğimde, beni öyle çok sahipleneceğini ve gözeteceğini söylemiştin ki;

“Bundan sıkılabilir, yılabilirsin bile” demiştin...

Bırak yılmak raddesine gelmeyi, bu vaadlerinle ilgili en ufak bir davranış biçimi bile yaşamadık. Seni ne yanımda hissedebiliyorum ne de dağlar gibi ardımda. “Var mısın?” diye hep bakıyorum yanıma ve ardıma ama kimseler yok. Yanım da, ardım da bomboş ve kapkaranlık...

Düşündüğün halde, bana sahip çıkmayı hissetmiyor olabilirsin. Hatta hem düşünmüyor, hem  hissetmiyor  da olabilirsin. Ya da hissettiğin halde kendini engelliyorsundur belki de. Sebep her ne olursa olsun,bir erkek olarak, sahip çıktığını, yanında ve arkasında olduğunu hissettiremediğin, yaşatamadığın, benim türümdeki hiçbir kadına bunu yapma ERKEK.

Bana,“Benimle savaş” diyorsun. Diyorsun da; öncelikle uğrunda savaşabileceğim kazançlarımın neler olabileceğini algılamam gerekmiyor mu? Algılayamadığıma nasıl inancım olabilir ve uğruna savaşabilirim? Şu anki durumumda, hayali yel değirmenleriyle savaşmasını beklediğin ve izlediğin bir Don Kişot gibi mi görünüyorum sana?

Lütfen ERKEK, lütfen bana ve kendine sen de yardım et, destek ol ve mücadele ver ikimiz için de. Yardım et, destek ol, mücadele et ki; kendimize ve birbirimize verdiğimiz gücümüzle, yaşama dört elle sarılma yollarını açalım önümüzde.

Tüm açık yürekliliğimle (senin de aynı açıklıkta olmanı dileyerek)  “Tüm sayıp döktüğün artı özelliklerime karşın, senin gönlünde yer edebilecek kadın mı olamadım?” sorusunu sorgulamanı, çoktan sorgulayıp yanıtladıysan, beni de bilgilendirmeni rica ediyorum senden. Çünkü bu olamadıysa, akıntıya kürek çekmenin, ürünlerini alamayacağımızı bildiğimiz emekleri boşuna vermenin anlamı yok.

Artık biliyoruz ki; birbirimiz için konumlarımız, statülerimiz ne olursa olsun, birbirimizi arkadaş olarak kaybetme korkumuz yok bundan böyle.

Dırdır ederek kafanı şişiren bir kadın olmak istemediğimden , yazmayı yeğledim. Dileğim odur ki; en kısa zamanda kendini ve beni aydınlatabilir, beni; yolun düştüğünde uğradığın, denk düştüğünde (genelde haftada bir) koynuna aldığın, diğer sorumlulukların ve işlerinden fırsatın kalırsa (genelde kalmıyor) yardım isteklerine cevap verebildiğin bir kadın olmaktan kurtarır, ya arkadaşın yaparsın ya da kadının. (Biliyorsun ki; arkadaşlık kadınlığı kapsamıyor benim litaratürümde ama kadınlığın kapsamında, arkadaşlık hatta onun da ötesi dostluk illa ki vardır) Böyle iki arada bir derede olmuyor Recep ERKEK. Başlayamadım ama sonlayabildim yazdıklarımı Recep ERKEK’le. Nasıl, yakıştı mı?.. J

 

 

3 ay 13 gün sonra (pazartesi)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

omrumu torpuleyen saygisiz 1.KADIN'in gsm ine  yazamadiklarim.

1.merhaba, sana zerre saygisizligim olmadi. Senin de saygisizlasman gerekmiyor. bu haftaki davranislarina bile saygi duyarak seni aramisken...

2. sana bir seyler animsatmamisken, bir candan dost olarak arayip konusmusken, her zamanki gibi saptirman, zeytinyagi misali davranisin hos degil.

3. seninle ilgili hak etmiyor olsan da,insani sorumluluk duydugum, daha dogrusu koruma ic gudum oldugu dogrudur. ama kontrol etmem icin ortada neden birakmamisken neden burnumu sokayim?

4.kac kez senden beni birileriyle kiyaslamamani istedim. baska turlu deger verdigin, zamanini, telefonunu paylastiklarinla kiyasla lutfen, benimle degil. benim o şablona uymadigimi net biliyorsun. Uyamam da. Senin de benim şablonuma uymayi red ettigin gibi.

aslinda benim şablonum sadece durustluk ve paylasim. sen bundan bile korktun. belli olmamasi icin de saldirdin. ben de yedim. hayir, saygim ve yola cikmisligimiz ve karakterim geregi sadece kismi tepki vermekle yetindim. sanirim davranislarin artik bu tepkiyi vermemi de gerektirmeyecek.

ukalalik olarak alma ama bence bu ifadem senin icin en agir yaklasimimdir. belki de yaniliyorumdur, Recep senin icin deger de ifade etmiyordur.

oyle ya; daha bir hafta once, “her saniyeyi, her turlu olarak seninle yasiyorum” deyip, hafta ortasindan sonra, kose bucak kacip, hafta sonunda yanit bile vermeme sorumsuzluk ve saygisizligini segileyebildigine gore. buna ragmen tercihlerine oteden beri oldugu uzere, saygi duyup seni rahatlatabilmek icin bir sey olmamiscasina seni aradim, konustum.

sen yine saldirdin. neymis, kontrol.. yok kizim, senin neyini kontrol edeyim. İstesesem de edemem. kimse de edemez. aylardir buna gerek bile yok. ben elalemin bilmem neyi miyim ki, bu kadar basitleseyim. oyle bir sorumlulugum yok. ayrica iliski icin esas olan guveni, sen de biliyorsun ki sen zaten aylar once, o buyuk sevgine ragmen tukettin. bunlari korku adina, yenemedigin egolarin adina yaptigin icin seni anlamaya, yardimci olmaya calistim. ama bagisla, bu aksamki davranisinin izah edilir bir yani olmadigina gore, sen bu yaklasiminla dost kavramini da hak etmiyorsun. zaten pek olasilik vermiyordum, daha onceki gibi bu kez de benim yapabileceğim ve senin uhdende olan işlerin konusuyla ilgilenmen gerekmiyor. nasilsa senin baska mesguliyetlerin var. ama ben bir sekilde bunlarida yapacağim.

senin yapman gerekecek olan vicdan muhasebesinide, olmadigi icin yapamayacak oldugundan benim bu tavrim da, nasilsa seni etkilemeyecektir ama ben insanim ve uzuldum. insanca konusabilmeyi de beceremiyorsan, uzmeye artik hakkin olmamali. belki benim de.

sanirim asil uzuntum, hatta aylardir kendimi affedemedigim konu, yasamimda ilk kez boylesi ciddi bir yanigiya, hem de kendi ozgur irademle suruklenmis olmam. her seferinde de inaniyor olmam. ama yetti.

saygilarimla.

 

 

3 ay 24 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-Şimdi Birsu'dan gelen e-postaya cevabını okudum da iyi etmişsin dosyayı açmamakla... biliyorsun ki kızcağızın hiç bir suçu ve insiyatifi yok o konuda..

-“bilgim dışında” diye cevap geldi ondan. bana da birsürü gelip duruyor ve derhal siliyorum.

-dur da yahoo ya bir bakıp okuyayım yazını

-daha okumadın mi, merak ediyorum. biliyorsun senin eleştirilerin önemli.

10 DAKİKA SONRA…

-huuuuuu... unutulduk

-netten düştüm yahu....bu arada yazını da okudum. sen bir harikasın arkadaş.

-bir yerinde bi şey var mi, nasıl buldun

-çok güzel bir yerde oturtmuş ve kullanmışsın..gerçekten sen bu işi ya çok iyi biliyorsun ya da doğanda var

-bir kare ya da cümleden bir yazı işte…

-tamam, tamam, anladık. demiştim ya zaten; “sen yanımda olmasan da seninle gurur duyacağım” diye.

 

 

4 ay 6 gün sonra (perşembe)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

TATLIM,SENİ RAHATLATAYIM DERKEN SANIRIM KENDİMİ DE, SENİ DE DAHA GERECEK ORTAMA DÜŞTÜK. ASLINDA BENİM DE SANA İHTİYACIM VARDI. SENDROM DA ZATEN BU. MUTLU OLMANA DUACIYIM. BEN

 

4 ay 7 gün sonra (cuma)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

GÜNDÜZ…

HAKSIZLIK ETMİŞ OLABİLİRMİYİM !

Yanıt vermen için yazmıyorum. hiç yazmayabilirdim de. Ya da hiç yazmamam da gerekebilirdi. Çünkü, bugüne değin ne söylediklerimi dinledin, ne de yazdıklarımı okudun. Adam gibi dinlemek ve okumaktan bahsediyorum tabii ki.

Ne hikmetse daima gerçeklerden kaçmayı tercih ettin. Yaşamı, farklılığına rağmen bu ilişkide adeta bir oyun olarak aldın. Oysa bu kez oynanan oyun gerçekti, rol kesilmemeliydi.

Öyleyse neden yazıyorum ki; belki kendimle hesaplaşmak için. Değer miydi? Değeceğini umuyordum. Zaten bu nedenle de risk aldım. Sonuç? Ortada.

“arkadaşlarımla beraberdim.”

Teşekkür ederim, bu lafın sanırım en son söylenebileceği kişinin ben olacağını bile bile.. amaç, itmek, tepkilendirmek. Kuzum buna gerek yok ki; “yaşandı bitti, sen de zaten olamayacak demiyor muydun” demen yeter de artardı bile.

Sevgiye rağmen uyuşamadık, anlamak istemedik. Olamadı. “karşılıklı olarak yaşamdan beklentilerimiz farklı, zorlamayalım ve yollarımıza devam edelim” diyebilecek kadar ‘insan’ değil miyizki; kırıcı, uzaklaşabilmek adına incitici olmayı yeğliyorsun.

Hep incitilen, aldatılan ben, “böyle davranamazdım” demeyi bir kez bile arzu etmedim. Zira, seni anlamaya çalışıyordum. Sevmiş olman, istemen yetmiyor belli ki sana. Başka bir dünyadan gelmiş, başka bir kalıba koyacaklar diye; bir yandan acı çekerken “ben, ben olmaktan acaba çıkacakmıyım, “ diye korkuyordun.

Bunu anlıyordum, kendimce tolero ediyor, tavizde veriyordum. Hiçbir zaman senden başka bir sen yaratmak gibi bir nedenim, hevesim, düşüncemde olmadı. Sadece, seni gerçek kimliğine döndürmeye çalışıyordum. Yani, ailenin sana verdiğini, senin de belli bir evreye kadar taşıdığın gerçek benliğini...

Bunu da, “keşke, 20 yıl sonra....” orjinalliğindeki cümlen yaptırıyordu bana. Saklasan da, bugünkü sen de, senden aslında memnun değil.

Geride kalan bir gün boyunca, tam gün olarak sadece bir kez telefonumu kullanmadım. İdam nedeni gibi devamli yüzüme vuruluyor. Lütfen, anımsar mısın; ilk Kıbrıs’a gittiğin  geçen yılki yılbaşı tatilinden bu yana yanıt vermediğin, mesaja dönmediğin, hatta bizzat kapattığın günleri ya da anları... el insaf!

Kaybetmek, kazanmak... Kaybettiğim doğrudur ama, sen! Kaybettiğim sen değilsin Asıl kaybettiğim; sana verdiğim bunca emek ve bir yılım. Eğer bugün söylediklerinde samimiysen, zaten seninle ilgili kaybettiğimi düşündüklerim de aslında kazanç olarak düşünmem gerekenlerdir.

Telefondaki konuşma uslubun... Bitirmiş olabiliriz ama değil bugün, günler sonra bile aramış olsan, ben yine sana çoşkulu, insanca ses tonumla ‘itelemeden’ yanıt verirdim. Yazıklar olsun bana. Bittiğinden çok, davranışlarımın karşılığını hak etmediğime inandığım, hak ettiğime inandığım değeri senden alamadığım için üzülüyorum.

“Sen, hayatımda sadece sen olduğunumu zannediyordun?”  diyerek çirkinleşme yolunu seçme. Ki, bu gerçekten doğru ise, sen zaten çirkinsin ve bende sana bulaşmışım. Bu durumda zaten konuşacak ne kalmışki. Mayıs  sonunda uyanmış olsamda, demekki; aldatmayı alışkanlık haline getirmiş olan sen değil,  ben kendimi aldatmışım. Ama inanmıyorum, ruhunda fırtınalar kopsada, bu denli küçülemez, haysiyetsizleşemezsin. Özünde, aile karakterinde çirkinliğini asla düşünmediğim, toz konduramadığım için, sana emek ve değer vermiştim. Devam edeceğimde. Lütfen zorla çirkinleşme, izin verme.

Saat 18.00de evden çıkıp, çocukların yemek gereksinimini  hallettin. Her seferinde sen akşam yemeğini çocuklarla yer, öyle çıkardın. Bir önceki sefer, ( hatta ondan öncekinde de) Et Lokantası önünde buluştuğumuzda, “çocuklarla yedim geldim” demiştin.

Demek ki, saat 21 den sonra geldiğin gecedede, özellikle sormam, yemek teklif etmem gerekmiyordu. Ayrıca ilişkimizin vardığı noktada, sorulmasıda gerekmiyor zaten. İkimizde her şeyi çok rahat konuşabiliyorduk. Mesela; Pazar günü yemek yemeden, kahvaltı yapmadan geldiğini söylemiştin. Gittiğimiz yer konusunda ben belirleyici olmadığım gibi, geleneksel Türk Kahvaltısı yada yemek arasındaki tercihide sen yaptın. Madem akşam aç geldin, “Hadi yemek yiyecek bir yere gidelim” diyebilirdin.  Benden beklemen gerekmezdi. Bu noktada benim nedeni ne olursa olsun, sormamış olmam; beni bu denli suçlama, saldırma hakkını sana vermemeli.

Seni son iki ziyaretim dışında, çoğu kez yemek önerilerini geri çevirenin de sen olduğunu anımsarsan, bana haksızlık yapmış olduğunu, net olarak fark edeceksin.

El insaf!  Tanıdığım dünyanın en cimrisi, en pintisinin, bu konuda bana asla imada dahi bulunma hakkı olmamalıydı.

Bir düşünsene; ‘gel-git’ler yapmasaydın, güvensizlik yaratmasaydın, sana çok daha pozitif yaklaşacaktım. Belki de mutluluktan sarhoş olacaktım.

Acaba, verdiğim değerle kendime haksızlık etmiş olabilirmiyim?

GECE…

Merhaba,

Açıkcası nasil hitap edeceğime, başlayacağıma tereddütlüyüm. Biraz önce pek de hoş olmayan, iki kocaman insana yakışmayan bir diyalog yaşadık ve sonu da aynı şekilde…

Bizim ilişkimizin yıldönümüne varamadan bu hale gelmemizin nedeni; sana defalarca kez söylediğim, “sana ağır gelmemdir”. Evet, zaman zaman benden kopmayı arzuladığın dönemlerde de çirkin (afedersin) yaklaşımların nedeniyle sana tepkisel olarak sert, kırıcı yansımalarım da oldu.

Sen şimdi, mışıl mışıl uyuyorsun. Rahatsızlık duyduğunu da pek zannetmiyorum.

Para konusunda seni yadırgıyorum tabiki. Benimle ilgili kısmıda yakışıksızlıklarla, kayıtsızlıklarla dolu ama gündemi dolduracak diğer konular yanında, bunun anımsanmasını bile sıkıcı buluyorum.

Cumartesi kaza geçirmiş olabileceğimide düşünmemişsin tabi.  Ama ben en küçük seslenişinde bu ruh halimle de, nefretimle bile bir şey ummadan tereddütsüz koşardım sana.  Evet, bu insanca yaklaşım tarzım, farklılığım ağır geldi sana. Ezil o zaman altında ömrünce. Ama “vicdanım yok” diyen birinin ezilmesinide beklemek bir ahmaklık olmuyor mu?

İşe hemen başlamamalıydın.

Bu hafta sonu bende orada rezervasyon yaptırabilirdim. Ki, beraber gitmiş olsakda, büyük olasılıkla ben ödeyecektim.

Zorunlu olarak, riski azaltmak adına usulen “havale yap” dediğim gün, aslında tarafımdan notun verilmişti.  yapılacak havalenin bana ait olacağını mı düşündünki? Üstelik profesyonelce sayılmasada, ortada bir emeğim varken. Ama bu hiç gündeme gelmedi, gelmez de. Fakat bu havalenin yapılmasına,  yoğun taciz altında olduğum dönemde gereksinim vardı.

Senin ruhunda aldatmanın var olduğu kesin. Defalarca denemişsinde. “Yalnız yapamam” da diyorsun…

Evet, ben ağır geldim, çünkü kıpırdayamayacak olduğunu hissettin. Her şeyi yalnız benimle yaşamak zorunda kalamaktan kaçındın. Yazık. Ama, benim bu yönde bir talebim, söylediğinin aksine bir baskımda olmadı ki.

Hiçbir zaman canından, her şeyinden daha çok beni sevdiğini, bir daha asla böyle bir sevgi yaşayamayacak olduğunu, hatta başkalarıyla evlenilmesi durumunda bile benimle ‘beraber olmaktan’ kaçınmayacağını söyleyene karşı, kayıtsız kalabilmem mümkün değil zaten. Hem bunca zamanda onun için emek vermiş, risk almışsam…

Tabiki ara ara uslubumun hiç de hoş olmadığını  fark ediyorum. Ama bu denli haksızlığa maruz kalıncada, sanırım insanoğlunun tepkisiz kalması beklenmemeli.

Sözün özü; senin kadar sevememiş olabilirim ama senden daha fazla bu ilişkiye saygı duyduğum, özen gösterdiğime yaradanım şahit.

 

 

4 ay 14 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Dün Songül’le aramızda geçen konuşma nedeniyle, çocuklara duyarsız kalamadığımdan, belki onlara bir parça 
faydam olabilir diyerekten hiç olmazsa yazarak seninle paylaşmayı istedim.
'Harçlık' harcama özgürlüğümüz olan bir maddi değerdir bence. Harçlıklarını nasıl kullanacakları konusunda tabii ki
 de çocuklarımızı gerektiği ölçüde yönlendirmeliyiz ancak bu, onların ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olmamalı diye
 düşünüyorum. Çünkü ana ve babalar olarak, çocuklarımızın gereksinimlerini karşılamak bizlerin görevidir.Harçlık 
ise bu gereksinimler dışında, onların keyfiyetleri için harcama özgürlükleri, insiyatifleri ve sorumlulukları olan bir 
değerdir ve bizim yönlendirme önerimiz ne olursa olsun karar tamamen kendilerine ait olmalıdır ki, bu insanlar 
sorumluluk almayı becerebilsinler.
Gel sen, bayram harçlıklarıyla ayakkabı almak yerine, gönlünden ne geçtiğini sor Songül’e. İlk anda yanıtlayamasa 
bile ne yapmak istediğinin adını koyuncaya kadar zaman tanı O'na. Bilsin ki canının çektiği ve sizin temin etmeniz 
gereken gereklilikler dışında birşey alabilme gücüne ve özgürlüğüne sahip. Bunu bilmek ne denli bilinçlendirip 
olgunlaştıracak çocuğunu tahmin bile edemezsin.
Önerim tabii ki salt bu konu için geçerli değil, bu öyle bir bütün ki hepsini yaşarken onların yanında olmam 
mümkün değil ancak ümidederim ki, bundan yola çıkarak genelleme yapabilirsin.
Kaldı ki görüşüme katılmayabilirsin de. En azından ben, bir ana olarak inandığım, uyguladığım ve ürünlerini 
topladığım doğrularımı sana iletmiş oldum. Ancak bu görüşüm senin de aklına yatarsa, bu öneriyi sırf ben getirmiş 
olduğum için aksi bir uygulamayı çocuklara yansıtma ne olur.
Her şey, herkesin hakettiğice olsun dilerim...
 
1. konu, kimlik ne olursa olsun katkıda bulunma teşebbüsünüz için teşekkür ederim.
2. Songül henüz 7 yaşına girmiş bir çocuktur.  yorumlarının düzeyi sağlıklı bir yorum için baz teşkil edemez.
3. harçlıklarıyla ayakabı alma fikri, benim dışımdadır.(nişan için ayakkabı talep ettiğinde, her amaç için 
yeterince ayakkabısının olması nedeniyle alınmayacağını belirtmiştim kendisine) 
4. ebeveyn harçlıkların rasyonel kullanımı konusunda çocuklarını eğitim yoluyla yönlendirmelidir.
5. kimden, ne amaçla gelirse gelsin tüm eleştiri ve önerilerden; süreçte sentezleyip yararlanmaktayım.aynen 
kullanmasam da, katkınızın olduğu aşikardır.
selam, sevgi ve saygılarımla
 
 
4 ay 16 gün sonra (Pazar)
ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, iyi geceler diliyorum.

-ben de sana...

-misafirlerini yolcu ettin mi?  Çocuklarda yarın geliyor değil mi?

-bir tek Billur kaldı, o da yarın dönüyor. çocuklar bu sabah geldi çok şükür. onların gelişiyle biraz soluk almaya başladım

-çok güzel,ayrıca bugün çalıştın da galiba

-dün çalıştım ama bu gün çocuklarlaydım,onun yerine yarın çalışacağım.

-Allah kolaylık versin. ben de sabah Nurgül’e rapor almak için karşıya geçeceğim. kolay gele

-sana da.

 
 
4 ay 17 gün sonra (Pazartesi)
ERKEK’ten 1.KADIN’a

Dank oğlu dank

Eve gelebildiğimde 8 gibiydi. Aslında yoğun bir gündü ama dün gece hiç uyumamış olmama karşın, bu yoğunluk bedenime pek de yansımamıştı. Üstelik bir başka açıdanda, sabaha nazaran daha  pozitiftim. Oysa hissettirilenler, ifade edilenler tam aksi olmamı gerektirebilecekken hem de. Kimbilir, belkide illa da ‘dank’ etmesi gerekecekti.

Bu sabah erkenci olduğumdan, 7de annem nöbete gelmişti. Belli ki canı çok sıkkın, evde bunalmış. Biraz onunla, biraz kızlarla günün değerlendirmesini yaptıktan sonra ıspanaklı menüye müşteri oldum. Sebze iyi de, anneme göre içerisine mutlaka et konmalı, o kadarcıktan zarar gelmezmiş. Hem de iki lafının birinde “artık gıdana dikkat et” demesine rağmen. Hem zaten bu ıspanaklar kurumaya yüz tutmuşlardı. Hani O,  cumartesi gelecekti ama çoğu zamanlardaki gibi “heyheyleri gelir de gelmez” diye; kereviz, enginar, karnabahar ve şimdi adını anımsayamadığım sebzeleri almaktan vazgeçip sadece ıspanakla yetindiğim hafta sonunun ıspanaklarıydı bunlar.

Ama O gelmişti. Gece de o kadar güzeldiki, o sebzeleri almış olsamda, ilgi alanımıza giremeyeceklerdi nasılsa. Bak şimdi, durup dururken ıspanağın yaptığına. Anımsatması gerekirmiydi sanki. İlginçtir; anımsattı ama acıtmadı bu kez. Sanki omuzdaki yükün bir kısmının kalkmışlığıyla sağlanmış bir hafiflikde var gibi. Yoksa kendimi mi kandırıyorum? Zaten o kadar kandırmıştımki... (sadece ıspanak mı, anımsamak isteyince daha neler var neler.)

Neyse, sebze faslına ara vererek, günü fiziksel yorgunluk nöbetine girmeden tamamlayayım. Songül’e mutlaka ders çalışılması gerektiği nutuğuma  rağmen, yeni başlayan bir diziyi seyretmesine tabiki hoş görüm olamazdı.  Olmadı da. Ama benimsenmeden çalışılan dersin,  ne kadar yararlı olabileceğide ortada. Gazetelere yumulamadan, küçük hanım kopmuştu bile dersden. Kopmaması için

“gel beraber çalışalım “dedim. Ama daha iki dakika olmamıştı ki, bu kez de;

“baba, 1.KADIN teyzemlere neden hiç gitmiyoruz? O hem beni çok seviyor, hem de senin  arkadaşın” sözleriyle koltukta gözlerini dinlendiren annemle göz göze gelmemizi sağladı.

“davet ederse gideriz. Yada sen konuştuğunda bize davet edersin” diyebildim sadece. 

Aslında bugünün tarihimize düşecek hikayeside burada başlıyor ya.

Yeni bir sayfanın açılmış olduğu kesindi. O sayfanın düzgün okunması için bende azami özeni göstereceğim zaten. Belki bugün  çok kakıldım, aşağılandım ama bunu sağlamış olmana değdi galiba. Ama yinede gerginliğin olmamasını, tırmandırılmamasını yeğlerdim. Ben bu değildimki, bu kadar kolayda tepki vermemeliydim. Sanırım, beklentilerin karşılanamaması, kaybetme korkusu bunu bana yaptırıyordu. Ama sonrasında sağlıklı ruh halindeyken kontrol ettiğimde; asıl onursuzluğun tepkisizlik olacağını görüyordum. Tepki vermemek; kayıtsızlıktı, ilgisizlikti. Oysa ben ilgiliydim, hemde çok, hemde saflığımla...  O’nun hissettirdikleriyle  ifadesi çelişse bile risk alacak, sabredecek kadar...

Peki şimdi, tüm bunlar ‘avare kasnak” mı oluyordu? Sanırım öyle ama kayıp- kazanç olarak bakmasam da, alınmış derslerde vardı. Umarım dersini alan sadece ben değilimdir.

Kural; “ yaşanan gün, sayfayı aşmayacak” diyor ya, babamın hastaneye yatış işlemlerine, Nurgül’ün raporu için dünkü, bugünkü fazlalık emeklerimize değinemeyeceğim.  

Zayıflamıştı. Ama yine gururluydu. Bizi berbat eden, zaman zaman kontrölümüzü aşabilmiş olan lanet olası gururu. Neyse, belliki, yeni coğrafya çizilmiş. Benimkide eşeklik. Hoşaf içmeyi bilemediğim için, illa ki armudun pişmişinide arzu ediyorum. Ama faydalı olduğu kesin.  taşlar da daha iyi oturuyor.

O’nu artık ‘bir tanesi’ olarak arayamayacağım. Çünkü mevsim kış ama o erken uçabilenlerden. Hep bir gün kanatlarının pekişeceğini konuşmuyor muyduk zaten. Kimbilir belki daha önceleride pekişmişti! Onun için bugünkü ‘sıcaklık hissetme’ hamlelerimde anlamsızdı, yakışıksızdı. Bak; bunu belleyebildiğime göre, belki artık yenemeyen yemekler, can dostla yenebilir, tiyatroya bile gidilebilir. Hatta, bu sürecin bütününü bilemesede bundan en çok Songül mutlu olabilir.

Ama zaman... Biliyorum, kolay olmayacak. Ama kolay olacak. Olmazsa asıl o zaman üzülürüm, gerçeğinide kaybedeceğim için.

O’mu? O oynadığı için kadar ketum ki.. Hele O’nun yerine de düşünmekten bıkmışken, nereden bilebilirim ki?

 

 

4 ay 20 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hanımefendilerine iyi geceler olsun.

-sana da,baban nasıl?

-ilgine teşekkür. ameliyat sonrası  durum çok berbatti.

-bu sana yapılmış bir görüntü ilgisi filan değil. ben gerçekten babanı merak ettim,şimdi nasıl?

-iyi... biliyorum,ben de bu saatten bahsetmiyorum, gündüzkü ilgine teşekkür etmiştim. afedersin.

-?... hazır burada görüşmüşken sana iletmek istediğim bir iki şeyi de aktarabilir miyim?

-rica ederim.

-yani bu "evet" mi demek?

-bilmem. teşekkür karşılığı sen “ ?” yazınca bir şey yazmam gerekti.

-ben bir soru sormuştum ve onun yanıtını bekliyordum senden, hala da bekliyorum.

-yanıt gerekmiyor,daima söylemek istediğini sorabilir,söyleyebilirsin

-madem insiyatifi bana bıraktın

1- Tab ettiğim fotoları dilersen evden alabilirsin. Görkem bu aralar sürekli evde, telefonla görüşürseniz daha garantili olur.

2-sana ördüğüm kazak hiç içime sinmedi. iznin olursa onu bir kez daha düzeltmek ve keyifle giyilebilir hale getirmek için bir kaç günlüğüne bana vermeni rica ediyorum. bunu fotoğrafları almaya geldiğinde yaparsan uygun olur sanırım.

-önce askılarımı düzelt, kazakta hoşuna gitmeyen ne?

-olur, askılarını da getirirsin. Kazağın göğüs ve boğaz kısmı sıktı, ipin gerisi elimde var, kolları söküp daha geniş koltuğu genişlettiğimde sorunun çözüleceğini sanıyorum.

-belden sökük zaten

-nasıl yani, söküldü mü?

-kurbanda hayvan pazarında giymiştim. o gün çıkarırken bel lastığı söküldü. soğuktuda o gün. koku sinmiş, yıkayayım da.

-tamam işte, her yerini onarırım.  yıkamana gerek yok, biz yıkayıp da veririz sana.

-nasıl ulaştıracağım,kargoyla mı?

-gündüz Görkem evde dedim ya...

-sen  dilersen insanı çıldırtırsın biliyormusun? benimle karşılaşmamak için bugün telefon bile açmadın, kırk kat eller aradı  ve şimdi de “Görkem’den resimleri gündüz alıver” diyorsun.

-yine ne yaptım? bugün tlf. mu ettin ki?

-nasıl edeyim, yoğun bakim bilmem ne, tüm gün hastanede koşturmaca...

-haaa..sen benim aramadığımı söylüyorsun. ne olur beni konuşturma, olur mu?

-zeki kızlar sonradan anlar. faydalı olacaksa konuş. konu; babamın ameliyatı ve bir dostun ilgisi.

-çünkü, senin ruhun bile duymadan senin de neden olduğun bedensel ve ruhsal sıkıntılarımda kendimle başbaşaydım ben. kırk kat el bile yoktu yanımda. sonrasında da bir kez daha durumu sana ilettiğim için lanet ettim kendime. seni benim ‘efendim’ sanma yanılgısına hala düşebildiğim için çok kızdım kendime.

-orada hata yok.  herkes kendisiyle baş başa ve paylaşılması gerekenler mutlaka paylaşılmalı da.

-sonrasında bile yoktun ve öylece çektin gittin.

-gitmedim, dolmuşla ayrılmak zorunda kaldım. taksi bile yoktu karlı havada.  ‘efendi’ye takıldıysan söyleyeyim; efendiyi gücendirmiş olabileceğini neden düşünmüyorsun?

-ben eve dönememe nedenlerimi anlatmıştım sana. tercihin benimle olmamaktı sadece...

-hayır, daralmıştım. başka bir yere gidebilirdik.

-benim efendim bana gücenmez, sen gücenebilirsin.

-anlamıyordun, kabullenmiyordun. ben hep kötü ve çirkin... bazen kulağın ağzından çıkanları duymuyor. kazara benim en küçük ifadem bile hükümet meselesi oluyor. hemde günler sonra.

-evet, benim efendimi esir almış, çirkin bir insansın sen. ne benim ona ulaşmama, ne de onun bana ulaşmasına izin veriyorsun.

-Ayrıca; tüm ters, aksi, lanet ifadelerine karşın, bu gece hariç, sana hiç sitem etmedim, yüklenmedimde. bundan sonra da senin gibi tersleyen yanıtlarım olmayacak ve bugunkü üzüntüm de; ne olursa olsun bir moral telefonu açman gerektiğiydi.

-benim kendime efendi ettiğim insan, bu türden aşağılamaları yapmaz, tartışabiliriz onunla ama O beni ya da benimle ilgili herhangi bir şeyi aşağılamaz. hiç salmaya niyetin yok değil mi benim efendimi? kimbilir belki de öldürdün bile onu. ya da hiç olmadı da ben varsaydım.

-bu aralar anlayamayacağın kadar  kötüyüm.  evet vardı. yanılmıyordun. çok kolay öfkeleniyorum. insanlardan kaçıyorum. iş görüşmeleri, zorunlı ziyaretler ve ev... hatalarında çocuklara bile bağırır oldum. şükür dayak filan yok. zararım kendime.

-bu sıkıntılarını göğüslemekte, benim varlığımın olumlu etkisi yok muydu?

-neyse. sana sitemimi ettim. anlamışsan anlamışsındır. zeki kızsın, anlamışsındır bence. tutmayayım seni. iki gündür maillere dahi bakamamışım.

-normal yaşamda, yani her şey yolundayken, yanımızda pek çok insan vardır. gerçek sevgiler, gerçek sahiplikler bu durumlarda, yani zor günlerde ortaya çıkmaz mı?

-evet, hepsinde, zor günlerde de... güneşli havalarda olanlardan değil.

-ama sen zor olan bu günlerinde, yanında olmaya çalışan bana ...neyse yaa....

-konu bu değil ki. sana olma denmedi. sahiplenilmek başka şey.

-olma isteğim, tarafından yok edilecek düzeye getirildi.

-zaman, geçmiş, davranışlar, alışkanlıklar, sözler, yaşam felsefesi... Bunların içimize sinmesi gerekmiyormu? ben hala elimden geldiğince korumak, gözetmek  isterim seni ama sen başka alıyorsun. en küçük  aksamada; ifadelerinle, mimiklerinle, ses tonunla gemileri yakıyor, dağıtıyorsun.

-sahiplenmeyi; korumak-gözetmek olarak alıyorum ben. mülkiyetcilik değil kastım. kaldı ki o senin öcü gibi korktuğun ve temcit pilavı gibi önüme koyduğun ‘gelecek’ konusunu, ilk konuşmamızdan sonra gündeme bile getirmedim.

-o zaman  sorun ne?

-sorun; senin hapsettiğin ‘efendim’. ona özgürlüğünü vermedikçe, ona ulaşmak için senin denetiminden geçmek zorunda kaldıkça, olamıyor.

-gelecek, serbest olmadığı için ‘efendi’ denen şey korktu be kız. ben çirkinim, sen söyledindi ama sen de akıllı bir aptalsın biliyormusun?

-aptallığımla gurur duyarım. bir de gelecekle, efendinin birbiriyle hiç bir ilintisi yok. efendilik bir vaad değildir, bir varoluştur ve zaman endeksli olamaz.

-demek ki, yanlış sohbetlerdeyiz be 2.KADIN. hatları karıştırıp duruyoruz. bunları okuyan, “sorun ne?” demekten kendini alamayacak. geçenlerde sana ilk  geceki sohbetimizi gönderdim. okuyabildinmi yeniden?

-göndermene gerek yoktu ki. bende hepsi kayıtlı ve kezlerce çevirip çevirip okuyorum zaten.

-sende var olduğunu biliyorum canım ama ben ilk kez okudum. 4 mevsim, yok 8 mevsim yaşadım okurken. yanımdayken, din konusunda yazdıklarından farklı çizgideydin. bunu çok tuttum. bak kocaman bir artı sana.

-çizgim farklı değildi. yaptıklarım benim kendimden ödün vermeden, senin doğrularına saygıydı. yine olsa yine yaparım.

-takdir ettiğim de o. “yiğidi öldür hakkını da teslim et” demişler değilmi ama öldürülen yiğit falanda yok bu arada. sabah acaba çocuklara okul varmı?

-evet var. o yazışmanın üstüne; süreyle doğru orantılı olmayan, sanki yıllara sığabilirmiş gibi gelen ne süreçler yaşandı değil mi?

-senin şu incitici lafların olmasa hepsi güzeldi. hala daha güzel olabilir ama bana diyorsun ki “ gelmesen daha iyi"... gelmem anasını satayım.

-benim incittiğim asla ‘efendim’ değil. ona ulaşmamı ve onun bana gelmesini engelleyen herkes çirkindir. bu onunla aynı bedendeki başka biri olsa da... yani ona ve bana zarar veren hiç kimseyi hoş göremem.

-peki. bugün aramaman konusunda bir sözün olabilecek mi? ayıp etmedin mi?

-seni aramayı kesinlikle reddettiğimi biliyorum. benim için aslolan annendi.. bu nedenle hastaneye gelmemek için zor tuttum kendimi.

-insanım ben. her yönüyle geçmişin olan, sana hakaret etmeyen, sadece bazı konularda frene basan, senin tercihlerine saygı duyan...

-yapma lütfen. hakaret, illa ki küfür etmek ya da sayıp sövmek değildir.

-davranışlarla da yapmadım, haketmedin de. yapmam için neden yoktu.

-bunu öyle güzel bir kılıfa sokuyorsun ki, karşındakini hakaret etmediğine inandırabilirsin ama o ben değilim, bunu da biliyorsun. bir kadın nasıl aşağılanır, bunu çok iyi biliyor ve uyguluyorsun.

-tam yanıt  verememenın neresi hakaret be kuzum? neyse sorumun yanıtı zorda olsa geldi. demekki en azından annemi aramış olabilirsin. Ayrıca, aptal kadınlar aşağilanmaz. gerek yokturki. bir keresindede benim böylelerini tercih edebileceğimi söylemiştin. ( hiç işim olmaz, olmadıda.)

-ben “tercihlerin aptal  kadınlarmış” demedim. “demek ki düşünmeyen ya da seni kaybetme korkusuyla düşündüklerini söylemeyen kadınlarla birlikte olmuşsun” dedim. Allah aşkına söyle; "ben seninle yaşadığımız o günleri çoktan unuttum. yatıp kalkınca, üstüne bir de abdest alınca bir şey kalmadı" ne demektir?

-özellikle söylenmişti, emin ol bir amacı vardı. benzeri tersine bir iki denemede sen yapmıştın, yada ben öyle almıştım.

-işte senin neye hizmet ettiğini anlayamadığım amaçların, bir kadını aşağılamanın en etkili yöntemidir.

-afedersiniz, su sığırı değilim. Bana bunuda demiş olsan, o kalıba uymam. bu ifaden bana hakaretti. Bu ve benzerleri üzmüştü. sonra soruyorsun, neden çekildi kenara, izlemeye.

-hiç de hakaret amacı yoktu. senin tepkime olan yadırgamana getirilmiş bir olasılık açıklamasıydı, o kadar.

-haydi tatlısı ( o eski cici kıza) izninle ben dosyalarıma döneyim. fotolar için de sizin eve gelmem.

-öyleyse ben annenlere bırakırım, oradan alırsın. kazağı ve askıları da sen onlara bırakırsan, onlardan alırım

-bu daha az yaralar beni.

-sen yaralanmazsın. dedim ya, yaralanacak olan,  hapis sende. ben onu asla yaralamam, o da beni...

- o ikizim, öyle düşün. bana fotoları kendi ulaştıramayana ben diğerlerini neden ulaştırayım ki? 

-düşünemem, ben tek eşli bir insanım.

-anlasana. tavrın sert, keçi... devami yok. güzel bir uyku senin olsun.

-sana da iyi uykular. belki de, bir şeyi daha bilmen gerek.

-bence çok şey bilmem gerekiyor.

-içim öyle acıdı ki ve yine kendime hakim olamayıp sana koşabileceğimden öyle korktum ki; benim ‘canım efendim’ ortaya çıkmadıkça, çocuklarımın üstüne yemin ederek, kendime çok büyük kısıtlar, yasaklar koydum. işte, sana sertlik gibi gelen, aslında benim yeminimdir.

-yasaklarını uygula ama ne olur saldırma, hakaret etme. bir anlamda sana karşılık veremememi saygıyla karşıla, olanla yetin. ters olmanın hiç yararı olamayacağını görüyorsun.

-seninle görüşmediğimiz sürece, zaten sorun da yok. sana ulaşmamak için tüm tlf.larını, adreslerini silmiştim. evinin telefonu belleğimde olduğundan, çaresiz onu anımsıyordum ve gördüğün gibi dün gece anneni senden arayabildim.

-teşekkür ederim iltifatına... ben hiç öyle düşünmedim. çünkü benim için hep varsın. yanımda olmasanda, uzun zaman görüşmesekde değerlisin, önemlisin, ducınım da... ama sen söyleyemesende emınimki, daha  yüce dilek ve duyguların, temennilerin vardır.

-Allah razı olsun.

-biliyor musun? nereden bileceksin ki...

-bunları bilmek yetsin ve zorunlu olmadıkça, hiçbir şekilde bana ulaşmamayı başarırsan, sana bir kez daha "Allah razı olsun" diyeceğim.

-bu akşam kafamın tam üstünü, bagaj kapağının tam ortasına çarptım sirkecide. aslında beynim yerinde değil gibi berbatım şu an. kocaman şişik. arabalı vapura binerken tipiden rüzgardan indi kafama.

-senin beyninin yerinde olmamasına düğün bayram edebilirdim gerçek olabilseydi ama inan ki yerinde, çünkü efendimin beyni ortaya çıkamadı.

-beyin tek. ruhlar çift... hata yapıyorsunuz mimar hanım.

-senin gibi algılamıyorum. senin beynin ve "meli" "malı" ların, onun yüreğine egemen oluyor ve sesini kesiyor. ikna mı ediyorsun, zor mu kullanıyorsun onu bilmem artık... aslında hangisi olursa olsun farketmiyor. öyle ya da böyle; ‘efendi’m senin karşında bu kadar zayıfsa, ben onun için pek o kadar da önemli değilmişim demektir. hani "olsa iyi olur, olmazsa can sağlığı olur" misali… benim ümidim, Onu zorbalıkla tutuyor olman. ancak bu durumda varolabilir ‘canım efendim’.

-yanıt veriyorum; anlaşılamamıştır. zorbayım da. söyle söyle...iki saat burada yazana kadar telefonda söyleseydik ya bunları. yada artık araban var, bir koşu gelseydin. dönerken dolmuşa binmek zorundada değildin. bana bununla ilgilide iki kez laf geçirdin.

-bitti.

-ama göreceksin, bu şarkı bitmedi.

-ben seninle iddialaşmıyorum, iddialaşmam da. sadece, kendime ve çevreme ( özellikle çocuklarım) faydalı ve sağlıklı bir insan olabilmek için, kararlar aldım ve bunları uygulamaya çalışıyorum. senden de destek bekliyor, bu nedenle benimle iletişim kurmamanı istiyorum.

-iddia yok, mantık var. bir başka ifadeyle realite ki; şu aralar amerikaya falan taşınmayı düşünmüyorum. mezar yerimide almiş olsam bile, yolcu olmamalıyım biraz daha. Çünkü bebelerin bana gereksinimi var. Peki, o zaman, senin efendi dediğini, neden bu denli sakındığımı anlamıyormusun?  çirkin bulduğun kimliğim, senin en büyük yardımcın değilmi akıllı kızım.

-hadi canım! bana onun ağzından konuşma lütfen. çünkü o, ikimizin karşı karşıya değil, yanyana olduğunu bilir ve beni yanında ister. biz onunla her zorluğa karşı elele veririz, omuz veririz birbirimize.

-aslında o her zaman var. sen bu kafada olduğun sürece Recep, terapin için senin karşında. öyle algıla. hayal yok, gerçeklerle yaşayacağız.

-bunların hiçbiri hayal değil, bunu biliyorsun.

-akıllı, zamanlı... planlar, hesaplar başka gezegenlere

-gerçek yaşamda yaşadıklarımız ama devamını senin iznin olmadığı için getiremediklerimizden bahsediyorum ben. benim, senin yanındaki varlığımı algılamadığını söylemeyeceksin herhalde. benim varlığım ki; senin dengelerine ulaşabilmen için hazır, en büyük destekti.

-evet, bu kafana izin yok. üstüme gelmeyeceksin. bunalmışım, tüm yaşam dengelerim değişmiş. üstelik öğretiyorda olsa, öğretmende istemiyorum.

-sana öğretmek mi? Haşa! sadece farkettirmek olabilir ki; senin bana farkettireceklerine de sonuna kadar aç ve hazırdım.

-emin ol, dağarcığıma aldıklarım var. çirkin olabilirim ama geri zekalı falan değilim. zaten olsaydım, kimseciklerle problemim de olmazdı.

-kendine hiç şunu sordun mu? Neyse, uzatmanını anlamsızlığını farkettim birden. havanda su dövmeyip vedalaşalım. kal sağlıcakla. mümkünse "efendim" e iyi bak.

-sormadım çünkü, mutlaka absürd bi şeydir. emin olunuz ben faklılıkları sevmem. biz Onunla birbirimizi tamamlıyoruz ama siz Onuda ihmal ediyorsunuz, bilmiş olunuz.

-sıradanlık, farklılık geliyorsa, yapabilecek bir şeyim yok. Onu ihmal etmiyorum, Ona ulaşamıyorum.

-Ulaşabilmeyi denemedin bile. tabiki bu tutumla, kaçarak ve saldırarak ulaşamazsın. kal sağlıcakla.

-burada yazışırken bile ne yaptığımı sanıyorsun? ona ulaşmaya çalıştım ama nafile.

-aptal değilim. sana ulaşma yollarımı gösterdim. sende keçi olma.

-öyleyse "denemedin bile" demek hakkına sahip değilsin.

-usulüne uygun denemedin diyeyim o zaman.

-ben keçi değilim  ve inatlaşmıyorum. ne olur bunu anla.

-sabit, ön yargılı desek...

-aslaaaaa! Bunu da reddediyorum.

-yoooo, düşündüğün gerçekleşmeyince müthiş agresif oluyorsun. buda en büyük negatifindi.

-doğrudur. çünkü düşündüğüm ‘canım efendim’ le olmaktır. bunu engelleyene agresif olurum ve aksini de iddia etmedim hiç.

-elimde olmadan planını uygulayamadığımda, yada uygulayamadığımızda; vermemen gereken tepkiyi verdin. sonra bilinçli yaptım, denedim. sonuç berbat. bazen uysal kedi olmak, kabullenmek; küçülmek ya da küçümsenmek değildir. Böylece koptu gitti…

-anlamıyorsun. benim bir planım ya da kurgum yok. birbirimizin varlığından aldığımız destek ve güçle, dayanışmayla bu yaşama göğüs germek, hatta onu keyifle, yaşamaya değer biçimde yaşamak benim amacım ama öncelikle bunu senden ve kendimden hissetmek… şunu hiç anlamadın ya da kabullenmedin belki de; bilinçli yapılmış hiç bir kurgum olmadı, hep ne ise o oldu. senin gibi özel "sınav" lar filan da tertiplemedim.

-tamamda benimsenmeyenlerde ısrarcı olmamak lazım değilmi? ben hata yapabilirim ama tekrarlamamaya özen gösteririm.

-Allah aşkına hangi konuda ısrarcı oldum, bir söyle de ben de bileyim.. bileyim ki, becerebilirsem yanlışımdan ders alayım.

-seni öpüyorum. bu ifadeni çok candan buldum. o zaman kaçma, güçlü ol, sahlep ısmarla, hesap sorma, relaks ol, şu an bir şey umma... ne bileyim işte... aaa akıllıya bak, sahlep içmeden konuşturacak.

-‘sahlep ısmarlamak’ dışındakilerin hepsi, seninle olmadan başarılması çok daha olası olanlar.

-tamam ısmarlama. ben de şimdi evde yapar, senin yerinede içerim. 

-afiyet olsun. kendini iyi hissedeceksen, neden olmasın.

-Sana değer verdiğim için; ne yaparsan yap, değiştiremeyeceksin. güzel taraflarını anımsıyorum. onlara içeceğim.

-hiç bir şeyi değiştirmek istemiyorum, sadece dokunuşunda, bakışında, sesinde bana sevgi akan efendimi istiyorum, en büyük isteğim, belki de ütopyam bu.

- ÜÇ ÇESIT DOST VARDIR:

Birincisi; Ekmek gibidir; Her gün ararsin.

Ikincisi ; Ilaç gibidir; Lazim olunca ararsin.

Sonuncusu ise, Mikrop gibidir; Lazim olunca o seni arar bulur..

-biz salt dost olabilme trenini çoktan kaçırdık. ilk önerimi uygulayabilseydik, belki şu anda sıkı iki dosttuk. yapamadın, yapamadım, yapamadık.... yapamayınca da, birbirimize salt dost olabilme şansımızı yitirdik.

-sen öyle düşünüyorsun. yapmasaydıkda, yaşananları yaşamazdık. küçümsüyor musun yoksa?

-asla küçümsemiyorum. ödenenlere değer inşallah.

-düşün, dolu tarafı gör. kusurun bu senin. hep boş kısmı gördüğünden kaçırdın çocuğu.

Bakis Acisi Vereceginiz Kararlarinizi Etkiler

Ortaokuldayken, sınıf arkadaslarimdan birisiyle ciddi bir tartismaya girdim. Onun haksiz oldugundan, kendiminse hakli oldugumdan emindim.

Ogretmenimiz bize cok iyi bir ders vermeye karar verdi.Bizi butun sinifin önune cikardi ve onu masanin bir tarafina, beni de diger tarafina yerlestirdi.Masanin tam ortasinda yuvarlak bir nesne vardi.Siyah renkli bir nesne.

Arkadasima o nesnenin rengini sordu.Cocuk " beyaz " diye yanitladi.Soyledigine inanamadim, cunku nesne siyahti. Bu kez de nesnenin rengi hakkinda, yeniden tartismaya basladik. Ogretmen bu kez beni cocugun yerine , onu da benim yerime gecirdi.Ve bu defa bana nesnenin rengini sordu.

" Beyaz " yanitini vermek zorundaydim, cunku belli ki nesnenin bir tarafi beyaz, bir tarafi siyahti.

Ögretmenimiz o gun bana cok guzel bir ders verdi.Karsımdaki kisinin bakış açısını anlamam icin, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu

-bebeğimizi kaybedene kadar hep doluyu gördüm ERKEK. seni öylesine hoşgördüm, öylesine anlayışla yaklaştım ki sana... bu kayıp, sanırım bana boş kısmın varlığını gösterdi. sen bunu bilsen de bilmesen de, ben boş kısmını o vakit gördüm. Çabaladığım; tensel paylaşım olmadan, insan olarak birbirimize kalabilmemizdi. yani uzaklaşan, senin kadınındı, insan olan değil. kaldı ki; ne acıdır, bunlara çabalarken, bir bebeğimiz varmış içimde.

-o çok sonralarıydı. o tarihlerde sen çoktan uzaklaşmıştın. ben hala kalabiliyorum. fark ve anlaşamadığımızda bu galiba.

-empati yaptığımda, senin kalabilmeni çok olağan karşılıyorum. senin yerinde ben olsaydım, aynen senin gibi düşünürdüm.

-değilsin.

-bilmem sen benim yerimde olup, beni anlayabilir misin?

-değilim.

-son olay yaşanmasaydı, "dost" kalabilme çabamda ne derece başarılı olabilirdim,bilinmez ama yaşanan yaşandı, yok sayılamayacak şiddette üstelik benim içimde yaşandı. istersen buna kadın-erkek farklılığı diyerek uzlaşıya varalım ve noktalayalım. bu isteğime aklına gelebilecek her türlü iletişim dahildir. bana hiç bir şekilde ulaşmamanı bir kez daha rica ediyorum.

-anlaşıldı. seni üzmeye hakkım yok. mailde yazmam, sen mutlu ol yeter. sen istemediğin sürece tarafımdan rahatsız edilmeyeceksin ama sen istediğinde arayabilme serbestliğine sahipsin. hatta sahlep bile ısmarlayabilirsin. J

-geç bu hammasi lafları, bunu son küçük çamlıca’dan ayrıldığında da yaşamıştık. kal sağlıcakla.

-seni aradım değil mi? eşek kafam! bunları duymak içindi demekki... ne bana, ne de sana yararı oldu üstelik. peki bende gayret edeceğim diyeyim o zaman. umarım seni rahatsız etmemiş olurum bir daha.

-Hoşgeldin ‘canım efendim’. en azından bunca mücadele sonucunda, son anda ‘canım efendim’ i görebildim

-ne mutlu sana.

-şimdi biliyorum ki, en azından yaşıyor. biz birlikte olamasak da, yaşadığını bilmek bile mutlandırdı beni. hatta öyle ki; içim içime sığmıyor ve kokumun bile özlendiğini biliyorum. sen bunları zaten bildiğinden, senin için bir ekstrası olmayabilir ama ben öyle mi ya?

-içim dışım bir olduğu için; aramışım, küçülmüşüm gibi hesaplarım olmadığından, adama böyle yanıt verirler işte ERKEK efendi... ne güzel, artık daha huzurlusun, keyiflisin, güzel uyuyacaksın ama kazandıklarını unutacak kadar, yaşadıklarını küçümseyecek kadar, kabuğundan sıyrıldığını hatırlamayacak kadar nankörsün. hadi, keyiflenmişken çık git ve yat, uyu.

-ne unutuyor ne de küçümsüyorum. dediğin doğru,bir kadın düşün ki; ‘eş’ olabilmek için yola çıktığı erkeklerle, ‘eş’ olabilmenin gerekliliklerinden bir olan sevişmeyi yaşayamamış, bedeni birlikte olmuş insanlarla ve yaşamı böyle kabullenmiş. sonra olabildiğini yaşamış. bütün bunlara karşın, sen diyorsun ki "kabuğundan sıyrıldığını hatırlamıyorsun"

-nankörsün sen. evet nankör olduğun için söyletiyorsun. bunları yaşatabilmiş insanı bunaltıyorsun. bırak biraz rahat, mutluluğunu sürdür. devam eder, yada  etmez, bunlarla uğraşma, yetinmesini bil. sorun?

-tanrı aşkına, nasıl beceriyorum seni bunaltmayı? hepsine evet. sorun, aşağılanmak. kadınlık onurunun yok edilmeye, ezilmeye çalışılması

-o zaman neden “sildim”? yok öyle bir şey. 40 yıl sonra yaşadığın en güzel şeyleri bir çırpıda silip atıyorsun

-kesinlikle atmıyorum. onların hepsine sahibim ve sahip kalacağım. yaşadıklarım benim için ‘en güzel’ den öte, ‘en değerli’ olandı ve silip atmıyorum. istesem de atamam ki.

-o zaman? efendi seni itse de, zaman zaman kenarda beklesen. itmedide üstelik. sessizliğe gitti zaman zaman. halada gidiyor.

-işte farklılaştığımız konuya döndük. efendi itmez beni dediğin gibi. o sessizliğe gittiğinde oraya çıkan, öyle bir illet ki; beni vazgeçirmek, efendiden uzaklaştırmak için elinden geleni ardına koymuyor.

-hüsnü kuruntun. kışkırttın, yetinmediğini söyledin. en azından tadılan güzel değerler için; yetinmesini bilmek gerek.

-‘efendi’ gittiyse, öyle uzun gitti ki; döndüğünde, kendisine "canım efendim" diyebilecek beni görememeyi göze alacak kadar gitti. Yetinmediğim; efendim gittiğindeki sahipsizliğimdi. beni bir başıma, üstelik senin karşında koydu gitti.

-zaman zaman sahipsiz olacaksın. eskiden hiç yoktum, unutuyorsun. dolayısıyle bir aralar var olması kabahat olmamalı. sürekili olamayabiliyor.

-ama artık var. üstelik onun için de ben varım. bunu nasıl yadsıyabiliriz? afedersin yaaa.... benim efendim gider ama giderken de beni sen gibilere yem olarak bırakmaz. bırakıyorsa, başkalarına ne olur bilemem ama bana efendi olamaz.

-dediğini sen yaratıyorsun; yetinmeyi bilmeyerek, hakkına razı olmayarak... çokmu kötü bu senin Recep dediğin ben? aslında tam dişine göre; didiş dur anasını satayım.

-kötülüğün en çok; efendimi perdelemek, gölgelemek isteyişinde. diyelim ‘efendim’ beni özlediği için arıyor, sen hemen bu arayışa özlemle ilgisi olmayan bir kılıf, bahane buluyorsun.

-madem biliyorsun, sen de ısırma. akıllı ol.

-ısıran sensin, ben canımı kurtarmaya çalışıyorum karşında ve hiç kimseyle didişmek istemiyorum. bir faydam ve bana faydası olacaksa; sadece yapıcı amaçlarla tartışmalara varım, didişmelere değil.

-kız, uykum geldi. üstelik ben senin gibi değilim. sabah çocukları okula göndereceğim. kahvaltı hazırlayacağım iki bebem var. peşlerine yemek de hazırlayacağım biliyorsun. insaf et biraz. bencede didişme bir daha, fazlası kabak tadı veriyor.

-didişmedim ki zaten. bir parça huzur,bir parça sükunet... seni alıkoymuşumcasına “insaf et” deme bana. kaç kez vedalaştım da konuyu uzattın. ben de hazırdım ki sana karşılık verdim.

-peki, tersi olsun. hani suçlanmayayım diye, benden her türlü iletişim aracıyla bir daha ses filan almak istemediğin için demek istemiştim. sana yardımcı olmak istemiştim. bak ben uzatmısım diye nasılda suçlandım. biliyordum zaten.

-suçlanmadın yaaa...zaten ikimizin de bildiklerini bir kez daha deşeledik durduk.

-canımsın.

-deli misin nesin

-hiihiii... kafamı çarptım yaa

-beter ol   

-beddua  yok. ben sana hep iyi dileklerimi sunmaya devam edeceğim. ben kimse kötü olsun istememki. zaten kötü dünyada yaşanmazki.

-beter ol ki, ümidim olsun. bunu bile anlamadın ya! şimdi diyeceksin ki "anladım "...:"anladım da......" diyerek boşluklara bir gerekçe bulacaksın, pratik zekanı çalıştırıp.

-nasılda basıyorum damarına. resmen seni izliyorum şimdi; kendi kendine şaklabanlıklarda yapıyorsun.

-demek ki, özlemler böyle de giderilebiliyormuş, öyle mi? yoksa o şaklabanlıkları yapan beni mi görmek isterdi gözlerin?

-sana bir itiraf; Billur, diğer iki kardeşinden daha iyi.

-ablamdan mı? (diğerini kardeşten saymıyorum da) ne olarak iyi?

-haklısın. sorry. tutmadım işte. Ablan annene benziyor olabilir belki. yorum, benzetmeler, mimikler, ifadeler vs

-benden de sana bir itiraf...ablam da Billur da artık bizi biliyorlar.

-nasıl yani, benimle didiştiğini mi?

-sana zayıflığımı bildiğimden, belki de kendime hakim olabilmek için; özet olarak birlikte olduğumuzu, bebeğimizi düşürdüğümü ve bittiğini anlattım. ablam öyle müthiş bir gözlemcidir ki, annenlere bayram ziyaretimizden sonra, çaktırmamaya çalışarak ifademi alamaya kalktı. ben de karar verdim o anda ve döküldüm.

-durdun. devam etmiyorsun galiba. şimdi ben hoşçakal diyeyim.

-e,bitti.

-onların yorumları?

-Billur “ben daha önce anlamıştım zaten” dedi. ablam da bana güç vermeye destek olmaya çalıştı, hala da çalışıyor, sürekli arayıp yokluyor beni.

-"unut, değmez" diye mi?

-değmez diye değil, "Allah yardımcın olsun kızım" diye destek olmaya çalıştı.

-neden beceremediğini falan sordu mu peki.  ya da “yaşadıkların da güzelmiş, neden boş tarafla uğraşıyorsun, gerektiğinde yaşamayı sürdür” demedimi?

-belki, benim bebek yitirişimdeki çöküntümü bir kadın olmadığından anlayamıyorsun ama ablam anladı ve ihtiyacım olanı verdi bana. en azından "yalnız değilsin, ben yanındayım" ı hissetiriyor. bir anlamda annem yerine koydum ablamı. kendimi işime yoğunlaştırmamı önerdi. kaldı ki bu öğüdün çok faydasını görüyorum, bu nedenle çalışma zamanlarımı bayağı uzattım.

-yeterince anlayamasamda anlamaya çalışıyorum ama satırlardada olsa onu yaşamak, deşmek rahatsız ediyor, huzursuz ediyor. Kayıp, hoş bir şey değil. dikkat et, hiç bulaşmamaya özen gösteriyorum. deşilmeside en azından seni acıtabiliyor.

-benim yaklaşık üç haftadır bununla yatıp-bununla kaktığımı düşünebiliyor musun? öyle anlar geldi ki kafayı yememek elde değil. yine de bunun bile dolu tarafını görmeye çalışarak, sana da söylediğim gibi, "iyi ki hamile olduğumu bilip de karar vermek zorunda kalmadım" dedim.

-evet. onun için anımsatmak bile istemediğimi hissettirmeye çalışıyorum ama ısrarla üzerinde duruyorsun. bunu da dolu tarafından gör.

-unutmuyorum ki, hatırlayayım. ancak sen rahatsız olduysan, bir daha emin ol ki asla ağzımdan bir kelime çıkmaz konu ile ilgili. hiç bir ima da olmaz, bu konuyu da diğer konularımız gibi bir daha açılmamak üzere kapatabilmeyi başarabilirim.

-rahatsız olmam değil konu. seni deşmemek demek daha doğru deyim. bir güzelliğin meyvesi olarak düşün.

-seninle paylaştığım bir şeyi daha yazayım, eksik kalmasın. şu Elazığ'daki otel için Şerafettin bey bayramda aradığında, konuyla ilgilenemeyeceğimi söyledim. adamdan özür diledim ve bunca zamandır aramadığından, kendime farklı bir yol çizdiğimi, en azından mevcut işime yoğunlaştığımı bildirdim.

-hata. ikimiz içinde bir fırsattı, deneyecektik, iyi bir süreç olacaktı. bence bize iş çıkacaksa ara, özür dile.

-benim huzurum olmadıktan sonra, ne yapayım işi?

-yanılmamışım. ön yargılısın. belki huzurun o zaman olacaktı.

-boşversene. İhtiyacım; huzurla yenecek bir lokma ekmek değil mi?

-iş benide oyalayacaktı, bende huzurdan bahsediyorum aptal. tam tersinide düşün. seni süreçdede tanıyacaktım, değerlendirecektim, çekincelerimi belki absorbe edecektin. fırsattı ama o iş zaten "fosss" du.  bu da bir başka gerçek. adamın aramış olması iş oluyor demek değil ama gerçekten olacak gibiyse, özür dile.

-beni  tanımak, değerlendirmek için böyle bahanelere gerek duyacak idiysek, zaten "ben almayayım" derdim sana. bunu sadece bir tek şeye fırsat olarak görebilirdim. O da senin aktif olarak üretime katılmandır

-bazı sıkıntılarımın olduğunu biliyorsun. Rahatsızlıklarımı hiç saklamadımki.

-nasip nerede belli olmaz. bak Bahattin'in bahsettiği iş vardı...

-Ondanda ses çıkmadı daha, o da kof gibi geldi bana.

-senin telefonun var mı onda?

-vermemiştim, seni atlamış olurdum.

-öyle deme, bak nereden nereye... ilk bakışta benim Hakanla çalışmam da fos gibi değil miydi?

-Bahattin e gel, uyuyacağım... iş lazım kızım iş

-istersen sana telefonlarını vereyim. ziyaretleşirsiniz filan.

-asla.o iş seninleydi. iş, para için insan ezmem. gönüller kırıksa, işi ne yapayım. boş ver.

-beni kesinlikle ezmiş olmazsın. sana önerilen mobilya fabrikası müdürlüğü değil miydi? bana önerilense, Torba'da otel yapımıydı.

-evet. “bayram sonu konuşacağız” demişti. Baksana senide aramamışlar. İkisininde sermayesi aynı kaynaktan gelecekti.

-sen kendini gündemde tutabilirsin ama. üstelik fotoğraflarını götürmek bahanesini de kullanabilirsin. belki bundan sonrasında, aracılığıma gerek olmaksızın birlikte olabilirsiniz.

-kısmetse belki ama şimdi değil. onlar beni benimsemiş olabilir çünkü senin varlığınla tanıdılar. gündem için gerekiyorsa, organizasyonu sen yaparsın, ben tek başıma değil.

-sen bilirsin demekten başka seçenek kalmıyor bana öyleyse. ben onlarla görüştüğümde, senin tlf.unu vereyim diyeceğim ama cep telefonun kayıtlı değil bende. sadece evi verebilirim.

-sıcak tut, organizasyon yap. hatta elazığı atlama. Numaramıda evdeki eski faturalarından bul.

-faturalar bu adresime gelmiyordu, antalya adresime gidiyordu. bu nedenle yoklar

-Görkemde olabilir. ayrıca sen  Bahattinlerle  kesme ilişkiyi, aksine yakınlaştır. doğrusuda o.

-hiç kesmem ki zaten ama diyorum ya; bu aralar yoğun çalışmak işime geliyor. bu haftasonu kar olursa, belki Sapancaya kaçmaya ikna ederim onları.

-Hakandada var telefonum. sana işkence. vermeyeceğim ben. hakettin.

-doğru ya. Ben işkence çekmiyorum, sen oynuyorsun kendince.

-ohhhh... ama şimdi uyuyorum

-yatağında uyu. klavye başında uyursan, her yanın tutulur.

-bırakmıyorsun ki... önce sahlep yapacağım

-bitti. Sana afiyet olsun.

-hadi çıkalım. elazığ ve Bahattinleri ihmal etme. akllı ol. iş oluyorsa, özür dile.

-elazığ yok. o konu benim gündemimden düştü ve girmeyecek. istiyorsan sana veririm adamın tlf.unu kendin için görüşebilirsin ama ben içinde olmayacağım.

-sen bilirsin.bana değil,talep sanaydı. ben haddimi bilirim. peki, bu konuyla ilgili yazdıklarımı unut. Sen doğrusunu yapmışsındır. kısmet değilmiş, nasibimiz yokmuş. bir yerde kısmetimiz çıkacak inşallah.

-her şeyde bir hayır vardır diyelim. ablamın bana dediği gibi "kızım üzülme,kendini harab etme, ne oluyorsa hayroluyordur, bunu üstünden zaman geçtiğinde daha iyi anlayacaksın" demişti. son kez afiyet olsun ve hoşçakal..

-hoşçakal.

 

 

4 ay 25 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-selamsızda ev arayan sizmiydiniz

-Gördük de vermedik mi?

-40 dakikadır görüyorsunuz, hatta 41

-yanılıyorsun

-peki. yanılmış olayım ama merak ediyorum; ben 41 dakikadır görebilmişsem o neden göremez?

-biliyorsun ki sen bende kayıtlı değilsin artık, bu nedenle seni görmem olanaksız

-haaaaa... anladım ama bilmiyordum

-şimdi öğrenmiş oldun. bu nedenle sen bana selam vermeden, ben senin varlığını algılayamam.

-nice to meet you... demek yanlış bir parantez açmışım. neyse, aptal kız. ne yaptın bugün? işe gitmişsin.

-gittim ya... üstelik de canavar gibi çalıştım. artık, bırak birilerine e-posta göndermeyi, okumaya bile vakit bulamıyorum.

-aferin, demek ki iyi enerji toplamışsın. kar iyi geldi sana

-Sana bir fıkra göndereyim mi?

-çabuk gönder. çıkmak üzereydim, dayanamadım dalaştım sana.

-iyi, öyleyse boşver.

-bekliyorum. bakalım banada hoş gelecekmi

-vazgeçtim. seni bekletmeye değmez. acelen varsa, kimseyi yolundan alıkoymayı düşünmem.

-bırak kararı ben vereyim, Allah Allah, fesüphanellah. la havle vela... ne uyuz bişeysin. kaşınmaya başladım bile.  yarın iş var değil mi? gene  çamlıcaya çıkalım,benim çok hoşuma gitti, kaçtığım kız yoktu o gün.

-Kaçtığın ben değildim ki, korkularındı. belki de korkularını terkettin o gün. yoksa ben hep aynı ben...

Temel yetmiş yaşına gitmiş epeyce bir çökmüştür. Fakat bu haliyle bile hovardalıktan vazgeçmemiştir. Yolu birgün Trabzon'a düşer kendi kendine buraya gelmişken nataşaya gitmeden olmaz demiş ve doğruca bir otele gitmiş, içeri girer girmez

-ula uşağum baa bir oda ver bi da kari yolla demiş. Temel odaya çıkmış hemen ardından da nataşa gelmiş Temel Nataşa'ya

-sen soyun ben şimdi geliyorum diyerek banyoya girmiş. Aradan bir saat geçmiş Temel'den ses yok. kadın dayanamayıp banyoya girmiş. bir de ne görsün; Temel küveti doldurmuş çırılçıplak içine girmiş. kadın hayretler içerisinde sormuş:

-ne yapıyorsun. Temel sinirli bir şekilde cevap vermiş.

-bu Arşimendun Allah belasını versun. hani suyun kaldırma kuvveti vardı?

-yanıt yok. o günkü kız farklıydı diyeyim bari. neyse tadında kalalım, seni yanaklarından öpüyorum ve çıkıyorum.

-kendine nasıl anlatıyorsan öyle olsun. Emredersiniz, buyruk sizden, uygulamak bizden. haydi güle güle.

-rica ederim efendim, sağol.

 

 

4 ay 28 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Son günlerde alışkanlık haline getirdiğin [DOKTORLAR] sitesinden gönderdiğin iletileri bundan böyle göndermemeni rica ediyorum.

Çünkü;
1-Son günlerde arkadaşlık ettiğini söylediğin, (hani o zeki olmamakla nitelediğin) bayan hekim arkadaşının seninle 
paylaştıklarına kısmen de olsa  tanıklık etmek istemiyorum.
2-Bana, kendisine 'eşim' diye hitabettiğini bildirdiğin; 1.KADIN'ı çağrıştırdığı için rahatsız oluyorum.
Bilgilerine.

 

Sevgili 2.KADIN,

Eleştiri ve/veya talebini, birkaç noktadan yanıtlayacağım;

Doktorlar sitesinden alıntı yada forwad yapmamın,  doktor arkadaşım, yada arkadaşlarımla ilgisi yoktur. 1.KADIN (gerçek arkadaşlık anlamında tek kişidir) eskidende çok nadir paylaşım yapardıki, şimdilerde  paylaştığı bir dokümanda yoktur. Çocukların hastalık konuları ağırlıklı olmak üzere, zaman zaman dostane iletişimimiz olmaktadır.

Ben Doktorlar sitesine, yılbaşından sonra katıldım, dolayısıyla bu siteden alıntıların kaynağıda benim.

“son günlerde arkadaşlık...” diye başlayan cümleni yadırgadım. Kastettiğin doktor hanımla herhangi bir arkadaşlık düzeyine gelemeden, diyaloğu engelledim. Aranmayalıda epey oldu. Ayrıca o kişiyle sanalda bu tarz hiçbir paylaşım olmamıştı. Talebini saygıyla karşılıyorum.

 

 

5 ay 2 gün sonra(Pazar)                                                                           

ERKEK’ten 1.KADIN’a

SABAHA KARŞI…

KUŞKU DUYMAYA BAŞLAMAKTAN KUŞKULANMAK

Zannettiğim Sevgiliye sondan bilmem kaç önceki yazı olacak bu...

Çünkü, gidişat gösteriyorki, yaşamımın hiçbir döneminde zerresini benimsemediğim, bu ‘anlamamazlık’ yada ‘kör döğüşü’ iletişimsizlik  devam edecek ve hatta bir müddet sonrada, iletişimsizlik bile kalmayacak maalesef.  Onu bilemem ama ben üzüleceğimi biliyorum.  Ancak,  ben o zamanda yazmaya devam edeceğim.  Dolayısıyla yazılarım için, daha sona çok var, sonrakiler Ona ulaşamayacak olsalar da…

Ulaşsa ne olacak ki, okumuyor nasılsa. Dinlemediği, anlamak istemediği gibi; hiç okumadı ki… Fakat, okuduğuna, gerçekleri kavramışlığına inancım olmasaydı, bunca zaman inatla didişirmiydim. Yoksa, yanılıyor muyum? Sanmam. O nun  zeki olduğunu biliyorum ama üzülerek ifade edeyimki, aynı oranda akıllı değil. Keşke, çoğu kez itiraf edebildiği gibi;  beyninde  çözümleyemedikleri yerine, duyuyor olduğu güveni aktarabilseydi. Küçülmemiş olmak uğruna kabahatlerini, özensizliklerini örtmek için zeytinyağı kıvamına gelip saldırıyı, tahriki seçmeseydi. Özür dilemeninde erdemliliğini  hissetseydi. Maalesef, maalesef... 

O nu kazanabilmek, O na yenemediklerini yendirebilmek için ben küçüldüm. Zaman zaman “değermiydi?” demedim değil ama verdiğim ve anlaşılamayan değerim bunu gerektiriyordu. Hatta bir yerlerden ‘kovulma’ ya da ‘bilmem ne’ olarak suçlanma pahasına... Olmadı, olamadı yine. Kaybettim. Belki  O da kaybetti.

Bir çay içimliği moladan sonra devam...

Yorum yazmayacaktım ki, neden yorum yapmaya girdim Allah aşkına. Sözüm ona, çarşambadan bu yana günceme düştüklerimden satırbaşlarını paylaşacaktım. Ama önceki günlere  gitmeden,  birkaç saat  önce sistemde görüp, sohbet penceresinden iki satırlık yazışmamızla başlayayım.

Efendim, iki gün önce bilinmeyen bir numaradan aranmışda, onu nasıl bulacakmış. Bulma bee. Nedeni ne olursa olsun, iletişimsizlik nedeniyle saldırganlaştığın insana harca o süreyi. Gönül al, yapıcı ol, temeldeki yegane eksikliğini çözümle.

E-postalarımı alamıyormuş. Sevsinler... Bilmem kaçıncı kez, yüz yüze yada telefonda talep ettiğim ve her seferinde “tamam” yanıtını aldığım, ancak göndermeye kıyamadığı iki paragraf yazıdan sonra, bir kezde e-posta yoluyla talebimi ileteyim diye gönderdiğim “dil basacağı” konusuyla ilgili sorularımıda alamamışmış. Pardon, mektubumu gönderdikten sonraki gün telefonda konuştuğumuzda; geciktiğini fark ettiğini ve o gece halledeceğini belirtmişti. Yine, hallolmayınca aynı mektubu ikinci kez tekrarlamamda ulaşmamış ve bana neden kendisine ulaşmadığını soruyor bu gece.

İletilerimi neden alamadığını, ben nereden bilebilirimki? Aklıma tek gelen; benden gelecek postaları kendisi engellemişse... Yapmış olabilirmi? Çok zaman saygısızlığına evet de, bu kadarını yapacağını sanmam. Farz edelimki, ulaşamamış. Konuyu biliyor, bunca günde iki paragraf yazmaya ‘tenezzül’ etmiyor. Yazıklar olsun. (benzer özeni, Kıbrıs’tan temsilcilik konusunda zaten sergilemişti ama ilginçtir, sadece özel hastane işletmeciliği konusunu yerlerde süründürmemişti) O denli tayyareden işlere zaman ayırırken, demek biz tayyare bile olamamışız.

Salak. Kendime söyledim. Hak etmişim galiba. İyi de, ben Onun için önemli, değerli bir insan bile değilken, bana bugünkü afrası, tafrası nedendiki? Zaten, bu afralara, tafralara aldanıp, hülyalanıp, gelin güvey olup, kendimi paçavra etmedim mi?

Ama bu kez bakıyorum da, tınmadım. Geçenlerde dank olmasından sonra galiba ama ‘dank’ dan sonra “olmasanda varsın” dediğimide unutmuyorum. Unutmayacağımda. Çünkü, doğruydu ama bununla beraber, çok net bir söz  verdiğimi de biliyorum. Arayıp, (hatta sağlık konusu dahil) rahatsız etmeyecektim ama konumlandığı yere ve bana layık kalabilmişse, ben onun aramalarına açık olacaktım. Bunu lekelemişse yada aşmışsa, üzülmekle beraber saygı duyup, dost olarak kabullenebileceğimi detaylıca aktararak belirtmiştim. 

Fotoğrafın bu olduğu karşılıklı bilinirken, çarşambadan sonra aramadım. Arayamazdımki... Hangi kadın, bu denli ‘onursuz’ bir erkeği benimseyebilirdiki? Ama her çalan telefonunda hep bekledi erkek. Perşembe yok, cuma yok, cumartesi yok. Sanki bir ara aranılmadığıma sevinir gibide oluyorum. Yerimi, konumumu daha iyi anlamış oluyordum çünkü. Kişi bir anlam ifade etmediğini hissedince, sorun yumağınıda daha kolay çözümler diye düşünüyorum. Ama, yine de cumartesi, çocuklarının babaya gitme saatine kadar aptalı oynadım.

Sanırım sorunun çözümüne yaklaşıyorum diye düşünerek saat 8 gibi Acıbadem’e geçtim. Yeni gelin adayı dahil herkes vardı. Bu gece, benim için mutsuz bir cumartesi daha demekti. Bazılarını hiç bilemedim (karanlık !)  ama bir çoğunda O nunda evinde miskin miskin oturduğunu bilmek, dahada mutsuzlandırıyordu. Ertesi gün, öğlen saatlerinde dayanamayıp arayarak “ne yapıyorsun” diyeceğini bilmekse bunu dahada kamçılıyordu.

Olur ya, seçeneği yine ben olabilirim belki diye düşünerek, zaman zaman kendiliğinden kapanan telefonuma, evden ayrıldığım 22. 30a kadar mukayyet oldum. 22.30; evvelki hafta herkesin kendi yuvasına çekildiği saatti. Bu haftada, ümitlerin sonlandığı...

Kanlıcadaki Paysage da mesai arkadaşlarımın ağırlıklı olduğu  grubun neşesine ortak olduğum tüm anlarda bile, asla benimsemediğim tarzda; “olur ya belki yine de arayabilir” düşüncesiyle görgüsüzler gibi telefonumu masada, gözümün önünde tuttum. Aranmadım. Pek emin değilim ama sanki ilk kez zorunlu seçenek olmamak mutlu ediyordu. Çünkü yerimi daha iyi kavrayabiliyor, “dank”ı daha iyi hissedebiliyordum.

Ama, ‘dank’ın dozu az olacakki, sabah çalan ilk telefona O arıyor diye uzandım. Annemler kahvaltıya çağırıyordu. Küvette bir banyo keyfi yaptıktan sonra, tek başına kahvaltı yapmaktansa, en iyi seçenekti. Küvete yeni girmiştim ki, bu kez arayan  Oydu. Laf aramızda, yine heyecan bastı. Yanı ‘dank’ etmiş olsada, heyecan kesilememişti. Kimbilir, dahada ne kadar sürecekti.

“Başka bir arkadaşımla nasıl laflıyorsam, O’ nunla da pekala o tarz da sohbet edebilirim” diye düşündüm.  Gecemi sordu, her zamanki gibi dürüstçe paylaşmaya çalıştım. Hatta, gidilen mekanı beğendiğimi, beraber gidebilme arzumu tam beyan edemeden, tanklı, tüfekli hücüma başladı. Neden O yokmuş? Sabır ver ya rabbim.

Geç saatlere kadar, inatla telefonunu beklediğimi söyledim. Arayabilirmişim. Komikliğe bak. Sen tüm duvarları kapat, onurlu bir insan olarak sana verdiğim sözü tutmamı beklediğini ifade et ve yine de benim aramamı bekle. El insaf! Bu denli onursuz bir insan olacaksam ve seni arayacaksam, sen bu onursuz insanla beraber olabilecek kadar zavallımısın? Yakışırmı sana?  Sana duvarlar kapatılmadığından, senin aramanda bir mahzur yoktu ama aramadın ancak yinede, her zamanki gibi suçlamaktan kendini alamadın. Bu da, ‘dank’ için yararlı oldu biliyormusun. Olmayacak duaya neden bu kadar sabırla, inatla “amin” demişimki? Yaşamda o kadar az yenildimki; bu yenilgiyi asla kabullenmek istemediğimden olsa gerek. yukarıdada yazmış olmalıyım; kaybettiğim belli ama O da kazanmadı.

Pazar günleri onların tarafa geçmediğimi bilmesine rağmen, “belki bu tarafa geçersin, görüşürüz “ dedi incileri dökülürcesine. Reddetmedim, O gelirse yürüyüş yapmayı önerdim. Net yanıt alamayınca, daha öncede birkaç kez yaptığım gibi, güneşin altında küçük çamlıca’nın karları erimemiş tepesinde ben yürüdüm terleyene dek.

‘Net yanıt alamamak’. Bu konudada bir şeyler yazmalıyım. Önce, bu cumartesinin planlanmasıyla ilgili… Uzaklara gidilemeyecek olduğunu artık biliyorum ya, onun için bu hafta benim evde, bülent- hakanları beraber ağırlarız diye aklımdan geçiriyordum. Ararsa, fikrini alacaktım ama aramadı. Dolayısıyla asla sevmediğim karambol bir hafta sonu daha başlamış oldu. İkinci düşüncemde, Nurdanlarla, O nun yada benim evde beraber olmaktı. Bununlada kalan aşılamamışlarını aşmasını sağlayacaktım güya.

Yalan, oyalama ve buna benzer diğer eylemler... Bunlar, mesleki yaşamlarımızda olsada kendimize ait olan yaşamda olmamalı. En azından benim için böyle. Bazı konuları, ziyaretleri, gidilecek yerleri önceden belirleyelim, takvim yapalım diye dilimde tüy bitti ama olmadı. Açıkçası savsaklandı. Sonra da gidilemedi diye, ya da bazılarına tek başıma gitmeye mecbur kaldım diye saldırıya uğradım. Çoğu kere; “şu gün için şu programı yapalımmı” demeye çekinir oldum. Çünkü, daha gün varsa, “bakarız” denmesinden, zaman daralmışsa “red”  yanıtı almaktan yıldım. Oysa; daha yurt dışında olduğum dönemlerden anımsadığım gibi, çok önceden takvimine alabildiği yerler, eğlenceler  olabiliyordu. Hemde bunların bazıları, bazı değerlerini yitirmiş, benimsememin asla mümkün olamayacağı insanlarla beraber...  Ne zaman iyi niyetle bir öneride bulunsam, hep onlarla bir programı oluyordu zaten. Eşek kafam!

Ben Onun tarafından ihmal edildiğimde yada unutulduğumda, kimlikleri net insanlarla bir yerlere gitmiş olsam bile, tu kaka oluyorum. Bir anlayabilseydim bari...

Sadece bu değil ki… kendisi; internet sitelerinden, meslek camiasından, işyerinden, eski arkadaşlarından, fabrikatörlerden, bir sürü insanin aleni arayıp ‘hatırını’ sorduğunu, kimileriyle lafladığını söylerken; benim bunlarla mukayese kabul edilemeyecek paylaşımlarım, daha büyük bir sorun olarak ısıtılıp, ısıtılıp gündeme alınıyor. Kabalaşmadan, bu haksız ve yersiz saldırıları karşısında tepki vermem ise, daha da büyük saldırısını doğuruyordu. Neden? Ona yaşamı zindan eden ben değildimki. Benden hınç almasıda gerekmiyordu. Madem değer vermiyordu, önemsemiyordu, öyleyse  vermediğinin binlerce katını niye bekliyordu ki?

Ama asla çözemediğim, artık  çözemeyeceğim bir duygu yumağı vardı. Varsın, şimdi kendi çözsün, yada özensizliğine onuda ekleyip, kendi haline bıraksın. Sorumluluk duyup duymamayı bile pamuk ipliğine bağlamışken, ne fark eder ki?...

Bitireyim artık. Belki, O buraya kadar bile okumamıştır. Sadece Onun okuması için değil, bir anlamda “dank”ımı kuvvetlendirdiği için yazdığımdan, açıkçası fazla dert etmiyorum. Bunca emek veripde,  başaramamışlığın verdiği derdin yanında, okunmamışlık neki. 

Bence ‘canımı’ taşımış kadın beni, hatta eski yazdıklarımıda, kendisi için okumalı. Herkesin benim gibi olması olası değil. Cin olsa da, çarparlar. Üzülür O. En az Onun kadar aynı ip üzerinde yürümek istemeyen ben de üzülürüm. Üzgünüm.

2.KADIN’ın NOTU: Bahsettiği cumartesi Kanlıca'daki Paysage Restaurant'ta, benim lise arkadaşlarım ve eşleriyle birlikteydik.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECE…

-merhaba, iyi geceler, iyi seyirler ve şimdilik hoşça kal.

-bir dakika... gittin mi? Görkem’e çok ilginç bir şey gösteriyordum. hayretler içindeyiz. sana da göndereyim. Belki

senin zekan çözer bu işi.

-buraya değil, posta kutusuna gönder, sonra bakarım.

-tamam zaten öyle olacak.

-see you

-türkçeye kıran girdi herhalde.

-yes

-mektuptan vazgeçtim. şu adrese gidersen göreceksin. yanıtını ya da aldatmacanın ne olduğunu bulabilirsen, bana da haber ver.

-save’ledim,bye

-sana iyi geceler ve iyi çalışmalar

 

 

5 ay 10 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-başımın belası iyi geceler. ne tesadüfmüşki, aynı anda nete girermişiz. ama kotü bela olarak almıyorum ha

-ne haber? Diziyi seyrettim.

-Ben son yarısında ancak gelebildim eve. Songül hamsi istemişti. babamda karadeniz hamsisi bulunca almıştı. marmara yenmez, yavandır.

-küçük oğlan yeni yatti. balık guzel miydi?

-1 dk su yaziyi okuyayim

-1.KADIN yanıtını istediğim bir soru var; neden?

aslında geçenlerde sana bir anlamda  yazmak zorunda kaldığım günceden sonra bende sıyrılmayı benimsemeye başlamışken, senin içini daha net görebilmem kapıyı dahada aralamamı bana emretmişti. kapı, hiç kapanmamıştı ama ben daha fazla açmayacaktım. tüm yetki sana bırakılmıştı. duyguların o kadar net hissediliyorduki, ben asla yıkıcı olmamalıydım. biliyordumki; istemen, kendini yenebilmen halinde, yarınsız da olsa gidebileceği kadar mutlu gidecekti ve bu ikimizin de istediği , mutlu olacağı seçenekti, sonuçtu.

buraya kadar... değinmek istediklerin var mi?

-haklisin demekten baska birsey yok. zamanla bana hak vereceksin.

-sen sonunda gerçek kendini bulmuştun, buda doğru mu?

-evet dogru, ben gercek ben oldum sonunda.

-ve önceleri itirazın olduysada, gerçek seni bulmanın nedeni ERKEK mi?

-evet, %95

-hepsini lütfen cebine koy; sessiz sinema oynar gibi. senin Recebin kişiliği ile bir sıkıntın oldumu? karakteri,  huyu, ilişkileri, çevresi, ailesi, temsil yeteneği, eğitimi, oturup kalkması, kariyeri, keli, göbeği vs…

-sonucu biliyorum. toplama yapabiliyorum. sorun sende degil, bende.

-peki. oysa Recep’in seninle ilgili kaygıları vardı. zaman zaman arttı, azaldı, sonunda eritti. Çünkü, gerçek kimliğini görebiliyordu, kalanları sorun etmeside gerekmiyordu.

-evet aslinda sorun edecek birsey kalmadı

-ayrıca, "yarın yok" ifadesi kapsamındada Recep’e göre, çözülemeyecek hiç bir sorun yoktu. Bu durumda; karne bu kadar mükemmelken, sayın 1.KADIN kendine nasıl yazık eder ve kendini gönüllü olarak sınıfta bırakır. işte ben cumartesi geceden beri özellikle bu sorunun yanıtını bulamadım, bulamıyorum. işte bunun için “NEDEN?” sorusunu senin yanıtlayabilmeni istedim.

-bilmiyorum

-ben zaten bilmediğini adım gibi biliyorum. hatta, kendine güvenebiliyorsan, madem delikanlılarda uyumuş; gelip omuzuma yaslanarakda söyleyebilirsin.

- bugun telefonda da soyledim. kendime guvenim olmadigi icin…

-onun için gündüz sana; “ne olur, boş bulunup, kendini boşlukta hissedip hata yapma” dedim. onca itirafta bulundunki, benim seni itebilmemde mümkün değil.

-boslukta degilim, hatta hic olmadigim kadar da sakinim.

-biliyormusun, bende sakinim. tansiyonum bile iyi. bunu beraber sağladığımızı düşünüyorum.

-bak bu buyuk asama, başarı.

-hatta, gereksinimim olan desteği, morali huysuzluk edip esirgememiş olsaydın çoğu problemimide çözmüş, çok daha güvenli, sağlıklı, başarılı, demoralize olmamış biri olarak bu pencerede olacaktım.

bencil olmadım ama kendimide düşünmedim. çünkü, neredeyse hiçbir zaman emeğimin karşılığını almamışlığım olmamıştı. bu kez farklı bir konuda, tüm denklemler pozitifken; karşımdakı nedenini kendiside anlayamadığı, ifade edemediği şekilde bu mücadeleden beni men etmek istiyordu. hemde dik tutacağı kuyruğu bile kalmamışken. birisi dediğimin adı; ‘dil basacağı’

-dil basacagi için ne yazmam gerekli bilmiyorum ki. sana sozlu olarak soyledim, dogayi koruyanlar bu işe karsi cikiyorlar

-izah edemediği nedenlerle ters, kırıcı  davrandığında, tüm gece üzüntüden kahroluyor. sonra aşkından hiç bir şey azalmadığını görüyor ama yine korkuyormu ne, tekrar dönüyor. dil basacağını geç, son paragrafin doğru mu?

-evet, korkuyorum.

-korkunun ne olduğunu bilmeden değilmi?

-neden korktugumu da bilmiyorum

-bu korkunun en ileri boyutu ne olabilir? Düşünelim, beraber bulalım.

-gecmisi yasamak, 4 cocuk…

-demiştikki, biz evlenmeyeceğiz. çünkü, gerekmiyor artık. birbirimizle bağlantı falan kurmadan doğru mu? ve yazdığın gibi çocuklar...

-dogru

-‘geçmişi yaşamak’a katılmıyorum. çünkü o başkalarıyla geçti, bitti. derslerimizide aldık. yani evlenmeme ifadelerimizde aslında "biz" konu bile değil. genel olarak, hiç kimseyle evlenmeyeceğiz.

-acılarımız bitmedi, hala cekiyoruz.

-bitiyor. bazıları, evlatlarımız nedeniyle tabiki devam edecek ama azalarak. Çocuklarımız iyiki  varlar. hepsini Allah bağışlasın. Bitmeyen sorunların müsebbibi bizler değiliz. senin için bitmemesinde benim payım yok. benim bitmeyecek sıkıntılarımdada senin payın yok. doğrumu?

-evet

-öyleyse bu sorunlardan ötürü birbirimizi suçlamıyoruz, çamur atmıyoruz ve de fatura çıkarmıyoruz.

-evet

-bunu geçtik. Korkman... korku belli. genel anlamda “evlenmeyeceğiz” demişken, “acaba bir evlilik sürecine mi giriyoruz, giriyorum?” diyemi hissediyorsun? cesaretle yanıtla.

-istemedigim seyler oluyor. annenle tanismak, kardeslerinin sevgisi, saygisi… cocuklar beni taniyor. kucuk telefon etme ihtiyacini duyuyor. belki senden izin alsa gelip bende kalacak.

-ama henüz hiç birisi, yenge ya da gelin yakıştırmasında bulunmadı. değer verilen, yakın, güvenilir bir dost.

-olamaz zaten. sanki dalga gecer gibiyim

-ayrıca, senin isteğin, rızan dışında, bahsettiklerinin hiç birisiyle ilişkin oldu mu?

-hayir bunu soylemeye calismadim. asla sikayet degil.

-o zaman, korkun boşuna değilmi? Ben sana evlenmeyle ilgili bir imada bulundummu?

-hayir

-yarabbim çıldıracammmmmm. bi tanesi, yazık ediyorsun.

-lutfen. gel tavla oynayalim ve yatalim. kotu birsey yapmiyorum, inan ki cok temizim.

-farklı konuya girme. aslında yanıtlarının hepsini aylar öncesinden biliyordum. suçlamadım. “kötü” demedim, “yazık ediyorsun” dedim. aylardır bunları anlatmaya çalıştım. Sen ise olmayan sorunlar oluşturmaya çalıştın. onlar bile olmadı. yalanmı? Benim kastettiğim bunlar…

-tespitler dogru.ben seninle yarisamam.

-bu durumda sence yapılması gereken ‘kaçış’ mı?

-bilmiyorum ama su anda yaptigim bu.

-bunları aylardır biliyorum. bilmesem seninle bu kadar didişmem, emek veremezdimki. bunu sende biliyorsun aslında.

-evet

-tabiki tüm bunlar, benim penceremden; seni dört dörtlük, kusursuz bulduğum anlamına gelemiyor ama gelmesininde şu an gereği yok. bize şu an gereken ilişki için var olanlar yeterli. Geçen gün, evlenmekle ilgili korkularının nedenin ne olduğunu sezinlediğimden sana şöyle demiştim yanılmıyorsam. "Evlilik gündemimizde değil ama bunun söylenmesi gerekiyorsa bile, sen söyleyebileceksin. benim  sana asla hiç bir konuda baskım olamayacak"

-biliyorum, sagol.

-çünkü, haklı bir ifademe bile tepkilenebiliyor, sonra itiraf etmesende benim düşündüğümü uygulamayı benimsiyordun. böyle olmadımı?

-evet

-ve şimdi gönül rahatlığıyla tavla önerini kabul ediyorum. farkettinmi, yanıtların gelmeden, sonraki soru ya da yorumu yapabiliyorum.

ERKEK’nin YORUMU: NEDEN SORUSUNUN YANITINI ARADIM.

 

 

5 ay 14 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hemende meşgul olurmuş... ne zaman girdinki?... ve iyi geceler ve de kolay gelsin... en sonundada yine iyi geceler

-msg.ın ancak geldi ve seni göremediğimi biliyorsun, kimselerle de konuşacak halim yok doğrusu, bu nedenle kendimi meşgule almayı yeğliyorum

-tercihinizdi efendim... hayrola?

-neden hayrola?

-”kimselerle” falan dedin ya...

-yani bir “iyi akşamlar” bile deseler, “ne var ne yok” sohbeti olmak zorunda oluyor, ben ise kimselerle konuşmak istemiyorum. bu durumda ise ancak bana özellikle bir şey iletmek isteyenler sesleniyor.

-evet. bu yeterince anlaşılamayan...

- kim neyi anlamıyor?

-peki. anlaşılamamak gecesine şimdilik elveda.

-tamamdır

-bak bunda mutabık kaldık, kolay gelsin.

 

 

5 ay 16 gün sonra (pazar)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

Türkiye’nin bir türlü yenemediği ekonomik krizi gibi, benim de net bir yılımı ve kısa geleceğimi çalan, demoralize eden; sevgili saygısız, özensiz hanımın telefonuna çektiğim 7 adet mesajdır. Başka da söze gerek yoktur. Yaşam devam ediyordur.

1.sorulanlara bile yanıt alamazken, bir daha yazmayı da düşünmüyordum ama yine gerdin beni. bugünkü mesajim senin yaklaşımına  paraleldi.

2.ama daha önce itiraf ettiğin gibi; yine saldırdın, polemik ortamı doğurdun. hassasım, duygusalım ama alttan almamın gereğide kalmadı.erittin.

3.Tavrını sürdüreceksen, seni görmemek uğruna bile, bir daha bu pozisyona düşmek istemiyorum. Değerini korurken, nefretimi kazanmayı becerdin.

4.sevgine rağmen senin umurunda olamadığım gibi, okuyup okumamanda umurumda bile değil artık. üzüntüm sadece çaldıklarınadır.

5.inadından aramayacağını, gelmeyeceğini bilmeme rağmen, sabah yinede istanbula döndüm. çünkü benim için programa alınanın realizesi gerekir.

6.sense mazaret uydurdun ama sonra yine sokağa düştün! demekki gelmek isteseydin, banada gelebilirdin. ‘gelecek pazara’ lutufuda senin olsun.

7.yaşam çok şeylere gebe. belki bir gün sende kavrayacaksın ama şimdi takke düştü, kel göründü sevgili 1.KADIN. sen devam et, kazanıyorsun…

 

 

5 ay 17 gün sonra (pazartesi)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

1.KADIN HAFTAYA BERBAT BAŞLATTI

1.daha önce telafuz edendir adi. Lütfen ağzından çıkanları anımsa...

2.üstelik anımsadığım kadarıylada çok deneyimlisin.  Defalarca söylemiştin. Söylediklerinin farkında bile değilsin. Beni bile çatlattın..

3.onurlu insanım. Geçen hafta aramadığım gibi haketmediğin sürece; özür dilesende asla karşılaşmayacaksın.

4.birbirimizin kim olduğunu biliyoruz. senin bu olmadığınıda... unutmaki; korku ve hırçınlıkların bizi bu hale getirdi ama hak etmiyoruz.

HANİMEFENDİ, DÜNKÜ MESAJLARIMDAN RAHATSIZ OLMUŞ VE BANA “ASLA BİR DAHA MESAJ YAZMA, TELEFON AÇ, YOKSA NUMARAMI DEĞİŞTİRMEK DURUMUNDA KALMAYAYIM” DER.

İĞRENÇ. BEN DEMİŞ OLSAYDIM, GAZETELERE İLAN VERİRDİ.

ZATEN, HEP GÜNAH KEÇİSİ OLDUM.  TEPKİSEL YANITLARIM; GÜNLERCE MALZEME OLDU. TIPKI, DAHA ÖNCE DE DEFALARCA SÖYLEDİĞİ ÜZERE, BU SABAH DA ARADIĞINDA;

“FATOŞ’A GİTTİM AMA KİM DENK GELİRSE ONUNLA YEMEK YİYECEKTİM. BEN YALNIZ DURACAK KADIN DEĞİLİM” DEYİNCE, BENİM DE;

“ON GÜNDÜR EN UYGUN HANIM ARKADAŞ ARAYIŞINA BAŞLADIM” DEMEME KARŞI,

“ADİSİN” DEYİP TELEFONU KAPATTI. AÇMADI DA…

ZORUNLU OLARAK YUKARIDAKİ İLK İKİ MESAJI YAZDIM O AN. ALTTAKİ İKİ TANEYİ DE ŞİMDİ…

BAŞKA NE YAPABİLİRİM Kİ? KADIN, MED CEZİR OLDU. SEVİYOR, IZDIRAP ÇEKİYOR. BUNLAR SUÇMUŞCASINA; YAŞAMI KENDİNEDE, BANADA ZİNDAN EDİYOR. SEVME, LAZIM DEĞİL BÖYLESİ.

ARARSIN KABAHAT, ARAMAZSIN KABAHAT. KENDİDE ARAMAZ. KENDİ SORDUĞU USLUBLA ONA, YAŞAM İÇİNDEN BİR ŞEYLER SORSAM; ODA OLUR HESAP SORMAK. KAYIP OLDUĞUN ZAMANLARI SORMUYURUM, MERAKDA ETMİYORUM. ANLAMINI YİTİRTTİN ÇÜNKÜ.

BÜYÜK ORANDA GEÇEN HAFTAKİ TESBİTLERİMİZİN DOĞRULUĞUNA İNANARAK; KORKULARINI YERSİZ VE ANLAMSIZ BULSAMDA, KENDİMİ KARŞILIKLI BECEREMEMİŞ OLDUĞUMUZA İKNA EDEREK, BİR SÜRE UZAK KALMAK SURETİYLE, DOSTTAN ÖTE, İNSAN KALABİLMEYİ ÜMİT ETMİŞTİM.  HATTA, SANADA ‘DANK’ EDİP, BENİM MÜCADELEME YAKLAŞABILECEĞİNİ DE... 

BEN HEP AYNIYIM. OLGUNLAŞIYORUZ SADECE. ANCAK, ALDATILMIŞLIĞIN ÖTESİNDE DEĞERLERİ ÇALINMIŞ OLSAMDA, BUNU KORUYABİLMEKTEN KAYGILIYIM ŞİMDİ...

DEĞERLİSİN. LÜTFEN  EN AZINDAN BUNU BAŞARALIM.

BAŞKALARININ FATURASINI BANA ÇEKTİRİYOR OLSANDA; ARANACAK- ARAYACAK CÜRET OLAMASADA, DUYAMASAMDA,  HEP MUTLU, HUZURLU OL. BİLİYORMUSUN BENİMDE BUNLARA NE KADAR ÇOK GEREKSİNİMİM VAR.

İZNİNLE BİR CÜMLE DAHA YAZMAK İSTİYORUM;

ASIL OLAN; KİŞİYİ KENDİSİNDEN TAKİP ETMEK, ÖĞRENMEKTİR. ASLA BUNUN DIŞINA ÇIKMADIM. DÜRÜSTLÜĞÜN ESAS OLMADIĞI BİR ORTAMDA, HAFİYELİKLE NEYİ BAŞARABILIRIZ Kİ? HELE BU SEN OLUNCA...

BAŞLANGIÇTA SENİNDE BU KONUDAKİ YAKLAŞIMIN FEVKALADEYDİ. EK’E GEREK DUYULUNCA, ZATEN FİLM KOPUYOR. İKİNCİ YAŞAMIMDA BUNA YER OLMAYACAĞINI SÖYLEMİŞTİM.

 

 

5 ay 23 gün sonra (pazar)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

HALLERİMİZDE DURUM

 “saatlerdir kördüğüm ettin beni yine. hani o berbat sitemlerin var ya; hepsi sevgi yumağı dolu... kaçarken bile çok net belli oluyordu.”

dün akşam üzeri aradığında Ona;

“dilersen yarın, geçen hafta ertelenen kız kulesi branc’ını yapabiliriz” deyince,

“olur, sabah erkenden deniz otobüsüyle gelirim.” dedi.

“Saat 10 gibi binsen” dedimse de,

“gece konuşuruz” demeyi tercih etti.

Konuşamadık. Çünkü, Akınların evlilik yıldönümü kutlaması için, Kemal beyin davetine gidecektik. Ona “gel” diyemezdim, çünkü defalarca, “Akın evlendi. Gel Ziyaretlerine gidelim” demiştim ve yalnız gitmek zorunda kalmıştım. Neyse…

Sabah 8.15 gibi evden çıkarken arayıp, saati tesbitleyecektim ki, o aradı. Kapıdan çıkana kadar konuşamadım. Birkaç dakika sonra aradığımda da, kıskanç bilmem neler gibi saldırdı. 10 bin dolar vermediği için huysuzlaştığımdan, aileme-kızlarıma layık olmadığıma, uçkur düşkünlüğüme kadar…

Gerekenleri gerektiği gibi söyledim sanıyorum. İyide, aramızda bunları gerektirecek bir ilişki boyutu kalmamıştıki. Bir anlayabilsem. Kadının ne yaptığından, ne ettiğinden, ne düşündüğünden haberim yok.  Hem “Sen iyisin ama ben senden uzak duracağım, görüşmeyelim” diyor, hem de “neden aradığım anda telefonumu açmıyorsun” diye bağırıp, çağırıyor. Ne hakla. Hakkın olsun, daha fazlasını iste. İstenmeden vermeye razıydım üstelik. Şimdi yine veririm ama artık isterimde. Geçti. O kadar şey döküldü ki. O bile istese artık zor, başaramaz da.

Eve geldim. Belki bir saat daha telfonda çene çaldık. Bu nasıl sevgi anlamadım bee. Seven böyle mi yapar, davranır. Zulüm bana da. Ne güzel sıyrılmak üzereydim,  yine dağıttı kafamı. Olamayacak. Bunu defalarca kanıtladı. Bana inat başkalarıyla olmaya başlayacakmış ve bana iyi dilekte de bulunmazmış. O başkaları, benim kadar iyi olmayabilimişde. O zaman, kötü yanlarım olsa da, bana katlansana. Bende,15 gündür başkalarıyla program yapmaya başlamasam, daha iyi olmazmıydı? Boş ver. Artık yazmam bile saçma, değmez. Değmesi içinde; artık çok çookkkk emeği gerekecek. Yeter.

2.KADIN’ın NOTU: Akınlara birlikte gittik. Geceyi de birlikte geçirdik. Her zaman olduğu gibi, 1.KADIN’ın telefonunu benim yanımda açamadı.

 

 

6 ay 4 gün sonra (Cuma)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

 GECE…

-ne haber?

-teşekkür ederim,iyi,sen?

-ben de iyiyim. yazımı yazıyorum. bu hafta gec kaldım, aslında 2 gun once gitmis olması gerekliydi

-hiç göndermedin ki okuyalım

-gonderirim bu aksam.

-hekim değiliz ama yararlanacağımız noktalar olabilir

-yazı zaten hekimler icin degil ki. aslında bu haftakinin basılıp basılmadıgını bile bilmiyorum.

-lokal basın toplantısı için liste hazırlatıyorum arif beyin sekreterine.

-toplantı ne?

-bakırköydeki başhekimin basınla tanışması için toplantı.

-anladım. ne zaman olacak

-oldu. şimdi devlet hastanesinin başhekimi için düzenleyeceğim.

-cok iyi. oldukca yogunsun demek ki

-boşa kürek çekmek demek daha doğru. Boş yere koşturuyoruz ama miskinlikten iyidir. inşaatta marangozluk taşaronluğu bile aldım bu ara. demir işi daha iyiydi ama fiyatta uzlaşamadım.

-nerede

-bağdat caddesinde bir binanın dekorasyonu.

-elinde boyle adamlar var mi

-marangoz var, hekim bile var. orneğin çocuk uzmanı1. Sınıf  J

-hekimi pazarlayamadin. balkon icin teklif aliyorum ben de

-hekim benden hiç bir destek istemediki

-kendine yetmeye calisti.

-ayrıca ona kapı  çok. Başarılı, becerikli bir hekim. Ona güveniyorum. tüm engelleri nasılsa aşar.

-sagol. cocuklar evde mi?

-annesindeler, ben de annemlerdeyim.

-baban iyilesti mi tamamen?

-ağır grip oldu. iki gündürde kanaması başladı

-neden,doktora sordun mu?

-bilmiyorum, az önce söyledi.

-onemli,dikkatli olun.

-pazartesi ilgileneceğim. yanımda anlatıyor şu an

- pazartesini bekleme. kırmızı kan mı geldi? cok agir bir grip mi?

- evet, çok uzun sürdü, küçükde parça gelmiş

-belki ona baglidir, ilac kullanimindan da olabilir

-keşke seni direk konuşturabilseydim

- tabii ki. Huzursuz olurum ama arayabilirim.

-rahatsız etmeyelim der

-sen ara

10 DAKİKA SONRA…

-teşekkur ediyorum. rahatladı babam. sana güveniyorlar

-rica ederim, gorevimiz. Rahatlayacağını tahmin ettiğimden konusmak istedim. cunku bana guvendiklerini biliyorum

-hatta annemin gecen hafta bir sorusu vardı, davet falan yazdımdı, okudunmu bilmiyorum

-nerde okuyacaktim

-e-postana yazdım

-okumadım

-tekrarlarım. bazende geri geliyorlar. sana bunuda yazdım. yanıt vermediğinde “herhalde gerek duymadı” falan dedimdi.

-bilgisayarın başına cok oturmuyorum ve posta kutusu doluyor. oturup siliyorum. 1 hatfa sonra tekrar aynı işlem…

-ben bu aralar eskileri derliyorum. ilginç yazışmalarımız olmuş. şimdi okudukça dahada anlamlı buluyorum.

-onlar gecti, guzel seylerdi. Okuma, sil gitsin.

-asla. onlar hep var olacak…

-sakın unutma. hayatta 3 cesit kadin vardir

1.aldattiklariniz

2.aldatmadiklariniz

3.aldatmayi asla dusunemeyecekleriniz

ben karar verdim ki 3. Gruptanım. Aksini kafasından gecirebilecek herkes benden uzak duracak.

-evliyken ilk eşimi aldatmışlığım var ama ikinciyi, yani seni aldatmadım. ilki haketmişti. sonrasında bu duruma asla düşmeme konusunda kararlıyım ve de uygulayacağım inşallah.

-ben haketmeden aldatildim

-bil ki, aldatılmadın

-lutfen devam etmeyelim, kendimi iyi hissetmiyorum. bugun tartildim, 55 kilo olmusum. kendime bir etek aldim, eskiden 40-42 oluyordu, bugun 38 bol geldi

-güle güle giy tatlım

-sagol. karar verdim artik pantolon yok cunku yakısmıyor

-eminim yakışıyordur.

-cok zayiflayinca olmuyor

-daha zayıflama. zaten süreçte; tüm beynimdekileri uygulayan perfect bir kadın olacaksın.

-yok, olamam

-ne kadar mesafe alabildiğini sende fark ediyorsundur. işte ben o mesafe alan kadını sevdim. hemde ilk kez birini sevdim. Bunu biliyorsun değilmi?

-evet

-aramasamda, aramasada o hep bizimle beraber yaşıyor. onu incitmemek için neleri feda etmiyordumki…

-degmez

-senin samimi olmayan beyanın bu. sanırım sen yazınla meşgulsun. ben de çıkıyorum.

-evet ama bitiyor. tamam

-gecen, dünyan hep güzel olsun tatlısı

-sagol. umarım olacak. hoscakal

2.KADIN’ın NOTU: ERKEK'e, Bağdat Caddesi'ndeki taşeronluk işilerini ben verdim.

 

 

6 ay 14 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-simdi mi geldin

-net e gireli 10 dakika oldu ama sohbete şimdi

-ben de ciktim ama nedense birseyi kontrol etmek icin tekrar baglandim, karsima ciktin

-ve beni buldun

-seni bulali cok oldu

-1 saat kadar önce aradım seni. Telefona büyük oğlun çıktı. özellikle sesini duymayı istemiştim.

-uyumusum, kanepenin ustunde uyuyordum ben, duymadim bile. Diziyi bile seyredemedim, bugun kafam cok karısık.

-neden, gündüz telefondaki sesin iyiydi

-iyi gorunuyordum, sadece rol

-dilersen arayıp paylaşbilirsin. biliyorsun.

-tatsız seyler. ya bende yanlis var ya insanlarda, anlayamadım.

-herkesin hatalı davranışı olabilir. hatasız kul olmazki

-eski bir arkadastan arkadaslik teklifi aldim, sasirdim kaldim. aynen reddettim tabii.

-o bekar. sen bekar.

-ama sasirdim, olmamalıydı. Aptalca bir durum.

-en azından bir kez şansını deneyebilir. red den sonrası cıvıklık, saygısızlık olur. ummadığın birimiydi?

-kesinlikle dusunemezdim

-benim tanıdıklarımdanmı? aile dostu olmuş kişilerin haricinde, durumu uygun olan her kişi sansını deneyebilir ama aile içerisine girmiş bir insanla asla aklıma getiremem. geçmiş var. ortak eylemler var…

-yok, olmamalı. ustelik bilirsin ben rahatım ama buna cok sasirdim, aptallastim

- bekarmı teklif eden kişi?

-ne odugu onemli degil ki, hic olmamasi gereken biri. Sasirdim, sorry dedim.

-o yanlış olduğunu anladımı?

-sanmiyorum, bundan dolayi daha sasirdim.

-yeterince sert tepki veremedin yani.

-verdim ama hala anlamak istemiyor. “kusura bakma beklemiyordum ve dusunmuyorum, cunku sen benim arkadasim ve dostumdun ama artik degilsin” dedim

-anlamazda. çözüm; anlatmayada çalışmayacaksın. Duvar öreceksin.

-oyle oldu

-doktormu?

-bosver, bunların yanitları sadece seni huzursuz eder.

-”boş ver” dediğin insan benim.

-tamam ama neden huzursuz olasin ki? ben sana cok uzun zamandır sorun getirmemeye calisiyorum. sacma, sana bahsetmeyebilirdim.

-aslında huzursuz edecekse, yarım yamalak ifadeler eder.

-o zaman huzursuz ol. seni gercekten huzursuz etmek istemiyorum, yeterince sorunun zaten var.

-hep konuştukda; sahipsiz olduğun sürece insanlar şanslarını denemeye, faydalanmaya çalışacaktır. bunuda yadırgamayacaksın, yadırgamayacağım. önemli olan senin tutumun ve dik duruşundur.

-ben de sana “hayir” dedigimi soyledim. sen beni gercekten tanimiyorsun.

-bu noktada benim sana söylediğim bir önemli ayrıntı daha vardı; "söyleyemesinler, teklif edemesinler"

-bunu nasil engelleyecegimi  henuz ogrenmedim, bunu da zamanla kazanacagim.

- deyyuslar o cüreti; senin samimiyetinden, candanlığından  alamasınlar. suistimal etmesinler.

-cocuk degilim. bana haksizlik yapma

- sana haksızlık düşüncelerimde, kelimelerimde yoktur matmazel. Bugün sesini, seni özledim.

-oooo..fransizca ha? ilerleme var. ben yatiyorum, sabah kalkamam. sen de sevgili arkadaslarinla sohbet et

-sohbet yok. Yeni bir web sitesiyle ilgili çalışacağım. Sana gönderdiğim bölümün yürütülmesi tamamen bende. bu gece kısmetse biraz daha yazı gireceğim

-aferin sana, ilerleme var

-saklayabildiğim tüm yazılarımıda buraya taşıyacağım. geliştikten sonra, belki reklam falanda alabileceğiz.

-iyi olur. ben kactim, uykum var

-iyi istirahatler.

-benim reklamimi yaparsin, iyi bir fotoğraf, altina da “bekar” yazdin mi, oooo işler iyi…

-neden olmasın, nasılsa bilgisayarımda var. koyarım

-yok canim, var mi

-2 farklı vesikalık var. Boy fotoğrafını bulamıyorum.

-gonderirim, bye

-ama fotolarda sen sen değilsin, en azından sıcak değil onlar.

-ben simdi benim. zaten basıma gelenler hep senin yuzunden. simdi herkes “ne hanim hanimcik” diyor, sense sikayet ediyorsun.

-anlamadın, o şikayet değilki... iltifat ediyorum güya; “hanımefendileri fotoğraflarından daha güzeldir” diyorum ve kalben söylüyorum.

-kactim, gercekten sabah zorlaniyorum

 

 

6 ay 15 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-yine posta kutuların dolu, kırk yılın başı bir şeyler göndereyim diyorum ama heyhat!...

-yahoo ya gönder. orayı dün boşalttım da

-yahooyu mu boş tutuyorsun, öyleyse hep oraya göndereyim. bu arada o etkilendiğin 'fethedilemeyen kale ' yazısını da okudum... ayrıca şunu sorayım; 1.KADIN'ın soyadı neydi?

-hayrola?

-senin doktorlar sitesinden bana gönderdiğin bir yazıyı adı 1.KADIN ama soyadı Kızanoğlu diye bir bayan yazmış da, ilk isimleri aynı olunca, “acaba senin doktor hanım mı?” diye düşündüm, bu nedenle sordum.

-geçmişte ben de O olabilirmi diye şüphelenip; bir vesileyle, bizzat kendisine sormuştum. Ondan çok nadir iletiler geliyor. onlar da genellikle ya kıbrısla ilgili yada çocuklar için eğitsel.

-peki, Arzu Hanım kim? sakıncası varsa söylemeyebilirsin tabii ki

-soyadı ne?hangi iletide var?

-soyadını henüz bilmiyorum ve bu kişinin sana gelen iletilerle ilgisi yok, sadece “kim” diye sordum o kadar.

-özel bir arzu hanım yok ama sekreterim de, müşterim de, daha bir çok Arzu oldu. özel olmayan, şimdilerde görüştüğüm, carrefour da bir Arzu hanım var. daha ek ne bilgi istiyorsan, detay ver, yorma beni.

-yok yok yorulma. sadece bir merak sorusuydu o kadar.

-durup dururken? sevsinler... lütfen.

-bazen olur öyle durduk yerde. takma kafana.

-Arzu Biricik olabilirmi? iletilerdemi gördünde, şimdi hatırlamıyorsun.

-soyadını bilmiyorum dedim ya. Ben “var mı?” diye sordum, sen de “yok” dedin, konu kapandı.

-bende neye uyuz oluyorum biliyormusun?  mimarlar grubundan “bilmem neyin ezilmişleri...” falan diye sapık bir herifden gelen iletiler var sana. ciddiyetten uzak insanları sevemiyorum.

-bana özel gelmiyor ki onlar, guruba geliyor. kaldı ki, kaydadeğer olmayanları açmadan siliyorum çoğunlukla, hele Recepten gelenleri, hemen hiç açmıyorum artık.

-tamam grup ama o patavatsız bir herif. bende doktorları aynen açmadan siliyorum çoğunlukla. bu bizim Recep değilmi?

-sen tanımıyorsun ki. benim sınıf arkadaşım bu Recep. İ. Atmaca’dan gelenleri dosyalıyorum ama.

-ok, haydaaa...o herif hala devammı?

-evet. cevaplamıyorum işte... bakalım ne vakit yılacak.

-adama bi iş yapmak lazım. kocaman öpüldünüz hanımefendi. temizlik mangaları iş başına

-sen de. haydi iyi uykular.

 

 

 

6 ay 22 gün sonra (Salı)

2.KADIN’dan ERKEK’e

AKŞAM…

-Hangisi daha değerli CANIM EFENDİM, kızlığın yitmesine sebeb olmak mı, yoksa kadınlığımı bana kazandırmak mi? İlkinin kaybının, katlarca kazancı yok mu ikincide?

ERKEK’nin NOTU: konuyla gizliden alakalı mevzuların tartışılmışlığı ışığında yazdığı mesaj.

 

ERKEK’ten 1.KADIN’a

GECE…

merhaba,

seni kınıyorum. dün sabah çok samimi ve dürüst duygularımla seni aradığımda işittiğim sözler, beni çok yaraladı. fevri tavrın; nedeni ne olursa olsun yaşanan iletişimsizlik yada beceriksizliklerimize karşın; yaşadığımız ve birbirimize hissettiğimiz bunca güzellik adına yakışmadı. kutsaldı. bitebilir ama sövgüyü hak etmiyor.

bu tarz diyaloglardan duygusal açıdan çok etkilendiğimi biliyorsun. 1.5 gün oldu ve hala etkisindeyim ve tepkini anlayabilmiş değilim. salt tepkisel yanıt vermeyeyim diyede hemen, izafe ettiklerinin benimle ne denli ilgisi olup olamayacağını yazmakda istemedim. belki son olacak ama yazacağım. şimdi değil.

ama bir cümle; her şeyimin üzerine and içerimki, seni asla itmedim. seni tanıdıkça benimsemesemde seni kaybetmemek uğruna her ama her şeyi senin kontrolüne bıraktım. (çok konuştuğumuz cadi misali) canın istediğinde çıktın geldin, canın istediğinde “sensiz bir dünya düşünemiyorum ama seni korumak adına ben yokum” dedin. benimde sorunlarım vardı. Hiç umut kalmadı görüntüsünü verdiğin zaman kadar sabrettim, bekledim. (daldan dala gezinmenin anlamsızlığınıda biliyordum.) hatta, bu süreçtede, hayatımda gelip geçici birileri olsada, kimselere verilmiş bir sözüm olmadığından, yine seninle programlarımı yapmayı arzu ettiğimide paylaştım seninle. yanıt olumsuz olunca; “hafta sonunu, beraber iş yapmayı düşündüğüm insanların tatil evlerinde geçireceğim” dememdeki tepkini anlayabilene aşk olsun. ben anlayamadım, misafiri olduğum arkadaşımda, kimsede anlayamadı. birde sen anlasan.. selam ve saygılarımla.

ERKEK’nin NOTU: 1.KADIN anlaşılmazlıklar kraliçesi

2.KADIN’ın NOTU: O haftasonu , Serap ve Akın çiftiyle beraber Ağva’ya gitmiş ve çok keyifli iki gün geçirmiştik.

 

 

6 ay 24 gün sonra (perşembe)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-ne haber?

-iyilik, ne olsun. senden

-iyiyim. Oğlanın uyumasını bekliyorum, uyumadi henuz

-masal oku

-yapamam, ben de yorgunum, O uyuyunca yatarim

-senin Songül için verdiğin masallar vardı. şimdi okumayı iyice söktüya, her hafta bir onlardan, birde yeni hikaye kitabı okuyor.

-cok iyi. digerlerini de bulayim, evde hala var.

-tabiki işe yaramayacaksa, bir başkası değerlendirsin. bizde okuduklarımızı başka çocuklara veriyoruz.

-tamam bulurum, hepsini toplarim

-sana adresini gönderdiğim ticaret web sitesine girip, inceledinmi?

-buna girmistim daha once ama incelemedim

-eleştirilerinizi bekleriz efendim.

-senin programcilik hakinda bilgin yok ki. kim yapiyor bunu?

-şimdi yazı giriyorum. bu gece biraz dolduracağım. mühendis bazı formüller verdi, detaya bulaşmadan hallediyorum sayfayı.

-anladim

- evi kiraya verme işi ne oldu?

-saniyorum yarin bir doktorla kontrat yapacagim

-güzel. Emlakçımı buldu.

-nejat ilgilendi. bugun aradi, emlakci onu aramis, o da bana detaylari verdi. yarin da randevulasip beni arayacak

-rakam istediğin gibi mi

-evet, yeterli

-güle güle harca. Nejat galiba istanbul da, yanı dönmedi henüz

-dondu canim, bodrum’da ama emlakci ile benim muhatap olmami istemedi

-yarın katkım olabilirmi sana. dilersen arayabilirsin. öğlene kadar şantiyelerdeyim. sonra boşluk var.

-sagol. ne zaman ve nereye gidecegimi bilmiyorum. yarin arayacak saniyorum. gerekli olursa seni ararim. işler iyi mi

-ehhh. ama sankı gelişmeler var gibi. bu aylarda zorlanacağımı düşünüyordum. şükür ayaktayım.

-hayirli olsun. zorlanmazsin

-gelir olmazsa, mecburen zorlanırsın. çocuklardan, standartlardan azaltamıyorumki.

-ama geliyor degil mi

-geçmiş yıllar gibi olmadığını biliyorsun. ucu ucuna. Özellikle kendime asla gereksiz harcama yapmıyorum. kızlara farkeden bir şey yok.

-gecici gunler, nasilsa düzelecek. ben 1 yilin sonunda maddi degil ama manevi olarak daha yeni kendime geliyorum

-inşallah. haklısın, senin sıkıntıların başka ama çoğu geride kaldı.

-bitmiyor. hergun yenisi ekleniyor ama artik dinlememeye basladim

-evlatlarımız var olduğu sürecede sürecek.doğrusunu yapmaya başlamışsın sonunda.

-calistigim yeri kimsenin bilmemesi ile en doğru şeyi yapiyorum

-efendim, o tecrübenin önerisiydi.

-sagol. sanki uzayda gibiyim, telefonum calmiyor. sadece cep..onu da canim isterse aciyorum olmazsa kapatiyorum, bitiyor.

-o kadar.ohhh gel keyfim gel... bende o keyfi yaşamaya başladım ama ben genelde telefonu arabada, evde unuttuğum için sakin kalıyorum.

-bu da bir yol. cok iyi diyebilecegim doktor arkadasarim var, butun gunu birlikte geçiriyoruz.

-insanın aynı dili konuşabildiği, çok iyi arkadaşlarının olması ne güzel. demekki senin için tasalanmaya artık gerek yok.

-neye tasalanmak?

-sözüm ona senin adına. dertler, sıkıntılar, yalnızlık…

-yok, benim adima tasalanma. aklim basimda

-işte bunun için “tasalanmaya gerek kalmadı” diyorum ya ama benim yaradılışım gereği, çoğunlukla kendimden çok değer verdiklerimin dertlerini  önemser, üstlenmeye çalışırım. belki bir hastalık.

-sagol. bunu bana da yaptin, belki hala yapiyorsun.

-neyse, boşver. yorgunsun. seni ben tutmuş olmayayım. dün gece ayrılırken ,"seni çok özledim" deyişin  bana yetti bile.

-annen aksam cok iyiydi

-evet. gece merak etti seni. sordu, durdu; “gidebildi mi, sorun olmadı değil mi?” falan diye. neden seni götürmemişim. neden ben telefon açıpda, gidip gitmediğini sormamışım falan. anlayacağın bu koruma iç güdüsü ailede var.

-hakli. ben aramayi dusundum ama aramadim. eve gidince senin arayacagini dusundum

-arayamadım. rahatsız etmekten kaçındım. senin dünyanı karıştırmak istemiyorum. sen gelebildiğin ölçüde, o kadar. desteğim, ilgim lafta değil. zaten laf olsun diye bir şey söylemeyeceğimi bilirsin.

-askolsun, dunyama baski yapma.

-çatalca için de senden haber bekleyeceğim. boş boş durması, elalemin sahıplenmesi yazık doğrusu. bize bile taze sebze çıkar.

-bence de iyi olur ama ne yapabilirim ki. İşler yavas yavas sıraya girecek.

-yarıcı bulup, ektiririz. inşaat alanlarını öngörerek, belli bölgelere belli periyotlarda ağaç dikmeye başlatırız.

-mutlaka  yapilmali. zaten oyleydi ama simdi bilmiyorum

- kenarda su var ya; annem de “balık çifliği ve restoranı yapın” diye tutturdu.

-ulasim zor, alt yapi gerekli

-doğrudur. deve kuşu çiftliği… uyuyacak mısın, tavlaya varmısın

-saniyorum uyuyacağım. çok cok oldu oynamadim yenilirim sana ve bunu kabullenemem!!!

-belli olmaz

-yok bana izin. sabah cok zor kalktim. herhalde uykusuzluktan, bu aksam da basim agriyor.

-iyi istirahatler. hekimlerin de başı ağrır. Songül ün kbb konusunu unutmuyorsun. beni yalnız bırakma.

-ok. bugun soramadim ama yarin ararim, iyi geceler

-sanada

-bu hafta yazi yazmadim, konu bulamiyorum. ameliyat hakkinda yazayim mi?

-konu sıkıntın olmaz. spesifik konulara girme. ansiklopedik konular seni götürür.

-bulamiyorum ki

-yapma. ben bile bulabilirim sana. bahar geldi; allerji, güneşin bilmem neleri…

-yazdim

-başka yerde yayınlananları evir-çevir. en iyisi beni asistan al. asgari ücret.

-aman kalsin. aman aman... sen uzaktan iyisin

-uzaktan asisst ederim bende. ama o zaman double asgari ücret.

-ben kaciyorum, iyi geceler.

-SANA DA

 

 

6 ay 27 gün sonra (pazar)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-ne haber

-iyilik, senden?

-iyiyim..sen iyi misin gercekten

-iyiyim. hayrola.

-bilmem ama sanki olmadıgını hissetim

-olmayıpda ne yapayım. ayrıca ekstra bir olumsuzluk yok

-hadi oradan. bu tarafa gectin mi bugun

-geçmedim. gitmedim seminere, gün tempoluydu, kismetse yarın gececeğim.

-ben de gecersin diye dusunmustum ama senden ses gelmedi. ne yaptin?

-sabah şantiye, öğleden sonra Enverle ev baktık durduk

-dun aksam cok huzursuz oldum. butun gece uyanip durdum. gunlerdir ilk defa bu kadar huzursuz bir geceydi

-neden huzursuz oldunki?

-bilmiyorum, cok gerildim,mnerdeyse hic uyumadim. bu sabah biraz guneste uyudum

-gecenin o saatinde ayrılmamız hoş değildi. sanırım sende etkilendin bundan. o saatte ayrılıyoruz, “yarın görüşürmüyüz” diyoruz.

-alternatif yoktu. ustelik ben babanin kardeslerinin yaninda, birikte kaldigimizi ima edecek birsey yapamazdim

-seni biliyor ve tanıyorlar. ayrıca isteseydin, arabayı alıp gece tekrar dönerdim sana.

-ne olursa olsun. cok utandim..1

 Nurdanin kayinvalidesini sevmedim ..2

  kadin beni gozleriyle yedi ..3

  Enver lanetler okur gibiydi..4

  annen de huzursuz oldu..5

-Enver sana olumsuz değil.

-bak ne Nurdan ne de diger kardesin böyle davranmadi. Enver’in karakteri veya tercihi. Allah onun karisina yardim etsin

-hiç sohbetiniz olmadığı için öyle geldi sana ama o zaten soğuktur.ayrıca annemin seninle ilgili düşüncelerini biliyorsun. seni gece eve bırakmamama bile tepkilenmişti.

-biliyorum ama annen de gerildi.

-belki Adnan’ın ebeveynlerinden ötürüdür. birde benim anneme, “1.KADIN ile aramızdaki tüm özel ilişkiyi sonlandırdık” demiş olmamın tesiri olabilirmi?  bilmiyorum, düşünmedim de. nedenlerini sormuştu. “yoğun sevgiye karşın, başaramadık” demiştim.

-saniyorum olabilir. ne zaman konuştunuz?

-bilmemki. Sanırım hafta içerisinde. benim mutsuz, kaygılı olmamı arzu etmiyor. yaşadığım 2. ilişkinin mutlu sonuçlanmaması, sürememesi falan ne bileyim...

-hakli. daha rahat olabilirsin. onlar beni alıp kabullendiler gibi gorunuyor ama biz yapamadik.

-ben değil, sen yapamadın. benim kabahatimse; sana teslim oldum.

-ama sen, beni tanidikca benimsemedigini soyluyorsun

-bu yorum kısaca yanıtlanamaz. gelinen noktadaki, sevgiliye “hayır” diyorum ama biliyorumki; o beni, bende onu mutlu edebilecektik. buna çok inanıyordum. zaten onun için aylarca sabrettim. Seni incitmemek için yönlendiren olmaktan dahi kaçındım.

-olmaz Recep...sen bana hala cok baskı uygulamaya calisiyorsun. dogal olamiyorsun.

-artık önemi kalmadıki tatlım. yada böyle beceremedim, iflas ettim. kocaman bir başarısızlık benim için. çok farklılaşmama, bu denli önemsememe, özen duymama, üstelik ölürcesine sevilmeme rağmen; sonuç SIFIR. bu beni çok yaraladı.

- Sacma, oyle dusunme. kesinlikle önemli cunku, herzaman gorusecegiz. Evet, seni seviyorum, bu degismedi ama olmuyor, cunku boguluyorum.

-sevildiğimi bilmek ve... işte bu beni perişan etti. sağlığımı bile etkiledi. Alışacağım, katlanıyorum.

-buna uzuldugumu biliyorsun

-örneğin dün gece, küçücük bir ısrarım, talebim dahi olmadı, olamadı.

-yapma lutfen. cunku olamazdi. onlar gidecekler ve sen kalacaksin veya ben de seninle gelecegim. olur mu canim. yuzsuzum ama o kadar da degil, benim de deger yargilarim var. insanlarin birsey ima ederek bakmasi beni öldurur. benim icin bunlar cok onemli. sen beni gercekten cok yanlis taniyorsun.

- aksini savunmuyorumki. senin saygınlığını korumak ve kollamak benimde sorumluluğum bir anlamda. isteseydin, isteseydik çözümü vardı. senin zor durumda kalmana zaten ben izin vermezdim.

-eve geldikten sonra “birlikte kalkmasaydim” keske diye dusundum. o insanlar ne dusunecekler?  birlikte gittigimizi dusunseler hiç hos degil.

-hep beraber çıktık. benim babamlarlarla gittiğim belli. ayrıca, 1.KADIN bir süre öncesine kadar benim yaşam arkadaşımdı. koca iki insanız. liseli, kolejli değiliz.

- aslinda ben galiba kendi cinsimi sevmiyorum veya kadinlarin ne kadar haince dusunduklerini tahmin edebiliyorum. kocası daha mantikli ama Adnan’ın annesi seytan.

-iyi de, anneme sevecensin değil mi?

-annen cok iyi. Nurdan da sizden daha farkli, o sevgi dolu.

-annemi yarın almamız gerekiyor.

-hala Nurdanlarda mı?

-bugün geçmedimki karşıya. alamadım  dolayısıyla.

-iyi oldu, Nurdan dinlenmiştir böylece.

-bencede. Nurdanda, Adnanda seni çok seviyor ve benimsiyor. sanırım durumumuzdan ötürüde üzgünler ama aramızdaki mesafe nedeniylede pek yorum yapamıyorlar. zira, beni bir anlamda baba gibide biliyorlar.

-onlar cok tatli, ikisi de cocuk henuz. evin boya isleri bitsin onlari bir aksam yemege alacagim

-boya başladımı

-yarin balkon baslayacak. bugun ibrahimden bir boyaci istedim, ayarayacak yarin onunla gorusecegim gecen gun biri geldi anasinin nikahini istedi

-bende bizim apartmanı komple boyattıracağım  bizim taşaronlara. hacimli boya işi ise, bizim çalıştığımız taşaronlaradanda teklif aldırayım dilersen.

-yok degil, sadece alt kat salon ve cocuklarin hol

-oynak esnafla uğraşma. bil ki, şu an  dolaylı diyaloğum olan taşaronlar var. işi vermeden bana bir kez bu konuda dönermisin.ben azından rica edeyim, gelip değerlendirsinler. bugünkü işlerimden biride peyzaj işiydi.

-ama onlar buyuk is yaparlar, bu cok ufak. alttaki salon 50 metre, cocuklarda da 10 metre, tamami bence 80 metre. Neyse ben yatiyorum

-Allah rahatlık versin.

-sagol sana da. opuldunuz

-sizde efendim. güzel rüyalar sizinle olsun. birde güzel şeyler düşününce insan kolay uyur. kabus, sıkıntı varsa uyku tutmaz.

- ben uykusuzlugu dun aksam yasadim, resmen kabustu. zaten uykusuzum, hemen uyurum. Küçük oğlan da yeni uyudu. Dün gece 2 kisilik yatağa sıgmadım. sabah gec kalkmayi sevmedigim halde, 10 da kalktim ustelik.

-dua etki, bugün mesain yoktu. umarım bu gece huzur dolu; mışıl mışıl uyursun.

-umarim, hoscakal. siz de rahat rahat burda aşna fişne yaparsiniz. ben kacayim, kıskancliklar olmasin

-aşna fişne yok, hele burda hiç yok. hem kimsecikler yok.

-agzim yandi diyorsun, yogurt yemiyorsun artik

-ağzın yanması değil. gerek duymuyorum. başka konulara konsantre olmayı tercih ediyorum. bu hafta sonu yazmam gereken 3 yazı vardı ve hiç biri yazılmadı. iki gündür net e bile bu gece ancak girebildim. önce mailleri okuyacağım.

-hatunlarla salep icemekten zaman bulamamısındır. hadi iş basina, ben kactim.

-dilediğin gibi düşün ve konuş. güle güle. see you.

-ama neyse kış bitti, dondurma zamanı. o da kilo yapar hatunlar sevmezler. yine bana kaldin

-sanmıyorum. sen gittin, beni terk ettin, öksüz bıraktın.

-ben olsam ne derdim biliyor musun

-bende o akıl ne gezer.

-aslinda yukardaki cumle farketmeden yazildi. Ama ben olsam

-fark etmeden mi?...  seni gidi tilki…

-yok bunda samimiyim, gerçekten farketmeden.

-seni tanıyorum. devam et o zaman. dinliyorum.

-o halde ne soyleyecegimi de biliyorsun. sen bos yerleri doldur ve bana mail gonder. iyi geceler.

ERKEK’nin notu: Ona kalmışmışım...

2.KADIN'ın notu: Peyzaj işini bana yapıyordu ve o ara ilişkimiz gayet güzel yürüyordu.

 

 

7 ay 4 gün sonra(Pazar)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

DEMEK Kİ DİP DAHA DİPTEYMİŞ...

Birden beni  iteleyerek ikimizin arasına girdi. sol eliylede O nun omzuna sarılıp, üzerine yarı kapaklanır vaziyette...

Yeni bir işe başladığını, takımı oluşturacağını, güzel şeyler olacağını... O da, çok katılımcı olmasada, aksini hissettirecek bir yaklaşımı olmaksızın, dinliyor. Hatta araya girişleri lafı uzattıracak zeminide oluşturuyor.

Yani, tam olmasada bu rezilliğe davetkar davranışını anımsadıkça, müdahilliğimin yavanlığını sorgulamıyor da değilim. O küstaha, o cesareti yada eylemini sürdürmesi şevkini 2.KADIN veriyordu. 

Gerildim, hazmedemedim...

“beyefendi afedersiniz, hanımefendinin bu tarz konularını menajeri olarak bundan böyle benimle konuşmanızı hatırlatmak isterim size”  dedim.

Kapaklandığı noktadan, istifini bozmadan, sadece başını yarı çevirerek, “Sende kim oluyorsun. Sana halt etmek düşer. Zurnanın son deliği bile değilsin” anlamını taşıyan kısa bir bakışıyla, yanıt hemen geldi

O kadar emindiki, ne yanıt vereceğimi bile umursamadı. Haklıydı. Menajeri yada bir şeyi olduğumu sandığım hanımla, aynı kararlılıktaki sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Kalakaldım.

İyide peki ben kimdim? Orada ne işim vardı? Ben oraya, bana taparcasına , “canım efendim” deyip, her türlü fedakarlık için hazır olan 2.KADIN'la gitmemişmiydim?

Bunlar bir yana, iki iş yada okul arkadaşı olarak bile o mekana gitsek; eski bir tanıdık, sevgili yada patron, tanımadığı bir erkeğin yanında O na musallat olamaz. Olamayacağı gibi, geçmişteki şaibe bir yana, kadında buna çanak tutamaz.

Misafiri olduğumuz, Hakan’ın doğum gününü paylaşmak için şevkle gecenin bir yarısında geldiğimiz restoranda, kontrolümü kaybetmeden tepkimi vermeliydim. Ellerini yüzünün arasına almış Dilek’in görüntüsü fırtınanın kopmak üzere olduğunu hissettiriyordu ve bu görüntü, tepkiminde minimallığının ölçüsü oldu.

Ayrıca, Şefin geçmişte anımsanmak istenmeyen bir sevgili olabilme girişiminin yaratmış olduğu travma daha çok net akıllardayken, masaya konuk olunduktan sonraki tüm dakikalarda “şefim” diyerek cesaretlendiren, üzerine kapaklandığında sıyrılmayan ve hepsinden önemlisi; benim nazik, esprili ama rahatsız olduğumu beyan eden hatırlatmamdan sonra bile, o edepsize,

“Çek elini omuzumdan. ERKEK in ifadesi doğrudur. Biz kararlarımızı beraber alıyoruz. Zaten gecenin bu saatinde bunları konuşmak doğru değil. Günler çuvalamı girdi.” diyemeyen, demediği gibi, beni ‘yok’ kabul eden sohbetini sürdürmesi karşısında benim vereceğim tepki, daha da “madara” olmamıda beraberinde getirebilecekti.

Başımı alıp, sessizce çıkıp gitmek, çirkefe bulaşmamak en iyisi ama, satışa gelmişde olsam, o mekana beraber gelmiş olmanın sorumluluğu devam ediyordu.

Kalktım, “tadı kaçtı, hadi gidiyoruz” demeseydim, zaten ikisine göre ortada bir sorunda yoktu. O an uyanıldı. Sanki, bir şey yokmuş gibi, merak edercesine “neden” diye sormazmı...

“Saygı damarı olmayan, sapıklarla bir arada bulunamayacağımı, haddini bildirmemişliğine de şaşakaldığımı" geveleyebildim.

Omuzları içe çöken, tırsan, kof sapıkda, sönmüş balon misali; hem hatasını anlamış, hemde o an masada olmayanların duruma vakıf olmamaları için “özürler dileyerek” sessizliğe bürünmemizi talep ediyordu. Aldığı yanıtsa, “bir saygısızın özürünüde kabul etmem.”oldu. Son özür tekrarında ise tepkim, “duymak istemediğim sesini çıkarması halinde, uzayan dilini ağzına sokacağım” şeklinde oldu.

Sessizlik sonrası masa yine tamamlandı. Zaten finale gelinmişti. Alkolün tesiriyle uyuklayanlarda vardı. Geceyi dans ortamında sürdürmek isteyenlere karşı, benim O na kaş-göz işaretimle kalkmaya hazırlanıyorken, bizimkinin yine o çok sevdiği “şefim” deme densizliğide tuz-biber oldu.

Ayrıntıları müthiş yakalayan, kelimelerin arasını okuyabilen birisinin, bu tekrarını anlayana aşk olsun. Zaman zaman saf’a yatıyor diye tanımladığım anları oluyordu ama bunun tanımıda yoktu. Olsun, Kadıköye varana kadar sürecekti nasılsa.

Sapık Şef hariç, diğerleri bizi geçirdiler. Hatta, Levent ve Hakan’la bizim balkonda barbekü yapmayı konuştuk. Biz sessizliğe dalarak boğazın kıyısında süzülürken, sanırım onlarda tekrar içeri girip, alkol içmenin marifetlerine ve geceye dair sayın şefciklerine hürmetlerini sunuyorlardı. Belkide geçmiş birikimimi ve gecenin gelişimini bilemediklerinden “boş ver abi... “ diyorlardı.

Sabahın beşine yaklaşıyoruz. Başladığımda, yazıp adresine göndermekti amacım ama şimdi emin değilim. Paylaşmaya bile gerek yok. Ama aldığım en önemli ders; “her şey de bir hayırın var oluşu” oldu. Belkide bu sayede, O nun gözyaşlarınada aldanıp realize edemediğim kararımı uygulayabilmem, dahada haklı bir zemine oturarak uygulanabilecek.

Canı Efendisi...

Düzeltme; sabah 8. gece gelince çalıştırmıştım çamaşır makinesini. Onları çıkardıktan sonra 3 saat önce yazdıklarımı okudum. Az buçuk yumuşattım. Ama, hayır, göndermeyeceğim.

Ek: gün boyu telefonu “toplantı” modunda tuttum. Paşalimanında branchdan sonra  gsm mesajı geldi. “Dün gece yaşananlar için çok üzgünüm. Keşke’lere kahrolmanın hiçbir fayda getirmeyeceğinden hareketle, her şeyin hayırlısı demeye çalışıyorum.” Demiş.

“Yaşananlar" kelimesi çok rahatsız etti. Olması gereken, 'yaşattıklarım' dı. Farkında bile değil, yada kafa buluyor, safa yatıyor. Sanırım rahatsızlığımı paylaşmalıyım. Ayrıca, ne kadar sakin kalmışsam da, gece için, yarın Hakan ve Dilektende özür dilemeliyim.

Son not: Telefonda rezilliğini paylaştıktan sonra, Hakanlada konuştum. Derinliğini ne denli biliyor, bilmiyorum ama, “ben olsam daha ağırını yapardım. Zaten gereken yapılmıştır” dedi.

Akşamda, peyzajcıları denetledikten sonra O na kustum. İtirazsız yedi. Ağladı, lanet okudu ama hiçbir şey hatırlayamıyormuş. Şok yaşamışmış. Ben de gargara yaptım.

Bitti.

 

 

7 ay 8 gün sonra (Perşembe)

 2.KADIN’dan ERKEK’e

şu anda sesime yansıtamayacağım gerçeğim şu ki; sana “CANIM EFENDİM” olarak duyumsadığım sevgim, “insan” olarak duyumsayabileceğim sevginin çok ötesinde. İşte en başta bu nedenle, seninle salt iki insan olarak herhangi bir şeyi paylaşmak, az önce olduğu gibi içimi acıtıyor.

 

 

7 ay 12 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-ne haber

-iyilik valla ne olsun, senden

-iyiyim, simdi girdim. sabah da girmedim posta kutularımı temizliyorum

-ne derler. kalp kalbe karşıymış . bende temizleyeceğim.  bu akşam sen, yarın akşam sinema  için aramadın.

-sinemayi bosver, hava guzel. aslinda gitmek istemiyorum, orada 2 saat bosa gececek

-eee, doğru olabilir

-sen kacta gececeksin karşıya?

-arif bey den telefon bekliyorum.  sabah erkende olabilir, başka randevum yok

-annenle ne ilgisi var?

-annemle ilgisi yok ki?

-sen telefonda soyledin ya, sinemaya gidip gidemeyecegimi sorduğunda “annemi gecirecegim” dedin ya

-o iş bugündü. annemi sabah ssk ya götürdüm. akşam üzeride tekrar heyet için götürdüm. ama az önce konuştum, yarında gitmesi gerekiyormuş. doktorun yazdıklarını sana danışmamı söyledi. “yarın sorarım” dedim.

-demek ki doğru anlamisim. ok. tamam sen beni unut, onu ihmal etme

-haaa, “pazar sabahı kahvaltıya gelecekmi?” diye sormuştu. “çocuklarıyla olacak” dedimsede hazırlık yapmış kendince.

-ama sen durumumu biliyorsun

-evet. söyledim ama annem işte. şımarma ama şeytan tüyü var sende.

-bence de. uzaktan tanıyanlar severler, yaklastikca sorun baslar

-aynen.benide aynen böyle kaçırttın.

-canin sagolsun. ben kactim

-seninde tatlım.

-iyi geceler

-yarın uygun değilsin galiba. Zorlanma. başka bir zaman gideriz sinemaya. günler çuvala girmedi değilmi?

- yarin bir sorunum yok, zorlanmiyorum. cocuklarla tartistim. sinirlerim gergin, yarın konusalim. hoscakal

-boş ver. ben de bağırdım durdum akşam gelince. hiç ders çalışmamışlar. oysa kaç kez aradım dışardan. özür dilediler. iyi uykular diliyorum sana.

-bizimki bagirmaktan farkliydi, yoruldum. bye

-see you

ERKEK’nin notu: Yarın bakarsan, ben bakmam. Sorry.

 

 

7 ay 13 gün sonra (Salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hanımefendilerine iyi geceler.hemen meşgule almışlar.

-sana da iyi geceler

-afedersiniz. sanırım iki satırıda yazmamalıydım.

-anlayamadım?

-çok lutufkarsınızda...

-yine anlayamadım? kime neyi lutfediyorum

- lütfederek “sanada iyi geceler” dediniz ya...

-estağfurullah, selam verdin, selamını aldım. büyük olasılıkla meşgul olduğundan devamını getirmediğini düşünerek seni rahat bıraktım.

-peki. sizde rahat olunuz efendim. meşgulıyetinizi delmemeliydim zaten.

-ben zaten rahattım ama bu sözlerin, kinayelerin üzdü beni. meşguliyet benim değil, senin. Kendimi niye meşgule aldığımı çok iyi biliyorsun.

-evet biliyorum ama bana da tatbik edildi. yoğun olabilirdin. süre isterdin.

-asla. ben yoğun filan değilim. sana verdiğim cevaba karşılık vermediğinden, meşgul olduğunu düşündüm. genelde hep öyle ve neredeyse beni konuşturmadan,"hoşçakal" dersin ya sen.

-verdiğin yanıt. yanıt doğurtmayacak cinstendi ama.

-terslenmeyi göze alamamış olabilirim.

-senden bir kaç dakika önce girdim ben de. epeydir girmediğim için, Ahmet ve diğerleriyle selaşmalar falan vardı ama kimseyi incitmedim.

-ben seni incittim mi ki?

-bunu kastetmedim. ben incitmedim. herkesin yarım yamalak, gönüllerini hoş tuttum.

-anladım, ne mutlu sana. doğrusunu istersen,benim sayfamda pek kişi kalmamış zaten. eskaza gören olur diye kalanlarda yasaklı çoğunlukla, bunun dışında kalan, yani beni görebilen tek kişisin şu anda herhalde.

-o zaman benimlede konuşmadığına göre, sohbet odasını neden açıyorsunki?

-buradan posta kutusuna gitmek daha kolay

-nasıl yani. bilmiyorum.

-üstelik sen sistemdeysen ve sana ileti gönderirsem,"Allah Allah, bu kızın sohbet penceresi neden kapalı?" diye sorgulamaman için. kısacası netteysem, bunu görmen ve bilmen için açıyorum burayı.

-peki. Arkadaşlık sitesini gördün mü?

-hayır, açmayacağımı söylemiştim. daha fazla mutsuzluk yüklemek istemiyorum kendime. kontrol edip de her defasında "ne olur tanrım, buradan çıkmış olsun" diye yakarmak yerine, senin dediğine inanmayı yeğlerim.

-sence ben şimdi bir şey yazmalı mıydım buraya?

-bilmem, soruyu soran sensin,ben de kendimce gerekçeli yanıtım verdim. üstüne ekleyecek sözün yoksa ,en azından bu konuda yazacak birşey de yoktur, öyle değil mi?

-yazamadığıma göre demek ki yokmuş. en iyisi, senin keyfini kaçırmadan sana iyi geceler dilemek galiba.

-her zamanki gibi güle güle. sanırım neden selamın devamını getirmediğim şimdi kafana iyice yerleşmiştir.

-yerleştirdin, hatta pekiştirdinde.

-ben kapatıyorum, haydi iyi geceler.

-sana da.benim çalışmam gerekecek.

 

 

7 ay 16 gün sonra ( Cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-tam çıkıyordum, selam veriyorum ve izninle,uyuklamaya başladım, iyi geceler… yazıyorsun diye çıkamadım, vaz geçtin... tipik senin davranış kalıbın.

-Canııııımmmm... dur ya... durdun di mi?

-Ayakta uyuyorum.

-ohhh...çok şükür çok geç kalmadım, n'olur bunları yapma artık bana.

-yahu Şermine canım sıkıldı

-n'oldu ki?

-şile de arsa satmışlar. 2 şer milyar falan almışlar. Işıl da aldı. kadın geçenlerde geldi ve gitti. Beni de aramadı.

-eeeee.e…bunda ne kötülük var?

-mekyup  yazıyorum, geri geliyor. Sohbet penceresindende yanıt vermiyor, kaçıyor. tek çare yanında kaldığı adamın posta kutusuna yazmak galiba.

-yani seninle ilişkisini mi kesti demek oluyor bu? ona ulaşmak zorunda mısın ki? senden kaçıyorsa, saygı duyup peşini bırakman gerekmez mi?

-her şey iyiydi. “ocak ayında artık borcunu ödemeye başlarsın” falan demiştim. 3500 usd ım var onda ya, sorun bu. yoksa kaçmaz. tüm sırlarını sanırım benden başka bilende yoktur adinin.

-eğer o nedenle kaçıyorsa bile, bence peşini bırak. sonra ararsa da senin yüz vermemeni öneririm. çünkü bu kaçış hiç de dostça değil, helal et yeter. bence beyninden sil at o parayı derim. eğer öderse de ekstra olarak görürsün, bulmuş gibi olursun. sen yürekten helal et birtanem, inan ki ferahlayacaksın.

-bağışlayayım? Türkiye den emekli olabilmesi için ssk primlerini ödedim. evinin kirasını, uçak biletini bilmem neyini verdim. bırakayım? ilginç... Ayrıldığım bir firmadada 9000 usd kaldı. iyide, benimde ihtiyacım varken, o sefa sürecek…

-kimlerde ne paralarımız kaldı. benimkileri de yaklaşık biliyorsun. hem de ne ihtiyaçlarım varken, hatta sürünürken... inan ki, huzur hepsinden önemli. herşeye rağmen "çok şükür" diyeceğimiz ne çok şeyimiz var baksana.

-evet biliyorum. bir sürü yerde kalan bir sürü alacak, bu durumda nasıl helal edebilirim. rahatını kaçırırım. afişe etmeli bu adileri.

-yapma ne olur, bir müslüman gibi davran, hatta "insan" olarak bile affet ve helal et. inan ki senin yüreğinin huzuru, tüm maddi değerlerden önemli.

-Allaha bin şükür ama bilmiyorum... şu an sağlıklıda düşünemiyorum belki. Dayanamıyorum, ben izin isteyeyim. gözlerim yandı ama 3 saattir buradayım. epey temizledim. kapanan adreslerim bile varmiş. telefon açıver.

-izin isteme yaa...n'olur yapma bunu. neden hep bana denk geliyor, senin meşguliyetlerin, uykuların, bilemiyorum inan. ne diyeyim, zorla güzellik olmaz, git yat ve güzelce uyumaya çalış öyleyse.

-bak şuna... tüm gün yamacımda sen vardın, sabah Işıl’a vereceğim Songül’ü.

-yanındaydım ama şimdi de dertleşmeye çalışıyordum.

-telefon açmanı bekliyorum. hiç olmazsa gözlerim problem değil telefonda. dün gecede az uyudum.

-farzet ki, uykuya yatmışız ve uymadan önce söyleşiyoruz.

-ama bir de bakmışsinki, sen bir şeyler anlatıyorsun ama ben, dalmışım derinlere... bunu ne zaman anlıyorsun. "değil mi?" diye bi soru sormuştun ya, ben de yanıt yerine hafiften hızar sesi çıkardığımda. J

-bunu çok iyi anlıyorum, seni tanıyorum çünkü. bakarsın sen de anlatırsın, konu ilgini çekerse...

-aslında 15 dakikadır hızar sesi vardı ama sen farketmemiştin. konuya öyle dalmıştın ki. çünkü bir elin saçlarımın arasında gezinirken, dalmış gitmişsin uzaklara...

-demek ki farzedemiyorum. Ne yapayım; seninle ilgili herşey beni ilgilendiriyor, kayıtsız kalamıyorum. haydi artık rahat bırakayım da gönlünce uyu, bensiz gecelerde nasıl az uyuyorsan?

-o temas zaten uykuyu davet ediyor; ninni gibi... sağol be kız. sersem sersem güzel şeyler yazdım di mi...

 

 

8 ay 5 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-sobe ama saatler önce girmiş olmana rağmen, ben aleni olarak seni ancak şimdi görebildim.

-çünkü ben senin nette olduğunu şimdi gördüm, görür görmez de ulaşılmaz olmayı kaldırıp kendimi meşgule aldım

-ilgisi? yani engelli miymişim?

-ne demek ilgisi? Anlayamadım... hatta amacım senden atik davranmaktı ama bilgisayar öyle yavaş ki beceremedim

-olsun ama sen bende engelli olmadığından, saatler önce görebilme olanağın vardı.

-ben görünmezdim, sen değil, görmedim işte ya hu. şimdi ileti atarken bir de baktım ki sistemdesin.

-ben de onu yazdım be kuzum. cezalısın.

- fakat bir şey söyleyeyim mi?

-söyleee

-senin online olduğunu görür görmez kalbim nasıl gümbürdedi anlatamam, ne bileyim kucaklaşmış gibi filan oldum.

-teşekkür ederim efendim. gururlandım doğrusu. yoksa "mütehassis oldum " da diyebilirmiydim.

-kimbilir, belki de beni de mutlu etmeyi ya da onurlandırmayı düşünerek başka ifadeler bile kullanabilirdin.

-ama şiddetleri farklı olsada, duygular karşılıklıdır. bizde hissediyoruzdur. sence kullanmadımmı?

-ben de mutlandım şimdi..

-o kadar, kadın milletine fazlası yok. aaa... idare etsinler be!

-kimler kimler idare edeceğiz? yani güzel bir laf ederken bile, bana özel olmasından imtina ediyorsun ya, helal olsun.

-kadınlar, kadınlar... bazıları onlara eksik etekmi ne diyor yaaa... hani sarışınları da olur yaa... onlar biraz ‘şey’ mi ne olurmuş ama merak ediyorum, sonradan sarışın olanlarda o sınıfa aitmidir? iyiki, çevremizde hiç sarışın yok. sen de...

-bu yazdıkların beni ilgilendirmediğinden katılımcı olamıyorum, bu konuyu sürdürürsen, sarışınlarla ve kadınlarla ilgili olarak monolog yapmış olacaksın bilesin. oysa ne güzel olurdu, direkt olarak diyebilseydin.

-iltifat etmek için önce bir sürü bıla bıla ettirdin, sonra iltifat ettik. olmadı.

- üstelik bunu iltifat olarak değil, gerçek görüşün olarak kabul etmeyi yeğlerim.

-olmazzzzz... olurda, olmaz. aslında haklısın. zira gerçek görüşümdür. aksı ifade bana uymaz, beceremem.

-işte simdi canı gönülden öyle mutlandım ki, sağolasın.

-şimdi söyle bakalım; neden ‘engelli’ idim sende?

- bak anlamamışsın işte. sen bende engelli değildin, ben ulaşılmazdım, yani beni kimseler görmüyordu.

-kimse... kimseler...nice..

-yani sohbet odamda kayıtlı olanlar. hepsini sayayım istersen.

-gerekmez ki…

-ne billiiiimmmm... öyle "nice" filan deyince...

-kocaman öpüldünüz ve izninizle posta kutularımı açmaya dönüyorum. sabah çiftehavuzlar şantiyesine uğrama olasılığımıda paylaşırım. belki kızlar sabah vakitli kalkamazsa, okula benim götürmem gerekebilir.

- seni çok bozmayacaksa, seninle yazışmak istiyorum. tabii buna senin de istekli olman gerekiyor. neyse ya, ben buradaki adamla pek iyi iletişim kuramıyorum artık.

-bence telefonda paylaş, zaman kazanmış oluruz. hemde sesim buradaki ekrandan iyidir.

-sonra anlatırım belki... haydi kolay gele sana.

-tercih senin. sana da.

 

 

8 ay 13 gün sonra (cuma)

2.KADIN’dan ERKEK’e

tüm uykum yitti gitti. Sana telefon açarsam gözlerimden kendiliğinden süzülen yaşların  hıçkırıklara dönüşmesinden  korkuyorum.  Bilmeni istiyorum ki, SENİ SEVİYORUM ve birbirimizi hakettiğimize inanıyorum. Gün olur sen de buna inanırsan , işte o gün aç bana kollarını, sımsıkı sarıl ve hiç bırakma. And içelim o gün yüreğimiz ve kollarımızla birbirimizden başkasını sarmalamayacağımıza. hatta andımızı bozmayacağımıza and içelim  ve bunu hiç unutmadan yürüyelim ömrümüzün sonuna dek.

 

 

8 ay 15 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN YAZIŞMA

“senin gururunu hiç kırdım mı”, ya da “ne zaman kırdım” sorusunun yanıtı “EVET” . Az önce bu akşamı ve geceyi bensiz geçirmeyi yeğlemen; gururumu fazlasıyla kırdı . işte olayın anası bu! “canım seni çekiyor, gel” “canım seni çekmiyor, dur”...  senin bu davranış keyfiyetin beni fazlasıyla zedeliyor. “Gönlünü ve kucağını açtın mı, hiç kapatma bana. Ya da beni iteceksen hiç açma” diye yakarışım bu yüzdendir. Seninle evli olmak hedefinden değildir.  Umuyorum ki, bu kez anlatabilmişimdir.

 

Günaydın. Annemlerde kaldım. Dünü seninle geçirmememin onur kırılması v.s. ilgisi bulunmamaktadır. Hazır olmak ve tercih… Zaten tersi durum halinde…

 

 

8 ay 17 gün sonra (Salı)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

-Hayırdır inşallah. Sana tüm ulaşma çabalarım boşa çıkıyor. Bir anlamda veremedim ya.  İyisin değilmi?

 

 

8 ay 19 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

SENDEN RİCAM, BİLGİLERİ VE İLGİLERİ OLMAYAN KONULARLA ÇOCUKLARIMIN KAFASINI KARIŞTIRMAMAN. SAĞLIKLI BİR İNSAN VE ANNE OLABİLMEK İÇİN VARLIĞINI TÜM BOYUTLARIYLA YAŞANTIMDAN ÇIKARMAK ZORUNDAYIM VE BUNU BAŞARMAYA KARARLIYIM. HEPSİ BU. HER ŞEY BECEREBİLDİĞİNCE GÖNLÜNCE OLSUN DİLERİM.

 

telgrafın telleri pattanak koparsa vede ulaşmak zorunda ve arzusundaysanız, en uygun kanala zorunlulukda olabilir. dileklerine teşekkür ederim. yöntemin pek şık olmasada, saygıyla karşılıyorum. sana istediklerini veremediğim için üzgünüm. İnsan ve 2.KADIN hep var olacak. etiler peyzajla ilgili gelişme ve bilgin var mı? Sağlıcakla, keyifle kal…Tatlısı…

 

 

8 ay 20 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-bunca yaşanmış güzelliği düşünürsek vede ortada tarafımdan yaratılmış bir saygızılık yokken, bir kısa yanıt vermeme nezaketsizliği, zayıflığı ve korkaklığı; açıkçası hanımefendilerine hiç yakışmadı, yakışmıyorda... her dost, arkadaş yaşamı sonsuza dek elele tüketmezler. hele koşulları henüz olgunlaşmamışsa ve acelecilikten ürkütülüyorsa.  olsun, mutluluğuna duacıyım. teşekkür ederim. iyi geceler.

YARIM SAAT SONRA…

-benden istediğin bilgiyi, sana vermeleri için insanları yönlendirdim. Bu bağlamda senin sözkonusu ettiğin 'nezaketsizlik' umrumda bile değil açıkçası. Sorumluluğumu yerine getirmek, nazik olmaktan çok daha önde gelen bir değerdir benim için.

-2.KADIN, istediğini verememiş olabilirim. Veremeyebilirimde ama kabalaşman gerekmiyor. karşılıklı kabalaşmamızı gerektirecek bir davranışımız olmadı. Lütfen, ben senin tanıdığın ERKEK, yada Recep ERKEKim. Ayrıca, az önceki ifadelerinden sonra senin kanalından gelecek yağmuru bile neyleyim ama geride kalan özverili, sıcak, yapıcı davranış ve yönlendirmelerin için teşekkür ederim. onlar sanırım benim seninle ilgili anımsamak, taşımak istediklerim.

-ne istiyorsan onu taşı. herkes kendi payını almıştır mutlaka. bu asla kabalaşma değil, sadece kendini koruma. ikimiz de biliyoruz ki; biz sadece arkadaş olmayı beceremiyoruz.

-Sen beceremeyecek olduğunu iddia ettin.

-anlamadım! neyse ya, sana bunca zaman anlatamamışım, şimdi mi anlatacağım. artık bundan da vazgeçtim.

-bu tavrının, olgunlaşmanın önündeki birincil faktör olduğunu anımsatırım. birden o mükemmel insanın kaybolup, ifadeleriylede olsa, tam aksi davranışa yönelebileceğini hissettiğin an kişi, nasıl ....neyse... sen yine değerlisin. Senide, kendimide germek istemiyorum.

-geçiniz efendi.... kişi aynı kişi... hep seni sevecek olan kişi... en azından, gerilmeme konusunda mutabıkız ve bu bağlamda; benimle zorunda olmadığın hiç ama hiç bir bağlantı kurma lütfen.

-nasıl daha mutlu, huzurlu olabileceksen…sana hep saygılı oldum, neden mutabık olmayayım ki? sadece davranışını şık bulmadığımı, yakıştıramadığımı ifade ettim. Zira, yaşanılanlar, kazanılanlar küçümsenecek boyutta değilki. ilişkinin bir başka boyutunu benimseyemediğinden, beceremeyeceğinden, haklı olarak kayboluyorsun.

-sen kendi şıklıklarınla avun dur. belki sığınacağın böyle uydurmaca, yüzeysel limanların da olmasa yitip gideceksin. kendini nasıl iyi hissediyorsan öyle yap, çünkü bir şekilde yaşama tutunmak gerek.

-özür dilerim. iyi geceler. benim sana yaklaşımım bu değil. dilerim saldırganlaşmadığın zaman görüşürüz.

-bana hiç ama hiç bir şekilde yaklaşma ne olur...

-evet, elimden geldiğince... üstelik bu gece yazdıklarını okuduktan sonra...  yüzüme bakılarak okunan kahve falları filan… boş ver. Gelecek, hemen şimdi.

-gelecek, gelmeli... Çocuklarımın senin nezdinde bir değeri varsa, yapmalısın bunu.

-pardon. anlayamadım. tabiki var.

-öyleyse; en azından onların, geceleri bir adamın koynuna giden anneleri olmama engel ol. bu utançtan kurtulmam ve arınmam lazım.

-çirkinleşme uğraşı içerisinde olan sensin. ya gerçekten çirkindin, ben göremiyor, “acaba” diye kaçıyordum, yada ben kaçtığım için özellikle çirkinleşmeye çalışıyorsun. dilerim ikincisidir. bunu kabul etmek, ya da mazaret uydurmak daha kolay. Lütfen çirkinleşme. koyuna, moyuna girmen gerekmiyordu…seni re….boşver. o pencereden bakıldığında artık istemiyorum zaten.

-keşke seni kendine gösterebilseydim. artık bundan da ümidim kalmadığından; gerçekten, koskoca bir ‘neyse’… anlaman gerekmiyor, uygula yeter. Senden bunları o kadar çok duydum ve o kadar çok aksini yaşadım ki, artık buna inancımı yitirdim.

-haklısın. seni anlamaya çalışıyorum.

-haaa, bir tek şey daha... sakıncası yoksa açık ev adresini alabilir miyim?

-vermen gereken bir şey varsa, bizzat verebilirsin yada atabilirsin.. sendeki kartımda adresim var vede hiç bir sakıncası yok. cüzzamlı değilim. ayrıca sapık, saldırgan eğilimlerimde yok.

-bende kartın olduğunu sanmıyorum. neyse, onu da bir başka yoldan bulurum elbet. bak ERKEK, burada sözkonusu olan şey, sana tavır filan değil, sadece kendi korunma kalkanım, o kadar.

-Evimin kapısını açmış olduğum senden, yazılı adresimin saklanması gibi bir şey olabilirmi yahu. korunma kalkanın olarak kabul ediyorum zaten ama ifadelerin, yanıtsızlığın "bize" uygun değil.

-sağol ve de gönlünce, keyfince kal ama gönlünce ve keyfince olanların içinde ben olmayayım. olmayan "biz" e uygun ya da uygun olmayan hiç bir şey de sözkonusu olamaz.

-ilişkiyi senin istediğin boyutta tamlayamamış olmamız, hırçınlaşmayı gerektirmiyor. bir boyutunda olmayacaksın ama 2.KADIN; verdiği mutluluk ve mutsuzluklarlada, görüşülmesede, her yönüyle, hep var olacak.

-ben hırçın filan değilim. aksine öylesine sakinim ki... nasıl oluyor da böyle algılayabiliyorsun, kavramakta zorluk çekiyorum. yaşantımda olmaman, senin tü-kaka olaman demek değil ki, hırçınlaşayım.

-geriye dön, önceki yazdıklarını oku. şu ankı üslubunla paralelmi, bir bak be koca bebek.

-hiç biri hırçınlık değil, sadece korunma kalkanı o kadar.

-yorum o değil. Peki, en iyi şekilde korunman, ERKEKi beyninden bir yerlere uzaklaştırabilmen için dilediğince takıl. eminimki; onunla olamasanda, sende ERKEKi mutsuz görmek istemeyeceksin.

-geçmişindeki tüm insanlar, belleğinde nasıl varsa, elbette ki 2.KADIN da varolacak, bu yadsınamaz

-tüm insanların ötesinde, salak… o kadar azki…

-tabii ki herzaman duacınım ve biliyorsun ki yanında (fiziksel olarak) olmamama karşın, senin için hep en iyiyi ve güzeli isteyeceğim ve seninle hep onur ve gurur duyacağım.

-bunu biliyorum ama o insana karşı hırçınlaşma. o insan bundan çok mutsuz. birde senin mutsuz olabileceğini düşünerek dahada mutsuzlaşıyor.

-beni mutsuz eden o kadar çok şeye sahipsin ki ERKEK, senin mutsuzluğun lüks kalıyor inan

-üzüldüm.

-neden ki? öyle olmasa idi; şu anda belki de birbirimizi koklayarak uyuyor olmayacak mıydık? ben bunca iradeyi neden gösteriyorum sanıyorsun?

-bence yanıt/larım pek hoş ve tamin edici olmayacak, kısır döngüde kalacaktır. sanırım bunun yanıtını son konuşmalarımızdan birinde vermiştim ".... karşılanamaz ki..."

-doğrusun, kısır döngüyü artık yaşamayalım ve yaşatmayalım birbirimize. bilinirlikleriyle ve de bilinmezlikleriyle, tüm yaşanmışlıklarımızı, onlara sahiplikle belleğimizde bırakalım ve birbirimizsiz yürümeye alıştıralım kendimizi.

-kesinlikle. hele bu haftaki tavrının, sana istediklerini verememem konusunda ne denli haklı olduğumu bana göstermişken... çünkü, zaman zaman, senin istediklerin konusuna kendimi çok yaklaştırdığım anlar da olmuştu.

-bak işte; ne denli tek taraflı bir yorum içindesin. çünkü sadece sen bana istediklerimi verememiş değilsin. ben de sana vermedim ki, biz bu noktadayız. senin istediklerin bana yetmedi, benim istediklerime sen yetemedin, bitti...

-doğru. aynı duygu yoğunluğunu yaşamıyordukki. mantığımın dümeniyle zaman zaman yaklaşıyor, sonra bir şeyler ürkütüyor ve  geri gidiyordum. Sorun, senin veremediklerin değilki. Senin tarafından bütünün istenmesi…

-olur mu hiç? şimdi ben; sence olması gerektiğin gibi bir ilişkiyi onaylıyor ve uyguluyor olsaydım, burada yazışıyor mu olacaktık?

-ama o bütün. devamı yada başkası yokki. olmamalıda... ve ben ne bütünü verebiliyorum, ne de isteyebiliyorum.

-yok canım, Allahın var, istemeyi pek güzel beceriyordun. beceremeyen bendim ki, buradayız.

-bahsettiğin tarz ilişkiyi sağlayabileceğim epeyce aday var ve ben geceleri yalnızım biliyorsun. bu gece de…

-ah, istemekten kastım cinsellik değildi.

-farklı şeyleri anlatıyoruz galiba. aslında sayısız kez konuşupda, uzlaşamadığımız konuda bu.

-kesinlikle. belki de bu istekler, sahiplenmeden değil, kıskançlığından kaynaklanıyordu.

-ama benim tek anladığım; sen dahil, henüz kimseyle yaşamımı birleştirmeye hazır olmadığım ve sevgili 2.KADIN ında yaşam birlikteliği olmaksızın bir ilişki yaşamak istememesi. saygı duyuyorum.

-işte yine dönüp dolaşıp, takıntılı olduğumuz konuya geldik.

-dilersen, şimdi yeniden bulaşmayalım. sen benim için bugune dek olabilen en iyi dostlarımdan biriydin. onu kaybetmeyi istemiyordum. kadın tarafından çok öte benim için o. kavrayamadın.

-senin istediğinin ne olduğunu sanırım kavradım. sen 2.KADINın yaşam arkadaşı olmalıydın ama 2.KADIN senin yaşam arkadaşın olmamalıydı. o senin olmalıydı ama sen onun değil…

-asla. eğer bir gün, bir ilişkiye hazır olursam; iki yönüde tam olmalı.

-ama bu günkü gerçekliğinde istediğin buydu.

-uzatmayalım. seninle ilgili yenemediğim bunca korku varken; nasıl "tamam" diyebilirdim. zaman zaman, yorumuna yaklaştığımız olmuştur. yaklaştık sadece. ama çoktandır istediğim, kadın; insan, dost 2.KADIN.

-hangi korku ya? Korkusuz yaşam mı var? ya da olsaydı ne denli tatsız olurdu. Olabilecek tek korkumuz karşımızdakini kaybetmek olabilirdi ve kaybettik. Yani efendi; korktuğun başımıza geldi de sen farkında bile değilsin.

-zaten beni üzen tarafı bu. korkuları yenemeyeceksem, zaten kazanamayacaktık ki… Bugün kaybetmekten bahsedelim. evet, kaybettim, kaybettin, kaybettik ama yaşam arkadaşı adayımı kaybetmedim.

-?

-yoo… doğru yazmışım. adaylık bile tartışılabilecek konumdayken, kaybedilen bir şey yok.

-kastettiğin aday ben isem ve sen bu ERKEKsen; ben adaylıktan gönüllü olarak çekiliyorum.

-kaybedilen dost, insan… çekilmiştin zaten. Üstelik bunca pozitif yanına rağmen, sen bana dünyayı zindan ederdin. tek hata, yanlış kulvara girmemiz. Ömür boyu birbirimize destek olabileceğimiz, paylaşabileceğimiz insani boyutumuzu elimizin tersiyle itmemiz… girdiğimiz kanalda sanki bi bok vardı... bir çok açıdan, karşıt değiliz.

-giderayak, sana yine dostça bir şey söyleyeceğim; yaşamın güzelliği ve katlanırlığı, karşıtlıkların dengesi üzerine kuruludur ve ben çok iyi biliyor, yürekten hissediyordum ki, biz birbirinden asla bıkmayacak, asla yılmayacak iki insandık. sürekli enterese edecektik birbirimizi. hatta; hiç kimse aramıza aranağme niteliğinde bile giremeyecekti

- ama yetmeyecekti. geri durmam bundandı.

- öyle bir yetecekti ki... hatta her yönüyle fazla bile gelecekti. yaşama doyuracak ve belki de bana şimdiye dek hiç diyemediğim "iyi ki yaşıyorum" u dedirtecekti. çünkü şimdiye değin hep "madem ki yaşıyorum" dedim.

-Benden önceki yaşamışlıkların, aradaki fevri çıkışların, çocukça küslüklerimiz, başka amaçla söylenmiş yada ilgisiz bir sözcüğe günler sonra takılıp kalman, bazı kıyafetlerin, sevgili şefinle yemekte yaşananlar… bunlar faktör. "keşke"... ama iyi tarafın, olumsuzlukları hemen giderme gayreti içinde olman.

-bu dediklerin öyle enstantaneler ki, yaşam bunların üzerine kurulacak ya da cayılacak kadar basit olmamalı. o çocukça dediğin küslükleri nasıl arayacaksın, nasıl arayacağım bilir misin?

- bazı yönlerini arayacağım mutlaka... sende…

-bazı şeyleri değil, sen de bal gibi biliyorsun ki; beni bir bütün olarak çok özleyeceksin ve yine biliyoruz ki, bizim oluşturabileceğimiz ikili, yeryüzünde varolabilecek optimum ikili olacaktı. birbirimizden neler alıp, neler verebilecektik ve bunlardan öncelikle yakın çevremiz, ardından belki de tüm insanlık nasibini alacaktı.

-özlüyorum ama yaşamımı teslim edeceğim kadın olarak kabullenemdikten sonra… kısmet değilmiş. aşamadım. veremediğim sadece yaşamımdı, yaşam ortaklığımdı.

-bu asla ve asla yaşamını teslim etmek olmayacaktı. bu bir teslimiyet değil, zafer olacaktı. Çünkü, teslimiyeti şimdi yaşıyorsun.

-evet, teslim oldum,yürümüyorum. zaten sen, yürüyemeyeceğimide çok net algıladığında sahayı darmadağın ettin.

-ortaklığı bölünmek değil de çarpılmak olarak kavrayabilseydin, ne zenginlikler doğacaktı bizden.

-sinerjimizden müthiş bir enerjinin doğacağını ben de kabul ediyorum ama kabul edemediklerim sorundu. Bu boyut olamayınca, büsbütün saklanmayı seçmen dahamı doğru? doğru yada eğri, hangisi seni daha mutlu kılacaksa, devam et ama benim dostluğum, duam hep seninle olmaya devam edecek.

-sorun diyerek sığındığın korkuların, az önce de yazıştığımız gibi en korkulması gerekeni yaşattı ikimize de. bundan sonrasında, tabii ki yaşamaya devam edeceğiz ama ne denli yavan bir yaşam olacak, var sen düşün...

- kader. beceremedik.yaşanmışlıklarını silebilme şansın varmı? kabullenemediğim ters dönmelerini?... evvelki gün evde yemek yoktu. nasılda aradım seni. dışarı çıktık yemeğe. bir pilav yapmayı bile öğrenememişim.

-Ben senin yaşanmışlıklarını silebiliyorken, sen benimkileri neden silemiyorsun ki? Senden öncesinde, iki çocuğum dışında birşey yok ki zaten...

-öyleyse neyi dert ediyorumki! yapma alahaşkına.

-ben senin benden önce yaşadıklarını silebiliyorum. biliyorum ki; hiç bulamamaktansa, seni bulmuşum. buna şükrediyorum.

-teşekkür ederim. doğru ama ben silemiyorum. farklıyız. en azından teslim etmem gereken bir ….

-bir ara bilgi sana. Görkem bölüm birincisi olarak tamamladı bu dönemini. not ortalaması 4 üzerinden 3.69.

-benim adıma tebrik et. Çok mutlu oldum. Aferin. dilerim o ve Ece, yaşamlarının bütününde, senden daha mutlu olurlar.

-işte bu gibi yaşananlar da, yaşama katlanabilme gerekçelerimi oluşturuyor bundan böyle.

-bundan önce de…

-zaten bunu söylemiştim,senden öncesinde yalnızca ikisi var diye...

-onlar seni terkedene kadar, hep onlar önde olsun. zaten ne kaldıki?

-madem o kadar yazdım, biz birbirimizle kısmi olamayacak kadar bütünüz ERKEK. her ne kadar aksini dediysen ve yaşamaya çalışsak da beceremediğimizi sen de kabul et, ne olur. bu bütünlüğü yaşamaktan, her ikimizi de alıkoyduğun için, sadece kendini değil beni de cezalandırıyorsun. Sen ki; bana en ufak bir zarar gelmesine en büyük tepkiyi vermeye hazır olansın.

-defalarca söyledim, yazdım, beceremedik. ben bütün olamam henüz. büyük oranda, seninle ilgili aşamadıklarım nedeniyle beceremedik. daha doğrusu ben beceremedim. haklısın, beceremediğimden sende cezalanmış oluyorsun ama becerebildiğimde ben cezalanmış olmayacak mıydım? bu sorunun yanıtını bulamadımki?

-becerebildiğimizde bu ikimizin de ödülü olacaktı. hatta insanlığa ödül olacaktı. çünkü biz karşıt değil, birbiri için yanyana iki insandık.

-sende o kadar aceleci oldunki; daha sorunun yanıtını bulamamışken, cevap kağıdını işaretlemeden bırakıp çıktım. Her benzer tartışma, beni daha geri itti. sonra biraz toparlattın ama yeni bir baskıyla, bu kez ilerlenenden çok geri gidiş…

- hangi baskı ya? benim sana kendiliğimden verdiğim, verdiğim için de senin hoşnut olduğun ve beni vermeyerek hoşnut edemediklerin mi? sen özünde bunu kavradın. aradan geçen bunca zaman ve süreçten sonrası rötar yapmaktı.

- en azından "bunca zaman ve süreç" ifadesi baskı değilmi?

-kesinlikle baskı değil. 2.KADINı herşeyiyle, her yönüyle tanıdın artık. yeni bir 2.KADIN yok. geçmiş dediğin de, tüm aleniyetiyle serildi ortaya.

-Seni tanıdıkça artan endişelerimde oldu. benim için çoğu kez insanlığın daha baskın olmaya başladı. tanıdıkça dünya görüşü farklılıklarımızda belirginleşti. kabul etmeliyimki, ben sana nazaran daha muhafazakarım.

-o endişelerini arttıranlar, yaşamın nasıl da tuzu biberiymiş, bunu onlardan bile mahrum kaldığımızda anlayacağız sanırım ve bunu hiç bir şekilde ve hiç kimseyle dolduramayacağız. ona bakarsan, ben de sana nazaran daha adilim.

- evet. yalnız, karamsar, berbat bir gece. haksızlık etme. adaletsiz neyimi gördünki? karşılık verememek, adaletsizilik değildir.

-sadece bazı sohbetlerimizi anımsa yeter. olabildiğince adilsin evet, ama benim kadar değil.

-onlar; bir başkasının hakkını gasp, tecavüz değil. Sadece; “ben yiyemiyorum, buyur sen ye” dememekki, aksini göstersende, bu konuda sen hepimize şapkayı ters giydirirsin. en takdir ettiğim yönlerinden biri bu.

-yani ERKEK, birbirinin aynı olmak, sadece can sıkar, en azından benim canımı sıkar. koşut olmakla, aynı olmak çok farklıdır bence.

-aynı olmamak, evet doğru. ama ‘tamamlamak’ gerek. team dediklerinden…

-kendini, birbirimizi tamamlayamadığımıza nasıl inandırabiliyorsun? eğer biz tamamlayamıyorsak, tamamlanmak ütopyta olsa gerek. kaldı ki; ERKEK öncesinde, bunun yalnızca bir ütopya olduğunu düşünüyordum.

-tamamlarken, dışarıya sarkan kısımlarımız rahatsız ediyor. tamamlayamasaydı, hala bunca uğraşı veriyor olmazdın. Bende hala seni özlüyor olmazdım, salak.

-o rahatsız eden sarkanları kesmeye ya da törpülemeye çalışmak yerine,  neden tümünü yok etmeye yönelik bir tercih yapıyoruz  biz? dediğin gibi; biz bu kadar mı salak ve beceriksiziz?

-evet. çünkü baskıya gelemedim, bütüne hazır değildim, aşamadım. çünkü, korkutuyordun bazen.

-bence sen bardağın boş kısmını görmeye çalıştın.

- evet. ama yarısı yada belli bir kısmı boştu.

-sadece küçük bir boşluk nedeniyle, bardağa ve içindeki suya haksızlık etmiş olmuyor musun? Sen beni nasıl korkuttuğunu bilir misin? beni çeşitli vesilelerle seni takipçi yaparak kendi kendime bile şaşırtan, korkularım değil midir?

-evet, belkide küçük bir kısmıydı ama suyun bardakta durulmasına tahammül edilemediki, ne kadar kısmının dolu olduğunu net algılayabileyim.

-yok be ERKEK, su ve bardak epeyidir orada duruyordu, belki de, sen görüyor ama bakmıyordun.

-vallahı bakıyordum ama bazen masanın yanından geçerken senin rüzgarın bile bardağın kabarmasına, bulanmasına yetiyordu… ama bazen.

-baktığın zamanlarda ise "tamam oldukça dolu ama azıcık boşluğu var" diyordun

-o bazenleri aşmadım….evet, aynen öyle diyordum. “bu kadarı tolere edilebilirmi?” diye düşünürken, keten helva el fatiha…

-oysa, bir daha bu kadar dolu bir bardak olmayacak bakabileceğimiz. olmayacağını bildiğimden, umamıyorum bile.

-umarım olur…belki,  kimbilir... ama pozitif olmak lazım. Sen benim dostluğumu bile reddederken, nasıl pozitif olacaksınki? Ama sen benden güçlüsün. geçmişdeki sıkıntılarını anımsadıkça…

-pozitif olmak, evet.... ama bir kez başa gelecek ve tüm yaşam boyunca bir kişiyle yaşanacak, hatta pek çok kişinin yaşamadan yaşantısının noktalandığı bu mükemmelliğin, bir daha yaşanamayacağının bilincindeyim. hatta bunun üstünde yaşanılabilecek bir şey olamayacağından; bundan sonrasında yaşamaya çalışarak kendimizi avutmaya çalışacağımız her paylaşımın yavanlığını gördükçe daha da kahrolacağız ve belki de kahredeceğiz paylaşmaya çalıştığımız günahsızlara..

-seyahat tarihin bellimi? bu kadar inanmışlığında kahrediyor beni. neden bende ikna olamadım? berbat bir yaşam... 2.KADIN yok, arkadaşlık sitesi yok, pilav yok. Avizenin yeri değişmedi, boş duruyor. Kızlarım bile yok…

-ama ne var biliyor musun? baskısız bir yaşam var sence,öyle değil mi? hani 2.KADIN baskı yapıyordu ya sana...oh be.... 2.KADIN yok, baskı yok.

-bu gece o kadar hüzünlendimki, yorgun olmasam çıkıp denizin kenarında oturacaktım. uykusuzdumda. sana denk gelmesem çoktan sızmıştım zaten.

-neyse, pek çok lafladık yazışarak da olsa. hüzünlerin biraz dağılmış, yorgunluğun biraz alınmıştır belki.

-artan yanları!ama sohbetin belli kısımları rahatlatmadı.

-sana neyi sormayı istedim hep biliyor musun?

-bilmemki?

-beni bu denli yürekten seven bir insan olarak; seninle yalnızca dost olsaydık ve ben sana, seninle olan birlikteliğimi anlatsam, seninle dertleşsem; bir dost olarak bana nasıl öğüt verir, yol gösterirdin acaba?

-olsaydık... bana göre  yine de olabilirdik ama sen “olamaz artık” dedin. Sana;

“bir şey bekliyorsan, o adamın koynuna girme ama mutluluk koynuna girmekse, hiç geri kalma. Daha ötesi bir başka güzellik ama burasıda güzel” derdim… “ama ezilmeden, eşit alıp veriyorsan…”  senin ifadenle; "kendini kedi, seni fare görmüyorsa... ama benim bildiğim kadarıyla; sizin hikayede ne kedi vardı, ne de fare. yani çirkinlik yaşanmadı süreçte”derdim.

-peki, “o vakit, ben niye böyle çirkin, kirlenmiş hissediyorum kendimi?” diye sorsam ne derdin?

-ASLA. Böyle hissetmen için bir neden oluşmadı.

-bunu da son bir haftadır yaşadıklarımıza dayandırarak sorsaydım...

-senin insanlık, kadınlık gururunu incitecek neyimiz oldu ki?

-hissetmem için oluşan nedenleri anlatabilmem için, sanırım yaşadığımız o anları filme almam gerekiyordu. bir kadın (ya da benim) için ne acıdır ki; sadece o anlarda, canım ya da kadınımmmm deniliyor…

-pencerelerimizin farklılığı demekki. dediğin gibiyse, öyle algılıyorsan, diyebileceğimiz ne olabilirki? üzgünüm. sanırım o kelimeler, orada denebilecek en uygunlarının başında geliyordu.

-sadece o anlarda sahiplenilmek gurur kırıcı işte. ya da giydiğim kıyafetin uygun bulunmadığında. ya da... ya da... bu böyle sürer gider.

-ortada sorun yokken, sorun olduğundaki tepkiyi gösteremezsinki?

-anlatmaya çalıştığım; senin gururumu kırmak için bir çaba gösterdiğin değil, benim gururumun kırılması... kırmakla, kırılmak çok farklıdır. Özellikle yapmıyorsan, bu yük getirmez insana. Ben de sana yük getirmeye çalışmıyor sadece bende oluşan yitmeleri, kayıpları anlatmaya çalışıyorum. Hani o sana başlıklar halinde mesaj olarak gönderdiklerimin açılımını yapıyorum. Bir düşünsene; bu konumumuzla bile, seni bırakıp gitmeye kıyamıyorum şu anda.

-masada uyuklamaya başlamışken bile, ben de...

-sen bırakıp gidene dek burada kalmaya , sen önerdiğinde içimin “cıızzzz” edeceğini bile bile üstelik... üstelik sabah ezanları da okunmaya başlamışken...

-Allah günahlarımızı affetsin. şansımız, rızkımızı bol eylesin. Dağa çıkılamıyorsa, yamacımda bulunmak çok mu berbattı?

-dileği dağa çıkmaksa, yamacında oyalanamaz ki insan. Eğer yamaçlarda olmaksa dileğim, zaten dağı manzara olarak görür gözlerim.

-bu yıl kış çok ağır geçmiş, dağa çıkılamıyorduki. kuzcuklar o yamaçlarda beslenir. yemyeşildir. Heyelan olmazsa, hiçbir riskide yoktur. zirve öylemi?  aşırı risk…

-adı zirvedir ya da yamaçtır… risksiz hiç bir şey yoktur yaşamda. sadece oranları değişir, öyle değil mi?

-Artık  uyuyalım. kör topalda olsa, seninle konuşmaktan bile keyif aldım bilesin. sen şimdi sabah kahvaltıda hazrlamazsın bana. bak bunu uyku sersemliğiyle yazdım.

-bu bağlamdaki keyifsizliklere "merhaba" deme sözünü,  unutmaman için bir kez daha hatırlatarak sana veda ediyorum. İçimdeki dileklerimin seninle ilgili kısmını zaten fazlasıyla biliyorsun. Bu nedenle yinelemeyeceğim.

-benim dimağım bunu şimdi çözemedi ama , olsun. iyi bir şey dedin galiba.

-sadece, kısaca, HOŞÇAKAL.

-sende tatlısı. dilediğin zamanda ara.

-Böyle bir şey olmayacak ve sen beni dilediğin zaman kesinlikle arama LÜTFEN.

-ok. doğru olmasada, nasıl daha mutlu olacaksan...

 

 

8 ay 24 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, iyi geceler. kolay gelsin. Hakanla bir problem olmadı, değilmi?

-Olmadı, ona seninle b.köy için buluştuğumuzu ancak ikimizin de b.köyden çok daha önemli bulduğu kendimizi konuştuğumuzu söyledim. Zavallı patroncuğum, O da bıktı bizim zırt pırt ayrılıp, birleşmelerimizden…Bu arada benim ücret işini de konuştum Onunla. aynen sana söylediğim gibi anlattım, bana "haklısın" dedi ve ekledi "bunu sen söylememiş ol, ben de duymamış olayım ki, sana hazırladığım sürprizin tadı olsun"

-eee... vay akıllım. kurnaz, çok iyi oyuncu,helal olsun.

-sadece şunu sordu; "ne olursa olsun,benimle çalışmaktan ayrılmaya kararlı mısın, yoksa seni tatmin edecek bir ücret alırsan devam eder misin?" diye. ben de " seninle bir sorunum yok, hatta birlikte çalışmaktan çok keyif aldığım bir meslektaşımsın, ancak benim ederim bu olmadığı için kendimi daha fazla kötü hissetmek istemiyorum" dedim. bakalım ne olacak? bekleyelim ve görelim.

-prim verecek

-iyi düşündün. sanırım öyle bir şeyler de olacak.

-senin adına mutlu oldum be kız.

-biliyorum....hatta şunu da biliyorum, en mutlu sen oldun. Seni arayıp, bunu paylaşmayı çok istedim.

-bende bir ara çok düşündüm seni aramayı ama rahatsız etmekten, üzmekten kaçındım. aslında kutlanacak bir gelişmeydi. çocukları da saat 6 da vermiştim zaten.

-nasıl yani? çocukları nereye verdin ki?

-Işıl’a

-hayırdır, artık annede mi kalacaklar tatilde?

-yooo, temmuz sonuna kadar kalacaklar. o nedenle Işıl şimdilik iş aramıyor zaten. Çocuklar Temmuz’un 10 gününü Ordu’da geçireceğinden, bu aydan aldı onları.

-anladım şimdi. sana zor olacak gibi...özleyeceksin; seslerini, uykuda onları öpmeyi. buzdolabının boş olması...bunlar acıtır insanı.

-dilediğimde alırım onları, engel olmaz Işıl. özlemesem dün gece 10 da gidip alır mıydım? Çocukları, 5-6 günde saroz a falan gönderebilmeyi düşünüyorum.

-beni de özledin mi?

-yanıtını biliyorsun

-umduğum yanıtsa, haydi gel beni de al.

-saat 2... benim sabah erken işim yok.

-ben büyüdüm artık.

-o ne demek

-10 yerine 2 de de alınabilirim demek.

-okey,telefonu çaldırınca inersin ama 5 dakika  daha bir kaç posta okuyayım... çıktım

-peki...ben de bir Çetin Altan yazısını düzenliyordum, ona devam edeyim çıkıyorum. ayrıca, beni almaya gelmek için hazır olman, benim için yeterince mutlandırıcı. bu nedenle sen işine devam et, ben kendim geleyim istersen.

-çıkıyorum

-pekala, bekliyorum öyleyse.

 

 

8 ay 26 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-aaaaaaa....

-eeee

-sen kendini ekleyebiliyor musun benim sohbet kutuma? çünkü bende senin hiç bir adresin kayıtlı değildi. şimdi mesajını okurken, bir baktım seni sistemde gösteriyor. hemen sohbet penceremi açtım.  ne göreyim, oradasın.

-eve geç dönünce, ancak bu saatte girebildin nete galiba.

-doğrusun, geldiğimde yarım gibiydi. şimdi de çıkıyorum. biraz uyuyayım. yarın yine yorucu bir gün beni bekliyor.

-iyi istirahatler size efendim.

-Sağolasın, iyi geceler. Senin bilgisayarın saat ayarı bozuk galiba, 3-4 saat geriden gidiyor, bir kontrol et istersen.

-biliyorum ayarlanamıyor yada ben beceremedim. sahibi gibi oda yaşlı ve pörsümüş

-uygun bir zamanda bakarız istersen. yaşlılığı kendine yaraştırmayan birilerinin eli değerse, düzelir bakarsın. J

-kimbilir, neden olmasın

-ben bülenti de yolculayayım da gideyim artık. bu hafta sonu bölge sorumlusu olarak libya, tripoli’ye gidiyormuş.

-bülent falan değilim, iyi sohbetler olsun size.

-sana bülentsin demedim ki zaten, komik adam...

-teşekkür ederim. haddim olmasada, pek haz almadığımı biliyorsun. en azından benimle paylaşma.

-yaramazlık yapma... yirmi beş senelik okul arkadaşım ya hu. el insaf....

-ne bileyim, o kadar çok herif varki, hangisi hangisidir karıştırıyorum vallahi. Pardon, sen alkollüsün galiba.

-bilirsin ki yalnız içmem. sen yakınlarımdaysan, sensiz de içmem.

-şüphesiz tüm gece yalnız değildinki.

-vallahi yapayalnızdım.

-aaaa .. neden?

-saat tam 12 yi vurduğunda çıktım ofisten

-çalıştın yani. bende 12 de çıktım evden 1.20 gibi döndümdü bu gece.

-gece yarısı mı yani?

-evet. Eceyle akşam konuştuğumda, “annem bu gece geç gelecekmiş” deyince, programın var diye düşünmüştüm.

-evet canım, çalışma programım vardı. yine de hedeflediğim yolu alamadım. sen nerelerdeydin bakalım?

-sahile indim. sonra, bakmışım ki üzerimde cüzdan, kimlik yok. bankta oturdum, sessizliği dinledim ve dondurma yiyemeden döndüm.

-yalnız mı? ah kıyamam. “beni arasaydın” diyeceğim ama telefonum yanımda değildi. keşke ofisi arasaydın.

-gecenin o saatinde tanışacak kimse bulamadım maalesef. Yalnız, senin arkadaşlarınla olduğunu düşünüyordum, rahatsız etmemek için aramadım. akşam “yürüyelim” demek için aramıştım. bilgi vermek zorunda değilsin, tamamen senin tasarrufun, sorumluluk anlayışın. memlekette demokrasi var.

-Arkadaşlarımla olabilirdim tabii ki ama böyle birşeyi sana bilgi vermeden yapmayacağımı biliyorsun değil mi? zorunda olduğumdan değil, sana sorumlu olduğumdan yaparım bunu. bu bağlamda tabii ki zorunda değilim ancak benim ne yaptığımı, nerede olduğumu bilmek sana kendini iyi hissettirmez mi? ancak, seni ilgilendirmiyorsa, gereksiz bilgiyle de yüklemek istemem seni.

-haklısın, örneğin bu geceki yanlış yorumum... üzülmedim desem yalan olur. oysa sen ofisteydin.

-beni tanıyan olarak, böyle bir yorum yapabilmiş olmana şaştım doğrusu. hem de aç acıma... eve geldiğimde ise iştahım filan kalmamıştı. hala da aç oturuyorum.

-bak buna üzüldüm, evde yemek varmıydı?  Gelince hafif bir şeyler yeseydin.

-neyse boşver. uyuyunca geçer nasılsa.

-evde bir şeyler yoksa, istersen sana kahvaltı hazırlarım. azıcık tase fasulyede vardı.

-sağolasın canım ama sabah benim için erken kalkma. hazır okullar kapalıyken geç kalkmanın tadını çıkar.

-En geç 8 de ayaktayım. telefon falan geliyor. uykulu sesle şık olmuyor. güya burası aynı zamanda ofis ya…

-aaaaa..sen “şimdi gel” diyorsun, öyle mi? çay da demler misin?

- iki dakikamı alır.

- tamam, ben de fırından çıkmışsa sıcak ekmek kapıp geleyim.

-bencede, tereyağımı süreceksin, bana yasak biliyorsun.

-bak iştahım açılmaya başladı bile. aman yaaa, ne de uyuyorsun ya yasaklara...

-ama uymalıyım, yoksa dört kolluya koyacaklar.

-iyi sen uy öyleyse, ben de karşında yumulayım ekmekle tereyağına. peynir filan var mı, getireyim mi?

-yarasın,var.

-geliyoruuuuummmmmmm......

-kapıya gelince çaldır, otoparkı açayım

-anlaştık. 10 dakikaya görüşürüz.

 

 

9 ay 7 gün sonra (pazartesi)

ERKEK’ten 1.KADIN’a

“MERHABA. MUTSUZLUĞUNU ASLA DÜŞÜNEMEM, DİLEYEMEM.. ALDATILMIŞ OLSAM BİLE.. SON İKİ MASUM YALANINI  DA BİLSEM BİLE.. AMA, AFFEDEMEYECEĞİM.  MUTLU OL E Mİ.. ŞAŞKIN”

Yanıt Beklemeksizin, saat 14 civarında yazdım bu mesajı.

13 ay önce yürümeyeceğine inanıp, tepkimi verdiğim, geçen sürede zaman zaman ateşin harlaması gibi kısa, keskin filizlenmelere karşın, mayanın tutmayacağına olan inancımı değiştiremediğim bir ilişkinin finalinin bu denli etkisinde kalabileceğimi düşünememiştim. Daha önce de finaller olmuştu. Hem de çok kere. Çok kere de “nasılsa, 3 – 5günde çözülürüz” diye düşündüğümüz finaller. Hani, karşılıklı “bitti” der, sonra biraz uzak dururuz; ardından da, “n’aber, ne yapıyorsun?” la tekrar başlayan final sonraları...

Ve kezlerce sahnelenen komedi. Beraber yapamayız ama başkaları ile de olamayız. O kadarda çok seviyoruzki. Böylede aşk görülmediki. Her ama her gece benimle sevişiyormuşda, evine girmem; özellikle çocuklar nedeniyle, yakışıksız olurmuş ama hayallerimizi hep o evde yaşıyormuşuz ya... daha neler neler...

Perşembe akşam saatlerinde aradı. Berbere gitmeye hazırlanıyordum. Ardındanda Dursun la yemek yiyecektik. “Peki, gel” dedim. Zira ses tonu berbattı, yalnızdı, kırıktı.

Eve girmeden, yemeğe gidelim diye dışarıda karşıladım. "Hemen değil"dedi, eve çıktık. Ağlayarak, hastanenin başkanının, iş başı kararını resmileştirmeden önceki son dakika tanışma ve konuşmasında, eski kocasıyla ilgili söylediklerinin etkisinden kurtulamadığını, o an renginin allak bullak olup hastaneyi terk ettiğini aktardı.

Tekstilci arkadaşını, mali denetime aldırarak batırdığını, adamın kendisine ancak kendi kullandığı aracını emanet verebildiğini ( kaza yapınca kızkardeşim Nurdan’ın arabasını kullanmış. iki gün boşlukta kalmaya dayanamamış ve bir beyden araç talep etmişti. Benim gerçek finalim bunu söylediği andı.)

Ve yaşadığı diğer rezillikleri aktardı. Yalnızdı, ihtiyaç duyuyordu ama uzak mesafelerdeydik. Birde Ali nin yeni parti kurmasından falan bahsetti. Eski kocasının; arada hiçbir şey yokmuş gibi arıyor olmasınıda hem anlattı, hemde mana yükleyemedi.

Evden çıkıp, Maltepe sahilde yedik akşam yemeğimizi. Arada bizide konuşuyorduk. Hatta, geçen hafta florya sahilindeki gerginliğimizi, “oradayım” deyip 30 dakika sonra gelmesini, cimriliğini, giydiği kıyafeti, kendisinden başkasına konuşma hakkı vermemesini falan eleştirdim. Aksi tez geliştiremedi.

Seks yapmamamızı söyledi. bende yeniden mantar olmuşmuş, ilaç aldıracakmış. Yaşantımda olmadığı süreçte ilişki kurduğum 1.KADIN'ın masumiyetini aktardım. Yani, reddetmedim. Zira geçen haftalarda sorduğunda, iki ayı bulan görüşmemezlik devresinde bir ilişki denediğimi söylemiştim zaten. Keşke itiraf etmeseymişim. O etmezmiş. Peki, yaşamış olamazmı? Yaşamamışmış ama söylemek, itiraf etmekde pek doğru olmuyormuş. Buyur, cenaze namazına.  Zaten, geçen yıl bir sohbetimizde, başka bir konudan bahsederken;  “yanında yakalansan bile reddedeceksin arkadaş” diye söylemişti. Gelde şimdi güven.

Aslında zaten güvenmiyordum ki. Hele son yıl... Hani onun deyimiyle, üzerine daha az gittiğim, daha az bunalttığım aylar… Amacım, bunaltmak falan değildiki... kopmuş, bitmiş bir ilişki ve arada birlikte yaşanan keyifli zamanlar. Birde hekimliği ve belki küçükde olsa iş girişimi olasılığı... hepsi bu kadar. Benim değilse, bana ait değilse neden merak edecektimki? etmiyordumda...

Sahilde yürürken; 300 sayfa kadar anılarını, daha doğrusu, eski eşiyle yaşadıklarının rezillik finalini yazdığını, internetten tanıdığı iki yazarada birer kopya okuttuğunu söyledi. Harika olmuşmuş ama kurguyu nasıl yapacakmış?  Bir otelde asla benimle kayıtlanmak istemiyormuş ama bu amaçla bir otele çekilip romanı tamamlarmışız falan…

Eve dönerken; dayanamadık, cilveleşmeye başladık. Beyaz şort, beyaz askılı tişört giymişti. Aslında o direkt evine dönecekti. Bizim sokağa gelene kadar, araladığı şortunun kenarından uçurdum onu. (silivriden dönerken “eve kadar kadar bekleyemeyeceğim, kenara çek” dediği kadar olmuştu yine.)

ERKEK’nin yorumu: FİNAL 

 

 

9 ay 28 gün sonra (pazartesi)

ERKEK 1.KADIN YAZIŞMA

-seninle kahve içermiyiz diye aramıştım ama sanıyorum rahatsız ettim. Sorry

-SOĞUKLUĞUMUN, İLGİSİZLİĞİMİN, UMURSAMAZLIĞIMIN NEDENİ; SENİNLE UZLAŞININ ASLA MÜMKÜN OLAMAYACAĞINA OLAN NET İNANCIMDIR. HEP ÖYLE ANIMSAMAK İSTİYORUM.

-Unuttuklarımız, unutamadıklarımız ve unutamayacaklarımız… Bu geceyi, Aygülle yaşananları şirinlik, samimiyet olarak al. Biz beceremeyip kopmuş olsakda, birbirimiz için her zaman herkesten değerli olacağız be mübarek”

-Kimliğimiz, seviyemiz, diyaloğumuz herkesçe bilinse de; aile içindeki varlığımın bu denli sorun olacağını bilsem, emin ol ben de şirinlik adına o tarz  davranmazdım. Sorry. “

-Be tatlım, kim kimi anlamışki zaten. Hem, keşkelerinde faydası yok.

 

 

10 ay sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET (gece)

-İmroz'a gitmekle ilgili kesin kararını verebildin mi?

-inşallah başka bir zaman. istiyor olmam yetmiyor. bu konuda seni ümitlendirdiğim için üzgünüm. inşallah işim, gücüm olduğunda.

-sağlık olsun demiştim zaten, nasip değilmiş.

-konseri beğenmiş olmana, keyif almana sevindim. değdi yani.

-gerçekten değdi. istememene rağmen bir-iki parçanın bir kısmını seninle paylaşarak bunu anlamanı istedim.

- teşekkür ederim. istememek?

-ilk parçada telefonu kapatmadın mı?

-Bu istememek anlamını taşımazki. bir bölümü aktararak o duyguyu hazzı yaşatmış olman yetiyor. tamamı için orada olmak gerekirdi. olamadım. buda benim özürüm.

-istemedin. sana taaa siz Ordu’dayken sormuştum “gidelim mi?” diye. Onda da imroz konusunda olduğu gibi, resmen döneklik yaptın.

-evet. zira bu aralar bazı lükslere hakkım, haddim yok. Dönekliğimin nedenin ekonomik olduğunu, bal gibi biliyorsun. Dün yemek sonrası, Gökçeada konusunda böyle bir karar almam gerektiğini daha net kavradım. asla yük olmamam gerekirdi. en azından; eşit, dengede olabilmeliydik ama senin çoğu kez olduğu gibi, yapıcı ifade ve davranışlarınıda göz ardı edemem. teşekkür ediyorum. insan kullanmasada, o desteğe gereksinim duyuyor. sende en azından bu desteği sundun.

-belki de doğrusun. böyle düşündügün için, birbirimize yük olmamamız konusunda daha özenli davranacağım. ben benimkini anlattım, sen de seninkini. ortada buluşamadık ve sen beni yine özgür bir kadın olarak bıraktın.

-benim açımdan, sen - ben konusunda değişen bir şey yok.

-demek ki açılarımız da çok farklı. benimle bütünleşemeyen sen, bana nasil sahip çıkacaksın ki?

-çarpıtma. tahteravalli durumundayken; kendime sefayı hak görmememin bununla ne ilgisi var? sahip çıkmanın anlamını biliyormusun? eşitlikten yanayım.

-kendine görmediğin hak beni de bağlıyorsa, bir durup düşünmen lazım değil miydi sence?

-maalesef. bu anlamda ele alırsak, ima ettiğin üzere, bu gece olduğu gibi özgürsün. senin ekonomik problemin yok. inşallah hiç bir zamanda olmaz. çünkü, her türlü zenginliği hak ediyorsun.

-ima etmiyorum, doğrudan söylüyorum işte. ekonomik olarak da, “sen ve ben” diye ayırıyorsak, biz zaten hiç biz olamamışız, ben kendimi kandırmışım.

-farkında olmasan ve bir anlık gafletde olsa, yemekte ‘ayrılığı’ sen hissettirdin.

-tam bir yanılgı içindesin. sandığın şey her ne ise; gerçekle uzak- yakın ilgisi yok.

-bu konu dün gece konuşulmuş, tarafından bir hata olduğu konusunda mutabık kalınmıştı. oysa şimdi ne oldu?

-ne dedin de ben anlamıyorum? ben ne hatası yapmışım da bilmiyorum? Yaşamı; senin göreceli kurallarınla sürdürmek, beni çok zorluyor.

-eşit harcayabilmemiz konusu dışında, benim cephemde değişen hiç bir şeyin olmadığını bil, bence bu yeter. Ama eşitliği sağlayamadığımda; bu gece ifade ettiğin gibi, seni  mahkum kılamayacağımıda biliyorum…

-Allah seni bağışlasın..

-amin. Seni ve yavrularını da…  ama ben o konsere, kendi çocularımla gitmezdim.

-rollerimiz farklı olsaydı, ben senin yaptığını mı yapmalıydım,  yoksa; “bugün ERKEK kazanıyorsa yarın da ben kazanırım. ne varsa, Allah ne verdiyse becerebildiğimizce paylaşırız” mı derdim?

-ama geriye dönüp, dün tartıştıklarımızı yeniden yazmayalım. zira, “oldu bir kere” deyip sonuçlanmıştı.

-‘Bir kere olan’ ne? Biliyorsun ki, ben seni tüm varlığımla kabullendim ve istedim. Artıların ve eksilerinle bir bütün halinde, seni varlığıma katarak zenginleşmeye çabaladım.

-takdir ediyorum. tatile gidememem, bu benim kendimde göremediğim bir hak. hak etmiyorum. çocuklarıma veremediğimi kendime alamam.

-sanırım farklı anlamlar yüklemişiz dün konuştuklarımıza. Ben Aygül'ün konsere gelmesiyle ilgili senin karşı çıkışın nedeniyle, ona bilet almadığımı söylemiştim. konu bu mu?

-o açıdan, hep beraber gidebilmek; daha cazip, daha doğru gelmişti bana.

-yine seni Allah bağışlasın diyeceğim. dün sana “benim çocuklar gelmesin, biz seninkileri alıp gidelim” dedim. ona da “hayır” dedin. daha ne yapabilirim? herşeye olmaz diyorsun, beni de çaresiz bırakıyorsun.

- yanıtını verdimdi dün. karşı çıkış olarak; "pahalı, günah" demiştim ama, bütünlük varsa, onunda orada olması gerekiyordu. Aygül bu akşam sordu bana. “kızım, inşallah yeniden toparlandığımızda beraber gideriz” dedim.

-dur bir dakika!.. "bütünlük varsa onun da orada olması gerekiyordu" ifadeni doğru bulmuyorum. bütünlük; öncelikle kadın ve erkek arasındadır bence.

-bu farklı pencere. Kızlarım seninleydi. bende kışın gittiğimiz dede efendileri değil, klasik müziği seviyorum.

-sen kızlarınla ayrı bir bütünsün ve ben becerebildiğimce, iyi ve olumlu bir ‘teyze’ olabilirsem ne mutlu. Sen nasıl düşünebilirsin, benim Aygülden bir bileti sakınabileceğimi ya da onu götürmeyi tercih etmeyebileceğimi?

-ifade başka anlamlarda alabilir ama ne kasdettiğimi biliyorsun.

-bilmiyorum ERKEK, bilmiyorum.

-bu konuda, dünyadaki en son kişi sensin ama bu milyonda bir yapabileceğindi ve bana koydu. ( tam tersmi anladın) kırk kat el için cömertliğini bilen biri olarak, ters yazacağımımı düşündün?

-öyleyse ne diyorsun sen yaaa!!! Ben sadece o çocuğun babasını çiğnemeyi göze almadım, o kadar... O çocuğun babası da, gelmiş bana neler diyor.

-evet, o çocuğun babası kimseye yük olmamalı. beceremiyorsa, köşesine çekilmeli. kimseyede zindan önermemeli ama becereceğim, becermek zorundayım.

-sayın Eroğlu, sana her ne koydu ya da ağır geldiyse, sadece senin kuruntuların olmaktan öteye gidemez bilesin. tabii ki becereceksin. bunu benden iyi kim bilebilir ki?

-inşallah.sağol.

-ama bu kuruntuların pahasına, neleri ve beni feda ettiğini de unutma ne olur. bugün belki anlam ifade etmiyor senin için ama, bana böyle yabancılaştıkca ve beni kendine yabancılaştırdıkca; yarın "keşke" diyecek çok şeyin olacak. çünkü benim mantalitemde, birlikteliklerde para bir yana, diğerleri başka yana değildir. senin ve benim neyimiz var, neyimiz yoksa bizimdir. nasıl ki senin bana sunduklarına ben sırt dönmemeliysem, benim sayemde olabileceklere de sen sırt dönmemelisin.

-anlamıyor değilimki ama seninde, benimde çocuklarımız var  ve ben çocuklara sağlayamadığım bir olanağı, kendime kullanacak kadar bencil değilim. ukala olabilirim ama hiç bencil olmadım.

- Ya hu, “onlarla gidelim” diyen benim sana hatırlıyor musun?

-ama rasyonel değildi.

-hayır, “onlarla uğraşamam” diye reddeden de sensin.

-seninkilerle beraber “evet” demiştim, olmadı. “uğraşamam” demedim, yorumum; daha geniş, daha farklıydı. Çocuklar hep beraber olduklarında daha anlamlı olabilecekti.

-senin kızları götürme olanağın olsa; benim çocukları mı bekleyeceksin?

-onların bir eksiği yok. mükemmel tatil olanağına sahipler.

-senin kızlarının da faydalanmalarını canı gönülden istedim ve sana sunduğum; yol parası dışında, hiç bir masrafı olmayan gönüllerince  tatil olanağını da değerlendirmediniz.

-aslında meramımı çok iyi kavrayabilecek kadar zekisin ama, uyuzluğundan beni de, kendini de geriyorsun.

-ben daha ne yapabileceğimi şaşırdım inan. germiyorum ve gergin değilim. Sadece çok kırık, döküküm. Onca emeğin, bir sabun köpüğü gibi söndüğünü görmek içim acıtıyor ama biz tüm kusurlarımızla varız.

-ilgi kuramıyorum. gönlün rahat olsun, senin bir kusurun yok. kusur benim konumum, durumum.

-nasıl kuramıyorsun? bu kısmiyetcilik; bir yabancılaşma değil mi?

-sorunu aleni aktardım. bunun emekle ne ilgisi var?

1. çocuklarıma sağlayamayacağım bir olanağı kendine kullanamaycak kadar onurlu ve dürüstüm,

2. ekonomik olarak arabanın yakıt bedeli bütçem yok.

3. konser bileti mevzusu, daha önce cesaretlendiğim konularda geri adım atmamı sağladı.

-ben de, senin “sorun” dediğinin, “bizim bütünlüğümüzde adı bile geçmemeli” diyorum. benim anlayışım bu. eğer bunlar aramızda sorun oluyorsa; biz hiç bir şeyi aşamamış, kendimizi kandırmışız demektir. sen sadece bu kimlik takıntısıyla, bizi ezip geçen bir adamsın. bunun onurla da, gururla da ilgisi yok bilesin. kandırma kendini. yakıtı kredi kartımızla alabileceğimizi söyledim sana. Senden ekonomik katkıda birey olarak bulunmanı isteyen yok ki... çünkü; bende olan, zaten senindir.

-dün aldığım bir işi; iki gün sonra teslim edip, o günkü ödemelerimi yapabilecek konumdayken, rahat olamıyorum.

-bak canım, aslında seni anlamasam da psikolojini kavrayabildiğimi sanıyor ve seni bundan arındırmaya çabalıyorum. bu saplantılar yerine, gerçeğimizi gör istiyorum.

-anlaşılmayacak bir şey yok. 3 maddede sıraladım. Becerebiliyorsam, önce kızlar deniz görecek. uygun olursa annelerini destekleyeceğim.(ne yani; çocuklar hapis, beyefendi tatilde.) ben o cins babalardan değilim.

-bu üç madde de, buram buram, gerçekle ilgisi olmayan saplantı kokuyor.  gönderelim onları denize, bunu ben de önerdim sana.

- 3 yıldır düzenim bozuldu ama, çocuklara bunun zerresini hissettirmemeye çalıştım.

-ya manyak mısın nesin! sana “çocuklarını mahrum et, kendi keyfine bak” diyen var sanki. bunu herşeyden önce bir anne olarak, ben kabullenemem ve istemem.

-hafta sonu Gökçeada ya gitmek, bu anlama gelir.

-buyrun bir saplantı daha... onlara neden vaadde bulunamıyoruz ERKEK? neden onların da (istiyorsan bizimle, istiyorsan anneleriyle, sizce nasıl uygunsa) tatile gideceklerini söylemiyoruz, salak şey?

-vaad, vadeli çek yazmak gibi. Hiç karşılığı olmadan çek yazmadımki.

-sen varsın ya, senden iyi karşılığı mı olur? bundan üst değer mi var?

-Akşamki yemek sohbetinin ardından, bu hakkıda kendimde göremedim.

-buyrun bir kuruntu daha... ne olur, beni bu denli yorma. yorularak üreteceğimiz onca şey varken, bunlarla zaman yitirmeyi reva görme bize. biz bunları aşmış olalım gerçekten. geriye dönüp bakmadan aşmış olalım, ne olur!

-evet, belkide çok hassaslaştım ama şükrediyorum. bu kadar düşüşten sonra, en azından bunalıma girmedim. yada girdimde, benmi fark etmedim?

-kendini küçümseme. öz güveninin zedelenmesi riskiyle karşı karşıyasın. Bu, ters bir davranış biçimiyle, itme duygusu yaşatıyor sana. senin bu dönemlerini fazlasıyla yaşamış bir insanım ben biliyorsun ve o dönemlerde, keşke biri olabilseydi yanımda. sanırım sımsıkı sarılırdım ona. çünkü, seyrinde ve yolunda giden bir yaşamda, çok kişi vardır yanımızda. oysa, en çok yanımızda olmasını istediklerimize, bu günlerimizde gereksiniriz ve ben sana avazım çıktığınca bağırıyorum "biz yanyanayız" diye... çok mu alışık olmadığın bir insan biçimi bu?

-desteğin, moraliten için teşekkür ediyorum.

-evet, teşekkür ediyor ve “orada kal” diyorsun.

-bu yaklaşım biçimin sorun olmuyorki. sadece ekonomik sorunlarımı, kendim çözebilmeyi yeğliyorum.

-belki de sen "yanyana" olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun. sorun benim yaklaşimimda degil sanırım, senin bunu kabul edemeyişinde…

-hata yaptığımda sen yoktunki. düşüşün sorumlusu benim. diğer bacağıda, önceliğimin kızlarda olması.

-senin sorunlarını senin adına hiç kimse çözemez zaten. elbette sorumluluk da sorun da öncelikle senindir ve bunu sadece sen yapabilirsin. Ben, sen bunlara çabalarken, yanındaki insan olmaktan bahsediyorum. benim yanımda yoktu. keşke olsaydı ama tek başımaydım...

-biliyorsun, zorlansam da hayat sigortalarını aksatmamaya çalışıyorum. sanırım gelecek hafta onlar için bir haftalık çözüm üretebilme olanağım olabilecek. belkide senin kadar güçlü değilim. Bak sen başardın, ne güzel. ben bile gururlanıyorum mücadelenden.

-ne mi güzel! O günlerdeki yalnızlığıma, içim ağlıyor.

-bunca sıkıntıyı geride bırakabilmiş olman güzel değilmi?

-başımı koyup ağlayacak bir Selda vardı, o kadar... sıkıntıları atlatmış olmak tabii ki çok güzel ama bunları yaşarken, hiç bir canyoldaşım olmaması acıtıyor.

-ben ağlayamıyorumki. içime hapsediyorum. Laf aramızda, aslında benim göbeğim yoktur. o şişlik içime attıklarımdır. J

-anımsadıkça, daha da acıyor içim yalnızlığıma. senin tercih ettiğin, benim mahkumiyetimdi.

-yalnız değilsin artık.

- ben değilsem, sen de değilsin.

-oda benim şansım olsa gerek.

-ve ne olur sevdiceğim, bunu elinin tersiyle itme.

-itmiyorum. becerebildiğimce kucaklıyorum seni. seyahat çok farklı.

-gel hatır için de olsa "he" de, gidelim. kendini benim için fedakarlık ediyor olarak gör, öyle kabullen. buna ikimizin de ne kadar ihtiyacı var, biliyorsun. döndüğümüzde, moral değerlerimizin ne kadar yükselmiş olabileceğini düşün.

-kesinlikle… peki ama, tüm masrafları sana ödettirmiş olmak, beni incitiyor.

-sana söz; sen para kazanmaya başladiginda, elimi cebime atmayacagım.

-masada hesabı ödediğin zamanki gibi dengeli olsa... ben illa erkek öder mentalitesinde hiç olmadım ama, yükde olunmamalı.

-ne demek dengeli? hangi hesabı ödediğimden bahsediyorsun? bana nasıl geliyor biliyor musun; biz birlikteyiz ya, çanak da bir.  paralar genelde bende toplanıyor. Yani, birlikteliğin harcama işleri sorumlusu benim. bu nedenle ödemeyi hatun yapıyor ama çanak ortada… eee, mevsim de yaz...

-sağol, doğru ama bizim dere şimdi kuru. nakit, kredi kartı, çek, senet, hep hatunda.

-dedim ya, sen çanağa atmaya başlayınca, ben de para biriktireceğim gizli gizli... hep senin attıklarını harcayacağım.

-bu durumda; haftaya çocuklarada kesin söz vermem gerekiyor. keşke eskisi kadar kazansam, hiç sorun olmazdı.

-ver tabii. senin beklentin olmazsa da, çaresiz değiliz ki. sorunlarımız olmazsa; biz birbirimiz için, nereye kadar olduğumuzu nasıl anlarız ki? bu bağlamda belki de çok büyük sınavlar dizisinden geçiyoruz.

-kabul, çok hoşda ifade ediyorsun ama,  ‘yarın’ ile ilgili bir durum hakkında konuşmaktan bile ne denli kaçındığımıda biliyorsun.

-bunun yarınla ne ilgisi var?

-bazı detayları yenemiyor olmam, sana bugün için bazı konularda yük olmamı engelliyor olamazmı?

-bugünümüze sahip çıkabiliyor muyuz?

-bugün, çok kolay. İçini  gösteren giysiler giymezsin, olur biter. J (ama lafı da nasıl sokuşturdum )

-yarın için kötü niyetli miyiz?

-asla. kimseden zerre şüphem yok. zaten olsa, bu denli saplanmayızki.

-birbirimizsiz yarınların temellerini oluşturmakla ilgili bir çabamız ya da isteğimiz var mı?

- başkalarıyla da ‘yarın’ çabası yok. bu ortada.

-bu günümüzde birbirimize sahip çıkıyor ve herşeyimizle, başka arayışlara girmeyecek kadar yetiyorsak ve bunun yarınlara taşınmasında iyi niyetliysek...

-onun için en azından bugün için problem minimal. ‘HALAmıDAHA’ yanlış anımsamadım değilmi?

-nasıl yani? yok akıllım, arkadaşlık sitesinden bahsediyorsan, o ‘HALAmıDEVAM’

-aferin. ihtiyar o kadarını anımsadı. hadi yat artık.

-evet, bu kadarına aferin. tüh ya, şimdi yeni bir rumuz ve yeni bir sayfa mı bulmak zorunda kalacagim? ya da sana güvenmeyi mi öğreneceğim ki "benim adamım, bunlardan elini ayağını çekmiştir" diye huzur duyayım.

-sen bilirsin. bence ortak rumuz alalım ama hatun kişilerin, elin adamları ile tavla bile oynaması sakıncalıdır.

-sen bilirsin ifadesi, çok keskin ve ben bunu kabul etmiyorum.

-geri aldım ama ben daha ziyade ‘muzip’ bir anlam yüklemeye çalışmıştım. keskinlikle ilgisi yoktu.

-"Arkadaşlık sitesinden sayfamı sildim ama başka bir şey yaptım ve bunu sana söylemeyeceğim" diyen bir adam var karşımda. sen nasıl anlardın?

-dur.o laf çok önceydi… sildiğimde, oraya sadece senin için mesaj yazmıştım, kontrol için girdiğinde okuyacak, gülecektin. bunu zaten söylemiştimde sana. espri olmadı yani.

-“o çok önceydi” dediğinden sonra açıldı o sayfa zaten. hatta bana mesaj atmak istediğinde, rahatca atabilmen için; son dönemde paralı üye bile oldum ama senin tanımına uyabilecek kimseden bir şey gelmedi. buna çok seviniyordum tabii ki.

-ne demek? yani benim bilmediğim, yeni bir nick dahamı var?

-hayır yok. ‘HALAmıDEVAM’ rumuzu son dönemde paralı üye oldu. hani sen msg.atamıyormuşsun ya kimselere. eğer oralardaysan ve görürsen bana at diye...

-evet ama, senin yada mesaj atılmak istenenin paralı üye olması, etki yaratmıyorki. Erkeğin paralı üye olması gerekiyorki, atabilsin.

-olur mu canım. ben öyle üye olmadan, hiç mesaj gelmiyordu. olduktan sonra geldi bir kaç tane. artık kadın-erkek farkı yok anladığım kadarıyla.

-anladım. anımsadığım kadarıyla; erkek seçim yapmak istediğinde, ona paralı üye olma seçenekleri sunuluyor.

-yani, katkım oldu mu bilmiyorum ama hakkaniyetli bir uygulama başlatılmış kadın-erkek ayırımı gözetmeksizin.

-sanmıyorum. ekonomik olarak, hakkaniyetli uygulamanın, site yönetimine katkısı yok. o nedenle erkeklere kısıntı devam ediyordur bence.

-çok iyi anlamış değilim ama size ulaşılmasını ya da siz ulaşmayı istiyorsanız, paralı üye olun benzeri bir yazılarını okudum.

-tamam, banada gelirdi. bu farklı. Ödemeli üye olunca; listelerde üstte olma ayrıcalığının kazanılıyor olmasını kastetmişlerdir.

-hayır canım, ne ilgisi var. o dediğin ayrı bir şey.

-peki. sen doğrusunu biliyorsun. nede olsa, daha deneyimlisin. hala hafiye edasıyla geziniyormuşsun ya.

-edayı filan bırak. o defteri kesinlikle kapamış olmana güvenmek bana yeter de artar bile. bu da söylemekle olmuyor demek.

-ben sana bir şey söyleyeyimmi? o defter belkide en az zararlısı. insan kaşınırsa, birileri her yerde  çıkar.

-tek bildiğim bu ya, başka defterlerin varsa da ben bilmiyorum.

-haydaaa….sana imrendim, tavla oynadım bu hafta.

-tavla zararlı mı?

-bence olumsuz tarafından bakarsan, tavla daha riskli. ,oradada karşı cins var.

-olabilir ama oyun oynuyorsun. seni istemediğin bir şeye nasıl zorlayabilir ki?

-evet, hiç bir yerede zorlayamazlar. her ikiside sohbet gibi bir şey. geçen gece senin oynadığın çocuk; “oğlum yaşındasın” deyince, nasılda ‘pırrrr’ diye kaçmıştı.

-haaa, anladım. senin kadınlarla karşılaşman açısından söylüyorsun öyle mi? kadınlar ve erkekler heryerde varlar. eğer, sen başka bir kadına kayacaksan, onunla her yerde karşılaşabilirsin. Arkadaşlık sitesindeyse arayış var.

-haahh. işte bunu söyluyorum.

-karşılaşmakla, aramak çok farklı degil mi?

-yaşamın her safhasında… eğer niyetin o ise.

-benim öğrenmeye can attığım, senin; "2.KADIN'dan başkası olabilir mi ?" arayışında olup olmadığın…

-geçmişte oldu. zaman zaman, uyuşmazlıklarımızı, yenemediklerimi usuma getirdikçe kendime sormuştum. aslında şunu bilmen gerek; akşamdan beri kavgasını ettiğim ekonomik sıkıntılarım, bunalımlarım şimdilerde benim birincilim. yeni bir arayış, hem de uzun soluklu...

-olmadığına bir kanaat getirsem, dünya vız gelecek.

-zaten bu nedenle; seninde zaman zaman biraz daha yol alman tarafımdan engellenmiyor mu?

-ne yani, bu ekonomik sıkıntıları geçince mi böyle bir arayışa girecek bay Eroğlu?

-akıllım. önce aş, barınma demiş maslow. sefahat neyine...

-yani seni arayıştan alıkoyan ekonomik sıkıntıların mı, benim varlığım mı?

-o bir tanesi, farklı bir yorumda bulundum ben. gündemimde olamayacağını aktardım.

-gündeminde olamayışının nedenini soruyorum ben de zaten.

-yanıtını net verdim yukarda

-"uzun soluklu yeni bir arayış için, bugünkü ekonomik koşullarım yeterli değil" dediğini  anladım ben, yanılıyor muyum?

-en azından bir faktördür bu. Senin bu gün için endişe duymaman açısından dedim. zira, bu gün için bile kaygılanıyordun.

-bu dediğin bir güvence değil, güvensiz olmayı gerektirmenin dik alasıdır bayım. dilerdim ki; öncelikle benim varlığım, seni başka arayışlara yönlendiremeseydi. yoksa, senin iş bulamamana ve yapamamana dua etmek düşecek bana.

-hayda… sen de çektikçe çekiyorsun. ben uyuklamaya başladım

-çekmiyorum. bunca laf ettik...

-sonunda içine de ettik.

-Allah aşkina dön de bir bak. "yahu kadın, sen ne diyorsun? sen varken arayış da neymiş?" gibi bir duyguyu bana yaşatacak bir ifaden oldu mu?

-olmadı. inadına olmadı.çünkü üzerime gelindiğinde, vermem. Allah aşkına ben gerildim ve de sevmiyorum bu tarz sınavları, soruları. zaman zaman geri kalmamın nedenlerinden biride bu.

-bu neyin inadı, kime inat?  Karşındaki benim, ben..Üstelik bu sınav değil ki, benim algılamak istediğimi duyumsasan bile, sırf ben beklediğim için aksini iddia etmek, hangi vicdana sığar?

-lütfen sohbeti tadında bırakmayı bilelim. yarım saattir , yatalım dedikten sonra; ben yokum, ben vicdansızım. daha ne yazayım aklıma gelmiyor.

-çektiğin rest çok büyük ve bu restle kalırsan...

-rest filan yok ortada. amacın beni germek. “buna devam etme” diyorum, hala “rest” diye geveliyorsun. geç bunları

-asla... sadece senin için değerli olduğumu hissetmek istiyorum. Tıpkı, senin de bunu hissetmeye ihtiyacın olduğu gibi, bunu sana vermeye özen gösterdiğim gibi…

-yerini biliyorsun. 18 yaşında değiliz. en azından bu saatte değil. şu an gerildim. alamam, veremem, yazdığımı da bilemem. çünkü, “çıkalım” dedikten sonra, “ben gidiyorum” dedikten sonra kaldığımda, bunalıyorum. bu daha önce de olmuştu. tadında bıraksak, ne olurdu. hem iş yapamadım, hem gerildik. bunları aşabildiğini zannediyordum.

dur de bana…

biliyorum, incitmeye de başlamış olabilirim ama ben durmalıiyım, yanıt yoksa; “izninle, iyi geceler” deyip çıkmalıyım.

 

 

10 ay 23 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

-İyi verimli mesailer. Bir adet sevimli maymuncuk var  ve o sana aittir. Biline. Sağlıcakla.

-O maymuncuk sen isen ömrü billah başımın üstündesin, bilesin. Bu sefil şantiyeci kuluna yardım etmek istersen, ben şantiyedeyim, biline…

-Yanlış anlaşıldı. Oyuncak bir maymun bırakmışsın bizim evde. O benim değil.

-Umarım senden aldığım bu yanıt bana ders olur ve senden hiç ama hiçbir şekilde, hiçbir şey beklememeyi ve ummamayı öğrenirim.

 

 

10 ay 25 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-oluyor mu?

-beceremedim, dur biraz. İki fotoğraf var ya, yana mı alta mı tıklayacağım peki

-senin alta koyacağını ben üstte görüyorum. Şu anda at çifti var sende. alt yandaki sekmeye git

-tamam becerdim. sağol ya...

-ok.dilediğin kadar değiştirebilirsin artık ama tekli fotoğraf  koymak lazım. Grup olursa, kişiler çok küçük kalıyor. Bak bu fotoğrafım, amarikadayken

-böyle saç sakal, gerçekten yakışmıyor sana

-bencede

-en büyük göründüğüm fotoğrafım bu.

-uygun, bence çocuklarla olsa, en güzeli…

-neyse, vakit olduğunda yaparız birşeyler belki. ne yaptın yazıyı, tamamlayabildin mi?

-Şimdi rötuşlayacağım. Enver vardı tüm akşam. o gitti, bende girdim.

-mehmetle anlaştınz mı?

-senin yanında konuştuk o kadar. eşek değil ya, sana bir şey dedi mi?

-hayır hiç bir şey söylemedi. söylememeli de bence. çünkü biz bu konuyla ilgili hiç muhatap olmadık, o olmaya kalksa da reddederim zaten. Sana tavrı nasıl?

-tavrı normal.  Doğru, asıl film kaplama işi önemliydi, fiyat tutmadı.

-ne yapalım, nasip değilmiş. inşallah başka işler çıkar. Neyse, ikimize de kolaylar gelsin.

-sana da. sıkılırsan ararsın,sağlıcakla

-ah ERKEK ah!...

-şiir gibi oldu

-içimden gelen bir şeyi yazmak istiyorum, izin var mı?

-klavye senin

-izin de senin

-bence seni engelleyen, engelleyebilecek bir şey yok

-olmasaydı izin istemezdim, neden uzatıyorsun ki...

-çoktan yazmalıydın. ben, eğer bir şey ifade etmek isteseydim, izin falan talep etmezdim.

-bu hakkı görebilseydim kendimde, inan ki yazmıştım. bütün bunlar "evet" demekse aktarıyorum. aslında aklıma gelen de dağıldı ama toparlamaya çalışayım. senden; senin için,benim için, bizim için bir rica ve bir dilek bu.

olur da bir gün, eğer görüşlerin değişirse ve o gün sen ve ben 'biz' olabilme koşullarına hala sahipsek, ne olur gururunu mutluluğundan üstün tutarak her ikimizi de 'biz'sizliğe mahkum etme.

-kesinlikle, bunun gururu olmaz.

-Yazdığımı okudum da, doğru ifade edebildiğimi düşünüyorum. sağolasın, içim biraz rahatladı. haydi iyi çalışmalar. ben biraz daha buralıyım. gerekirse, görüşürüz.

-mesele; olumsuz yada uygun göremediklerimi, kabullenemediklerimi yenebilmek. görüşürüz.

 

 

11 ay 9 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

-Annenlerde benden haber beklemene gerek yok.  Çünkü, senden yardım istemeyeceğim. Şimdiye dek yaptığın her şey için sağol ve hakkını helal et.

-Eminimki senin benim üzerimde hakkın daha çoktur. Becerememiş, seni mutlu kılamamış olsamda; zehirli diline rağmen, her zaman en destekçin, yakının yine benim.

-Konuşulacak her şeyi anlattım sana ve tüm iyi niyetimle senin koşullarında birlikte olabilmeyi denedim. Yapamadım, sevgim uğruna onursuzluğa katlanamadım, bitti.

 

11 ay 10 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

CANIM EFENDİM’in doğduğu gün, varlığına “iyi ki” diyen herkese kutlu olsun.

 

Merhaba. Ben bir parti falan vermediğimden, kimseyi de davet etmiş değilim. Kardeşlerim, sevenlerim ziyaretime geliyor. Pekala sen de bizimle olabilirsin. BEKLİYORUM.

 

11 ay 11 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

 birlikteliğin için teşekkür ediyorum. İyi ki varsın.

 

Ne diyeceğimi ve ne hissedeceğimi bilemeden bir süre baktım mesajna. Benim için çok zor birkaç saat yaşadım ancak, keyif alanlar olmuşsa değmiş demektir.

 

 

11 ay 22 gün sonra (pazartesi)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Yaşamın en büyük mutluluğu; kollarında uykuya dalıp, uyandığımda kollarında olduğumu fark etmek olsa gerek. Sen “İSTEMİYORUM” diyene dek elini birakmayacak, yakandan düşmeyecek, ömrümün sonuna dek kollarında uyumak için elimden gelen her şeyi yapacağımı bilesin. Günün ve haftan keyifli, huzurlu geçsin dilerim EFENDİ’m.

 

11 ay 23 gün sonra (salı)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Gelmiş geçmiş en karizmatik servisçi bey. Öğle yemeğini nerelerde ve kimlerle yemeyi planlıyorsunuz acaba?  J

 

11 ay 25 gün sonra (perşembe)

2.KADIN’dan ERKEK’e

TOMBUL’un EFENDİ’sine hayran... biliyorsun değil mi?

 

 

1 yıl 23 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-iyi geceler canım efendim

-sizede efendim, kolay gelsin

-ohhh....sonunda konuşma penceresi açabildim nihayet, çok zor açıldı.

-nedenki? zaten vardı ya

-meşgul ve hatta yogun meşgul müsün? sana iletmek istediklerim var

-dinliyorum. Ahmetle yazışıyorum,  postalar birikmiş, onları siliyorum.

-açıkcası telefonla konuşmak istemedim. işime gelmedi nedense. Ancak, sen işlerine bakmayı yeğliyorsan, mektup gibi yazıp, adresine gönderebilirim

-tercih belirtir, yada bu anlama gelebilecek bir cümlem olmadı.

-ben sadece soruyorum

- “nasıl istersen” demem gerekiyor sanırım.

-bu durumda seninle karşılıklı olmak, beni daha da üzeceğe benziyor...

-peki mektup yaz, nasılsa buradayım ve meraklandımda. umarım hayırdır.

-böyle "keyfin bilir" muhabbetinin gerekliliği, dediğin gibi mektup yazmaktan geçiyor zorunlu olarak

-ama girişin  başka bir havada.

-kolay gelsin

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

Canım Efendi’m,

Yaşantında bana uygun gördüğün sıralama, benim seni sıraladığım yere eşdeğer olmadığından; çektiğim sıkıntının, hatta sana verdiğim sıkıntının, ben gibi, sen de farkındasın sanırım.
Amacım asla sana problem çıkarmak değilken, bir şekilde bu durumu absorbe etmeye çalışırken, bilerek ya da bilmeyerek yangınıma körükle gitmen, fazlasıyla incinmeme neden oluyor.
Bu akşam, belki de tüm iyi niyetinle bana verdiğin değeri göstermek istedin. Akşam benimle birlikte olarak, sendeki yerimin, sürekli beğeniyle izlediğin dizi filmin önünde olmasına müteşekkir olmamı bekledin. Oysa bu ifaden, benim tarafımdan bakıldığında son derece inciticiydi ve bu nedenle sana teşekkür etmek yerine içimin “cızzzz” etmesiyle kalakaldım ve bu son hamlen istihap haddimi aştı sanırım.
Evet, birbirimiz dışında yaşamlarımız, sorumluluklarımız var. Bunu ben de biliyor ve onlara becerebildiğimce gereken özeni gösterdiğimi düşünüyorum. Ancak, şunu da biliyorum ki; sana, seninle ilgili gerek istek, gerekse sorumluluklarımı da olabildiğince özenle hissettiriyorum. Adı her neyse,  paylaşımımızın keyifli ve yapıcı olması ve sürmesi için, böylesi bir özeni göstermemiz gerektiği görüşündeyim. Bir T.V.dizisini izlemek yerine, benimle olmayı yeğlemek, bana yapılmış bir lütufsa ve benim bundan hoşnutluk duymam gerektiğini düşünüyorsan, yanılıyorsun. Sana önerim, bana davranış ve konuşmalarınla ilgili olarak; çoğunlukla ifade ettiğim gibi, empati yaparak kendini benim yerime koyman olacak. Belki de koyamayacaksın bile, çünkü öyle sanıyorum ki, böyle hissedeceğin bir şey yaşatmadı bu kadın sana. Ayrıyken de birlikteyken de hep bildin sen kendisi için en değerli ve en önemlisin.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, yaşantındaki tek kadın olmaktan duyduğum kuşku filan değil bu, senin öncelik sıralamandaki yerimden bahsediyorum ben, farklı yerlere savrulmayasın sakın...
İşte böyle ve hala içim “cızzz” etmeye devam ediyor. öyle görünüyor ki; ya ben bu yerimi hazmedene, ya da sen yerimin bu olmadığını farkedene dek sürecek.
Bilirsin beni, bu raddeye geldiysem pek tadım olmaz, hatta çevremdekilerin tadını kaçırırım. Bunu ne sana ne de başkalarına yaşatmaya hakkım yok. Hele ki; bizim için gerek seninle, gerekse benimle görüşerek; emek ve çaba vermiş insanlara bunu yaşatmaya hakkım olmadığını ve en doğrusunun yarın akşamki yemek davetine katılmamam olduğunu düşünüyorum.
Senin kendilerine üreteceğin tüm gerekçeli açıklamaları (tabii ki bana da bildirmen koşuluyla) kabul edeceğimi ve sahip çıkacağımı bilmeni isterim. Ben birlikte olmak için böylesine can attığım bir ortamı yaşayamayacağım için çok ama çok üzülüyorum ancak; ne sen zor bir durumda kal, ne de bizi davet etme inceliği göstermiş insanları ve sevdiğimiz arkadaşlarımızı üzelim. Açıkçası sevdiğim, kendime güvenemiyorum.
Biliyorum tadın kaçacak ve işine gelmeyecek bunların tarafımdan ifade edilmesi ancak kendimi tanıdığım kadarıyla, oynamayı beceremeyeceğimi bildiğimden mecbur kaldım. Kusura bakma.
Not:Hemen okuman için nete girdiğimde sistemde olduğun adresine göndermek istedim ama sen gitmiştin. Umarım vaktinde okuyabilirsin.

 

ERKEK’ten 2.KADIN’a

ÖĞLE…

Konu:Berbat olan incirlere

merhaba,

üzgünüm. üzgün oluşum; sohbetlerimizde  geçmiş konulardan değil, sana bu mektubu yazdırmak durumunda kaldığım, senden bu yazıyı almış olmamdandır.

ne sen değişirsin nede ben.

uzun yazında bir doğru varki, başkasına zaten gerek kalmıyor aslında.. "yaşantılarımızda birbirimize uygun gördüğümüz sıralamalar".  sıralama belki değil ama özellikle "doz"u konusunda haklısın ama hep söyledimdi, bu hissetmekle alakalı ve ben senin kadar yüklü değilim.

şimdi, itiraf edeyim "yüklü" olma konusunda, kendimi koyvermemişliğime hak veriyorum. zira, bu akşam gösterdinki, bu temel üzerine inşa edilen bina artçı şoklara bile direnemez. ben 18 yılık evliliğimin sonlanmasını hazmedemezken, minnacık artçı şoklarla gidip- gelecek bir düzenin içerisindede olamam.  benim benimsenemeyecek kalıplarımın varlığı gibi, seninde ip üzerinde yürürcesine negatif elektrik veren yaklaşımın, bizim asıl absorbe edilemeyecek göstergelerimiz.

olumlu bakmaya gayret ederken; bu mektubun ve Akınların davetine katılmama beyanını saygıyla karşılamak tek seçenek.

onlara söyleyecek olduğum tek şeyde, " yaşantılarımızdaki sıralamamız denk olmadığı için, mutsuzluğunu bize yansıtarak, keyfimizi kaçırmamak için gelmedi" olacak.

belki söylememe gerek kalmaz, gelirsin. ayrıca, nasılsa gelmemen halindede kaçan keyifler olacak...

her koşulda mutlu olman dileğiyle.

 

 

1 yıl 30 gün sonra (perşembe)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

SABAH…

Merhaba. Kapı kasaları için ERDALın gelmesi gerek . Cumaya şap-sıva başlamalı. Kolay gele. 

ÖĞLE…

Aferin. Taş’ı oturttun ya, şimdi galiba bir tatmin hissi yaşamış olmalısın. Kutluyorum ama bilki, sidik yarısının kazananı olmaz. Kolay gele.

 

 

1 yıl 1 ay 5 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-iyi geceler, nasıl gidiyor?

-sağolasın. giden bi şey yok. sadece zaman akıp gidiyor.

-bu karamsar bir ifade mi oldu, yoksa bana mı öyle geldi?

-karamsar ifade ama realite.

-bugün çocuklar yeni klavye  almışlar. bütün harflere basabiliyorum artık ama pek alışık olmadığımdan, henüz tam doğru ve seri basamıyorum harflere.

-alışırsın. pratik ve zekisin. güle güle kullanın.

-seni tavlaya davet etmek istedim ama “geçici olarak servis dışı” uyarısıyla karşılaştım. Bir el tavla atsaydık, bakarsın beni yenerdin ve belki de geçiçi olarak karamsarlığın kaybolurdu bir süre.

-bir ara ben de girip oynamayı düşündüm. tavla krizin geldiyse, evdeki tavlayı koltuğunun altına alıp gelebilirsin de. palyetif.

-yok yaaa, o kadar da değil. palyetif ne demek?

-bence de... telefona bile yanıt vermezken, sen kalk gece yarısı ziyarete git. olacak şey mi?  palyetif; kısa, anlık, geçici, uyduruk çözüm demek. “tavla, belki bir an karamsarlığını giderir” demiştin ya...

-hangi telefona yanıt vermemişim? ben şantiyedeydim, çocuklar da babalarıylaydılar. evde yoktuk kısacası.

-biliyorum. şantiyede, bodrumda olduğun zamanlar çekmiyor. Ben gündüzden bahsettim. sen dönmeyincede gece rahatsız etmek istemedim.

-gündüz beni aradıysan ve ben bodrumdaysam ne yapabilirim ki? hayret bişey yaa...

-bir kaç kez aradım, kapalı. belli ki bodrumdasın .sonra 11 gibi uzunca çaldı ama yanıt yok. yanı ulaşılabilindi telefonuna. sağlık olsun.

-bir dakika bekler misin?… gerçekten tam 10.52 de aramışsın, ancak hiç farkında bile değilim. demek ki senden sonra arayanları cevaplarken, önce arayanın kim olduğunu öğrenmeyi atlamışım.

-belli. zira, arayabileceğim yada arayabilmen, artık gündeminden çıkmış gibi. bu kadar kısa sürede... pamuk ipliğiyle bağlıymış demek.

-ne yapalım, bir kasıt yok, sağlık olsun. telefonuma baktığımda, genelde birkaç arama birden görüyorum. son arayan önemliyse hemen geri dönüyorum ve araya kimbilir ne ivedi işler giriyor, gerisine bakmayı unutuyorum. bu sana bir kasıt değil, benim yoğunluğum ve karışıklığım nedeniyle oluşan bir durum.

- haklısın. Evet, işin başı sağlık. umarım,  ameliyatlı bileğindeki ödem geçmiştir.

- geçmedi tabii ki. ama çok şükür acımıyor. bugün benim için çok önemli. çünkü Muğla’daki alacak davamın duruşması olacak. heyecanla avukattan gelecek haberi bekleyeceğim sabahleyin.

-lehine gelişmesine ducıyım. dilerim mutlu bir haber alır, keyfini sürersin.

-sağolasın

-sen de sağol.

- J

-?

-seni güldürmek istedim azıcık

-zeki olmadığımı biliyorsun. işaretlerdende anlayamıyorumki. gayretin için sağolasında, ben zaten sanal ortamda pek gülebildiğimi anımsamıyorum. belki tebessüm, o kadar.

-tamam öyleyse, ben de güldürmeye çalışmaktan vazgeçtim. Haaaa, siz hemen her akşam iftara annenlere gidiyorsunuz anladığım kadarıyla. bir dahaki gelişinizde; sigara tabakamla birlikte, benim sizin evdeki özel eşyalarımı da bizim eve bırakabilir misin zahmet olmazsa. senin aldığın gecelik takımı hariç tabii. artık onları ne yaparsın bilmem.

-gündüz arabaya yanıma almıştım. eve bırakmayı değil, sana vermeyi uygun görürüm. zorunluluk, bana ihtiyaç olmadıkça zırt pırt  hele sen olmayınca, eve gitmeyi arzu etmem. o gecelik takımı senin.

-asla.onlar senin kadınının. Onlar, sadece ikimizin olduğu bir ortamda giyilebilecek şeylerdir. bu nedenle bana özel değildirler.

-senin bana almış olduklarını ben iademi ediyorum. onlar özel eşya. ikimizin arasında devamı olamadıysa, kıyafetler giyilemez diye bir şey yok. imha edersin.

-sen onları benim üstümde görmek istediğin için aldın. göremeyeceğine göre de bana vermenin anlamı yok

-evet istedim. hemde çok ama kısmet değilmiş. imha edersin. başkasına, ihtiyacı olana verirsin. sonra belki bir gün yine giyip gösterirsin.

-belki de üstünde görmekten keyif alacağın biri ya da birileri daha çıkar karşına. Kısacası; ben almıyorum. sen ne istersen onu yap.

-emin ol eğer hakeden çıkarsa, onada alınır ama bir başkasınınkiler, hatıraları olan asla değil. özelin onlar senin.

-bunları söyleme bana. Işılla yattığın yatağa çok mu saygı duydun ki, benimle hatta başka kadınlarla paylaştın?

-evet duydum. benzer şeyler değil. hem de hiç. kişisel eşyasını kullanmadım, paylaşmadım.

-onlar asla benim özelim değil ve olmadı. olmasını istedik ama olmadı.

-sen de bunca insanla paylaştığın yatağını benimlede, bir başkasıylada paylaştın ve benide bu cümleyi yazmaya zorladın. evet olmadı, gayret etmedin. “otur” dediğinde oturacak, boynumu eğecek yapıda değilim.

-özelin olmayı hak (!) edecek birine verirsin. ya da kızlarına çeyiz yap. ne bileyim ben, ne istersen onu yap ya hu.

-saçmalama DEFOL. NE YAZDIĞINI FARK ETTİN Mİ? SAPIK SENİ… SABIR… seviyene inip, benzer yanıt veremem. yazdığını nasıl düzelteceksin."kızım" dediğin çocuklar için yazdığına bak.

 

 

1 yıl 1 ay 6 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN yazışma

Konu: lanet olsunki bu satırları yazabileni ..... seviyenle ilgili belge olarak saklaman için.

“-sende bunca insanla paylaştığın yatağnı benimle, bir başkasıylada paylaştın ve beni de bu cümleyi yazmaya zorladın. evet olmadı, gayret etmedin. otur dediğinde oturacak, boynunu eğecek yapıda değilim.

-özelin olmayı hak (!) edecek birine verirsin. ya da kızlarına çeyiz yap. ne bileyim ben, ne istersen onu yap ya hu.

-saçmalama DEFOL. NE YAZDIĞINI FARK ETTİN Mİ?”

ya bu benzetmeyi yapan sen değildin, yada ben bir başkasını; sevecen, arkadaş, paylaşımcı müşfik bir anneyi tanımıştım. bu kadar nasıl alçalabilir insan. Yazık...

çok afedersin sen yanlış saldırı seçimlerinde bulunsanda, ben asla yaklaşık ifadeleri bile senin kızın için yakıştıramam. İşte aramızdaki fark ve boş sevgine neden tereddütlü yaklaştığımın gerçeği. Lütfen erdemli ol.

 

Cevap: lanet olsun ki bu satırları yazabileni ..... seviyenle ilgili belge olarak saklaman için.

“-gündüz arabaya yanıma almıştım. eve bırakmayı değil, sana vermeyi uygun görürüm. zorunluluk, bana ihtiyaç olmadıkça zırt pırt  hele sen olmayınca, eve gitmeyi arzu etmem. o gecelik takımı senin.

-asla.onlar senin kadınının. Onlar, sadece ikimizin olduğu bir ortamda giyilebilecek şeylerdir. bu nedenle bana özel değildirler.

-senin bana almış olduklarını ben iade mi ediyorum. onlar özel eşya. ikimizin arasında devamı olamadıysa, kıyafetler giyilemez diye bir şey yok. imha edersin.

-sen onları benim üstümde görmek istediğin için aldın. göremeyeceğine göre de bana vermenin anlamı yok

-evet istedim. hem de çok ama kismet değilmiş. imha edersin. başkasına, ihtiyacı olana verirsin.”

evet sevgili ERKEK,
Bence bunu belge olarak sakalyacaksak, benim yukarıda sana yolladığım kısmı da eklemek gerekli sanırım.
Çünkü madem o giysiler, ikimize özel değil ve ikimizin arasında devamı olmadıysa da giyilebilir giysiler, hatta başkalarına bile verilebilir nitelikteler ve yalnızca "üstünde nasıl duruyor acaba?" sorusuna cevap olarak sadece deneme amaçlı giyilmiş, dolayısı ile 'kullanılmamış' nitelikte giysiler, neden sadece kızlarına özel olarak, adeta kirletilmiş muamelesine maruz kalıyor?
Bu nasıl bir çifte standart ve adaletsizlikdir ki; senin başkalarının yanında da kullanmamı önerdiğin bir eşyayı kızlarının da kullanabileceğini önerdiğimde "DEFOL" denilerek defediliyorum.
Ben, sana ve dahası yavrucuklara faydalı olabilmek amaçlarımdan pes ettim. Gördüm ki, beni çok çok aşıyor ve verdiklerimin karşılığında yitirdiklerimi kesinlikle karşılamıyor. Ne diyeyim, Allah senin ve çocukların yardımcısı olsun.

Gönderdiğin iletiye dilim döndüğünce yanıt verdim. Gerek kendine, gerekse çevrene bakışlarında taktığın at gözlüklerini takmaya devam ettiğin sürece, kendine ve sevdiklerine ne zararlar verdiğini farkedemeyeceksin ne yazık ki. Kendimden ve 'biz' den çok senin için üzgünüm.

Konu: lanet olsunki bu satırları yazabileni ..... seviyenle ilgili belge olarak saklaman için.

özünden gelen, örfümüzede ters olan düşünce yapının, "efendin" olmaktan  ürkmeme neden olmasında demekki haklıymışım. nasıl efendilikse... Ancak, insan ve sana değer vermiş ve öyle anımsamak isteyen kişi olarak,  dilerim bu saate kadar muğla dan keyifli bir haber almışsındır.

 

 

1 yıl 1 ay 8 gün sonra (cumartesi)

2.KADIN’dan ERKEK’e

-Efendiciğim, huzur dolu uykularımdan birine daha yatmak için , sabırsızlık  ve özlemle kollarınla beni sarmalamanı bekliyorum. N’olur çok gecikme.

 

1 yıl 1 ay 21 gün sonra (cuma)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-nasılsın, hayrola bu saatte evdesin?

-iyiyim, iftar bizdeydi bu akşam. herkes bizde

-allah kabul etsin. o halde, senin burada ne işin var?

-internetten bir arakadaşımızın  tc numarasını bulmak için girdim

-ok. işine bak, ben de az sonra cıkacagım, gorusuruz

-sen çocukları gönderdin mi?

-evet az once gittiler

-see you baby

-ingilizceyi ilerletmişsin

-yok be. ama arada çalışalım, belki lazım olur. kimbilir belki yine çıkarız. yarın sabah n.y. dan Ahmet geliyor. 

-baksana...ikimiz mi çıkacağız?

-kimbilir

-yok, sen 2.KADINla, ben de seninle degil.

-neden?

-tercihi sen yaptın, ben saygı duyarım.

-yine berbat ettin. ne olur başkalarına sıçrama, bırak böyle kalsın.

-gercekler acıdır

-evet çok acı. zorla başkalarını… neyse, 3. şahısları konuşmak doğru ve şık değil bi tanesi. şimdi izin istiyorum

-bunu sen başlattın. benimle onu kıyaslayarak başladın. ben cekildim, o kaldı. bunu annene de soyleyecegim bir gun. o zaman senin için daha acı olacak hersey. cunku sanıyorum beni herkese tercih eder

-o da kalmadı, bitti. benim açımdan seninle sorunum; benim bir başka tarafa yönlenmem değil, beni mutlu etmekten, onore etmekten, kaçınmandır. bahsettiğin kişi, biz ipleri kopardığımızda yoktu be kız.

-canın sagolsun. sen mutlu ol. ben de bana uygun birini bulurum.

-sende, hepimizde mutlu olalım ama, bir kez olsun seninle, saatler boyu enine boyıuna hiç kıvırmadan karşılıklı her şeyi konuşmak isterim.

-konusuruz, ben kaçmam cunku buna hazırım artık.

-şimdilik sevgiyle, sağlıcakla.

 

1 yıl 1 ay 27 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

GÜNDÜZ…

Marmaris'teyim. Ustalar hemen işe başladılar. Sanırım yarın biter ve akşama giderler. Burası tek kelimeyle MUHTEŞEM. Eğer ayarlayabilirsen n’olur  iki günlüğüne de olsa gel.

 

 Merhaba. İşlerin yolunda olmasına sevindim. Kaş çok uzak ama bir ara niyetlenmiştim. “Uygun olmaz” denince de,  çocukları annelerine vermedim zaten. Şimdi de zor. Yazın inşallah. 

 

ne olur beni bu kadar kolay göz ardı etme ve reddetme. İstersen çözüm bulacağından adım gibi eminim. Sadece ikimiz olacağız, ne muhteşem düşünsene... Lütfen.

 

bir çok kere okudum son mesajını. Kolay ve uygun değil. Beni anla. Dilerim bunu gelecekte gerçekleştirebiliriz.

 

ERKEK-1.KADIN SOHBET

GECE…

-bunu gordun mu

-karpuzu mu

-hayır, resim degismedi mi

-sonradan değişti. sen hepsini bir arada gönderde ben bir seçim yapayım.

-yaaaa... yemezler

-yenecek ne varki!

-moralim çok bozuk

-yanaklarından kocaman bir makas aldımmı, geçer bebeğim.

-cok kotu hissediyorum. Bizim hastane gitti, devir aldılar.

-bu bir süprizmi?sen bunu istemiyormuydun?

-duydun mu daha once. bu hikayeyi ben biliyordum. cok erken gerceklesti, ne istedigimi bilmiyorum.

-yoo erken değil

-ama kendimden korkuyorum. Bekledigim, duşlediğim hersey gercekleşiyor.

-aslında, istiyor olsan bile, üzülmemen mümkün değil.

-korkunç bir şey. cocuklar da cok uzuldu. buyuk isyanlarda ve kavgalardalar

-beyefendi kuvvetli olsa, senin delikanlıların için de okadar iyi olurdu ama haketmiyordu.

-hala haketmiyor, hala akıllanmadı. bugun bodruma tatile gitti. anlayamıyorum

-tek endişem; düştüğünde, her zaman senin eteklerine yapışmasıydı. pardon... bu kişiye acınmaz

-hala eteklerimde, hala umitlerde, hala bekliyor, hala anlamıyor, hala bendeki etkisini farkedemiyor

-senide bitirmek içinmi?

-ondan nefret bile edememek cok kotu. 

-normal. nefret edebilmek için karşında ‘güç’ olmalı, değmeli.

-resmi degisitiriyorum, baskası gorebilir. baskası derken, sistemde olan herhangi biri demek istedim.O hala canım cicimlerde, hala siyaset pesinde ve gercekten 2 gundur cok uzgunum. tabii bu da gececek ama

-daha zorlarını aştın, geçer.

-evet herkese sunu yaratmaya calısıyor, “ben gucluyum ve bakın tatıle gidiyorum”. cocukların gozundeki degeri zaten kalmadı, iyice yerlerde geziniyor. keyfi bilir

-belkide gitmedi. gittim imajı veriyor

-o da olabilir, belki de beni bugun takip edecek. ben de acikca konustum “arkadasimla bulusuyorum” dedim. cocuklara da soyledim. yemeklerini yaptim aksam 5-6 da donerim dedim

-konu ne biliyor musun... insanın onurlu olması. onur olmayınca, karakter olmayınca... bunlarda sonradan kazanılmıyor çoğunlukla. aileden, temelden gelmesi lazım. hele temel yoksa, birazda kolay para kazanılmışsa…

-onur nerede... ve dusunsene bodruma, nejatın evine gidiyor. aslına döndü sonunda. basladıgı yere döndu. ailesine uygun bir insan ve ben de gercekten kurtuldum. simdi sadece bakırkoyde ve bize biraz daha uzak kalacakmış. “cocukları bayramda al” dedim, “hayır” dedi.

-almasın. ilerdede almayacak. bunu bile konuşuyorduk seninle.

-alamayacak demek daha dogru

-bu süreçte, sana azıcıkda katkım olabildiyse, vardığın noktadan, bende memnuniyet duyuyorum.

-sagol. sen olmasan zor gecerdi ama, su andaki konumumu sadece sana borclu degilim

-tabiki sadece bana değil. sen istemeseydin, benim desteğimde olamazdı.

-ben cıkıyorum. dusa girecegim ve yapılacak islerim var

-üzme canını. çoğunu bitirdin. azıcık kaldı. onun içinde gereken enerjinin var olduğuna inanıyorum.

-umarım haklısın. kesinlikle ustesinden gelecegim ve onu bir daha goremeyecegim bir sekle gelecegim. bugun zamanın varsa konusuruz, hoscakal

-biliyorum. Sende hoşçakal

-hayatı hiç tanımadı o ve sandı ki herzaman yanında 1.KADIN olacak ama, 1.KADIN destegini cekince dunya tersine dondu ve ben allahın izniyle oldugum yerdeyim.

-bunaldığında yüce yaradanı düşün. dua et. inancını yitirme.

-yok inancım simdi geldi. gercek kimligime simdi kavustum

-ve daha huzurlusun

-bunu cok sevdigim bir arkadasıma borcluyum. onun hakkını odeyemem. huzurluyum, oda cok mutlu. ;)

-o arkadaşın adınada sevindim, eminim oda hissediyordur.

-evet bence farkında. Kactım, gorusuruz

-ne güzel.ok.

 

1 yıl 1 ay 28 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Son gelen msg.nin ardından, kendimi daha küçük düşürüp, daha da fazla üzülmemek için, sana ısrar etmeme kararı almama rağmen; ben ve Marmaris seni  özlemle bekliyoruz ki bilesin istedik. Belki aklına takılırız da, kararında kendin ve bizim için bir değişiklik yaparsin dileği ve ümidiyle..

 

Merhaba. Gönlüm istese de maalesef gerçekleştiremedim. Üzüldüğünü biliyorum, bende üzgünüm. Koşullar… Birincil sorun; annemler Pazar günü gidiyor ve onlar gitmeden  Enver’in düğün mevzuuyla ilgili ziyaretleri, diğer sorumluluklar… Ben bana ait değilimki. Umarım anlatabiliyorumdur. Sevgiler.

 

Gelememene ve buraların sensiz  buruk olmasına rağmen, yüreğimi ısıttın. Madem kendine ait olamıyorsun, bana ait olmaya ne dersin EFENDİ’ciğim? Seni seviyorum.

 

Öpüldünüz.

 

 

1 yıl 2 ay 1 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-1.KADIN SOHBET

-oooo...işler uzun!!

-bitirmek üzereyim. Acaba tavla oynasam mı diye düşünüyordum.

-ne?oyna

-sanmıyorum.

-neden?aslında burada zaman gecirmek iyi degil

-o anlamda şimdiye dek senden başka kimseye denk gelmedim ki. Okuduğum yazılardan, kendi siteme girdim. Birde seninle ilgili bir konu gena oyaladı beni ama halledemedim

-benle ilgili  neyi halledeceksin

-seninle olan yazışmalarımızı, günceleri tasnifliyordum. Birini  açamıyorum, kilitlendi.

-onları siler misin

-silemem. harika şeyler var

-sacma seyler. sanki bana karsı kullanacakmıssın gibi geliyor.

-İnanamıyorum, o cümleleri senmi yazmışsın

-lutfen. hayır ben yazmadım, kanıtlayamazsın. lutfen sil

-kim yazmışsa, zaten o kişi artık yaşamıyor. yaşamış olsaydı onu bırakırmıydım uzaklarda… ne günlerdi, ne yoğun duygulardı…

-bunları gormek veya bilmek istemiyorum

-sen bilme

-lutfen boyle konusma, sıkılıyorum. bunları bana karsı da kullanma

-seninle ne ilgisi var? bende “başkalarıyla bilmem ne yapacağım” dediğinde üzülüyorum ama

-ama olacak. bunu seninle konustum, ustelik konusmam da gerekmiyor.

-saçmalıyorsun. dikkat edersen bu konuda bir şey yazdığında üzerime almıyor ve yanıt bile vermiyorum.

-ama amacın ne?

-geçmişime saygı, yeter mi. İyisiylede, kötüsüylede, benim için önemli.

-benim için degil, yanlıs yapma.

-yapılan bir şey yok. benim ben, RECEP. sen beni nasıl tanıyorsunki?

-neden bunları tutuyorsun ki, ben istemiyorum

-sen tutmayabilirsin, sana ait bir şeyi saklamıyorum ki. öylede bir niyetim yok. Artı, farzetki, ben  senin duygularını, çoşkularını, hedeflerini yansıttığın yazışmalarını kullanacağım. ne işe yarar?

-beni mutsuz etmeye. o halde?

-bir sevgi yaşamışsın. Allah aşkına bunun neresi suç, ayıp?

-işte yanlıs burada baslıyor, dusunce tarzın yanlış

-peki.

ERKEK’nin NOTU: Eskileri silmeliymişim.

 

 

1 yıl 2 ay 12 gün sonra (pazartesi)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Gerek kişisel özdeğerlerimi, gerekse toplum içindeki varlığımı korumak için var gücümle çabalarken; lütfen bana (ve tabi ki kendine ) yardımcı ol n’olur. En azından beni canın istediğinde, için çektiğinde değil, gerektiğinde ararsan,  ikimizin farklı seçimlerinde en uygun davranışı sergilemiş  ve yardımcı olmuş olursun.

 

 

1 yıl 3 ay 29 gün sonra(perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-sanırım internette bir sorun olduğundan beni yanıtlayamıyorsun ya da sen de beni görmüyorsun

-yooo… şimdi geldim, gördüm, selam verdim, sitem ettim. ancak yanıt alamayınca, kendi haline bıraktım. birde tabiki üzüldüm.

-neyse, ben çıkıyorum ve sana iyi geceler diliyorum, kolay gelsin.bunlar da mı gelmedi?

-simdi 3 satır geldi… sana da iyi geceler

- J

-anlamı?

-iyi dileklerim seninle olsun demek...

-teşekkür ederim efendim

-sahi sen gittiğimiz filmle ilgili tanıtımı neden gönderdin bana?

-film konusundan ziyade promosyonu bildirmek içindi galiba

-tam da adamına göndermişsin yani... neyse bu merakımı da giderdiğime göre artık yatabilirim.

-hatırlatayım. dün yine gazetelerde hazine bonusu ilanları vardı

-niye hatırlatıyorsun anlayamadım ama iyi bir şeydir herhalde.

-%23 gibi oldu faizler

-biliyorsun ki kazandığım davadan gelen o parayı sizin için bekletiyorum.Akınla senin için yani..

-çare bulunur be kiz. gerekirse bozulur ama açıkta, verimsiz kalması doğru değil.

-bence bağlı olan paranın cesaret kırıcı, daha doğrusu caydırıcı etkisi vardır,"şimdi kıza bozduracak mıyız yani" deyip vazgeçecek adam tipi var sende

-ayrıca kendi adıma ifade etmem gerekirse,  geldiğimiz ortak noktada; borç bile olsa, senin kaynağını kullanmam ne kadar doğru olur ki... ben bu hakkı kendimde görmüyorum. göremememde senin bazı ifadelerininde mutlak etkisi var.

-yine bana bir çamur attın ya, bakalım hayırlısı... olsa olsa, sen kendine yakıştıramadığın için kullanmazsın onu, benimle hiç bir ilgisi yoktur. Allah şahidimdir ki; bununla ilgili en ufak bir imam bile olmamıştır ve biliniz ki EFENDİ'm siz "hayır" diyene dek o para serbest olacaktır.

-böyle bir imada bulunmadım. Hissetmedimde senden.Yakıştıramam, doğru ama benimle sinemaya bile borcunu ödemek için geldiğini söylemiş olman,  artık bu tarz diyalog içerisinde olmamıza engel değil mi?

-doğru, borç ödemek için gittim sinemaya

-teşekkür ederim ama ben o parayı kullanamayacağım. beni rencide eder. ayrıca, ben kullanacak olsaydım, tek başıma kullanmayı tercih ederdim. Akınla beni, bu konuyla sınırlı bile olsa ‘eş değer’ tutmanda beni ziyadesiyle üzmüştür. çok anlamlı, onore edecek bir davranışın, yaklaşımın oldu ama izin verseydinde ( eğer kullanmayı uygun görecek idiysem)  nasıl ve kimle kullanacağıma ben karar verseydim. yanı, İMF gibi değil. İMF, her hangi bir ülkeye kredi verir, hemen akabindede "bu parayı şöyle kullanacaksınız" der. tıpkı onuru zedelenen ülkemiz gibi. ama, iyi niyetin için sonsuz kere teşekkür ediyorum.

-işte benim çıtam bu denli yüksekken sinema bahanesi çok basit kalır. işte sadece bu idi söylediğim. bilmem ki şimdi anlatabildim mi ya da anlayabildin mi? yine hatlar bozuldu herhalde ki, senden ses seda yok. her nerede kaldıysan, umarım ben çıktıktan sonra bunları okuyabilirsin. hadi hoşçakal...

-orada mısın?

 

 

1 yıl 4 ay 20 gün sonra (cuma)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

 gece yarısı ben çıkarken sen sisteme girdiğinde, seni selamlayamamam; son telefonumu yanıtlamamana olan saygımdandır. Kolay gele.

 

 

1 yıl 4 ay 26 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-gittin mi yoksa bana bir şeyler mi yazıyorsun, çünkü sürekli kopup duruyor.

-yoooo yazmıyorum, başka bir nedenledir

-belki biri konuşma penceresi açınca da kopuluyordur diye düşündüm.. neyse, değilmiş. en azından iyi ki konuşma penceremizi kapatmamışım da bunu öğrenebildim.

-ne kadar zor ki?… eğer bir şeyleri kapatmış idiysen yeniden açmak elinde.

-bakarsın bir gün açarım, belli mi olur

-izin gerekmiyor ve karşı taraf da bilmiyor zaten…çay pişti

-bu pencereyi bir gün tekrar açmak istesem de izinin olmadan açamam ki... yetti bitti gayrı bu gel- gitlerimiz. benim takatım kalmadı, sanırım senin hiç kalmamıştır.

-demlik yandı sayende, daldırdın beni koyduğun fotoğrafa.

-bir demlik yanmış çok mu? sana bir fabrika demlik alayım. biz yandık biiizzzzz....

-o kadar çok ne yapayım, depo kirası bile dünya tutar J

-biz kaç demlik ederiz sence?

-ilinti bile kurulamaz

-işte bu nedenledir ki yanan demliğin lafı bile edilmez.

-masadan kalkmak zorunda kaldığınızda; bilgide mi verilmez, paylaşılmaz, … benimkide o hesap

-bu dediklerin tabii ki yapılır ama itham edilerek değil bence.

-haydaaaa

-demlik yandı sayende demedin mi? bu ifadeden demliğe hayıflanmayı anladım ben. neyse ki , "Serap'a boşandığımızı söylemedin mi?" sorusu kadar agır ve acıtıcı gelmedi bu demlik muhabbeti.

-istersen devam etme. yazdıkça gereksiz polemiğe dönüşebilir. oysa ben çok relaks ve huzurluydum. uykum bile dağılmıştı, gel bozma tadımızı.

-tadımız yok ki bozulsun.... bu tatsızlık da değil tabii ki. olmayan bir tad bozulamaz öyle değil mi? ancak polemik konusunda haklısın. Demek, öyle hücum ediyorlar ki, kendimi alıkoyamıyorum.

-sakin ol

-bak! işte sırf bu nedenle bile, iyi ki seni burada göremiyorum.

-profilindeki çifte bak, bak onlar ne kadar keyifliler.

-o çift benim yaşamımın en büyük özlemi ve onlara baktıkça, buruk da olsa tebessüm edebileceğim günlerin gelebilmesini iple çekiyorum.

-kimbilir.

 

 

1 yıl 4 ay 29 gün sonra (Perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-kolay gele

-sağolasın sana da

-nasılsın,iş- güç

-çok yoğunum

-aynen

-allah ikimize de kolaylık versin

-amin. güç versin, moral versin,şans versin, sonra…

-afedersin göremedim, sonra ne anlayamadım?

-durduk ya, yazacak bir şey yok gibi ya...

-sen dersin ya , "ne yazacağız, hep tekrar hep tekrar" diye, aman böyle devam et lütfen. hatta beni burada gördüğünde bile görmezden gelseydin keşke. ben seni göremediğimden ayıp olmazdı biliyorsun.

-anlamadım ya, peki… arayamadığım gibi, görmemde. sen nasıl istersen, nasıl daha mutlu olacaksan yada daha az üzüleceksen.

-daha mutlu olmak değil konu, böylesi daha doğru

-bilmem, birisi doğru işte. peki tatlısı, öyleyse izin isteyeyim ve doğru olanı yapmaya koyulayım. sağlıcakla kal

-sen bu sen, ben bu ben oldukça biz olamayacağımıza göre, bu mola sonsuza dek sürecek büyük ihtimalle. davam, kızgınlığım, küskünlüğüm seninle değil aslında, sadece kendimle. sana tepki veriyorken, aslında tek muhatap yine kendimdim. şimdi, bana ulaşmayarak; benim kendimle kavga etmemi engelliyor, kendime olan saygımı yeniden kazanmama en büyük yardımı yapıyorsun

-bana tepki verdiğini algılamadım zaten. temelde çok çok önemsememe rağmen, bazı konularda ortak noktada buluşamamamız nedeniyle, birbirimizi daha fazla yıpratmamamak, sonrasında daha mutsuz olmamak için geri çekilmişiz, güzel olanlarıda gömmümüşüz; hepsi bu.

-aynen dediğin gibi olsun, senin pencerenden her nasıl görünüyor olursa olsun, geri çekilmekte hemfikiriz ve artık senin günübirlik arzu ve isteklerle bana gelmeyerek, beni daha fazla onursuzlaştırmayacağına inanıyorum. bunu başarmak yolunda, emin adımlarla yürüyorsun.

-son cümlen üzerine, daha fazla saygısız olmamak adına, zaten derhal çıkmam gerekirdi ama bağlantım koptu.  son cümleni tekrar okudum. ama pattanak çıkmamda yakışıksız olurdu. bunu hangi koşul olursa olsun sana yapamam, yapmazdımda. bye

-güle,güle ERKEK... güle,güle. gider ayak bunu niye yapıyorsun ki? daha yakışıksız kalmak içini mi rahatlatıyor?

-afedersin, bir kovmadığın kaldıydı

-ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. seni kovmuyor, gözyaşlarımla uğurluyorum.

-selam verdiğime, vereceğime pişman ettirmek için yazdın durdun. hiç üzerinde durmadım. zira, uzak olsam da seni önemsiyorum. hep önemseneceğinide biliyorsun.  izin ver bu kadar tepki vermiş olayım.

-beni önemseyen olarak; küfreder gibi “BYE” demeden, keşke, daha yakışan bir şekilde vedalaşmayı deneseydin.

-izin ver, hiç tepki vermemiş, sinirlenmemişim ve sadece kovulduğumda “bye” demişim

-seni kovmadım, asla da kovamam. neyse yaa, yine girmeyelim polemiklere, bak seninle hangi yöntemle iletişim kurarsak kuralım, kendimi tutamıyorum.

-ne olur bunca sorun varken birbirimizin üzerine gitmeyelim.

-işte benim dediğim de o. bunca sorun varken, bir de biz sorun olmayalım birbirimize. sen, benim yaşantımda hangi şekilde olursan ol, benim için sorun var demektir. hatta, senin için de sorun var demektir.

-yokumki. “buradanda selam verme” dedin. vermeyeceğim. başka ne yapabilirimki

-ve olma da...benim için olma, kendin için olma, sorumlu olduğumuz varlıklar için olma.

-ama yazmaya devam ediyorsun

-anlaştık, sadece vedalaşaman yakışmamıştı, o kadar

-izin ver o kadarcıkda ben kinaye yapmış olayım

-kinayelik neyim var be ERKEK, sen de acaba farkına varmadan, kendine yaptığın kinayeni benim üzerime mi yüklüyorsun? seni kınamıyorum, kınadığım kendimim.

-seni kocaman öptüm. sevgiyle, mutlulukla, sağlıcakla kal e mi

-sen de...böylesi yakıştı işte.   

 

 

1 yıl 8 ay 7 gün sonra (pazartesi)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: şifa dileklerimle ancak..

merhaba tatlı bela'm,

saat 20 ye geliyor. muhtemelen operasyonun sonuçlanmış, narkozun etkisinin  geçmesi bekleniyordur. Fiziken orada değilim, olamayacağımda, olmamalıyım da. hele iki günkü telefon yanıtlarından sonra...

buna devam ederimde, asıl konudan uzaklaşmadan ( hani dersinya, araya aldığın paragraflar bazen o denli uzuyorki, aptalların ana konuyu kaçırmasına neden oluyorsun. bereket sen değilsin)  dualarımla, iyi dileklerimle tüm gün boyu seninle olduğumu, belki bir daha telefon açma cesaretini bulamayabileceğimden şifa dileklerimi paylaşmak istiyorum.

Bu şifa dileklerimi ancak,  21inde okuyabileceğin anlamına gelebileceğinide biliyorum. ne yapalım, kader. "keşke" lere izin verseydin, altını keşkelerle döşerdim ama nafile... hele bazı belirtilerin, küçükde olsa bazı olasılıkları doğrularcasına olabileceğini de görünce… 

sağlık ve şifa dileklerimle…

 

 

1 yıl 8 ay 16 gün sonra (çarşamba)

2.KADIN’dan ERKEK’e

ERKEK’E MEKTUP

…diye başladım ya, nasıl gelişecek ve sonu nereye varacak hiç bilmiyorum. Bakarsın paylaşmaya değer bir şeyler çıkar, o zaman illa ki ulaştırırım yazdıklarımı. Bakarsın değer bir şey çıkmaz ve atılır gider benim döküntüler torbama. Zaten ikinci durumda haberin bile olmaz bu satırlardan.

Ben ne kadar zeki ve akıllı olsam da (belki herkes kendi için böyle düşünüyordur) kavrama ve düşünce hızında sana yetişemediğimi, arkandan geldiğimi kabul ettim. Yani senin deyiminle REALİTE.

Varoluşumuz ne kadar benzese de, hemen hemen eşdeğer olsak bile, aksi kanıtlanana kadar her ne kadar seninle birbirimizin tamamlayıcısı olduğumuza inansam da, sanırım kaderin sapaklarında bize hazırlanan karşılaşmaların sunularını kaçırdık. Seninle 7 yaşımda da, 17 yaşımda da karşılaşma şansım vardı ama olmadı. Bu fırsatları kaçırmasaydık, aramıza başka yaşanmışlıklar girmeden bütünleşebilseydik, her şey ne kadar kolay ve güzel olurdu. Çünkü birlikte yaşanmışlıkla ne çok ortak değerler oluşturacak ve bugün bile eksikliğini tüm hücrelerimizde hissettiğimiz, ortak tek bir kimlik olarak ortaya çıkarak varlığını sürdürecek ahengi yakalayabilecektik.

Bugün zaman içinde oluşan ve gelişen tüm farklılıklarımıza rağmen bile, birbirimizi tanıdığımız andan bugüne dek geçen yirmi ay sonrasına kadar, hatta bugünden sonra bile, birbirimizden ne zor vazgeçiyoruz. Hatta tüm REALİTE lere dayanarak, vazgeçmeye çalışıyoruz. Sanıyorum, ikimizin de tüm yaşantımız boyunca, böylesine zorlandığımız başka hiçbir konu, hiçbir karar olmamıştır.

İkimiz de ne çok gidip, geldik ve kim bilir ne kadar da gidip, geleceğiz “iyi ki karşılaştık” la, “keşke hiç karşılaşmasaydık” arasında. Böylesine muazzam ikilem, ikimizi de altüst ediyor. Allah ikimizi de kurtarsın ya da ikimiz için en hayırlı çıkış yolunu göstersin bize. En hayırlısı; bu son ortak kararla yollarımızı ayırmamız ise, lütfen bunda muaffak kılsın ikimizi de. Nasıl ki birbirimizden önce, ikimizin de varlığından bile haberdar olmadığımız duyguları birlikte yaşamamıza olanak sağladı, yaşanan güzellikleri kendince yeterli gördüyse, lütfen yaşadığımız mutsuzluklar ve içinde kıvrandığımız çaresizliklerimiz de yetsin. Birlikte ya da ayrı, artık kangren olmaya yüz tutmuş bu illetten kurtarsın bizi artık. Beynimize ve yüreğimize, her ikimiz için de en iyi, en doğruyu seçme ve uygulama yeterliliği versin. Birbirimizi sevdiğimiz gibi, kendimizi sevme yetisini de kazanabilelim yeniden. En azından benim, kendime ve çevreme faydalı olabilmek için çok ihtiyacım var buna.

“Benimle yaşamayı ve yaşlanmayı istiyor musun?” sorusunu çoktan bir kenara bıraktığını ve bunu en az benim kadar istediğini biliyorum. Gönlümüzden coşan bu dayanılmaz isteğe rağmen, bunu gerçekleştiremeyeceğimizi buyuran beynimizin sesi, benden çok daha önce patladı senin kulaklarında. Belki bu yüzden bana çok önceleri önerdin, benim senden çok sonra kabul edebildiğim, ikimiz için de en uygun olan günlük yaşam biçimini. Dedim ya, ben senin gerinden geliyorum diye. Bu önerine; o anda sıcak bakabilseydim ve kabullenebilseydim, bugün hangi durumda olurduk bilemiyorum. Çünkü yaşamadık.

Ben senin önerdiğin yere geldim. Geldim ama arada yaşananlarla sen başka yerlere gitmiştin. Böyle bir yaşam için bile karamsardın artık. Terk etmiştin BİZ olabileceğimiz tüm çözümleri. BİZ diyemiyordun ama benden de geçemiyordun. İşte bu da olabilecek en büyük açmaza sürükledi ikimizi.

Benden vazgeçemediğinden, adaletsizliğe sürüklendin. Sen; BİZ olmak anlamında bana hiçbir sorumluluk duymayarak, yalnızca sevdiğin ve varlığından büyük keyif aldığın kadınla gönlünce ve keyfince yaşamalıydın ama… Ama o kadın; tek taraflı olarak BİZ olmanın tüm sorumluluklarını ve gerekliliklerini yerine getirmeliydi. Senin yalnızca ‘başka kadınlara bakmıyor olman’ ona yetmeliydi. Bunun dışındaki her şey senin keyfiyetindi. Sanıyorum ki yerime başka kadın koymamak, tercihin değil, REALİTE ndi. Başkasını için isteyene ve kaldırabilene kadar geçerliliğini koruyacak olan REALİTE n…

İşte bu savrulduğun adaletsizlik, seni alabildiğine bencilliğe sürükledi. Öyle ki; benden fütursuzca talep ettiğin her şey sana haktı ve benim senin talep ve beklentilerin dışında kalan ya da uymayan tüm davranışlarım (bunların pek çoğu yalnızca senin sanıların olmasına rağmen) ikimizden BİZ çıkaramamanın en büyük cankurtaranı oldu sana. Yaptığın adaletsizliğin belki de farkına varamadığından, belki de görmek istemediğinden kezlerce yüklendin bana “bak işte senin şu huyun yüzünden, bak işte sen bunu yaptığın için…” diye. Seni kurtaran, BİZ’im için hiçbir şey yapmamak mıydı ERKEK?

Biliyorsun ki ben, BİZ’im için çok şeyler yaptım. Hemen hepsinde tepetaklak oldum. Zamanla baktım ki senin (isteğin varsa bile) böyle bir gayretin yok. Bana layık gördüklerin; bir resepsiyonistin biz bildirimde bulunmadan beni eşin sanması, ya da dersanedeki kapıcıların “eşiniz geldi hocam” demeleri veya biz hiçbir ifşaatta bulunmasak, tüm sorulara cevap vermesek ya da geçiştirsek de, ailenin zaten birlikte olduğumuzu bilmeleriyle yetinmem gerektiğiydi. Hatta şaşırmış gibi yaparak sorardın bana “daha ne istiyorsun?” diye…

Biliyor musun; öncelikli olan başkasının saygısı değildir. Aslolan kişinin kendisine olan saygısıdır ki, buna sahip çıkabilen herkes, yaptığı her şeyin bedelini, tüm tercihlerinin hesabını başı dik olarak verebilir.

İşte ben de en çok, hatta bir tek bunu istedim senden. Beraberliğimiz, paylaştıklarımızla ilgili kendimden ve senden hoşnut ve huzurlu olabilmem için; gizli kapaklı ‘sevgilicilik’ oynamak yerine, insana yaraşır bir şekilde sevgimize ve beraberliğimize, her durumda ve herkesin karşısında sahip çıkabilmek yürekliliğini gösterebilmeni diledim.

Başlarda bunu beklemem ve istemem çok akılcı gelmeyebilir ama aradan yirmi koca ay geçmiş ve öyle ya da böyle biz hala berabersek ve bir akşam birlikte dışarıda yemek yiyorken kardeşin aradığında, birlikte olduğumuzu söylemek yerine “şu an dışarıda bir yemekteyim” diyorsan, benden hiçbir şey bekleme ve talep etme hakkın olmadığının farkında değil misin? Ama yoooo… ne demiştik; sen vermeyen ama isteme ve alma hakkına sahip olandın, değil mi?

Ya da bir olasılık, ben Kaya Şef’in koordinatörlüğünü yaptığı bir firmanın, herhangi bir şantiyesinde çalışsam, dediğine göre; sen ölmüşsen kemiklerin sızlar ancak sen 1.KADIN’a,  hekim sıfatıyla da olsa çocukları götürürsün, onunla ‘iş’ toplantıları yaparsın, telefonlarla görüşmeye devam edersin (ne var bunda canım! Siz sevgili olmayı başaramamış, arkadaş kalmaya karar vermiş iki insansınız), hatta sen davet etmesen bile, ailen tarafından Enver’in düğününe davet edildiğini ve gelme olasılığı olduğunu bilerek benden gizlersin ki bunu bahane edip, düğüne gelmemezlik etmeyeyim… Bu durumlarda değil ölmüş bedenimin kemiklerinin, yaşıyorken içimin sızlaması kimin umurunda ki? Çünkü ERKEK Bey; bir şey vermeyi taahhüt etmiyor, sadece istiyor. Hiçbir güvence vermiyor, sadece güvence istiyor…

Bu nedenle ERKEK Bey, yalan söyleme hakkına da sahip. “Senden önce bu eve, bu yatağa başka hiçbir kadın girmedi” diyerek. Ya da ERKEK Bey’in gerek görmediği için, 1.KADIN Hanım’ın aileye yakınlığını söylememiş olması çok normal karşılanmalı ancak, kesinlikle gizleme amacına dayalı olmayan bir Kaya Şef  hikayesi gündeme geldiğinde yer yerinden oynamalı ve “Bak işte, ben bunlardan korkuyorum, bakalım başka neler çıkacak?” denmeli. Denmeli ki; 2.KADIN ERKEK’den BİZ olmayı beklemesin, hayal bile edemesin. Ezilsin ve kahrolsun kendi gerçeği ve geçmişiyle. Öyle ezilsin ki; ERKEK EFENDİ’liğin tüm nimetlerini yaşasın ama 2.KADIN, EFENDİ’sinden bekleyebileceği hiçbir yükümlülüğü ERKEK’den beklemesin.

Ah ERKEK, belki kezlerce, sırf bu adaletsizliğini gör ve “ya BİZ’e sahip çık, ya da beni koyver gideyim” diye yakarışım bu yüzdendir.

Sonuçta BİZ’e sahip çıkamayacağını, defalarca yaşadığımız gel-gitlerden sonra, ümitlerimin kırıntılarını dahi tüketircesine kavradım.

Senin “Ben hiçbir şey vaat etmesem bile, sen sahip çık” deyişlerin çınlıyor kulaklarımda. Ey ERKEK! Sen bu iyi niyet kapısını aralayıp, bana açtığın kucağını gösterseydin de görseydin nasıl sahip çıkılıyor. Almadan vermek Allah’a mahsussa, daha fazla ne verebilirdim sana hiçbir şey almadan ve hiçbir şey almayı ummadan. Bilmez misin ki, iki kişi arasındaki, mutlaklık tek taraflı olmaz. Bilirsin, benden çok önce de bilirdin, eminim…

Keşke benden vazgeçebilseydin değil mi? Keşke benden vazgeçememek, senin çaresizliğin (ve bu çaresizliğin sürüklediği dengesizlik ve adaletsizliklerin) değil de, tercihin olsaydı. Hiç denemediğin, o kapıyı hiç aralamadığın için, neler olabileceğini hiçbir zaman bilemeyeceğiz ikimiz de…

Bunları görebilmen için kafana düşmesini ikimizin de beklediği o taş hiç düşmeyecek. Ya da çoktan düştü de, sen öyle taş (!) kafalısın ki, taş yarıldı da senin kafana bir şey olmadı.

Bak eteğimdekiler dökülünce, espri bile yapabilmeye başladım. Evet, çok üzülüyorum ama kahrettiğim günler gerilerde kaldı artık.

Yüreğimde olabildiğince güzelliklerini barındırarak (zamanla bunu daha iyi başaracağımı umuyorum) bu sevgiyi anımsamaya değer yaşanmışlıklarını, ömrüm boyunca saklamaya hazırım artık. Değil bir başkasının, senin bile onu zedelemene izin vermiyorum. O ikimizin değil çünkü, artık yalnızca benim. Kısacası artık sen de başkası olduğundan, lütfen haddini ve sınırlarını bil.

Senden korkuyorum, çünkü benden öte mahremimsin. Benim tanımadığım kimliklerime ulaştın sen. Kalkanlarımı ve surlarımı nasıl aşacağını bir tek sen biliyorsun. Ben bilsem, önlem almaya çalışırım ama onu bile yapabilmekten aciz, kısacası savunmasızım beni çözmüş olman karşısında.

Bu sebeple senin vicdanına sesleniyorum. Tüm arzularını, tutkularını, bencilliklerini bir yana koyup, vicdanının sesine kulak vererek davran. Bu senin için ne kadar zor olsa bile, çok sevdiğini söylediğin 2.KADIN’a nasıl büyük bir iyilik yapmış olacağını bileceksin ve yüreğimde lekelenmiş yüceliğinin, tüm lekelerini yok edecek ve zedelenmişlikleri onararak saklanmasını sağlayacaksın.

Bu güzel sevgiyi yaşanmışlıklarla daha fazla tüketmektense, zor olsa da onu tüm güzelliği ve saflığıyla yüreklerimizde saklamamız; en güzeli, en doğrusu ve en hayırlısı değil mi ikimiz için de…

 

 

1 yıl 11 ay 8 gün sonra (Çarşamba)

2.KADIN’dan ERKEK’e

*Bir kadin cocuktur aslinda. Cocuk gibi davranmayi sever. Erkegin kendisine bir cocuga gösterdigi sefkati göstermesini de ister. Ama her kadin cocukca da olsa dinlenilmesini, dikkate alinmasini ister Yani bir kadinin cocukluk yapmasina izin vereceksiniz, ama asla onu bir cocuk olarak görmeyeceksiniz.

(İçimi ne kadar acıttı, seninle birlikte ‘çocuk’ 2.KADIN'ın yitirilmesi. Sadece senin ve senin çevrenin olduğu değil, senin ilgin bile olmayan ortamlarda ve ilişkilerde de yitirdim ‘çocuk’ 2.KADIN'ı. Donuk, gözlerinde yaşam enerjisi sönmüş, muzip ve hınzır bakışları yok olmuş bir 2.KADIN... Önce kendime acıdım biliyor musun, sonra da o 2.KADIN'dan mahrum kalan sana ve diğer insanlara... )

*Bir kadin güçlüdür aslinda. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasini sevmez. Ister ki erkegin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabilecegi seyleri bile erkegin yapmasini bekler. Böylece hem daha kadin oldugunu hissedecektir hem de erkeginin ne kadar güçlü oldugunu görecektir. Ancak kadin gücünü göstermek istediginde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istedigi bir sey varsa mutlaka yapar. 

(Evet, en canalıcı noktalardan bir de bu. Bu huzuru, bu sığınma isteğini ne yoğun istedim yaşamayı bilemezsin... Bilemezsin diyorum çünkü, senin tarafından "sahiplenilmek" isteğimin bu olduğunu anlatamadım sana bir türlü, ya da sen bir türlü anlamak istemedin.)

*Bir kadin sevgilidir aslinda. Içinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay kolay ayrilamaz. Sevdiklerini kolay kolay kiramaz. Zor sever ama tam sever.

(Doğruymuş yazanın dedikleri. Çünkü, bir sevdim-pir sevdim. Seni kırmamak için alındığım ve kırıldığım yüzlerce  davranışını unutmaya çalıştım. Pek çoğunu da unuttum ama öyle unutamadıklarım var ki, içim "cızzzzz" ediyor.)

*Bir kadinin tam anlamiyla sevebilmesi için yüreginin kabul ettigini beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsiniz. Belki kolayca yüregine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemisseniz her an terk edilebilirsiniz.Sevmedigi halde terk etmeyen kadinlar da var elbette. Bunun nedeni ise engelleyemedikleri  "acimak" duygusudur.

(Hani ben "sevgimizin yapıcılığıyla, her zorlukla başederiz, her sıkıntının üstesinden geliriz" iyimserliğindeyken, sen "bu sevgi, bizim bütünleşmemize yeter mi acaba?" karamsarlığında oldun ya hep, bana beynimle yüreğimin koordineli olarak verdiği güç, sendeki koordinasyonda güçsüzlüğe dönüşüyordu ve sonuçta, ben seni sevgimizin gücüne ikna edemedim ama sevgimiz uğruna senin göze alamadıklarını kanıksamaya başladım. Ne acıdır ki; sana ve sana bağlı,bağımlı insanlar için "verme" isteğimin coşkusunu yitirdim bu sayede.)

*Bir kadin yalnizdir aslinda. Hiçbir zaman kadini bütünüyle elde edemezsiniz.Kendisine ait bir dünyasi vardir ve orada hep yalnizdir. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanin kapisini açamaz. Yalnizlik onun siginagidir. O siginaga ne zaman girecegine, ne kadar kalacagina hep kendisi karar verir. Siginaktayken oradan çikmaya zorlarsaniz onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz. 

(Kimbilir, senin zorlamaların belki de benden tümüyle kurtulmak isteğinden kaynaklanıyordu ki; bu isteğimi sana dile getirdiğim zamanlarda beni şiddetle eleştirdin. Hatta bu eleştirilerine olumlu yaklaşmak adına, istediğini yapıp, beklentilerimle ve seninle ilgili görüşlerimi konuşmayı denedim, yine uymadı sana. Ben de şaşırıp kaldım ne yapacağımı...)

*Bir kadin bilgindir aslinda. Neler yapabilecegini erkek akli hayal bile edemez. Yaraticiliginin siniri yoktur. Ama bunu ortaya çikartmak için hayatinin erkegini bekler. Hoyratça harcamaz yaraticiligini sadece erkegine saklar.

Bir kadinin gerçek erkegi olmayi basarabilmisseniz çok sanslisiniz demektir. Çünkü yasaminiz asla siradan olmayacaktir.

(İşte bunu hiç bilemeyeceksin ama tahmin edeceksin ve bu seni de acıtacak bence...) 

*Bir kadin hayattir aslinda. Çünkü hayatin içinde olan her sey ancak kadinlar oldugunda anlam kazaniyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadinin elinden içtiginiz suyla kendi kendinize bardagi doldurup içtiginiz su arasindaki lezzet farkini anlayabiliyor musunuz? Anliyorsaniz ne mutlu size. Anlamiyorsaniz, ne yazik ki yasamiyorsunuz.

(Yorum yok)

Not: Kadınlarla ilgili bu yazının paragraf aralarına kendim ve seninle ilgili görüşlerimi ekledim. Umarım okursun ve umarım okumakla kalmayıp beni anlarsın. 

 

 

1 yıl 11 ay 17 gün sonra (cuma)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Sevgili ERKEK,

Öncelikle yazmanın daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum. Okuduktan sonra konuyu  konuşmaya değer bulursan eğer, görüşüp yüz yüze detaylandırabiliriz. Becerebildiğimce özet (!) geçmeye çalışacağım.

Dün Mahmut Şevket Paşa Köyü’ndeki emlakçı aradı beni. Çocuklarla gittiğimde, bize gezdirdiği ve 15 adet villadan oluşan sitede, tam tekmil yapılmış haliyle 350.000 $ olan villalardan, villanın içinin yapımı kendimize ait olmak üzere müteahhitin 250.000 $ ‘a bıraktığı villayı, 175.000 $’a alabilmemiz için ümitli olduğunu ve eğer niyetliysek, çaba göstereceğini söyledi. (ki ben müteahhit’in ona bu güvenceyi verdiğini düşünüyorum)

Bu bana çok cazip ama bir o kadar da olanaksız geldi. Aynı zamanda heyecanlanmadım desem yalan olur. Çünkü hem inşaatı gezdiğimde, hem de tanıtım broşürlerindeki planlarda gördüğüm kadarıyla; ikimize de çok iyi bir seçenekti. Üç kattan oluşan bu villanın kısmi bodrum olan alt katını kendime daire, giriş katını ortak kullanım alanı ve üst katını da kızlarınla sana bir daire olarak projelendirmiştim bile. Anlayacağın her üç katta birbirinden bağımsız (mutfak ve banyosu da dahil olmak üzere) birer daire olabiliyor. Bunun bize her yönüyle çok büyük konfor getireceğini düşünmüştüm ama sen konu ile pek ilgilenmediğinden ve fiyatı da pek cazip olamadığından seninle pek fazla konuşmadan gündemden çıkartmıştım.

Ancak şimdi oldukça cazip bir seçenek olarak döndü geldi bana. “Acaba bizim için bir şans mı?” diye düşünmeden edemiyorum. Bu nedenle sana durumu aktarmaya karar verdim. Eğer sen de benzeri bir düşünce taşıyorsan, konuyu bildiğim ve düşündüğüm detaylarıyla sana aktardıktan sonra, senin de görüşlerinde bir ortak noktaya varabileceğimiz ümidin varsa konuşabiliriz diye düşünüyorum.

 

 

1 yıl 11 ay 22 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN yazışma

Konu: Her tercih baska bir seyden vazgeçismis...

can dundar, aslinda pek okumam. ama zaman zaman dostlar paylastikca iki satirina bakar ilgimi cekerse okurum. bu yazisi ilgimi cekti. paylasmak istedim. Bir kucukde dip notum; vazgecis, sadece O`ndan vazgecmek degildir. vazgecis onu kazanmak icinde yanlislari surdurmekten vaz gecmektedir. ben olabildigince surdurmemeye ozen gosteriyorum. sevgilerimle

 

“Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu. Ya keman çalacaktim, ya piyano; ya flüt çalacaktim ya da akordeon... Olmadi, hepsini istedim, hiçbirinden vazgeçemedim. Yillar geçtikten sonra her enstrumani iyi çalabiliyorum; ama hiçbirinde virtüöz degilim. Bir enstrümanla isim yapamadim. Ne kemanla taninan bir eserim var, ne de piyanoyla.. Bütün enstrumanlari iyi çaliyorum, ama kimse tanimiyor beni.

Basarili olmak için her sey degil, bir sey lazimmis. Basari bir verismis; bir seyi alabilmek için birseyi vermek, digerlerinden vazgeçmek gerekiyormus.

Keske kemani seçseydim ve digerlerinden vazgeçseydim.

Karima da hayati zindan ettim, sevgililerime de...

Hiçbirinden vazgeçmedim. Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya, digerlerinden vazgeçmek... Iste evlenirken ben bunu anlamadan evlenmisim.Evlendikten sonra baska kadinlarin da oldugu bir hayati yasamaya devam ettim. Içlerinden bazilarini daha çok sevdim; ama ne onlardan birinde, ne de karimda karar kilabildim.Yillar sonra simdi yapayalnizim.Ne karim kaldi, ne de digerleri...

Keske birini gerçekten seçebilseymisim, ama, yapamadim. Tipki enstruman seçimi gibi,hepsini istedim ve sonuçta elim bos kaldi.

Almak için birakmak gerekiyormus.

Dolu dolu bos yasamak. Hayatim boyunca yapacak çok isim oldu; hepsini yapmayi istedim. Hangisinde 'en iyi' yim? simdi... Bakiyorum, kazananlar, basarili olanlar hep bir tek sey yapmislar.

En iyi olmak icin.  Önce seçmek ve digerlerini birakmak gerekiyor. Iste de böyle, özel yasamda da... Bu seçimi yapmamiz gerekiyor; çünkü mutlaka bazilari daha uygun...

Bir ara ekonomik sikintiya düstüm. Tasarruf gerek. Basladim her seyden %10 kesmeye, ne anlamsiz bir ugrasmis bu. %10 daha az peynir yemek, çay içmek.Bu tasarruf çok aci verdi bana, her an hissettim. Her seyden %10 kesmek tabiatima uygundu tabii. Çok sonradan anladim; sadece taksiyle dolasmayi biraksam yetermis! Her kalemden %10 degil, etkili kalemi bulmak gerekiyormus. Yani, orada da seçim yapmak gerekiyormus...

'Her seçim bir kaybedistir!...'

Her tercih bir vazgeçistir çünkü... Sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik firsatindan vazgeçmis olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin seçenegi dayar burnunuzun ucuna... 'Ne giysem' telasindan, ögle yemeginde 'Ne alirdiniz?' diye basucunuzda biten garsona, 'hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsizligindan 'bize oy verin' diye bagirisan partilere kadar her sey, herkes, her an sizi israrla bir tercihe zorlar. Yastiginiza teslim olmussaniz, belki disarda isil isil bir günden vazgeçmis olursunuz. Bahar esintileri tasiyan bir elbise belki o gün yasaminizi isildatabilecekken, agirbasli bir sadelige karar vermekle muhtemel bir tanisikligi tepersiniz.

Belki yemediginiz musakka, ismarladiginiz Izmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.  Ama yasam, vazgeçtiginiz seye iliskin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkusagi desenli bir elbiseyle yeniden yasama sansiniz yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiginiz sey, seçtiginizden daha degerliyse pismanlik kaçinilmazdir. Ama neyin degerli oldugunun karari da yine size aittir. Ve vazgeçtiginiz sey bazen bir saray, bazen söhret sahnesinin pariltili neonlari da olsa, çogu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.

Çünkü duvarlarina sevdiginizin kokusu sinmis bir ev ya da sevdiginiz kadinla paylasamadiginiz bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir degerlerdendir.     

 Hayata bir baska gözle bakmayi ögrendiyseniz, bu seçimde kazandiklarini sananlara yalnizca aciyarak gülümsersiniz. Her seyin siradanlastigi bir dünyada bazen kaybetmek en dogru seçimdir.

Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçistir.

Can Dündar”

 

Cevap: Her tercih baska bir seyden vazgeçismis

Ah ERKEK, Ah sevdiğim,

Bilmem ki benim paylaştığım yazıyı mı gönderdin bana, yoksa sana başka bir yerlerden mi geldi, direk bana göndermediğinden, genele yazılmış bir hitap mı, yoksa bana mı?...

Bunların hiç birisi net olmamasına ragmen üstüme alındım ve sanki sadece bana yazmışsın gibi duyumsadım. Belki de işime öyle geldi, bana cevap hakkı doğsun diye…

Bana ders olması gereken bir tarafı varsa, lütfen olsun. Çünkü sen benim öyle kıymetlimsin ki, her şeye rağmen (ne kadar kızsam,kırılsam,alınsam da) senin en huzurlu, en keyifli, en yaşamdan haz alabilen insan olmanı dilerim gönülden ve tüm bunlar için yanında birine gereksindiğini ve onun ben olduğumu düşünürüm.

İnan ki;senin için, bizim için geçilebilir pek çok şeyden vazgeçerim, geçtim de. Ancak bu; senin tavırların karşısında geliştirilen tepkilerimden de vazgeçmeyi gerektirirse, o vakit bende, benden pek bir şey kalmaz be ERKEK. İnan ki geriye arta kalan 2.KADIN'ın ne sana faydası olur, ne kendine, ne de çevresine...

Tabii ki bu demek değildir ki; "Ben tepkilerimi illa da bu şekilde vereceğim"

Belki yaşadıkça yapıcı,faydalı yöntemi öğrenilecek davranış biçimleridir bunlar ki; daha önce de söylediğim gibi, kendini "av" beni de "avcı" olarak algılamaktan ve bunun için, kendince geliştirdiğin savunma mekanizmaların kapsamında, her fırsatta, varlığımın senin yaşantında herhangi bir terminde mutlaka biteceğini vurgulamaktan vaz geçebilseydin, sorun kalmayacağından böyle tepkilenen 2.KADIN da olmayacaktı, kimbilir...

Benden ve benimle birliktelikten duyduğun korkuların, bana ve birlikteliğimize duyduğun sevgi ve isteğe egemen geldiyse eğer, elimden daha ne gelir ki? Bana "sadece bugün olsun, bugünü yaşayalım, yarınla ilgili hiç bir düşüncemiz olmasın" derken bunu kendine nasıl yakıştırabildiğini anlayamıyorum. Anlıyorum da, havsalam almıyor.

Haklısın, bu yaştan sonra bizden iki sevgili olmaz, ne biz birbirimize günümüzü geçirecek sevgili olarak bakabiliriz, ne de sosyal çevremiz bize bu gözle bakabilir. Bu yakışık almayacağını bildiğin durumu yaşamamızı önermene ve iki yıldır bu şekilde yaşamamıza sebep olan korkuların, benim incinmemden, onurumu yitirmemden, mutsuz ve ezik olmamdan bu kadar mı önde geliyor senin için?

Üstelik her ikimiz de gençlik yıllarımızı çoktan gerilerde bırakmış iki insan olarak, ne kadar sadece "bugün" için yaşayabiliriz. Hele ben, yaşamımda birinci dereceden pek çok sorumluluğunu geride bırakmış bir insan olarak, tam da yaşantıma yön vermem gereken dönemdeyken, yaşantımın bundan sonrası için kararlarımı almanın ve ona göre yönlenmenin eşiğindeyken, ne olacağı belli olmayan, güvencesiz, tanımsız bir yaşam biçimine sahip çıkar ve sana, kendime ve çevreme nasıl huzur vaadedebilirim. Buradaki çelişkiyi görmüyor olamazsın. "Bunu benden nasıl istersin?" diye sormuyorum; insan ve dost olarak, hangi insan evladına bu şekilde yaşamayı önerebilirsin?

Tepkilerimi doğuran, korkuların... Korkularını su yüzüne çıkaran tepkilerim... Nasıl bir kısır döngü içindeyiz bakar mısın? Korkularını yenebilsen tepkilerim kalmayacak, tepkilerim olmasa korkuların kalmayacak düz mantığına gider bunun sonu...

Sana güvenebilsem tepkilenmeyeceğim ama sana güvenmemem için öyle davranışlar ve sözler geliştiriyorsun ki; beni bir cihandan korumaya, gözetmeye hazır olduğunu söyleyen sen (ki hazır olmak koruyor ve gözetiyor demek olmamalı ki, bu bağlamda varlığın hiç duyumsamadım) en ağır, en vurucu darbeleri indiriyorsun bana. Amacın bu olmasa da sonucu böyle oluyor ne yazık ki. Sana,"beni öncelikle kendinden koru" deyişim bu yüzdendir...

Amaaaannnnnn!!! Bak bir Can Dündar yine kutuyu açtırdı, yine ısıtıp ortaya getirdim ikimizin de bildiği şeyleri. Hani "belki anlatamamışımdır, bakarsın bu kez anlarız birbirimizi ve başımıza tac ederiz birlikteliğimizin güzelliğini" ümidini ne vakit yitireceğim bilmiyorum. Birlikte yola çıkacağımız, yaşantımızın bundan sonrasını el ele verip planlayacağımız, hayallerini kurup, bu hayalleri gerçekleştirmek için çabalayacağımız ve gerçekleşen her hayalimizde sevinçle, gerçekleştiremediklerimizde ise birlikte her zorluğun üstesinden gelebileceğimizin inancıyla, birbirimize daha sıkı sarılacağımız günlerin geleceğini ümid etmekten ne zaman vazgeçeceğim dersin?

Seni Seviyorum...

 

Cevap: Her tercih baska bir seyden vazgeçismis.

MERHABA. SİMDİ OKUDUM. GÜZEL YAZMIŞSIN, İFADE ETMİŞSİN. DOLDUMDA OKURKEN AMA ÇOK YIPRATTIK BİRBİRİMİZİ. BEN–SEN DEĞİL. BİZ.

KISIR DÖNGÜ DE DOĞRU AMA BELLİKİ AŞAMIYORUM.

AŞABİLMEYE MEYİLLENDİĞİMDE, FRENLER BOŞALIYOR. UMARIM, "KEŞKE"YLE KARŞI KARŞIYA KALMAM.

ŞU AN BİLEBİLDİĞİM,  SENİ DAHADA MUTSUZ ETMEMEK ADINA, OLABİLDİĞİNCE SENDEN UZAK DURACAĞIM.

SONRASI....

ALLAH BİLİR. SULAR ÇEKİLDİKTEN SONRA NELER KALABİLECEK ONUDA GÖRECEĞİZ. 

 

 

2 yıl sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Söyleyecek söz bulamadım!!!

Bu estetik görüntüyü izlediğimde gözlerime inanamadım. Ben de söyleyecek söz bulamıyorum doğrusu.

 

Konu: Söylenecek söz var ama!!!

ben inandım ama iğrenç bir resim. gerçek yada montaj. bu resmi genelle paylaşmanı ayıplıyor ve kınıyorum ama kendine yakıştırabilmişsen, diyeceğim bir sözüm yok, olamaz da. işimde olamaz.

bırakalım geneli, benimle bile paylaşma. hiç bir estetik değeri ve katkısı yok. üzüldüm ama yazmaktan kendimi alıkoyamadım.

 

Cevap: Söylenecek söz var ama!!!

Nereden baktığına bağlı... Aynen dünkü okul fıkrasındaki 'müdür' oldun sen şimdi...

Not: Eğer silmemişsem, bana geldiği kaynağa bakma şansın olursa belki bu resmin gezindiği camianın saygınlığını gördüğünde, baktığın pencereden başka bir pencereye geçersin.

 

Konu: Söylenecek söz var ama!!!  

DEVAM ET ÖYLEYSE SEVGİLİ 2.KADIN. SANIRIM  ÖNCE " SAYGINLIK" KAVRAMINDADA ANLAŞMAK GEREKİYOR. EĞER BU İSE, "BEN YOKUM". BATSIN SAYGINLIKLARI. AMA HİÇ ZANNETMİYORUM. GELİŞİGÜZEL GELEN HER ŞEY PAYLAŞILMAMALI, DAHA ÖZENLİ OLUNMALI.

PENCEREYE GELİNCE... DOĞRU PENCEREDE OLDUĞUMA EMİNİM. SAYGIN BİR HANIMEFENDİ, İRADESİ DIŞINDA KENDİSİNE GELMİŞ OLSA BİLE, BU TARZ İĞRENÇ RESİMLERİ BAŞKALARIYLA PAYLAŞMAZ. HELE ALTINA İSMİNİ, YORUMUNUDA YAZMAZ.

ŞUNU BİLESİNKİ, "BEN UTANDIM". UMARIM, EN AZINDAN ORTAK TANIDIKLARIMIZLA PAYLAŞMAMIŞSINDIR.

 

Cevap: Söylenecek söz var ama!!! DEVAM ET ÖYLEYSE

Demek bir kez daha kanıtladık ki; değil aynı yerden bakmak, aynı mekanda bile aynı şeyleri göremiyoruz sevgili ERKEK. Benim o fotoğrafta gördüğüm "imkansız" denilebilecek bir vücut hareketinin yapılmış olmasıydı, beden elastikiyetinin azimli bir çalışmayla neleri yapmaya muktedir olduğuydu. Sen bana cevap yazdıktan sonra, seni yanıtlamadan fotoğrafa bir kez daha bakmış ve senin pencerenden ne gördüğünü anlamıştım... (Zaten bunun üzerine 'müdür' benzetmesini yapmıştım)

Ancak, sanırım senin tarafından bakıldığında nasıl görülebileceğini, bu fotoğrafı sana yollamadan anlayamadığım ve fütursuz bir rahatlıkla paylaştığım için özür dilerim. İnan ki tüm gayretimle sana aykırı gelecek şeyleri seninle ve senin dışındaki diğer insanlarla da paylaşmamaya özen gösteriyorum ancak arada böyle kaçaklar da olabiliyor demek ki... Bu da benim ayıbım ya da çok yönlü düşünme yetersizliğim olsun ve özürümü kabul et lütfen.

Benim seninle ve diğer insanlarla paylaştığım bu fotoğraf, benden utanmanı gerektirmiyor. Çünkü seninle bağımız 'arkadaşlık' ötesi değil ve böyle bir resimle kimseyi utandırmak benim haddim değil. Dolayısıyla, bir arkadaşından gelen böyle bir fotoğraf dahi seni bu kadar rahatsız ediyorsa, eğer istemezsen sana hiç bir şey göndermeyebilirim de. Biliyorsun bunu bana bildirmen yeterli.

Her ne kadar uyarı uslubun itici olsa da sağolasın, bundan böyle diğer tüm insanlarla paylaşımlarımda daha da özenli olmaya gayret etmem konusunda kendime gerekli dersi çıkarmış olabildiğimi sanıyorum.

 

Konu: Söylenecek söz var ama!!! DEVAM ETme ÖYLEYSE

merhaba,
okudum yazdıklarını. duygu ve düşüncelerim doğru olsada, fazla hırpalamışım seni. en azından başka zamanlarda yaptığın gibi ( haklı, haksız olma durumuna bakmaksızın ) agresifleşmediğin içinde teşekkür ederim.
günün güzel olsun.

 

 

2 yıl 4 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Kadın nasıl olmalı

'KADIN    GİBİ    KADIN'

Kadın  dediğin  güzel  olacak  arkadaş.  Şöyle  savurdu  mu  eteğini, ruhun rüzgarına kayacak. Bacakların, ayakların, bilekten bağlı ayakkabıya tutunan parmakların, seyrine doyamayacaksın.

Bakımlı olacak kadın dediğin. Saçları ipek, topukları  pembe, boynu ince, salındı mı kuğu gibi zarif olacak ve zarifliğinin ortasında bir hanımefendi barındıracak.

Güzel olacak ama... kaşı, gözü, bacağı, iki  meme  ucundan  önce, sözü doğru, ruhu aydınlık olacak,güzelliği  komple  olacak.

Korkmayacaksın gecenin  bir  vakti sol cenapta yüzünü  gördüğünde. Yeni bir kâbus gibi yaşamayacaksın gerçeği de. Güzel olacak  ama... aklını  evde tutacak kadar da akıllı....

Seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak...

Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz beni böyle. Rahat olacaksın yanında..

Asla  şatafat  düşkünü  olmayacak. Doğum günlerinde bir sıcacık öpcüğün yerini,  tek taş bir De Beers'ın alamayacağını algılayacak kadar doygun olacak. Hatırlaman yetecek özel   günleri, pahalı bir hediyeyle savuşturmadan. Sadeliğin içinde fark edilir olabilmeyi, gösterişli  kıyafetle  bir  tutmayacak...  

Ekonomiden,  politikadan, milli maçlardan ve  kültürel  olaylardan  haberi  olacak.  Bizi  kim  yönetir, nasıl yönetir,demokrasi, monarşi,oligarşi   nedir  bilecek, saf hatun numarasıyla cahilliğini güzelliğiyle örtmeye  yeltenmeyecek..

Marka  düşkünü, moda düşkünü olmayacak kesinlikle... Takip edecek ancak yakışanı  seçecek. Sökük, paça boyu, fermuar dikmeyi bilecek, her seferinde  terzi  aranmayacak  pırnık  pırnık.  Elinden  her iş gelecek.

Marifetlerini sadece  seni  elde  ederken  değil, seni elde tutarken de gösterecek ve tüm bunlar içinden gelecek içinden,  göstermelik olmayacak.

Hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek ve arkandan laf söyletmeyecek....

Kadın  dediğin  iyi  sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak  yatakta. Aklını   başından alacak ama aklını  sadece bununla yormayacak.  Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına  boylu  boyunca,  göğsünde  atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, her şeyini. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.

Kadın  gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.

Bir gecelik değil, ömürlük olacak, ömürlük.  Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak...

Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.  Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna....

Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.

Kadın dediğin güzel olacak ama eli yüzü düzgünden çok öte bir şey. Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da...

Paranın gücünü bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.   Değerlerini  bir anlık hevesler uğruna terk  etmeyecek.

Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle  adam  kesmeyecek,  üstüne sevgili edinmeyecek.

Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya...  Kadın  dediğin  hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak...

En  önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir   bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne  toprağa...  

Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.  Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de,  anaya babaya hürmet etmeyi de...

Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.  Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla...

Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...

Öyle bir kadın işte... Vardır vardııııııııır!..

Sen de adam olacaksın seçmesini bileceksin!..”

Ne dersin, sana da yeter mi bu kadarı?...

 

Cevap: Kadın nasıl olmalı

BÖYLESİNİ BULMAK MÜMKÜNMÜ ARKADAŞ..... BİLEN VARSA, ADRES VERSE DE.....
DEMEK Kİ, BU KOŞULLARI TAŞIYANI BULMAYI HEDEFLERSEK, SİTTİN SENE KALDIK ŞEY...
HANI YAKLAŞIK DA OLABİLİR AMA H.CEVİZOĞLU İÇİN KOPARACAĞI YAYGARAYA EVET DE, A.İLHAN GİBİ MENSUBU OLDUĞU TOPLUMU TANIMAYANLARA GOY GOYCULUK YAPMAYAN CİNSİNDEN...
NE BİLEYİM İŞTE.. KAFAM KARIŞTI. BİRDEN TARİFLENEN KADINI HAYAL ETMEYE BAŞLADIM BEN.

 

 

2 yıl 13 gün sonra (çarşamba)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: Benim bir dilim pastam hep kalsın e mi…

1.Kararina saygi duyuyorum. Zira baska secenegim yok. Olmasini istemedin. Inatlasma hic sevmedigim tarz idi ve bu tarz `biz` olmaya maalesef engel olmustur. Uyarilarimin son dakikada bile dikkate alinmamasinin uzuntusunu yasiyorum.

2.Asla asagilamadim. Tarafimdan asagilanacak insan degilsin. Korkularimi yenmemi sağlayamayan ama onemsedigim, deger verdigim, ugruna bilemeyecegin kavgalari verdigim insandın, insansin. Umarim giyabinda da olsa oyle kalirsin.  

3.Daha fazla, en azindan seninle es deger omuz omuzaligi veremememin uzuntusunu, korkularimi yenmeme yeterince katkida bulunmadigin icin yasadigimi hep ifade ettim.  

4.Almak istedigin tek ve onemli konu disinda senden esirgedigim, seni aldattigim, kandirdigim bir konu olmadigindan benimle ilgili af mevzuunu anlamam kabil degil. Olsa olsa karsilikli beceriksizligimizi yargilayabilirsin.

5.Ki en azindan son bir aydir, hatta dun gece verdigim emegi gormemezlikten gelmen konusunda sanirim kendini affetmekte zorlanacaksin. Beni ittigin tum olumsuzluklara karsin hic bir zaman kapiyi sana tam kapatmadim.

6.Yalvarmadimda. Ama kendini anlaman, bana yardimci olman, agresiflesmemen icin dilimda tuy bitti. Ama hanimefendi; kınından cikmis ok gibi mubarek, en kucuk kivilcimda cakan cakmak gibi.

7.Ne olurdu cakmasaydi cakmagin. Bir ay daha gecirseydin benle bensizligi. Ben senle sensizligi yasayarak surecin sonunu sabirla beklerken, sen patliyordun. Iste korkum bu.

8.Korku tek neden degil ama digerlerinin bileskesi, Tanimi, Yansimasi... Yani yansiman. Ve maalesef seninde dedigin gibi, beni hakli cikardin.

9.Ama ben bu kez hakli cikmak istemiyordumki. Ne olurdu cikmasaydim. Ne olurdu elalem hakli cikmasaydi. Neden bana yardimci olmadin? Neden beni yanliz biraktin?

10.Son madde olsun. Ama son yazacagim degil. Karsilik veremedigim icin dahi olsa artik istemiyorsan seni  suphesiz aramam. Bu yasima dek, hic rahatsizlik veren olmadim. Olmamda. Ama insan olani, insanca duygularimla gerektiginde ararim, yaninda olurum ve aramasindanda rahatsiz olmam. Kendini anlayabilmisse, bana onursuzluk yasatmadigi surece, ondan kucagimida esirgemem.  

Benle bensizken, simdi bensiz benle kal e mi?

Dogum gunun kutlu olsun.

 

 

2 yıl 1 ay 10 gün sonra (çarşamba)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Biliyor musun, insanı en çok huzursuz eden duyguların başında geliyormuş derdini anlatamamak. Yine çok ümitli değilim anlayacağından, ya da anlamış olsan bile bunu bana yansıtacağından ama kezlerce sana aktardıklarımı bir kez daha aktarmaktan kendimi alıkoyamıyorum, artık çok geç olsa bile, az da olsa anlaşılabilmek ümidiyle…

Bir sürü yaşananların ardından ikimizin vardığı ortak bir sonuç oluştu bence. Bu da birbirimizin beklentilerini karşılayan iki insan olamadığımızdı.

Son dönemlerde sen hep 'güvensizlik' den dem vurdun, ben de bana güveni olmayan bir insanla birlikteliğin anlamsızlığından…

Evindeki disket çalınması senaryosundan tut, o evde senin olmadığın zamanlarda kalamamaya kadar…

Güvensizliğinin altyapısını oluşturduğunu sandığım ana tema; iki yıl önce bilgisayarında senden izinsiz, senin özelin olan 1.KADIN’la ilgili bir dosyayı okumuş olmam (ki bunu araştırmadığımı, karşıma çıktığı için okuduğumu biliyorsun). Sonrasında, tabiri caizse ağzımla kuş tutsam da güvenini kazanamadım.

Buna saygım sonsuz. Ancak, güvenilmeyen insan olma konumundaki benim de, bu güvenilmeyen ortamda, yani özelin olan evinde bulunmaya olan tepkimi anlamanı bekledim senden. Bunu misilleme ya da dayatma olarak yapmadım. Hele inatçılıkla hiç işim olmadı. Sadece sen, benim o evdeki sensiz varlığımdan ne kadar huzursuz olduysan, ben de bu huzursuzluğu hisseden insanın evinde olmaktan, en az senin kadar rahatsız oldum ve bunu anlamanı istedim. Hatta kendimce özveride bulunarak, o evden ancak seninle birlikte çıkmam gereken zamanlarda kalmayı, zorunlu olmadığım durumlarda, en azından uykumu tamamlayana kadar kalabilmeyi tercih etme özgürlüğümün olmadığı zamanlarda gelmemeyi istedim. Bunun senin evinin anahtarını istemekle uzak ya da yakın hiçbir ilgisi yoktu. Ama olayı getirdiğin boyut bu oldu ne yazık ki…

Aramızda yaşanan bu ve benzeri kaoslara son vermek yönünde; ‘diretmek’ dışında, yapıcı çözüm üretmek gibi bir çabanı da görmedim. Hatta ikimize özel bir mekan yaratma konusunu çıtlatmaya kalktığımda senden aldığım “Kadın olsaydın da yaratsaydın” yanıtı, bir kez daha ne kadar boşa kürek çektiğimi kafama 'dank' ettirdi.

Çünkü bizim ortak kurduğumuz hayalimiz yoktu birbirimizle ilgili. Sen tercih ettiğin için, ben de senin tercihlerinin zorunluluğundan, iki kişilik hayallerimizi hep tek başımıza kurmuştuk. ‘Kadın olarak’ ikimiz için bir yer, bir mekan, bir sığınak oluşturabilmek için günler ve geceler boyu, alternatifli ne düşler ürettiğimi bir Allah biliyor, bir de ben…

Bunları seninle paylaşamadım evet, çünkü izin vermedin, çünkü her ağzımı açmaya kalktığımda, ağzımın payını almış olarak susturuldum… Hayalini bile paylaşma yasaklı olduğum o güzelim düşleri, sen içinde olmayı reddederken, nasıl üretip yaşama geçirebilirdim?

Seni değiştirmeye çalıştığımı söylüyorsun, hatta bunu tepki olarak veriyorsun bana. Allah aşkına söyle ERKEK; ne zaman “O kadar söylüyorum, hatta sana şans veriyorum ama değişmiyorsun” diyerek sana geldim. Yoksa bu replik sana mı ait?..

Seni değiştirmek istememle ilgili öylesine bir yanılgı içindesin ki… Sen değişirsen, artık benim canımdan öte sevdiğim insan olmayacağının öylesine bilincindeyim ki, bu kötülüğü kendime nasıl yaparım söyler misin?

Ancak bu; tanık olduğum ya da benimle paylaştığın davranışların ve düşüncelerinle ilgili olarak, farklı görüşlerim varsa, bunları seninle paylaşmamam demek değildir. Sen bunları kendi imbiğinden geçirirerek, sence uygun ve akılcı olanları uygularsın. Bunun adı ‘değişmek’ değil, ‘gelişmek’tir ki, ben senden ne feyzler alıp hayata geçirmişimdir ve hepsi için sana müteşekkirimdir.

Birbirimizle paylaştığımız ve birbirimizi birinci dereceden etkileyen düşünce ve davranış kalıplarımız da vardır elbette. İşte tam da bu noktada; sana uymayan, ters gelen ya da seni korkutan düşünce ve davranışlarımın, kendi kimliğime ters düşmeyecek kadarından vaz geçmenin tam güvencesini verebildim sana. Benimle bütünleşmiş bazı davranış kalıplarımdan vazgeçmek konusunda ise, iyi niyetli bir çaba içinde olabileceğimi söyledim ki,  bir insanın ‘iyi niyetli’ olabilmesi için; bu konuda teşvik edilmeye gereksinimi vardır.

İzninle bunu örneklemek istiyorum;

Geçtiğimiz Cuma akşamı, ofisten çıkarken seni aradığımda, bana çalışacağını ve işin bittiğinde beni arayacağını söyledin. Ben de evime gidip senden haber bekledim. Saat 22.00 gibi aradın ve eve gideceğini, eğer arzu edersem benim de gelebileceğimi bildirdin bana. Böylece, senin evine gitmekle ilgili duygularımı bildiğin halde, birlikte olmamız için başka seçenek bırakmadın. Ancak seçimi bana bırakmış olmandaki hassasiyet ve özene de çok sevindim. Bu görüşmenin ardından kendimi tarttım ve seninle olmaya can attığım halde, o evde olmaya katlanamayacağımı hissettim ve bir gerginlik yaratmamaya özen göstererek, benim seçimime bıraktığın, senin evine gelme konusundaki hassasiyetimi dile getirdim ve sana bunu tercih etmediğimi bildirdim. Kendini yorgun hissettiğin için, evine gitmeyi tercih etmeni de anlayışla karşıladığımı eklemeyi ihmal etmedim.

Ertesi gün, Nurdanlara gideceğimiz ‘iftar daveti’ organizasyonu ile ilgili olarak seni aradığımda ise,

“Nasıl gidiyoruz, bir program yaptınız mı?” sorusunun yanıtını;

“ Şöför kızlarla, Dilek’i alacak” olarak aldım.

“Peki, ben?” sorusunun karşılığını,

“Senin ne yapacağını düşünmedim bile. Araba hepinizi almaz, sen de vapurla geçersin karşıya” olarak alınca şok oldum. Ne yapmıştım da bunu hak etmiştim?

“Yani ben bu kadar mıyım senin için?” diye sorduğumda aldığım yanıtla, bunu neden hak ettiğimi de anlamış oldum.

“Sen dün gece gelmeyerek beni mahzun bıraktın, ben de bugünkü programda seni düşünmedim bile” dedin. Olmaz böyle bir hayal kırıklığı ERKEK…

O anda kaynar sular nasıl döküldü başımdan, nasıl kahroldum, tarifi mümkün değil. Bu nasıl bir cezalandırmadır böyle, aklım durdu, gözlerim karadı bir an. Çünkü benim yaptığım giriş cümlesi; davete gideceklerin, becerebildiğim kadarını toparlayarak, Nurdanlara götürebileceğim, bu arada eğer istersen Nurdan’ın kızına doğum günü hediyesi bakabileceğimi sana ifade etmenin başlangıcı olarak kurulmuştu. Ne büyük bir iyi niyetle başlayan ilk cümlemin ardından, nerelere savruldum, yediğim tokatla…

Bu nedenle, benim vapurla gitmemi öngörmene çok takılmıyorum bile. Bu denli gözden çıkarılmış olmanın sonucunda ise seninle aynı ortamda bulunursam, ortamdaki diğer insanları da mutsuz etmek hakkını kendimde bulamadığımdan, ya da böylesine bedbaht bir ruh halindeyken ‘rol’ yapmak çok ama çok zor geldiğinden, o davete katılmamayı tercih ettim. Buradaki değerlendirmen de benim çok inatçı ve uyuz bir insan olduğumdu ne yazık ki…

O ilk cümlemin ardından, hangi amaçla olursa olsun (ki ana amacının beni acıtmak ve dışladığını göstermek olduğunu sanıyorum) biraz yapıcı davransaydın da, bu kadın da sana kul, köle olsaydı ne olurdu… ve sen hangi vicdanla bu kelamları ederek dışladığın kadından, alttan almasını ve bunları görmezden gelerek kendini alçaltmasını beklersin. Bu kişiliksizlik değil de nedir? Sen beni keyfince yerden yere vuracaksın ve ben karşılığında senden lütuf  bekleyeceğim. Bunu yapabilecek zafiyette olan bir kadını, sevdiğim ve onurlandırdığım erkek olarak, sana reva görmem en başta. Hani bana diyorsun ya “Beni idare etmek çok kolay aslında” diye, ah ERKEK ah! Ya sen biliyor musun, bu kadını biraz onurlandırarak, dışlamayıp bağrına basarak nasıl kendine kul köle ederdin. Bunu bir anlayabilseydin, ya da ah bir anlatabilseydim! Bilmem ki, ‘iyi niyet’in açığa çıkabilmesi için nasıl bir teşvik gerektiğini ve o ‘fevrilik’ diyerek kendi ödünü kopardığın davranış biçimlerinin, tek kaynağının ‘sen’ olduğunu şimdi anlatabildim mi?

Gözü aydın olsun, senin tek başına verdiğin, benimle savaşma ve beni sindirme dürtülerinin.

Gözü aydın olsun, sana egemen korkularının.

Senin bizi kopartmaya gücü yeten her neyin varsa ve her kim varsa kem bakmış olan, hepsinin gözü aydın olsun…

Gittim BEN ve bittik BİZ…

 

 

2 yıl 2 ay 3 gün sonra (Cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Tahtadan yapılmışlar… ilginç

Bunları yaklaşık üç ay önce Akın'a ben göndermiştim zaten. Bu arada sana da göndermiş olmalıyım, demek ki atlamışım.

Senden (umarım son kez) ricam zorunlu olmadıkça hiç bir şekilde ve hiç bir yöntemle bana ulaşmaman.

Haftan ve tüm zamanların iyi olsun, yolun açık ve benden uzak olsun dilerim.

Not: Mesajında belirttiğin gibi 'mutsuz' olduğunu biliyorum. Bensizlik seni mutsuz ediyor, aynen sensizliğin beni mutsuz ettiği gibi. Ancak şöyle bakabilirsen şükredeceğini düşünüyorum. Benimleyken beni mutsuz ediyordun. Bir başkasının mutsuzluğuna sebep olmak ve bunun vebalinin üzüntüsünü yaşamaktansa, O'nsuzluğa katlanmanın üzüntüsünü çekmeyi yeğlemek gerek. Çünkü ben; seninle birlikte olup, beni mutsuz etmene katlanmaktansa, senin özlemini çekmeye razıyım. Kaldı ki, sana öylesine kırgınım ki, seni özleyemiyorum bile artık...

 

Cevap: Tahtadan yapılmışlar… ilginç

merhaba, sanata dair olduğu için paylaşmayı uygun görmüştüm. Sen kaynaklı olduğunu bilmiyordum. Seni 
iletilerle de olsa, mutsuz etmemek için özen gösterip, göndermiyorum. 
Sen daha önce bu badireleri yaşamış, atlatmış olabilirsin. Benim için, ilk kez karşılaştığım bir durum ve 
dokunuyor. hatta birlikte yaşanan bazı mekanlar bile... 
Az önce, toplantıdan beşiktaşa dönerken, takside sana mesaj yazdığımda, bu satırlarını okumamıştım. Senin 
pencerenden sana hak vermemem mümkün değil tabiki. devamını yazmam temcit olacağı için bu kadarını 
yazayım ama, şunu anlayamadım; ‘özlem çekmeye razı iken, özlem duymamak’ ki, özlemsizliği 
başarabildiysen eğer, o kadarcık ‘sevgin’ zaten taşımazdı bu yükü be. ama inanmıyorum. çünkü, sana 
herkesin hayret edeceği kadar inandım.
Benimsemediklerimde şüphesiz var ama dürüstlüğünden hiç şüphe duymadım ki.

 

 

2 yıl 2 ay 14gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Dün akşamın düşündürdükleri

 ‘Faydalı olabilmek’ ya da ‘faydalı olabilme ümidini korumak’ da kendimde vazgeçemediğim, aslına bakılırsa pek de vazgeçmek istemediğim huylarım olsa gerek.

Geçtiğimiz Cuma akşamında yaşananlardan yola çıkarak, sana naçizane önerilerim olacak.

Evimde senin görüşlerine hiç uymayan bir durumla karşılaştığını ve buna tepki verdiğini söylüyorsun ya, işte tam da bu noktada verdiğin tepkilerinin yakışıksızlığını anlayabilmen ümidiyle yazıyorum sana.

Ben Görkem ve Ece’nin annesi olarak; çocuklarımın arkadaşlıklarını hangi boyutlarda ve kimlerle, nasıl yapacakları konusunda tek kişiye sorumluyum. O kişi de babalarıdır. Emin ol ki; çocuklarıma babalarının doğrularını aşılamak, empoze etmek gibi hiçbir gayretim olmamasına karşın, babalarına ters düşecek hiçbir şeyi de yapmamalarına azami özeni ve dikkati gösteririm. Bu nedenle biz çocuklarımla birlikte burada ne yaşıyorsak, evimize onların ‘arkadaşları’ sıfatıyla kim girip çıkıyorsa, bu babalarının da bilgisinde olmakta ve ondan hiçbir şey saklanmamaktadır. Bu dün de böyleydi, bu gün de böyle, yarın da böyle olacak.

Bu nedenle, içim öylesine rahat ki anlatamam. Çocuklar Muğla’da babalarında olduğu zamanlarda da kız ve erkek arkadaşları  rahatlıkla girer, çıkar evlerine. Önceleri bu durum babalarını biraz bocalattıysa da, akılcı davranarak ve çocuklarına olan güveni suistimal edilmediği için, arkadaşlarını evlerinde konuk etmelerine olumlu bakıyor. Her ikimizin de ortak kararı, ‘çocuklarımızı bilmediğimiz arkadaşlarıyla, bilmediğimiz ortamlarda olmaya itmektense, onları evimizde konuk etmeleri çok daha güvenlidir’ olmuştur. Hal böyle iken, ne sana ne de bir başkasına verilecek hiçbir hesabım yoktur. Sadece benim değil, çocukların yetiştirilmesiyle ilgili olarak, hiçbir ebeveynin diğer ebeveyne olan sorumluluğu dışında, hiç kimseye verilecek hesabı yoktur. Bu tüm ebeveynler için geçerlidir.

Bu bağlamda, senin kızlarınla olan ilişkinde; kendimce ne yanlışlar, hatta onların bana yaptıkları ne yanlışlar gördüğüm, yaşadığım halde, değil bunlara senin davranışın benzeri tepkiler vermek, sadece çok gerekli gördüklerim için dostça, yapıcı önerilerde bulunmuşumdur. Senin yaklaşımının benzerlerini göstermeye kalksaydım, tüm bağlarımız inan ki geçtiğimiz hafta sonu değil, çok daha öncelerinden kopmuş olurdu.

Senin kızlarınla yaşadığın evinize ‘misafir’ statüsüyle girip-çıkabilen bir insan olarak, bana çizdiğin sınırların içinde kalmaya özen göstererek, becerebildiğimce faydalı olmaya çalıştım hep. Ve sen, misafir statüsünde kalmayı tercih ettiğin evimde; benim iznimle çocuğumun konuğu olan arkadaşının uzattığı selamlaşma elini ittin bir omuz darbesiyle. Bunu yapma hakkın, o insanın sadece sana ya da bize ait bir ortamda bulunmasına olabilirdi ki, bunu asla suistimal etmedim ve sana yaşatmadım, yaşanmasına izin vermedim, vermezdim de…

Bundan sonraki her türlü ilişkinde, sen sen ol, ne kendi çocuklarınla ilgili anneleri dışında bir kişiye hesap ver, ne de başka bir ebeveyne çocuklarıyla ilgili böyle yıkıcı bir tavır göster. Ben ki seni böylesine büyük bir hoşgörü ile kabullendiğim halde, gerek sana uzatılan eli reddederek, gerekse “elalemin çocuğunun ne yiyeceğini düşünmek zorunda değilim” diyerek, yaptığın çirkinlikleri hazmedemedim. Beyni ve kendisine azıcık sahipliği ve saygısı olan hiçbir insanın, senin yaptığın terbiyesizliği kabullenemeyeceğini bilmenin, belki sana bir faydası olur.

………

Günler önce yazdığım, ancak sana göndermediğim yukarıdaki görüşlerime şimdiki düşünce ve duygularımı da ekleyerek seninle paylaşıyorum.

Hani bana “bu akşam üzerinde düşün” demiştin ya… Üstelik bugün gönderdiğin gsm mesajında;

“Bil ki becerememekten çok, dünkü ifade ve ifade tarzın kahretti” yazmışsın da, ben de, aynı tarzda cevaplayıp seninle polemik yaratmak yerine sana olan sevgimi paylaşmayı tercih ettikten sonra

“Dam üstünde saksağan” cevabını aldım ya…

Düşündüm, düşünüyorum dün akşamı… Güzelce karnımızı doyurduk önce. Benim dileğim, birbirini bu denli seven iki insan olarak, bu görüşmeyi olabilecek en olumluya taşımak, bunu beceremezsek en kötüsünden birbirimize zarar vermeden, hüznümüzü yüreğimizde taşımaya razı olmaktı. Farkındaysan, bu yüzden pek fazla konuşmadım, hatta sen karnın doyup, gündemi açana dek, gözlerine bile bakamadım.

Nasıl giriş yaptığını hatırlıyor musun?

“Bak 2.KADIN, sana aşık olmadığımı biliyorum çünkü ayrı kaldığımız bu süre içinde öyle ayılıp bayılıp sabahlara kadar uykusuz kalıp gözyaşı filan dökmedim. Ama ortada emek verilen iki yıl var, içim bu emeğe yanıyor.”

Sen ki hitabet uzmanısın; Konuşmaya böyle başlandığında nasıl süreceğini ve nasıl sonlanabileceğini benden çok daha iyi tahmin edebilirsin. Hele ki; beni en iyi tanıyan insan olarak, hassasiyetlerimi çok iyi bildiğin halde…

Acaba şöyle bir giriş sana çok mu ters olurdu;

“Seni seviyorum ama ayrı kaldığımız süre içinde sensiz de yaşayabildiğimi gördüm, ancak birbirini bu kadar seven ve birbirine böylesine emek vermiş iki insan olarak şu halimize içim yanıyor.”

Büyük olasılıkla birinciye cevap olarak aldığın;

“Ben de sana aşık değilim ki…” olumsuz cümlesi yerine,

“Ben de seni seviyorum ve inan bana benim de içim yanıyor…” diye başlayan olumlu bir cümle gelecekti ki; bu da belki bizim sorunlarımızı çözmeyecek ama yıpranmanın, yıkıcı sonuçları yerine, çaresizliğin hüznüyle kıvransak bile, sevmenin ve sevilmenin hazzını içimizde hissederek ayıracaktık yollarımızı.

Dün konuşmayı olumsuzluk yüklemiyle başlatmanın ardındaki gelişmeler, sana bu hazzı yaşatmama engel olmuştu. İşte bu nedenle;

“dam üstünde saksağan” yorumuna sebep olan sevgimi yansıtmaya çalıştığım mesajımı gönderdim sana.

Yaptığın bu olumsuz, itici ve insana adeta,

“Allah kahretsin beni, bu insana sevecenlikle yaklaşmaya çalıştıkça, beni itmesinden bıkmadığım için gerçekten aptalım”  dedirtebilecek yanıtının, beni bir kez daha kahretmesine karşın; iyi ki yazdım, iyi ki biliyorsun…

Dün akşamla ilgili yorumuma geri dönersek…

Başladığın cümleyle, zaten sonu da hazırladığını söylemiştim. Sen de bir düşün bakalım, kendine ve belki de sana yapıcı olman için teşvikte bulunan insanlara;

“Ben elimden gelen her şeyi yaptım” diyerek, vicdani yükten kurtulmak için böyle başlamayı tercih etmiş olabilir misin?

Çünkü dün akşam bir kez daha gördüm ki; özverili ve iyi niyetli olmayı sadece benden bekliyorsun. Kendinle ilgili böyle bir öngörün olmadığından, çaban da yok. ‘Korkularım’ dediğin gerekçelerinin ardına sığınarak, bana dünyayı cehenneme çeviren sen;

“2.KADIN’ı kazanmak için ne yaptım?” diye sordun mu kendine hiç? Korkularının son bulması için nasıl bir yaptırım ya da teşvik uyguladın? Ne zaman olumlu, yapıcı yaklaştın da, yıkıcı karşılık aldın benden? Yoksa bana yaşattığın tüm olumsuzluklara rağmen dayanım gücümü mü test ettin? Hani derler ya “Sabır taşı olsa çatlar” diye… Kezlerce “Bakalım bizimki ne zaman çatlayacak?” sınamasından mı geçtim birlikteliğimiz boyunca?

Senin iyi niyetli düşünmenin yetmesine karşılık (öyle ya içini Allah biliyor), benim insanüstü bir özveri ile senin tüm tersliklerine “amenna” diyerek, öpüp başıma mı koymam gerekiyordu? Bu ne vicdansızlık, bu ne çifte standarttır böyle! Bunu değil sen, Allah bile kuluna reva görmez.

Hiçbir şey vermeden bu kadar alınıyor ERKEK. Bir verip, beş almanın nasıl bir şey olduğunu görebilmek için “bir” verseydin keşke… Bunu bir fark edebilseydin ve alsaydın karşılığını… Ya da (olmazdı ya) karşılığını alamadığında,

“Ben elimden geleni yaptım” diye başın dik cevap verseydin vicdanına…

Allah da, cümle alem de hatta sen de şahitsin ki; ben, seni kazanmak için elimden geleni yaptım. Çünkü ‘kazanç’ hanesi tek kişilik değildi. Hem kendimize, hem birbirimize hem de uzak-yakın tüm çevremize kazanç olacaktı birbirimizi kazanmak. Sen, ben ve sevip değer verdiklerimiz, buna değmez miydi?

Biliyor musun; böyle bakabilseydin, böyle yapabilseydin, başarabilirdik. Dün akşam da söylediğim gibi, o anda evimizde bir taraftan kestaneler kebap olurken, bir taraftan da; ya sohbet ediyor, ya film izliyor, belki de bezik oynuyor olurduk. Belki de bedenlerimizin susuzluğunu gidermek için erkenden yatak odamıza çekilmiştik kim bilir… Belki de içinden çıkamadıkları bir konuda, ya da ertesi günkü sınavları için çocuklara yardımcı oluyorduk… Ya da sana şu anda bunu yazıyor olmak yerine, akşam sana ne pişireceğime kafamı yoruyor, ya da aklıma gelen yaramazlıklarımızla ilgili çapkın anımsatma mesajları gönderiyor olsaydım…

Ah ERKEK ah!, bunu görememen için, gözlerine mil çekilmiş olması gerek. Hatta neredeyse sana büyü yapıldığına inanacağım. Çünkü ömür boyu böylesine dolu yaşanabilecek başka bir yaşamın olabileceğini tahayyül edemiyorum. Ve bunu kendinden esirgeyebileceğini düşünemiyorum. Ancak bir büyü, gözlerini böylesine kör ederek, hastalıklı saplantılarla bu denli adaletsiz ve olmayacak bir beklentiye sebep olabilir.

İşte dün akşamın üstüne düşündüklerim bunlar…

 

Cevap: Dün akşam düşündürdüklerin…

merhaba,

tam seni okudum ki, asansörden kabak tatlıların çıktı. enterasansın. teşekkür ediyorum, keşke yukarıda çıkabilseydin...

tatlı, tatlandırıyor ama yazılar da ortada… tıpkı, güzelliklerin yaşanılan, yaşatılacak tüm güzelliklerin yanında bulutların arasında bir yerlerde hep duran, kafaya inmeye hazır kötü balta gibi. tabi bu kez tersinden ama her iki halde de dolu ve boş bardak var.

ancak ürktüğüm bir baltadan bahsedebildim. küfretmesini bilemediğim ve de uygun görmediğim için "terbiyesiz" karşıtı bir tanımlama yapmadım. yapmayacağım, terbiyesiz  ve diğer tüm saydıklarından (sence) olsam da, çok farklı nedenlerle, uzun yanıtlayamayacağım. ama;

* görüşlerinden şüphesiz yararlandığım olmuştur. ancak bu kezki yazdıklarından asla. Kusmuşsun sadece. temizlenmene yardım edebilirim, o kadar.

*Görkem ve Ece konusunda, her konudaki yaklaşımıma paralel olarak ( oynamadan) görüş beyanım olmuştur. Ama asla hesap sormamışımdır, sormamda ama, her hangi bir şeyin bana dokunması halinde, ki taraf olmuş olurum ve susmam.

*son mevzulara gelince, benimsemediğim ortama iradem dışında dahil edilmişliğimin serzenişi ve hesap sormadan, senin yaklaşımını kınamışlığım vardır. şu anda kınıyorum ve daha öncede bu yaklaşımını, bulutların arasındakı "balta" olarak gördüğümü söylemiştim. korku.

bir satır daha yazsam. yaşanan süreçte, senin çok daha fazla özveride bulunduğun aşikardır. bunu hep söylemişimdir. yazmasammı diye düşündüm şimdi bir an... ama bilirsin, yazdığımıda silmem ben. ( gerekirse özür dilerim) gerisi yine seni bozacak belki ama realite bu. yanar döner değilim. sabır taşı olmanı beklemek değil ama benimsemediğim olumsuzlukların bertaraf edilmesi için, ‘kendini ispat’ i hep bekledim senden. Benim hassas olduğum bu konularda ispat ile ilgili bir sorunun olmadığını düşünerek, sen aksini düşünebilirsin de... Ki, olsaydı, beyan ederdin ve süreçteki tüm ara sonuçlar benim kaygılarıma endeksli olmazdı.

Son yağda yumurtalı, ‘o ağacın altında’ da da, öncesindede, hep belki hakkım olmayarak;

"arkadaş endişelerinle alakalı ispat mi istiyorsun, al sana ispat. taş gibi sağlam bir karakter" i hep bekledim ama taş sıva aşamasında hep esnedi, göremedim. Göremedim ama sonucun iyi bir taş olabileceği gerçeğinide hiç usumdan atmadım.

Şimdi üzülerek ifade edeyimki; olumsuzunu düşüneyim diye beni yönlendiriyorsun. Doğru değilse, keşke sabır taşı olsaydın.

 

 

2 yıl 2 ay 27 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Birthday Calendar

Hi,

I am creating a birthday calendar for myself. Can you please click on the link below and enter your birthday for me. Don't worry it is quick, and you don't have to enter your year of birth:-).

Thanks,

 

Her ikimiz de önem vermezken böyle özel günlere, benimkini listene eklemesen de olur. Beklentileri olanları mutlu edelim bence...

Başlamışken yazmaya, devam etmeden duramam bilirsin.
Hayat yolunda, benimle birlikte yürümekten vazgeçtiğini bildirdiğin andan itibaren, dün gece beni arayana kadar geçen süre içinde, içimde çok büyük bir rahatlama yaşıyordum. Sanırım bu, benim "en kötü bilinirlik en iyi bilinmezlikten daha iyidir" tercihimin pozitif yansıması olarak bana geri dönmüştü. Üstelik artık sadece kendimle mücadelem olacaktı, sen bana ulaşmak istemeyecek ve kafamı karıştırmayacaktın artık. Kaldı ki; kendimle mücadelemdeki başarımı yaşayarak öğrendiğim için derin bir "ohhhh" çekerek seni evine bırakmış ve arkama dönüp bakmadan çekip gitmiştim yaşantından...

Ama ne yazık ki beni aradın. Çok kısa ve suya sabuna dokunmayan bir görüşme yaptık belki ama beni yeniden karmakarışık yapmaya yetti de arttı bile.

Bak ERKEK, bak sevgili ERKEK, lütfen bana bunu yapma. Her ne kadar beni aramamak, ya da kısıtlı aramak, ağrına gitse de; ne olur kendine hakim ol ve beni arama. İnan ki, beni aramamanı, senin için 'önemsiz' olduğumu düşünerek değil, bana ve tercihlerime saygı duyacak kadar 'önemli' olduğumu düşünerek yorumlayacağım.

Senin için benim, 'kadın' olarak hiç bir çekiciliğimin kalmadığını bilmek, içinde her ne kadar hüzün barındırsa da çok önemli ve kopmamız için çok büyük yardımcı bir etkendir. Hazır bu yitmişliği yaşıyorken, yitirmediklerini de engelleyebilirsin sanıyorum. Yitirmediklerinle de bensiz yaşayabilirsin, öyle değil mi?

Daha önce yaşadığın beraberliklerin, 1. KADIN’la iletişimin, bu gün farklı boyutlarda sürüyor olabilir. Buna asla itirazım yok, olamaz da. Ancak ben o insanlardan biri, ya da 1.KADIN değilim. Bunu her ikimiz için de kabul edemem. Ne senin içini sızlatmayı göze alırım, ne de senin benim içimi sızlatmana seyirci kalmayı.

Senin mutlu olmanı ve dengine kavuşabilmeni can-ı gönülden istemekle, buna seyirci ya da tanık olmak birbirinden çok ama çok farklı şeyler. Bu nedenle, zorunlu olmadıkça, içinde senin ya da seninle ilgili herhangi bir paylaşımın olabileceği tüm ortamlarda mümkün olduğunca bulunmayacağım ve iletişim kurmayacağım. Senin için de aynısının geçerli olmasını dilerim.

Her ikimiz de öyle ya da böyle tercihlerimizin sonuçlarını yaşamaya katlanmayı öğrenmeliyiz bence. Bu dürüstlüğümüzün bedeli olarak bize geri dönüyorsa bile, böyle bilinmeli ve yaşanmalı...

Not: Sizin evde kalan eşyalarımı, iş yerine getirir ve Ece’ye teslim edebilirsin. Makyaj çantası banyodaki dolabın alt gözünde olacak, gecelik-sabahlık ve iç çamaşırım da senin gardrobun üst çekmecesinde duruyor.

...ve sana söz verdiğim gibi Olcay'ın bana gönderdiği e-posta'yı da buna ek olarak gönderiyorum.

 

 Merhaba sevgili  2.KADIN...

Yel değirmenlerini bilirsin değil mi... habire dönerr dönerr.  ve bir ucuna takılırsan sende onunla birlikte turları tamamlarsın..

Yaşamı bazen ona benzetiyorum işte.  Bu monotunluktan kurtulmak için, zaman zaman kendimi; tabiatla, doğayla,  denizle başbaşa kalabilmek için; böyle  ıssız,böyle sakin yerlere atıyorum....

Belki hatırlarsın, söylemiştim; yapayalnız bir dünyam var.bu boşluğu  tabiatla, doğayla, hayvanlarla doldurmaya çalışıyorum.  çünkü onlar; nankörlük yapmıyor, aldatmıyor, üzmüyor...

Asos’ tayım..masmavi bir deniz karşımda..laptopu da getirmiştim yanımda..incelemem gereken birkaç dosya vardı ama bakmak içimden gelmiyor. senden gelen mesaj la altüst oldum.

Yıllar önce gıyabında tanımıştım seni.renk katmıştın hayatıma, yalnız dünyama... fotoğrafından daha da güzeldin  gerçeğinde. Sendeki çalışma hırsını kıskanmıştım, belki de  kıyamamıştım koşturmana yorulmana ama sanki bu işler için yaratılmıştın, bütünleşmiştin sanki işinle...

Hatırlar mısın bilmem,.birlikte migrosa alışverişe  gitmiştik  maslakta. Orada yanlızlığımın acısı, bir tokat gibi, bir kez daha yüzüme vurdu sanki. Benim olmanı ,eşim  olmanı, bu alışverişi; evimiz, çocuklarımız için yapmayı o kadar arzuladım ki... Mükemmel bir anaydın. Taktirle, saygıyla ve benim olmadığın için de kıskançlıkla karşıladım,  üzüldüm...

Sana bağlanmaktan, sevmekten korkuyordum... senden korkuyordum... kafamdan çıkarmaya çalışıyordum seni olmadık işlerle oyalanarak, kendimi gitgide daha çok çalışmaya kaptırarak...

Sonra, an geldi dayanamayıp aradım seni yeniden. Seninle hiç konuşmamıştık ama seni aramaktan kendimi alamdığım dönemlerin, her ne kadar guruba gönderiyor olsan da, beraberliğinizin bittiğini düşünerek, 'to' kısmında beyefendinin adının olmadığı zamanları seçiyordum. Kendim için içim parçalansa da, yaklaşık iki yıl önce tüm mail gurubuna lanse ettiğin beraberliğine saygı duymak ve içimde bir yerlere seni gömmüş olarak yaşamak zorunda olduğumu biliyordum ama, bak sen de dikkat edersen göreceksin ki, seni aradığım ya da işyerine geldiğim zamanlar hep senin "to" kısmında beyefendinin adının en az bir ay olmadığı zamanlardır.

Sana açılamadım, açamadım kendimi. Çünkü ne kadar candan arkadaş gibi görünsen de,sana özel hiç bir şey soramayacağım ya da söyleyemeyeceğim kadar mesafeliydin. Dedim ya korkuyordum senden, hep korkutttun beni, korkmakta da ne kadar haklıymışım...

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan görüştüm senle son kez, bir kaç gün önce ...bir kez daha  anladım, sevdiğimi kendime itiraftan kaçtığımı... senden kaçtığım fayda  etmemişti...  Yıllar sonra teslim olmak  vardı...  Doyar mıydım sana, sanmıyorum. Seni sevmeyi, sana hergün yeniden aşık olmayı istiyordum ve sen gideceğini söylüyordun buralardan. Gerçi üç sene öncesinde bile, hedef olarak hep söylemiştin bunu ama, şimdi tarihlemiştin gitmeyi ve tek gidiyordun buralardan... yanında kimse olmadan, yanına kimseleri almadan... yapayalnız...

Kimbilir arkamdan bana ne kadar acımış, belki de alay etmişsindir benimle ama bir deli cesareti geldi ve seni ebediyen kaybediyor olmanın korkusu ve telaşıyla açıldım sana... Şaşkınlığını anlıyordum ama sen de beni anla ne olur. En azından denedim, kendim için mecburdum buna...       

Hava soğuk, üşüyorummm... Beyaz bir güvercin  geldi yanıma, belli ki  aç... kırmızı kırmızı gözleri ve çorapları var... sevmek dokunmak  istedim ama korktu, uçup  gitti. bir şey yapmamıştım ona. sadece dokunmak, sevmek istemiştim ama uçup gittii. ..  Tıpkı SENİN GİBİ 

     

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin

Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar

Bakışlarında beni dinlendiren birşeyler var

Kıyısındaymış gibi , en sakin denizlerin

Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında

Fırtınalardan geldim, sende dinleniyorum

Bu huzur bu sessizlik hiç bitmesin diyorum

En eşsiz dakkikalar sürsün senin yanında

Hiç yumma gözlerini..ışığım eksilmesin

Gündüzüm, aydınlığım, ipekböceğim benim

Güz bahçemde açılmış, ozan çiçeğim benim

Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin

Ayırma gözlerimden..çocuksu gözlerini

O sakin, o yalansız, o kuytu gözlerini                  

 

Hava kararmaya başladı. sanki içimin karanlığı gibi... dizelere döktüm duygularımı sana armağanım olsun... Yalnızlıksa bile istediğin her şey gönlünce olsun...

Bu arada sana bu iletimin ulaşıp ulaşmıyacağını da bilemiyorum. çünkü  posta kutun hep hata  veriyor bir de yahoo dan göndermeyi deniyeceğim, sanırım hotmailin problemli. Bir kaç yerden aynı iletiyi alabilirsin, bakalım hangisi ulaşır 

 

Konu: Kusulası midelere çeyrek kala indirdiler

1. çok anlamlı, yer yer tiksindiren mailini okudum. bir kaç saniye düşündüm, bir insanın turnusol kağıdı gibi anında bir başka renge dönüşebildiğini görebilmek çok acı ve yanıta bile değmemeli.. yaşanmış (sahte) güzelliklere rağmen.

2. yinede zorunlu yanıt amacıyla mektup yazılacaktır. son kez olmasını ümit ederek.

3. öğlen geçmiş olsun diye aradığımda işittiğim tarz cümleleri sarfeden kişi modeliyle; ömrüm boyunca makul ve mantikli bir özrü olmadığı sürece gerçek tesadüfler dışında ‘işim’ olmaz. Tüm ilişkilerimin hakettiği saygınlığı taşıyabilme becerim olsada, kredibiliteninde sonsuz olmadığı realitedir ve hep sadık kalmışımdır. öfkeylede olsa kulaktan çıkan duyulmalıdır. duyulmuyorsa, o kişinin gerçek yüzüdür. görülmüştür.

4. sıkıntılı, fırtınalı dönemler kişilerin gerçekliklerinin alenenleştiği anlardır. gerçek yüzlerin farklılığını görmede çok lafa gerek yoktur bazen. bizde olduğu gibi, ‘ürünün’ aslında hiç değişmediğini, sadece klimatize koşullar nedeniyle formunu sakladığını söyleyebilmek mümkündür.

5.elektrikler kesilince, kabın içerisindekilerin gerçekliği üzmüştür ama daha önce bir gün elektriklerin kesilebileciğini anımsatanların haklılığı, dahada üzmüştür.

6. onlar haklı olmasınlar diye edilmiş onca  dua bir yana, hala; "çözülen kaptaki O değildi, yanlış görmüşüm" demem, iyiniyet ve saflığımdan daha ötededir. bunun kavranmaması, dürüst karşılık görememesi ise acıdır. 

6. bu saatten sonra sirkelerin şişesine geri konamayacağıda artık aşikarken, bu nedenle yazdıklarımında, yanıt beklemeden, sanala yazılmış zorunlu bir mektup olarak algılanmasını tercih ederim.

7. doğum günü ile ilgili genel çağrı göndermem hataydı. özür dilerim.

8. ifadenizdeki gibi, suya sabuna dokunmayan bir telefon görüşmesinin beni rahatsız etmediği gibi senide asla rahatsız etmeyeceğini düşünmüştüm. yanılmışım.

9. ama sayın aşıkzadeniz, yeşil boncuklunuzun dizelerinden anlaşıldığı üzere yanılmış olmam söz konusu olmamalı.

10. daha önceki gel-gitlerimizde bile anında- gününde yazıştığın gruplarında; "benim erkeğim yok" mesajını daha akıllı olanların kolaylıkla algılayabildiği tarzda işleyebilen karakterin, bu denli sevdadan yana ‘hassas’ olabileceğini düşünebilmek, herhalde saflığında ötesinde sayılmalı.

11. ben bunu bilmeden aramışım; safça, değer veren, ömrü boyunca değer verecek, asgari müşterekde buluşamamanın üzüntüsünü yaşayan bir kul olarak.

12. hissetmemekle, kadın olarak çekici bulup bulmamak çok farklı şeylerdir literatürümde. istemeyince, rahatsız olunca hissetmezsin ama bu o kişinin çekici olmamasını sağlamaz. yaş grubun dahilinde biliyoruzki; bugünde fevkalade çekicisin. bu yada bir başka konuda, dün sarf ettiğim tüm sözler, iltifatlar bugünde geçerlidir ancak bunlar gösterdiğin çirkin yüzünü kapatmak için, yeterli değildir. 

13. yitirip, yitirmediklerime gelince… evet, sensiz yaşayabiliyorum. Ama dileğim, öbür yanının değil, benim istediğim yanının tek kalması ve beraber yaşayayabilmekti ama, takke düştü kel göründü. zaten "acele etme, takke rüzgar bekliyor" diyorlardı. dedim ya, haklı çıkarmak zorundamıydın. soru işareti yok burada.

14. beraberliklerin sızlatmasıymış... kargalar güler. en güvendiğim yanındı sadakat. pilav-prinç muhabbetinde anlattıkların, divane doktorun mektubu ortada. "arkadaşlar hazır olun, her an asist yapabilirim" mesajını pek güzel vermişsin. bravo.

15. bulmacada ‘bön’ benim gibilerin diğer adıydı sanıyorum ama bir o kadarda inatmışım, “bu kumaştan kışlık elbisede çıkarırım” diyerekten. çıkmadı. belliki kumaş, kışlık değilmiş.

16. hele telefondaki ifadeni duyduktan sonra... (iyide gerçek ifaden, duygun bu idiyse, yazmış olduğun bunca güzel mesaj ne olacak?)

17. benzerlikler farklı segmentlerde, birebir örtüşmüyor. örtüşen sadece sonuç.

18. kişisel eşyalarının teslimi için, aracı olarak dahi olsa, çocuklarından yardım alınmasını doğru bulmuyorum ama bu gece eve dönünce bulundukları yerden pakete transfer olacaklar ve bir şekilde ulaştırılacaklardır.

19. yazmakta sakınca görmüyorum, telefon görüşmemizi (samimiydım, daha huzurlu ve artık sindirmiş olunacağını düşünmüştüm) tamamlayabilseydim, güzel bir dostane yemek davetinde bulunacak, emanetinide bir şekilde verecektim.

20. ... söz verdiği üzereymiş... kim istedi söz senden?  hangi onurlu erkek; elin adamıyla yaşamına katmaya kalktığı kadının pempe yazışmalarını keyifle okur? pardon, cüretin yegane koşulu, cürette bulunabilecek ortamı tesis etmekten geçer. Gerisi lafı-güzaf. üstelik, gururun okşanmışcasına, bir çırpıda anlatmıştında. hani,”ben bağnazım, yanlış algılıyorum” desem, saygısından “söz verdim” deyip paylaşıyor olsa ‘boncukzadesinin’ mektubunu... iyide, bana insanlıktan uzak, incitici sözler sarfedebilenin saygısımı vardırki, böyle ince düşünsün?

21. “öyleyse?”... mektubu paylaşım amacını düşünmek, artık bana düşmeyeceğinden, ‘öyleyse’nin yanıtını aramakda anlamsız...

22. fani dünyanın nimetlerinden; amaçsız, sorumsuz, belirsiz sürelide olsa yararlanılması gerekiyorsa, bundan daha güzel bir boncuk örtüşmeside olamaz zaten.

23. öbürününküde ne mide ama... döktürse dünyanın yaldızlı laflarını, değilmi ki, "siz yemeğinizi yediyseniz, bizde aç karnımızı doyursak" demiyormu açık açık... 

24. bu mideye tahammülde pek farklı olmasa gerek diye düşünüyorum. zira, bu midenin masaya başkalarını da davet edebilmesinden huylanırım. Ama bu düşünce ben ve benimki gibiler için geçerli. Tersi yaklaşımlarından böbürlenenlerin yaşadığı günlerdeyiz ya..

25. ‘bön’ de olsam, seni gerçeklikle önemsedim. 40'ı çıkarmama konusunda karalı davranmışda olsan, dilerim rabbimden "kalan ömrünü; tek bir çizgide, eskisindende vakur sürdürmenden" başka bir haber duymam senden.

26. yeterki sen bunu başar.  varsın bunu benimle paylaşmamış olmanın burukluğunuda ben yaşayayım.

 

 

2 yıl 3 ay 14 gün sonra (cuma)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: GERÇEK SEVGİ

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine;
"-Sevginin sadece sözünü edenlerle,onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
"-Bakın,göstereyim" demiş,ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından derviş kasıkları denen bir metre boyunda kaşıklar gelmiş.. Ermiş

“-bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş.

“-Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir tek lokma döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,öylece aç kalkmışlar sofradan.Bunun üzerine

"-şimdi," demiş ermiş,"sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.."
Yüzleri aydınlık,gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.Buyurun deyince,her biri uzun boylu kaşığı çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
"-İşte" demiş ermiş,"Kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görüp ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır.Ve kim kardeşini düşünürse de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz,ve Şunu da unutmayın;
GERÇEK PAZARINDA, ALAN DEĞİL VEREN KAZANÇTADIR DAİMA..."

 

  

2 yıl 6 ay 4 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Cevap: perilerin nasihatı

İçin rahatlayacaksa, hiç kimseye göndermeyeceğim bu mesajı bilesin. Dilerim kendin için, yerime yedekte tutuklarına da göndermişsindir ayrı ayrı...

İşin rast gitsin...

 

Cevabın cevabı: perilerin nasihatı

Formun Altı

göndermede zaten. ben gruba göndermemiştim zaten.

uslubunla cevap vermeyeceğim. kendimden eminim ve şiddetle tek eşten yana olduğumuda biliyorum. hemde her geçen gün dahada artan dozda...

sanırım sorun o eş'te... güven verebilmesinde, ikazıma rağmen hesap kitap yapmadan, santranç oynamadan davranabilmesinde. işte o zaman film kopuyor ama bu yaştan sonra; hiç birimizin temelden değişebilmesi olanak dahilinde olamayacağı için, alışkanlıklarımızı terk edemiyor, herkeside kendimiz gibi görmeye devam ediyoruz. en azından bazılarımız. sonrada bekliyoruz…

bu açıdan oynamadan, hatta yönetilmeyi bile benimsememe rağmen, arada çamların kırılması devam ettiğinden, hep irkildim. kuzu kuzu uyuyamadım ki...

hele birde kalbe kurt da düştü ya... bekledikki, kurt çıksın. inat, çıkmak bir yana, yeni arkadaşlarını davet ediyor. o kurt'u yut, öbürünüde yut... eee nereye kadar... yok arkadaş... bu mevsim, yarımca kirazından yemem olur biter... gelecek mevsim'e de; zaten ne kiraz kalır, nede fişne. vişne değil, fişne.

ama kirazı, hele yarımca kirazını o kadar benimsemiştimki... 

 

 

2 yıl 6 ay 8 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Hafta sonuna girerken gülümsemenize yardımcı olabilirsem ne mutlu bana...

Hadi canım, nazlanmayın... Eminim ki arasında bilmedikleriniz de vardır.

Keyifli bir haftasonu dilerim.

FIKRALAR

TANRI VE PORCHE

Ferdinand Porsche, rahmetli oluyor ve öbür dünyada melekler tarafından karşılanıyor.Melekler kendisinin olaganüstü otomobil Tasarımından dolayı bir dilek hak ettiğini söyleyerek,isteğini sorar...Porsche

"Tanrı ile 1 saat konuşmak isterdim." der.Melek derhal isteğini yerine getirmek üzere Ferdinand Porsche'yi bir salona alır.Porsche Tanrıya sorar:

" Kadını yaratırken düşüncelerin nerdeydi?" Tanrı:

" Ne demek istiyorsun?" Porsche:

"çok hatalı yaratmışsın!1.Ön taraf aerodinamik değil.2.çok ses yapıyor.3.Bakım masrafları yüksek.4.Ayda 5-6 gün tamamen kullanılmaz durumda.5.Arka taraf çok sarkık duruyor.6.Sürekli boyanması ve yeGörkemenmesi gerekiyor.7.Egsoz, emisyona çok yakın. 8.Farlar genellikle küçük.9.Yakıt da son derece pahalı." Tanrı kısaca düşündükten sonra cevap verir:

"Ferdinand, bunların hepsi doğru olabilir ama istatistiklere göre bir çok erkek benim icadıma senin icadından daha fazla biniyor!!."

KIRMIZI GÖMLEK

Osmanlı zamanında Bizans donanması ile Osmanlı donanması savaşacaklar.Bizans, 10 gemilik muhteşem bir donanma hazırlar ve denize açılır.

Donanmanın başında Andropulos vardır.Andropulos en öndeki geminin burcunda  elleri göğsünde heybetli bir heykel gibi durmaktadır ve hemen arkasında  yaverleri vardır. Hep birlikte Osmanlı donanmasını beklemektedirler.

Yukarıdan gözcü bağırır:

"Komutanım Osmanlı donanması 3 gemiyle göründü". Komutan yaverine döner ve:

"Bana kırmızı gömleğimi getirin eğer savaşta yaralanırsam kanım belli olup  da askerlerin morali bozulmasın."der. Hemen kırmızı gömleği giyer ve aynı ihtişamiyle yerinde durur. Gözcü yine bağırır:

"Komutanım o 3 geminin ardından 30 gemi daha göründü." Andropulos tekrar yaverine döner ve:

"Bana kahverengi pantolonumu getirin."

TEMEL

*Temel yere  bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye  başlamış.Niçin? Kendi  çapında eğlenmek için.

*Temel  sigarasını bir metre uzunluğundaki ağızlığa takıp  içiyormuş. Niçin?Doktoru  sigaradan uzak durmasını söylediği  için.

*Temel her  gece yatmadan önce ayaklarına böcek ilacı sıkıyormuş. Niçin?Ayaklarında  karıncalanma olduğu için.

*Temel  eşinin yaş gününde, ne almış? Kurulanması için bir havlu.

*Temel  hamile karısının çok su içmesine izin vermiyormuş. Niçin?Bebek yüzme  bilmiyordur diye...

*Temel, her  yemekten sonra cebine bir kaşık koyuyormuş. Niçin?Doktoru  yemeklerden sonra bir kaşık almasını söylediği için......

*Temel  hasmına tehdit mektupları yazarken eldiven giymiş. Neden? El yazısı  tanınmasın diye.

*Milyarder  Temelin çocukları, derslerini villalarının bahçesinde yapıyorlarmış. Niçin?Temel'e  "zengin  adamsın, çocuklarını dışarıda okut"dedikleri  için.

*Temel,Dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hızlı yazmaya  başlamış.Neden?Dolma  kalemin mürekkebi bitmek üzereymiş...

*Temel  doktorunun muayenehanesine kocaman bir fıçı ile gitmiş. Niçin? Doktoru  altı ay sonra idrarınla birlikte gel  demiş...

*Temel,  saçını ıslatmadan şampuanlıyormuş. Niçin?Şampuanın  etiketinde "kuru saçlar içindir"diye  yazdığı için.

*Atletizim  şampiyonasına katılan Temel, doping yapmasına rağmen sonuncu olmuş. Neden? Doping yaptığı anlaşılmasın diye.

*Temel yeni  satın aldığı arabasını kullanırken kahkahalarla  gülüyormuş.!Niçin?Dostları  “güle güle kullan” demiş.

*Temel,yeni  aldığı ayakkabısını bir hafta  giymemiş. Neden?Satıcı “bir  hafta kadar ayağınızı sıkabilir” dediği  için.

*Temel  araba kullanırken sık sık cebinden küçük bir kağıt çıkarıpokuduktan sonra tekrar cebine koyuyormuş.Ne  yazıyormuş bu kağıtta? Gaz pedalı sağda, fren solda...

YAŞANMIŞLIKLAR

Bu Istanbul'da, Kadiköy dolmus duraginda olmus  bir olay. ...

Olay-1:Kadiköy yakasinda BASIBÜYÜK diye bir semt  vardir. Kadinin biri kadiköy dolmus duragina gelir ve siradaki dolmusun kapisini  açarak söföre sorar.

“Basibüyükmü?” söför biyik altindan gülerek , “evet abla” der.  Hanim hemen arkasindan ikinci soruyu patlatir. “Hemen kalkiyormu?” Söför kopar  iyiden ve is karakola intikal eder. söförle hanimi polisler baristirir.

Olay-2: Bu başka bir arkadaş, olayın  başlangıcı aynı yine yorgun falan minibüs şöförüne inmek isteyeceğini  söyleyeceğine "müsait bir yerde uyuyabilir miyim" diye sorar? Şöför dumur, bakar öylece;

Olay-3:  Kastamonu'da bir şehriçi otobüsünde geçiyor. Türbanlı bir genç kız otobüsten  inmek için düğmeye basıyor ancak şöför durakta durmayıp aracı sürmeye devam  ediyor. Genç kız: “Söför bey indirmeyecek misiniz beni” diye şöföre sesleniyor.  Söför Kastamonu şivesiyle: “İndircez tabi eve götçek halimiz yok ya”  diyor...

Olay-4:Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu  bekliyordum.Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine  girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp, “Bir Monte  Carlo” dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp, “Abi bu Bakırköy'e gider” diye  cevap verdi!

Olay-5: Yolcu musait bi yerde inmek ister ama dili surcer; “Musait bi yerde iner misiniz?”  Şöför : “Niye sen mi kullancan”

Olay-6: Rumeli-Hisarüstü  otobüsüyle taksim'e dogru gidiyoruz. Adamın biri Besiktas dolaylarında gayet aceleci bir tavirla “Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?” Bizim soför olaya  hakim: “Tabi abi ayıp ettin. al götür. senden kıymetli  mi?

Olay-7: Ankara'da, cok sıcak bir gunde, dolmuştaki bir kokona yelpazesiyle "Şöfeer bey klimayı acar mısınız cok  sıcak olduu" demisti.

 

Konu: LÜTFEN

Formun Altı

rica etsem, beni direk ilgilendirmeyen ve de özellikle benim rahatsız olduğum tarzda gruba ‘not’ da yazdığın mailleri benimle paylaşma.. ben de aynı özeni göstereceğim. hatta zorunluluklar dışında, hiç paylaşmayacağım...

geçen günler öfkemi kabartırken, bir de bu tarz diyalogların devamına gerek yok...

 

 

2 yıl 6 ay 12 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Cevap: Görkem için

Görkem'in e-posta adresi  gorkem@hotmail.com dur. Dilersen kendisine doğrudan ulaşabilirsin. Kolay gelsin.

 

Konu: Görkem için

paylaşmakla rahatsız ettiysem kusura bakma. yanımda “bu yıl staj işini kendi halletmek istiyor” dediğini anımsadığımdan katkısı olur diye düşünmüştüm. Görkemi ilgilendirebilecek yeni bir şey denk gelirse, direk gönderirim. sizede kolay gelsin.

 

Rahatsız etmedin ERKEK, hem de kesinlikle...

Ancak ben, Görkem’le iletişiminizin doğrudan olmasının daha sıcak, daha insanca olacağını düşündüğüm için yaptım sana bu öneriyi. Görkem de sana bir şey iletmek istediğinde, aynısını söylüyorum ona. Ne kadar farklı yerlerdeyiz değil mi?

 

Formun Altı

EVET, ARTIK ÇOK FARKLIYIZ. HER ŞEY BATIYOR.

DOĞRUYUDA EĞRİ GÖRÜYORUZ. YADA BEN GÖRÜYORUM. ÖYLE İSTEDİN. BAŞARDIN DA.

 

 

3 yıl 1 ay 26 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Merhaba ERKEK,

İçim öyle buruk, yüreğim öyle sızım sızım sızlayarak selamlıyorum ki seni, bilmem bunu anlayabilecek kadar beni tanıyabildin mi?

Sana şimdi yazacaklarımı gece söyleyemezdim. Çünkü bir erkek olarak, doğan gereği kilitlendiğin hedefin, salim bir kafayla beni dinlemene ve söyleyeceklerimi özümsemene olanak tanımayacaktı. Hoş, aslında yazacaklarımın da neler olabileceğini zaten biliyor ve farkında olduğunu, ancak çaresizliğinden, ya da işine gelmediğinden bana yansıtmadığını da düşünmüyor değilim. Çünkü bu kadar analitik çalışan bir beyin, bence gelişen olayların ve bunlar karşısındaki benim davranışlarımın nedenlerinin fazlasıyla farkındadır.

Durumu, gereksiz ve anlaşılmaz ‘felsefik’ olarak adlandırdığın kendimi ifade biçimimden vazgeçip, becerebildiğimce senin tarzında ifade etmeye çalışacağım …

Aramızda ve çevremizde yıllardır yaşananların bizi getirdiği durumdaki yaşam biçimini benimsemiş, benimsemesek bile birbirimize olan sevgimizin tükenmemesi nedeniyle kabullenmeye çalışan iki insanız bence. Sonu nereye varacak inan ki ben de bilmiyorum, bilmek de istemeden, yaşadığımız ‘bugün’ çerçevesinde paylaşımlarımızdan en fazla mutluluk ve keyiften nasibimi almaya çalışıyorum. Bunun beni ne denli ikilemlere soktuğunu da seninle dertleşiyor, hatta bu çelişkiler katlanılmaz hale geldiğinde ise “ben dayanamıyorum böyle onursuz yaşamaya, lütfen bitsin” diye sana yakarıyor, hatta tavır koyuyorum.

Kendi çelişkilerim yetmiyormuş gibi, bir de kendimiz dışındaki faktörler giriyor devreye, şu anda yaşadıklarımızın sebebi olarak…

Senin evine gelebilmeyi, olumsuz ve itici tüm sebeplere karşın, içime sindirebilmeye, seni mutsuz etmemeye ve kendim de beraberliğimizden en büyük keyfi almaya çalışırken, tabiri caizse, Aygül tarafından basıldık bir sabah … ve o günden sonra, bir bahaneyle hafta sonu gecelerini de evde geçirmeye karar verdi çocuk. Bahane diyorum, çünkü bir kadın ve bir anne olarak; amacını fark ediyor ve O’nu anlıyorum. Ancak, bu durumda ona tavır gösterecek bir babayı göremiyorum. Çocuğuna tavır koymak yerine, bana, onursuzluğumu arttıracak çözümler öneren bir adam görüyorum karşımda ve bu kahrolmamı katlıyor…

Adam öyle bir duruma geliyor ki;

“ben de insanım, benim de ihtiyaçlarım var!” haykırışlarıyla, yıllar boyu “kızlarımı gece evde yalnız bırakamam” gerekçelerini unutarak, ya da o an için ihtiyaçları bu gerekçesinin üstüne çıktığından, bana geceyi annesinin evinde geçirmeyi öneriyor.

Bu durum “ya ben, ya çocuğun” sonucunu çıkartıyor ister istemez ve ben, tek başına bir kız çocuğunun (kardeşi de evde olsa durum tamamen farklı olur benim için) evde yalnız  kalmasının karşılığında, başka bir evde sevdiğim adamla sevişmeyi ve onun kollarının arasında uyuyarak sabahı karşılamayı yakıştıramıyorum kendime. Sen bunun adına ‘kapris’ diyebilirsin. Oysa bu; kendimiz için yapmak istediklerimizle, sorumluluklarımızın örtüşmemesinden oluşan ikilem ve çelişki…

Allah göstermesin, o çocuğun başına, sırf sen evde olmadığın için bir şey gelse, bunun hesabını ne ben, ne de sen kendimize bile veremeyiz.  Hiçbir şey olmasa bile, o çocuk sabah olup da senin gelmediğini fark ettiğinde, aklından geçebileceklerin hedefi olmak ne denli yıkıcıdır. Sen hangi gerekçeyi, hangi bahaneyi gösterirsen göster, şunu düşünecektir;

“Ben evde olduğum için kadını eve getiremedi, onunla dışarıda bir yerde kaldı. Oh işte! Dışarıda ne yaparsa yapsın, yeter ki bizim evimizde yapmasın”

Ben bu tarzda düşüneceğinden eminim, ya sen?... İhtiyaçlarımız olduğunu kabul ediyorum ancak; hiçbir ihtiyaç, o kadının kimliği kesinlik kazanmamış bile olsa,bu duruma düşürme hakkını vermiyor bize. Bu nedenle;

“böyle yaparak beni kendinden uzaklaştırıyorsun” dediğinde,

“bu sebeple uzaklaşacaksan şimdiye dek durduğun hata. Kendine bu koşullarda seninle birlikte olacak bir kadın bul. O kadın ben değilim” cevabını verdim sana.  Evet ERKEK, o kadın ben değilim. Bu kadarını, sana olan tükenmeyen sevgime rağmen yapamam, yapmayacağım.

Çaresizlikten önerdiğin bir diğer çözüm de

“ne olacak Aygül evdeyse, sanki bilmiyor birlikte olduğumuzu” diyerek evde kalmamızdı.

“olacak şey mi çocuğun gözüne sokmak beraberliğimizi” dediğimde ise;

“ne olacak canım, sanki senin çocukların bilmiyor mu?” diye beni yanıtlamanı, yine ihtiyaçlarının ağır basmasına veriyorum. Çünkü; toplumsal varlığımız ve konumumuz gereği, birliktelik anlamında, böyle bir yaşamı çocuklarımıza öneremeyeceğimiz su götürmez bir gerçekken, onlara örnek oluşturmak ne büyük bir aymazlıktır. Benim çocuğum hem yaş, hem de bilinç olarak seninkilere göre çok daha aşama kaydetmiş, hatta bireysel ve toplumsal kimliğini oluşturmuş olmasına rağmen; ben onun karşısında, kendim için de senin adına da, birbirimize sahip çıkamadığımız için, bu denli eziliyorken, senin çocuklarına karşı ne hallere düşeriz ve onlara doğruları nasıl öğretir ve onlardan doğru, ahlaklı ve kendilerine yakışan bir yaşam sürdürmelerini nasıl bekleriz, bir  düşünsene…

Yaşananlarla, zaman içinde her ne kadar onlardan uzaklaşmama sebep olduysan da, onlara faydalı olma yollarım kapalı bile olsa, bir kadın ve bir anne olarak, en azından onlara zarar verebilecek herhangi bir duruma aracılık etmeyi istemeyeceğim kadar değerli ve önemli onlar benim için. Zaten ahlak anlayışında bunca deformasyonlar olan bir toplumda; kendi kabullerimiz ve iradelerimiz doğrultusunda sorumluluk sahibi ebeveynler ve en doğru çocuk yetiştirmeyi ilke edinmiş insanlar olarak, bunu nasıl yaparız? Olacak şey mi ERKEK!

Üstelik yine senin iradenle, o çocukların annesi serbestçe sizin evinize girip çıkıyorken, biz seninle, o çocuklar evdeyken birlikte olursak, benim hiçbir suçum günahım yokken, benden nefret etmezler mi?

“Ya bu kadın bizim evimize yerleşirse?” endişesiyle, şu anda Aygül’ün yapmaya çalıştığı (ve başarılı olduğu) engelleme yöntemlerini geliştirmezler mi? Hayat, onlara da, sana da, bana da zehir olmaz mı?...

Anlayacağın, bu günkü gerçeklerimizde; bizden (özellikle benden) kaynaklanan bu yaşam tarzındaki çarpıklığı içine sindiremeden yaşamamızın getirdiği içsel, görülebildiğinde (ardında neler olduğunu tahmin edemem, etmek de istemem) Aygül’ün başı çektiği dışsal nedenlerle yaşıyoruz bu kaosları.

Paylaşımlarınızın bu boyuta gelmediği, ya da benim gibi düşünmeyen kadınlar da vardır ve olacaktır mutlaka. Sana daha önce de önerdiğim gibi, aslolan ihtiyaçlarınsa ve ihtiyaçlarına bu koşullarda cevap verebilecek, gönlünün de çekebildiği bir kadın olursa hiç durma bence. Ya da “biz birbirimize aitiz” cümlesini kurabilmek için “birbirimize nasıl sahip çıkabiliriz?” sorusunun yanıtını arayalım birlikte, içtenlikle…

Sana yazdıklarımı yollamak için posta kutumu açtığımda, yolladığın fotoğraflarla karşılaştım. Teşekkür ederim ve bu ortam aracılığı ile seninle bir kez daha onurlandığımı ve gurur duyduğumu yinelemek isterim.

 

Okudum yazdıklarını. Çok azına katılamasam da, yorumlarına katabileceğim bir şey yok.

Nedenleri, gerekçeleri ne olursa olsun; dün gece, daha da önemlisi, evde çocukların olmadığı kavaktan döndüğümüz gece “ben yalnızdım.” Bu akşam da yalnız olacağım. Bu akşamki filmede yalnız gideceğim.

Yalnızım. Evet yalnız. Biri olur mu? Yalnız kalmak istemiyorsam olmalı. Ama yalnız kalmamak adına olmayacak. Samimi satırların ve övgülerin için de teşekkür ediyorum.

 

Yazarak anlatmaya çalıştığım sorunlarımıza ve çözüm arayışı önerime karşı, verdiğin yanıttan anladığım kadarıyla, bir önerin yok. Sadece durumu kabullenerek, bunun getirisi yalnızlık (ya da bensizlik) olsa dahi, en azından bugün için buna katlanmak yapılabilecek en uygun tavır senin için.

"Ben seni yatmak için değil, arkadaşlığın için istiyorum" önermesinin de, bu akşam gideceğin gösteri her ne ise, bensiz olmayı tercih etmenle, gerçekleri yansıtmadığını öğrenmiş olduk. Üzüldüm tabii ama seni anladım da... "Sonunda ihtiyaçlarımı gideremeyeceksem, ne diye kendime eziyet edeyim" diye düşünmen çok normal.

Ne diyeyim ERKEK, inşallah verdiğin bu karar, ikimiz için, dolayısı ile çevremizde bizi seven ve bizim sevdiğimiz ve sorumlu olduğumuz herkes için hayırlı olur.

Not: Kavaktan döndüğümüz gece evine gelmedim, evet... Gelmedim çünkü; bir gece gezmesi dönüşünde, senin evine gitmek yerine, beni kapımın önüne koyarken,

"seninle olmak değil, yalnız kalmak istiyorum ve bu gayet normal. Alınmana gerek yok. Çocuklar da hazır evde yokken, kendi kendime bir gece geçirmek istiyorum" diyen adamsın. Bu tercih beni öyle yaraladı ki, neler hissettiğimi anlamanı istemiştim. Anladığının farkındayım ama senin farkına varamadığın, belki de unutup gittiğin, aslında beni ne kadar yaraladığın.

....ve Kavaktan dönerken yaşadığımız bu olayın, gündemimizle hiç ama hiç bir ilgisi yok. O gece, beni fütursuzca yalnız bıraktığın sayılamayacak kadar çok gecelerin bana neler yaşattığını anladın, o kadar... 

"Ben seninle başedemem,en iyisi senden kurtulmak" diyorsun tahminimce şu anda. Dedim ya, hayırlısı olsun...

 

Konu:NE YAZAYIM

“…. verdiğin yanıttan anladığım kadarıyla, bir önerin yok.”

YOK, EVET… NASIL OLSUN Kİ. DÜN AKŞAM Kİ GİBİ YİNE MOSMORMU OLAYIM…

“Sadece durumu kabullenerek, bunun getirisi yalnızlık (ya da bensizlik) olsa dahi,en azından bugün için buna katlanmak yapılabilecek en uygun tavır senin için. "Ben seni yatmak için değil, arkadaşlığın için istiyorum"

AMA SEN SALT BİR ARKADAŞIN ÖTESİNDESİN. EN AZINDAN DÜN GECE MASADA, ARABADA YAŞAMIMIZDAN VERDİĞİN ÖRNEKLERİ ANIMSADIKÇA…

“bu akşam gideceğin gösteri her ne ise, bensiz olmayı tercih etmenle gerçekleri yansıtmadığını öğrenmiş olduk. Üzüldüm tabii ama seni anladım da...

"Sonunda ihtiyaçlarımı gideremeyeceksem, ne diye kendime eziyet edeyim" diye düşünmen çok normal.”

HEPSİ BİR BÜTÜNDÜR. BİZİM KONUMUZDA BİRİNİN EKSİKLİĞİ ACIDIR.

“Ne diyeyim ERKEK, inşallah verdiğin bu karar…”

KARAR FALAN VERMEDİM. KARARI VERENLERE SAYGIMI BELİRTTİM. HATTA HAK VERDİM. YALNIZ KALDIM.

“Not: Kavaktan döndüğümüz gece evine gelmedim, evet... Gelmedim çünkü; bir gece senin evine gitmek yerine, beni kapımın önüne koyarken, "seninle olmak değil, yalnız kalmak istiyorum ve bu gayet normal. Alınmana gerek yok. Çocuklar da hazır evde yokken, kendi kendime bir gece geçirmek istiyorum" diyen adamsın.”

BALİK HAFIZALI MI ZANNEDİYORSUN BENİ. BU YAKLAŞIM BANA AİT OLAMAZ. YAKLAŞIK OLANINDA BİLE ZORUNLULUĞA İTİLMİŞLİĞİM VARDIR.

“Bu tercih beni öyle yaraladı ki, neler hissettiğimi anlamanı istemiştim. Anladığının farkındayım ama senin farkına varamadığın, belki de unutup gittiğin, aslında beni ne kadar yaraladığın.

....ve Kavaktan dönerken yaşadığımız bu olayın, gündemimizle hiç ama hiç bir ilgisi yok. O gece, beni fütursuzca yalnız bıraktığın sayılamayacak kadar çok gecelerin bana neler yaşattığını anladın, o kadar... 

"Ben seninle başademem,en iyisi senden kurtulmak" diyorsun tahminimce şu anda...” 

DEMEDİM AMA BAŞ DA EDEMEDİM.

“Dedim ya, hayırlısı olsun...”

AMİN. ELDEN BİR ŞEY GELMİYORSA, DİKİNE GİTMEYE DEVAM EDİLECEKSE. EN BÜYÜK DİKİNE GİTMİŞLİĞİNİN SENESİNEDE BİR KAÇ AY KALDI. SAHİ, GEÇEN KIŞ ALMIŞTIN SALACAK’TAKİ EVİ DEĞİL Mİ?

 

 

3 yıl 2 ay 17 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Sevmek ve sevdiğini düşünmek yüzsüzlükse, evet ben yüzsüzüm. Çarşıda hamsileri gördüğüm anda, uzun zamandır yiyemediğini düşünerek kıyamadım sana ve seni incitmeden gelip yemeni istedim. and olsun ki bundan böyle seninle ilgili her duygu ve düşüncem bende kalacak ve bu çirkin, üstelik yüzsüz insan bir daha seninle muhatap olup seni de, kendinide sıkıntıya sokmayacak... SON.

 

Konu: Hayrını gör

seven insan yüzsüz olur, bu çok normal ama yüzsüzlükten önce, saygısıda olur. yangına körükle gidiyorsa, karşı tarafı çıldırtmak istercesine tahrik ediyorsa, işte o zaman yüzsüzlüğü anlamaktada zorlanıyorum. bu yüzsüzlüktende, pişkinliktende öte, çok daha farklı bir olgu. "seni incitmeden gelip yemeni istedim" şeklindeki ifaden, bundan da öte.

Yanaşmamıyım, kapındaki kedimiyim?  zavallı hayvancık, soğuktan tir tir titriyor, vıcık vıcık ıslanmış, karnı da aç, “gel yemek ye” desek korkudan, zarar görürüm diye yanaşamıyorda… en iyisi kapının arkasına koyalım tasını, gelsin, sessizce usul usul yesin hamsiyi.”

işte bu yüzden çirkinsin.

Yavrusunu severken, boğabilecek kadar hainsin, itimatsızsın…

Evet, hamsi yemedim bu yıl. dün akşam “hamsi çıkmışsa hafta sonu ızgara yapalım” demeyi düşünüyordum sana. belkide bu nedenle hamsi meseleside, en az dün akşamki, kız kulesi yemeği ile başlayan, borçlanmayla devam eden alman usulu bilet almaya kalkmanla zirve yapan, malum süreç kadar incitti, yaraladı beni. 

Haketmemiştim. Hele dün; dışında yaşadığım ve o an yaşamaya devam ettiğim travmaya rağmen, seni mutlu etmek, seninle mutlu olmak adına, temelde benimsemediğim bir organizasyona dahil olurken…

şimdi o hamsileri boğazına takılmadan yiyebiliyorsan sana “helal olsun be” derim.  hamsiye gelmeden; dün akşam konser yemeğini yiyebildiysen, aslında bu yorumlara da gerek yok ama, ne yapayım... işe konsantrasyonum düştü, yazmaktan başka care yok… ama başka bir sayfadada devam edebilirim.

 

 

3 yıl 2 ay 27 gün sonra (Salı)

2.KADIN'dan ERKEK'e

Of ERKEK of!...

Çok kısa bir aradan sonra ikinci “of”layışım bu sana ama ne yapayım ki öyle. Of yani!

Yazmamın en önemli sebeplerinden biri de; netleştiremediğim, kafamın içinde uçuşan olumlu ve olumsuz pek çok şeyi ayrıştırabileceğine yardımcı olacağını ummamdır.

Bugünkü öğle yemeğimizde takılı kaldım ben. Konuşmaya başladığımız anda oluşan huzursuzluğumun, biz ayrıldığımızda katlanarak büyüdüğünün farkındaydım. Farkındaydım ama şaşkındım da. Çünkü keyifli sonuçlanmış ve bana huzur vermesi gereken bir konuşma havası esiyordu…ve ben bu esintiden nasibimi almak şöyle dursun, karşı rüzgarlara savruluyordum. Neden???

Hangi sıralamayla gitmeli ya da yüreğimi “cızzzz” ettirenleri sıralamak mümkün mü? Bana sürekli;

“Evliliğim bittikten sonra, en az iki yıl bunalım içindeydim ve değil sen, hiçbir kadınla, hiçbir beraberliği düşünecek halde değildim” diyensin. Oysa bugünkü konuşmalarından anlıyorum ki; daha evliliğin bitmeden, 1.KADINla yaşamını paylaşma programları yapmışsın. Bana aktardığın ve/veya başka sebeplerle olmamış, o başka ama sen bana mazeret olarak gösterdiğin sebepleri, kendin çürütmüş olmadın mı böylece?

“Ben dümdüz, doğru bir adamım” diyorsun da, aynı anda birbirine bu kadar karşıt iki gerçeği bir arada nasıl yaşıyorsun? Gerçeklerim dediklerini, işine geldiğinde çarpıtarak ‘doğru’ olduğu yalanına mı kendini ikna ediyorsun?

Üstelik bence ‘doğru’ bir adam, senin bugün yaptığın gibi; sonu bağlanmamış, toplamından bir tek cümle bile çıkmayan kelimeler silsilesi mi sıralar, yoksa derdini net hatta bir tek cümle ile mi anlatır? Sen mi bu kadar korkaksın, yoksa ben mi seni bu denli korkuttum?

Belki kendince hissettiğin ve düşündüğün bir sürü güzel şeyi, benim anlamlandırmamı istedin. Neden? Bence nedeni şu; iyi niyetini belli edeceksin ama bunu kelimelendirerek kendini bağlamayacaksın. Sen de çok iyi biliyorsun ki; 2.KADIN, senin en ufak bir çark etmende, senin dillendirdiğin hemen her şeyi karşına getirebilir ve bu seni sıkıntıya sokabilir. İyisi mi, senin en büyük savunman olan;

“ben sana bir söz vermedim, sadece bu konuda iyi niyetli olduğumu hissettirdim. Şimdi çıkmış karşıma sanki sana söz vermişim gibi benden hesap soruyorsun. Sana söz vermediğim için, verecek hesabım da yok” diyebilme şansını elinde tutmak istedin.

Uzun lafın kısası ERKEK, n’olurdu şöyle çıksaydı laflar ağzından; mertçe, tane tane, dolandırmadan, dümdüz… “Helal olsun adamıma” diyebilseydim…

Sen benim ‘adamım’ mısın, ‘adamım’ mıydın, ya da ‘adamım’ olmuş muydun hiç? Hepsinin cevabı “HAYIR” değil mi? ‘Adamım’ olmak konusunda ‘iyi niyetli’ düşünmeye başladın, hepsi bu…

Beyninde ve yüreğinde, farklı eksileri ve artıları olan iki adayın vardı. 1.KADIN ve 2.KADIN. Yıllarca ikisinin arasında gittin, geldin. Ölçtün, tarttın. Belki de bu karşılaştırmaları yaparak, kendin için en doğru, en hayırlı sonuca ulaşmak için, her ikisine de kapıları tam olarak kapatmadın. Dozunda ama üstü kapalı ümitlerle besleyerek, ipleri kopartmadın. Hatta belki de böyle yaparak, mücadele hırslarını körükledin adayların…

Böyle bir durumda ‘seçilen’  olsan bile, adaylardan biri olmak nasıl bir duygu sence? Kaybedenin değil, seçilenin yerine geçtiğinde bile, kendini nasıl hissediyorsun ERKEK? Kısacası, şimdili kazanmış gibi görünen, benim yerimde olsan, sen ne hisseder ve yaparsın? Zafer mi kazanmış olursun, için mi rahatlar, huzur mu duyarsın? Yoksa kendini de, diğer adayı da aşağılanmış mı hissedersin? “Bir insan hangi hakla bana ve diğer hemcinsime bunu yapabilir? Bu ne cüret!” diye kendini mi yersin?

Ümidederim ki senin çok daha yapıcı bakabildiğin bir pencere vardır ve benim de o pencereden bakmamı sağlayabilirsin. Beni o pencereye götür ERKEK. Buna ikimiz için de çok ihtiyacım var.

Ben sana hiçbir zaman “Senin için değişmeye hazırım” demedim, demem de. Çünkü biliyorum ki; bunu kesinlikle kandırma amaçlı değil, çok büyük bir iyi niyetle söylesem, uygulamaya kalksam bile kalıcı olmayacaktır ve an gelecektir ben kendi kimliğime döneceğimdir. Sonuç? Hüsran!

Uyum… O bambaşka bir şey. Temel değerlerine zarar vermeden, kimliğini yitirmeden ve kimsenin uydusu olmadan, hoşgörülü ve iyi niyetli olmaktır bence uyum. İşte ben en fazla bunu vaat edebilirim beraberliğimiz için.

Bir düşün… Bir tarafta;

“ben buyum” diyen 2.KADIN, diğer tarafta da;

“ben çok değiştim, neden bunu yaşayarak anlama fırsatı vermiyorsun ikimize” diye yakaran 1.KADIN var.

Bence aklın, sana 1.KADINla birlikteliği deneme fırsatı yaratman gerektiğini söylemeli.

Tabii 1.KADIN, bana verdiğini söylediğin ve hissettirdiğin değeri bilse ne söyler, ne hisseder ya da nasıl davranır bilemem. Çünkü anladığım kadarıyla ikimiz arasındaki en önemli fark; benim bir rakibim olduğunun bana deklare edilmiş olması, onun ise bir başka kadının, senin yaşamında böylesi önemli yer kapladığından haberdar olmaması.

Yaşanacaklar ne olursa olsun, lütfen böyle bir karşılaştırma durumunda kaldığımızı bilmesin ERKEK. Çünkü bu çok ama çok acıtan bir duygu. Belki ömrünüzü o insanla tüketeceksiniz, belki de burada bitmiş olacak ya da bir gün bitecek. Ama hangi durum olursa olsun, bizi düşürdüğün durumda olduğunu bilmesin. Bunu bir insan için, bir insan olarak, senden özellikle rica ediyorum.

“Keşke benim de bilmeme şansım olsaydı” diyorum. Bana anlatmasaydın bunları. Anlatmaman seni ‘yalancı’ yapmazdı. Benimle ilgili gerçeğini nasıl ki 1.KADINa anlatmayarak, O’nu koruduğunu düşünüyor ve kendini ‘yalancı’ durumuna koymuyorsun, keşke beni, iyi niyetli olduğunu söylediğin beraberliğimizi korumak adına, seni bu seçime iten ‘rekabet’ faktörünü dillendirmeseydin. Ne kaybederdik, şimdi ne kazandık?

‘Doğru’ ya da ‘yalan’ kavramları, kullanıldıkları amaç doğrultusunda, yapıcı ya da yıkıcı olabilir. Zorunda kalırsam; yıkıcı bir doğru yerine, yapıcı bir ‘yalan’ yeğleyebilirim. Bence bütün insanlar böyledir. Bu sebeple kimseyi ‘yalancı-doğrucu’ karşılaştırması yaparak değerlendirmem. Amacı, hedefi yapıcı ve faydalıysa, o insana değer veririm ve bana verilen değeri de böyle ölçerim.

N’olurdu bana dümdüz;

“Ey kadın, ben seninle yaşlanmak istiyorum” deyiverseydin de, ben de es kaza

“Bunun sebepleri neler?” gibi bir şey sorunca da

“Annemle konuştum, çocuklarla konuştum, kendimle konuştum” gibi laflar etseydin de,

“1.KADINla karşılaştırdım ve sen ağır bastın” demeseydin.

Ah ERKEK ah! Ne diyeyim bilmem ki… Geriye dönüp de bunları konuşmamış farz etmek mümkün olmadığına göre, bana sayfalarca yazdıran, beni aşağılanmış ve pesimist hissettiren beynimdekileri ve yüreğimdekileri silebilecek bir pencereden baktırabilirisin diye ümitlenmeye sarılmaktan öte bir şey yapamıyorum. Çünkü ben kendimi ikna edecek bir şey bulamıyorum.

Buraya kadar da sabırla okuduğunu ümidediyorum. Seni seviyorum. Çocuklarım dışında bir insanın da böylesine sevilebileceğini ve ona bağlanılabileceğini seninle öğrendim. Ancak seninle yola çıkmaya niyet edeceksek; el ele, ardımızda, aklımızda, yüreğimizde soru işaretleri ve kırgınlıklar kalmamış olmalı. Bunları yok etmeyip sadece üstünü örtersek, kendimize ve ‘en sevdiğimiz’e en büyük kötülüğü yapmış oluruz bence.

 

 

3 yıl 3 ay 19 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Fıkra "Dünyanin adaleti yok"
Plajın bol adaleli yakışıklısı, bir sabah duştan çıkmış hayran hayran kendisini seyrederken bir bakmış ki, tüm vücudu güneş yanığı. Yalniz orası!!! süt beyazı. Içine sinmemiş, Onuda yakmak için dogru plaja gitmiş , güneş doğarken soyunmuş, tamamen kendini kuma gömmüş. Heryer kumun altında...Orası dışarıda...

İki ihtiyar hanımefendi , sabah  yürüyüşüne çıkmışlar erkenden... Ellerinde baston... Birden kumdan dışarı çıkmış şeyi görmüşler.... Biri etrafinda dolaşmış, bastonu ile orasına burasına dokunmuş. Sonrada arkadaşına dönmüş..
"Dünyanın adaleti yok" demiş
“Nasıl Yani” demiş öteki
“Nas ıl olacak” demiş yaşlı kadın....

“Bak şimdi bu nesne varya bu nesne:
- 10 yaşımdayken merak ettim
- 20 yaşımda tanıştım.
- 30 yaşımda hoşlanmaya başladım
- 40 yaşımda  peşine düştüm.
- 50 yaşımda  satın alır oldum .
- 60 yaşımda bulmak için adaklar adadım.
- 70 yaşımda unuttum...”  Ve bastonu ile dokunarak bir daha işaret etmiş:
"Şimdi 80 yaşımdayım , bu allahın belası şey kumda bile yetişmeye başlamış ama benim eğilip dokunacak halim bile yok".
Demek ki benim durumumda bir gariplik yok. Hemen hemen bütün kadınlar 40'ından sonra bu işten zevk alıyorlar.
J
Tabii bununla birlikte, bir başka gerçeğe de işaret ediyor bu durum ama onu da, üstünde düşünmeye değer bulursan, var sen bul…

 

Cevap: "Dünyanin adaleti yok" da...

Hoş bir fıkra. birincisi bu.
bulabildiğime gelince; sana bu bu mailin sevgili Kaya şefinden gelmiş olması… dolayısıyla gel benim
bulamadığımıda sen söyle be belalım... 
 

Cevap: "Dünyanin adaleti yok" da...
Yanlış cevap...
Bu bana ŞEF’ten değil, onun sevgili eşi 'ayşe abla' dan geldi. O'nunla ikili olarak görüşmediğimizi, sadece topluluklarda ve karşılaşırsak selamlaştığımızı bildiğini sanıyorum.
Senin üstünde düşünmeni önerdiğim konuyu ise, ben kesinlikle yanıtlamayacağım, sen bulsan da bulmasan da...
Kolay gelsin.

 

Cevap: "Dünyanin adaleti yok" da...

karşılaşıtığınızı ve selamlaştığınızı bilmiyordum. ama bilebildiğim bir şey var. benimle bazı konularda 
gerildiğinde, bu tarz iletilerin trafiğin artıyor. Öyleyse?...
 
 

3 yıl 3 ay 22 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Cevap: Kuruyemiş tabağı

“KURUYEMIS TABAGI TEORISI :

Bir kuruyemis tabagindan sirasiyla önce samfistiklar, bademler,findiklar, fistiklar vs. gider. En son beyaz leblebiler ve ayçekirdekleri kalir.
Benzer şekilde belli bir yasa kadar evlenmemisseniz ya da evlenip-ayrılmışsanız, kalan beyaz leblebiler ya da aycekirdekleri ile idare etmek zorunda kalirsiniz. Ya da böyle, olur da bir fistik bulurum umuduyla tabagi karistirir karistirir durursunuz...”

Diye bir mail yollamışsın. Yanıtı şimdiye nasipmiş ama kim leblebi, kim fıstık... peki fıstık bulacağım diye tabağı eşeleyenin kendisi ne? o bademmi sanki?... yinede hoş bir tarifname. teşekkür ederim.

 

Konu: kuruyemiş tabagı
Beş ay sonra gelen bir cevap... Vallahi zaman aşımına uğramasına ramak kalmış...
Bak aklıma ne geldi. Sen bir moldovyalı kadın bul bence kendine. Dalga geçmiyorum. Senin tüm isteklerini ve gereksinimlerini, senden ücreti dışında hiç bir talebi ve sorgulaması olmadan karşılayacak bir çözümdür bence bu.
Eline en fazla 500$ verirsin ve bu paranın karşılığında evin tüm işlerini, çocukların bakımlarını (hatta kendileri eğitimli olduklarından, eğitimlerini) , senin sabahları "ne giyeceğim, ne ile ne yakışır" sorunlarını, kısacası tüm ihtiyaçlarını çözer. Koynuna almak istediğinde de 50$ gibi bir ekstra verirsin, bu işi de çözersin. Onunla uyumak ya da "kadınım" diye lanse etmek zorunda olmadığından, çocuklar için "üvey anne" sendromu da oluşmaz. Tek çözmen gereken, evinizde artı bir oda daha olması gerekliliği.
Üstüme hiç vazife değildi biliyorum ama cevabını okurken aklıma geliverdi ve kendimi alamadım. Haddimi aştıysam, affola...

Cevap: Kuruyemiş tabağı

estağfurullah...

Temel 70 yaşına gelmiş. Fadime ile akşam evde otururken içi gıcıklanmış, Fadimeye seslenmis;

-Fadimeeee, suyu koyyyy.... olursa olur, olmazsa çay yaparız...

bu fıkra... uysa da ekledim, uymasada. sanki senin yanıtın uymuşmuydu ki...

 

 

3 yıl 3 ay 25 gün sonra (Çarşamba)

2.KADIN'dan ERKEK'e

Çok uykum olmasına ve başımı taşıyamamama rağmen döndüm durdum yatakta. Yine ateşim çıktı ve bedenimin yatakla temas eden her zerresi battı durdu. Ben de çareyi kalkmakta buldum. Uyuyamamamda bu günkü incinmişliğimin de etkisi var sanırım. Bari yazayım da, belki biraz rahatlarım ümidindeyim… Aslında bu günden değil, daha öncesinden ele almak istiyorum.

Sana son kez 12 gün önce, aklımın ve dilimin yettiğince tüm nedenlerimi sıralayarak, birlikte hoş bir haftasonu geçirdiğimiz Marmara Adası’ndan dönerken;

“Ya beni bağrına bas kalayım, ya da koyver gideyim” diye yakarmıştım.

Geçtiğimiz hafta başında beni yemeğe davet edince, kararını bildireceğini düşündüm ve kendimi her iki seçeneğe de hazırlayarak geldim ama, üçüncü seçeneğe, yani ‘bilinmezliğe’ hazırlamadım. Hazırlamak da istemedim, çünkü ‘bilinmezlik’ zaten yaşadığım, yaşadığımızdı… Sonlanması gerektiğini düşündüğüm şeyin ta kendisiydi. Ama heyhat! Yine bambaşka konulardan konuştuk ve ben sonunda beklentimi dile getirdim. Özetle;

“Sen bu sensen, değişmeyi vaat ve garanti etmezsen, seninle birlikte olamayız” dedin bana ve ben de hemen her zaman olduğu gibi;

“En kötüsünü düşünürsek ben buyum, mutluluğumuz için gerekebilecek tüm değişimlere açığım ama bunu vaat ve garanti edemem” dedim ve birbirimize yaşam arkadaşlığı yapmak konusundaki son girişimimiz de böylece noktalanmış oldu.

Bana “git” ya da “kal” demedin kelime olarak, ancak şart koştuğun koşullarının yanıtı belliyken, mecburen “git” demekten başkası düşünülemezdi.

Kaç kez nokta koyduk, kaç kez yeni sayfa açtık. Hatta kaç kez yeniden başladık bu ‘kısırdöngü’ kitabını yazmaya. Ama olmadı ERKEK. Erkek ve kadın olarak başladığımız hiçbir şeyi tamamlayamadık. Bu nedenle, bizim yaşımızda, aynı ilişkinin bu kadar denenmesi, bize yazık eder.

“ERKEK benim yaşamımı paylaşacağım insan değil” önermesi tabii ki çok mutsuz ediyor ama bilinmezlik içinde olmak hem mutsuz hem tedirgin ediyor. Çünkü sen bilsen de bilmesen de, farkında olsan da olmasan da, kendi geleceğimle ilgili planlar yapmak için, üç yıldan fazladır senin karar vermeni bekliyorum. Artık nihai vazgeçilmez kararı fazlasıyla hak ediyorum. Çok parametreli denklemlerle uğraşmak yerine, yaşamıma yön vermek zorundayım artık.

Laf lafı açmıyor ama düşünce, düşünceyi açıyor şu anda. Yaptığım bir saptama geldi aklıma. Tüm yaşadıklarımızı gözden geçirdiğimde, vardığım bir sonuç bu.

Senin bizimle, daha doğrusu ikili birliktelikle ilgili iki farklı görüşün var. Birincisi gösterdiğin, ikincisi ise gerçeğin.

Bizim her kopuşumuzun sebebinin farklı olduğunun farkında değil misin? Her birinde dile getirdiğin gerekçen (ve tabii ki çaresizliğin) farklı. Bir gerekçe gitti, başka gerekçe geldi ve bu değişim böyle sürdü gitti. Çünkü işi artık neredeyse, armudun sapı üzümün çöpüne dökecektin az daha devam etseydik. Her seferinde “korkuyorum” diyordun ve her seferinde farklı bir şeyden korkuyordun. Oysa korkun tekti. Yaşamına gerçek anlamda bir ortak almandı senin korkun ve ne yazık ki görüyordun ve biliyordun ki, 2.KADIN’la gerçek anlamda bir ortaklık kurulabilir. (Espriyle karışık %60-%40 a razı olduğumu söylemiştim sana)

Yani ERKEK, öyle bir kadınla beraber olmalıydın ki; sen onun yaşamına hükmetmeli, onunla tüm ihtiyaç ve keyfiyetlerini giderebilmeli, o kadının varlığıyla sorunlarını çözebilmeliydin, o kadar. O kadın senden ve senin çevrenden, seni temsil ederek sorumlu olmalıydı. Senin yaşamını düzene sokmalı, çocuklarına analık yapmalı, ailene gelin olmalı, sosyal yaşamda ‘Recep ERKEK Bey’in eşi’ olabilmeliydi. Ancak bunların karşılığında, senin hiçbir ilişkine karışmamalı, gizlerini görmemeli, görse de meraklanıp araştırmamalıydı. O kadının kendisi dışındaki hiçbir yakınına karşı sorumluluk duymayacağın bir beraberlik istedin sen. Her defasında korkmanın ve beni itmenin de altında yatan gerçek bu aslında.

Ayrı olduğumuz dönemlerde, geçek korkunu unutuyor ya da benim artı yönlerimi ve bana olan sevgini ön plana çıkararak, korkunu geri planlara itiyordun sanırım. Ama 2.KADIN her defasında, başladıktan bir müddet sonra, seni beraberlikte ‘adil’ olmaya davet ediyor ve başlarken var olan ‘iyi niyet’ inin süreklilik kazanmasını istiyordu. İşte o vakit korkular tekrar su üstüne çıkıyor ve “yok, olmaz bu iş” dedirtiyordu sana…

Bunun bir açmaz, bir kısırdöngü olduğunun sen de farkındaydın. Hatta kezlerce kendine lanetler okumuş, kendini aşağılamış bile olabilirsin. Oysa korkunun tanısını baştan koyabilmiş olsaydın, ne sen ne de ben bu kadar yıpranmış, yorulmuş olmazdık sanırım. Sonuçta (lütfen bu benzetme sana ağır gelmesin) sen yaşamına bir köle istiyordun. Bir işçi bile diyemiyorum, çünkü; işçi canına ‘tak’ dediğinde, ya da daha iyi başka seçenek bulduğunda, basar istifayı gider. Oysa köle; sen azat etmediğin sürece emrinde ve elinin altındadır ömrün boyunca…

Böyle bir kadın var mı bilmiyorum ERKEK ama çok özverili ve hoşgörülü olmama rağmen, ‘köle’ ruhlu olmadığımı biliyorum. İşte bu bağlamda, birbirimizin yollarından çekilmemiz verilmiş en güzel değil ama en doğru karardır bence. Doğrular her zaman güzel olmuyor, mutlu etmiyor bizi ama biliyoruz ki; ‘yanlış’ ı yaparsak, daha da çirkin ve mutsuz olacağız. Bunca yaşanmışlığın öğretisi olarak kalsın bu da bize…

Aslında ikimiz için de çok büyük şanssızlık, bıçak gibi kesememek. Kadın ve erkek olmanın dışında, öyle farklı zorunlu paylaşımlar yaşıyoruz ki birlikte. Aile demişiz, iş demişiz, dostluk demişiz… Ben bilmişim ki; iki elin kanda olsa bana yardıma koşansın. Sen de bilmişsin ki; iki elim kanda olsa sana yardıma koşanım. Buyur bakalım, ne olacak şimdi? İnan ki beni karabasanlar basıyor. İşte bu son yazdığımı da düşünmeye beni iten bugünkü incinmişliğimdir. Yerimde olsan, senin de ne kadar incineceğini görüyorum.

Dün geceden başlayarak; benim evimde fenalaştığın için, acil olarak seni götürdüğüm hastaneden senin eve gidene kadar olan faslı aktarmaya gerek görmüyorum. Yüksek tansiyonun sebebiyle hem eve varana kadar yanında olmak, hem evrakları bulmana yardımcı olmak, hem de “şoför beni bırakır” diye düşünerek seninle evine geldim. Sonuçta sizin evde yaşananları da biliyorsun.

Peki benim ne durumuna düştüğümün farkında mısın?

Seni tanıyorsam, sen benim eski eşimi, hangi gerekçeyle olursa olsun, evimde görseydin, o an terk ederdin evi. Sana defalarca çocuklarının annesinin sizin evde bulunmasının yanlış çözüm olduğunu söyledim ama sen yaşamına müdahil olabilecek bir yaşam ortağı korkundan, bunu kaile bile almadın sanırım. İşin kötüsü de ne biliyor musun? Ben belirlediğimiz çizgi doğrultusunda, o anda, o ortamda, sadece sana destek olmaya çalışan bir dosttum. Oysa o evdeki insanlar; çocukların, çocuklarının annesi, yardımcınız Mahmure Hanım, karşı komşu Ayhan Teyze, hatta şoför İsmail için, senin ‘yattığın kadın’dım ve bütün tavırları dost 2.KADIN’a değil, senin koynuna giren kadınaydı. Ben neyin bedelini ödüyorum ERKEK? Nerede, ne yanlış yaptım?

Sen Işıl’a ne açıklamalar getirdin bilmiyorum ama gerek Ayhen Teyze, gerekse Aygül’ün yokmuşum gibi davranmalarının ne kadar aşağılayıcı olduğunun farkında mısın? Hele Işıl’ın evden gizlice kaçırılma operasyonunun farkına vardığım anda, yok olmak, ölmek istedim. Senin yüksek tansiyonundan korktuğum için, becerebildiğimce sakin olmaya çalışarak, gerektiği kadar kaldım… ve ERKEK, ikinci kez çocuklarımın başına yemin ederim ki (birincinin diyetini, söz verdiğin halde hala ödemedik) böyle bir durumda yaşadığımız sürece, senin evine ayak basmayacağım.

Düşün ERKEK; kadın-erkek paylaşımımız gerçekliğini yitirmiş olsa da, yaşanabilecek akla, hayale gelmez ne olaylar, ikimizi de nasıl perişan edebilir. Oysa biz birbirinden vazgeçmiş iki insan olarak, yollarımızda taş olmamalıyız. Hatta yollarımızı bilmemeli, ilgilenmemeliyiz. Bunun için de hiçbir ortam oluşmamalı. Sırf bu nedenle, anam yerine koyduğum annenle konuşup, kendileriyle görüşemeyeceğimi açıklayacağım. Bu; kezlerce ölmekten daha doğru bir çözüm…

Yine aynı noktaya geldim, gördün mü? Bizim beraberliğimizle ilgili mutlu ya da güzel bir ‘doğru’ yakalayamadık birlikte. Tüm doğrular; mutsuzluk ve çirkinlik üzerine. Yanlışlarsa daha mutsuz ve çirkin. Yok bir tek güzel ve mutlu ortak doğrumuz. Bırak doğruyu, güzel ve mutlu ortak bir hayalimiz bile olamadı. Sırf sen izin vermediğin için, ben kendi hayalimi kurdum, sen de kendininkini…

İkimizin de canı çok yanıyor, biliyorum ama bunları seni acıtmak için değil, ikimize de bir çıkış yolu bulabilmek için dile getiriyorum. Hiç olmazsa bu konuda ikimiz de ortak bir davranış sergileyelim ve her anlamda ilelebet birbirimizin yaşamlarının her alanından çekilerek, son ve tek doğrumuzu yapalım.

Lütfen…

 

 

3 yıl 3 ay 27 gün sonra (cuma)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: hanimefendi, iki mektubunuzu okumuş bulunuyorum. teşekkür eder, bilgilerinize paylaşırım.
merhaba,
tuhaf. nasıl hitap edebileceğimi bile bilemedim. Eş degil, sevgili değil, dost değil, belki arkadaş bile değil. sadece tanıdık, akraba, mimar 2.KADIN hanım.
ama kimliğim her ne olursa olsun; acısını, öfkesini, hıncını eski bir şeyi, yada akrabası denecek kişiyi işinde zor duruma bırakmayı hedefleyen bir mimar hanım. insanoğlu ama iş etiğinden bile nasipsiz.

“Zarar görsün de nasıl görürse görsün.” diyor oysa net biliyorki, nasıl olsa projeyi yapmışsın, şurada kalmış yüzde beşi, projeyi tamamlayıp verde, uygulanır, uygulanmaz... ama hayır. hanımefendi öfkeli. sözüm ona sevdiği insana zarar verecek. neden? sevdiği korkusunu yenememiş…
evet yenemedi. yenememe nedenlerinin ortadan kalkmasını ısrarla bekledi, olmadı. sonunda iflas etti.

gelelim ‘son incinmisligine’... bendeniz hala farkında değilim. bence sorun edilebilecek başka konular öne sürebilirdin. ki, vardır. aslında birikim seninki. Bu kez abarttın, hem de fena halde.
evet, evde karşılaştınız Işılla. ortada benim sağlık sorunum vardı. bu tarz günlerde karşılaşılabilir insanlar. senin ilk eşinle böyle bir ortamda karşılaşmanın beni rahatsız etmeyeceğini düşünüyorum. Bunu iki gündür bir kac kez yorumladım ve kanaatim bu.

artı, seni eve kaçak olarak götürmemişim; aslanlar gibi beraber, hep birlikte gitmişiz. yani rahatım, aynı duyguyu, sen de taşımalıydın.
Işılla ne konuşmuşum. bana,

"keşke aşağıdan telefon açsaydın, zorunlu karşılaşma olmazdı" dedi.

“herkes birbirini tanıyor ve ortada kaçak göçek bir durum olmadığı için, sorun olarak görmediğimden, haber vermedim. ayrıca sağlık durumum da ince düşünmeye pek elverişli değildi” dedim. hepsi bu.
bir önceki paragrafa dönüp bitirecem.. çünkü, bugün tahlillerden sonra doktor gerilimi kesinlikle yasakladı.
"eski eş, hele cocukların babası- annesi bir gerçektir, karşılaşmak acıtmaz, acıtmamalı ama eski bir sapıkla (ya da aşığınla) aynı masayı paylaşmak, herhalde çok daha farklıdır. üstelik bunca uyarıma rağmen yazışmaya, görüşmeyede devam etmek.
gel birde bu pencereden bak sayın mimarım.

 

 

3 yıl 3 ay 28 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: acı, çok acı hem de.

cok acıttı be mimar hanım.
biliyorsun ki; bir tarafın kanasa, ilk koşacaklar arasında, belki de başında ben varım ve caddede karşılaşınca, birbirimizi görmezden geliyoruz.... hem de yürünülebilecek başka cadde bile varkennnnn...
acı... cok acııı...
yürütülememiş olsa bile acı...

 

Cevap: acı, çok acı hem de.

Doğru söylüyorsun. Sen şu nasipsizliğe bak ki; yıllardır bu bölgede çalışan iki insan olarak, ilk kez tuttuk bugün karşılaştık. Şaşkınlığımdan yürüyüp gidiverdim ne yaptığımı bilmeden. Sonra dedim ki;

"Ben ne yapıyorum? Bu insanla kanlı-bıçaklı mıyız ki böyle kaçıverdim?" Bu nedenle de döndüm geri ve konuştum seninle. Ama senin nezdinde 'insan' olabilme sıfatı yine de kazanamadım, o başka...

Her ne ise, sana kızgınlıkla;

"İnsan gibi insanlarla devam et yaşamına. Allah kurtarmış benim gibisinden" deyivermek var ama artık kızamıyorum bile...

Kendisini yarı yolda bıraktığımı (iş konusunda) söyleyen adama, etmeden duramayacağım bir sözüm var.

"Sen beni yaşamımda yarı yolda bıraktın ey adam, böyle minik bir işin lafı mı olur?"... ve gücümün yetebildiği son noktaya kadar direndim o işi yapabilmek için, sırf sen zor durumda kalmayasın diye ve artık yoksam; bu ne hınçtan, ne de kızgınlıktan, yalnızca çaresizlikten...

İçimde fevri hiç bir duygu ve beslenen hiç bir kin yok sana karşı, bunu adım gibi biliyorum, bunu yaşıyorum... Sadece üzgünüm, sadece kırgınım... hepsi bu. Bu yüzden, değil bilerek ve isteyerek sana zarar vermek, ben kaynaklı isteğim dışı bir zarar görmeni bile istemem. Böylesine radikal bir kopma kararının, kendimi koruyabilmenin yanında ana nedenlerinden birisi de bu (yani seni de korumak) değil mi zaten...

Şunu da hiç anlamamışsın. Işılla karşılaşmayı hiç bir zaman sorun etmedim. Sorun etmeyi bir kenara bırak, kendisiyle tanışma önerisini kezlerce ben yaptım zaten. Sorun olabileceğini düşünseydim, sana aşağıda;

"sen yukarı çık, müsaitse ben de çıkarım" derdim. Ancak o insanların nezdinde durum, gerçek yaşanılandan çok farklı görüldü ki, insanlar kaçıştı ve benden beklediğim selamlaşmalar esirgendi. Bu da gayet doğal çünkü onların gözünde ben, senin koynuna aldığını ilan ettiğin kadınım. "Keşke" demek için çok geç biliyorum ama nereden bilirdim ki, beni onurlandırdığını düşündüğüm, hatta bu nedenle sana;

"bana en büyük yeniyıl hediyesini verdin, teşekkür ederim" dediğim durum, bir utanç olup ayaklarıma dolanacak... Belki de bir kadın olmak gerek bu utancı yaşayabilmek, anlayabilmek için.

İşte bu utanç ve onun yarattığı kırgınlıktır benim yaşadığım. İnsanlar beni, senin yattığın kadın değil de, senin için endişelenmiş ve ilgilenmiş, bu nedenle de eve kadar getirmiş bir insan olarak görebilselerdi, ya da onlar kaçışsa da, ben gerçekten ömrünü senin koynunda geçirecek kadın olsaydım, bu utanç ve kırgınlıklar olmayacaktı tabii ki.

Kaldı ki bu münferiden basit ama çirkin bir yaşanmışlık olabilir ama yaşanabileceklere baz oluşturduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü hemen ardından, seninle ayrı olduğumuz bir dönemde annenlerdeki cümbür-cemaat bir toplantınıza, tesadüfen katılmam gerekti ve orada, o anda, hemen herkesin ne kadar zor durumda kaldığını gördüm, yaşadım ben. İşte benzeri durumları yaşayıp da kendimize de çevremize de eziyet vermektense, koparıp atmalı diye düşünüyor ve bunu içim sızlayarak da olsa uyguluyorum. Umarım bir gün sızlamayacak ve bu günlere baktığımda; içim buruk, gözlerim hüzünlü de olsa bir tebessüm olacak dudaklarımda... Bugünkü gibi karşında şaşkın bir ördeğe dönmeyip, gözlerine bakarak"merhaba" deyip, elini sıkabileceğim...

 

Konu: acı, çok acı hem de.

hanımefendi,
senin kadar laf ustası olamasam da, kapasitemin boyutunu sende çok iyi biliyorsun. karşılaşma mevzuunu 
yazacaksan; sevgili şefinle,  önce restaurant ve sonrasında devam eden görüşmelerini konu dışında tutarak 
yazarsan, seni okumam bile. çünkü gerçekten vahim örnek o iken, senin kaleme aldığın çerez kalır. tut ki, bu 
konuda senin ayıbın yok, sadece bizim evdeki karşılaşma oldu. diyorsun ki,
“.... İşte bu utanç ve onun yarattığı kırgınlıktır benim yaşadığım. İnsanlar beni, senin yattığın kadın değil de, senin 
için endişelenmiş ve ilgilenmiş bu nedenle de eve kadar getirmiş bir insan olarak görebilselerdi ya da onlar kaçışsa 
da, ben gerçekten ömrünü senin koynunda geçirecek kadın olsaydım…”
sen salaksın. hemde sam saf. bunca kardeşim varken ben sana gelmişim, bile bile seninle evime gitmişim. 
bana, “neden abi bize gelmedin, aramadın?” Diye sorulduğunda gerekeni söyleyebilmişim. sen hala kuru 
çaylarda çelik çomak oynuyorsun. oyna. Oynadın ve güven veremedin, bu hale geldin. bence bunu düşün, 
bunu yorumla. anahtar sözcük, güven. korkunun belası güven. Tıpkı, "değişmem" inadın gibi.bunu tesis 
icin gereken devamlılık... oda sende yok. canın sağ olsun; ben görüşmeyecek olsakda tüm konularda sana 
zarar gelmemesi için desteğimi esirgemeyecek kadar güçlüyüm, merak etme. sen elimi sıkmasan, sokakta 
tanımasan da olur. 

 

 

3 yıl 4 ay 2 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Açıklama
Merhaba,

Bu akşam aşure tenceresi almak için annenlere gittiğimde, beni oldukça lafa tuttu. Sonuçta, ikimizin arasında onların beklentisini destekleyecek hiç bir şey kalmadığını ve olamayacağını anlatmaya çalıştım.
Bilmem ki senin de haberin var mı ancak Aygül; senin olmadığın, annenlerin, amca ve yengelerinin olduğu bir ortamda, yılbaşı gecesi sizde senin yatağında, seninle yattığımı, üstelik sabah da banyo yaptığımı şikayet olarak dile getirmiş. Onların yaptığı eleştirileri burada dile getirmeyeceğim ancak ne kadar utandığımı, üstelik de devamını getiremediğimiz için, çocuklara ne kadar yanlış örnek olduğumuzu takdir edebileceğini umuyorum.
Böyle olunca, durumu kurtarmak için, yılbaş gecesi sen televizyon izlerken, benim senin yatağına yatmamı önerdiğini, senin de salonda yatacağını söylediğini, ancak sabaha karşı benim ruhum bile duymadan yatağın bir köşesine kıvrılıp yatmış olabileceğini, benim de bunu ancak sabah Aygülün ortalıklarda dolaşması sonucunda, sen yataktan fırladığında farkettiğimi söyledim. Sabah banyo yapmamı ise, senin önerdiğini ve benim de bir sakıncası olmadığını düşünüp duş aldığımı söyleyerek açıklamaya çalıştım. Dilerim seninle aramızda hiç bir şey geçmediğine inanmışlardır. İşin doğrusunun bu olduğunu Aygül'e söyleyerek, çocuğun içini rahatlatmalarını da rica ettim.
Sen de bu doğrultuda konuşursan, sanırım hepimiz için en rahatlatıcı sonucu sağlarız.

Herkesin ihtiyacı olan bu yanlış bilgi, amaç olarak insanları aldatmayı değil, onlara huzur vermeyi amaçlıyor biliyorsun. Bu nedenle beni yalanlamayacağını ve bu ricamı kırmayacağını ümidediyor, huzurlu, sağlıklı günler diliyorum.

 

Cevap: Açıklama
2.KADIN,

Aygül ün yılbaşı sabahı konusunda aktardıkları banada söylenince, bende tamamiyle senin anlattığın gibi düzeltmeye çalıştım. bir gram farklılık yok. ancak çokda etkili olamamışki, tekrar dile geldi. mevzu tekrar açılırmı, bilmem ama aynı söylemi sürdürürüm.

ama başkaca şeylerde konuşmuş olabilirsiniz. uygun zamanda dilersen konuşur, yemek yeriz. selamlıyorum.

 

Konu: Öylesine

ERKEK merhaba, Serap’ın bana yazdıklarını ve O’na verdiğim cevabı, olayın sen de yakın tanığı olduğun için, sana da yollamaktan alıkoyamadım kendimi. Biliyorum ki Serap için de sakıncası yok seninle paylaşmamın. Sağlıcakla…

 

SERAP’tan 2.KADIN’a 

Hani klişe bir laf vardır, arada bir deriz ki...”kimse beni anlamıyor”...bunun ne anlama geldiğinide sadece
kendimiz biliriz, şimdilerde bunu söyleyip geziniyorum ortalıkta, bilinçli ya da bilinçsiz günün herhangi bir saatinde ağzımdan bu cümle dökülüyor..."kimse beni anlamıyor" diyip dolanıyorum, bu arada beni kimsenin anlaması için bir çaba içinde miyim? hayır değilim, ama ısrarla bu cümle geliyor ve dökülüyor dudaklarımdan...KİMSE BENİ ANLAMIYOR... çünkü ben kimseye bişey anlatmıyorum...
Çalışıyorum, uyuyorum, para kazanıyorum, harcıyorum, sevdiklerimle bir araya geliyorum, gülüyorum, çok az ağlıyorum, vakit geçiyor bir biçimde işte...ve bir amaçsızlık, bir yürek sıkıntısı, bir daralgınlık yaşadığım her ana(her ne yapıyorsam yapayım)eşlik ediyor.
Ben iyi değilim, benim dengem yerinde değil, ben bir hazımsızlık içindeyim, ben yaşadıklarımı hala anlayabilmiş değilim, ben her sabah uyandığımda “neden” demekten çok yoruldum artık. Ve ben Akın'ın benden alıp götürdüklerinin yerine hiçbirşey koyamıyorum, hergün delik biraz daha büyüyor, iyi ya da kötü hiçbirşeyle dolduramıyorum, ne nefretim yetiyor, ne sevgim bu boşluğu doldurmaya, ona olan öfkemi koysam kapatmıyor, başkalarına duyduğum sevgiyi koymayı deniyorum yine olmuyor...
Ben kime ve neye öfkeleneceğimi bilmiyorum aslında, en kötüsüde bu, ben anlamıyorum, sıradan hiçbir cümle açıklamıyor yaşadıklarımı ve sıradan olmayan cümle de gelmiyor aklıma..
Binlerce detay var aklımda ve tek bir sonuç... bitti...Ve ben gerçek anlamda hiçbir zaman toparlanamadım aslında... Olması gerektiği gibi, bana yakıştığı gibi ve onun hakettiği gibi davranmayı başardım ama unutmayı başaramadım... Detaylarda boğuluyorum....
Sana merhaba dediğim  o Bebek Otel akşamında, Ağva'da oynanan okey partisinde, senin balkonunda yediğimiz yemekte, Recep Abi'nin getirdiği ve her baktığımda beni ağlatan düdüklü tencerede, evlilik yıldönümümde giydiğin yeşil gömlekte, recep abinin evinde oynanan okeylerde, varlığınızdan duyduğum keyifte...ben boğuluyorum ve kimse beni anlamıyor....

2.KADIN’dan SERAP’a

Canım Benim,
Konu aslında birinin seni anlıyor ya da anlayamıyor olması değil ki. Senin de lafın arasında belirttiğin gibi; bu durumu kendi iraden dışında yaşadığın, yaşamak zorunda bırakıldığın için hissettiğin hazımsızlık ve tanımsızlık... ki buna sen dahil hiç kimsenin yapabileceği hiç bir şey yok bence. Sana 'zaman'dan başka hiç bir şey yardımcı olamaz bir tanem. Kaldı ki; tanımsız tüm durumlarda zaman bile acıyı yok etmez, üstünü örter sadece.
Çok zor biliyorum ama yürekten dilerim ve umarım ki; Akınla yaşadığın duygu yoğunluğuna en azından eşdeğer bir duygu daha yaşarsın ve yaşadıklarını hazmedemesen bile kabul eder ve artık önemsemezsin. Yaşam; katlanılmaya çalışılan değil de gerçekten keyif alınan bir süreç olur tekrar senin için.
Kendini disipline etmeye ve insanlara çektiğin ızdırabı yansıtmamaya çalışıyor olabilirsin ki; bu yaşama tutunabilmek için gerçekten de gereklidir. Ama en azından bir kişiye olsun, olmak istediğin (ya da olman gerektiğini düşündüğün) gibi değil de, olduğun gibi görünme konforunu esirgeme kendinden. Gel bu kişi ben olayım, gel bana beni bıktıracağını düşünmeden, gel güçlü olmak zorunda olmadan ağla bana... Hatta bağır, iç, kus... Ne bileyim dağıt kendini. İstersen de hiç konuşma, hiç bir şey yapma ama bana gel!.. Böylece kendin olma konforunu sonuna kadar kullan önünü ve arkasını düşünmek zorunda olmadan. Hiç üşenmeden yap bunu lütfen!
Bunun ötesinde; ne senin, ne benim ne de bir başkasının elinden hiç bir şey gelmez bence. Gelirse de benim aklım buna yetmiyor canım.
Seni anlayacağım garantisi veremem sana ama yanımda gönlünce kendin olabileceğinin hiç bir sakıncası olmayacağı garantisini verebilirim.
Seni seviyorum...

Cevap: Öylesine

İkiniz de manyaksınız, beni berbat ettiniz. ruhsuz olduğumu zannederdim, ben bile dağıldım şimdi. allah hepimizin yardımcısı olsun. amin.

 

3 yıl 5 ay 9 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: SAHİBİNDEN SAPANCA’DA MÜSTAKİL EV

Al sana bir yürek acısı daha...

Bir boşa giden emek ve hayal daha...

Bunları katlayarak sineye çekmektense,olan acısıyla kalsın daha da çok yaralamadan...

Sahibinden, Sapanca, Kurtkoy' de, Masukiye-Kirkpinar arasi, yola 300 metre, arsasi 1.250 metre kare, tabandan balkon haric 110 metre kare, cati 50 metre kare, temeli 2000 yilinda atilmis, ruhsatli, iskani alinmamis, sebeke sulu, bahcesi meyve agacli, zemini ahsap, mutfak masif, cerceveler kestane, bahcenin bir kismi tas duvar, kalani tel orgulu, cumartesi ve pazar gorulebilir. 200.000 dolar.

 

Cevap: SAHİBİNDEN SAPANCA’DA MÜSTAKİL EV

Formun Altı

1. cazip bulmadım.

2. oynuyorsun

 

 

3 yıl 5 ay 11 gün sonra (cumartesi)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: arada bir hesap yapmak

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı. Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde.

Deniyordu ki; “arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”

Cumleyi ilk okuduğıımda çarpılmıştım...

Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum. Ama “kendi ölümümüzü ve cenazemizi “düşünmemiz tavsiye ediliyordu... Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...

Diyordu ki; “bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizı, dünyayı terkettığinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız... Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettığinizi hissetmeye çalışın... O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün... Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...

Dünyadaki kuslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezlığin korkunç
çaresızlığini yaşayın... Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz...

Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi... Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini. . .
Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...”
Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen duşunmeye başladım... Eşimı, oğlumu, annemı, babamı, kardeşlerimi ve dığer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine... Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini... Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...
Görüyordum işte “babaaaa... “diye ağlayan biricik oğlumu... Eşim kucağında “ağlayan emanetimle” ayakta durmaya çalışıyordu per perişan... Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu,
o gözumden hala gitmeyen vakur duruşuyla... Annem, cığerinden bir parça canlı, canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını... Kardeşlerim. akrabalarım “çok erken gitti.. doyamadı oğluna..” diyordu acıyan ses tonlarıyla...

Ve dostlarım... Onlar da şaşkındı... Bazısı “daha dün birlikteydik., nasıl olur..” diyordu...  

Bunları seyredıp onlara “hayır ölmedim, burdayım..”  demek istedim hayal olduğunu unutup... Sonra anladım yazarın ne demek istedığini daha devamını okumadan kitabın...

Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide

Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir göstermek istemişti yazar... Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim... Almam gereken dersi ve mesajı almıştım... Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...
Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum... Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik... Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline...

Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı.. Usulen ve nezaketen soylenenlerın dışında... Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde... İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak… Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım... Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin...

Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu... Özleyecektı, yokluğumu hissedecekti… Ağlayacaktı aklına geldikçe... Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları... hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu. “hayal  meyal hatırlıyorum be baba senı... Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkege sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de babasızdım... Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine...” Diyecek canı yanarak bir köşede...

Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır bensizlığe?... O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana... Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı... Bir daha “Seni seviyorum “diyemeyecekti... Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı... Ve her gelen gece bensizlığini haykıracaktı yüzüne... Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün... Tek cumlesi takıldı o an içime “Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik”

Babam - annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahroldugum guzel ınsanlar... Helaldi şüphesiz hakları... Bilerek hiç kırmamıştım onları... Uzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmuştu işte, önlerinde ve dualarına muhtaçtım. Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak... Herhalde insanın uzun yaşadığına uzüldüğü nadir anlardan olsa gerek...

Dığerlerine geçmiyorum... Bu yazıyı şu an yazıp sızlerle paylaştığıma göre “dığerlerine” artık sizler de dahilsiniz...

Düşünün, bir gün bir mail  ulaşıyor mail-boxınıza “ölmüş” diye... Sizler’ kim bilir neler düşünür ve yazardınız...
Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi... Oysa ki yazarın amacı “Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın kıymetinı” göstermekti... Benim de öyle...

Lafı çok uzattım farkındayım... Ama dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar  girintili çıkıntılı...

Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM... Bilgisayar diliyle  “format attım hayatıma”… Sahıp olduklarımın farkına yardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim...

Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti... Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı...

Işte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı.

Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getırırsenız buna deger bence...

Ben bu akşam melankolığim ve biraz abartmış olabilirim... Hani sanatçı ve şairız ya ondandır belki...

Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın... LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN, DÜŞÜNÜN VE HA YA TINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...

Ölümün kime ve ne zaman  geleceğini yüce Allah’tan başka bilen yok... İşte bu  yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin... Bilerek bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin... Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın...

Ve en önemlisi; VERDİĞİ- VERMEDİĞİ, ALDIĞI- ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN’A
CAN DÜNDAR...

 

 

3 yıl 7 ay 20 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Ah ERKEK, Ah sevgili eşim,

Beynim uyuşmuş vaziyette. Bu nedenle seni yıldıracak raddelere getirebileceğim kadar yazamayacağıma şükredebilirsin. Ancak beynim uyuşuk da olsa, yüreğimle birleşerek bana çok net olarak şunu söylüyorlar.

Evlilik yemininde, sevdiğinin her sorununda, her derdinde yanında olmaya and içtin. Ancak O’nun sorunu; kişi ve birlikteliğiniz olarak seninle. Bu durumda nasıl yanında olmayı başarabileceksin? Diyelim ki başardın, bu O’nun için (ve tabii ikiniz için de) daha mı iyi olacak? Ömür boyu beraberliğe and içmiş bir erkek olarak, önüne çıkan her sorun ya da sorun olarak algıladığı olaylar ve konularda, beraberliğinizin sürekliliğinden şüpheye düşüyor, hatta “keşke evlenmeseydik” lere savruluyorsa, gerçek anlamda yaşamı paylaşmaya hazır olmadan bu yola çıkmış olmasın sakın? Beraberliğinizin pekişmesine çözümler üretmek yerine, rölantilerle zaman kazanmaya çalışıyor olmasın? Bu ve benzeri sorgulamalarında, sen nereye kadar ne yapabilir, her ikinize de nasıl faydalı olabilirsin?

……………………………….

Uzun bir ayrılığın ardından, Ankara’da çalıştığım dönemde yanıma gelişini, kesin evlilik kararını, taktığımız alyansları, İstanbul’a döndüğüm ilk haftasonunda kıyılan dini nikahımızı…

Bunları hiç yaşamadık farz etsek, kendini daha huzurlu ve keyifli hissedeceksen, bana “PARDON” diyebilirsin sevdiğim. Çünkü; benim nezdimde biz; birbirinin yaşamına keyif, anlam, huzur vermek için bu andı içtik. Oysa yaşadığımız, senin kendini, kendi ellerinle idama mahkum ettiğin psikolojisinden başka bir şey değil

Keşke taraf olmasam da sana yardımcı olabilsem ama ne yazık ki; ben ne kadar tarafsız, adilane gözlem ve düşüncelerimi seninle paylaşmaya çabalasam da, sen bunu kabul etmeye hazır değilsin bence.

Bunda o kadar çok dışsal faktör rol oynuyor ki, gerçek anlamda bana sıra bile gelmiyordur aslında. Senin, sanırım kendine bile söyleyemediğin ya da farkına varmadığın bu sebepler, şu an mutlu, mesut yuvalarının organizasyonunu yapması gereken ikimizi bu hallere düşürdü. (Bana, koynumda taşıdığım muskanın bize olumsuzluk getirmiş olabileceğini düşünüyorsun da, Işıl’ın 1.KADIN ile ilgili uyarısını göz ardı ediyorsun)

Her neyse hayatım, sen istersen, bize ya da sana faydalı olacağını düşünür ve hissedersen, şunu lütfen ama lütfen hiç aklından çıkarma. Ben senin karşındaki değil, yanındaki insanım. Sen ne kadar beni karşına almak istesen de ben; BİZ olma değerlerini, BEN in üstünde tutuyorum ve sen benimle yaşamayı istediğin sürece bu böyle olacak bilesin. Ne zaman ki sen “Biz yok” dersin, ancak o vakit beni karşında bulabilirsin.

Telefonda konuştuğumuzdan bu yana geçen iki-üç saat içinde, az da olsa düşündüğünü ve beni en azından bu hafta sonu yanında isteyip istemediğine karar verdiğini umarım. Çünkü senin yanında dayatmacı ve zorlayıcı olarak değil, varlığından keyif ve huzur alınan insan olarak bulunmak isterim.

Ben hala ofiste çalışıyorum ve varlığıma katlanmanı değil, varlığımı istemeni diliyorum. Eğer yanında olmamı istiyorsan, beni ararsın, birlikte gideriz Nurdanlara. Aramazsan da, anlarım ki beni yanında istemeye hazır değilsin. Düşman olmadığın, varlığına katlanabildiğin bir insan olarak yanında bulunmam, yakışmaz bize ERKEK. Bu durumda ise; Gün gelir beni yanında istersin diye ümitlenerek seni beklemek düşer bana.

Allah gerçekten yardımcımız olsun…

 

samimi satırların için sağol. evet karmakarışık durumdayım. her şey batıyor. tahammülüm kalmadı. 
Ki böyle durumlarda asla karar veremem, vermem de. Ayrıca her şeyin güzel olmasını ve seninle birlikte 
yürüyebilmeyi hala arzu ediyorum. içime kurt düştüğü de doğru. senin eski eşimin söylediğiyle ilgili 
söylediğin de mümkün olabilir. akşam da dogru olan Nurdan’a beraber gitmemiz. 

 

Canım Efendim benim,

Nurdanlara birlikte gitmemizin doğruluğu su götürmez bir gerçek zaten. Hal böyle iken, senin bensiz gitmeyi tercih ettiğini bilmeden, sana birlikte gitmeyi önerdiğimde ise;

"sen de istersen gelebilirsin, biz düşman değiliz ki" diyen de sensin. Sadece "doğru" olması yetmiyor demek ki bizim şu anki durumumuzda. Bu nedenle neyin doğru olduğundan çok, neyi isteyip istemediğin daha öncelikli bizim yönlenebilmemiz için. Bu konuda,

"seni yanımda isteyip istemediğim konusunda bile kararsızım" diyorsan, karasız bir adamın yanında olmaya çabalamamın anlamsızlığından bahsediyorum sana. İstiyorsan yanında, istemiyorsan yok olurum inan...

 

 

3 yıl 8 ay 6 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-huuu

-ayyy sen de mi buradasın

-heeee

-Songül sana sordu mu şimendiferi

-yok sormadı, yanımda şimdi…trenmiydi

-bu akşam iyiydi Hakan

-sevindim, o zaman erken gel. Küçük kutlama yaparız hep beraber.

-kendisine toplamda oldukça yüklü bir hakediş çıkarınca böyle oldu sanırım. bunun yaklaşık 35-40 binini kimse fark etmeyecek, fark etse de “pardon” demesi çok rahat olacak şekilde bizim lehimize yaptığımı açıkladım.

-sorun olmaz değil mi. Hakan fark edilecek gibi olsa, “çıkar” derdi zaten.

-sesini çıkarmadı… keyifle viskisini yudumladı karşımda. Ben sana geleceğim demedim ki hayatım, “bizim ev kalabalık olursa gelebilir miyim?” diye sormuştum. Nil’in arkadaşları da özlemle benim yollarımı gözlüyorlarmış. Ben de özledim onları. Onlar da “hadi gel artık” diyorlar ama daldım şu demir hesabına bitirmeden çıkmak istemiyorum. Bir de Hakan yarına şişlideki hakkediş sonucunu da istiyor illa. Sabahlasam mı bilmiyorum

-peki sen bilirsin. bizde teklif var, ısrar yok. biz ekildik nasılsa. Çıkıyorum ben , sana kolay gelsin

-sağol.

 

 

3 yıl 8 ay 15 gün sonra (perşembe)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: TEŞEKKÜR

ÇİZİMLER İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM.

BAZI DUYGULARI YENEMEDİĞİMDEN; SENİ ÜZMÜŞ OLDUĞUM YADA ÖZENSİZLİKLERİM İÇİN DE ÖZÜR DİLİYORUM.

DEĞERİNİ ZATEN HEP BİLECEKSİN.

 

 

3 yıl 8 ay 16 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Kırk oda

Sen ERKEK, varlığının ne kadarını gömdün oraya?...
Keşke kızgın olsam sana,
Keşke içim içimi yese, "nasıl olur da ERKEK..." diye başlayan cümlelerle yüreğimi soğutacak doğrulara sığınabilsem,
Keşke yalnızca kendime yanıyor olsa içim, seni gözardı edebilerek,
Ya da keşke sevmesem seni bu denli...
Ben ki olabilecek tüm keşkeleri "iyi ki" lere çevirebilmiş olanım.
Keşke ‘sen’ dolu herşeyi de çevirebilsem "iyi ki"lere...
Birgün, umarım çok yakındaki birgün bunu başarabilirim...
Gittiğin, belki de sadece savrulduğun bensiz yolunda
"keşke"lerin en az, "iyi ki" lerin en çok olsun...

 

Cevap: Kırk oda

ne kadar gömdüğümü bile bilemiyorum ki... maalesef...

 

 

3 yıl 8 ay 17 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-ERKEK uygun musun

- MERHABA, EVET UYGUNUM

-sana dün outlook dan şu bankanın satandartlar el kitabını yollamaya çok uğraştım hep yollanamadı mesajı aldım,geldi mi?

- GELMEDİ. KENDİMİZİ NE ZAMAN AKLI SELİM HİSSEDERSEK, DOSYA OLARAK ALIRIM SENDEN.

-buradan yollasam olur mu dersin? bu büyük bir dosya olduğundan uzun sürebilir. deneyeyim mi?

-OLUR GALİBA. GELMEYE BAŞLADI. SEN İYİMİSİN? ÇOCUKLARIN MUĞLA GÜNLERİ NASIL?

-değilim haliyle ama sana göre daha iyi olduğumu sanıyorum

-türkçesi "ERKEK daha berbat" yani…

-bana öyle geliyor

-doğrudur. tarumar demek daha doğru gibi

-kimbilir... belki de kişinin kendini tanıması anlamında, zaman zaman faydalı olabilir böyle "tarumar" olmaklar. yaşananların sonuçları senin için "iyi ki" lerle sonuçlanabilirse, değmiş demektir

-bilemeyrum. İYİ YOK.

-şimdi yok tabii...ama öğrettikleri, iyi sonuçlar doğurabilir, en azından senin için…sana dünkü yazımda da bunu diledim zaten

-DOĞRU. ÖĞRENMEYE, EĞİTİME GEREKSİNİMİ OLAN BENİM. BAŞKA NASİHAT ALMAMAK İÇİN SANA EN AZINDAN ŞİMDİLİK BİR ÖNERİDE BULUNAMIYORUM BİLİYORSUN AMA SEN DİLEDİĞİN ZAMAN ÖNERİDE BULUNABİLİRSİN

-yine en iyi niyetle, senin için içimden geçen dileklerimi yanlış anlamak ve farklı değerlendirmek modundasın sanırım. çünkü ben sana öneride bulunmadım, sadece gerçekten iyi dileklerimi bildirdim.

-PEKİ BEN BİRŞEY DEMEDİM. ZATEN SENİNLE…. BOŞ VER… NASILSA KALBİMİ BİLİYORSUN

-ah.. bilmez olur muyum ama kalp yetmiyor işte, bunu da sen biliyorsun.

-bak korkudan yazamıyorum artık. yine kaş yaparken göz çıkarırım yoksa. örneğin “yarın pikniğe gelir misin?” diyemiyorum. hani geçen hafta, Nuralın kızı kaza geçirince yapamamıştık.

-benden mi korkuyorsun, kendinden mi? Seninle ortak yapacağımız her eylem, bizim işimizi ne denli zorlaştıracak bunun farkında değil misin?  en azından ben, son vardığımız ‘eşin’ olma konumundan sonra, ‘arkadaşın’ olmayı kaldırmaya hazır değilim.

-biliyorsun ben sana hala "Boş ol" demiş değilim. hani 3 kez denir ya...

-n'olur kandırma kendini. o edilen yemin kapsamındaki; hangi kocalık görevlerini yerine getirmiş olarak telakki ediyorsun ki kendini?

-inançsız olunca "kandırma kendini"….canısı ben tartışmak, gerilmek istemiyorum. kazara seni incitecek bir kelime daha kullanmak istemiyorum.

-peki…tartışmayacak, gerilmeyecek, beni incitmeyecek şeylerden bahsebilirsin ama di mi?

-konuşmayı tercih ederim, yemek yemeyi tercih ederim. artı, ilk başta bu tarzda sorduğum iki soruyu hala yanıtlamadın bile

-Çocukların tatilleri iyi geçiyormuş. Görkem'in stajı kısa sürecekmiş. Ece bir hafta sonra burada zaten, babasını ikna etmiş dönmek için

-SEN İŞTE DEĞİLMİSİN?

-bu haftasonu çalışmıyorum. bu nedenle abimler ısrarla bizi Şarköy'e davet ettiler, seni de tabii. kimselere bir şey diyemediğimden reddettim.

-"BİZİ"? YARIN BEN ZORUNLUYUM ÇALIŞMAYA. HATTA ARSA-EV BAKMA İŞİNDE SIKINTI OLACAK

-sana "gel" demiyorum zaten. yaşanan sıkıntıları paylaşıyorum sadece. niyetim, hiç kimselerle yüz-göz olmadan, hiç kimselerin sorularına muhatap olmadan basıp gidebilmek buralardan. üstelik Huriye teyzem de gitmek istiyormuş abimlere.

-HURİYE TEYZENLE KARŞILAŞMAMAYI TERCİH EDERDİM ZATEN.  ENVERİN DÜĞÜNÜNDE ABES BİR LAFI VARDI. ARTI, SANADA, BİZİMLE İLGİLİ PEK POZİTİF YORUMLAR YAPMAMIŞTI ZATEN.

-ben sana Huriye teyzemle karşılaşma ya da görüşme ortamı olasılığından değil, kendi yaşadığım sıkıntılardan bahsetmeye çalışıyorum

-SENİN ÇİZİMLER GÜZEL OLMUŞ AMA BEN KARAR VEREMİYORUM. BEN YARIN ANNEMLERE KATILAMAYACAĞİM GİBİ. SEN KATILIRMISIN? SORUP DURUYOR ANNEM SENİ.

-kim olarak, söyler misin?

-DÜN AKŞAM TELEFONUNU İSTEDİ. “KAYDET ŞURAYA, YARIN BİR KONUŞAYIM” DEDİ

-ne diyecek ki kadıncağız, o da çaresiz ve üzgün

-SENİN ONDA BİR BORCAMIN VARDI GALİBA. ONA SÜTLAÇ YAPMIŞ BİZE. DÜN GECE ALDIM.

-varsa da, helali hoş olsun.

-NE ZAMAN VERMİŞTİNKİ?

-hiç hatırlamıyorum, önemi de yok zaten...insanların yaşamları kayıp gitmişken. bir borcam nedir ki?

-DOĞRU AMA ANNEMLERLE 2.KADIN KİMLİĞİNLE BİRLİKTE OLABİLİRSİN ELBETTE.

-sen yanlarında olsan da olmasan da, yarın annenlerle birlikte olmam hepimizi mutsuz edecektir bence... koro halinde ağlamak, ya da hiç bir şey olmamışcasına oyun oynamaya çalışmak, hepimizi tedirgin edecektir.

-SANA KATILMIYORUM. BEN OLSAMDA OLMASAMDA SEN BİR GERÇEKSİN. ŞABAN GELDİ ÇIKTI ŞİMDİ. MAĞAZAYA UĞRAMIŞSIN. KISIR PARTİSİ FALAN YAPMIŞSINIZ.

-geçen Perşembe Şabanlar davet ettiler çok ısrarla. davetleri çok içtendi ve reddedemedim kendimi zorlayarak da olsa gittim ama gel gör ki, ne bir şey yiyebildim ne konuşabildim. ısrarla neden böyle halsiz, neşesiz olduğumu irdelemeye çalıştılar ama ne diyebilirdim ki… bu nedenle mümkün olduğunca az kalıp, ayrıldım yanlarından

- DEMEKKİ SEVENİN SADECE BEN DEĞİLMİŞİM

-annenlerin nezdinde, senden bağımsız olarak tabii ki bir 2.KADIN kimliğim var, ancak şimdilik senin eşin olma kimliğim bu denli ön plandayken, o durum ve ortamda benim senden bağımsız varlığımı; ne onlar ne de ben ön plana çıkarabiliriz. bunu zorlamayla da olsa ortaya çıkarmaya çabalamamız hepimizi yorar ve üzer. bunu becerebilmemiz onlarla da zaman alacaktır ve zaten o zaman ben buralarda olmayacağım Allah izin verirse.

-BENDE BUNU SÖYLÜYORUM. YARIN BEN OLMAYACAĞIM, SEN GİT. GİDECEĞİNİZ KÖYE AKŞAM 7 GİBİ ANCAK VARIRIRIM. O NALBUR-İNŞAATÇI ÇOCUK YENİ YERLER GÖSTERECEKMİŞ

-benim yazdıklarımı okumuyor, ya da anlamak istemiyorsun sanırım. inan ki bu ifade ettiklerin benim içimi acıtmaktan başka bir sonuç doğurmuyor

-NATO KAFA NATO MERMER DERLER YA HANİ. İŞTE O CİNSTEN BENİMKİ

-bu tür lafların ya da "beceremedim" lerin arkasına sığınmak, sana kendini daha iyi hissettiriyorsa, dediğin gibi olsun

-HIRRRR…NE DESEM OLMUYOR…HAKRA İSİMLİ BİRİ SOHBET PENCEREME GİRDİ, TANIMIYORUM

-bizim Varol

-NASIL OLURKİ, O VAROL MU?

-evet sistemde, şimdi gördüm ben de

-YAZIŞIYORUZ VAROLLA

-iyi...bizim durumumuzu biliyor, bunu bilerek yazış bence.

-KENDİ AÇTI KONUYU, ÇOK ÜZGÜN

-tahmin ederim.

10 DAKİKA SONRA…

-ben geldim. hala dosya bitmedi, çok yüksek, kaç mb id?

-35bin mb filandı,%10 filan kalmış

-vaoavv

-aman yazık olmasın. bunca bekledim, az daha sabret de alıver lütfen

-bekliyorum…hatta bağlantı kopmamasıda şansımız, umarım kalandada sorun olmaz. Aygül online, görebiliyormusun

-Aygül bana posta adresini vermediğinden göremiyorum. sadece Songül kayıtlı bende. ondan bir kez istemiştim,  vermeyince, üstelemedim daha.

-Aygül Songül kadar kullanmıyor. vermemezlik değil onunki... biliyorsun o üşengeç

-bu arada epeyi ileti temizlemiş oldum

-paylaşılmaya değer yoktu galiba…

-haklısın aslında ama hem canım pek kimselerle iletişim içinde olmak istemiyor hem de sana pek yollamamaya özen gösteriyorum.

-özen göstereceğin... elin adamlarına saçma sapan içerikli şeyleri gönder, bir de bunları bana da gönder. bu bir felaket.

-yok o dediklerine zaten özen gösteriyorum, öyle tırsmışım ki, senin gözünle bakıyorum tümüne artık.

-güzel, o zaman sorun yok. yanı “elin adamlarıyla öyle içerikli iletiler paylaşmıyorum” mu demek istiyorsun?

-ne elin adamıyla, ne de kadınıyla. zaten genelde Billur ya da Nalan’dan gelirdi o tür iletiler. Billur da Nalan da, artık hiç yollamıyorlar.

-sen de mimar grubuna yallah… kimden? 2.KADINdan

-çok şükür, dosya aktarımı bitmek üzere. konuşma sayfasını kapatsam,  dosya yollamam iptal olur endişesinden, kapatamıyorum.

- 47 sayfa gelmiş, teşekkür ediyorum. masadan uzaklaşacağım ama ofisteyim

 

 

3 yıl 8 ay 18 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN YAZIŞMA

Konu: BABA VE BABA GİBİ ANNELERE

BABA OLABİLMEYİ BAŞARMIŞ TÜM BABALARIN BU SEMBOLİK GÜNLERİNİ KUTLUYOR VE ÇOCUKLARI İÇİN HEM ANNE HEM BABA OLABİLMEYİ BECEREN KADINLARIMIZIN ÖNÜNDEDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM.

 

Cevap: BABA VE BABA GİBİ ANNELERE

Sevdiğim,

Bu akşam gelmedim sana.

"bu sabahki konuşmandan sonra konuşacak bir şey kalmadığını sanıyorum, ancak sen konuşmak istiyorsan evdeyim,bekliyorum" diyen sesindeki çok iyi tanıdığım tını, faydalı bir sonuç getirmeyeceğini hissettirdi bana. Uygun ve faydalı olabilecek başka bir zamanda dile getirmeyi yeğleyerek, gelmedim sana.

Yatmadan önce beni de alıştırdığın sudokuyu çözmek için bilgisayarı açtığımda, bugün yolladığın ‘babalar günü kutlama’ iletinle karşılaştım ve seninle konuşmak için ortamımız olmasını beklemek yerine yazmak istedim senin olumsuz tepki duymayacağın bir ruh halindeyken okumanı dileyerek...

Senin duygu ve davranışlarındaki, seni de son derece mutsuz ve kendinden hoşnutsuz eden, aklımın, hafsalamın alamadığı, beynimin, kelimelerimin ve gücümün tükendiği çaresizlik noktasında; kendi gerçeklerinle yüzleşmenin öncelikle sana faydalı olabileceğine şiddetle inandım. Öyle ki; bu sabah, Ece'nin yıllar önce baktığı faldan bile olumsuz etkilendiğini söyleyecek kadar, akılcılıkla bütünleşmeyen gerekçelere prim verdiğini görmek, bu inancımı fazlasıyla pekiştirdi.

Seninle doktor-hasta ilişkisi dışında hiç bir ilintisi olmayacak bir profesyonele, kendini tüm çıplaklığınla açabilme özgürlüğüne sahip olabilir ve zaman içinde onun yöntemleri ile kendini rahatsız eden tanımsızlıklarının ve huzursuzluklarının üstesinden gelebilirsin diye ümidediyorum.

Kendin için böyle bir yöntemin faydalı olabileceğini düşünüp onaylarsan ve tanıdığın bir uzman yoksa, Hakan'ın uçma korkusunu yenmesini sağlayan ya da yakın arkadaşlarım olan evli bir çiftin, birlikte ve ayrı ayrı tedavilerini yapan psikolog (ya da psikiyatrist,detayını bilemiyorum) var sana önerebileceğim. Tabii ki, benim önerimi kaile alıp, benim ruhum bile duymadan, kendi çözümlerini oluşturabilirsin. Burada benim için önemli olan; bunu benimle paylaşman değil, kendine faydalı olabilecek profesyonelleri bulup, çözümlerini üretmendir. Benimle paylaşmak istediğin kadarını bilir, istemiyorsan hiç bir şey bilmem. Hatta ve hatta, sonuçları benden tümüyle, sadece davranış olarak değil, duygu olarak da kopmana, uzaklaşmana neden olacaksa bile razıyım. Yeter ki sen kendini ve iç huzurunu ya da gerçeğin ne ise onu bul ve yaşamının bundan sonrasında, kendisine ve çevresine çok daha faydalı, çok daha yapıcı, kendinden hoşnut bir insan ol. Hayallerini değil, gerçekleştirebilme yetisinde ve gücünde olduklarını farket ve yaşa... varsın benim hanemde ‘kayıp’ gözüksün, razıyım.

Umarım, bu yazdıklarımı olumsuz tepkilenerek değil, en azından "neden olmasın" diye aklının bir köşesinde tutacak kadar önemsersin.

Sen nasıl algılayacak olursan ol, lütfen ama lütfen şunu çok iyi bil; bu satırlar benim safiyane olarak, kendimle asla ilintilendirmeden, en dostça ve sadece sen düşünülerek, sana yazılmıştır.

 

Cevap: BABA VE BABA GİBİ ANNELERE

yooo... tepkilenmedim. paylaşmışsın... haklı gözüktüğün taraflarıda var... ayrıca çok keyif aldığım satırlarında var mesajında... teşekkür ederim hepsi için.
biliyormusun, her şey için önce zaman lazım... bunu yaratabilsem kendiliğindende belki çözülür ya...
kimbilir belki bir hafta tatil bile iyi gelir.
istediğin zaman konuşabileceğimizi biliyorsun...

 

 

3 yıl 8 ay 22 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba, evvelki gün Reha ile ilk görüşmemizde, Levenet’ten bizim evlendiğimiz haberini almış. Kutladı. Ben de uzatmamak için kutlamasını kabul ettim. Bu nedenle tesadüfen dün onun yanındayken araman iyi denk geldi ve ben de hiç bozuntuya vermeden, sanki birlikteymişiz gibi konuştum seninle. Sana anlamsız gelebilecek durumumuzla uyuşmayan konuşmamın nedeni bu.

-Sorun yok, şikayetçi de değilim. Hep böyle konuşabilirsin “efendim efendim”

-J

-Ne şimdi bu.. renk yok… şaşkın değil.. benim gibi ruhsuz

-Bunu oynamak içimi “cızzz” ettirdi de, ne yapacağımı bilemedim.

-Bak yazamadım birşey. demek ki bende ruhsuz değilmişim

-Bildiğim kadarıyla, benim seni efendi görmem hiç sorunun olmadı zaten. Sorunun senin beni ne olarak gördüğün… tıkanılan nokta da bu değil mi zaten?

-Sen benim gönlümdeki yerini biliyorsun hanımefendi

-Sana söz geçiremeyen gönlündeki bir yerlerde olmak… ne kadar teselli edici, sağol

-Seni öğle yemeğine davet edeyim… sana bi biskrem versem? Kumpir yiyelim biskrem yerine. Sıcakta olurmu bilmem… oooo  sen yazana kadar, ben az şekerli kahve söylerim bir de…

-İyi olacak mı görüşmemiz sence?

-Bence zararı yok, belki bir dönem böyle, zaman zaman…

-Hazır görüşmeden, birbirimizi görmeden yaşamaya alışmaya başlamışken, bence bunu sürdürmeliyiz.

-Sonu inşallah ikimiz için de en iyisi, hayırlısı olur. Ben sorun etmiyorum, senin bir yerlerde olduğunu biliyorum.

-İşte, en azından şimdilik o biryerlerde kalalım … seninle bu şekilde sahipsiz ve tanımsız birlikte olmak, görüşmek beni daha da incitiyor ve acıtıyor.

-Benim iş çevremde senin kimliğin hala değişmedi.

-Çevreden değil, kendi içimden bahsediyorum… ona bakarsan benim iş çevremde de değişmedi.

-Ev halkı da bekliyor,yorum yapmıyor. Bize başından beri gülüyorlar, şimdi gel-gitlerimizi, kısırdöngülerimizi yadırgamıyorlar

-Yüzüğümü sordu geçenlerde Banu. Modelini değiştirmek üzere sana verdiğimi söyledim

-Değişmesin… bak biskrem de verdim. Kandın kandın… bugün verecek başka bir şey yok ama kıyafetin zıpırsa zaten gelmezsin. Bence değil ama…

-Bence de…gel-gitlerimiz yok ERKEK, gel-git in var

-O zaman?

-Ve bence ya gel ya git… hep dediğim,dilediğim gibi

-Tamam. Öyleyse neden gel-gitim var buna bakmak lazım.

-Bu nedenle bir profesyonel önerdim sana ya… çünkü aklın alabileceği bir sebep gözükmüyor.

-Peki. Biskremleri ben yerim senin yerinede ve benim iyileşmemi bekleriz.

-Sığınmaya çalıştığın sebepler ise, bunu yaşatacak,bu durumu hazırlayacak kadar kuvvetli gözükmüyor. Afiyet olsun.

-Teşekkür ederim.

-Bir konuda ters düşüyorum.. o da şu tatil konusu… bunu öyle çok istiyorum ki, şansımı sonuna kadar kullanmaktan kendimi alamıyorum. Kendime çok kızıyorum ama ne yapayım ki engel olamıyorum.

-Postalara henüz bakmadım, bu nedenle yorum yapmadım, yapamadım

-Bakınca yaparsın belki

-Tatil yapmayı, evet, istiyorum. Son kez soruyorum ve çıkıyorum. Yemek?

-Beni seviyorsan bunu yapma bana, sana afiyet olsun. Haydi gitsene yemeğe… çalışırken gözüm takılıyor sen gitmemiş olunca.

 

 

3 yıl 8 ay 25 gün sonra (pazar)

2.KADIN'dan ERKEK'e

Burnum öyle tıkalı ki, nefes alamadığımdan uyuyamıyorum. Hastalığıma bir de ağlama nöbeti eklenince, yatak iyice dar geldi ve bizim bildik 2.KADIN, hani o ‘köyün delisi’ yine aldı kağıdı, kalemi eline…

Her gece yattığımda bizi düşünüyorum ama ağlamıyorum hepsinde. Bu gece nedense bizi düşündüm ağladım, ağladım bizi düşündüm…

‘Biz’ in ‘ben’ i olarak, seni mutlu edeceğime hep inandım. Yaşantını doldurabileceğime, sana eşlik edebileceğime hep güvendim. Sürekli mutluluk, zaten mümkün değildir, biliyorum.

Senin de ‘ben’ im yaşantımı doldurup, bana eşlik edebileceğine inandım önce. Sonra inancım ümide, daha sonra da inançsızlığa bıraktı yerini.

Oysa senin sorun hep şu oldu sanıyorum;

“Ben 2.KADIN’la mutlu olabilir miyim, 2.KADIN benim hayatımı doldurabilir mi?” Senin 2.KADIN’ı ne kadar mutlu edebileceğin, O’nun yaşamını ne kadar doldurabileceğin sorusu, gündemini hiç işgal etmedi bence. Sen kendini bana bir lutuf olmaktan kurtaramadın ki, 2.KADIN’ın sana bir armağan olabileceğini göresin.

Seninle yaptığımız bir terapi sonucunda, kendi açından benimle yaşamını paylaşmamak için bir sebep görünmediğini söylediğinde,

“o zaman yanıtlaman gereken tek soru kalıyor. O da, senin beni mutlu edip, edemeyeceğin” dediğimde,

“sen de nereden çıktın, yırtık dondan fırlar gibi” diyerek ipleri koparmıştın ben Ankara’ya gelesiye kadar…

Ankara’da “biz evlendik” dediğimizde, beni mutlu etmek için gayret göstereceğini belirtmene rağmen (nankörlük ettiğimi düşünüyorsan lütfen bağışla) hiçbir gayret göremedim senden. Ha bugün, ha yarın derken, ümit veren hiçbir davranışın ne yazık ki gelişemedi ve bencilliğinin had safhaya ulaştığı noktada, seni ne kadar seversem seveyim, beni eş olarak hak etmediğin düşüncesiyle sana alyansını iade ettim.

Bizimle ilgili tüm konularda; ya tavırsız ve tepkisiz kaldın ya da olumsuz ve bencil tepkiler verdin.

Çocuklarınla şu anda birlikte yaşadığınız evinizde bir düzen kuramayacağımız konusunda mutabakata varmışken, “bir süre bu evde yaşamamız gerekebilir” e beni mecbur bırakmaya çalışmanı gayet normal karşılarken, benim “beş odalı bir ev daha iyi olur” sözlerim, kıyametleri koparmana yetebiliyordu. Ya da; bizim evliliğimizde senin kutlanmaya değer bulduğun hiçbir şey yoktu, eğer ben çok istiyorsam kendim bir davet organize edebilirdim, sen de bir konuk gibi bu davete katılabileceğini söylüyordun, hepsi bu.

Senin ortak yaşantımız adına uygun bulduğun her şeyi ben kabullenecektim. Seni, çocuklarını ve aileni sahiplenmemi, uyum sağlamamı haklı olarak istedin tabii ki. Ama senin için böyle bir gereklilik yoktu. 2.KADIN’ın ne istediği umurunda bile olmadan, işine gelenler “evet”, işine gelmeyenler “hayır” oldu büyük bir fütursuzlukla. Benim istediğim, beni mutlu edecek hiçbir şey için, biraz bile özveri ve hoşgörü gösteremedin sen. Uyum için en ufak bir çaban olmadığı gibi, olumsuz tepkilerini de beni çok incitici şekillerde verdin.

Bir tek; birey olarak 2.KADIN’ı yaşantına almayı lütfedebildin ve 2.KADIN’a bu kadarı yetmeliydi, hatta 2.KADIN bu kadarına şükretmeliydi.

Sana “Tanrıyı oynama” deyişim bu yüzdendir. Eğer oynamakta kararlıysan da, yalnızlığı kabullenmen gerekir.

Ben birbirimize can yoldaşı, yaşam arkadaşı olmamızı istedim ERKEK, senin kulun olmayı değil. Düşünsene; benim yaşımda ve statümde bir kadın, bir erkeğe kul olmayı neden istesin ki? Buna onu kim zorlayabilir? Ben sana mahkum ya da mecbur olabilir miyim sence? Yoksa sen benim tercihim mi olabilirsin?.. Ya da ben mazoşist miyim ki, mutsuzluğa, eziyete koşa koşa gideyim.

Yarım yamalak da olsa “evliyiz” dediğimiz bir garip paylaşımdaki, tek yönlü bakış ve davranışlarınla, ağzımın payını pek güzel verdin ERKEK. Senin amacın bu olmasa bile, çok mutsuz oldum. Şimdi sensiz de mutsuzum ama zamanla yaşama tutunacak bir şeyler bulabilirim ümidindeyim. Oysa seninle yaşadıklarımız, sürekli mutsuzluğa açık davetiye idi. Birlikte yaşama tutunabilmemiz, sadece bir hayalden öte gidemediği için, içim nasıl yanıyor, nasıl sızlıyor, ben ki kelime ustasıyım (öyle dersin ya) ifade edecek kelime bulamıyorum.

Yine de bir gün kendini; yaşama benimle tutunabileceğine ve benim de yaşama tututnmamda yanımda olabileceğine ikna eder, buna inanır ve kesin kararını verebilirsen, n’olur GEL!

Seni buna kimse zorlayamaz. Bunu sen bile kendine yapmamalısın bence. Bu yalnızca kişinin içinden gelerek, isteyerek yapabileceği bir şeydir. Zorlama hiçbir değer, hiçbir kabul, hiçbir davranışın kalıcı olamayacağı realitesini, benden çok daha iyi bilen bir insansın sen. Bu yüzden; kendinin seni kandırmasına izin verme ne olur…

 

 

3 yıl 8 ay 26 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-merhaba

-Merhaba

-g-mail davetiyesi gönderdimdi sana, fark ettin mi? Hacmi oldukça geniş.

-yok, daha bakamadım, bir de fotoğrafımı yollamıştın, değil mi?

-gözlüklü uzun saçlı olan. daha iyicesindir umarım…

-hiç fırsatım olmuyor ki dinlenmeye, çok kolay atlatamayacağım sanırım, fotoğrafa da bakamadım

-bizde kalabilirsin. evde nasılsa çorba yapan bir kadın var.

-sağol ama kalmayacağımı biliyorsun

-annemlere git o zaman, ne diyeyim

-hiçbir şey deme, kendin yapma yeterliliğinde olamayıp, beni başkalarına transfer etmeye çalışmayı da bırak olur mu

-kapımız açık sultanım. “Bize gelebilirsin” dedim, sen hava vurdun. Orasınında sana açık olduğunu anımsattım sadece. Ayrıca yeni ev, arsa resimleri var göstermem gereken

-geç öyle sultan-multan… ve bundan böyle sana bu tür konularda destek vermekten yana olmadığımı biliyorsun. Sen ya da siz kafanıza yatanı alın ve güle güle kullanın.

-destek istemedim, paylaşmak istedim. destek vermen veya içinde olman, senin arzu edeceğin bir şey

-bizim paylaşacak hiçbir şeyimiz kalmadığını ne zaman kabul ya da fark edeceksin bilemiyorum

-başıma taş düşünce..Allah korusun

-o da olmayacak… ben havlu attım mindere.

-kumpir?

-Ve bana son dediklerini hatırla.

-Hatırladığım, senin yüzünden, annemden yediğim fırça.

-Bana acıma ve kıyamama duygusu, dürtüsü ya da aldatmacasıyla sakın ola gelme bana… kendinden emin olduğun şeyi yap ve sil beni

-Silmeyeceğim, belki biraz daha bekleyeceğim

-Sen bilirsin, neyi bekliyorsan bekle ama bu bekleyişine beni ortak etme

-Senin orada olduğunu bilmek beni rahatlatıyor.

-Benim yemin olsun, bizimle ilgili hiçbir beklentim yok artık. hayallerim vardı, arzularım vardı, olmadı ne yapalım

-Bu, bana kapalı olduğun anlamına gelmiyor değil mi?

-Açık olmam da hiçbir şey fark ettirmeyecek, bunu yıllardır yaşadık ve gördük.

-Bu “evet” demek değilmi

-Bu nedenle sen de kendine açık ol ve zaman yitirme benimle ilgili gelecek düşünceleri taşıyarak. Ben hayallerimi itina ile paketledim ve açılmamak üzere yüreğimin en derinlerine yerleştirdim.

-O zaman ben yazayım sen okumamış ol. Dün tüm görüşmelerde sen vardın. Bizim hanım karar verir, bizim hatun çözüm bulur v.s.

-Az önce Varol’a da söyledim… şunu yürekten dilerim ki; seni mutlu edebilecek, yaşamını doldurabilecek ve senin de mutlu edip yaşamını doldurabileceğin bir hanımla karşılaşırsın

5 DAKİKA SONRA…

-hem odaya gelen oldu, hem de açıkcası ne yazacağımı bilemedim.

-Hiçbir şey yazma, cevap beklemiyorum çünkü

-Ama gerginim, işle ilgili sıkıntılar arasında, sağlıksız yorumlarda yapmak istemiyorum, kırıcı olma

-Beklediğim, zorunlu olmadıkça bana hiçbir nedenle ve hiçbir şekilde ulaşmaman.. ki sen bunu yapabilecek yeterlilikte bir insansın

-kalkıyorum masamdan, iyi değilim...

GECE…

-insanı çıldırtırsın ama ne yapayım benim başımın belasısın.

-vallahi ne yapıyorsan kendin yapıyorsun

-Gör işte, ERKEK şimdi bu. bitik.

-Allah yardımcın olsun, bana da ancak o yardım edebilir.

-o kadar mı? lütfen toparla. birbirimizi uzaklaştırmaya değil, çözüm sağlayacak yaklaşımda bulunmaya...

-bizimki ümitsiz bir hayaldi

-şimdilik zorlanıyorsak eğer, en azından itmeden, incitmeden

-ERKEK, sen çok basit ve net bir soruyu yanıtlayamadın bunca yıldır. belki de o soruyu hiç sormadın bile kendine, kendinle o denli meşguldün ki...hala da sorabildiğini sanmıyorum

-anasını satıyım, baska şeylerle mesgul olsam dahamı iyi… gömülmüşüm işe, sorunlara, çıkmaya calışıyorum. boğma beni

-bu başka şeylerin ne olduğuna göre değişir.

-desteğine gereksinimim var

-işte bu ERKEK, Senin konun hep; benim sana değil, senin bana gereksinimlerin oldu ve nice anlar senin yanımdaki varlığına ihtiyaç duymuşumdur da, ya kös kalmış ya da ince ince ağlamışımdır yalnızlığıma.

-yooo…. ukalalık evet ama bencil hiç olmadım. sadece bir nüans var. sen bana göre bir çok sorununu çözmüştün, görmememezlikten gelemezsin. ben yeni sorun yumağına bulaşmıştım ve debeleniyordum, farkımız bundandı

-bugün bile, ya evdeki kadının yaptığı çorbayı içmemi ya da ananın evine gitmemi önerebiliyorsun… sen neredesin ERKEK?

-bende… dur!!!!!!

-o vakit hep kendinde kal

-bunun şimdilik nedeninin, varlığımla seni rahatsız etmemek olduğunu biliyorsun, çarpıtma. tavrın ve yaklaşımın bu ise; EVET, KENDİMDE KALABİLİRİM, ÇİZMEYİ AŞIYORSUN.

-kesinlikle bu

-HOŞÇA KAL

-bana son kez bildir haddimi ve sav gitsin başından.

 

 

3 yıl 9 ay sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-İki arkadaş hararetle tartışıyormuş tartıştıkları konu sigara içerken İncil okunup okunmayacağı imiş.sonuç alamayınca papaya sormaya karar vemişler. Papanın yanına gidip sırayla sormuşlar. Biri olumsuz cevap alırlen diğeri izin almayı başarmış.izin alamayanın sorduğu soru: İncil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim. Oğlum İncil okurken tanrıyla ilgilenmen lazım,o sırada dikkatinin dağılmaması lazım. Bu yüzden İncil okurken sigara içmemelisin. İzin alanın sorduğu soru: sigara içerken canım İncil okumak istiyor, okuyabilir miyim. Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol İncil okuma isteği duyarsan, okuyabilirsin… kıssadan hisse

1) esas olan aldığın cevap değil, sorduğun sorudur.

2)beceri, almak istediğin yanıtı alacağın soruyu sorabilmektir…

Yukarıdaki hikaye tam senlik. aaa… resim koymuşsun. Ya elalemde görürse?

-Merhaba. Evet çok güzel bir hikaye. Kendi üstüme alındığımda; becerebildiğimce, aklım yettiğince olumlu yanıt alabileceğim sorular sormaya özen gösteriyorum.

YARIM SAAT SONRA…

-Merhaba, ne zaman yazdın yada hala hattamısın, ben şimdi döndüm

-Az önce geldim odaya, Hakan ve şu genç mimarla birlikteydik

-Aldınızmı işe

-Proje bazında çalışmakta prensip kararına varıldı. Benim de Hakanın da gözü tuttu çocuğu

-Senin konumun devam

-“Bütün mağaza revizyon ve yeniden yapımlarını sana verebilirim” dedi çocuğa. İşte ben de kopmak için altyapı hazırlıyorum. Böyle bir-iki kişi daha bulsam içim rahatlayacak

-Yani kopacaksın, yani çalışmak istemiyorsun ve benimde evde oturan kadına tahammülüm yok, biliyorsun. Çünkü vır vır…

-Daha önce de seninle konuştuk ya bunu… ipleri koparmayacağım. İstanbul’da kalırsam, biz de proje bazında çalışabiliriz

-bir ay mola evet ama devamlılık lazım… Allah güç-kuvvet verdiği sürece çalışmaya devam…

-Kesinlikle öyle, aksini asla düşünmedim zaten.

-İnşallah işsiz-güçsüz durumunda kalmayız. En azından bu benim kişisel tercihim

-Ne kadar işsizsin, ölüme o kadar yakınsın ama bundan böyle daha uygun koşullarda , ‘istediğim için’ çalışmak istiyorum. Üstelik mimarlık dışında da yapmak istediğim çok şey var. Onlara da vakit ayırmak istiyorum.

-Sen belki daha rahatsın ama ben sana göre daha endişeliyim. Hayırlısı... gönlünce olsun, gerçekleşsin tüm dileklerin… neyse raf toplamaya döneyim. biliyorsun birkaç saat sonra tamamlanmış olacak buradaki mesaimiz.

-Sana kolay gelsin. Doğru yaaa, şirketiniz Kadıköy’e taşınıyor. artık “hadi öğle yemeği yiyiverelim” diyemeyeceğiz. Yollarımız yavaş yavaş, her anlamda uzaklaşıyor.

-Eğer istemiyorsak, burnumuzun dibi olsa fark etmez.

-Dediğin gibi her şeyin hayırlısı olsun hakkımızda

-Yazdığın cümle; bir dilek, temenni gibi oluyor ve bunu çok sık tekrarlıyor ve banada işliyorsun. Devam edecekse bu tavrın, beyhude… Kendimce verdiğim (başkalarınca cılız olabilir) mücadeleninde bir anlamı yok gibi.

-Benim ya da senin birbirimizin zaten yolunun üstünde olmak başka, biribirimize özellikle ulaşmak başka. Neyse haydi kolay gelsin sana… bana da tabii…

-Sana da kolay gelsin

-Rahmetli anamın, çok sevdiğim, hatta düstur edindiğim bir lafı var, sen de duymuşsundur benden “öpmeye meramı olmayan yanağın nerede diye sorarmış”

-Peki rahmetlinin dediği gibi olsun ama bilesin ki; öpmeyede öpülmeyede meramım var ama kabak tadı vermeye başladı. Neredeyse peşinden koşan yalvaran olacağım!

-N’olur yaaa.. hiç olmazsa kendini kandırma… asla senden bunu istemem de beklemem de…

-Peki ona “tamam, kendimi kandırıyorum” diyeyim. Ama temcit pilavına döndü

-Ben sadece artı ya da eksi kararını vermiş ve bu yolda yürümekten vazgeçmeyecek bir adam istiyorum. Bunun peşinde koşmayla ne ilgisi var

-Peki. ben çıkmak zorundayım. dün ve bugün, buradaki yorumların, bu cümlenle uyuşuyormu bir incele.

-Kesinlikle uyuşuyor, asla çelişkide değilim. Hep aynı şeyi söylüyorum. Hatta burada da yazıp kapatayım konuyu

1-birlikte yürümekten vazgeçmeyeceğinden

2-birlikte mutlu olacağımızdan emin olmadan, bu yola “iyi niyetle” devam etmeye çalışma zamanları geçti artık

-Net, kararlı bir adam olacak diyeceksin. Tüm söylemlerin karamsar. Olumsuz ve olumsuzluğa davet eder tarzda… olacağı varsada olmaz dediğimdede… karıştı cümle. Lanet olsun bilgisayar sana.

 

 

3 yıl 9 ay 5 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: ASIL EKSİKLİK

Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti.
Asil eksiklik, careyi baskasinda aramakti.
Hayatin matematigi farkli; iki yarimi toplayinca bir etmiyor.
İnsan tek basina mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamiyor.
once yalnizdik. 9 ay boyunca karanlik bir yerde disari cikmayi bekledik ve dunyaya aglayarak geldik. Pisman gibiydik. Ya da mecburen gelmis gibi.
Biraz buyudukten sonra, kendimizi bildigimiz anda,icimizi kemiren,kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
Cevabi yapistirdik:
Demek ki sahip olmadigimiz bir seyler var.O yuzden eksiklik hissediyoruz."
Peki, neye sahip olmamiz gerekiyor?
cocukken,"yasimiz kucuk" diye dusunduk.Her  istedigimizi yapamiyoruz.Kurallar, yasaklar var. Buyuyunce her sey yoluna girecek.
Buyudukce Bir sey degismedi.Yine huzursuzduk. icimizden bir ses ayni sozcukleri fisildiyordu:"Bir eksik var."
Kafamiz karisti. Nasil kurtulacagiz bu igrenc duygudan?

Nasil gececek bu?
Aklimiza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince gececek.Ise girince gececek. Para kazaninca gececek.Tatile gidince gececek.
Okulu bitirdik.Diploma aldik. ise girdik. Kartvizit aldik.Calistik. Para kazandik. Tasindik. Araba aldik.Calistik.Eve yeni esyalar aldik.Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti degistirdik. Daha cok calistik. Daha cok para kazandik.Calistik.Calistik ... Gecmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca gececek" dedik."Yalnizligimiz sona erince bu illetten kurtulacagiz."
Beklemeye basladik.
Derken, biri cikti karsimiza. asik olduk. Ve aninda baska biri olduk.

Daha guclu,daha guzel, daha akilli biri.

Hesap cuzdanlari,kartvizitler,hatta ilaclar bile boyle hissetmemizi saglamamisti.
Sevgilimizin gozlerinde, daha once bize verilmemis kadar buyuk sevgi ve hayranlik gorduk. Sevgilimizin gozlerinde Tanri' yi gorduk.Isigi gorduk. "Tunelin ucundaki isik bu olmali" diye dusunduk "kurtulduk."
Sonra bir gun, daha dun bize deli gibi asik olan insan cekip gidiverdi.Ya da artik eskisi gibi sevmedigini soyledi. Ya da baska birine asik oldugunu soyledi.Ya da daha kotusu, baska birine asik oldu ama soylemedi.
Telefonu acmamasindan, elimizi tutmamasindan,sevismemesine bahane bulmak zorunda kalmamak icin biz uyuduktan sonra yataga gelmesinden anladik,bir terslik oldugunu.....
Belki de sevmekten vazgecen veya terk eden sevgilimiz degildi, bizdik.
Fark etmez.Sonucta ask bitti.
Simdi her yer bombos. Simdi tekrar yalniziz.
Basladigimiz yere onduk.
Yillarca ugrastik, eksigin ne oldugunu bulamadik.
Halbuki her seyi denedik, her yere baktik.oyle mi?
Bakmadigimiz bir yer kaldi. Icimize bakmadik.
Eksik parcayi disarda aradik ama icimizde sakli olabilecegini akil etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye ugrastik ama kendimizi sevmedik.
Şasiracak bir sey yok, tabi ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar kosturur muyduk?
Canimiz yanmasin diye duvarlarin ardina saklanir miydik?
Kendimizi bos sanip doldurmaya ugrasir miydik?
Terk edilmekten korkar miydik?
Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti.
Asil eksiklik, careyi baskasinda aramakti.
Hayatin matematigi farkli; iki yarimi toplayinca bir etmiyor.
Insan tek basina mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamiyor.
"Herkes beni sevsin" diye ugrasinca kimse gercekten sevmiyor, Herkes sevgisine sart koyuyor, sinir koyuyor.
Oysa "kendime duydugum sevgi bana yeter" diye dusununce,kendimizi oldugumuz gibi kabullenince yarim tamamlaniyor.
Her sey bir oluyor.
İste o zaman perde aralaniyor. Aci diniyor.
İste o zaman baska 'bir' iyle bir araya gelerek, hesabin kitabin,korkunun kayginin hukum surdugu sahte bir sevgi yerine,gercek bir sevgi yaratilabiliyor.
Sonsuz Sevgilerimle.....
CAN DUNDAR
2.KADIN'ın notu: Vallahi ilaç gibi geldi bana bu yazı. Belki faydalı olabileceği başka insanlar da vardır diye paylaşmak istedim.

 

Cevap: ASIL EKSİKLİK bakılan açıda
alması gerekenler almıştır mesaji, merak etme.  yani çok net; bu sayede artık kuşlar kadar özgür olduğunu herkese duyurabilmiş ve beklemeye başalayabilmişsindir. böyle olmasada, insan bazen istediği gibi görür. tıpkı, son gece benim o denli saygın davranışımı asla bir başka insanın senin gibi algılamayacağı, yorumlayamayacağı gibi... yazık.

 

Konu: ASIL EKSİKLİK bakılan açıda

Bakış açının adiliği karşısında mideme kramp girdi inanır mısın... Senin olmaman demek, başkalarına kucak açmak hiç bir zaman olmadı. Yanlış algılandığı olmuştur, haklısın ama onun da tüm önlemleri alınmıştır. Ancak; "kişi kendinden bilir" derler ya, beni kendinle karıştırıyor olabilir misin acaba?
Son geceki saygın davranışına gelince... Çocuklarının annesi için son derece saygın bir davranış sergilemiş olabilirsin kendince. Burada, her zaman olduğu gibi, gözardı ettiğin tek konu, benim için saygın olup olmadığıydı. Kaldı ki; ben ses çıkarmadan otururken, konuyu körükleyerek bu sonuca taşıyan kendinsin.
Evin anahtarlarının sende olmadığını ve Aygül’ün anahtarlarını alman gerektiğini söylediğinde, ben kapının önünde seni beklemeye hazırdım ama malzemeleri tekrar arabaya koyup, benim de gelmemi istediğinde; yanında legal bir insan olarak senin tarafından da kabul gördüğüm sanısıyla, hem şaşkınlık hem de bir sevinç yaşamıştım.

"Helal olsun benim Efendime! çok şükür, evli olmayı sindirebiliyor artık içine" diye mutlanmış ve beraberliğimizle ilgili olumsuz düşünceleri atmanın başlangıcında hissetmiştim kendimi.
Ama heyhat!... Işıl Hanım’ın kapısına vardığımızda;

"Işıl anahtarı aşağıya indirecek, seni görmesin" diyerek bir karambol yaratıp, beni ve arabayı görünmeyecek şekilde bırakmayı uygun buldun. Ben bir kez daha tarafından yaşatılmaya mahkum bırakıldığım şoku atlatmaya ve durumu sindirmeye çalışırken, geri geldin arabaya... Dönüşte yol boyunca susmaya özen göstermeme,

"sen böylesini doğru buldun ki böyle yaptın" diyerek geçiştirmeye çalışmama rağmen,

"doğrusu ne bilmiyorum ki, o yüzden sana soruyorum" diyerek üsteledin... "Şimdi ağzımızın tadı bozulmasın, ikimiz de birlikte sakin ve huzurlu bir gece istiyoruz" düşüncesiyle sesisiz kaldım, yine üsteledin,

"Kadıncağıza saygısızlık yapmak istemedim" diyerek... İşte o andan sonra ben de konuştum.

"Peki bana yaptığın saygısızlık ne olacak? Senin saygından neden ben hiç nasibimi alamıyorum? Beni bıraktığın durumda, benim kendimi nasıl hissedeceğimi hiç düşünmedin mi? Ben gizli-kaçak bir insan mıyım ki gizlenmek zorundayım?" deyince cevabın;

"Saçmalıyorsun" oldu. Biz birlikteyken, benim çocuklarımın babasının dükkanına gitmem gerekse, senin de benimle birlikte bulunman uygun muymuş gibi de durum benzetmesi yaptın kendince...
Ne ilgisi var? Nasıl bir benzetme bu? Çok iyi biliyor olmalısın ki; ben öyle bir durumda kalırsam, ya o dükkana sensiz giderim, ya da seninle gitmeyi göze aldıysam seni kaçırmaya, saklamaya çalışmam. O kapıya çıkıp da, seni arabada görecek olsa bile, bunu sorun etmem. Çünkü sen benim eşimsindir. Selamlaşmanız gerekmez ama istiyorsanız onu da yapabilirsiniz. İstemiyorsanız da, biz alış-verişimizi tamamlayınca, senin içinde olduğun arabamıza biner, giderdim.
De ki; Işıl sana;

"Sakın benim kapıma karınla gelme" dedi. Bunu kendimce uygun bulmasam bile, saygım sonsuz olurdu ve onunla karşılaşma olanağı yaratmamaya azami özeni gösterirdim. Hatta bu özen gereği, kadın kendini kötü hissetmesin diye çocukları almak için kapısına gittiğinde bile yanında olmazdım...
Hey gidi ERKEK hey! Sen hangi bulanık sularda yüzüyorsun farkında mısın acaba? Ne yaparsan, nerede yüzersen yüz, varsın benim mideme kramplar girsin, Allah seni (kendinle ilgili olarak) hep kendinden hoşnut etsin dilerim...

 

Cevap: ASIL EKSİKLİK bakılan açıda
günaydın sevgili 2.KADIN,
okudum. hüzünlendim. üzüldüm...
bakılan pencere farklı olunca, görünende farklı olduğundan; yazdıklarına yorum yapmayacağım. saygı duyuyorum.
ama izninle önceki kısa mesajımın uzun cümlesini yinelemek istiyorum; demişimki:

"böyle olmasa da, insan bazen istediği gibi görür. tıpkı, son gece benim o denli saygın davranışımı asla bir başka insanın senin gibi algılamayacağı, yorumlayamayacağı gibi... "

evet, özeti bu...
saygın davranış konusuna gelince;
seninle devam edebilme, yaşamı paylaşabilme konusunda çok arzulu ve istekli, kararlı olduğum için; (emindim, merak ediyorsan yazayım) güzel başlayan o gece gelinen durum, bende müthiş rahatsızlık yarattı. gece bir kaç kişiye ve sonrasındada başka bir kaç kişiye hikayemizi (yorumlar hariç, aşağı yukarı senin anlattığınla aynı) aktardım. sonucu açısından, gururla ama üzüntüyle yazayımki, davranışımın o kişilerce ifadelendirilmesi; "saygın" olduğundan bende bu ifadeyi kullanmıştım. o gece tereddütüm vardı ama danıştığım aklıselimlerin yorumlarından sonra en azından davranışımın adına rahatım, huzurluyum.
olsun yinede seviyorum baş belasını. sulandı gözlerim. sağlıcakla. 

 

 

3 yıl 9 ay 6 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAMÜSTÜ…

-merhaba. ben yanılgılarından, yanlışlarından ders almayı isteyen, bununla kendine ve çevrsine faydalı olabilmeyi uman bir insanım.

-Merhaba. eeee…

-senden ricam mümkünse, o görüştüğün insanlarla birlikte görüşelim ve ben yanılgımı kavrayayım.

-sevgili 2.KADIN, yararlı olacağına inansam, onuda yapmaya çalışırdım

-belki bana yararlı olacak, bunu çok yürekten istiyorum.

-bu konuda yüz yüze, telefonla ve internet üzerinden görüşmelerim oldu

-hepsine varım. sadece kendim için kendimde düzeltmem gerekenin ne olduğunu kavramak istiyorum

-olmaz. çünkü son mektubunda bile farklı pencereden bakıyorsun. doğrular sadece senin pencerenden gözüktüğü gibi değildir.

-zaten bu nedenle başka pencereler önümde açılsın istiyorum

-bunca zamandır açamadımki...

-belki üçüncü tarafsız kişiler bunu başarabilir. ben çok içten bir rica olarak bunu istiyorum ama sen dersin ki "bana ne kardeşim senden, kendini nasıl hissedersen hisset". o vakit diyecek söz kalmaz bana

-bana yazdığın gecenin özeti büyük oranda doğrudur ve o geceyi, yorumlamaları için, dilediğin aklı selime aktarabilirsin. ama aynen… sana hiç bir zaman "bana ne kardeşim senden, kendini nasıl hissedersen hisset"diyemem. Hakan a anlat, Serap a anlat, Varol a anlat, Billur a anlat, ablana anlat…

-aynen olabilmesi için ikimizin bir arada olması gerekiyor. Ayrıca; kime anlatırsam, bana acıyarak ve "sen akıllanmayacaksın" bakışı fırlatacak. belki ben tarafsız aktaramıyorum, belki de sen aktaramadın bilemiyorum. tamam ERKEK, benden sana fayda, hayır yok diyorsun yani.

-demiyorum. benim derdim şu an şirket bütçesi, taşınmak... acınacak durumdayım ve birde beni bu üzüntüyle başbaşa bırakmışsın.

-bu yüzden senden çok içten bir yardım istedim

-git anneme... bende gelirim ama aynen aktaracaksın.

-annen tarafsız olamaz ki. bana üzülse de annedir. hep dediği gibi “idaere edeceksin kızım” der.

-senin tarafın o

-o benim annem olsaydı da tarafsız olamazdı. ikimize aynı mesafede olabilecek biri olmalı.

-diyelimki hatanı anladın? Ne fark ederki... sen beyninde bitirmişsin bizi. kapılara fırlatmışsın yüzüğü.

-hele bir anlayayım....aynı soruyu ben de sana sorabilirim ve bundan polemik çıkar.

-ben yüzük filan fırlatmadım, hiç ama hiç… sadece kabuğumu çekilip yaşadım dönem dönem

-işte bu da "bana faydası olmadıktan sonra, sen anlamışsın, anlamamışsin, bane ne" ye gidiyor

-peki yararı olacaksa... senin belirleyeceğin kimseye beraber anlatırız. yada benim yanımda sen anlatırsın.

-yeni insanlara gerek var mı sence, sen nasılsa anlatmışsın

-onları yönlendirmiş olabilirim ya

-vallahi bizden ve bizim durumumuzdan öyle utanıyorum ki, kimselerle konuşamıyorum. Hakan hele hiç olmaz çünkü, had safhada gün sayıyorum oradan defolup gitmek için.

-amacın ne ?

-amacım, yanlışlarımı öğrenmek, onlardan becerebildiğimce ders çıkarıp, en azından kendisiyle barışık bir insan olabilmek.

-Hakan la yine sorunmu oluştu? yeni gelişmemi var? son konuştuğumuzda “artık eskisi gibi” demiştin.

-boş ver detayını Hakan konusunun ama durum budur.

-elektrikçi ayhan şimdi yanıma geldi. odamın elektrik sorununu sen çözebilirmişsin.

-ne demek bu? beni arasın ne demek istiyorsa

-tavan aydınlatmaları görüntüsü

-sana katalog getirsin. zaten yapılmış benzer örnekleri var başka odalarda. sen model ve armatür kasasının rengini seçeceksin o kadar. onu da aldığın ya da alacağın mobilyaya göre seçmeni öneririm.

YARIM SAAT SONRA…

-ORİYAMİSUN?...DEMEK DEĞİLSUN….Ne ediyim, madem oriya değilsun, ben de işe başlarum

-efendim uyuyakalmışım

-masanın başındamı?

-yatakta

-peki uyurken yazi gelduğuni nasil anlamışsun?

-ses çıkardı bilgisayar, önce ne olduğunu anlamadım

-ne kebap ama…biz didinup duralum, hanumefendi ohhhhh... yaşarsam 10 sene sonra belki ben de…

-kendimden geçmişim vallahi, buna sefa denemez bence.

-belli olmaz işsiz güçsüz oluncada, yatmaktan başka ne yapabilurki insan

-zaman en çabuk uyuyunca geçiyor. başka hiç bir şey istemiyorum.

-yok. Allah sağluk afiyet versun vede çalışalum ama kararınca olsa daha iyi olur diye düşüneyrum. düşünmek yetmeyi ki kaybanaya, icraaat lazım…. sağlıcakla kalınız efendim.

-sen de. bir dakika.

-ha söyle cancağuzum

-şimdi sen benim ricamla ilgili bir şey yapmayacaksın, doğru mu anlamışım

-al geriden geriden, biraz da beriden.

-bayağı neşelisin sanırım ama ne demek istedin anlamadım

-çokkk… hani padişahın vergi köprüsü misalı….hikayeyi bilirmisin? köylünün vergisini artırdıkça artırır, gıkları çıkmaz. sonunda köprünün başınada, sonunada vergi memuru koyar. anlayacağın köylü tırlatmış, padişahda “aman yeter” demiş

-sen de kendini o köylüye mi benzettin?

-he valla…az kaldı

-Allah kolaylık versin… benim cevabım ne oldu bu arada?

-amin be cancazığızım… gelecek hafta veya pazar günü kiminle istersen görüşürüz.

-sana anlatamadım sanırım, ben kimselere bizimle ilgili bir şey söyleyemiyorum artık, sadece hallerimden anlıyorlar ne anlarlarsa.

-peki o zaman senin istediğin mütaalayı nasıl yerine getirebileceğizki?

-bilmiyorum, bir düşüneyim bakalım o zaman. sen de düşün ama

-düşünebileceğim bir şey yok ki. çok net. ancak senin konuşmaya ihtiyacın varsa, Varol la konuş, benim olmam gerekmez

-ikimiz konuşalım…. burada mı Varol?

-senin için zamanım var ama net te değil. kayıp zaman olarak görüyorum ve bir daha burada, bu kadar uzun görüşme yapmak istemiyorum. telefon veya yüz yüze görüşmeyi, her yönüyle daha anlamlı ve ekonomik görüyorum. karnım aç, yemek al ve gel, daha yararlı olur.

-peki, sana afiyet olsun. Çözüm bizim konuşmamız değil ki, tarafsız biri olsun.

-peki, teşekkür ederim. izninle. anlamsız uzuyor.

-iyi akşamlar, zamanını aldım

-sana da…. Buradayım, bütçe ile uğraşıyorum

YARIM SAAT SONRA…

-dönüp yazdıklarımızı okuduğumda, yanlış anlamış olabileceğin kelimelere açılım yapıyorum

"ikimiz konuşalım" derken, üçüncü şahısla konuşurken ikimizin de olduğu bir ortamın faydalı olacağını,

"burada mı" sorusuyla da, “Varol İstanbul’da mı?” yı kastetmiştim. Cevapların, yanlış algıladığını düşündürdü.

-haklısın, net i kastettiğini düşündüm. hakikaten çok zaman alıyor net. Varol Ordu’da bildiğim kadarıyla ve seninle daha çok görüşüyor, görüşebiliyor.

-uzun zamandır görüşmüyoruz, birbirimizi görsek de hiç bir şey konuşmuyoruz. bana laf atıp "ne haber" diye soracak diye de ödüm kopuyor ayrıca. bu yüzden sessiz kalmayı yeğliyorum

-neden ki?  ama durumumuzu biliyor, söylemişsin. son konudan önce konuşmuşsunuz. 2.KADIN benimle konuşma ihtiyacı duyuyorsan gel, işe dönmek durumundayım.

-yok ERKEK...tekrar kolay gelsin

 

 

3 yıl 9 ay 7 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Görüşlerine ihtiyacım var Varol

Varol’a aşağıdaki mektubu gönderdim. Bakalım ne cevap verecek.

Merhaba Varol,
Bu akşam üstü ERKEK'den bana gelen bir e-pusulada, bizim son yaşadığımızı paylaştığı insanların, kendisini ‘saygın’ olarak değerlendirdiği ve bu yüzden üzgün olsa da, doğru olanı yapmış olduğundan, içinin rahat olduğunu yazıyordu. Bu ifadesi, beni kendimi sorgulamaya itti ancak ne yazık ki hiç bir sonuç alamadım. Böyle olunca da kendisine, paylaştığı üçüncü kişilerle benim de bulunduğum bir ortamda konuyu ele almamızı ve onların değerlendirmelerinde eğer gerçekten bir yanlışım, hatam, kaprisim v.s. olduğu sonucu ortaya çıkarsa, bundan ders almayı istediğimi bildirdim. Bana seninle görüşmemi önerdi. Görüşmek yerine hiç bir yorum katmadan, yazarak olayı aktarmaya çalışacağım ve senden bir arkadaş olarak tamamen objektif olmanı rica edeceğim. Tabii ki bunu yapmaya değer bulursan...
O akşam, ERKEK'nin annesinde akşam yemeğimizi yedik ve onun verdiği sütlaçlarla evin yolunu tuttuk. Evde bezik oynayarak rahatlamak hayaliyle yoldan da sütlaç üstüne koymak için dondurmalarımızı alarak evin önüne arabayı park edip, eşyaları arabadan çıkardık. ERKEK evin anahtarının yanında olmadığını farketti ve bize gitmeyi önerdim. O da Aygül'ün anahtarını almayı tercih ettiğini söyleyerek Işıl'ı aradı (Saat 24.00 idi) Ne konuştular duymadım ama bana eşyaları tekrar arabaya koymamı ve benim de binmemi işaret etti. Yola koyulduk. Hemen hemen Işıl'ın evinin önüne gelmiştik ki, bana;

"Anahtarları Işıl aşağıya indirecek, seni görmesi yanlış olur... di mi?" dedi ve cevap beklemeden arabayı görünmeyecek şekilde yan tarafa çekti. O arabadan çıkarken,
"sen zaten neyin doğru olduğu kararını vermişsin" dedim. Geri geldi ve eve doğru arabayı sürerken bir yandan da konuşuyordu.
"doğrusu bu muydu, doğru mu yaptım" diye üsteleyip duruyordu. Ben de bir önceki cevabımı tekrarlayarak
"sen doğru olduğuna karar verdin ki böyle yaptın" dedim.
"doğruluğundan emin olsam sana sorar mıyım, ben ne bileyim böyle şeylere alışık değilim, kadıncağıza saygısızlık etmek istemedim" deyince ben de;
"Peki bana yaptığın saygısızlık ne olacak? Senin saygından, neden ben hiç nasibimi alamıyorum? Beni bıraktığın durumda benim kendimi nasıl hissedeceğimi hiç düşünmedin mi? Ben gizli-kaçak bir insan mıyım ki gizlenmek zorundayım?" deyince
"saçmalıyorsun, senin çocukların babasıyla görüşmen gerekse, onun dükkanına giderken, ben de gelecek miyim?" gibi bir şeyler söyledi. Ben,
"Naslı yani????" diyerek, nasıl bir bağlantı kurduğunu anlamaya çalışırken, o konuşmayı sürdürüyordu
"ben doğru olanı yaptığıma eminim" diye
"madem doğru olanı yaptın, o zaman neyi konuşuyoruz ki?" dediğimde ise
"doğruyu yaptığıma eminim ama sen suratını salladığın için konuştum" dedi.
O sırada evin önüne varmış ve parketmiştik. Bu raddeye geldikten sonra, gecenin bize mutluluk ve keyif getirmeyeceği ön görüsüyle, kendi evime gitmeye karar verdim ama eve çıkacak eşyalarla ERKEKi sokak ortasında bırakıp gitmiş olmamak için eşyaları yukarı çıkarmasına yardım edip, öyle gitmeyi düşündüm ve arabadan indirmeye başladım, onları eve bırakıp gideceğimi belirterek.
"Kalmayacaksan yukarı da çıkmanı istemiyorum" deyince;
"peki" dedim ama elime aldıklarımı apartmanın kapısına kadar götürdüm. Geri dönerken de
"beni lütfen hiç ama hiç bir şey için arama, bunu beceremeyeceğimizi bir kez daha gördüm" benzeri bir laf ettim. (o an çok üzgün olduğumdan,cümleyi net hatırlamıyorum. belki ERKEK hatırlıyordur). Bahçe kapısına varmamıştım ki, iki gün önce tekrar parmağıma taktığı alyansı hatırladım ve kendisine iade etmek için geri döndüğümde;
"yüzüğü vereceksen, hiç verme, at çöpe gitsin" dedi. Almayı reddedince ben de;
"çöpe niye atayım, senin ayaklarına atarım" dedim ve öyle yaptım.
Arabaya bindim, bedenim öyle sarsılıyordu ki bir süre anahtarı yerine sokamadım ve hareketsiz kaldım. Ne kadar öyle kaldım, bu arada ERKEK ne yaptı bilemiyorum ama sonraki hamlemde başardım ve arabayı çalıştırıp evime döndüm...  
Becerebildiğimce yorumsuz hali budur?
Anlamak istediğim ise şunlar;
1-Işıl'ın beni arabada görmesinin ne sakıncası vardı? Kaldı ki; o arabanın yanına gelmeyecekti zaten, ERKEK gidip apartman girişinden anahtarı alacaktı. Yani o kadar uzaktan ve o karanlıkta arabanın içinde varlığımı farketmesi bile şüpheliydi.
2-Bir adam evine giderken, yanında eşinin olması anormal ya da ayıp bir durum mudur ki eş gizlenmektedir? Ben arabadan çıkıp Işıl'a selam filan mı verecektim, ya da laf mı atacaktım?
3-Diyelim ki sakıncası vardı, yani Işıl onu kapısına benimle gelmemesi için uyarmıştı. Neden ben üstelik eşyaları da arabadan indirmişken, onu evin kapısında beklemedim de, birlikte gittik?
4-Beraberliğimizi legalize ettik derken, bu neyi kapsıyordu? "evlendik" demek neyi kapsıyordu?
5-Bu davranışın ‘saygınlık’ bağlamında, bana yansıyan ve benim farketmediğim tarafı neydi?
6-Ben nerede yanlış yaptım, neyi yanlış algılayıp, yanlış değerlendirdim?
Kal sağlıcakla…

 

Cevap: Görüşlerine ihtiyacım var

komik... hiç önemi yok ne yazdığının... yorumunla yazmış olsanda davranışımın saygınlığını konusunda tereddüdüm yok. saygın bulanların, takdir edenlerin yorumlarıda değişmeyecek.
sen nasıl yararlanabileceksin?... bu saatten sonra neye yarar ki? testileri kırdıktan sonra; anlamışsın, anlamamışsın...
var sen ne yanıt alırsan al; yoğur, oyna, turşu kur ama şunu bilir, şunu söylerim; sayende bir kez kepaze oldum, ancak; sen benden esirgedin ama yeterki sen mutlu olasın diye, buna  bile bile izinde verdim...

unutulur ve yeni bir dünya kurulur, her sabah güneşin yeniden doğması gibi. senin de benim de bahçeme doğar alimallah.

 

 

3 yıl 9 ay 9 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-iyi pazarlar…. peki... banada.

-sana da... neden bana iyi pazarlar dilediğini de anlayamadım doğrusu? dün akşam buradaki varlığımı görmezden geldikten sonra, bir daha hiç bir vesile ile seslenmeni beklemiyordum.

-dememem için neden olduğunu bilmiyordum. hiç bir zaman öyle düşünmedim, şimdi de… dün akşam üstü konuşmuştuk, gece nete girmedim zaten.

-konuşmamıştık. dün sabah seni telefonla arayıp neyi komik bulduğunu sormuştum

-demek gündüzdü, bunamışım. masamda olmayabilirim. biliyorsun gün boyu net açık

-ben akşam eve gelip de nete girdiğimde buradaydın, sanırım 1 saatten fazla da kaldın. Her ne ise, demek beni farketmedin gece. sonra 10 u geçince, baktım ki gitmişsin.

-evet 10 gibi Şaban lardaydım. fark etmemek değilki konu... yan yana durabilmeyi başaramamış bir insanı selamlayabileceğin, görüşebileceğin, paylaşabileceğin kadar fark edebilir, ilgi gösterebilir ya da rahatsız edebilirsin. "iyi pazarlar" ya da bir başka temenni ve selam; her zaman dosta, tanıdığına , saygı duyulana verilebilecek bir  mesajdır.

-"iyi geceler" de bir temenni değil midir? dün akşamdan, bu öğlene değişen ne ki, şimdi selam verdin?

- özel bir nedeni yok. dün akşam içinde bulunduğum psikoloji, stresde uygun olmamış olabilir.

-peki, ben de "iyi pazarlarını" aldım, kabul ettim... sana da iyi dileklerimi gönderdim

-tahmin ettim bunu yazacağını, erken yanıtladım ama sen önce basmışsın… hep hızlısın ya.

-senin normlarında, yanlış bir şey yapmadım ümidederim.

-yok ama bir haftadır kendime söylediğim cümleyi sanada söyleyeyim

-yok söyleme...

-istekli, istegin ötesinde kesin kararlı… peki…

-“kararlı ama sahip çıkamayan...” diye devam ederim ben de ve polemik çıkar. En iyisi birbirimize bulaşmayalım, her ikimiz de kendi halimize, kendi kendimize yanalım, üçüncü şahıslarla yanalım ama birlikte yanmayalım.

-kesinlikle sahip çıkan. sapına kadar derler ya, hem de o cinsten ama sen baştan önyargılıysan benimki nafile.

-dediğin gibi, ikimizin de bahçesine güneş ayrı ayrı doğsun, güzel bahçelerin, bol güneşli günlerin olsun.

-amin… beraber doğamayacaksa, güneşsiz kalcaksak… izninle. masada olacağım. dilersen sonra da yazabilirsin.

-ben sana ayıp etmemek için gitmedim. kolay gelsin, hoşça kal.

-anlamadım, ayıp etmemek, pardon?

-yani ben çoktan izin isteyecektim uzatmadan ama sen söze devam edince, kestirip atamadım, istedim ki herzamanki gibi sen kestirip at. Böylece, bana atacak vebalin kalmasın, hadi kolay gelsin

-sağol, günün güzel olsun. biliyorsun ben burada yazışarak sohbeti hiç sevmedim, bizi tanıştırmış olsa da sevmeyeceğim …

-senin ömrün güzel olsun...

-senin de uzun ve güzel…

-"uzun" dileği benim için bedduadır biliyorsun...varsa bir bedduan lütfen kendine sakla

-güzel olunca, uzun tercih edilenidir.

-bu senin tercihin, benimle özdeşleşmiyor

-son cümleni okumadım… salak, öpüldün. hoşçakal.

AKŞAMÜSTÜ…

-NE EDİYUSUN

-yazışmalarımızı arşivliyorum

-YAKALADIĞIN ENTERASAN BİR ŞEY VAR MI?

-bilemiyorum pek. En çok şunu görüyorum; benim yazdıklarım yakarış, senin yazdıkların tersleyiş dolu genelde

-ÇOK ACIKTIM. ÇIKIP YEMEK YİYECEĞİM

-afiyet olsun, ben de birazdan çıkacağım zaten

- BERABER YEMEK  SAKINCALI MI?

-her ikimize de sakıncalı.... “Allah karşılaştırmasın” dileğinin üstüne, abesle iştigal (lafı doğru mu yazdım bilemiyorum)

-PEKİ, DAHA SONRA DİYELİM.

-yok be ERKEK... biz birbirine faydalı olmayı beceremeyen, belki birbirine sadece tutkusu ayakta, sağlam kalmış iki insanız. Çok acılarım var, çok acıların vardır... Hiç bir koşul ve paylaşım şeklinde, diğerlerini yok sayamıyoruz, sıfırlayamıyoruz… En azından ben; bunu yapabilecek motivasyonu bulamadım ve bulamıyorum sende. Benim haberim olmadan, bana sahip çıkıyormuşsun, hem de sapına kadar... Bundan benim haberim bile olamıyor, bana hiç bir şekilde yansımıyorsa, sıfırlamam mümkün değil. Her ikimiz de, bunun için ortak bir çaba gösterebilecek kadar bile ortaklık kuramıyorsak, kısa vadede her türlü paylaşım; tutkulara çözüm olabilir ancak. Neyse, sevmediğini bile bile, yine bir dünya laf ettim...

-DÖKTÜRDÜ yine… yorum yapmayacağım, uzayacak

-‘döktürmek’ bir işe yarasaydı neler vermezdim, ya da ‘döktürmemek’ çözüm olsaydı gıkımı çıkarmazdım… uzamasın, sen güneş alan bahçene git gönlünce, huzurlu olarak...

-bence döktürene kadar; hoş görülü, uzlaşıcı olsan, ‘dediğim dedik’çi olmasan daha iyi olurdu. başkalarının da bazı şeyleri bilebileceğini, onlarında aklının olabileceğini…

-ben, tanıdığım en hoşgörülü insanım

-bazen evet,  bazen en az höşgörülü olan… kendi felsefen dışında cereyan eden her bir şeye ise ASLA

-hoşgörü, kendimi aşağılamak ya da aşağılanmama izin vermek değil

-Sorun bu idi ve korktuğumda bu idi, uyarıldığımda bu idi.

-dinsin işte korkuların… ne güzel ne korku var, ne de uyarman gereken biri.

-ama pozitifleri hep arzu ettim

-dönüp kendine bakmadan, hep benden bekleyerek arzulamak....

-korkmamam gerektiğini bana hissetirecek, hissettikçe bende daha rahatlayacağım, sarılacağım… ama yumuşak kırbacıyla terbiye olmamdan öteye geçemiyoruz.

-oy ERKEK oyyy... sen benim korkularımı körüklerken, ben seninkileri yok etmek için tüm çabamla ve özverimle uğraştım.

-sen beni, bende seni

-bak yine başladı polemik.. git lütfen

-gerçek bu,  ikimiz de biliyoruz

-çookkk yorgunum

-salak öpüldün

-benim bildiğim, senin beni gerçekten hakedemediğin, kıymetimi bilemediğin. sana bensizlik müstahak artık...

-daha iyi olacaksa, müteşekkir kalırım. çıktım….

 

 

3 yıl 9 ay 11 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: uyuyor galiba

Hayata farkli açidan bakabilmekle ilgili söyle bir hikâye anlatilir:
Bir gün New-York'ta bir grup is arkadasi, yemek molasinda disariya çikar.
 Gruptan biri, Kizilderili'dir.
Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is makinelerinin
 çikardigi gürültü ve korna sesleri
arasinda ilerlerken, Kizilderili, kulagina circir böcegi sesinin geldigini
 söyleyerek circir aramaya baslar.
Arkadaslari, bu kadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini, kendisinin
 öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder.
Aralarindan bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.
Kizilderili, yolun karsi tarafina dogru yürür, arkadasi da onu takip eder.
 Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir böcegi bulurlar. Arkadasi, Kizilderili'ye:

"Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasil duydun?" diye sorar. Kizilderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadigini söyleyerek, arkadasina kendisini takip etmesini söyler.
Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi kaldirimda
 yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldigi tarafa bakarak, onun ceplerinden düsüp düsmedigini kontrol eder.
Kizilderili, arkadasina dönerek: "Önemli olan, nelere deger verdigin ve
 neleri önemsedigindir. Her seyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der.

 

Eski bir alışkanlık diyelim, her nerede senden gelen bir ileti varsa, öncelikle onu açıp okuyorum. Bunu aşmak için zamana ihtiyacım olduğunu biliyorum.

İşte şimdi de bunu açtım, okudum... anlayamadım bir daha okudum.... Hikayeyi anladım da bağlantıyı kavramaya çalıştım, bir sürü olasılık çıktı karşıma. Aydınlatırsan sevinirim. "Yok aydınlatmam " dersen de, seninle ve bizimle ilgili bir bilinmezlik, tanımsızlık daha sepete atılır, kafana takma...



aslolan hikayenin kendisi. ama kişinin penceresinin dışında, başka pencerelerin de var olduğu.... ve her zaman kendi penceresinin en iyisi olamayacağıını bilmesi.... diğer pencerelerin görüntü veya açılarının daha ideal olması halinde bozulmayıp, memleket meselesi çıkarmayıp, o penceredende bakabilmeyi benimsemesi...
işte böyle...
sağlıcakla

 

 

 

 

Konu başkalarının penceresinden bakabilmek olduğunda, sanırım çok kişi benimle boy bile ölçüşemez. Bunu megolomanlık olarak değil, gözlem olarak dile getiriyorum.

Zaten senin de, Işıl’ın da pencerelerinden bakarak, kendisine saygın bir davranışta bulunmuş olabileceğini dile getirmiştim sana. Olaya muhatap kişi ben olmasaydım ve izleseydim, tepki vermek yerine, seni yapıcı olmak amaçlı eleştirirdim sadece. Hatta sen konuşmaya, üstelemeye devam etmeseydin, (hani dersin ya "patlama be mübarek, o anda değil daha uygun bir zamanda söyle ne söyleyeceksen. Anında söylediğinde hatalı bile olsam geriliyorum" diye) yine tepki vermeyecektim. O gecenin kalan zamanında, beziklerimizi oynamış, sütlaçlarımızı yemiş, kakara, kikiri daha başka bir sürü şey yapmış olacaktık.

Senin uzatarak getirdiğin noktada verdiğim tepki; "kadıncağıza saygısızlık etmek istemedim" diyerek, bana yaptığın saygısızlığın gözardı edilmesineydi. Bir insan için düşünceli davranmak, diğer insana kendini bu derece onursuz hissettirmemeli diye düşünüyorum. Bu çok hassas bir denge olabilir, sen bunu becerememiş olabilirsin. İşin acı tarafı, ‘dediğim dedik, çaldığım düdük’ hesabı, olayı nasıl yansıttıysan, yanına yandaşlar da toplamış olmanın zafer kazanmış edasıyla, salınıyorsun ortalarda. Umarım diğerleri de Varol gibi yandaş olmamışlardır sana. Çünkü bana söylediğine göre O, sana ne kadar yanlış yaptığını anlatmaya çalışmış dili döndüğünce...

Ben başka kimselerle konuşmuyor, konuşamıyorum ama nedeni senin sandığın gibi, beni yanlış bulmalarından korkmak değil, yüzüme söyleyemeseler de;

"sen ki bu adamın bunca aşağılamalarına, bencilliklerine katlandın, sana müstahak" diye içlerinden geçirmeleri. Yüzüme en fazla,

"sen daha akıllanmadın, daha ne kadar kendini ezdireceksin" diyebilirler ki, bu bile kimselerle konuşamamak için bana yeter.

Seni hiç yönetmedim, yönetmeye de kalkmadım. Hele senin rakibin hiç olmadım. Bildiğim ve inandığım doğruları söylemek, sana verdiğin sözleri anımsatmak, benim ve bizim için dileklerimi dile getirmek, direkt nasibimi aldığım hakaretlerine tepkilerimi vermek; seni yönetmek değil, en insanca haktır bence. Ancak, hangi altyapı ya da duygunun etkisiyle bilinmez, benim dile getirdiğim her şey; tam bir Donkişot gibi kılıç kalkan kuşanmana sebep oldu.

Şu an bile karşında değilim ERKEK. Yanında olmak için mücadele edemeyeceğim, o kadar. Senin yanında olabilmeyi ya da seninle yanyana durmayı başarabilecek, yani senin karşına almayacağın bir insan varsa eğer, onu da, seni de kutlamak isterim.

Yine kendimi alamayıp yazdım bir sürü laf. Öyle umutsuz bir vak'asın ki, çoktan seninle ilgili her konuda pes etmiş ve "ne hali vasa görsün" diyerek, seni gündemimden düşürmüş olmalıydım. Çünkü yine anlamayacak, anlamak istemeyeceksin bu kadının ne dediğini, aslında tamamen senin iyiliğini istediğini.

Lütfen, sana yaptığım "uzman psikolog" önerisini, en azından kendin için gözardı etme...

 

3 yıl 9 ay 16 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-orada mısın?

-uyuklamışım, sese uyandım

-bu ne uyku?

-üzerime ağırlık çöktü, fazla uyumuştum dün gece

-şu yolladığın ofis mobilyalarına baktım, hepsi çok alelade geldi bana, seçim yapamadım vallahi

-haklısın. mağazda Şaban’ın kullandığı, üzeri sümenli takımın yenisi, silivri depoda varmış, salı günü Şaban bakacak. Uyarsa, arkasına dolaplarını uydururuz.

-tamam, uygun olursa bakarım. hatta yarın sabah geçerken uğrarım.

-ben acıktım biliyormusun

-vallahi ben de....

- “YEMEK ISMARLA” DESEM ISMARLAMAZSIN. “EVDE BİR ŞEYLER VAR” DESEM, GELMEZSİN

-şöyle piknik gibi bir şey çok hoş olurdu aslında.

-SAATTEN HABERİN VAR MI?

-n'olmuş saate,bu mevsimde gece pikniği yapıyor millet

-SANA MARMARİS’E GELİRİZ PİKNİK YAPMAYA. gideceksin ya… Allah akıl fikir versin

-oraya gelirsiniz canım, o başka... ben şimdi piknik istiyorum.

-bizi, beni terk etmiş... gideceğim diyor. yinede büyük konuşmamak lazım.

-seni, bizi terk etmiyorum. Olamadığımız, olamayacağımız ‘biz’ i farkedip, akıntıya kürek çekmemizin anlamsızlığını görüyorum, o kadar… Şimdi, piknik yapıyor muyuz, ben karnımı doyurayım mı?

-anlaşıldı. herkes başının çaresine bakacak. teşekkür ederim.

-yani reddedildim, di mi?

-sen reddettin, önerilerime olamayacak piknik önerisini getirdin bu saatte

-neyi reddettim... yemeği mi? peki, düğüne gidecek miyiz?

-düğüne gideceğiz dedik ya…

-pekala da olabilirdi. Gel bir hele, bak ne güzel piknik yaparız. Senin şu Pendik'teki bahçeye bile gidebiliriz

-o olabilir

-hazırlanayım mı?

-kadıköy’e gelir misin, geleyim mi

-aracım yok kiiii? Ben hazırlanana kadar sen gelirsin bence.

-tamam

-yaaaaaaşşsssııııınnnnnnnnnnnnnnn… 

şu Serdarın çizimine bir bakayım da hemen hazırlanıyorum...

3 yıl 9 ay 17 gün sonra (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-en azından seni burada salimen gördüğüm için bile "iyi ki uykum kaçmış" diyorum

-Şükür bir rahatsızlığım yok… peki. başkaca konuşmamızada gerek olmadığına göre… ama ben yinede gecen, uykun güzel olsun diyeyim. sağlıcakla efendim.

-GEREK YOK DİYORSAN YOKTUR

-susarsan, diyebileceğim başkaca ne kalabilirdi ki?

-yok, tepkisel bir susma değil benimki. Muğla’daki ofisi boyayan boyacıya para yollayacağıma söz vermiştim. Yarın unuturum diye, onu yapmaya başlamıştım, bir de baktım sen buradasın. o işleme de başladığımdan, onu tamamladım. Bir taraftan da, senin benimle iletişimde olmaktan hoşnut olmayabileceğini düşünerek, sana zaman vermek istedim.

- yine yanıldın

-benden ayrılırken bunu ifade etmemiş miydin?

-bu tarz bizi gerginleştirir be kız. en iyisi ben çıkayım. sana kolay gelsin.

-havale işim bitti

-iyi sabahlar

-şimdi de Işıl’a yazdığım notu, Ona da sana da postaladım…

 

2.KADIN’DAN IŞIL’A

Merhaba Işıl Hanım,

Gün gelip de size e-mektup yazacağımı hiç düşünmemiştim ancak az önce uyumaya yattığımda, bu gün ERKEK'in sizin geçireceğiniz tıbbi operasyondan bahsettiği aklıma gelince, sizi düşünmeye başladım ve aynı operasyonu yakın geçmişte geçirmiş bir hemcinsiniz olarak, herhangi bir şekilde size yardımcı olabileceğim bir şey olup olamayacağı takıldı aklıma.

Birden bende kayıtlı e-posta adresiniz olabileceği aklıma geldi ve hemen kalkıp yazmaya koyuldum. Umarım bu davranışımı uygunsuz görmez, olumsuz karşılamazsınız ve tabii ki umarım bu adres Aygül ve Songül'ün annelerine aittir. Eğer yanlış adresse de, sizden bu yanlışlık için özür dilerim.

Tercihiniz ne olursa olsun, saygı duyacağımdan lütfen kuşkunuz olmasın. Yalnızca şunu çok iyi bilmenizi, sindirmenizi isterim ki; amacım, yalnızca size herhangi bir şekilde faydalı olabilmektir. Çünkü bir insanın varlığını anlamlandırabilmesi, kendisini faydalı görebilmesiyle doğru orantılı olarak mümkündür diye düşünüyorum. En azından ben öyleyim.

Size faydalı olabilecegimi düşündüğünüz herhangi bir konuda (ki şimdilik gündeminizi bu operasyonun oluşturduğunu düşünüyorum) lütfen benimle iletişim kurmaktan kendinizi men etmeyin. Gerek bu e-posta adresimden, gerekse aşağıda vereceğim tlf. numaralarından bana ulaşabilirsiniz.

Size şimdiden geçmiş olsun der, sağlıklı ve huzurlu bir ömür dilerim. Allah sizi çocuklarınıza bağışlasın.

 

 

3 yıl 9 ay 19 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-hayırlı işler… kolay gelsin Ahmet abi

-sağolasın, sana da kolay gelsin. Artık en zor dedikleri sudokuları bile kolayca çözüyorum ya da bu site kandırıyor

-eğer yanlış oldu geri dön diyorsa BOŞVER

-yok bu öyle uyarmıyor, hem artık pek yanlışım da olmuyor, tek tük ancak

-NORMAL. zavallı sudoku önceleri muhatabının kim olduğunu bilmiyordu, şimdi öğrendi.

-J

-vallahi çıkıyorum, iyi istirahatler

-sana da

 

3 yıl 10 ay 19 gün sonra (cumartesi)

2.KADIN’dan ERKEK’e

“Sen yazma hastasısın” deme bana, yazıyorum çünkü konuşmaya başladığımızda ya da çalıştığımızda amacından sapan sonuçlar ortaya çıkabiliyor genelde. Bu nedenle eğer konuşacaksak: ön hazırlık olarak konuyu yazınca, hem konuyu hem de zamanı kaybetmemiş oluruz düşüncesindeyim.

İkimiz de, son dönemde senin Marmaris’e yanıma gelişin ve devamında yaşananların idrakı içindeyiz. Benim ricamla gelinen bir noktada olduğumuzun da… Hal böyle olunca; dünkü ilk telefon görüşmemizde,

“seninle konuşmamız lazım” dediğinde; bunun senin açından ayrılığımızın kesinleşmesi demek olduğunu, çok iyi biliyoruz. Ancak, akşam üstü açtığın telefonun, bu düşüncenle bağdaşmadığının da bilincinde ve şaşkınlığındayım. Bir dış etkene bağladığım bu değişimin, göstermelik evcilik ya da geçici bir süre bana katlanmak anlamına geldiğini de, bu sabah alyansınla ilgili verdiğin tepkinden algılayabildim.

Ana konuya geçmeden önce seni bilgilendirmem gereken şu; bu evde, sizlerle yaşadığım süre içinde yapmış olduğumu düşündüğün ve altında ezilme korkusu yaşadığın, hiçbir şey için bu duyguyu hissetmemelisin. Ben; yalnızca eşinin yanında olan ve ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışan bir kadındım, o kadar. Bu sabah itibarı ile de, yine becerebildiğince senin yanında ve destekçin olan bir insanım. Bunu sen istediğin için değil, faydalı olabilmek, bana kendimi iyi hissettirdiği için yapmaya devam etmek arzusundayım. Benim bu arzum, senin “dur” dediğin yerde ve anda bitecektir tabii ki.

Ana konuya başlangıç yapabilmek için oldukça uzun bir süre düşünmem gerekti. Sanırım öncelikle kendi yanlış algılama ve değerlendirmelerimle başlamam en doğrusu.

Ana tema olarak; yaşantındaki en önemli, hatta en değer verdiğin insan olduğumu sanma gafleti ile, ne denli yanlış yönlendiğimi anlayabilmek için, bu noktalara gelinmesi gerekiyormuş demek ki. Sen beni gerçekten o mertebeye koymak istedin, buna inancım sonsuz, ama bunu yapamadığın ve yapamayacağın da ortada bence. Çünkü sen tutku olarak 1.KADINdan vazgeçemedin. Bunun için çok mücadele verdin hatta veriyorsun ve vereceksin belki de. Ama bir baksana ERKEK, yıllar yılı verdiğin, bu tutkundan kopma mücadelen ne işe yaradı? Elde kocaman bir sıfır var. Bu arada, ikinizin canının yanması yetmiyormuş gibi, bu çabalarınızda canını yaktığınız ben varım. Keşke 1.KADIN’a olan tutkunla, benim özelliklerimi birleştirebileceğin bir tek kadın olabilseydi değil mi? Ama yaşam hepsini birden tek bir kişide toplamayacak kadar acımasız ve işte böyle tercih yapmak zorunda bırakıyor insanı.

İzninle süreci senaryolaştırmak istiyorum. Uymayan yerleri varsa ve sen gerek görürsen, tabii ki konuşup düzeltebiliriz.

Sen benimle tanışmadan ve beraberliğe başlamadan çok kısa bir süre önce kopmuştunuz 1.KADINla. Benim daha henüz realize edebildiğim kopuş sebebiniz; senin kendisiyle evlenme isteğinden korkarak, senden kaçması olmuştu. Onun sana önerdiği gizli paylaşım biçimi de, sana ters gelmişti ve tüm tutkulu duygularınıza karşın, kopma kararı alma zorunluluğunuz doğmuştu.

Onu beyninden ve gönlünden uzaklaştırabilmenin arayışlarına girdin doğal olarak. Ve karşına çıkan kadınlardan biri de 2.KADIN oldu. Diğer kadınlar geldi, geçti ama 2.KADIN kaldı. 2.KADIN; aklına yattığı, seni enterse ettiği, 1.KADIN’ın yerini doldurabilir ümidini taşıdığın kadın olduğu için, Onu hayatında tutmaya karar verdin. Bu kadın ihtiyacın olan çıkışı, kurtuluşu sağlayabilirdi sana.

Bu nedenle önce dolu-dizgin başladın.

“sana aşık oluyorum” , 

“Sana öylesine sahip çıkacağım ki, buna sen bile şaşacak, hatta bundan bıkacaksın” ya da

“rüyamda balayımızdaydık” diyecek kadar…

Böylesi heyecan ve ümitlerle geçen birkaç aydan sonra, bir vesile ile (büyük olasılıkla 1.KADIN tarafından) bir paylaşım sürecinin başlama fitili ateşlendi ve sen de, onu gönlünden hatta yaşantından çıkaramadığını üstelik bunu hiç istemediğini fark ettin. Bu sebeple; 2.KADIN’a açık ettiğini düşündüğün vaadlerin, güvencelerin, seni fena halde pişman etmeye başladı ve onu koyduğun yerden alıp, daha gerilerde bir yerlere yerleştirdin.

Ne kadar çabalamış olsan da, 1.KADIN’ı olduğu yerden indirememiştin ve o yer iki kişilik değildi ki 2.KADIN da orada kalabilsin. 2.KADIN’la arana mesafeler açıp, 1.KADIN’la arandaki mesafeleri, hızla kapatıyordun. Denemiştiniz birbirinizsiz olmayı ama olmuyordu işte, elden ne gelirdi…

Ama, 1.KADIN da sana tutkun olmasına rağmen, seninle evlenmeye hiç mi hiç sıcak bakmıyordu.

“günü yaşayalım, yarın yok” diyordu belki de. Onun sana söylediklerini de, sen bana söylüyordun. Bu üçlüde, (üçlü olduğunu bilen tek kişi sendin) benim senden beklentilerim, senin 1.KADIN’dan beklentilerinin tıpatıp aynısıydı. Belki de onun sana verdiği tepkileri, sen de bana vererek, onun intikamını benden alıyordun. O sana ne kadar acımasız olursa, sen de bana o kadar acımasız oluyordun. 2.KADIN’a saygı duyuyor, hatta kendince bir dozda seviyordun da ama gönlünün sultanı O değil 1.KADIN’dı ne yazık ki. Tutkunun hastalıklı olduğunu biliyor, kendini frenlemeye bile çalışıyordun sanırım ama heyhat! Gönül konmuştu bir kere…

Böylece gel-gitler yaşamaya başladınız. Hani bana diyordun ya;

“seninle ayrı olduğumuz zamanlarda 1.KADIN ile görüşüyorum. Birlikte oluyoruz, hiçbir yarın güvencesi olmadan günümüzü yaşıyoruz” diye…

Kısmen doğruydu. Çünkü; birincisi ‘yarın’ sızlık ikinizin ortak kararı değil, onun zorlaması ve senin ondan kopmayı göze alamadığın için kabullenmek zorunda kaldığın paylaşım şekliydi.

İkincisi ise, 1.KADIN ile küsüştüğünüzde bana geliyordun, biz küsüştüğümüzde 1.KADIN’a gitmiyordun. 1.KADIN’a gittiğinde, küsme platformunu hazırladığın için, beni ‘kopmayı isteme’ raddesine getiriyordun ve senin tercihinle kopuyorduk. Sen bunu nasıl becereceğini bilecek kadar tanıyordun beni.

1.KADIN ile kopmasanız, döneceğin de yoktu ama yine bir şey oluyor ve kopuyordunuz işte… Ya da, onunla ilk özlem paylaşımları geçtikten sonra, sen 1.KADIN ile beraberliğinizde legal olamamanın, gizli kapaklılığın, seni hayatına tümüyle almamasının yarattığı tahribatlara dayanamayıp, kendini basit ve kötü hissettiğin bu ilişki şeklinden koparmaya çalışıyordun.

Allahtan seni sevgisiyle sarıp sarmalayacak 2.KADIN vardı, en ufak bir parmak oynatışında köpek gibi kuyruğunu sallayarak sana koşacak. Her şeyi açık, net, dümdüz… Seni aşağılık hissettiğin ilişkiden kurtarıp, bir süreliğine de olsa, senin Onu aşağılık hissettirdiğin paylaşıma davet edebileceğin ve davetini kabul edeceğinden emin olduğun...

Dedim ya, 1.KADIN sana ne yapıyorsa, sen de aynısını bana…(kendimi aşağılıyorum biliyorum ama gerçek bu ise yumuşatmak bana ne kazandırır ki)

İşte böyle, kimi zaman koparak, kimi zaman cilveleşerek, geri dönüşlerinizle geçti yıllar.

2.KADIN’a gerektiği kadar 1.KADIN’dan bahsetmek zorundaydın, çünkü; 1.KADIN, her an her şeyi yapabilir ve sen onu kaybetmeye katlanamazdın. Ama 1.KADIN, 2.KADIN’ı bilmemeliydi. 2.KADIN’ı kaybetmeye de üzülürdün tabii ama 1.KADIN’ın yanında, 2.KADIN’ın lafı bile olmazdı ne yazık ki…

Üç yıl kadar önce, tesadüf de olsa, hiç beklemediğin bir şekilde, 2.KADIN, 1.KADIN’a ulaşınca, ne kadar yumuşatmaya kalksan da 1.KADIN’ın içine kurt düşürmüştün. Bunun sıkıntılarını elbette yaşamışsındır, hatta önceleri, bizim sadece kuzen olduğumuzdan dem vurmuşsundur bence. Zamanla bunu, 1.KADIN’ı kıskandırmak için kullanmış ve beni kendisine alternatif olarak yaşamına aldığın bir kadın olarak göstermiş olabilirsin. Tahminimce bu durum 1.KADIN’ı kışkırtmış, sen de amacına ulaşmış olarak, çılgın zevk ve heyecan anları yaşamışsınızdır. Sizin gel-gitlerinizden ben artcı olarak etkilendiğimi, aslında hiçbir şeyi kendim yönlendirmediğimi, sizin gel-gitlerinizin sonuçlarını yaşamaya mahkum olduğumu henüz kavrıyorum.

Zaman içinde tutkuların ve gerçeğinin çarpışması, özlemini çektiğin yaşam biçiminin 1.KADIN ile olamayacağını ne yazık ki kabul etmek zorunda kalman, 2.KADIN’ın hayatının kadını olabilmesini gündemine taşıdı yeniden. Bunu etraflıca düşünmeye ve hatta yakınlarınla paylaşmaya başladın. 2.KADIN da kolay kadın değildi ama çok iyi bir eş, çocuklarına iyi bir teyze olabilirdi. Hatta bu yönden bakıldığında 1.KADIN’a çok büyük fark atardı belki de. “Bizim kızdı” işte, daha ne olsun… ve Onu hayatının kadını yapmayı göze aldın ve yaptın (aslında yaptığını sandın)

Evlendiğimiz haberi, 1.KADIN’a uçunca; senin karın olmaya hazır ve istekli olduğunu haykırdı sana. Hiç beklemiyordun. 1.KADIN ve evlilik… O eski yırtıcı, başına buyruk kadın gitmiş, sana kul köle olmaya hazır bir kadın vardı karşında. Ama sen, 2.KADIN’a söz ve güvence vermekle kalmamış, evlenmiştin artık. İkiniz için de geçmiş olsundu. Sana bu şekilde gelmek için, senin evlenmeni beklemiş olmasına, ne kadar hayıflanmışsındır kimbilir…

Sen farkında olsan da olmasan da, onunla girdiğin her türlü diyalog, eşinle ilişkine olumsuz yansıyordu. Sen tutkulu olduğun kadınla gönlünce beraberliği kaçırdığına, zaten yeterince hayıflanıyor ama için yanarak da olsa, sorumlu bir eş olarak, 1.KADIN’a “hayır” diyerek, eşine gidebiliyordun. Sen bu kadar fedakarlık yaparken, eşin ne yapıyordu? Senin kendisine gitmenle yetinmeyip, senden hesap sormaya kalkıyordu.

Şunun farkında değildin ERKEK; 2.KADIN, bu oyundaki esas kadının 1.KADIN olduğunu, kendisinin ise yardımcı kadın oyuncu olduğunu bilmiyordu. Ve esas kadın olduğunu sanıp, onun haklarını kullanmaya kalkıyordu. Senin neyi lutfettiğini, ya da ona yazdığın rolü bilmiyordu ki…

“Sen esas kadınsın” denince kanmıştı. Böyle demeseydin, Onu bu oyuna alamayacağın için, farkında olarak ya da olmayarak Onu kandırmıştın. Ama gerçek rolü yardımcı kadın oyunculuksa, haddini de bilmeliydi  ve senin kendisinin yanında olmanla yetinmeliydi. Buradaki çelişkiyi anlayabiliyorsun değil mi?

Aslında hem kızıyor hem de acıyordun 2.KADIN’a. Onun ne suçu günahı vardı ki, bu iki kişilik oyununuzda, ona danışmadan oyuna dahil etmiştin? Ama “karım sensin” demiştin işte ya! Daha ne istiyordu? Neden 1.KADIN’ı  kafasına takıyordu? Gönlündekinin değil, beynindekinin yanındaydın ve o da 2.KADIN’dı. Zaten iç dünyanda çelişkiler, pişmanlıklar içinde kıvranıp duruyordun. Evli olarak “beraberiz” dediğimiz sürece; “anlatamam ama ne olur anla!” diye, epeyi kıvranıp durmuşsundur herhalde…

Göz hasmını tanır ERKEK. Bu nedenle 1.KADIN konusunda sana hiç güvenmedim ve hep huzursuz oldum. Güvenmeyi çok isterdim ama, 1.KADIN konusunda verdiğin tepkilerin sonucunda, bu güven hiç oluşmadı ve ben de tepkilerimi verdim. Oluşmamasının da doğallığını yadsımamalıyız bence. Ne olur, en azından şimdi benim verdiğim tepkilerde ne kadar isabetli olduğumu, hatta az bile tepki verdiğimi gör. Yürekten olmasa da (yürekten diyebilmeyi istediğini de biliyorum)“kadınım” dediğin 2.KADIN’ın, 1.KADIN’ın boşluğunu doldurmasını ne kadar çok istediğini biliyorum. Ama bunu bilmek, 2.KADIN’ı hırpalamanı engelleyemiyordu. Çünkü kurtuluş olarak gördüğün kadın, gönlündeki kadınla (üstelik o kadın tam da senin istediğin kıvama gelmişken) aranızda dikenli bir çalı olarak duruyordu. Sonra da, büyük olasılıkla şöyle ikna ediyordun kendini;

“Hadi yaa! 1.KADIN’a güvenilmez. Şimdi kaybetme korkusuyla “yapabilirim” dediği her şey, zamanla batacak Ona ve birbirimizi yiyeceğiz yine. En iyisi mi, ben elimdekinin kıymetini bilip, onunla yetineyim, bu nedenle 1.KADIN’a tüm kapıları kapatmalıyım.” 

Eminim ki bu kararını uygulayacak kadar da sorumluluk sahibi bir insansın. Ama 1.KADIN rahat durmadı ki. Senin, benim gündemimde kalmayı başarmak ve sonucunda kendisine yaşamını adayacak kadar tutkun olduğunu bildiği erkeğin yönünü kendisine çevirmek için, her türlü yola başvurmaktan çekinmedi, çekinmiyor. Anlaşılan o ki; Onun da sana olan tutkusu, tüm insani değerlerin üstünde…

Bu senaryoda gelinen noktada; sen, bilinçli ya da bilinçsiz, benden vicdan muhasebesi yapmak zorunda kalmadan, kopabilme çareleri oluşturuyorsun.

Sana zorluk çıkarmayacağım. Seni sevmek başka, senin bana layık gördüğün; esas kadın görüntüsündeki yardımcı kadın oyunculuk rolüne razı olmak başka. Mücadele ederek birlikte olacağım, gönlü başkasında bir kocaya değil, yaşamımı adadığım kadar bana yaşamını adayacak bir eşe ihtiyacım var benim… ve bu nedenle; 1.KADIN’ı, yaşanmış güzel ve dopdolu bir anı olarak korumayı başaramadığın, bu günlere taşınmasına izin verdiğin, hatta buna çanak tutacak tüm fırsatları değerlendirdiğin için, çok ama çok üzgünüm. Bu zayıflığın ve acizliğin, kendime de sana da acımak duygusunu oluşturuyor bende.

İkiniz oynayın ERKEK ve ne olur, başka kimselerin günahına girmeyin bundan böyle. Yine de karamsar olma 1.KADIN ile ilgili. Gerçekten değişmiş olabileceğini ve sana vaad ettiklerini yapabilecek ve bunun sürekliliğini sağlayabilecek yeterlilikte olduğunu düşünerek, çık onunla yola. Sonuç, hayal kırıklığı, hatta yıkım olsa bile, bunu göze almanı öneririm sana. Aksi halde; kiminle olursan ol, ya da ne yaparsan yap, hep içinde bir “acaba” olarak kalacak ve gündeminden hiç düşmeyecek…

Benim için çok ama çok zor ve acı oldu ama en azından, seni büyük bir yükten kurtardığımı düşünüyorum. Büyük bir olasılıkla karma karışık yazmış olabilirim. İnceleyerek düzeltecek zaman da yok ne yazık ki. Bu haliyle okuyacaksın artık çaresiz.

 

 

3 yıl 10 ay 23 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-az bir zamanın var mı?

-var canım, internet açıkmıydı?

-benim dizüstü takılıydı adsl de

-bizim server de sorun var gibiydi, demek düzelmiş

-sizinkini bilmiyorum, kendiminkinden giriyorum ben… Songül bilgisayara girmek istediğini söyleyince "senin kitap okuman lazım" diyerek reddettim, o da salona girip kapıyı kapamıştı. şimdi çamaşırları toplamak için balkona çıkayım diye girmek istedim, kapıyı kilitlemiş. zorladığımı duydu sanırım ama açmıyor. Ben de hiç ısarar etmeyeceğim, elbette çıkacak. o zaman ona, evin toplu olarak kullanılan mekanlarında böyle bir hareketin yanlış olduğunu anlatacağım.

-PEKİ, BU KONUDA BENİM YAPABİLECEĞİM BİR ŞEY VARMI?

-sence de uygunsa, böyle bir davranışın uygun olduğunu düşünüyorum. bakalım ne olacak...

-benim haberim yok gibi mi olsun? yani ilgilenmeyeyimmi?

-sen haberin yok gibi ol, ben sana gelişmeleri söylerim.

-bak ne diyeceğim. farklı yerlere, Salacak’daki gibi hat çekemezmiyiz adsl için?

-tabii ki çekilebilir, paralel hatta bakar o kadar.

-halledelim bence. ben mutfaktan girerim. Aygül odasında, bizim odada, ne bileyim salon… abarttım galiba

-akşam konuşuruz nerelere çekileceğini. Sana kolay gelsin....uyumadan gelirsin, değil mi?

-evet, gelirim. ben işe dönüyorum

-benim işim senden zor.....

-Allah yardımcımız olsun

 

 

3 yıl 10 ay 28 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-nasıl gidiyor?

-ASİSTANA EXCELDE YAPTIRDIKLARIMI YERLEŞTİRECEKTİM. BİR KONTROL ETTİMKİ, HEPSİ FORMÜLDE YANLIŞ. YENİDEN  KURUYORUM

-benim yardımım olur mu?

-SAĞOL

-sabahçı gibi misin, ona göre yatıp yatmyacağıma karar vereceğim

-YAT SEN. BENDE YANLIŞ YAPTIM, TEKRAR GERİ DÖNECEĞİM.

-peki... madem faydam olamayacak, sana kolaylıklar, bana da iyi uykular... çıkarken ararsan, buraya vardığında aşağıda olurum ben, uygun mu sence de?

-TAMAM

 

2.KADIN’dan 1.KADIN’a

ÖĞLEDEN SONRA…

Merhaba 1.KADIN,

Hiç “hanım” ve “siz” gibi kipler kullanmayacağım. Umarım sana da ters gelmez bu seçimim. Seçimim bu çünkü; sen, ben ve ERKEK(senin hitabınla Recep) aynı oyundaki, üç başrol oyuncusuyuz bence ve bu durumda gereksiz nezaketi zul sayarım.

Ben yaşantım boyunca illegaliteden, gizli kapaklı yaşanabilecek her şeyden uzak durdum. Sanırım yaradılış olarak bu tür entrikalı bir yaşam, adrenalini çok olsa da, bana göre olmadığından, bu tarz bir yaşamı seçmedim. Ancak gel gör ki; içinde olduğumuz durum, tam da benimle bağdaşmayan bir yaşam şekline dönüştü.

Bir ay sonra, ERKEK ile beraberliğimiz, gel-gitlerin eşliğinde dördüncü yılını dolduracak. Geldiğimiz noktada; ben O’nun eşiyim, sen ise vazgeçmek istemediği kadınsın görüntüsü var. Kendi arzusuyla bana gelerek, yaşamlarımızı birleştirme isteğine sahip çıkabilmek için, var gücüyle çabaladığını sanıyorum ama heyhat! Gel gör ki; senin O’na çeşitli bahanelerle ulaşmalarına kayıtsız kalamıyor ve bana görüşmediğinize dair ettiği yemin billahlara rağmen görüştüğünüzü, buluştuğunuzu hissediyorum. Benim yanımdayken (genelde evde iken) senden gelen hiçbir telefonu açmıyor, farkındayım.

“Hiçbir telefonuna bile çıkmıyorum” dediğinde, ilk fırsatta sana geri dönmeye çalıştığını hisssediyorum ve üçümüze de acıyorum.

Kendime; bu yalanları yutar göründüğüm için,

sana; söylemek zorunda kaldığı yalanlara belki de inandığın için,

ERKEK’e; bu yalanlarla ortalığı idare etmek zorunda kaldığı için acıyorum.

Birkaç gün önce, son dönemde çevreden öğrendiklerimle, bizim yaşadıklarımızı birleştirerek, bu üçlünün evrimiyle ilgili dört yılı kapsayan bir senaryo yazıp verdim kendisine. Okuduktan sonra,

“detaylarda yanılgın var ama %70’i doğru ve buradaki en suçsuz, günahsız kişi sensin” dedi. Yazdıklarımın tümünü değil ama, sana şu anda yazıyor olmamın sebebini anlayabilmen için, son paragrafını buraya kopyalamak istiyorum.

………

“Bu senaryoda gelinen noktada; sen, bilinçli ya da bilinçsiz, benden vicdan muhasebesi yapmak zorunda kalmadan, kopabilme çareleri oluşturuyorsun.

Sana zorluk çıkarmayacağım. Seni sevmek başka, senin bana layık gördüğün; esas kadın görüntüsündeki yardımcı kadın oyunculuk rolüne razı olmak başka. Mücadele ederek birlikte olacağım, gönlü başkasında bir kocaya değil, yaşamımı adadığım kadar bana yaşamını adayacak bir eşe ihtiyacım var benim… ve bu nedenle; 1.KADIN’ı, yaşanmış güzel ve dopdolu bir anı olarak korumayı başaramadığın, bu günlere taşınmasına izin verdiğin, hatta buna çanak tutacak tüm fırsatları değerlendirdiğin için, çok ama çok üzgünüm. Bu zayıflığın ve acizliğin, kendime de sana da acımak duygusunu oluşturuyor bende.

İkiniz oynayın ERKEK ve ne olur, başka kimselerin günahına girmeyin bundan böyle. Yine de karamsar olma 1.KADIN ile ilgili. Gerçekten değişmiş olabileceğini ve sana vaad ettiklerini yapabilecek ve bunun sürekliliğini sağlayabilecek yeterlilikte olduğunu düşünerek, çık onunla yola. Sonuç, hayal kırıklığı, hatta yıkım olsa bile, bunu göze almanı öneririm sana. Aksi halde; kiminle olursan ol, ya da ne yaparsan yap, hep içinde bir “acaba” olarak kalacak ve gündeminden hiç düşmeyecek…

Benim için çok ama çok zor ve acı oldu ama en azından, seni büyük bir yükten kurtardığımı düşünüyorum. Büyük bir olasılıkla karma karışık yazmış olabilirim. İnceleyerek düzeltecek zaman da yok ne yazık ki. Bu haliyle okuyacaksın artık çaresiz.”

…………………

Bu yazdıklarıma ek olarak “sevmek vazgeçmektir” dedim ve o gece evi terk etmek için tüm hazırlıklarımı tamamladım. Sonuç? Neredeyse büyük bir rica ve günah çıkarma seramonisi ile evde kalmaya ikna etti beni.

Ancak daha aradan iki gün bile geçmeden, cep telefonunu benden kaçırmaktaki telaşını gördüğüm an, iki gün önceye göre hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu anlayınca, o gün itibarı ile alyansımı çıkardım ve toplumsal gereklilik durumları (aileyle ya da evliliğimizi kutlamak isteyen arkadaşlarla bir araya gelmek v.s. gibi) ve ERKEK’in bana ihtiyacı olması durumları dışında, kendisiyle birlikte olmuyorum.

Onu seviyorum ve senin de sevdiğini düşünüyorum. O ise; ne yaptığını ve ne yapacağını bilemeyen, şaşkın bir durumda. Yani üçümüz de mutsuz ve bedbahtız bence. Senin (hangi duygularla bunu yaptığını sanırım asla anlayamayacağım) bu evliliğe vermek istediğin zarar, hatta yıkma kararlılığın, sanırım sonunda hedefine çok yaklaştırdı seni.

Ben kendimi şöyle rahatlatmaya ve ikna etmeye çalışıyorum; Üç kişi mutsuz olacağına, iki kişi mutlu olsun bari. Burada mutsuz olmak bana düşse dahi razıyım buna. Sadece bana kalsa, bunu hemen yapacağım ancak, daha bu sabah, Onu kapıdan yolcu ederken, karşımda evliliğimizin sürekliliği ile ilgili öylesine iyimser bir adam vardı ki, ben ortadan yok olsam da, sizin mutlu olamayacağınız endişesini yaşattı bana. Çooookkk zor bir durum bu, umarım ne büyük bir ikilem içinde kaldığımı anlayabilirsin.

Ben Temmuz sonu Muğla’ya gitmeden hemen önce;

“Seni ne kadar çok sevdiğimi hala anlayamadın mı? Sen benim ölümlüğümsün, lütfen bu yüzüğü tak ve ölene dek çıkarmayacağımıza söz verelim.” Diyerek beni uğurlayan adam, benimle Marmaris’teyken senin arayışlarının sebep olduğu tartışma ve gerginliklerimiz sonrasında, beni arkasında bırakıp, İstanbul’a geri dönerken, daha uçağa bile binmeden seni arayıp, benimle evliliğini bitirdiğini söylemiştir bence. Söylemese de, bunu hissettirmiştir sana ve yine tahminimce o geceyi birlikte geçirmişsinizdir.

Düşünebiliyor musun; Aygül’ün hastaneye yatırıldığını öğrenince, hemen uçağa atlayıp İstanbul’a geliyorum ve ERKEK sabah beni havaalanından alıyor, hastanede bütün gün Aygül’ün yanında ben kalıyorum. Akşam beni eve bırakıyor ve gece sen geliyorsun Aygül’ün yanına. Aygül bile, bu durumdan öyle şaşkın, öyle rahatsız ve öyle çaresiz ki. Bu nasıl bir ruh halidir ki; bunu o çocuğa yaşatmak pahasına, yanına gidebildin? Tabii ki çocuğunun bu görüşünü ERKEK seninle paylaşmamışsa, hatta çocuğunun duygu ve düşüncelerinden haberi bile yoksa, sen ne yapabilirsin ki? O da ayrı mesele…

Bunu sana yaşanan çarpıklıklara sadece bir örnekleme olsun diye aktardım. Üstelik model oluşturmamız gereken çocuklarımızın gözü önünde gelişiyor olaylar. Ben bunu, ERKEK’in aşkından ölsem, hiçbir çocuğa reva görmem, göremem. Becerebildiğimce yaşanan bu çarpık ilişkiyi hissettirmemeye, babaları ve senin adına mazeretler üretmeye çalışıyorum.

Sonuç olarak diyeceğim o ki; ERKEK’nin bu açmazı çözebileceği yok bence. Bunu ancak ikimiz yapabilir, gerek kendimiz, gerek sevdiğimiz kişi, gerekse yakın çevremiz için, en sağlıklı sonucu üretebiliriz. Bu nedenle hepimizin selameti adına; duygularını ve gerçeklerinizi tartarak karar vermeni ve bunu bana bildirmeni rica ediyorum. Emin ol ki; gün olur da siz bir yaşam paylaşırsanız, ben kesinlikle içinde olmayacağım ve kendi yaşadıklarımı, ne sana, ne de bir başka hemcinsime yaşatmayacağım.

Bu yazdıklarımı ERKEK ile paylaşmayacağım. Sana yolladığım an, onlar senin zaten. Gerekli görürsen, gerekli gördüğünle paylaşabilirsin, bu inisiyatif senin ve hiçbir sakıncası yok bence. Yazmaya başladığımda demiştim ya “ben fazlasıyla legal bir insanım” diye. Bu yüzden her şeyim ortadadır benim. Ama yolladığım anda sana ait olacak bu doneyi kullanma hakkı sadece senindir.

Seni acıtmak için değil (ama acıtacağını tahmin etmenin üzüntüsüyle) bizim evliliğimizi ve sevgimizi algılamana destek olur umuduyla, sana Haziran’da ve geçen hafta Kızkulesi’nde çekilmiş iki fotoğrafımızı gönderiyorum. Lütfen bunu yapmak zorunda olduğumu hisset ve beni affet.

Gerekli görmen halinde, seninle her yolla görüşmeye hazır olduğumu da bildirir ve en sağlıklı kararı vermeni dilerim.

Kal sağlıcakla…

 

 

3 yıl 11 ay sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, selam vermeye yasak yok, değil mi?

-gerekli görüyorsan tabii ki verebilirsin, sana da merhaba

-gerekli görmemek… ilginçsin

-bence hep öyleydim....

-seni öpüyorum yanacıklarından ve işe dönüyorum… Döktürüyorsun yine galiba…

-döneceğin yerin neresi olacağını bildirmene inan ki gerek yok... senden bunu beklemiyorum. Gönlünce ya da gerek gördüğünce, dilediğin yerde olabilirsin, biliyorsun.

-alakasız bir döktürrme geldi… normal.

-Allah senin de normal olabileceğin günleri göstersin sana... bak şimdi Ayşe Abla’nın gönderdiği bir ileti açtım. ona da ‘şef’ yollamış. Geçmişte de olsa, nasıl günah aldığını anlamanı dileyerek sana yollayacağım.

-bu konuda, cevap yazmanı beklemeden ifade edeyim; benim geçmişte gördüğüm ileti,  bu tarzda değildi. Ayşe’nin adıda yoktu, bal gibi ‘şef’e gidiyordu.  sana sorduğumda da; “ayşe’nin adresi yok. aslında ben şef e değil, Ayşe’ye atmıştım” demiştin... Yani, alakasız bir yorumki, evvelki haftalar benzeri açıklamayı yaptığında, "aman boşver. öyle yada böyle olması neye yararki?” deyip, seni düzeltmeye bile çalışmadım. gerçi düzelmezdin, oda ayrıya. Neyse…

-yanlış anımsıyorsun, benden giden değil, bana gelen bir ileti için "hala sana yolluyor" demiştin

-konun hiç bir önemi yok ve benim için çoktan kapanmıştı zaten. Evet, haklısın. “Ayşe Abla’dan geldi” demiştin.

-benim ‘şef’e yollamam mümkün değil, çünkü adresi kayıtlı değil adres defterimde.

-kayıt olup olmaması bir şey ifade etmez, bilgisayar anımsıyor, akıllı kerata

-adres defterinde yoksa yollamıyor, ya da benim başıma hiç gelmedi. umarım bana söylemesen de yanılgını kendine söyleyebilirsin, afedersin zamanını aldım ama günahımı alman çok dokunmuştu. kolay gelsin...

-aynı kanaati taşıyorum. Öyle, yada böyle, bir şey fark etmiyor. Bilgisayar işlerini seviyorsun vesselam…

 

 

3 yıl 11 ay 1 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

 SABAH…

-Salacak’daki evde dün gece bir akrep öldürdük. çocuklar çok tedirgin. ilaçlama yaptırmak tam olmasa da iç rahatlatıcı bir çözüm gibi gözüküyor bana ama bir gece ev dışında kalmak gerekiyor sanırım.

-aa… geçmiş olsun. bizde kalabilirsiniz.

-bizim durumumuzu bilen iki kişiyiz biliyorsun, yani sen ve ben. bu durumda başka yerde kalmak garip karşılanabilir. n'apacağımı bilemedim, sana danışıyorum

-akrep? Nerede, kim buldu, nasıl gelmiş?

-Görkem salonda buldu. sanırım salon penceresinden girdi. onlar evde yuvalanmazmış zaten

-iyi de oraya nasıl gelebilir ki. genelde çatıda olur derler ama neden çatıda olur, onu da anlamış değilim…

-çatıdan....çiçekliklerden… ne bileyim dışardaki herhangi bir yerden olabilir. İlaçlama şirketinin dediğine göre, bugün akreple ilgili arayan 30. kişiymişim. sanırım hava birden soğuyunca sıcak olan yerlere doğru kaçışıyorlar. çok pis bir durum yaaa...n'apacağımı bilemedim

-akşam hep beraber annemlere gideriz, sonra da bizim eve… Hala yaptırmadıysan, bugün yaptır ilaçlamayı yada ben şirketi ilaçlayan arkadaşımı sana yönlendireyim veya sen ara.

-sen kimselere bir şey söyledin mi bizim durumumuzla ilgili?

-annem aradı dün gece. Işıl’a geçmiş olsun a gidecekti. ben yorgundum ve evdeydim biliyorsun. seni sordu. “arada Salacak’da kalıyor” dediysem de biraz nasihat falan işte… yani flu, kopmuş değiliz ama güllük gülistan da değiliz gibi, neyse…

-"öyle çok yanından evinden uzaklaştırma karını" filan gibi mi?

-ilaçlama ve sonrası…?

-ilaçlamacının tlf.unu ver bari de arayayım. bakalım uygunlar mı, çünkü benim konuştuğum servis çok yoğunmuş. bugün olmasa da, yarın ilaçlasınlar en azından.

-bugün çözümle. akşamada bizde kalınır. ben zaten anneme “geleceğim” demiştim bu akşam için.

-yarın akşam kalınamaz mı?

-kalınır

-İlaçlamacı arkadaşına kendimi ne diye tanıtayım sence?

-evli falan muhabetlerini bilmiyor. “kuzen” de, daha kolay.

-peki, konuşuyorum şimdi

5 DAKİKA SONRA…

-Cuma namazındaymış, telefona çıkana derdimi anlattım, beni arayacaklar. “bugün için zor ama yarın garanti yaparız” diyor çıkan adam. sen ararsan belki bugüne alınabilir

-çıkınca arar. Gerekirse bende ararım birazdan

20 DAKİKA SONRA…

-ilaçlamacı aradı, konuştuk. genel temizlik sonrası yapılması daha faydalıymış. Ayrıca evden ayrılmaya da gerek yokmuş bu sistemde. pazartesi temizlikçi gelecek bize, bu nedenle pazartesi akşamı ya da salı ilaçlayacaklar.

-telefonla konuşalım

-peki

 

 

3 yıl 11 ay  2 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADINSOHBET

-SOBE

-vallahi ebeleyemedin...

-NEDEN

-kendimi yakalanmış hissetmedim de ondan

-ne yapmam gerekirdi? kibarca dokundum işte

-ay ne biliimmm… sen bir şaka yaptın, ben de sürdürdüm. hepsi bu

-anladım. sen hart hurtttan hoşlanıyorsun, köftehör seni…. daha sert. Hani yakalayacaksın, kendine çekeceksin ve nefesinide keseceksin.

-hadi yaaa.. bak sen, ben neymişim de haberim yokmuş...

- “Dur, dur bi soluklanayım” diyene kadar…

-durdum

-sobe dediğin böyle olur değilmi

-vallahi sen erotik bir haltlar karıştırıyorsun gibi oldu bence bu...

-ama nerede... hatun inzivaya çekilmiş. yaşlı hatun. ilgisi kalmamış zaten o dünya ile. zannediyorki cıbıldak kıyafetlerle körpe oluyorum, olmaz. ama bildiğim her yaşın güzel olduğu. akşamınız güzel olsun efendim.

-doğrudur, bir bildiğin yaşamışlığın vardır herhalde, ne diyeyim…güzel olan yaş mı, her yaşta güzel olan ben miyim? her neyse, şaka bir yana, senden ricamı unutmadın değil mi?

-takıldım, özel gündem yok, geriliyorum. bakarsın gece kapını çalarım, o kadar.

-benim özel gündemim var ve bence bu kadarını hakediyorum

-kesinlikle.

-dün de fotoğraf makinesi ile transfer kablosunu bırakacaktım annenlere, unutmuşum

-sen unutmazsın. uygun görmemişsindir. sen ne hinsin.

-vallahi unuttum… taksiye bindikten sonra geldi aklıma, “nasılsa bir gün nasip olur” diye de geri dönmedim artık. Ayrıca ben, fırıncı Ahmet’in karısıyla konuşup, başsağlığı diledim, bilgin olsun.

-sanalda  uzayınca geriliyorum. şimdilik izin istiyorum. benim adıma da bir şeyler demişşsindir umarım

-hayır... neyi uygun görüyorsan yapman için, sana onun telefonunu yolladım.

-Ahmet’i yarın ararım. sağlıcakla

 

 

3 yıl 11 ay 3 gün sonra (pazar)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Konu: HAKKIMIZDA HAYIRLISI

Merhaba ERKEK,
Umarım sadece başlıklarla yetinerek anlatabilirim. Körle yatan şaşı kalkar hesabından mıdır nedir, son zamanlarda insanlar bana “sadede gel” demeye başladılar. J
Birlikte yaşadığımız evden ayrılalı beri (bu gibi durumlarda ortam değiştirmenin gerekliliğine inancım arttı) sorguladığım ve gözlemlediğim, ben-biz ilintileri şöyle;
*Gönlümde yatan umudum, elbette ki; seninle kurmaya çalıştığım/ız evimizde bu ömrü seninle ve çocuklarımızla huzurlu bir aile olarak sürdürmek ve tüketmektir.
*Ben evimizi terk etmedim. Çaresiz kaldığım noktada ayrılmak zorunda kaldım. Çaresizliğim; sana güvensizliğimin ve senin bu güvensizliği körükleyici davranışlarının sonucudur. Bunu anladığının ve bilincinde olduğunun farkındayım.
*Gerçek bir aile olabilmemiz için, sözel ifadeleri ile davranışları istikrar gösteren bireyler olmamız gerekiyor.

 “Ben yaşantımı; hayat arkadaşım olarak 2.KADIN’la sürdürmekte istekli ve kararlıyım” diyebilecek ve bunu uygulayabilecek kadar kendine güvenmen gerektiğine inanıyorum. Tam olarak ne istediğinin adını koyan, bu isteklerine ve eşine sadakat gösterebilecek bir insan olup olamayacağının kesin ve geri dönüşsüz kararını verememen durumunda, bir aileden söz etmek hayalciliktir bence. En azından eşinden beklediklerini ona verebilmeyi göze almak gerekiyor, yanılıyor muyum?  O fazlasını veriyorsa, bu da bonus olur, fena mı… J
*Evlilik kurumunun yalnızca senin istek, gereksinim ve keyfiyetlerinden oluşmadığını, oluşamayacağını, eşinin de en az senin kadar bu kurumdan ve senden beklentileri olabileceğini göz önünde bulundurman, sanırım haksız bir dilek ve istek değildir.
*İnan ki bir insan (ya da bir kadın); eşinin tüm dış etkenlere karşı dirençli olduğunu ve yuvasını koruyup gözetmek için sahip çıktığını duyumsayabilirse, bu güvenin verdiği huzurun üstüde hiçbir yapıcı duygunun olabileceğini sanmıyorum.
*Evimizde, evin hanımı olarak geçirdiğim on gün sonucunda, bundan sonraki ömrümde aile olmadan yaşamayı istemediğimi ve hatta bunu beceremeyeceğimi, yalnızlığın beni çok mutsuz edeceğini fark ettim. (Bizim istikrarsızlıklarımızdan yılmış olan benim çocuklarım, isyan bayrağını açtılar ve Beşiktaş’taki eve taşınmakta kararlılar. Ancak bu; her ne pahasına olursa olsun, gerçek bir aile olabileceğimize inanıp, güvenmeden sen ve senin kızlarınla yaşama çaresizliği oluşturmamalı.)
*Senin kendine güvenebilmen ve buna koşut olarak da, benim sana güvenip, evimize dönebilmem ya da kendi yoluma gidebilmem için; Salacak’daki evde; sessiz, sakin, ancak acıtan bir bekleyiş döneminin içindeyim şimdilik. Acı duygusunu öyle yoğun duyumsuyorum ki; sevgimi bile gölgelemesine kahroluyorum.
*Senin de dediğin gibi ‘çocuk oyunu’ değil bu. Ya adam gibi sahip çıkalım ya da özgür bırakalım birbirimizi. (Ancak dikkatini çekerim ki; verdiği güvencelere sadık kalamayansın ve benim şu anda Salacak’daki evde olmamın en büyük nedeni bu sadakatsizliğindir)
*Aranağme dönemini çoktan geçtik. Bu aşamadan sonra, ne sen evliliğimizle ilgili sadece ‘iyi niyet’ten bahsedebilirsin, ne de ben alyansını takmaya hazır olmadığın kadın olabilirim. İki ara-bir dere yok, olamaz-olmamalı artık. Sana da yazık, bana da.
*Gurur, kapris filan yapmaya inan hiç niyetim yok. Sözkonusu ‘yaşamım/ız’ olduğunda, gururu ezer geçer, aileme onurumla sahip çıkarım.
*Allah şahidimdir. Dün de, bugün de, beni aştığını düşündüğüm, “yapamam” dediğim pek çok şeyi, belki de çare olur umuduyla, bizim için yaptım. Ancak içim çok rahat ve huzurlu, elimden gelen her şeyi yaptığım için.
*Ben konuşma hakkımdan zorunlu olarak vazgeçip, yazma hakkımı kullandım. Tabii ki sen de kaçmayı sürdürüp, beni yanıtsız bırakabilirsin. Yanıtsızlık da, en keskin yanıt olduğundan, herkes kendine düşeni yaşar ve yoluna gider sonuç olarak.
Hakkımızda hayırlısı olsun.

İlhan Şeşen şarkı söylüyor şimdi televizyonda. Diyor ki;
SON ZAMANDA YAPTIKLARIMA BAKMA N’OLURSUN, BENİM AKLIM BAŞIMDA DEĞİL
SÖYLEDİKLERİMİ KAFANA TAKMA N’OLURSUN, ONLAR İPE SAPA GELİR ŞEYLER DEĞİL

 

 

3 yıl 11 ay 6 gün sonra (çarşamba)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Cevap: HAKKIMIZDA HAYIRLISI

merhaba, denetleme vardı ve bugün işe gelebildim. raporu verdim, e-postalara bakabildim. okudum seni. belkide ilk kez bu kadar dobra ve mutlu eden satırlar okudum. aslında her zaman güzel yazıyorsun. bu kez güzel değil. doyurucu, tatmin edicide.
yanıt: kaçmıyorum. çözüm diye yaptığın bazı davranışları (sen biliyorsun neler olduğunu) kabullenemiyorum. tabiki konuşacağız ama şu an sağlığımda buna uygun değil. senden yardım istemiyorum. tek başıma geçirdim bu süreyi. çünkü, sana kendimide borçlu hissetmek istemiyorum. hele hele 10 gün, talebim olmasada sen üstlendin bizi. görüşeceğiz.

 

3 yıl 11 ay 8 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-ben de şimdi telefon açacaktım ama meşgul

-doğru, ev telefonu meşguldü, şimdi uygun...

madem seninle 1.KADIN’ yazdığım mektubum paylaşılmış, gerekli olduğunu düşünüyorsan sana da yollayabilirim.

fotoğraf makinasını yarın akşama kadar nasıl alırım senden? bir de trilye gezisinin tarihini anımsıyor musun?

- dur, henüz ilham gelmedi…

- ;)

-yemezler. hem kalbimi kır, hemde göz kırp

-haşa, kırmadım. Sadece, kalbimin daha fazla kırılmasına engel oluyorum...

 

3 yıl 11 ay 9 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-hayrola meksika vaziyetleri

-bilgisayarın başındaki ben değildim, efendim ERKEK?

-bilgisayarcı yardım etti, resimleri yükleyebildim. Makineyı bir şekilde sana ulaştıracağım.

-sevindim, iyi olur

-yarın annemler de Ordu’ya gidiyor biliyorsun. gündüz bize gelecekler, akşamda ben harem e götüreceğim... Peki, ilgini cezbetmedi. devamıylada başını ağırtmayayım

-yok da, annelerin yarın gideceğini zaten biliyordum. seninle ilgili bir program yapmış ve beni bilgilendirmemişler, ya da danışmamışlarsa, tercihlerine saygı duyarım. Dahil olmadığım bir eylem için, ne dememi bekliyorsun ki?

-program falan yok. “bize gelirsiniz, ben bırakırım” dedim… seni sordu annem, “akşama Nevşehir e gidecek” dedim, şaşırdı, “nereye, neden? Konuş, oda yanımızda olmalı” dedi, “ısrar etmeyeceğim. kendi halinde kalmalı bir müddet her şey” dedim… neyse

-niye ki?...peki, kolay gelsin

ÖĞLEDEN SONRA…

-bir de, biraz geç oldu ama şimdi geldi aklıma. evden almak olanaklıysa, makyaj çantama da ihtiyacım var. çaresi yoksa da sağlık olsun

-seyahatte gerekecekse gider alırım, kaçta otobüsün, ona göre zaman planlayayım.

-o zaten seyahatler için hazırlanmış bir çantaydı ama sana zor olacaksa dert değil, evden koyarım malzemeleri. otobüs ise hareme uğramıyor, esenlerden direkt geçiyormuş. biz Ataşehir gişelerde binecekmişiz

-sen nasıl gideceksin?

-Fulyayla Erhan gelip alacaklar beni, öyle konuştuk sabah. Erhan bizi gişelere bırakacak.

-ben alamam yani!

-eğer sana daha pratik olacaksa, makinayı ve çantayı gişelere getirebilirsin ama bu arada annenlerle de helalleşmek istiyorum. Fulyaları bekletip, nasıl yukarı çıkacağım, onları filan düşünüyorum

-helallik?

-uzun yola gidiyoruz ya, onlar da gidiyor…saat 9 da esenlerden kalkacakmış otobüs... sanırım 9.30'da gişelerde olur

-istersen seni evden alırım, anneme uğramak istiyorsan, uğrarız. sonra evden makyaj setini veririm. Sonrada gişelere veya yolda Erhan’a…

-sağol, bunu yapacağını biliyorum ama bu beni acıtır ERKEK. Bu nedenle, sadece gereklilikleri göğüsleyebilirim

-alayım, almayayım, sonuç?

-sonuç ortada, lafı dolandırdığımı sanmıyorum. 9-9.30 gibi gişelerde benim malzemeleri vermen, hepsi bu.

-o zaman, anneme uğrayacaksan, oraya bırakırım. Saklanırım, sende görmezsin.

-o garanti değil, Fulyaların geliş saatine bağlı. üstelik bunu isteyemeyebilirim, o zaman telefonla vedalaşırım çaresiz… seninle karşılaşmak hiç sorunum olmadı, sorunum; seninle görüşme tarzımız oldu.

-peki. ben görünmeden yolun kenarında beklerim. geçerken veririm benzincide. galiba en az bu şekilde rahatsız olursun

-seni görmekten de kaçmıyor ya da kaçınmıyorum, ayıp ettin...varlığından değil, görüşme şeklimiz, aramızdaki yüzeysellik benim sıkıntım. bilinçli görüşme tercihlerimizde “ne idik şimdi ne olduk” diye üzülürüm.

-bunlarda benim anladığım şeyler değil, üzüleceksin tabi

-öyleyse, bırak öyle kalsın

-yazdıklarına bak! Erhan alacak evden, benimle karşılaşmayacak hanımefendi, neden? tepki koydum.

-karşılşırım yaaaaa.. sadece senden hiç bir keyfiyet talep edemem, etmem ve senin de etmeni istemem.

-kapattım kendimi. neden kapattım? çünkü dışarı taşırdın, saçmaladın, zaten sorunlar vardı, tuz biber ektin.

-ay ERKEK, kal kapandığın yerde… sen kapandın, ben kapandım…kapansın gitsin, işte bu vesileyle.

-daha Muğla’da Selda ile olan yalan konusu kapanmamıştı ki. küçük hesaplar yapma. yapmamalıydın da.

-benim yuvamı yıkmaya çalışan ve bunu açıkca dile getiren herkesle mücadele ederim. bu arada yanlış da yapabilirim.

-cömert olduğun tarafınla beni kazanmıştın, pinti olduğun taraflarınla berbat ediyorsun. belki hep pintiydin

-beni o hale getirenler düşünsünler "neden bu kadın bu halde?" diye. sakındığım neyim vardı ki "pinti" damgasını yedim, helal olsun!

-mücadele falan gerekmiyordu, ben gerekeni yapıyordum, yapmıştım da… bazen susmayı bilmek lazım

-öyleyse keşke beni "dost" belleyebilseydin de bunu birazcık duyumsayabilseydim

-konuyla, konumuzla cümlenin bağlantısını kuramadım, afedersin

-en azından "ben çözüyorum hatun, sen kafanı takma" diyebilseydin. bunun yerine gizli-kapaklı görüşmeler yeğlendi

-dendi ama hiç bir zaman; ne seni, ne de senden öncekileri incitecek davranış kalıbı içinde olamazdım, olmadım. olmam da…kıçının üstüne oturacaksın.

-onları incitmemek pahasına, beni nasıl incittiğini görmüyor ya da görmek bile istemiyorsun.

-nasıl seni her platlformda savunuyor, koruyor, laf dedirtmiyorsam.... senden öncekileride incitecek yapıda olmam. bir adabı vardır, gereken yapılır, yapıldıda. üstüne basa basa “sorun istemiyorum” dedim. Bunca yaptığın güzel şeyleri berbat ettin.

-ben de üstüne basa basa “sorunu sen oluşturuyorsun” dedim.. oy ERKEK oy!

-türkü gibi oldu bu

-Allah sana, ya da başka birine, senin bana yaşattıklarını yaşatmasın dilerim. o ki ben berbat ettim...varıp halime yanayım

-amin. hep güzellikler tekrarlansın

 

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

İKİNDİ…

Konu: Gerilme olur mu?

Yok, ben iflah olmam. Kendimi ne kadar durdurmaya, frenlemeye çalışsam da bunu beceremiyorum. Üstelik hiç bir fayda getirmeyeceğini bilmeme rağmen; haksızlığa, kandırmacaya karşı koyma dürtülerim öylesine vazgeçemediğim, beni ben yapan özelliklerim ki, tepki vermeden duramıyorum.

Az önce sohbet penceresindeki yazışmamızda, annenin "2.KADIN da yanımızda olmalı" deyişine, karşılık verdiğini söylediğin "Israr etmeyeceğim" cümlesinin, bana getirdiği yüklemeleri kabul edemiyorum. " Israr etmeyeceğim" cümlesinin açılımı şöyle değil mi?

"2.KADIN'a ısrar edemem çünkü; O'nu sahiplenip bağrına basamamış ve O'nu tek kadınım yapmaya cesaret ederek karar verememiş, kendine güveni olmayan bir insan olarak; O'nun günahına daha fazla giremem. Hastalığımı bile bildirmemiş, 'eşim' olarak yanımda olmasını talep etmemişim, bu hakkı kendimde görmemişim. Sizde olduğunu bana bildirdiğiniz günlerde, "karım" diyerek benimseyip yanında olmayı benimsemek yerine, farklı seçimlere öncelik tanıyan ben, hangi akıl ve vicdanla, nasıl doğum günümün kutlanmasında, ya da aile olarak bir arada toplanmamızda yanımızda olmasını talep edebilirim?"

Kaldı ki; Allahın var, talep de etmedin ki ısarar edesin. Öyleyse; yanlış bilgilendirip, yönlendirme insanları.  

Doğum günün kutlu olsun, her şey gönlünce ve dürüstçe olsun...

 

Cevap: Gerilme olur mu?

merak etme, temel yorumumum, senin önerinden farklı değil. olmadı da. seni zor durumda bırakmayacağımı, koruduğumu biliyorsundur. hep kendime alıyorum kabahatleri ve olumsuzlukları.
teşekkür ederim.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAM…

-çok hoş yaaaa... gülmekten kırılıyoruz Görkemle…öyle ki; yaş geliyor gözlerimizden

-telefon aç, bana da anlatın

-“ERKEK abiye de anlatalım bunu” diyor…dur kopalayayım, öyle anlarsın…. Görkemle, kız arkadaşının, bir çift arkadaşları durmadan kavga ediyorlarmış

-olabilir gençler kavga edebilir. eee…. "biz" dolaylı değil. Görkem direk te söyleyebilir bize canım.

-Görkem de onların kendilerine uygun olmadığını anlatmak için az önce kız arkadaşına sohbet penceresinden şöyle yazmış;

“Görkem says:bizonlarla ayrı dünyaların insanıyız

Nalan says:Aaa…. ayı gibi olan bizon mu…. öküz cinsi

Görkem says:yok yaa…”

Görkem biz onlarla demek isterken bitişik yazınca ortaya bu yanlış anlama çıkmış işte,.. koptum

-şimdi anladım

-işte bunu telefonda anlatamazdık ki....

-he valla

-ne çocuklar, ne de başka biri, durumu hissetseler de, bir şey bilmediklerinden, Görkem seni sistemde görünce paylaşmamı istedi... senin ailen dışında, kimseye açık vermemeye çalışıyorum.

-selam söyle. özlendiler de…

-tamam söylerim… O da selamlarını gönderiyormuş.

 

 

3 yıl 11 ay 17 gün sonra (pazar)

2.KADIN’dan ERKEK’e

ÖĞLEDEN SONRA…

Az önce seninle minik bir diyalog geçti aramızda ve vardığım bu realiteyi kuvvetlendirdi. Bu nedenle Nevşehir’de yazıya döktüğüm düşüncelerimi, seninle paylaşmaya karar verdim. Ayrıca madem 1.KADIN’a yazdıklarım ve Ona gönderdiğim fotoğraflar konusu o kadar dillendi ve EROĞLU ailesine göre, bizim ailemizi dağıtma sebebi olarak ele alındı, buyur sen de gör ve sen de iyice kanaat getir, bunları yapabilen bir kadınla hiç işin olamayacağına.

Benim yaşantındaki yokluğumla ilgili olarak, işine gelmeyenlere de çözümler üret ve farkı tatlara bak. O zaman işine gelmeyenler de gündeminden düşecek ve içinde hiçbir boyutuyla varlığımın olmayacağı yeni bir yaşamın kapıları açılacaktır önünde. Yolun açık olsun ERKEK…

…………………..

Merhaba,

Bugün Nevşehir’de dördüncü günüm. Kendimi formatlanmaya gelmiş gibi duyumsuyorum ve bu bana keyif veriyor. Bedensel yorgunluk, hele de doğa ile iç içe ve haşır neşir olunca, öyle iyi geliyor ki, bunu yaşayan anlayabilir sanırım. Burada bir kez daha gördüm ki; ben böyle bir ortamda yaşantımı çok büyük bir haz ve coşkuyla sürdürebilirim.

Dün öğlen vakitleri salça kaynatırken, Erhan Fulya’yı aramıştı. Ardından Fulya bana

“Kız, ERKEK ile siz hiç görüşmediniz mi, selamını filan söylemiyorsun” deyince, bunun hiç aklıma gelmediğini fark ettim.

“Aman kızııımm…sen beni tanımıyor musun. Biz öyle ne var, ne yok demek için pek aramayız birbirimizi. Her şey yolundaysa, konuşacak bir şey yoktur ki arayalım.” diyerek geçiştirdim.

Aramanı beklemiyor ya da seni aramaya gerek görmüyor olmak; seni, beni, bizi kapsamlı olarak düşünmüyorum anlamına gelmiyor tabii ki. Düşünmek için özellikle bir çaba göstermiyorum ama yaşantımı inşallah kalıcı olarak yönlendirmenin arifesinde, ister istemez tüm seçeneklerimi irdeleyerek, kendime en hayırlı yolun hangisi olacağının kararını vermek istiyorum.

Bu doğrultuda kendi penceremden bize bakıyorum da; ‘iyi niyet ve ümit’ dışında yaşanmış bir teşvik bulamıyorum. Hatta yaşananlar sonucunda gelinen noktada, iyi niyet ve ümidim çoktan tükenmiş olmalıydı ama neden hala tükenemediğini ve bir seçenek olarak gündemimde kaldığını da anlayamıyorum ve işin doğrusu tüketebilmek için de, realiteye sarılıyorum sıklıkla. Bu doğrultuda; bizim mevcuttaki ‘olmaz’larımıza, yenilerini ekleyip duruyorum boyuna. Al sana çok önemli bir ‘olmaz’ daha;

Annenle son dönemdeki iletişimlerimizin ve kendisinden bizimle (özellikle benimle) ilgili olarak öğrendiğim görüşlerinin sonucunda, Onu ne ‘anne’ , ne de ‘teyze’ olarak göremeyeceğimi anladım ve kendisiyle zorunluluklar dışında görüşmeyi düşünmüyorum.

Senin beni kendileriyle tanıştırmanı, sadece bir ‘kadın arkadaş’ statüsünde kabul ettiğini, bizim akrabalığımızın derecesinin, benim kendisini tanımayı isteyecek düzeyde olamadığını da;

“Akrabaymış, teyzeymiş, ne teyzesi… ben doğru dürüst senin ananı bile hatırlamam, bana hikaye anlatma” ifadeleriyle açıklamıştı. Ne dediysem, ne kadar kendisine, seninle olan ilişkimle ilintilendirmeden,”teyzem” diye sarıldığımı anlatmaya çalıştıysam da, kar etmedi. Beni konuşturmadı bile zaten. Ben de, beni ‘yeğen’ olarak görememişti ama, ‘kızı’ en azından ‘gelin kızı’ olarak görüyordur ümidiyle, sustum çaresiz. Bir keresinde;

“seni diğer gelinlerimle bir tutamıyorum, kızım gibisin sen, seninle o kadar rahatım” demişti ya, nasıl mutlanmıştım. İşte beni ümitlendiren de buydu zaten ama bunun beyhude umut olduğunu, buraya gelirken “hoşçakalın” demek için açtığım telefonda öğrendim. O görüşmede özet olarak bana söylediği şuydu;

“Oğlumu bulduğun yeri ben tanımıyorum, bilmiyorum. Biz seni istemeye bile gelmedik, kendi başınıza yaptınız bir şeyler işte. ERKEK’i bulduğun yerde, onun hayatında bir sürü kadın vardı, bundan sonra da olabilir. Sana sadık olmasını beklemeden, bunları kabul edip, evinde oturacaksan, dön kocanın evine. Yok “kabul etmem” diyorsan, sen bilirsin. O zaman sen kendi yoluna, O kendi yoluna...” Sonunu da şöyle bağlamayı ihmal etmedi Allahı var.

“Anladın mı güzel kızım?”

O telefon görüşmesinde de, ondan önce de, çok fevri tepkisini aldığım bir konu daha vardı ki, o da 1.KADIN’a yolladığım fotoğraflardı (mektuptan bahseden hiç kimse yok nedense).

“Sen ne hakla ona resim gönderirsin” diye bas bas bağırırken,

“anacığım, peki o ne hakla kurulmuş bir yuvayı bozmaya azmediyor?” soruma ne cevap aldım biliyor musun?

“Yapacak tabii, buna engel olamazsın. Oğlumu seviyor ve mücadele ediyor.”… Annen bunu söyledikten sonra,

“Ben de kocamı ve yuvamı seviyorum, onun için her türlü mücadeleyi yaparım” demeye çalıştıysam da,

“Boşuna konuşma, suçlusun” diye susturulunca; baktım ki konuşma anlamsız ve beni çok daha kıracak bir polemiğe dönüşüyor, yine sustum çaresiz.

Annenin bu yüzlerini hiç görmemiştim. Bir şoku atlatamadan, ikincisi patlıyordu. 3 yıl önce, O’nun ağzından duyduğunu söyleyenlerin aktardığı, o dönemlerde kendisine hiç konduramadığım;

“Necmiye’nin kızı, İstanbul’da ERKEK’nin metresi oldu” söyleminin ‘doğru’ olabileceğini kabul ettim artık. Çünkü kendisinden, bir zamanlar senin metresin olmuş, şimdi de eşin olmak lütfedilmiş bir kadın muamelesi görüyorum ki, kendince haksız da sayılmaz. Benim zaten yıllarca sıkıntısını, utancını yaşadığım, hatta sırf bu nedenle kezlerce senden kopmaya çalıştığım konumum, annen tarafından dile getirilip, yüzüme vurulunca, ister istemez ‘şok’ etkisi yaptı.

Bu davranışı elbette ki süreklilik göstermiyor, gidip geliyor. Hele, 1.KADIN’a gönderdiğim mektup ve fotoğraflardan sonra, bu tavrı öyle belirgin saldırganlıkta ve öyle yoğun ki. Sanki kendisine,

“1.KADIN ile görüşmeyin” diyen, ya da bunu ima eden biriymişim gibi,

“Kızımın yuvasını dağıtmaya çalışan Huriye Teyzenle, görüşme diyor muyum ben sana ki, biz 1.KADIN’la görüşmeyelim” diyor.

Vallahi ben konuyla ilgisini anlayamadım ama o zaman sormazlar mı;

“öyleyse neden Enver’in nikahını, Huriye’nin küçük oğluna kıydırdınız, Huriye’yi de düğüne çağırdınız?” diye… Her neyse, bu konuyu da tırmandırmam, gereksiz polemiğe sebep olacağından bir kez daha sustum.

Sonuçta sayın EROĞLU; sanırım büyük bir aile olmanın keyfiyle yaşamayı istemek konusunda, sen de bana koşut görüştesin ama görünen o ki; annenin ve ailenin diğer bazı fertlerinin beni konuçlandırdığı yerde, bu mümkün görünmüyor.

Edindiğim izlenime göre kardeşlerinin (Nurgül’ü, Enver’i ve Hüseyin’i tamamen ayrı tutarım. Bu durumda geriye zaten Şaban’la Nurdan kalıyor J), son dönem 1.KADIN’a gönderdiklerimle ilgili seni, ister istemez tek taraflı bilgilendirmeleri (senden gizli değildi ama dilerdim ki, aile arasında gündeme taşınmadan önce, bana gelip bir sorsunlar “abla nedir bu işin doğrusu?” diye) beni konumlandırdıkları yeri, net olarak fark ettirdi.

Şimdi gel sen kendini benim yerime koy da; bu anne ve kardeşlerle, birbirine sarılan, birbirini gözeten ve koruyan bir sevgi yumağı oluştur. Böylesine dışlandığım ve aşağılandığım halde, bu mümkün mü ERKEK?

Ve şimdi anlıyor musun, neden legal olmamızı ve evlilik seremonisini istediğimi? Beni ağabeylerim ve ablamın da olduğu bir ortamda, geleneklerimize uygun olarak istemenizi neden hayal ettiğimi? Senin bunlara sıcak bakmadığını anlayınca, en azından “kutlama yapalım” önerisini niye getirdiğimi?

Her ne kadar kendimi “yok canım, teyzem böyle bir şey düşünmez de, söylemez de. Çekemeyenlerin uydurmasıdır” diye ikna ettiysem de (ki kendimi kandırmışım), alnımın akı ile, geleneklere uygun bir evlilik gerçekleştirerek, söylendiyse bile bu lafı çürütmeyi ne çok istedim. Bırak dışarıdan bir yakıştırmayı, bizzat annen bu görüşünü, öyle bir çarptı ki suratıma; artık O baksa da, ben bakamam utancımdan O’na.

Anımsıyor musun; Hayriye Teyzem’le Şaban bana ‘geçmiş olsun’a geldiklerinde, teyzemin beni arkaya çekip,

“aman kızım n’olur belediye nikahı kıydırın, sonra sana ‘ERKEK’nin metresi oldu’ derler” dediğini anlatmıştım. Bana bunu söylediği anda; Ordu’da annenin dediği lafı, O’nun da duyduğunu ama, bana dillendiremediğini anlamıştım ve…. ve ne yazık ki, yine de konduramamıştım.

Bunları sana, kesinlikle anneni kötülemek için yazmadığımı anlayacak kadar beni tanıdığını umuyorum. Ayrıca, saygı da duyuyorum kendisine. Sonuçta, O senin annen ve senin yaptıklarını onaylamasa bile, seni korumak, mutlu görmek adına; bugün beni, yarın bir başkasını çok rahat harcayabilir. Çünkü O, bir anne!.

Bunları dile dökmemdeki tek amacım, önce benim, sonra da senin, bizim ‘olmazlar’ ımızı net fark edebilmemizi sağlamaya çalışmaktır. Kaldı ki; belki de, sen benden çok daha önce, zaten ‘biz’ olamayacağımızı fark ve kabul etmişsindir. Bu durumda, bunları seninle paylaşma gereği de olmayacaktır zaten.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAM…

-yahoo ya bak belalım

-peki ama karakterler okunmuyor, benimki Türkçe

-tamam, ozaman buradan yolluyorum.

“merhaba,

ilkini okudum. Nevşehir’de yazmışsın. iki konuda yazacağım. biri düzeltme, biri görüşüm.

Enver’in nikahını, senin katkınla, Huriye teyzenin oğuna kıydıran benim. çünkü Onun kardeşimin yuvasına bir zararı olmamıştı ama bizimkiler duyduklarında çok sert tepki vermişlerdi. Diyeceksinki;

“zararı olan teyzemin büyük oğlu, öyleyse teyzeminde günahı yok.” Var! Aleyhte yorumlarıyla, çirkinliğe ortak oldu. buna karşın annesinden dolayı nikahı başkanın kıyması istenmediyse de, gereken mantıklı açıklamayı yaptım ve sorun kalmamıştı.

bir yanlış kişiden dolayı o ailede herkesi atamazsın. Kardeşler arasında bile var. senin kardeşlerin arasında bile envayi çeşit olanı var ama sen farklısın.

ayrıca Enver in düğün gecesi teyzenin sarf ettiği çirkin bir ifade daha var ve belki sen de bilmiyorsundur. her ne olursa olsun düğüne gelmiş, kendisine sıcak karşılama yapılmış ama hanımefendi soğuk ve üstüne üstlük;

"ben buraya sizin için gelmedim, belediye başkanı oğlumun kıyacağı nikahı görmek için geldim." Diyor. seviye bu. bu kişi benim içinde olumsuzdur, başkanda bu yaklaşımda olsa, aynıdır.

ikinci konu. hiç terddütüm yok ki, annem seninle ilgili Ordu’da bilmem ne demişmiş. demez. demedi de. bundan kendi hicap duyar. akıl var, mantık var. Bunu senin gibi akıllı birininde kavraması lazım. Evet sana tepki verebilir, vermiştirde ama bahsettiğin konu önemli ve en azından benide incitiyor. Seni düşünmese bile, bana zarar vereceğini bilir. Aklı selim ol. neden sana, ta en başlarda....... dediğimi şimdi anla. çünkü, öyle bir heleke ( grup) ki sizinkiler; atla arpayı dövüştürür, seyrederler. Önce derler, sonra başkasına da mal ederler. bu kadar.

önemlisin....”

-sizler ki; benim ne denli incinebileceğimi göz ardı ederek, sizce değerli addettiklerinizi gözetiyor, incinmemelerine özen gösteriyorsunuz, gün gelir ben de beni incitmemeye önem veren insanlarla karşılaşırım ümidindeyim. sizlerin nezdinde olamadım, canınız sağolsun

-ilgi kuramadım

-boşver, kurma da zaten... kendini kötü hissedebilirsin.

-kucakladım ve iyi geceler dedim. hafta içinde görüşeceğiz

1 SAAT SONRA…

-e-mektubunda yazmışsın ya "önemlisin" diye. sen de önemlisin, çok önemli ve üstelik; biz ne olursak olalım değerlisin. bu nedenle, hadi git artık...git ve kendine sahip çık

-huuu…. Nasıl

-sen ne kadar çabalarsan çabala, herşey olacağına varacak. kendini daha fazla parçalama iş için

-şu an çabalamayı bıraktım ya beni aşağı doğru çekmesin diye. ters okudum galiba… haklısın aynen öyle, topluyorum

-sen bizimle ilintilendirdin sanırım

- he ya

-bizi düşünmüyorum artık... senin için söyledim onları.

 

 

3 yıl 11 ay 19 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: o hala dolar

Formun Altı

DOLAR

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya,

“bu parayı kim ister?” diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Konuşmacı

“bu parayı sizlerdenbirine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım" dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere

“hala bu parayı isteyen var mı?” diye sordu, eller yine havadaydı.Bu sefer, konuşmacı

“peki bunu yaparsam” dedi ve 20$'ı yere attı, onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve

para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı şöyle dedi :

“Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz;burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar...”

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır,yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz,fakat ne olduğu yada ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis,

hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.

Sizi sevenler sizin ne kadar değerli olduğunuzu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır.

Siz mükemmelsiniz, bunu asla unutmayın. Her zaman elinizde olanları düşünün olmayanları değil...

 

Cevap: o hala dolar

Bilir misin ki, değersiz olduğumu hiç düşünmedim. Kendi değerimin farkındayım. Sadece, senin benzetmende olduğu gibi, değerimi farkedip, bunu bana hissettirip, yaşatacaklarla karşılaşmayı umuyorum. Çünkü sen/siz; benim değerimin farkına bile varamadan, bir çamurlu ve buruşuk kağıt parçası olduğumu sanarak üstüme basıp da geçtiniz... Belki neyi kaybettiğnizi farkedeceksiniz ama... 

 

 

3 yıl 11 ay 23 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-huuuu

-efendim,sana mail yazıyordum şimdi

-akşam anlatırsın ama yaz yine de

-yani?

-ne kadar zeki çocuksun sen böyle

-ben yazmayı yeğliyorum, gerçekten söz uçuyor, yazı kalıyor...

-aferim, adın ne senin bakıyım çocuğum. kaçınıcı sınıftasın, öğretmen mi olacaksın?

-bütünlemeye kalmıştım, sınıf geçemedim. öyle olunca, okuldan da atıldım.

-yok yok, sen en iyisi muhendis ol. yakışır sana muhendislik. öğretmenlikte ince hesap bile yok ki çocuğum. sen sıkılırsın. daha faideli ol. bak cin gibi çocuksun, öyle dandik işler kesmez seni çocuğum

-hiç bir işe yaramayanları 'öğretmen' mi yapıyorlarmış bu ülkede?  ya da "ben hiç bir işe yaramam" diyenler mi öğretmen oluyorlar?

-eskiden baltaya sap olamayanlar, 45 günde öğretmen olurmuş. herşey, her kes bir işe yarar, köyün delisi bile

ğretmenlik son çare işte...

-herkes mühendis olsa, bazı şeyler eksik kalırdı. yaradan fareleri bile, doğayı dengelesin diye yaratmış. en güzel yemekler tek bir malzemeden değil, uyumlu kombinasyonla oluşturulabiliyor. yani memlekete öğretmen de gerek ama eğitmende gerek

-ay nereden çıktı bu geyik allasen... kafanı boşaltmaya çalışıyorsun sanırım... baksana, sırf ekolojik denge yüzünden yılanlarla akreplerin zehirlenerek öldürülmesi bile yasakmış.

-bak işte bu farklı…aferim çocuğum bak dersede katkıda bulunmaya başladın. ben anlamıştım. yılanlardan bahsetmenden belli, zehir gibi çocuksun.

-zehirleri panzehir, ilaç olarak kullanılıyor ve nadide bulunuyor, üstelik de çoookkk pahalı.

-sen gel beni dinle, ince hesap mühendisi ol sen en iyisi, ama yinede, çok inceye dalma. çok ince, tırlatmayı beraberinde getirir, masa arkadaşıdırlar. fazla kalma masada, çık.

-dediklerinizi dikkate alacağımdan emin olabilirsiniz hocam… her ne kadar derinlerdeysem, daha yüzeylerde olmayı ben de ne çok isterdim...

-mutfaga git, pişen yemeğe bak, tuzunu kontrol et mesela. döndüğünde masadaki tabakların yeri değişmişmi diye kontrol et.

-yok işte onu yapmam.. pişecek yemeğin tenceresinin kapağını kapadım mı pişene kadar açmak yok... besin değerini kaybeder sonra... çoluk çocuğa posa mı yedireceğiz....

-senin şarap bardağına parmağını sokmuş olabilirmi sen mutfaktayken? nasılmı anlayacaksın? sen ince hesap mühendisisin ya, boşunamı okuttuk seni. aaa….kafa bulma benimle. sen masadan kalkmadan, onun burnunu karıştırdığını görmemiş olamazsın. burnunu karıştırmışsa, bir ihtimal sana süpriz yapmak için elini senin bardağında çalkalamış olabilir. çalkalamışsa lekecikleri görmemen mümkün değil. aman çocuğum şimdilik yetermi. beni hiç düşünmeden, değerlendirme yaptırmadan, makineli gibi konuşturuyorsun be çocuk

-ama gel şu ince hesap mühendisinin hakkını yeme bence... hoca yok, envanter yokken, mevcut donelerle, %70 tutturmak, başarı addedilmeli...

-başarı 70 lerle sağlanamaz. iyi bir okulda sınıf geçemek için 70 olabilir ama sadece sınıfı geçer. zaten 70 de takılmanda cin çocuk olmandan kaynaklanıyor. zeki olanlar tembeldir.

-yok, bak buna katılmıyorum... ben tanıdığım en çalışkan insanların başında geliyorum

-cin ne demek, kestirmeden gitmek demek ama kısa yol her zaman iyi değilki. internete bağlı değilsen dosya açılmaz. evet senin tanındığın…aaa…beni konuşturdun sen. buda demekki, burada bitiriyorum.

-ama ne yalan söyleyeyim, sen benden de çalışkansın...işine gelen konularda tabii ki....

-işsiz adamın çalışkanımı olur, işi bile yok. çişim geldi biliyormusun

-iş, çiş uyaklı diyedir...

 -zeki, daha ne diyeyim. asıl zurnanın….yok öyle değildi, neyse sorun burada ya… çok zeki

-Fulyaların arazilerinde bu fotoğrafını yolladığım evlerden iki tane var. bir tane de Fulya istiyor, bu yüzden bol bol fotoğraflarını çekmiştim.

-Nevşehir’de mi

-evet,iki teyzesi yaptırmışlar. baksana şu bahçelerinin güzelliğine...”helal olsun” dedim vallahi… hangi tarih itibarı ile ilişiğini keseceksin işyerinden?

-dün netleşti. bir ay sürmez.

-yani tarih olarak dün mü baz alınacak?

-evet dün onayladılar

-kapanıyor mu yayıncılık?

-öyle bir karar açıklanmadı bana. akşam alırım seni konuşuruz, şimdi bir kaç dosya imzam var

-hadi kolay gele...benim de dikiş işlerim var

 

 

3 yıl 11 ay 25 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-ALOOO…N’ABER İNTERNET UZMANI? YOK UZMAN DEĞİL, HASTASI…BU DA OLMADI. NEYSE İŞTE

-şu an Görkem ve babasıyla görüşüyoruz sohbet penceresinden.

-OK! SONRA KONUŞURUZ

YARIM SAAT SONRA…

-16.37…25 DAKİKADAN FAZLA OLMUŞ

-yine koptu ipler,yapacak bir şey yok. ben müsterihim. yapılacak işlerde mutabık kaldık. ben de mutabakat sağlananların keşfini çıkarıverdim hemen. sadece inşaat işleri 8.000 tl tutuyor. dedim ki; “10-11 bin tl. ye çıkar çocukların taşınması.” başladı ağlamaya "bende o kadar para yok," diye

-eee ama maliyet bu. kendi yaptırsın sen kontrolluk yap. bak 11 dersin. sonra yetmez, üstüne kalır, dikkat et

-“beni ilgilendirmez, ben hesap adamıyım. seninle de para işine kesinlikle girmem sorumluluk almam” dedim. bu çok gücüne gitmiş beyefendinin, “ne yani sen bana ticari olarak sahtekar muamelesi mi yapıyorsun?” dedi. “vallahi ticaretini bilmem, ben yaşadığımı bilirim, seni yönlendireyim, o insanlar işin tamamını yapsın, ben de kontrol ederim ve bunu da senin için değil, çocuklarım için yaparım” dedim

-ki, yaşadın da, anlattıklarından biliyorum

-“sağol, ben başımın çaresine bakarım” dedi ve gitti...işte bu kadar...

-çocuklar yine de seni suçluyor olabilir

-Görkem de konuşmadaydı, bu yüzden suçlanacak bir şey olmadığının farkında. Allahtan şahit huzurundaydık... çocukların gitmesini hiç istemiyorum ama Allah şahidimdir buna engel olmak için de hiç bir şey yapmıyorum, becerebildiğimce destek veriyorum

-güzel, oruç nasıl geçiyor

-iyi geçiyor şimdilik. sabah ezanına kadar oturduğum için, öğlene doğru ancak kalktım. eh akşam ezanına da 2.5 saat kaldı zaten... yani iyi gidiyor.

- 3 dede ben yattım ama dün sabah geç kalmıştık zaten, iftara eve gideceğim. yarın konuşuruz, belki beraber açarız

-sağol, benim yarın programım var, belki başka bir gün…

-?meybi, tomorrow

-bu gavurcalarla ne dediğini anlayamadım, affet...

-iki anahtar var son yazdığında, biri belki / meybi, ikincisi yarına program / tomorrow. you understand ?

-valla yine anlamadım, hikmetinden sual olunmaz derlermiş...

-"BELKİ " bir başka zaman,"YARIN" akşam programım var. şimdi anlamışsındır

-evet, ben de öyle dedim zaten, sen üstüne ne ekledin, onu anlayamadım?

-öyleyse boşver

-peki

 

 

3 yıl 11 ay 27 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-seni özlüyorum biliyormusun

-ben de...

-o zaman bu akşam bizde iftar yapalım.

-ben Aygülle Songül’ü de çok özledim. diyorum ki, onları da alıp bir akşam iftara Salacak'a gelin

-olur, önce bu akşam bizde.

-ben size gelmeyeyim

-biz gelince olacak ama… ilginç…

-bunu sana e-mektup olarak yazarım, burada zaman yitirmeyelim

-evet ama, boşver…

-hep boşverdik zaten, buna da boşveririz olur biter değil mi...

-gerilmemek, uzatmamak için yazmaktan vazgeçtim, kötümü yaptım yani

-gerilmemekle, kaçmak senin için özdeşleşmiş tabii ki...

-evet. gerileceksem kaçıyorum, en azından yangın körüklenmemiş oluyor

-çözüyor musun peki böyle yaparak? yoksa rötar mı yapıyorsun, ya da daha derinlere mi gömüyorsun? her neyse, bu kadar polemiğe bile gerek yoktu, özür dilerim

-hiç faydası yoksa, bu bile değer. akşam?

-üzgünüm... size gelebilecek güçte değilim. bunu e-mektubumu okuduğunda anlayacağını en azından saygı duyacağını umuyorum. bir de ben o eski neşeli, şen, cıvıl cıvıl 2.KADIN'ı da çok özlüyorum yaaa....nereye gitti o kadın, sen biliyorsan yerini söyle de, bulayım onu.

-bir ara bakarız, yardımcı olurum.

-devir işleri nasıl gidiyor, yetişecek mi?

-hala resmi açıklama ve tebligat yapmadılar, yetişmeli çünkü bunalmaya başladım.

-yani?ne anlam çıkarmalı bundan?

-esas sorunum; istifa etmem gerekli. ilerde sorun yaşatabilir bana. çünkü şirket borçaları ödemiyor. alacaklılarla kanuni sorun yaşanabilir. durumuVarolla da konuştum.

-neden edemiyorsun ki? engel ne?

-istafa edeceğim ama nezaketen önce patronla konuşmam lazım. randevu bekliyorum

-görüşmüyor mu seninle? bir çapanoğlu çıkmaz inşallah ama şirketten istifa etme derim ben

-inşallah, bekliyorum. bu sıkıntılar arasında birde sen bana yardımcı olmuyorsun.

-bu sözünde kinaye mi vardı?

-canısı, kinaye falan yapacak durumda değilim, berbatım

-iş konusunda mı berbatsın... ki inan çok huzurlu olman lazım bence...

-bir an önce tamamıyle uzaklaşabilsem… görüşürüz….

-sen de bilirsin, geçiş dönemleri hep böyle olur. Allah kuvvet, sabır ve doğru seçimler nasip eder inşallah.

-amin

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

ÖĞLEDEN SONRA…

Konu: Sonu gelsin bu yakarışlarımın

Az önce, bana özlemini dile getirdiğinde içim gitti. Farklı değilim, biliyorsun. Hatta senin deyiminle, senden daha yüklü bile olabilirim. Ama şunu da biliyorum, sensiz yaşam seçeneklerimi de üretmeli ve oluşturmalıyım.

Bir ay öncesinde, iç huzuruyla ve elele yola devam edebilmemiz en büyük, hatta tek seçimim, isteğimken; senin yönlendirme ve davranış tercihlerinle, bugün gelinen noktada, seçeneklerden biri sadece. Seçenek bile değil aslında, çünkü yolun girişine kocaman bir “ÇIKMAZ SOKAK” levhası asılmış. Böyle olunca, ben de diğer yollara bakınmaya çalışıyorum, hangisi en iyi seçenek olabilir diye. Ne diyeyim; Yaradan hepimize, kendimiz için en hayırlı yolu fark etmeyi ve o yolda yürümeyi nasip etsin.

Geçtiğimiz Cumartesi, yani ramazanın arife günü, “parantez açmak” olarak tanımladığım bir durum yaşadık seninle. “Akşam konuşuruz” dediğinde, kendimi hiçbir koşul olmaksızın seninle olmaya hazırladım. Birbirimizle; özlediğimiz, gönlümüzce birlikte olabileceğimiz, mübarek günlere birlikte başlayarak, belki de bize hayrı dokunacağını ümidettiğim bir süreç yaşansın istedim Hatta beni aldığın anda,

“haydi eve gidelim” diyerek bunu kuvvetlendirdim aklımca. Çünkü sen;

“evimiz duruyorken, dışarılarda sürünmenin ne anlamı var” görüşünde olan bir adamsın. Sen talep etmeden seni mutlu etmek istemiştim. Seni mutlu etme isteğim, ta ki sen; ısıtmaya başladığım yemeklerin altını kapatarak, önce yaramazlık yapmamızı istedikten sonra bana;

“Bunu ne kadar özlediğini, istediğini, bugünkü sesinden anladım” diyene kadar…

İnanamamıştım, hala da inanmak istemiyorum işittiklerime. Kendimi seni mutlu etmeye, sana huzur vermeye adadığım bir zaman dilimi, benim seks ihtiyaçlarıma daha fazla karşı koyamayıp, sana koşmaya dönüştürülmüştü, öyle algılanmış ve değerlendirilmişti.

Beni ya hiç tanımadın, ya da durumumuzu aşağılayarak, sekse indirgeyerek kopmamızı sağlamak için son gücünü de fazlasıyla çirkince kullanıyorsun ERKEK.

Evet, kadınlığımı seninle öğrendim, cinsiyetimin farkına seninle vardım, doğrudur. Ama… seninle birlikte olmadığımız hiçbir zaman, aklıma bile gelmedi ki özlem duyayım ve sırf bu sebeple sana koşayım. Senin arzularını, itirazsız yanıtlamamı, şükranla karşılayacağını umarken, nasıl becerip de, benim arzularıma yenilmem olarak ele aldığını ve dillendirebildiğini anlayamadım, anlamayı da reddediyorum. Lütfen karıştırma, ben 2.KADIN’ım, başka kadın değil. Kişileri karıştırmış olabilir misin acaba?

Benim tanıdığım 2.KADIN, senden bunu duyduğu anda, o ortamı terk ederdi. Demek ki ne kadar aşama kaydetmişim ki (bir başka pencereden bakınca, onurumu ne denli yitirmişim ki) , ilk bocalama anını atlattıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi davranarak, surat eğmemeyi bile başararak, gecenin kalanını tamamladık. Sahurumuzu yaptık, sarılıp uyuduk bile sabah geç saatlere kadar.

Söz vermiştim ya kendime; koşulsuz, beklentisiz bir mutluluk ve huzur süreci olacaktı bu. Sana bunu yaşattığıma inanıyorum. Ama gel gör ki; ikimiz birden bunu yaşayabilseydik tadından doyulmayacaktı. Ama buna değer, layık görmedin ki beni, seks ihtiyaçlarını gidermek için, dayanamayıp sana koşmuş kadın muamelesi gördüm. O evde, senden gördüğüm “hırsız” muamelesiyle eşdeğer bir yıkım yaşıyorum ve bunu atlatabilir miyim bilemiyorum. Belki de atlatmamak en hayırlısı.

Of be ERKEK. N’olur yetsin artık yaaa… Merak etme, beni aşağılayan sadece sen değilsin. Ailen de değil. İnan kendimi, belki de sizlerin aşağılamanızın katlarcası aşağılıyorum. Ben ki; yüklediklerinizin ya da yüklemek istediklerinizin, fazlasını zaten kendime yüklemişim. O zaman Allah aşkına, bu kadarı yetsin. Kendimi onarıp, yaralarımı sarıp, kendime bir yol çizecek yeterliliğe gelebileyim. Gerçekten yazık bana. Bunu göremiyor musun?

Çözümü gayet basit oysa. Madem bana, bize sahip çıkabilmekte kendine güvenemiyorsun, sal beni gideyim. Sana, yaklaşık dört yıl önce de bunu söylemişim, şimdi de aynısını diyorum. Bir insanın ömründen bunca yılı çalmanın vebali vardır ERKEK.

Senin uyum sağlayabildiğin ve tercih ettiğin, kısmi paylaşımı istemediğimi, dahası beceremediğimi biliyorsun. Ne yapalım, “bu da bizim paylaşımımızın kaderiymiş” deriz. Çünkü ikimiz de biliyoruz ki; 1.KADIN’la yaşamını paylaşabilmek uğruna, mevcut çözümsüzlüklere, zorluklara çareler üretmeye çalışan, karşındakini ikna etmek için var gücüyle çabalayan sen, bizim beraberliğimizde; çözülecek sorunlara çözümsüzlükler ürettin adeta. Orada iyimser, yapıcı ve olumlu baktığın her şey, burada karamsarlıklarına maruz kaldı ve kalmakta devam ediyor.

Bu gün gelinen noktada, 1.KADIN’ın (ya da diğerlerinin) hükmü kalmamış olabilir ama her an gündemine gelebilir. Çünkü, birbirimizi kaybetmeye, önceleri yüklediğim anlamların değerini çoktan yitirdiğini, hatta bunların sadece bana özgü değerler ve kabuller olduğunu anladım artık. Kısacası EROĞLU, benim tek taraflı sevgim, çabalamam ve senin de bu çabaya zaman zaman “olabilir mi?” iyi niyetiyle yaklaşmaya çalışman yetmedi. Yetemeyecek de.

Biliyorsun ki; bu işleyişte gerçekten, hiçbir suçu, günahı olmayan beni, şu an için özlesen de, farklı açılardan bundan sonra özleyecek olsan da, kesip atabilmelisin. Benim için yapmalısın bunu. O “ÇIKMAZ SOKAK” levhasının önünde, “acaba çıkar mı?” boş hayali ve umudundan kurtulmama yardımcı olmalısın. “KESİNLİKLE ÇIKMAZ SOKAK, KENDİNE BAŞKA YOL ARA” diye bir levha asabilmelisin. Bu da benimle her türlü ilişkiyi ve iletişimi kesmenle mümkün gözüküyor şimdilik. Hatta beni, bu sokağın başında kalakalmaktan kurtarmak için, arife günü yaptığın gibi, her türlü caydırıcılığı kullanmalısın. Ama o aşamaya gelmeden yapmalısın.

“Ben senin derdini biliyorum, bu kadar başına vurduysa, buyur gidip yapalım” diye baştan açıkça söylemelisin ki, ben çıkmaz sokak başında olduğumu anlayayım. Ben sana ulaşmak istesem de, yine benim iyiliğim için beni tersleyebilmeli, “senin ümidettiğin anlamda, benden sana hayır yok” u, gerekiyorsa kezlerce kafama kalkmalısın. Seninle herhangi bir paylaşım kapsayan, her türlü talebimi reddedebilmelisin. Bana kayıtsız kalabilmelisin. Beni korumak için yapmalısın bunu. Hatta öncelikle bana “Boş ol” demelisin. Bu çok vurgulayıcı ve gerekli bence, çıkışı olan yolları fark edebilmem ve yönlenebilmem için.

Biliyor musun, yıllarımız benim sana bu türden yakarışlarımla geçmiş. Bu bizim/benim kaderimiz olmamalı. Sen beni hep güçlü bulursun ya, bizim paylaşımımızda güçlü olan sensin. Hadi artık, bu kez kendin için, benim için, bu kadının yakarışına kulak ver ve gücünü göster.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

İKİNDİ…

-yazdım, buradan al artık

 "sonu gelsin bu yakarışlarımın.doc" dosyasının aktarımı tamamlandı.

-“Böyle olunca, ben de diğer yollara bakınmaya çalışıyorum, hangisi en iyi seçenek olabilir diye.”..galiba dün akşamki yemek bu yol bakmayla ilgili değildi

-kuru çaylarda boğulma... yorumu yapan ve değerlendiren sensin, alakayı da kurmuşsundur kendince

- “…doyulmayacaktı. Ama buna değer, layık görmedin ki beni, seks ihtiyaçlarını gidermek için, dayanamayıp sana koşmuş kadın muamelesi gördüm. O evde, senden gördüğüm “hırsız” muamelesiyle eşdeğer bir yıkım yaşıyorum ve bunu atlatabilir miyim bilemiyorum. Belki de atlatmamak en hayırlısı.” Diye yazmışsın. Komik.

-herzamanki gibi...

-evet. bu yazdıklarındaki düşünce biçimi bizi buraya getirdi. bu yorumları okuyunca insanın olacağı varsada olmuyor. sabah ne güzel duygular yaşıyordum, şimdi okudum bedbaht oldum. düşünmemeliymişim…işte bu yaklaşımın beni gel-git çi yaptı, bizi sürekli kısırdöngülere sürükledi. duramıyorsun, duramadın, tırmaladın, kaşıttın, hala devam ediyorsun ve beni yine gerilere itiyorsun.

evet dinle beni çocuk. kuru çaylarda boğulmadan, bırak bu saçma sapan düşünceleri. mütevazı olduğunda hep kazandın, ezildiğinde demiyorum…didiklemeye başladığında film kopuyor ve sen bunu nasıl göremiyorsun. Kendim için “halt yesin” demiyorum, yemez de, yemedide ama teşvikde etme. teşviklerine rağmen yenmiyorda günlerdir ama el sabır… hiç alakası olmayan yorumlar. arife günkü yorumların külliyen tutarsız. rahatsızsın sen, başka bir yorumum olmaz. “akşama iftara geliyormusun?” diye hala sorabiliyorum,  geliyor musun?

-bu rahatsız insana böyle önerilerde bulunma, kaç kurtar kendini.

-bu rahatsızlığının nedeni belli. ben.

-bunu yok edebilecek tek kişi de sen

-iyi yapacağım derken, içinde bulunduğun ruh haliyle berbat ediyorsun, bunu görmemezlikten gelemem ve yanındayım. akıllı ol, akıllı…bırak hesap kitap yapmayı

-hayır ERKEK. yanımda olmaya hazır ve istekli olabildiğin kadarı, beni daha da rahatsız ediyor. hiç olmamanı ve her zamanki gibi yaralarımı kendim sarmayı yeğliyorum.

-yine felsefe, geç

-geçiyorum...

-ne desem boş, hatun sıyırdı

-çünkü "boş" konuşuyorsun

-ramazan. mübarek gün. “gel iftarı beraber edelim” diyorum. “arefe fevakalade pozitifti, sendendevamını bekliyorum.” diyorum. aaa hatun gittiii…

-çünkü bana, belki içindeki vicdandan başka hiç bir entersen yok

-yanılıyorsun, hem de çok, çokkkk

-ben yaşadığımı biliyorum, yaşatamadıkların sende saklı

-6.30 da Kadıköy den alayım. o saatte Salacak a girmem çıkmam çok zor olabilir. bugünkü yazdıklarımızı sen kaydet. ben artık kaydetmiyorum.

-ne olacak geleceğim de… yine bir iyiniyetli deneme süreci mi başlayacak? ya Allahaşkına yetmedi mi?

-ya sabır. yahuuu biraz ılıman ol, tırmalama. Aaaa…

-bana yetti... çoktan... artık da-ya-na-mı-yo-ruuummmmm. şu acınası halimden utanıyorum yaaaaa... anlasana

-bu tür yaklaşımlar yerine, daha ılımlı, yapıcı olmayı denesen

-bunu ne olur bana söyleme,yiğidi öldür ama hakkını yeme

-yazmaya devam etmeyeceğim,  geriliyorum. zaten canım sıkkın… adam randevu vermedi ve yanımda yoksun. herkes kendine Müslüman.

AKŞAM…

-Sen ki, senin davranışlarına tepki olarak bu hallere geldiğimi bildiğin halde, kendine özeleştiri yapamayarak, bu durumlardan beni sorumlu tutansın, yanımda olamazsın ERKEK. Geç bunu ve bana çıkar faturayı.

-hayrola? uykudayın, rüya gördün, celallendin herhalde… yanımda olsan, seni gıcık ederdim şimdi. ısırır, koparırdımda.

-Bu kadının sana güvenini sarsacak şekilde her şeyi eline-yüzüne bulaştıran, hissettirmeden çözümleme becerisi gösteremeyen, karşılığında da sessiz, sakin beklemede olmasını isteyen (onda birine maruz kalsan ipleri çoktan koparmış olurdun, eminim) ve bana hala “senin şuyun, buyun yüzünden…” diyerek kaçış yolları üreten bir insan olarak, realitede kendi yanında bile olamıyorsun ki, benim yanımda olasın.

-bir de dilimi çıkarabilmeyi bilsem… bu akşam benimle iftarı tercih etmedin ( dün akşamıda sakındın) ne diyeyim rabbim orucunu kabul eylesin.

-Kendini gerçekten kazanabilseydin, beni de zaten kazanmış olacaktın. Allahaşkına bir sıyrıl da şu kanatlanmış egondan,

“bu kadını niye hak edemedim,neden yanımda değil?” diye bir sorgula kendini. Yine komiklik yaptım, değil mi? Gerilme, şu acizliğinden komik hallere düşmüş kadına gül…

-hayırlı iftarlar olsun

-sana da hayırlı iftarlar...

-iftardan sonra çay içebiliriz. 19.20 de Aygül dershaneden alınacak. seni alabilirim, iftarı bizde açabiliriz, ne bileyim… asla kötü kelime kullanmayacağım. yorum yapmayacağım

-neye fayda, nafile patinaj... ben çok yorgunum

-Songül annesinde iftarda. telefonla ararsın, alırım seni. akıl…akıl…akıl…hesap kurmadan… yanaklarından öptüm

-hoşçakal ERKEK

-bekliyor olacağım,bye… bak "bye" diye yazdım. tepki vermedin ama. olmazki.

 

 

3 yıl 11 ay 28 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-günaydın, sana yollanan selamları sana söylememek, insanın boynunda borç bırakır mı?

-günaydın. bence bırakır. Söyleyemeyeceksen, o kişiye; “bana bu yükü taşıtmayacaksın” diyeceksin.

-ben de öyle düşünüyorum. Annem, bunun çok büyük bir borç olduğunu öğretmişti bana. Hatta, ara ara "anne, sana selam söyleyen herkesin sana selamı var" diyerek toptan geçiştirmeye çalışırdım . O da "kızım öyle olmaz, böyle söyleyerek kurtulamazsın" derdi, gülüşürdük... bak şimdi durduk yerde rahmet istedi.

-selamı iletemeyecek durumdaysan, “günaydın” da demeyeceksin.

-diyebilsem, tabii ki diyeceğim "bu yükü bana vermeyin, kendiniz söyleyin" diye ama öyle durumlar oluyor ki, bir şey diyemiyor, üstelik herşeyi güllük gülistanlık göstermeye çalışıyorum.

-mübarek ramazan günü, rabbim tüm ölülerimizin günahlarını affetsin, yerlerini cennet eylesin, bizlerede huzur, sağlık, mutluluk ve başarı versin

-amin, amin. herneyse, Kadriye telefon etti şimdi. ben de çocuklara okula başladıkları için harçlık filan yollamıştım

-Turgut abinin eşi, değil mi? Abinin durumu nasıl?

-tedavisi evde devam edecek

-Allah şifa versin

-senin gönderdiğin test kitapları da çok makbule geçmiş, çok sevinmişler. hem “teşekkür ederiz enişte beye”, hem de “illa sizi buraya bekleriz” diye aramışlar.o arada da selam söylediler işte

-gönderen de, aracı olan da sağ olsun, umarım yararlı olur

-inşallah...

-peki başkacana diyeceğin yok galiba. günün güzel olsun, muhabbetle kalınız efendim.

-senin de herşey gönlünce olsun

-Allah razı olsun sevgili can arkadaşım

-nedir şimdi bu hitap? (geldim mi oltaya?)

-içimden geldi. benim senin gibi hesap kitabım olmaz. dün akşam “gel” dedim, gelmedin. ben de artık kovalamayacağım ama sen benim en değer verdiğim kişi olduğuna göre, bu hitabı uygun gördü galiba belleğim.

-ve beni ‘sevgili can arkadaş’ kategorisine aldın.

-değilmisin?şimdi şuracıkta rahatsızlansam kim koşar gelir bana?

-vallahi çok kişi koşar gelir. Sen kime haber verirsin, buradaki konu bu bence.

-pardon, peki, ben öyle hissettim, sende kabul etmedin.  ne diyeyim, sağlık olsun.

-yorum yok, yorum yapacak bir şey de yok... herkesin canı sağolsun, huzur neredeyse gelsin onu bulsun...

-yani yanlış anlamadım değilmi, can arkadaşım olmayıda kabul etmiyorsun, her şeyi reddediyorsun yani.

-sana karşı kısmiyetçi olamayacağımı kezlerce söyledim. Ben yaşamındaki herşeye ‘can’ olurum ancak, sadece arkadaşlığına değil.

- offf…peki senin has arkadaşlarının hepsiyle bütünleşikmisin?

-onlar arkadaşım ve dostum

-ben? net cevap ver.

-sen herkesin ve herşeyin ötesindekisin

-net değil.

-nasıl net değil?

-o zaman aç kadriye ye ve herkese, “ERKEK hiç bir şey değil” diye söyle. kandırmayıda bırak, bırakalım

-olur mu hiç, sen benim herşeyimsin. ne diyorum yukarıda... “sen herkesin ve herşeyin ötesindekisin” demişim

-ama bana hissettirmiyor, polemiklerle günleri berbat ediyorsun. neye yarar bu? yenilirmi, içilirmi, sevilirmi, kitapmıdır? Meyvemidir?

-devam etme, yine indirgediğin değerler beni kahretmeden

-damarlarım gerildi. Evet, devam etmemeliyim. tahrik ediyorsun beni… ne olur, beni de kışkırtana kadar uslu çocuk olsan, olabilsen

-yeminlen, öyle bir şey yapmaya çalışmıyorum. benim ne olduğumu, ne olabileceğimi, sen benden iyi biliyorsun. "mal bu" dedim kezlerce, sen de dedin; "sen busun, değişmeni beklemiyor ve seni böyle kabul edip, bağrıma basıyorum" diye. sonuç? İnkar ve "ben böyle yaşamaya katlanamam, boş ol".

Benden korkarken, kendinin ne çabuk vazgeçebildiğini görmek, şaşırtmadı mı seni? günlerce uslu oldum, yine de olurdum, neymiş, beyefendi birden bire "alyansımızı takmaya hazır değilmiş ve takmayacakmış"

-sen bu aralar sağlıklı değilsin. üzerine gelmeyeceğim.

-bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur ERKEK efendi... bakmadın çorak oldu

-darlatma beni, notere gideceğim şimdi

-aaa.... iyi bari... istifa için değil mi?

-şirketten… Patron, dünde randevu vermedi.

-ben de onu diyorum, söylemiştin

-akşam faks ve e-posta geçtim “istifa ediyorum” diye. Bu sabahda fransa ya gitti.

-iyi, sen üstüne düşenleri yapmışsın

-üstüne üstlük birde sen... bunalmışım, afra tafra yapıyorsun.

-ahhh.... bir de benim, bizim için üstüne düşenleri yapabilsen... ama olmaz, ERKEK yapmaz

-“gel iftara” diyorum, yok, illa sataşacak, uslu uslu bekleyemeyecek, resimleri yok edecek, resim gönderecek, yazı yazacak, felsefe yapacak… yapma yahu, kazandırmıyor.

-sen nasıl kazanacağını biliyor musun bay uzman?

-bilmiyorum ve izin istiyorum

-kazanmaya değer biri var mı peki?

-seninle sidik yarıştırmayacağımı anladığımdan, mağlubiyeti kabul ediyorum. Allah senin ocağına düşene yardım etsin. cennetle, cehennemi bir arada yaşatırsın. Sağlıcakla.

-izin senin, kolay gelsin...bunu da, ocağıma düşecekler düşünsün.

-düştüm, düşünmekten fena oldum

-haşaaa.... anlaşılan o ki, ikimiz de düşmüşüz, kalkamıyoruz

-dedin ya, "mal bu". hakikaten o ise, ben almayayım. türk-yunan bile uzlaşabilirken, sen makarıos dan beter gerginlik üzerine kurmuşsun politikalarını.

-benim politikam filan yok. tek isteğim, seninle ve çocuklarımızla huzur içinde yaşayıp gitmekti ve ben de becerebildiğim her  yönden aldım, demek ki beceremedim, beceremedik. insanları idare eden iki insan, birbirimizi idare edemedik.

-alttan aldım yok, yandan yok, ordan aldım yok. yok yok yok….

-tamam öyleyse, madem "pes" ettin, ettik... bunu kamuyla da paylaşabiliriz artık

-hedefin bu idiyse, paylaş, paylaşabilirsin. bana kuzu olamayacaksan, paylaş.

-sonucumuz bu, hedefim değil

-tırmalamayı sürdüreceksen paylaş

-tırmalatma

-kendine güvenemiyorsan paylaş

-beni kuzu yapmak da, kedi yapmak da senin elinde, bunu anlayamadın mı daha?

-ııııh…kedi istemiyorum. çünkü her şeyden önce nankördür ama ne yazıkki tabiatta vardır.

-her şey senin elinde...idi

-bu akşam?

-biz iflah olmayız... vallahi de olmayız, billahi de olmayız... sen diyeceksin ki şimdi "net cevap"….ben mi geleyim kadıköy'e?

-evet, gel kadıköy’e. Seni özlediler, burada elemanlarla iki laf edersin, sonrada evde iftarı açarız. genelde Aygül’ü bekliyorum akşam.

-şirkete geldiğimde, odanın kapısını kapatıp sana (koca göbeğine rağmen) sıkı sıkı sarılabilir miyim önce? 

-iftardan önce olmaz.

-ay ne alakası var, (ben sarılayım da, bozulan benim orucum olsun, sana ne!)

-hadi hoşçakal

-kolay gelsin...

 

 

4 yıl 18 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-merhaba. adsl ile ilgili bir konu danışacaktım. ulasılmak istenmiyorsa, kaçma nedeninin ne olduğunu bilemesemde tabiki ulaşmayacağım. ayrıca aramayı düşündüğümdede; senin deyiminle ‘sudan bahane’ yaratmadan ararım.

-demek ki adsl yi de bir başka bilene danışacaksın. seninle görüşmeye gerçekten hazır değilim

-şu an sistemde sen varsın ve de beni engellememişsin yada silmemişsin… geçen gece geçmişteki bir ifadenden ötürü aradım

-aradığını biliyorum

-benzeri durumdayken; sen, bir şey vaad etmeden kaçamak yapmak, yada beraber olmak istemiştin... bu kezde ben isteyeyim demiştim, cevap vermedin, üstelemedim. zaten baskada aramadım.

-bu durumumuzun bir benzeri olmadı. dilerim hiç bir zaman, hiç bir insan için de olmaz

-ben diyeyim 19, sen de 30 kez oldu… ramazanı karşıla, sahur yap… iftara hazırlanırken birden değişti hanimefendi. nedeninide kendinden başka bilen yok. daha öncede benden, senden gelgitler olmuştu. nedenli, nedensiz küfür ettiğin, sonra “söylemem gerekirdi” dediğin… ne fark varki?

-gizli değil ama zamanı değil... bir gün öğreneceksin elbet ama, zamanı gelince…

-gelmesin o zaman, sende kalsın

-bende kalmayacak, paylaşacağım. Tabii ki senin tercihinle öğrenmeyebilirisin ama, eminim ki merak; şu andaki tavrından ağır basacak günü geldiğinde.

-mesela basından, televizyondan, gayri kanuni bir yoldan…

-güldürdün beni... yemlerini sevsinler...

-vallahi yem değil… ne bileyim, uyurken, ben yokken yanında olsun diye fotoğrafımı çekmişsindir. bundanda gurur duyulur, hem çekerken sende galiba aynı konumdasındır… oruçlu oruçlu komiklikde yapamıyorum. samimi bir soru sorabilirmiyim? yazdığını göndermekten neden vazgeçiyorsunki?

-yaşadığımız çözümsüz polemikleri anımsıyor ve vazgeçme hakkımı kullanıyorum

-doğruya doğru

-eğriyle hiç işim olmadı, bunu senin gibiler düşünsün. ki çoğunluktasınız... ne yazık ki hem de öyle çoksunuz ki...

-çok, çok… doğru da; biz birbirimizin düşmanı olabilirmiyiz? henüz kimsenin karşısında eğrilmedim ama yaş ilerliyor, kemikler bir kaç sene sonra eğilebilir. onada benim iradem yanıt veremez.

-ben kimseye düşman olmadım, kızlarımın babasına bile. sana da düşman değilim.

-benden bir tane var, çok kelimesi neden? araya giren başkalarıda mı oldu bu kısa sürede, yoksa geçmişemi daldın

-ilkeleri, doğruları söyleyip de yapamayanlar, hatta bunun aksi davranarak kendilerine bile riyakarlık edenler... öyle çoksunuz ki; sen özel değilsin bu anlamda, çoğunluğun bir aynasısın, o kadar.

-benim için; yanlışınla, doğrunla sen teksin. bunalımdasın, saçamalıyorsun bazen.

-şeffaflığımla tek olduğum doğrudur

-asla! senin üzerinde, içten hesap yapabileni tanımadım. buna rağmen senden kaçmadım, buna rağmen senden her yönüyle düz, dümdüz insan yaratmaya çalıştım. çünkü, iyi tarafların o kadar çoktuki… o yanın olmazsa, yemede yanında yat derler…

-varsa da hesaplarım, bunları bildiğin için şeffafım zaten... kendine dön bak bir de, ya da hiç hesaplarını dahi anlayamadıklarına... hala bile düz, dümdüz olma ahkamları kesiyorsun bana, yazık sana...

-2.KADIN, ramazanın başıydı. herhalde 3 hafta geçti, kafan yine aynımı (pardon ....), sen o sun ama. Ahkam filan kesmiyorum… değerli, önemli olmasaydın, seni kaybetmeyi göze alabilirmiydim? eksikliğini hissederken bile, kaybetmekten korkmuyorum, anlasana.

-bir gün, gerçekten kendine dönüp bakarak

"ben bu kadından ne yaratmaya çalışırken kendim neler yaptım" diye sorabilir ve buna dürüst yanıt verebilecek olursan, bunu benimle de paylaşmanı isterim, çok isterim...

-Muğlada sın değilmi. evden çıkacağım birazdan. yine didişmiş olsakda, güzeldi, teşekkür ederim

-didişmedik çünkü seninle didişecek bir şeyim kalmadı. son diyeceğimi dedim yukarıdaki paragrafta...

-arada bir buluşacakmıyız? hani sen arada organize ederdin…

- bir gün, kaçmadan kendinle yüzleşmek istersen, bu cesareti bulursan, beklerim.

-salak. burdayım. “Muğla dan ne zaman dönüyorsun?” dedim, yanıt vermedin

-nerede olduğun umrumda değil, neye hazırsın bu önemli... benim nerde olduğum da hiç önemli değil.

-olduğun, olduğum hangisi? 2.KADIN, seni önemsiyorum. Oruçluysan, iyi iftarlar diliyorum.

-eğer olursa ki çok ümitsiz bir durum...sen hazır olduğunda ben yanında olacağım.

-benim hazır olmamın ilacı bu değil.

-önce doktora gideceksin, ilaç sonra...

-benim terbiyemim uslu çocuk olmaktan geçtiğini en iyi bilen sensin. uslu olacaksın, hesap yapmayacaksın. katakulli yok. Net, berrak…

-ben bir zamanlar eşin olmaya çabalamış 2.KADIN olarak söylemedim bunları sana, insan olarak söyledim.

-eşim oldun.bunu alemi cihan biliyor. şimdi çıkıyorum. hazırsan, uygun zamanda assos tarafına kaçalım.

-yanlış... beni eşin yapmaya çalıştın ama dış faktörlerin etkisiyle zafiyet gösterdin ve beceremedin

-mutlu olman, mutlu edebilmen dileğiyle hoşçakal

15 DAKİKA SONRA…

-dün akşam Orhan yemekteydi Selda’da. iftar sonrası tatlı tatlı muhabbet ediyorduk ki, Orhan'ın eşi aradı. Konuşmaları sırasında Orhan fenalaştı.

-neden

-telefonu kapadı ve Seldayla ne olduğumuzu anlayamadan höykürerek ağlamaya başladı. onu böyle hiç görmediğimizden, hem şaşırdık hem de biz de çok kötü olduk. üniversiteden çok sevdiği bir kız arkadaşı inşattan düşüp ölmüş, karısı da sınıf arkadaşı ölenin tabii… orhanı ve telefonla eşini teselliye çalıştık. hatta bugün bile becerebildiğimce "yanınızdayım" ı vermeye çalışıyorum… rahmetliyi "serseri" diye severmiş Orhan. Dedim ki;

"artık ben olayım senin serserin". Nasıl ağlayıp, nasıl sıkı sıkı sarıldı anlatamam… Bunlar hem acı, hem de insana insan olduğunu duyumsatan çok ender zamanlar ve paylaşımlar... o andan sonra, uğraştığımız şeylerin, alavare-dalavarelerin lüzumsuzluğuna bir kez daha lanet ettim...

-geçmiş olsun, allah rahmet eylesin, üzüldüm ama benim tanımadığım adamların sana sarılmasınında beni ne denli rahatsız ettiğini yazamadan geçemiyorum, elimde değil. o insanların kimlikleri de tarafımdan meçhulken… orhan ı anlatıyorsun ama tanımadım.

-ya, sen kaç kadını birden, aynı anda kıskanabilme kapasitesine sahipsin allah aşkına?

-aynı anda tek. başka yanıtı yok

-dürüst ollllll......

-olurum. emrin olur. sağlıcakla kal. bir ara, ara da sesini duyayım, azıcık özlem bastırır.

-mesele ses duyurma meselesi değil. senin sesin değil özlemim. Özlemim; seninle tüm beceremediklerimiz.

-zaten bet bir ses benimki.

-öyle saçma, öyle özensiz zamanlar harcıyoruz ki... işte, bir inşaattan düşüyor ve göçüveriyor insan

-evet, keşke bir çuval inciri berbat etmeseydin sende. Değermiydi?

-neleri berbat ettiğinin farkında olduğunu ama bunu “belki o kadarını bilmiyorumdur” diye benimle paylaşmamaya özen gösterdiğinin farkındayım

-biri inşaattan düşüyor. allah rahmet eylesin. Tanımasan da üzülüyorsun ama tanıdığın, canım dediğin insanında o hallere düşebilmesine sebep olabiliyorsun ve farkında bile değilsin.

-dedim ya... bir gün özeleştirini yaparak, arınmak istersen, becerebiliriz bakarsın...

-ama tanımadığına o kadar yanabilirsen, bana daha çok yanacaksındır eminim… offff

-ı ıh.... bana yanacak olan sensin EROĞLU. ben senin yanmayı bile becerememene, yanabilirim ancak

-her şey mükemmele dönerken; en son sen döktün , kırdın. ben değil.

-o dediğin madalyonun şimdilik görünen yüzü... kaldı ki; gerçeğin bu olmadığını, her ikimiz de biliyoruz ve oynuyorsun... ben yanında değilsem, bu tercihim değil çaresizliğimdir...

- sonra devam edelim. çıktım.

 

 

4 YIL 20 gün sonra (cuma)

2.KADIN’dan ERKEK’e

KADİR GECESİNİN ARDINDAN

Sabah ezanını karşılamaya hazırlanırken dualarımı ve özeleştirimi yazarak da dile getirmek istedim kendim için.

Her ne kadar yıllardır artan dozda “ümitsiz vak’a” olduğumuzu söyleyip, kendimi de buna ikna etmeye çalışıp dursam da, kuşkusuz; en büyük ümidim ve dileğim, ömrümü ERKEK ile sürdürmek ve sonlamaktır. Bunun nasıl sağlam ve vazgeçilmez bir bağ olduğunu kavramaya, kapasitem henüz yetmiyorsa da (belki de hiç bilemeyeceğim, çünkü hiçbir şeyle karşılaştırıp, denklik kuramıyorum) tüm çabalarıma rağmen kopamadığım gerçeğimi kabullenmem gerekiyor sanırım.

Yaşantıma girdiğinden bu yana; O’nun isteği ve desteğiyle, ya da O’nun sayesinde, ne denli değiştiğimi düşündüm de; şaşırdım kaldım… ve süreçte bu değişimleri idrak edemesem de, şimdi net olarak fark ediyorum ki, bu değişim kalıcı bir kabulleniş oluşturmuş bende. Örneğin;

*Bedenimin temiz olduğunu bilmek yetmiyor artık bana, bunu abdest alarak Allah katında da onaylatmak kendimi çok daha huzurlu hissetmemi sağlıyor.

*Çoğunlukla bedensel hareketlerimde dikkat etmediğim için, farkına varmadan da olsa arada oluşan dekoltelerimin oluşmaması için oldukça özen gösteriyorum artık. Hatta “acaba ben gizli bir teşhirci miydim önceleri?” diye bile sorguladığım oluyor kendimi.

*İdealize ettiğim, cinsiyet ayrımı olmayan öncelikli insan ilişkilerinin, sadece düşüncede var olabileceğini öğrendim. İnsanlar benim olması gerektiğini savunduğum gibi, önce insan olarak bakmıyorlar birbirlerine. Karşı cins olarak bakıyorlar ve karşılarındaki kişinin tepkilerine göre, cinsiyet ayırımsız iletişimde bulunuyorlar ancak. Yani önce “insan” değil, önce “karşı cins” olarak algılıyorlar ve bu nedenle, erkeklerle iletişimlerimde daha tedbirli ve temkinli olmayı öğrendim.

*Kendimi tek ve yalnız kabullendiğim algılama düzeyimde; insanların, en azından bir insanın olabileceğini anladım. Bu bende, kendimde varlığını hiç bilmediğim, uğrunda mücadele etme arzusu oluşturdu.

 

 

4 yıl 22 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, Muğla dan döndünmü?

-merhaba, hayır dönmedim

-bayramda ordasın galiba. bayramın kutlu olsun.

-uzun vadeli program yapmıyorum ama sanırım uzunca bir süre İstanbul’da olmayacağım. senin de bayramın kutlu olsun, çocuklarınla ve ailenle huzurlu nice bayramlarınız olur inşallah

-amin…Selda’da kalıyorsun, uzun süre kalman ne derece doğru acaba?

-konu Muğla'da kalmam değil, İstanbul’da olmamam...

-peki. polemik çıkmasın, günün güzel, bayramın güzel, yaşamın güzel olsun. Sağlıcakla kal.

-bayramda Ordu’da olacaksanız, sen de tanıdık herkese selam söyle

-tek gidiyorum. mutlaka seni soranlarda olacak, hatta dün gece rüyamda konu gündemeydi, ne yanıt verdim anımsamıyorum

-hayırdır?   ancak sorun etme bence, annen senden önce bir çözüm bulmuştur, sen de ona uygun davranır ve konuşursun, halledersiniz...

-komik

-hep öyle değil miyim...

-ben yanıtlarımı kendime uygun olarak veririm, bunu sende net biliyorsun. ayrıca annemin sana toz kondurmadığını da. Tabi özellikle aksini yumurtlayan adilerde olabilir ama bu gerçeği değiştirmez.

-en azından tlf.da konuşmuşsunuzdur ve yine, en azından sen kadıncağızı yönlendirmişsindir

-Annemlede hiç konuşmadım. sadece seni sorduğunda, “her şey iyiyidi, tekrar yoluna koyabilecekken, acayip bir mesajı geldi, saçmaladı ve gitti” dedim.

-vallahi başkasının taşıdığı lafa bile gerek kalmadan, annenin benim yüzüme söyledikleri yeter.

-yüzüne söyleyebilir, sen etrafa ne söylediğinden dem vuruyorsun. Allah arkadan konuşanlardan sakınsın

-yüzüme söyleyen, etrafa niye söylemesin ki... böylece O da, arkadan konuşmamış, yüzüme de konuşmuş oluyor işte.

-en azından, beni düşünerek söyleyemez o tarz bir ifadeyi. Hayriye teyzenin, senin evinde söylediği bir cümle vardı. bunu bile yakıştırdıklarına göre, daha nicelerinide yumurtlarlar. Oysa senin gibi bir akıllıda bunları düşünebilir. Evet, senin istikrarsızlıklarına, dengesiz davranışlarına tepki vermiştir son zamanlarda  ama seni, senin için olmasa bile, beni korumak adına kimselere kötülemez. akıl var, mantık var.

-aman ya ERKEK.... benim yaşamım sönmüş gitmiş, debelenip duruyorum hayata dönebilmek için... yok annen şunu dediydi, yok teyzen şunu yaptıydı...

- sönen, problemi olan sen değilsin, dipte olan benim şimdi… neden Ordu’ya gidiyorum? Sağlığım, işim, moralim, yalnızlığım, sorunlarım…

-vallahi ilk ayrıldığınız dönemde, şimdi toz kondurmadığı Işıl için neler söylüyordu, şimdi neler söylüyor annen... o zamanlar Işıl’ı ben savunmak zorunda kalıyordum annene.

-Işıl konusunda gerçekleri bilemiyorlardıki. beni suçluyorlardı neredeyse ama yakın olduklarında gördüki, Işıl başka bir alemde. ondan anne falan olmaz ve Onunla ilgili yorumlarıda çok sağlıklı.

-olur mu yaaa.. ne laflar ediyordu kadıncağıza da, çocukların yanında konuşmasın diye ben susturmaya çalışıyordum. eğer bu yanı ise anneni tanımam gereken; seni korumak uğruna, ya da inandığı için Işıl’ı nasıl yerden yere vurduğunu çok iyi bilirim. sonuçta benim için de aynısını yapması çok doğal ve normal.

-hiç bir enterasanlık yok, yine insan olarak ona kucak açıyor ama benimle bir ilgi kurmuyor artık, çünkü artık oda biliyorki, onun yolu farklı, ondan anne olmaz. ayrıca sen-ben ile ilgisinide pek anlayabilmiş değilim.

-senin ise böyle bir durum ve halde olmana şaşırdım.hep yakınıyorsun... önceleri işsizdin, yeni boşnmıştın bunlardan yakınıyordun, sonra çalışmaya başladın, bundan yakınır ya da her şeye bunu sebep gösterir oldun, şimdi yine bir ton sorun ve mutsuzluk nedeni gösteriyorsun... hep böyle pesimist miydin sen Allah aşkına?

-oldum. neyse, Ordu’daki sizin Çetin ailesi, bizim son durumumuzla ilgili ne biliyorlar? ne söylemeliyim?

-ama ben tanıdım tanıyalı hep böylesin yaaaa.... el insaf

-zaten o dönem, mutsuzluk dönemi ama haşa o dönemde çok mutlu olduğum, hatta her zamankinden mutlu olduğum dönemleride yaşadım

-demek çabalamam yetmedi, seni de kendimi de, mutlu etmeye.

-ayrıca bu ifaden, mükemmeliğin peşinde olanlar içindir, azla yetinene minnacıkda yeter

-ya da benim dışımdakilerin çabaları ya da senin onlarla ilgili çabaların da yetemedi ki, bugün sen de bunlardan yakınıyorsun

-yine havuzun dışına taştı. evet onlarda yetmedi. bundan sonra yetebilecek olan olurmu, onuda bilemem ama mutsuzum

-seni tepkilendirmek değil ki amacım, neden böyle celalleniyorsun. herkesin dönüp kendine bakması, özeleştiri yapması gerektiği doğrudur bence...

-akşama son iftar olacak. evde malzemem var ama yemeğim yok. yemek yapacak olanda yok. hizmetçi bile yok artık.

-üzülme, bugün de dahil, ben de günlerce tek başıma yaptım iftarı.

-Selda tutmuyormu?

- tutuyordu ama Ankara’ya gittiler… yemek dediğin nedir ki... iş huzur olsun insanda...

-bırakmadınki.

-yapma ERKEK, n'olur dön bir bak kendine "ben bu kadını, nasıl bu hale getirdim?” diye... Allah aşkına batır artık çuvaldızı kendine

-bak yine polemikleştik. ne gerek var.  sende oruçlusun, Allah orucumuzu, dualarımızı kabul etsin. günahlarımızı affetsin. tüm sevdiklerimiz mutlu olsun. bizlerde olalım. mübarek gün, ezanda okunuyor şimdi senide daha fazla üzmeyeyim, iftarınıda huzurla aç.

-burada da okunuyor ezanlar. aynı mı iftar saati? aynı meridyendeyiz öyleyse. kadir gecesi oturdum yazdım, seninle kazanç olduğunu düşündüğüm değişimlerimi. ne çok şey değişmiş..... bende neleri değiştirmeyi  başarmışsın farkında olmadan.

-elbet değişmişsindir ama beceremediklerimde var ki, şimdi oradasın. orada olsanda, bir daha bir araya gelemesekde, sen hep nasılsa konduğun yerde kalacaksın.

-evet yaaaa...  tek eşliliği çok istemene rağmen, uygulayamadın... olması için benimle değilse de 1.KADIN’la tek eşli olmak için çok çaba gösterdin.

-böyle bir durum yok. olmadı. Olmayacak, sen yada bir başkasında. Eğer bir ilişki yoksa, elbet olmuştur. olacaktır. biri varsa mantıkende olmamalı, çünkü yetebiliyorsa o vardır. yetemeyenlede ilişki olmamalı zaten. yetiyorsa, bir başkası fikri bile saçma, hatta ekonomik bile değil. buradaki ekonomi para değil. yaş 47-48… hangisiyse… daha aklıselim gerekiyor.

-ya git Allah aşkına, kendine şunun cevabını ver "2.KADIN'ın benim ona rağmen yaptıklarımı, o bana yapsa ben ne yaparım?" bu soruya verdiğin cevap "2.KADIN'ın eşi olarak yanında olur, ona sahip çıkarım" ise ömrüm boyunca sana kul köle olmaya hazır olacağım inan

-dur okuyayım… yanıt basit. ben şimdi değil, o zaman kul köle olurdum ERKEKe, 2.KADIN gibi davranmazdım, ERKEKe sahip çıkar, destekler, hep yanında olurdum. Eften, püften konularda onu azdırmazdım. dolayısıyla sorunda olmazdı. ERKEKin de yaptıklarını yapmazdın. araştırmacı gazetecilik senin neyine, otur evde, işinde.

-yapma ne olur yaaa... sen ki, pek çok kadınla gönül ilişkisi yaşamış bir adamsın. Bir adam bana içini açtığı için, ona bu cesareti verdim diye, at kaçtı heybe düştü. Kıyamet kopardın.

-‘gönül ilişkisi’ deyimi ne derece doğru, tartışılır

-beden ilişkisi diyelim… şunu çok iyi biliyorum ki; her yönüyle benim yaşantım, ERKEKten önce ve sonra diye ikiye ayrılıyor. ERKEKten öncesinde tanımadığım, bilmediğim yüzlerim ortaya çıkıyor. bunların hepsi beni hayret ettiriyor kendime ancak, bir kısmı hoşnutluk uyandırırken, bir kısmı da hoşnutsuz hayretler yaratıyor…

-ne güzel. faydam olmuş. geçen gün dedimki, “arada, bir sesini duyayım” ama aramadın, kandilimi bile kutlamadın

-kutladım ama yüreğimden. sana ulaşmadıysa üzgünüm...

-şimdi yemek işini ayarlamam gerekiyor, hatta şu dizüstünü modeme bağlama işinide öğretmedin.

-dur daha... işte bu ‘araştırmacılık’ dediğin yanım, kendimden hoşnut olmadığım değişimimidir. kaldı ki onu da araştırmak amaçlı yapmamış, ancak, önüme gelenlere duyarsız kalmayıp ardını getirmişimdir, o kadar.

-seni araştırmacı gazeteci seni… ne bir sor? cüzdanımdan hiç bir şey aldınmı?

-ERKEK anlatamadım galiba... ben hiç bir zaman, hiç bir şey araştırmak için, senin ya da bir başkasının cüzdanını elime almış değilim ve o kayıp her ne ise, ben bilmiyorum.

-ama kayıp var. maddi bir şey değil ama başka şeyler karıştırdığın için, sicilin bozuk.

-hiç bir şey karıstırmadım ben... sadece önüme gelene sırtımı çevirmedim

-peki, artık geldiğimiz bu noktada, bilsen söylermiydin? hani son nefesteki prinçler hesabı

-neyi söyler miydim? anlamadım ki?

-anlamadıysan geç. bu arada, seni özlediğimi hissediyorsun zaten. Ordu’da ne söyleyeyim akrabalara ve tanıdıklara, yanıt ver. çıkmam lazım artık. “beni terk etti, kaçtı, biz boşandık”…Ne diyeyim?

-sen nasıl uygun görüyorsan, öyle anlatırsın... şundan eminim ki; son derece beni koruyucu, gözetici bir tavır sergileyeceksindir

-tamamda, sizinkiler bir şey biliyorsa, benim yorumumda ona uygun olmalı.

-yok, kimse hiç bir şey bilmiyor, ya da “ben kimseye hiç bir şey söylemedim” demek daha doğru sanırım

-“peki neden Muğla’da, neden seninle gelmedi?” derlerse…

-gelirdim ben de, ama yol param yok.....

-anlamadım

-“neden seninle gelmedi” diye yazmışsın yaa..

-“parası yok gelemedi.” ne kadar komik… peki ben nasıl gidebildim?

- “paramız yoktu, onu getiremedim” dersin o zaman... kaldı ki, ben gerçekten gelmeyi isterdim.

- kucağımda otururdun en azından ama benimki rahat durmazdı o zaman

-sen konuşma penceresine "bayramda Ordu’da olmak" yazmışsın ya.. nasıl içim gitti...

-onu  sadece senin için yazdımdı zaten. saçma sapan, salakça davranışın, tepkin olmasaydı, bayramın ilk günü, elbet beraber gidiyor olacaktık.

-lütfen bilir bilmez, bunu gündeme getirme... konuyu paylaşmaya hazır olmadığım bir gerçek ama benim mahvolduğumu da bil..

-neyi bilir bilmez… akşama konuk ağırlayacaktık, kaçtın. başka bildiğim yok… ya da hangi şerefsiz sana ne söylediyse… kaybetmiş olmakla mahvolabilirsın ama, benim yada aile fertlerimin ağzından çıkanı bizzat duymadıkça mahvolman mümkün değil.

-kimse bana bir şey demedi. sen uykuda sayıkladığını bilmiyorsun tabii. sadece sayıklamak da değil, sorulana cevap da veriyorsun. bu kadarı yetsin sana şimdilik...

-bilmiyorum. bir şeyi de değiştirmez bu. uykuda, yani kontrolunde değilken, insan neler neler yapıyor… bir keresinde, hiç olmayacak biriyle bir şey yapmıştım.

-nasıl yani yaaaa... sarıldığın ben olacağım ama sen, beni bir başkası olarak kabul edeceksin... üstelik bunu sürdüreceksin...

-asla. benim daima inandığım ve savunduğum bir tezim vardır. bana atfedilen herhangi bir şeyi daha sonra anımsamıyor, bilmiyor olabilirim. Ancak; o konunun özüne ilişkin bir genel eğilimim var olduğundan, o eğilimden hareketle, o ifadeye sahip çıkar, yada reddederim. senin yakıştırman; (ki ağız arıyor olabilirsin veya gerçekten söylemiş olabilirim) bunun, benim gerçek düşüncem olduğu anlamına gelmez ve zatende kabul etmiyorumki, hele hele o günlerde çok nettim.

-sana benimle ilgili çok yanıldığın bir şey söyleyeyim ERKEK... ben ağız filan aramam, ben katakulli yapmam, bunları bana nasıl yakıştırdıysan, seni tenzih ederim. ben daha önce ‘aptal’ dım belki, önüme çıkanları göremiyordum. seninle sadece aptallık derecem düşmüş ve karşıma çıkanları farketmiş olabilirim, bu kadar.

-farklı hitaba gelince; sen kendi söylediklerini bir anımsasana, ben kıyamet koparmalıydım o zaman

-dediğim isim şaşırma hikayesi değil ki...

-ne farkederki… bilinç dışı hepsi. Seninkilerde, varsa benimkilerde

-hatta, neredeyse yakın geçmiş olduğunu sanıdığım hikayenizi dinlemek zorunda kaldım. o gece karnım ağırmasa, uyuyabilseydim, belki de yine hiç bir şey bilmiyor olacaktım.

-bence daha iyi olurdu, senin kabahatinde bu noktada

-kesinlikle....”seni konuşturmaya devam etmek” diyeceksin değil mi

-tutki adam saçmaladı ama adam senin yanında ve seninle devam etmek istiyor. boş ver gerisini. bilmem ne et anasını. adamı mutlu etmeye, sahip çıkmaya bak.

- adam ikili devam etmek istiyor... tekli olsa neyse...

-edemez. ben biliyorum edemez

-ama öyle diyor, biri görünen, diğeri gizli ama tatlı olan. karşısındakinin de kabul ya da tercih ettiği gibi...

-1.KADIN benim eşim olamaz çünkü koşullarımız ve yaşamdan beklentilerimiz uyuşmuyor. benden daha iyi mi bileceksin

-vallahi ben senin dediklerini biliyorum... beni diğer kişi sanarak konuştuklarını biliyorum, işte bu nedenle gizli olmayı tercih etmişsiniz ya, öyle dedin. hatta o istediği için sen buna katlanıyormuşsun

-evet, 1.KADIN iyi bir sevgili- arkadaş- dost olabilir, ancak o kadar. benim gereksinimim, eksikliğini duyduğum bunlar değil. yazdıklarına yorum yapmıyorum, yapmamda.

-yapma da, çünkü onlar senin, benim değil...

-anlattın rahatsızlığını, şimdi rahatladınmı? değermiydi bu davranışına?

-sana bu nedenle yalvardım "n'olur, bir kez olsun açık ol bana" gibi  bir cümleyle ama olmadın...

-salakça bir kurguyla yine herşeyi mahvettin. işin içine kardeşlerimi, anamı-babamıda karıştırdın

-oynamayı seçen sensin. Kendine bile hedef değiştirtiyorsun...onlar farklı konu...o geceyarısı ile onların daha önce yaptıkları birleşti. Hepsinin ötesinde, kısmiyetçi kopuşu gerçekleştiremediğimi görmüştüm daha önceki denemelerimden. Bu nedenle ilişkiyi tümden kesmeyi çözüm olarak gördüm.

-oynarım ben arkadaş. severim oynamayı. huyum kurusun. tel üsütünde oynarım. hemde tek ayakla. çünkü tel üstünde tek ayakla oynanır. senin gibilere oynamayayımda ne yapayım? çifte telli, twist, köçek, hepsinden bilsem oynayacamda bilmiyorum…Allah aşkına! hani sen dersin ya; “kuru çaylarda boğulma” diye,  bak sende bana benzemişsin.

-yazık ben gibi, kendini sana adamışlara... yapma... git akranlarınla ya da bu oyundan zevk alanlarla oyna. sana benzemedim, sayendeki değişikliklerimi gözlemledim. ister istemez, benim de katkılarım olmuştur sana…

-bilmiyorum, bilsem oyanayacam dedim ama kursa giderim, nasılsa işsizim.

-çok etkilendiğim bir lafın var:"bir bok vardı sanki girdik o kanala" demişsin bana iki yıl filan önce

-sen benim her şeyimden etkilenirsin. hangi kanal?

-yani birbirimize insan olmayı yitirdiğimiz kanal… kadın-erkek olmak. “ben en iyi dostumu kaybediyorum, değer miydi o kanala girmeye”  demiştin

-doğrudur. Yitirtmeyebilirdin.

-oysa ki, bunu çok önceleri ben sana söylemiştim zaten... ama senin isteğin, hatta yönlendirmenle girmiştik o kanala.

-peki, onun kabahati de benim olsun. sen istememiştin, zorla kandırdım seni… realist ol bebek.

-ben de istemiştim tabii, istemez olur muyum ama seni uyarmıştım ve beni yönlendirmeni istemiştim iş işten geçmeden.....her neyse... sen iftarlığını hazırla 40 dakika kaldı.

-memnun kalmadığım tek nokta, seni tanıdığım platform ve tanıma şeklim. tanıdığım özelliklerinle seni benimsiyorum ama orası benim hala rahatsızlık duyduğum bir anı.

-niye ki.... o yoldan gelen, benim istemediğim ya da, kendi iradem dışında hiç bir zarar görmedim ki...

-ama olsun seninle sanaldan değil, reelden tanışabilseydik, sanırım dahada yoğun olurdum. Açıkçası; o zamanki ve o ortamdaki fikirlerin, çokda sağlıklı değil benim gibi bir karakter için.

-beni benimsemekten öte sevmeni isterim ERKEK, ya da en az benimsediğin kadar da sevmeni...

-sevmesem tüm günümü, yine ekran karşısında sana vermezdim. sevildiğimide biliyorum ama karşımdaki ömür törpüsü.

-artık boşta gezermişsin ya......)

-1 kasım dan itibaren evet… artık nerede iş bulursak…amerika, almanya, türkiye

-Ordu konusuna dönersek; dediğim gibi ERKEK... gelmeyi çok isterdim (ki içimi yakmak için yazmışsın sen de zaten) artık sen uygun gördüğün bir şeyler bulur, anlatırsın gerekirse...ama bana Nurgül’ün telefonunu verirsen sevinirim

-Ordu ya benimle gelebilmen için; önce ramazan başında kırdıklarını çözümleyeceksin, düzelteceksin ve zamanı gelince geleceksinde.

-ben kırmadım, sadece kırıldım... kırgınlıklarımı çözümlemeyi gerçekten çok isterim...

-o zaman mübarek bayram, kırdıklarını tamir et. büyükler kızabilir.

-inan, herhangi birine; görebildiğim, bilebildiğim her ne yanlışım olduysa, kezlerce özür dilemeye ve üzüntümü bildirp, telafi yoluna gitmeye hazırım… bayramdır, tabii ki onları arayıp kutlamalarını yapacağım ama uzatmadan...

-karnım acıktı.

-benim de... son gün diye midir nedir gurulduyor resmen.... daha da 75 dakika var.

-keşke burda olsaydın şimdi, sana ellerimle salata hazırlardım

-ben de kesme çorbası, türlü ve z.yağlı yaprak sarma yapmıştım onları koyardık sofraya.. ooohhh missssss

-sonrada sevişirdik ama uyumazdım. ne olur ne olmaz, bakarsın bu kez bir başkasından bahsederdim… zaten uyutmazsınki, o kadar arzulusunki mümkün değil uyuyabilmek… ben de

-dedim ya, bir insanın bu kadar önüne gelir, "yuh" dedirtecek cinsten... orucu bozacaksın böyle erotik yazışmalarla... oruçluyken bana sarılmayı bile reddettiğini anımsatırım.

-doğrudur. engel olurum ama etkilendim, ne yalan söyleyeyim.

-ne garip gerçekten.. o gün bu gündür, hiç aklıma bile gelmeyen konu, şimdi senin bahsetmenle, bende de heyecan yarattı...

-bak, bayramda Selda’nın evde olmayacağını bilsem, kısa tatili Muğla’da geçirebilirdim. tüm bayram boyu sevişirdik gündüzleri, gecede gezerdik. Ordu’ya gitme sebebim; yalnızlıktan kaçış açıkçası.

-bence en doğrusu bu.....bayram cümbür cemaaat olmalı, tatille karştırmamalı

-sende etkilendinmi?

-boşver onu, biliyorsun bendeki etkisini... benden çok daha iyi biliyorsun hatta... ama Allahtan, eylem ya da böyle bir muhabbet olmadığında, aklıma bile gelmiyor çok şükür...

-demek etkilendin. mutlu etmek senin elinde. bayram sonrası Salacak’daki evde olabilir, çünkü orada özlüyorum. biraz önce, uçakta yolculuk ederken, kucağımda oturduğnu hayal ettimde… bence günaha girmeyelim mübarek ramazanın son gününde

-aynı fikirdeyim...

-bayram sonrası onlara da bayram ettiririz diyelim, aynı fikirdesin değilmi

-bizim bayramımız onlara da bayramdır... ama onların bayramı bize herzaman bayram değildir

-hadi Allaha ısmarladık, iyi iftarlar. aramazsan, bayramda görüşemeyiz. Bayramında tekrar kutlu olsun

-büyüklerimi ararım bayramlarda

-bende büyük olup olmadığımı göreceğim demekki

-en azından bu özelliğinle aranacaksın demektir

-seni kucaklıyorum

 

 

4 yıl 1 ay 9 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-alo

-ay dur heyecanlandım birden

-neden

-Konuşma penceresinin açık olduğunun farkında değilim de ondan. Birden ses çıkınca ürktüm işte

-yani baska bir konuya çok konsantre idin, neyse ürkme. maaşım yatmış

-maaaş işine çok rahatladım senin adına

-sağol

-sen bana asansörde sarılmadığınla kaldın, oh olsun...yarın da inşallah verimli bir iş görüşmesi olması için duacın olacağım

-amin, iyi geceler

-Konuşma pencerenin üstüne "sen istedin böyle oldu" yazmışsın. Bu ne demek?

-gecen gece Ahmet’e mesaj yazmıştım…

-n'oldu aranız mı nahoş?

- Ona espri olarak yazdım

-anladım... görüşürseniz benden de selam söylesene… ya da ona sorup da, adresini bana da verirsen sevinirim, ya da benim adresimi ona verebilirsin

-olur

-ben çıktım...

-iyi de, ben seni göremezken, sen beni görebiliyorsan, beni engellemişsin ama dalıp konuşunca durumu unutmuşsun.

-seni engellemedim

-iyi de ben seni göremiyorum

-bu yeni sürümde çevrimdışı görünüyorken de iletişim kurabiliyorsun istediğinle. bak sen de görünmez ol yine de konuşabileceğiz… hadi yapsana

-işim var, bitirip yatmam lazım, uykum var.

 

 

4 yıl 1 ay 17 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-sen burada mıydın? ben de tam filmlere bakıyordum internette. iki film buldum gitmeye değer.

-çocuklar evdemi

-bilmiyorum, ben ofisteyim. kooperatif işi için geldim

-neden?o iş olmayacaktı hani

-fatih’e mektup yolladım “yapamayacağız” diye. onlara kesin cevabı bugün verecektik

-yinede bir  teklif vereceksiniz galiba

-yok teklif vermiyoruz, ben hesapları yolladım ve neden yapamayacağımızı açıkladım kendisine

-tepkisi ne oldu

-anlayışla karşıladı

-inceleyip döner sana. başkasına verirlerse, sanada kontrolorluk verebilir

-ben de öyle dedim zaten Fatih’e. sen evde misin?

-evet, yazı yazacaktım ama havaya giremedim

-hangi filme ve saat kaçta gidelim?

-çocuklar yoksa, seni Salacakdaki eve bir atayım, yada sen beni at. sonra gece sinema…

-çocuklar gece evdeler, Görkem daha gitmemiş ama Ece şimdi de evde

-anladım… fark etmez, hangi film olursa

-istersen gir ikisinin konusunda da bak, ben beklerim…

Bu sefer de, konuşma penceresinin üstüne; "sen kendine de yalan söylüyorsun" yazmışsın ya.. Allah aşkına kime verip duruyorsun bu mesajları, tahmin ettiğim kişiye mi?

-silmemiş miyim daha? bir aydır orada, kendim dahil geneledir

-buna kendin inandın mı? Herneyse... baktın mı filmlere?

-bakamadım, senin kararına uyacağım

-sen herşeye uyar oğlansın yani, öyle mi?

-evet. bazı konularda her yola uyarım... see you.

-tamam, anlaştık... benim karnım aç, senin durumun nedir?

-sinemadan önce yiyemem, sana bir şeyler alırız

-"see you" dediğine göre durumunda bir garabet var, hadi hayırlısı...

-damarına basmak için sonuna bir de ‘baby’ koyacaktım, “bu kez çok tepki verir” dedim ve eklemedim

-neden ki, ben sana ne yaptım?...

-bir şey yapan yok… yeni bir şey yok, illada olması gerekmiyor. senin haz duymadığın bir uslup olmadığını anımsamıştım o kadar

-zaten konu, haz duymadığım bir eylemi yapman, beni irite etmek istemek. bunu neden istediğini anlayamadım. vardır bir sebebi. her ne ise, görüşürüz...

-yok… sadece damara basmak, didişmek

-ahaaa... didişmeyi mi özledin? böyle çok mu can sıkıcı oldu birlikteliğimiz?  yeter ki sen iste.. hemen buluruz didişecek bir şeyler...

-görüşürüz

 

 

4 yıl 1 ay 23 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-biz geldiiiik

-hoş geldiniz hoş hanım, yazımı dağılmadan bitireyim mi

-tabii canım, kolay gelsin

-alooo…. sese cevap veren yok muuu…Hello!

-bitti mi yazın

-bir bölümü bitti, bugünkü görüşmeyi yazacağım almanya’ya. bir de excell tablosu var

-iyi geçti mi, görüşlerin olumlu mu?

-iyi gibi. yarın öğleden sonra konuşuruzda Tijen’e gideriz. yarın öğleden sonra programın varmı?

-sen cuma demiştin, ben de ona göre organize olmuştum ama sana yarın uygunsa, sen git Tijen’e. sanırım görüşmeniz için bana gerek yok

-cumada olabilir. amaç hep beraber olmak.

-yok canımmm ne ilgisi var, sen iş için gitmeyecek misin ona, ben konunun dışında değil miyim?

-peki, ne cevap vereyimki

-cevaplık bir soru değil benimki… sen işini erteleme bence, sana faydası olabilecek hiç bir şey için zaman yitirme. benim de faydalı olabileceğim ne varsa söyle, elimden geldiğince herşeyi yaparım biliyorsun

-biliyorum… ben sorumu tekrar sorabilirmiyim yada sen kalanını yanıtla. yarın programını sormuştum, “cumaya uygun olacağım” dedin galiba. yani yarın programın dolu.

-çok gerekliyse, yarınki programımı değiştirebilirim ama, Tijen’le görüşmek için, bana gereksinimin yok diyorum ben de.

-“programına devam” dedim ben de, hatta “cumaya sarkabilirim” dedim. zaten ilk düşüncemde bu idi

-of be hayatım, bence bir an önce donelerini almalısın. O yüzden, Tijen’e benimle gitmek uygun diyorsan, yarını erteleme derim, ben erteleyebilirim çünkü.

-bu kadar gevelenen programını erteleme bence, devam et. dedim ya, benim durumum zaten net değil. programın hayırlı olsun.

-bu ne demek şimdi?

-tüm yazılanları oku bence, çok net… ha.. bir başkası olsa net değil ama, senin zeka seviyende net.

-offff.. sende var bir gıcıklık ama hadi hayırlısı… yarın Hakanla beni sigortalı gösterme işini konuşmaya gidecektim

-vallahi yok, yoktuda. konuş tabi, hayırlısı olsun.

-bugün telefonla konuştuk, “yarın ofiste olacağım” dedi.

-peki yarın konuşuruz bizde… iyi geceler diliyorum

-n'oluyo yaaaa!!!!!!!

-bir şey yok… yok… yok… sadece programını saklamana takıldım

-var… var… bal gibi de var ama anlayamıyorum...

 -ayrıca, tabiki program yapabilirsin, yapıyorsunda, bugünde yaptın, gayet normal

-saklamadım ki. bugün de program yapmadım.

-yazılanları oku o zaman

-Ece kendisiyle gidecek arkadaş bulamamış, bana "anne sen gelir misin" dedi öğlenden sonra, “olur kızım” dedim ve gittim… yani akşama doğru ortaya çıkan spontane bir durum bu. el insaf...

-gayet normal, sen geriyorsun

-ay ne yapıyorum da geriyorum hayatım yaaa...

-uzatıyorsun. “sorun yok” diyorum, illada olmalı. başında tek bir cümle deseydin; “benim yarın bir programım var, sen yalnız gitsen olmazmı” diye… hatta Hakan’ı falan yazmanada gerek yok. oysa sen, "bana ne gerek var" diyerek....neyse

-Allah Allah... ne yazdım ben başında

-üzerinde durma

-bence de neyse… sana da iyi geceler diyeceğim, sakinleşince bana kararını bildirirsin

-öğlen konuşuruz, sağlıcakla

 

 

4 yıl 1 ay 26 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-ne güzel figür o öyle. ben bunları bilemiyorum

-kopyalayabilirsin buradan, böylece sen de istediğinde kullanabilirisn

-ama ek yapmadan bir yerde onu saklayamam mı?… telefondayım…

-yok saklayamazsın ama nasılsa arşivinde kalıyor, istediğin gibi seçip kullanırsın. tamam, sen konuş.. ben de sana ikon yollayayım, işine gelenleri kullanırsın

-tel Bahattin’den, “gündüz aradım, neden cevap vermedin” diyor

-aaaa... o muymuş görünmeyen numara, selam söyle.

-evet, tahmin etmiş, şimdi evden aradı.

-vallahi paranoyak olduk....

-yeni modayıda söyleyeyim. önemli kişiler kontürlü telefonlara cevap vermiyor, ki buna bende özen gösteriyorum

-kimin modası bu?

-kontürlü telefon kullanıyorsa, nasılsa statüsü düşüktür iş dünyasında. hani temizlik işinde zengin diye bir adamla tanışmıştık, adam ilk yemekten sonra, kontürlü bir telefon numarası verdi. yemekten sonra amcaoğluna; “bu nasıl iş, adam milyon dolarlık, telefonu kontürlü” demiştim. bir deneme yap. lüks bir villayı satana telefon aç, telefonun kontürlü ise, emlakçı bile açmıyor

-ama bazen senin iş yaptırdığın, dolayısı ile statüsü senden düşük insanlar da arayabilir ve bu çok önemli olabilir, değil mi?

-mutlaka. Öğrenci, personel, gençler… kolay gele, postalara bakacağım, Aygül gelince Songülü almaya çıkacağım, kuaföre gitmişti

-Songülün konuşma penceresinin üstündeki yazısını okudun mu?

-yooo… baktım öyle bi yazı yok

-olur mu bak ne yazıyor. “gerçekler acıdır kabullenmek lazım benim 5 ve 3 yıldır kabullendiğim gibi” aynen bunu yazmış.

-bende “iyi ki doğdum” yazısı var hala.

-o tarihten beri internetten konuşmadıysanız, sende hala o duruyor olabilir

-evet konuşmamış olabiliriz

-hadi kolay gele...

-Sağol

 

 

4 yıl 2 ay 4 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-oooo kimler teşrif etmiş, hoş gelmişsiniz gecelerin kuşu

-iyi geceler canım. sen şu arkadaşınla konuştun mu burhan felek havuz işini?

-konuşmadım. çünkü önce kitapları göndereyim, yarın çözümlerim Allahın izniyle, biliyorsun borçluyum

-tamam, unutmazsan sevinirim

-Billur memnunmu?

-pek anlayamadı ki kızcağız, hepi topu iki kez gidebildi havuza ama orada yüzerken gidiş ve dönüş olarak herkes tek kulvar kullanıyormuş, bu çok kötü. yani aynı kulvarda hem peşpeşe yüzüyorsun hem aynı kulvardan biri gelirken sen geri dönüyorsun. en azından iki kulvar ayırsalar biri gidiş biri dönüş olsa hiç olmazsa, değil mi? bunu duyunca ben de rahatsız oldum açıkcası

-o zaman ne işin var orada senin, gitme

-bir gidip gözlerimle göreyim istedim ama bu hafta da gidemeyecek galiba, çünkü hastalığını bir türlü atlatamadı

-nesi var

-gripal durum ama oldukça ağır geçiriyor

-dün gece beraber değilmiydiniz

-beraberdik ama o görevliydi, mecburen katılmıştı. ben de destek için yanındaydım zaten

-anladım. peki ben yazı yazacağım, sana kolay gelsin

-kolay gelsin, sağolasın

 

 

4 yıl 2 ay 5 gün sonra

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-aloooo

-az izin...

-peki sonra görüşürüz

-yarın ikitelliye Görkem'in bitirme ödevini hazırladığı fabrikaya gideceğim ölçü almalarına yardımcı olmak için. onun programını yapıyorduk internette konferans olarak. sorun benim nasıl döneceğimdi. en sonunda beni yenibosna metrosuna bırakmalarının en doğrusu olduğu kararına varıldı. ....aaaaaa... adsl'i kurmuşsunuz sanırım. güle güle kullanın

-yok ya.

-Songül de sistemde gözüküyor da

-ben babamın laptopundan girdim, onunki açık

 ERKEK KONUŞMADAN AYRILDI…

-yani aynı bilgisayardasınız ikiniz de

-benimkinde iki pencere var. benim odamdaki adsli kullanıoz

-anladım Songül, benim de öyle... nasılsın, keyifler iyi mi

-hmm… kamerada var

-oh oh... bol bol kameralı görüşürsünüz arkadaşlarınla artık

-e biraz öle oluyo

-güle güle kullanın canım

-sağolun

-baban girecek miymiş internete acaba?ona bir şeyler yazmıştım buradan, okumuş mu?

- bilmiom. ben kapadım onunkini içerde o

-peki bir sorar mısın?

-ok

-aman efendim, tekrar merhabalar. gülersin di mii... kerata seni, sırıtık şey n'olcak....

- BEN SIRITIK DEĞİLİM. bi dakka. babam okumamış galiba

-tamam, ben ona tekrar yazarım

-ne yazmıstın

-baban geldiğinde kopyalarım yavrum

- ben babayım. ben maçın devre arasında girdim. maç başlayınca çıktım, sende o an uygun değildin

-“yarın ikitelliye Görkem'in bitirmesini hazırladığı fabrikaya gideceğim ölçü almalarına yardımcı olmak için. onun programını yapıyorduk internette konferans olarak. sorun benim nasıl döneceğimdi, en sonunda beni yenibosna metrosuna bırakmalarının en doğrusu olduğu kararına varıldı” bunları yazmıştım

- anladım. ben de Aygül’ün okul toplantısına… bugun ikitelli tarafındaydım

-sağlık olsun

-sağlık olsun?denk gelmediği içinmi

-yani sana denk gelemedim, bana yardımcı olamadığına üzüldüğünü düşündüm

-saatleri yazmadın bir, ikitelli için denk düşme olasılığı cok cok düşük iki. özel olarak gidilebilir

-yok yaaa.. boşuna benzin ve zaman harcama. sabah 10 da bizi eminönünden alacak ipek

-benzin sorun değilki, neden ipek le dönmüyorsunuz

-benim işim 13.00 de bitecek. onlar kalacaklar fabrikada

-ama zaman uymuyor. sabah Aygül doktora, 14 de okulda veli toplantısına, sonra eski personelle buluşma

-sen kendi işlerine bak, ben başımın çaresine bakabilirim. gerekirse, çözümsüz kalırsam, ararım

-13 gibi telefonda konuşalım, durumum elveriyorsa gelirim. gerçekten üzüldüm

-hadi güle güle

-Songüle bırakıyorum. alooo dediğimde yeni cici ile tanıştıracaktım. siftah yapacaktım, kısmet olmadı

-nasip....ben de gidiyorum. sen alo dediğinde bu programı yapıyorduk

-neticede yeni bilgisayarla internete bağlanabildim. hoşçakal

-güle güle… hayırlı uğurlu olsun, güle güle kullanın

-ben geldimm

-hoş gelmişsin

-teşküüüür ederim

-eee... artık gözlerin "uykum var" diye seni yatağa davet ediyordur sanırım....

-yooo… beş dakka sonra çıkcam, yarımsaat sonra uyurum herhalde

-peki hayatım, sana iyi ve sağlıklı uykular diliyor ve iznini istiyorum

-peki efendim izin sizin

 

 

4 yıl 2 ay 7 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET (gece)

-tarih ayarı yapmadığım için abuk tarihlerle basılmış fotoğraflar

-benimkide öyle

-şirvana yazdığım tarih doğru da, fatihlerinkini tahmini yazdım, sen de bir bak bakalım doğru mu?

-şu an değil, uyuyacağım

-peki, iyi ve sağlıklı uykuların olsun

-sağolasın. şirvandaki resim güzel, arka fonda çıkmış

-diğeri de güzel bence hayret ki ben ikisinde de güzel çıkmışım J

- dedimya sana; bügün değil, öncekilerde daha da güzeldin.

-senin uykun var,  bana fotoğraf göndermeye uğraşma şimdi istersen. ayrıca paçalarını bastıracağım pantolonun paçasının kıvrımı kaybolmuş, bu yüzden yeniden boy almak gerek.

-cuma alırsın

-yolladığın fotoğrafların aktarımı tamamlanmadan kapatırsan, yollama iptal edilir biliyorsun. bu yüzden beklemek zorunda kalacaksın şimdi

-kapatmam, resmine bakarım. fıstık gibi olanlar var, hepsi cadı değil senin gibi.

-ben cadı değilim, çok yorgunum ve inan huzur istiyorum. bu akşam senin bıraktığını biliyorlardı ya evde

-evet

-senin bilgin dışında, selamın olduğunu ama, senin kızlar evde yalnız olduğundan, yukarı çıkamadığını söylemek zorunda kaldım abim ve Billura

-ok

 -abim de "enişte beyle hafta sonu filan şarköye gelsenize, şimdi çok güzel bizim oralar, hem de tanışmış oluruz" deyince, "nasip" dedim

-kısmet. Ordu’ya gidildide sarkoy e mi gidilmez. hele bi davet et sen, düşünürüz

-en fazla üç dosya indirebiliyorsun aynı anda. bu yüzden diğer yolladıkların beklemede

-alooo… durum vaziyet nasılgözükuyor

-son yolladığın ne? video mu müzik mi?

-kazım koyuncu şarkısı idi

-amanınnn.... yoksa bana mı ithaf etmiştin?....

-şimdi ne desem ki? ben sana sonra bizzat söylerim

-dolandırmadan ama kırmadan, neyse onu söyle.

-aynen. endurdın kaşlarınu

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-ay çok heyecanlı oldu bak şimdi

-neden ki?

-ne bileyim, ilk kez böyle gördüğümde de heyecanlanmıştım Varolun ofisinde. oy oy.... tipin çok kaymış senin

-dedum sana turkuyu anladun mi? kapatıyorum göruntuyu izleniyormuşum gibi. kac tane kaldı?

-sonuncu geliyor.... bana mı gülüyorsun öyle şirin şirin? vallahi bu pozunu pek güzel çekmişim, bunu boşver, bak yamuk duruyor dudağın, bu çok doğal ve şirin

-yamulmuş demekki. ben aslında hep şirinim

-hep değil, sanırım zorlama tebessümlerde yamuluyor. ne demezsin, senin şirinlik abideni dikmeleri için kampanya başlatacağım

-bravo. onun için yalan söyleyemiyorum, oynayamıyorum çünkü mimiklerimde kabullenmiyor. “evladım olduğun gibi ol, zaten bu halin güzel” diyor

-bunda haklı olabilirsin. demek ki yazarak yalan söyleyebiliyorsun ve oynayabiliyorsun. J

-bu cusseyle sadece ‘vals’. gerisini zaten bilmiyorum. yazarak yalan söylemekte delil varki, bu asla mümkün değil

-peki, nasip olursa ve gerekirse bunu bir gün yine konuşuruz

-derin muhabbet yok, karamsarlık yok, faydasız işler yok

-aman kalsın.... isteyen de yok....

-demekki sencede faydasız. zararı yok. ben senin içinde nasılsa düşünüyorumya…

-ikimizin faydalı-faydasız bakış açıları farklıysa ne yapabiliriz ki...ben yüzeysel olamıyorsam, sen de derin olamıyorsan, bu suç değil farklılıktır. onun için yüzeyseli biliyoruz da, kuru çaylarda boğuluyoruz.

-derinsellikte bilinmemezlik vardır. suyun dibini göremediğin gibi… çamurluda olabilir, yüzey genelde daha berraktır, tortu derinlerdedir. gel sen beni dinle çocuk. fazla derinlere dalma. bak bu açıklamayı hiç yapmamıştım sana, demekki kısmet bugüneymiş.

-bak bunda bile farklıyız, çünkü ben; dibi görünmeyen derinliği, bilinmezliği değil, görebildiğimiz dipteki çakıl taşlarını kastediyorum

-gözünde gözlük bile yokken… yapma Allah aşkına, sahilde bunca çakıl taşı envayi çeşidinden varken diplerde neden arayalımki? Haaaaa… benimle yarışacak, “uykulu yakaladım, mars ederim” diye düşündün.

-seninle yarışmıyorum ki, hiç de yarışmadım... ne yaptıysan kendi kendine yapıyorsun,

-bizde laf çok, salatada ama bu akşamki salata güzel değildi. Bak, şimdide lafı hemen ne güzel başka alana kaydırdım.

-tamam ERKEK, hadi sen uykun daha fazla açılmadan, gidip yat

-sütümü getir ama… cevzileride suya koymayı unutma. resimler geldiyse ben zıbarmaya

-onu sen unutmayacaksın akıllım. her sabah da bir kaşık pekmez iç, o da çok iyiymiş kolesterol için, var mı sizde

-pekmezi dudaklarından şey yaptım. annemin üzüm pekmezinden gecen yıldan kalma azıcık var.

-iyi önce onu bitir bence, sonra da Fulya’dan alırız

-dudakların cok güzeldi, iç gıdıklayıcı. insan bir hoş oluyor. kıpır kıpır, elektrik çarpmış gibi

-erotizmden pornoya kayma riskindesin. hadi uykuya. fotoğraflar çoktan bitti, türkü sizlere ömür

-tatlımsı… üffff anam… senin niyetin kötü, azdıracaksın beni. zaten azmışım ama dudakların çok güzel

-ona da kabul, nedense hiç belli olmuyor....

-etli, dolgun, hassas… öpüldüğünde etkiliyor, insanın içini kıpırdatıyor. devam edesi geliyor insanın

-bu dediklerin, suyun üstünde görünenler ve senin yeterli olduğunu düşündüklerin.

-yer mekan dinlemeden, suyun üstünde altında, güzel ya… eminim, suyun altında öpsem, bu kadar lezzetli olmaz. hatırın için bir denemeyle, bir ara gösteriririm yinede, bak sende beğenmeyeceksin. işte o zaman “ben sana demiştim zaten” diyeceğim

-yok kalsın, çünkü benim ne dediğimi ikimiz de biliyoruz, sen çelik çomak oynamaya devam et...

-uzat dudağını, ohhh… muck, tamamdır. iyi geceler, güzel rüya gör e mi

-bak, böyle devam edersen, rüyalanacak ya da başka şeyler yapacaksın az sonra.

-ama biliyorum sende heyecanlandın. belki de… neyse, bak yazamadım.

-bence de yazma.... sağlıklı uykuların olsun....

-sağlıcakla… efendim sizi azıcıkda olsa mutlu kılabildiyse bu kulunuz, emin olunuz, huzur içinde uyumaya gidecektir

-kastettiğini anlamadım ama huzur içinde uyuyacaksan, bunu kendin sağlayacaksın kendine.... ben huzur içinde uymanı dilerim.

-sağol.çok anlamlı yazdın. tam sana uygun. Çıktım.

 

 

4 yıl 2 ay 11 gün sonra (pazar)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Konu: SEN BİLİYOR OLMALISIN

Ordu’da Varol’la yediğimiz öğle yemeğinde,

“Haklı olmak mı mutlu olmak mı sorusunda, ben haklı olmaktan vazgeçip mutlu olmayı tercih ettiğim için buradayım” demiştim sen de anımsarsan.

İşte biz, bundan 2-2.5 ay önceki hallerdeyken, benim Nevşehir’e gittiğimin hemen ertesi günü, sen 1.KADIN’ı “ölene dek” isteğiyle yaşamına çağırdığın ve ben de bunu bildiğim halde; seninle mutlu olmak ve seni mutlu etmek için yanındaydım Ordu’da.

Aslında belki de, gerek o insana yaptığın evlilik çağrısındaki, gerekse evindeki iftar davetinde bulunuşundaki sebepleri bana yükleyerek, kaçamayacağını sen de biliyorsun, farkındasın ama “üstünde bile görseler inkar edeceksin” mantığıyla, ne kendine ne de karşındakine dillendiremiyorsun,.

Bana “biz çok yüzgöz olduk” dedin ya geçen akşam… Sanırım senin bu konuda, yani yaşamındaki iki esas kadın arasında gidip gelmelerin sebebiyle yaşanan kısırdöngülerin ve bu halinin de kadınlara (ya da sadece bana) yaşattığı dengesizliklerin fazlasıyla ortaya serildiğini anlatmak istemiş olabilirsin. Eminim ki, benim tanıdığım vicdanlı ERKEK de, bunun fazlasıyla farkında ve kendinden hoşnutsuz. Ne yazık ki, bunu da bile bile sürdürüyorsun ve bu durum kendinden daha da hoşnutsuz ediyordur seni.

Aklından şöyle bir sürü olasılık geçiyor olabilir ;

“1.KADIN’ı yaşantımdan tamamen çıkarmayı başarabilir miyim? Diyelim ki ben başardım, 2.KADIN bunları benim yüzüme vurup, bana hayatı zindan etmez mi? benim bu denli gel-gitlerime tanıklık etmiş bir insanla, tertemiz, huzurlu bir yaşam sürdürme şansımız olabilir mi?”

Bu soruların, yalnızca senin kendine güvenmenle yanıtlanabilir EROĞLU. Beni aldatmaya dayalı; gizlisi, saklısı olmayan bir insan olabilmenle yanıtlanabilir. (Ne ben sana bizi ilgilendirmeyen konularda başkalarının sırlarını deşifre ederim, ne de senden bunu isterim, bu hususu, tamamen ayrı tutarım.)

Bu yaşıma dek, neden hiç kimsenin, hiçbir özeline ilgi duymamışken, seninkilere kayıtsız kalamıyorum dersin? Bunu çok iyi bildiğine eminim… Şunun sözünü sana da, kendime de verebilirim ERKEK,

“sen güvenilir olduğun anda, bu kadın senin iraden dışında hiçbir şeyine enterese olmayacak ve huzur dolu bir yaşamımız olacak.”

Demek ki; düğüm de sende, çözüm de… Ya Midas’ın kördüğümünü çözmeye uğraşmak yerine, kılıcıyla kesen İskender gibi kestirip atacaksın beni hayatından, ya da; kısırdöngüler, yanlışlıklar, yanılgılar, yalanlar ve inkarlarla doldurulmuş bu düğümü, tüm diyetleri ödenmiş olarak çözeceksin…

Beni hayatından çıkarmak senin için daha kolay ve akılcı bir çözümse; bana dürüst olabildiğin ölçüde, dost olarak da kalabileceğimizi bilmeni istiyorum.

Ben kendi açımdan baktığımda; bu yaşananlara ve yaşattıklarına bağlı olarak, senin becerilerin doğrultusunda yönleneceğimden adım gibi eminim. Yani; senin de hep 1.KADINa savunduğun, “beraberlik için olmazsa olmaz” dediğin, ne gariptir ki, aynısını benim sana savunmak zorunda kaldığım değerlerimize sahip çıkabilirsek ve bunları hayata geçirebilirsek; senden, bugüne değin yaşadıklarımızın hesabı sorulmayacaktır bilesin. Çünkü ben, mutlu olmak ve mutlu etmek istiyorum. Yıkmak değil, yapmak istiyorum. Almanın hazzıyla, sınırsız vermek istiyorum. Karşında değil, yanında olmak istiyorum. Bunlar için de, en başta; bana-bize sahip çıkacağına ve başka arayışlarda olmayacağına güvenmeye ihtiyacım var.

Bir de şunun ayırımında olmanı diliyorum ki, bana güvenemediğin;

1-Senin özelini karıştırmak

2-Seni terk etmek

Konularında kendini kandırıp yanlışlara savrulma. Çünkü; sen benden gizlisi-saklısı olmayan bir insan olarak kendine güvendiğinde 1. madde, bana-bize sahip çıkabildiğinde ise 2. madde kendiliğinden elimine olacaktır zaten. Çok mu zor ERKEK; entrikasız, dümdüz ama kafanın ve yüreğinin dimdik olabileceği bir yaşam sürmek? Ya da özlemini çektiğin böyle bir yaşamsa, bunu benimle gerçekleştirmek?

Sana ve kendime nasıl da yardım edebilmek istiyorum bir bilsen… Bazen,

“keşke esas kadınlardan biri olmasaydım da bana eğrisiyle, doğrusuyla içini dökebilseydi, ben de faydalı olabilseydim” diyorum. Hatta bunu, esas kadınlardan biri olmama rağmen de çok istiyorum ama senin bunu, bu açmazlarının tarafımdan algılanmasının, benim gözümde değer kaybına sebep olacağı ve belki de sana karşı kullanacağım kaygılarıyla uygulayabileceğini sanmıyorum.

Bu nedenle ben; yazdıklarımı okumadığını, okusan da kaile almadığını söylemene, ya da konuşmaya kalktığımda sıkılıp “peki, şimdi ne istiyorsun, onu söyle” diyerek beni susturmaya çalışmana rağmen; boşluğa yazmak, söylemek pahasına da olsa; belki faydam dokunur diye konuşup, yazıp duruyorum boyuna, usanmadan…

Ne garip bir rastlantı değil mi? Sen 1.KADIN’dan neler talep ediyor, bekliyorsan, ben senden aynılarını istiyor bekliyorum. Sen ona neler vermeye amade isen, ben sana aynılarını vermeye amadeyim. Ondan beklediğin tek şey, beraberliğinize sahip çıkabileceğine, açık ve dürüst olabileceğine inanmak ve güvenmek… yani benim senden beklediklerimin tıpa tıp aynısı… ve karşında, sözde verdiği güvencelere sahip çıkamayan, uygulama aşamasında yan çizen 1.KADIN var ve benim karşımda da senin karşındaki kadının aynısı bir adam…

1.KADIN’ı anlamak için; benimle ilişkindeki kendine, beni anlaman için de; 1.KADIN’la ilişkindeki kendine bakman yeterli, öyle değil mi? 1.KADIN’a yüzünü döndüğünde; ERKEK’in karşısındaki 2.KADIN durumunda oluyorsun, 2.KADIN’a yüzünü döndüğünde ise, Recebin karşısındaki 1.KADIN oluyorsun…

Hatta, şimdi beraberiz ya, 1.KADIN Ordu’da birlikte olduğumuzu biliyor ya… O’nun canını yakmış, seni kaybetme korkusunu O’na vererek, sana kul köle olmasını sağlamaya çalışmış olamaz mısın? Ve tabii bunu sağlamak için de beni kullanmış olmuyor musun istemeden de olsa?

Bak şimdi sana ne diyeceğim; kendin için en büyük yanılgıyı, 1.KADIN’ı ve beni, birbirimize alternatif olarak gördüğün, hatta beni, 1.KADIN’a karşı silah olarak kullandığın için yaptığını düşünüyorum.  Ya beni ya da 1.KADIN’ı bu gün ve yarınki yaşamından tamamen silmeyi, geçmişine gömmeyi başaramadığın ya da bunu istemediğin için istikrarsız ve adaletsizsin. 

Şunun da bilincindeyim; 1.KADIN beraberliğiniz için olmazsa olmazları sağlayabilse, bizim beraberliğimizin selameti için yapamadığın herşeyi yapar ve beni geçmişe gömersin. Kaldı ki; ben buna hazır olduğumu, beraberliğiniz durumunda, varlığımla sizi asla rahatsız etmeyeceğimi, her ikinize de söyledim ve uyguladım. Benim bilgim dışında beraber olduğunuz durumlarda ise, bilmeden rahatsız ve huzursuz  etmiş olabilirim, o kadar…

Son yaptığımız konuşmalarında,

“sen hayatımda olmazsan, tabii ki O’nunla görüşürüm” demelerinden anladığım kadarıyla, hala senin gizli hedefin, arzun olarak yaşamında ve beynindeki yerini koruyor. O’nunla ilgili defterini kapatabilmiş olsaydın; birkaç gün önce, beni de tanıyan bir büyüğünle, bu konuyu dertleşmeye bile gerek duymazdın inan.

Beni sevdiğini biliyorum ama diğerine olan tutkunu da görüyorum. Ben yaşamında, O’nunla becerememiş olmanın çaresizliği olarak bulunuyorsam; Allah’a inancın ve biraz da Allah korkun varsa beni yaşamından, en azından kadın boyutuyla çıkart ne olur. İnan sana insan olarak kalmaya, yanında olmaya, elinden tutmaya hazırım. Varlığım, yaşamında var olan ya da olacak herhangi bir kadını  ve dolayısı ile 1.KADIN’la beraberliğinizi olumsuz etkileyeceği anda da, yok olmaya hazırım inan. Böyle yakışıksız yaşamaktansa, bana ve kendine bunu reva gör. Böylece en azından, seni yüreğimden olamasa da beynimden uzaklaştırabilir ve kendime sensiz bir yaşamın seçeneklerini oluşturabilir ve değerlendirebilirim.

“…ben bilsem.” Çaresizliğini dile getirmişsin konuşma penceresinin  ‘kişisel ileti’ bölümünde ya, inşallah senin seni bilmene, anlamana yardımcı olur umuduyla yazdım bunları ve tabii ki bana da faydalı olabilir umuduyla…

Ben de seni seviyorum.

 

 

4 yıl 2 y 12 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-özgeçmişimde yaptığın düzeltmelere baktım da, sanırım iki sayfaya sığması için işlerin yapıldığı yerleri işlerle aynı satıra almayı öneriyorsun, ayrıca son paragrafı da düzenlemişsin, hepsi bu değil mi?

-iki sayfaya sığması kadar görselliği önemsedim, satır değişikliği çok az yerde var. bazı kelimlerin arası bitişikti veya dardı. son bölüm oldukça önemli, resim yeri içeri alındı, küçültüldü

-herneyse, daha dikkatli bakarım. yarın akşam muhsin ertuğrul sahnesindeki oyun için bilet almıştım. sana uyar mı?

-gitmemizin uygunluğu konusunda terddütüm yok, oyuna bilet bugün alınmadığına göre, yedekten tiyatroya gitmeyi de arzu etmem

-boş yeri ancak o gün için bulabilmiştim, bu nedenle; “gidemesek de altı üstü iki lira” demiş ve almıştım biletleri internetten ve hangi güne, hangi oyuna bilet alabildiğimi bile anımsamıyordum. Şimdi listeye baktım ve gördüm

-evet ama sorduğumda bilgilendirmemiştin. Ayrıca “ bilet bugün alınmadı. ben düşünülerek alınmış bilet değilki, haberim yok. benimle paylaşmadın” diyorum. Bugün müşteri bulamadın, yarına benimle tiyatro. bu üzücü

-alabildiğim, bulabildiğim biletlerin tarihlerini, hafta sonuna denk getirmeye çalıştım. Denk getiremediklerimde ise;  ödediğim para pek bir şey tutmadığından “uymazsa, gitmeyiz” dedim ve aldım.

-bu cümlenin yorumumla ilgisi yok, konu bu değilki

-bunun senin yedekte tutulmanla ne ilgisi var, ben de onu anlamadım

-anlatman gerekmiyor

-konu ne?

-konu;  benimle bugün paylaşman. evet. önceden alınabilir. ucuz. zaman uymazsa gidilmez vs

-ya hu, bugün baktım ve farkettim yarına almış olduğumu. bunu hiç farketmeyebilir, zamanını geçirmiş de olabilirdik

-öyle yada böyle, alınmış ama bana bugün söyleniyorsa; bilet alınırken, ben hesapta yoktum demektir. doğrudur. olabilir de.

-oyyyy ERKEK, pes!

-pes deme. haksızmıyım? Karşımda, senin gibi bu konularda çok hassas biri varsa, bende onun gibi yorumlarım

-kesinlikle haksızsın. Bu biletleri sadece seni ve beni düşünerek aldım, çünkü o biletler alınırken, senden başka aklımdan geçen hiç ama hiç kimse olmadı.

-peki. oyun kaçta ve hakkında bilgin varmı

-20.30 da başlıyor şehir tiyatrosu oyunları, oyun hakkındaki bilgiyi de internetten alabilirsin.

-gideriz. Ece’den sezen konseri için haber varmı?

-Ece? aaa... dur soruyorum hemen…

çok ama çok üzgün ve kahrolmuş olarak yazıyorum bunu ama yer kalmadığı için alamamış... sana karşı bu ihmalkarlığı yaptığı ve ben de yeterince duyarlı davranamadığım içim özür dilerim kendim ve kızım adına

-sağlık olsun. yeniledim özgeçmişi ve sana postaladım.

-bakıyorum… kabaca baktım, yine düşeyde karışıklık var, neyse pek önemli değil sanırım... bir de, ister çocukça de, ister aptalca, ister kadınca...  özgeçmişimde en çok ‘boşanmış’ kısmını, espri olsa da, değiştirmeni ne çok isterdim...

-değiştirdim, çok üzerinde durdum. içimide yaktı ama soyadı meselesi vardı. hatta bu yüzden sana dosyayı dün gece sabaha karşı değilde bugün sabah gönderebildim.

-olsun... kadınlar kızlık soyadını kullanabiliyorlar

-o zaman ‘evli’ yaz. hatta 4 çocuklu de…

-bence 5 çocuk demek daha doğru olur... J

-aslında 3. Görkem’le beni sayma, biz büyüğüz. üniversite mezunlarına bakma sorumluluğu yok ya…

-bakarsın sen işe alırsın beni... o zaman sorun olmaz çocuklarım. İkinizin yaşı büyük ama erkek olduğunuz için, kızlardan fazla emek istiyorsunuz.

-hacimsel büyüklük nedeniyle… J  cv de kararsız kaldığım bir konuda ünvanların yazmıyordu. sonunda son paragrafta cümle içersine sıkıştırdım

-anladım, senden gelen donelerle yeniden bir düzenleme yapıyorum. bitince yollarım, bakarsın. Bu dediğini de gözönünde bulunduracağım.

-ne biçin eklemeler yapmışım ama hanımefendi farkında değil. özelliklerin nasıl ama inandıklarımı yazdım. pozitif!

-olmaz mı..... hem nasıl farkındayım ama n'olur mazur gör, medeni durum değişikliğiyle ilgili yazışmamızdan sonra nutkum tutuldu

-aaa neden? sen yaz.  çişim geldi, biliyorsun ben yaşlı, hatta prostat riskli bir adamım.

-dalga geçme yaa... sana bir şey soracağım. Ece’ye, şişli belediyesi tiyatro ödül törenine davetiye geldi. Lütfü kırdar’da konser, ödül töreni ve kokteylden oluşan bir program

-saat?

-20.30, davetiyesi de iki kişilik

-Ece neden kendi gitmiyor

-kendi gidiyor gitmesine ama kiminle gideceğinde kararsız. seçeneklerinden biri tiyatro gurubundan bir arkadaşını götürmek, diğeri de sana önermek

-ikinci seçeneğim yani. ben teşekür ettim

-"ERKEK abi gelir mi benle?" deyince, ben de sana danışayım istedim

- bunu ayarlayamadığı sezen konseri yüzünden düşündüyse üzülürüm. o konu kapandı. Bu törenede, bir arkadaşıyla gitmesi en makulu.

-sezen konseriyle hiç bir ilgisi yok konunun. karizmanla hava atmak istiyor. Ayrıca; tanışamadığı ünlü tiyatrocularla tanışmasını sağlayabilirsin diye ümidediyor. Yani, senin kendisine bu desteği verip, veremeyeceğini öğrenmek istiyor.

-iyide, ünlüleri ben tanıyormuyumki? eski yıllarda olsa neyse

-ama o çok sıkılgan, sen de girişkensin ya...

-ama ne havaya soktunuz beni. karizmam kurban olsun size, e mi.

-en azından; bulunulacak ortamda kendini prezante özürlü bizim kız biliyorsun. onu prezante edersin belki de diye düşünmüştür, kimbilir...

-tamam. geçen geceki eleştirilerden sonra böyle düşünülmesi de ilginç ama. Çünkü, ben aynı insanım.

-onunla da ilgisi yok... kırık, ezik kalmamak için, hep beraber yapılacak organizasyonlarda bulunmayı istemediler. o gece bizi ayrı tutup, kendi kızlarını yanına çağırmasaydın, yine hiç bir sorun yoktu aslında.

-ama galiba sende; her seferinde senin çocuklarının kendilerine ayrı bir dünya kurup, yaşları, eğitimleri gereği ayrı takılmalarını, küçükleri görmezden geldiklerini veya yaklaşımlarını hissetmedin.

-açsana kameranı. konuşmadığında da görürüm seni hiç olmazsa. bu dizüstüne de alsak mı  bir tane?

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-iyi de karizmayı çizdiriyoruz bu sayede, görüntüyü düzeltmem lazım.

-kime, bana mı çizdiriyorsun... hah hah hayyyyy....biliyorsun ki ben senin ne hallerini yaşadım, biliyorum...

-hasta hallerimide, değilmi?

-seni fiziksel karizmandan çok daha detayda tanıyorum ve görüyorum artık. hiç kimsenin hatta senin bile görmediğin yerlerini gördüm ben

-hangi taraf daha üstün? fiziksel karizma ve diğer yanlar… yanında kimse varmı?

-sen her özelliğinle bir bütünsün ama ben seni sadece fizikselliğinle değil, tüm detaylarınla algılayabilecek kadar iyi tanıyorum seni… ne o bir yerlerini mi açıp göstereceksin internet sapıkları gibi?

-yapamam, kızardım.

-gördüm. aman da utanırmışşşş

-o kadar  net anlaşılıyormu

-tanıyan anlar...

ERKEK web kamerası uygulamasını sonlandırdı…

-aaa... niye kapadın ki... bırak kalsın, n'olur yani?

-internetten çıkacağım, karnım acıktı

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-sen ses yollamamışsın bana

-geliyor mu

-eveeettttt..şimdi duyuyorum. sen duymuyor musun

-koyun meler gibi, kendi sesimi duyuyorum.

-dur şimdi çözeceğiz inşallah. Ece bir mikrofon almış, onu arıyor takmak için ama sen yazmak yerine konuşabilirsin. Seni duyuyorum ve çok net duyuluyor, hatta televizyonun sesi bile duyuluyor

evet, ses karizması perfect

edepsiz seni...

saçının üstündeki teller, şeytan boynuzu gibi duruyor

hadi... dene gaz çıkarmayı, bekliyorum

mideni daya mikrofona, onun gurultuları da gelir belki

hadi git doyur karnını

ama bütün bunları sevgimden ben güzel buluyor olabilirim...

-evet biliyorum. güzel bir alet doğrusu,  sendede olsa, insan karşılıklı sevişebilirmi acaba?

-bir de böyle denemeliyiz bence.  fantaziyse, fantazi işte...

-hoşça kal, hürmetlerimi arz ediyorum

-görüşürüz...

AKŞAM…

-orada mısın?

-herhalde. sen selam verdin sonra kayboldun

-şu kereviz yemeği... onu sizi de hesabederek pişirdim biliyorsun

-evet, yarın akşam alırım… Songül’ün odasındayım, masadan kalkıyordum.

-peki. yarın gündüz çıkacak mısın?

-karşıya gececeğim

-kaç gibi dönersin?

-hedef 17 de dönmekki, Songül’ü karşılayabileyim.  aksi takdirde, annesinden yardım istemek durumunda kalırım.

-kerevizi dönerken alabilir misin diye soruyorum, akşam yemeğinde yersiniz

-yarın akşam tiyatro yokmuydu?

-var ama siz evde yemek yemeyecek misiniz?

-muhtemelen, saatlere göre davranırım. salona gececeğim şimdi

-bence tiyatroya arabayla gitmeyelim zaten. ayrıca üç biletim vardı, Serap'a da söyleyeyim mi?

-olur, dilersen benim yerime Billur’a da söyleyebilirsin. sanki daha uygun olur kız kıza

-haydaaaa… söye, sen ne istiyorsun, ben kendimi ona göre ayarlıyayım

-ben gelmiyorum, benim için alınmamış bilete yedek olurum ama bu farklı

-o biletler sadece ikimiz için alındı. aldığım tüm biletler ikimiz için alındı, bunu kaç kez söylemem gerekecek bilemiyorum

-kaç kez söylersen söyle, ortada realite var

-sen gelmek istemediklerini söylersin, o zaman ben başkasını ayarlamaya çalışırım, realite bu. Seninki sadece abuk, sabuk bir varsayım. aptalca bile diyemiyorum çünkü öyle aleni ki

-ama bu farklı

-şu konuştuğumuza bak yaaa… bilerek mi yapıyorsun anlamıyorum. şunu bir kez daha yineliyorum.... hayatımda yedek hiç olmadın. Her zaman, her durumda sen ‘esas’ oldun, ancak başkaları senin yedeğin olabildi. Bunun aksini, bir kez olsun yaşamadığın halde, bunu nasıl seneryolaştırıyorsun, anlamam mümkün değil.

-iki kişi olarak bize alındığı söylendi, öyleyse şimdi 3. bilet nereden çıktı? bu Serap’a karşı olduğumdan falan değil, nereye layık görüldüğümle ve nasıl muamele gördüğümle alakalı.

-her oyun için, “ne olur ne olmaz, sonradan ikimiz de keşke demeyelim” diye üçüncü biletleri aldım. yani bilet aldığım oyunların tamamı, 3 biletli.

-senaryo. sanırım açık açık yazdım. ortada.

-yanlış mı yaptım

-evet

-peki... daha dayanamayacağım, pes ettim. Vallahi yazacak şey yok... çünkü çok saçma. Dondum kaldım

-zaten başlangiç  noktası garipti. sorduğumda cevap vermemiştin. o an hesapta olmadığım belliydi

-ay ERKEK, çıldırmamı istiyorsan, söyle. Ne olur bu eziyeti yapma.

-3 kişi sen ve çocukların. çok net. 5-6 olamaz. çünkü onlar “aynı ortamda olmayı istemiyoruz” demişlerdi sana

-sen ne dersen de... net olan tek şey; benim neyi, ne düşünerek uyguladığımdır.

-canları sağ olsun. benim için aynı değerdeler. özür dilerim. tansiyonum çıkmadan, izin istiyorum.

-ya hu ne diyorsun? Ece o oyunlara çoktan gitti zaten. Görkem de bizimle değil, arkadaşlarıyla takılmayı yeğler. tek düşüncem sen-ben ve ne olur ne olmaz yedeği. biletler bu kadar ucuz olmasa bu konforda davranamazdım tabii

-ne yedeği, saçmalama. bir yedek olurmu?

-gerçekten özür dile benden, beni böyle haksızlık ederek yıprattığın için

-yazdıkça batıyorsun, sen bu kadar akılsız değilsin

-tamam ... haydi gittim, sonra aklı selim konuşuruz.

-özür dilerim. bana uygun değil bu oyunlar.

-oyun oynamıyooooruuuummmmmmm… hiç de oynamadııımmmmmm… la havle yaaaaa

-benim için alınmış olana veya bana samimiyetle söylendiğinde, son dakikadada olsa, yedekten katılırım bir başka zaman.

-inşallah vicdanın bu yaptığın haksız eziyet için cızzzzz eder bir gün.

-izninle. gerildim. damarlarım genişliyor. keşke, 3. Bileti kaybetseydin de, bende bu duruma gelmeseydim. üzgünüm. iyi geceler

 

 

4 yıl 2 ay 13 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET (geceyarısı)

-telefona neden yanıt vermedinki? toparlanabildinmi merak ettim.

-beni telefonla aradığını şimdi odaya girdiğimde fark ettim. biraz sanırım... sen iyi misin?

-kafam ağrıyor. bak gör ama iki dakika

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-iyi ki sen beni göremiyorsun şu anda

-tahayyülüm iyidir

-etme bence... çok kötü göründüğüme eminim

-ben nasıl görünüyorum?

-bu akşam beni kahrettirdin ama sebebiyle ilgili beni biraz ümitlendiren bir şey oldu. yarın akşam fenerin maçı olduğunu öğrendim

-her şeyde bir hayır vardır. Maç 21.45 de

-ve "acaba" dedim, "maçı seyretmek için böyle bir sudan sebep yaratıyor olabilir misin?"

-sence?

-oysa gitmeyebiliriz bu akşam, şart değil ki, altı üstü üç lira...

-evet, maçı izlemek isterim ancak tepki vermemle zerre alakası yok, konu parası da olmadıki hiç

-sonra gideriz deseydin, beni de yıkmasaydın böyle...

-bu cümlenin ilgisini anlayamadım.

-afedersin... bir an yanlış anladım seni, daha doğrusu sonraki cümleni okumadan yazmışım

-hiç  yazmamışda olabilirim. sence bir maç için bu gerilimi yaparmıyım, direk söyleyebilecek yapıdayken değermi?

-gerilmezdik ki zaten... "yarın gitmeyelim, başka bir gün gideriz" derdin, olur biterdi

-konu yarın veya sonrası değildiki. neyse

-her neyse, annenle olan diyaloglarımıza döndü bu, ağzımla kuş tutsam seni bu görüşlerinden caydıramayacağım anlaşılan, üstelik o kadar da masumken...konuyu kapatmak, hakkımızda en hayırlısı gibi gözüküyor şimdilik...

-yorum yok. konuyu kapatmak en güzeli. sanırım gereken ders alınmıştır

-şuna isyan ediyorum. bir kaç saatcik bulutların üstünde gezdirdin beni. Sonra öyle bir yere vurdun ki, her yerim sızım sızım...

-peki. iyi geceler. güzel uyu

-çalışırım. sana da

 

 

4 yıl 2 ay 14 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, dünkü maç tiyatroya gitmediğimize değdi bence

-evet zevkliydi. bu akşam kahroldum beşiktaşa, yazık oldu,

-bugün abim aradı, yarın dişçiye geliyormuş İstanbul’a. "siz de gözlük muayenelerinizi olun, cumartesi alalım birlikte” dedi.

-iyi de, bu akşamki program ne olacak?

-akşam gideceğiz Fulyalara. Çünkü, ben abim aramadan konuşmuş sözleşmiştim kızlarla. Fulya’ya da haber vermiştim.

-kaç gibi çıkarız, başka kimler geliyor?

-vallahi kesin olan Tijenlerle Nurcan, diğerleri belli değil henüz

-yani Bahattin-Bilge yok, bence önemli kayıp değil

-Bilgeler ankara’da, dönebilirlerse gelecekler. saat 8.30-9.00 gibi Fulyalarda olmamız uygundur bence

-daha önce konuşuruz o zaman.

-görüşürüz

 

 

4 yıl 2 ay 16 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-heeeyyyyy.... dediğini yapmışsın ama çocuklar görmeden yine düzelt bence. Çünkü; dilbilgisi olarak yanlış örnek oluşturuyorsun. yazdığının hecelemesi; ‘CAN LA RIM BE NİM’ olarak yapılırsa doğru olur, değil mi? Zaten imlan berbatken, bunu bir de kamuya tansıtma. aa... ne çabuk değiştirmişsin farketmedim

-değiştirmedim, eve gelince dizüstünü açtım. başkasının hattını kullanıyordum ama koptu. şimdi pc yı açtım.

-sanırım her bilgisayarda farklı kullanabiliyorsun, yani nasıl resmimiz her bilgisayarda farklı olabiliyor, sohbet penceresinde de, bu da öyledir sanırım.

-onu bilmiyorum. burada da değiştiririm

-çamaşırlar yıkandıysa, bir an önce asmayı unutma, beklerse renk verebilir diye endişeliyim

-henüz bitmemiştir, gelince çalıştırdım

YARIM SAAT SONRA…

-oriya misun

-sesi duyunca geldim

-amcaoğluna konuları aktarıyorum. ortağı yan çizmeye başlayınca, şirketin satışı gecikiyor.

-tamam yaaa... sen işine bak. direkten dönen ne işler görmüşüzdür hepimiz... hatta topun kaleye girdiğini görüp de "gooolllll" diye heyecanlandığımızda bile, "yok aslında o top kaleye girmedi, girse de golden sayılmaz" dedilen ne durumlar yaşamışızdır... her şey olabiliyor hayatta. gözlerim yanıyor, birşeyler atıştırıp biraz uyumayı deneyeceğim

-ben de şimdi yemek yemekle meşgülüm

-ne çabuk acıktın o kadar börekten sonra... kendini yemeğe verme, kendin için yapma lütfen bunu

-moral değerlerim düşük olduğunda daha çok yiyorum, psikolojik. CAN LAR IM benim. iyi olmuşmu?

-o iyi olmuş da, onunla ilgili  hecelemeyi özellikle mi yanlış yaptın?

-peki bu ifadeye yabancı biri ne anlam verir

-herkes kendince bir anlam verir sanırım, diğerlerinde olduğu gibi.... yabancı birinin ne kadar yabancı olduğuna göre değişmez mi sence?

-2.KADINca bir yanıt. beni de kendine benzettin

-hiç olur mu? ne ben seni kendime benzetebildim, ne ben istediğim halde senin gibi olabildim. ısıtmaya koyduğum yemeği yaktım, sana yazmaya dalınca

-özür dilerim

-haydi ben gittim, sana kolay gelsin....

-haydi yemeğini ye

 

 

 

4 yıl 2 ay 17 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-günaydın bayan tepkisel kapatımcı

-n'oldu?

-bir şey yok, ben girdim, sen çıktın

-sanırım Ece tiyatro textlerini basmak için benim bilgisayarı açmış, sen de o vakit yazmış olabilir misin? ben ilk kez giriyorum, o da Görkem’in bilgisayarından

-olabilir. Seninkine ne oldu?

-benimkini çalışmaya götürdü Ece

-haaaaa… kaça kadar var çalışması? keşke akşam üstü olsa

-saat 7 ye kadar filan sürüyor genelde

-bak ne diyeceğim. Hazırladığı oyunun provasına gitme arzum vardı ya, süpriz olurmu, memmnun olurmu?

-onu söyledim, Diyor ki; “provaları sahnede yaptığımızda gelin”. Onu da iki hafta sonra yapacaklarmış zaten. uygun olursan, o vakit gider izleriz, olur mu?

-memnuniyetle

-peki, ben çıktım, hadi sana kolay gele...

-ok

-bunu alışkanlıkla mı yoksa tepki vermemi beklediğin için mi yazdın?

-akıllı çocuk. bye

-ama ben bunu hakedecek ne yaptım?

-hak etmekle ilgisi, korelasyonu ne ki?

-neden tepki vermeme çanak tutuyorsun öyleyse?

-ve rica ediyorum benimle çevrimdışı konumunda yazışma. saygısızlık olarak alıyorum. görünmeyen numara gibi, etik değil.

-öyle olduğunun farkında bile değilim ki, Görkem öyle ayarlamış demek ki

-sana dil çıkaracaktım. çıkaramadım bile, çıkardım kabul et

 

 

4 yıl 2 ay 18 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, sana gönderdiğim iş ilanının aslını sildiğimden yeniden paylaşamıyorum. burnum musluk gibi akıyor

-geçmiş olsun...salacak’ta belliydi

-evet. dün gece Hüseyin’i havaalanından aldıktan sonra arabanın penceresi bozuldu. sabah berbatım

-annenler iyi miymiş, geliyorlar mıymış kurban bayramında?

-geleceklermiş, Hüseyin söyledi

-sağlıkları?

-aynı. değişen bir şey yok. Varol hatta, görüştünüzmü

-yok, uzun zamandır benimle görüşmediğini söylemiştim

-biliyorum. şimdi sen “merhaba” demeyi düşünürmüsün?

-tabii ama zorlayıcı olmak istemem, zor durumda bırakmayı da istemem.

-sadece selam

- selamımı sen söyle öyleyse

 

 

4 yıl 2 ay 19 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-aloo… sistemde misin? Aslında, gözükmediğin bir konumda mesaj yazmanı saygızılık kabul ederken, bu soruyu sana sormamalıydım. okuduğunda beni ararmısın?Allah sana mutluluk denizi nasip etsin. içinde yüzüp durasın.

-bu dileklerini sitem olarak değil, benim için gerçekten ve içten iyi dileklerin olarak kabul etmek istiyorum...

 

 

4 yıl 2 ay 24 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAM…

-ABD’den Ahmetle mi görüşüyorsunuz? beni arkadaş listesine almış, çok sevindim

-evet, seni aramış galiba ama ondaki eski numaranmış, bu yüzden ulaşamamış.

AHMET KONUŞMAYA KATILDI…

-Ahmet, beni ne zaman aradın ki?

-hergun. yani problem Recepte

-hadi canım....

-banada bugün söyledi, “o numara değişti” dedim, yenisini yazdım.

-Allah razı olsun...

-cemil cümlemizden

-inanın kendimden, insanların benden kaçtığından şüphelenip duruyordum ve "ben nerede ne yanlış yaptım" diye içim içimi yiyordu

-paranoya

-senin her seyin yanlis

-bu laf bana herhalde. neden ki aslanım?

-ben muhabbetinizi bölmek istemezdim ama Ahmeti hatta görüverince öyle sevindim ki, izin filan istemeden pattadanak dalıverdim... nerede kaldı Ahmet?

-Ahmet, müşteriyede baktığından ara ara geç kalıyor, haberin olsun.

-dükkana müşteri mi geldi dersin? aaa.. pişti olmuş...

-buna piştimi diyorlar, o zaman o dediğinden oldu

-evet, öyleymiş....Varol aradı havaalanına giderken. lafladık biraz

-haa… benden sonra konuştunuz yani, ne dedi?

-üstelik laf arasında, Ona yazdığım, hani senin o bilmediğin mesajımı sana okuttuğunu da söyleyiverdi. 

-okuttu, ben yinede bilmiyorum, senden öğrendim. önemli olan aranızdaki soğukluğun telafi edilmesi değilmi?

-üstelik, bu gelişinde benimle görüşmeyi çok istediğini ama senin benim durumumun, görüşmeye uygun olmadığı gerekçesini ileri sürdüğünü iletti.

-anlamadım

-neyse, boşver... sonuçta sen, benim görüşebilecek durumda olmadığımı iletmiş olabilirsin kendisine

-bencede. soğukluğu telafi için yorumun ne?

-dediğine göre, soğukluk yokmuş ki.

-senin adına yorum yapmadım ama fiiliyatta nedeni belli olmayan bir kopukluk vardı.

-“fiiliyatta da yoktu, nereden çıkarıyorsunuz, sen benim canım kardeşimsin” dedi

- peki. fiiliayttada yoktu ve siz zaten kopukluk yaşamadan görüşüyordunuz. bence gönlünü güzel almış.

-“sadece çok yoğundum, ERKEK’le görüşmemizin sebebi de, onun ve benim işlerimdi, ne var ne yok muhabbeti değildi” dedi

-son cümlendekiler doğru.

-yani, “iş-güç dışındaki tüm insanlardan kopuktum, hala da kopuğum, çünkü çok yoğun ve yorucu bir dönemdeyim, sana özel bir durum değil, lütfen anla.” dedi

-Ahmet hala yok ortada

-kopmamış da...gelir mi dersin?

-gelir

-eve gelince ortalığı bir güzel silip süpürdüm, bal dök yala oldu resmen. oh be içim rahatladı azıcık... iyi geldi çalışmak. çocukların odalarını sadece silip süpürdüm, toplanacak hiç bir şeylerine karışmadım

-aferin. Ahmet gelince, ister buradan yazarsın, istersen ayrı pencere aç.

-peki.

-ugh, burdayim

-hoşgeldiiinnn... iyi satış yaptın mı bari....

-iyiiiiiiiii… yenge yeni telefonun kac?

-pazar günü işler fena değil galiba

-cumartesi ve pazar daha iyi.

-dur Ahmet, bana “yenge” demesen daha doğru olacak sanırım

-2.KADIN, bu ifadelerde "pişti" sayılır değilmi?

-recep kotu adam, karisma sohbetimize de, bir guzel dedikodu yaparkem

-yeni tlf.umu ERKEK vermiş sana. o son telefonumdur.

-niye demesin? “yenge” güzel bir ifade türkçede. Telefonunu verdimde, Ahmet chek etmek istiyor  belki.

-anlamına uygun ve doğru yerde kullanıldığında, tabii ki güzel bir ifade.

-ama çaldırıyorum, hala cevap vermiyor?

-yok vermez, çünkü kapalı, arıyorsan açayım.

-yenge hanım, piliz bu nickinizi değistirin. clean heart... guzel olur

-ben de geldim. çay demledim.

-temiz kalp öyle mi?çok iddialı be Ahmet...

-güzel öneri,

-temiz kalpli hanım, hala telefon cevap vermir. noyu yeniden yaz piliz

-aslanım senin ingilizcen yok mu. please diye yazılır

YARIM SAAT SONRA…

-Ahmedi ilgilendirmeyen şeylerle, gözünü yormanın anlamı yoktu, haklısın. kendimi kaptırıvermişim.

-evet. yazışmalarda sakıncalı bir şey yoktu ama kaptırıp gidince, olmayacağını bilemeyiz. Çünkü, yazılanlar belgelerine otomatik kaydediliyor,

-ama sakıncalı bir şey yoktu kanımca...

-ben acıkmayacağımı zannediyordum ama acıkmaya başladım biliyormusun ama evde yemekde yok. hafta sonu geleceksin diye süt almıştım fazlalıktan, sana sütlaç yaptıracaktım.

-niye ki, benim artık size gelmediğimi bilmiyor mu Işıl hanım.  Ahmet de telefonlarını verdi, iyi oldu, moral oldu sesini duymak...

-önce Varol, sonra Ahmet

-evet, çok şükür

-bunlardan recep emmide bolca var. eee sabaha benimle başlarsan, gün güzel devam eder. Ahmet yine gitti

-bunlar motivasyon ve moral değerleri için çok önemli gelişmeler benim için. öncülüğünü sen yaptıysan da sağol, Allah razı olsun recep emmi. güzel insanlığını konuşturdun yine yani...

-cemil cümlemizden Allah razı olsun

-amin...olcak dualara amiiiinnnnnn...

-iyi akşamlar

-oy oyy... o kadar yazdın, çizdin de sonunda "iyi akşamlar" mı çıktı ortaya?... Sanki daha uzun, ya da farklı bir şeyler yazmışsın da, onlar her ne ise vazgeçince ortaya "iyi akşamlar" çıkmış gibi geldi bana.

-öpüldün

-işine gelmediğinde kestirip atma uzmanını ben de selamlıyor ve iyi akşamlar diliyorum

-muck

 

 

4 yıl 2 ay 25 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-MEŞGUL HANIMEFENDİ, NASILSIN?

-sağol... sen hiç "boşta" gördün mü benim ikonumu?

-görmedim, onun için "meşgul değil” diye karar verebiliyor insan

-buna karar verebilecek ender insanlardansın, biliyorsun. Bu gece kar yağacakmış

-evet. Okullar, iş… pardon, Aygüle yanıt verdim

-önemi yok...

-karar! bence seni tanıyan herkes ikonunu hep meşgül bıraktığını biliyordur

-ne kararı, anlamadım? Yanılıyorsun, bu konuda ayrıcalıklı olan üç kişi var. Görkem, Ece ve sen

-bence yanlış konuya girdik yine ve patinaj yapacağız. bazen aynı şeyi farklı yorumlarla söyleyip sanki ters şeyler söylüyormuş gibi oluyoruz. neler yaptın bugün, dün temizlik bitmişti.

-alışveriş yaptım, biraz Bilgelerin işine baktım

-konuştunmu?

-her an elim telefona gidecek ve "kusura bakma" diyecek oluyorum sonra da kendimi frenleyerek birşeyler yapmaya gayret ediyorum

-deme, bir yerinden projede ol.

-bu tür bir karar için, öncelikli olarak farklı kararları almış olmam gerekiyor, biliyorsun

-ben de uyudum gün boyu, sersem gibiyim

-gece beşik sallarsın artık...şeker kontrolü yaptırdın mı?

-belli olmaz. yine uyku basabilir. yaptıracağım

-anjiyonun sonucunu aldın mı

-evden çıkmadım

-bak kar yağacakmış, keşke bugün yaptırsaydın

-kendimi toparlayamadım ki… yemek için izin, sevgiyle, saygıyla

-afiyet olsun...nasılsa anacığın geliyor. o yapar özlediklerini ya da ona nazlanırsın gönlünce

 

 

4yıl 2 ay 26 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-gülme işareti nasıl yapılıyordu

-yeteneksiz, beceriksiz şey n'olcak....

-öğrenemedim. istidatsızım

-sen bu önermeye katılıyor musun, katılmıyor musun, önemli olan bu... varsın o işaretleri de bilmeyiver...

-bak işte, bu sorunun yanıtınıda bilemiyorum, bilebilseydim zaten yazılmazdı

-sende en anlamadığım da bu sanırım, çünkü bu konu dışındaki sn. EROĞLUya bakıyorum ve bu bilinmezlikle örtüşmüyor

-defo gibi yani

-ve gün geçtikçe daha da büyüyor o defo sanki. neyse yaaa... kelime oyunları yapmak değil, bunca emek ve paylaşımdan sonra böyle bir denklik sonucuna vardığımı anlatmak istedim sana özet olarak. tabii ki senin de "helal olsun, işte budur" diyebilmeni de hayal ettim ama hayallerle değil, gerçeklerle yaşadığımızı da bir kez daha gördüm, oysa onlar ütopik değil, gerçekleşmeye en uygun en yakın hayallerdi

-benim hat koptu, çevrim dışı gelmişti bunlar

-doğru ya... artık çevrim dışı ileti yollayabiliyoruz, bak ben de bunu atladım işte

-amcaoğlu da hatta. onada yanıt veriyorum. gecikme oluyorsa kusura bakma

-bakmıyorum...

 

 

4 yıl 2 ay 28 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Songül, sen hala ayakta mısın kuzum?????

-ben babayım

-eee... ne iş?

 -hazırladığım ödevi power point olacakmış. kendi başladı çevirmeye, “haydi yat, ben yapayım” dedim

-sen anlar mısın ki powerpointten?

-Songülle beraber çözdük.

-iyi bari... bu sayede bir şey daha öğrenmiş oldun, fena mı.

-franchising sunumumuda power pointte kendim yapmıştım. iki yıldır detay bilmiyorum, hareketlendiremiyorum, artistik katkı sağlayamıyorum

-Ece uyumadan söyleseydiniz ona keşke

-sen Ece nin başkası için zaman ayırabildiğini gördünmü hiç. o kadar yoğun, o kadar aktifki, istenmez bile.

-aşkolsun... onu yanlış tanımışsın

-sen yaparsın

-vallahi bilmiyorum, keşke öğrenseydim

-düşünerek yazıyorsun, meşgulde olabilirsin ama ben izin istemeliyim. bitiremeyeceğim gibi zaten. uyumamam lazım

-yok değil, bir taraftan da Ahmete laf yetiştiriyorum. konuştunuz mu kardeşlerle?

-selam söyle, iyi geceler

-olur, sana da. soğuk rüzgar estirmenin belli bir nedeni var mı?

-estirmedim, gerginim. ödev nasıl bitecek. rüzgarıda nereden çıkardığını anlamadım

-peki... tlf. edeyim mi paylaşır mısın?ya da iyi gelir mi sana sesim

-izin verirsen çalışmak istiyorum. sesin iyi gelir ama çalışamam

-tabii... izin senin

-bu soğukluk değil. keşke hiç yanıt vermeseydim. şimdi kafaya takar, benimde gitti zamanım

-yok, tamam, takmayacağım. seni seviyorum...

 

 

4 yıl 3 ay sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-n’apıyorsunuz efendim

-gözünüz aydın. internetten piyango bileti almaya çalışıyorum

-olur mu öyle

-oluyormuş

-enterasan. Sende bu internet alışverişini iyi belledin  doğrusu. Ece döndümü

-evet ama ancak akşam geç vakitte gelebildi eve

-trafik?

-yok, tiyatro dersi. havaalanından direk oraya geçti öğlende

-anladım

-bayram sabah namazından sonra başlıyor değil mi?

-evet, 08.15 namaz

-sana kolay gelsin, iyi geceler

-sağolasın, gündüz konuşuruz

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

SABAH…

Konu: DAHA NEŞELİ, MUTLU VE KEYİFLİ BAYRAMLARA,YENİ YILLARA…Mektubunu

Sevgili ERKEK, sevdiğim ERKEK,

Bugün hem bayram, hem de yeni yıla giriş kutlamalarının yapıldığı gün. Her ne kadar yılbaşı kutlamasının gerekliliğine ikimiz de inanmıyorsak da, böyle bir günde aile olarak bir araya gelmenin hazzını yadsıyamayız bence. Üstelik böyle bir gün, bir de kurban bayramıyla birleşince, katmerleşiyor bu gereklilik.

Telefonda, koşullarımızdan hoşnutsuzluk ve çaresizlik yansıttın bana. Seni anlamıyor değilim ama bir tercihle karşı karşıya gelmek zorunda hissettiysen kendini, tercihin; bu günü ailenle birlikte yaşamak ve paylaşmak olmalı. Üstelik; diyelim ki, beni de aile ortamına katmayı göze aldın… Sanıyor musun ki, aileni ve beni tatmin edecek bir çözüm bulunmuş olacak? Yanıtın “hayır” olduğunu, en iyi sen biliyorsun zaten. Çünkü bu saatten sonra ben, EROĞLU ailesinin içine yeğen, kuzen kimliğimle giremem. Sen de beni eşin yapmaya kararlı değilsin. Sinir bozucu bir durum haklısın ama düğümün de, çözümün de sende olduğu bir durumla karşı karşıyasın. Ne ailen, ne de ben hiçbir şey yapamayız bu konuda. Bizimle ilgili olarak yapıcı yönlenmeyi arzu ediyorsan, bunu onlar yapamaz sana, bu yüzden sinirlenmeye de gerek ve hakkın yok bence. Çünkü; onların senin tarafından bilgilendirilmeye ve yönlenmeye ihtiyaçları var.

Gerçekten bizim beraberliğimiz için iyi niyetli ve istekliysen; benim onlarla, o dönemde ‘görüşmeme kararı’ almamın tek sebebinin; ben senden evliliğimizdeki sorunların yoluna girmesiyle ilgili olumlu gelişme haberi beklerken, senin yaşamınızı birleştirmek önerisiyle 1.KADIN’a gittiğini öğendiğim için, kendimi korumak amaçlı olduğunu, bir şekilde anlatabilmen gerek. Ya da, benim sana uğursuz gelip gelmediğime; bu inançlara prim verip vermediğinle ilgili olarak, önce kendini, sonra da onları ikna etmen gerek. Kısacası ERKEK, senin kendini ikna edemediğin bizim hallerimiz için, ailenden hiç kimseden destek bekleme. Çünkü sen, bu haklarını kendi ellerinle kaybettin ve ancak sen geri kazanabilirsin.

Benim gibi onların da, 1.KADIN ile benim aramdaki gel-gitlerinden, yaşanan kısırdöngülerden bezmiş olmalarını, bu gün benimle olduğun kadar, yarın 1.KADIN’la da olabileceğini düşünmelerini ve beklemelerini yadsımamalısın bence. Çünkü, değil mi ki; “2.KADIN’la evlendim” dediğin halde, aramızda sorun yaşadığımızda, onu çözmeye çalışmak yerine 1.KADIN’a koştun… Hal böyle olunca; ne sana, ne bana, ne de beraberliğimize saygı duymamaları, kaile almamaları son derece doğal ve normal değil mi?

Geçen hafta kahvaltı ederken, beraber olabilmemiz için, senin karar verebilmenin yanında, benim de sana güvenmeye gereksindiğimi söylemiştim ya, aslında sana bunu söylerken, bir şeylerin daha eksik kaldığını hissediyordum ama netleşmemişti kafamda. Artık net ve bu netlik belki de ilelebet tükenişimizin sebebi olacak.

Benim kişi olarak, kendim için kabullerim hala değişmedi ama “evliyiz” dediğimiz dönem içinde yaşananlar ve toplumsal zorunluluklar, bundan sonra beraber olacaksak, beni medeni nikahla eşin olma gerekliliğine getirdi ne yazık ki. Çünkü inanıyorum ki; biz medeni nikahla evlenmiş olsaydık, ne sen çözüm arayışlarını sonlandırmadan çeşitli gerekçelerle 1.KADIN’a yönlenirdin, ne 1.KADIN, bizi tüketmek için böylesine yoğun ve ısrarlı bir savaş açardı, ne de ailen bize karşı böyle bir cephe alırdı. Hatta tam aksi, bizim mutluluğumuz ve evliliğimizin devamı için seferberlik ilan ederlerdi. Yani ERKEK, dini nikahlın olarak, senin nezdinde, ailenin nezdinde, hatta 1.KADIN’ın nezdinde; legal metresin olmaktan öteye gidemedim ki, bugün soyutlanmış ve hiçbir saygınlığım kalmamış olarak olarak bir köşede duruyorum.

Bunun farkına varmak acı elbette ama bir o kadar da gerçek. Eğer bir beraberlik tesis edeceksek; ne senin ailen, ne benim ailem, ne de toplumun diğer fertlerinin gözünde, bir daha (şu an da dahil) içinde olduğum hallere düşmek istemiyorum ancak, senin buna kendince geçerli sebeplerle olumlu bakacağını sanmıyorum ama bakamasan da beni anlayacağını ümidediyorum. Hal böyle olunca, aklını tam toparlayamasan da, en azından beklentilerime cevap veremeyecek olmanın bilinciyle, daha da gönül rahatlığıyla ailenle geçir bu müstesna günü. Gerek duyarsan yine görüşürüz.

Sana, nasılsa görüşürüz, elini öperek kutlarım bayramını düşüncesiyle kutlama mesajı yollamamıştım. Sanırım sen yazdıklarımı okuduktan sonra, bunu gerçekleştirme şansım olmayacak. Bu nedenle buradan bayramını kutluyor, yeni yılda ve tüm yaşamınızda sana ve sevdiklerine sağlık, mutluluk diliyorum.

 

 

4 yıl 3 ay 1 gün sonra (pazartesi)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: DAHA NEŞELİ, MUTLU VE KEYİFLİ BAYRAMLARA,YENİ YILLARA…Mektubunu

Mektubunu eve gelince okudum. alkol falan almadım. almayacağımı sende biliyorsun ama sıcağı sıcağınada bir yorum yapmayacağım. tabiki haklı olduğun yanlar cok...

yeni yıl, umarım her koşulda bizler icin huzur, mutluluk, başarı getirir.

sevgiyle, sağlıcakla.

 

 

4 yıl 3 ay 4 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-meşgul görünüyorsun ama minik bir bilgilendirme için uygun musun?

-Merhaba, girdiğini fark etmedim, uygunum

-Annenin telefonunda mesaj bölümü var mı?

-var ama okuyamazki. babam bile zor okuyor yada Nurdan falan okuyor

-okuması yok biliyorum ama telefonu mesaj kaydedebiliyor mu?

-denemedim ama kayıt alabiliyordur o makineler

-dün akşam ona bir mesaj yolladım, o okumasa da çevresindekiler ona okur diye ama mesaj gitmedi herhalde ki, benim yollananlar kısmına düşmedi, yani kayıp bir mesaj şimdilik.

-ben 18 de ayrıldım onlardan. sabah konuştuk ve sonrada hastaneye gittiler.

-sanırım o sıralardı benim de yazışım. işin kötüsü bende de metin yok şimdi. “yollandı” dedi ve kayboldu mesaj

-telefonu kapalı değil. çünkü az önce aradım, çaldı ama açmadı. galiba evde bırakmış. akşam indiğimde çaktırmadan bakarım. yollananlar giden kutusunda saklanıyor. Bizede temziliğe kadın gelecekti bugün, gelmedi.

-anlamadığım da o ya zaten, "herhalde henüz ulaşmadığı için" diye düşündüm. şimdi de baktım hala yok benim yollananlarda. belki boşlukta kayboldu gitti mesaj, ya da ona ulaşmaması daha hayırlıydı da, o yüzden gitmedi bilmiyorum ama kayıp olması gerçekten çok garip.

-ilginç, ulaşmışsa okurum

-hadi bakalım hayırlısı...

-amin

-sen genelde "ne yazdın ki?" diye sorardın. Yani benim bildiğim tanıdığım ERKEK böyle yapardı

-evet, farklı bir yıldayız artık. Yazmışsındır, nasılsa müdahale şansım yok. üstelik yazmayıda seversin, dokunaklıda yazarsın.

-yok, bu kez tercihim değil, çaresizliğimdi yazmak. Yani, seninle de konuşamayınca, yazdığım gibi…

-bilmem aklımamı gelmedi, yoksa meraklı turşucu gibi görünmekmi istemedim. peki şimdi sorsam, paylaşırmısın?

-tabii ki paylaşırım.

-az önce, eski bir iletiyi okudum. diyor ki; “kadın üzüm suyu gibidir. adamın becerisine göre sirke de, şarap da olur.”

-yani "bekledikçe ekşir" cinsinden bir ileti miydi? ya da pekmez olur...

-burada, aslında bakılan pencereye göre, “biri kötü” denemez. şarap sirkenin işlevini göremez, sirkede şarabın. Şarap; göreceli olarak, daha pahalı olsada... Hem pahalı olmak, daha değerli olmak anlamınada gelmez. Ayrıca, kimine göre değerli olan, diğerine değerli olmayabilir. şarap alkol içerir. bedava bile olsa kimilerince tüketilmez… kız, “dur” desene bana, bak sayfalarca yazmaya başlayacağım

-Bu bayramda; beni yüreklendirmedikleri, beni evlat ya da yeğen olarak kabul etmedikleri için, ellerini öpmeye cesaret edemediğimi, yine de kendilerine uzun ve sağlıklı bir yaşam dilediğimi, son ana kadar da ellerini öpmeye yüreklenmek için beklediğimi ama ümidimi tükettiğimi yazdım.

-very good. Bu yıl herşey güzel olacak inşallah ama sabah sabah güne homurdanarak başladım.

-şu şarap konusunda başladığın gibi sayfalarca yazsan da pek okumuyorum artık. neden homurdandın, kadına mı?

-Aygül ün odasına girdim. aaa oda ne. kış günü, gece penceresi açık yatmış. hastalığa davetiye. akşamda Songül’e söylendim. odasını bir türlü toplayamadı. yattığındada 12 olmuştu. Sabahda servise zor yetiştirdim ama yinede, bu  yıl iyi olacak, çünkü öyle istiyorum. kadına homurdanmamın sebebi; dolapta ona ayırdığım etlerin poşeti akmıştı. yeniledim ama bu kezde gelmedi.

-daha önceki yıllarda böyle yoğun bir isteğin yok muydu?

-anımsamıyorum

-inşallah açık kapıya denk gelir ve dileklerin kabul olur hayırlısıyla

-amin, hepimizin

-bak bu iki şarkı bize çok uyuyor gibi... bir de can’ın tlf.unu alayım senden... belki bu eziyete bir çözüm bulur

-can kim?

-bilgisayarcı çocuk değil miydi

-ha evet, dur vereyim

İkili delilik.mp3 dosyası ERKEK HEDEFİNE GÖNDERİLDİ…

Üzgünüm.mp3 dosyası ERKEK HEDEFİNE GÖNDERİLDİ…

-proje nasıl gidiyor?

-dün bayağı çalıştım senden sonra

-aferin

-en azından, plan tipleri üzerindeki soruları ve sorunları yazıya döktüm. ne yaparız diye Bilge’yi aradım, telefondaymış ve bana geri dönmedi henüz. Bu aşamadan sonra, çizime dökülmesi lazım işin. “autocad kullanan bir elemanları varsa, çizim yapalım” diyecektim. Ben, az buçuk bilgimle, evde çizmek istedim ama tüm çizimi bloklamışlar, bu yüzden yapamadım. Beynimde gittikçe daha netleşiyor ne yapabileceğim, bu işin neresinde olabileceğim. bunu da bir an önce onlarla konuşmakta fayda var.

-anladım. benimle tartışmak istediğin bir yanı olduğunda, paylaşırsın.

-benim verebileceklerimle, onların beklentileri farklılık gösterirse, arkadaşlığımıza zarar verir bu.

-kesinlikle doğrusun. “net konuşmalısın” demem, buydu zaten.

-işte ben de, seninle konuştuğumuz gibi; şu andaki yapılanmalarında yanlarında olacağımı, tüm bilgimi kendilerine aktarabileceğimi ama uygulama aşamasında; isterlerse ancak hakedişler konusunda yardımcı olabileceğimi söyleyeceğim

-Fahrettin Kerim Gokay, Istanbul Belediye Baskanligi zamaninda fırınları geziyormuş. Kendisine, bir firinci pasta ikram etmiş. Fahrettin Bey, şöyle bir tadına bakmış ve sormuş:

"Hımmm!... cok guzelmis, ne kattın buna?" Fırıncı gulumseyerek yanıtlamış:

"Sana koydum efendim!". Fahrettin Bey, bu soz uzerine pastadan bir lokma daha almış ve devam etmiş:

"Ben de bütün fırıncılara söyleyeyim de, hepsi sana koysunlar demiş.

-bunu anlatmıştın bana. ERKEK, bana karşı şu andaki duygun ne?

-güzel şeyler

-parantezi açsana. çünkü bildiğim kadarıyla; duygularımızda çirkin şeylerimiz hiç olmadı zaten

-mesela; şimdi beraber menemen yapsak biberli falan… çay demlesek, bandıra bandıra yesek

-yemek yok mu hala, Işıl kararlı mı gözüküyor yemek yapmamaya?

-Işıl istifa etti. annem aradı. sarma yapmış, gidip alacağım

-karalahana mı? hımmmmm... nefis yapmıştır eminim

-evet, lahanaları Ordu’dan getirmiş. sanada ayırırız.

-size afiyet olsun, onun beni hesaplamadığı hiç bir şeye elimi de, ağzımı da süremem, haram olur vallahi

-üzgünüm diyor jale

çare aramadım zannetme

çıkmaz yolları zorladım

gittim olmadı, kaldım olmadı

bitti diyorsan laf değil

bir anlık öfke zannetme

çoktan harcadın sabrımı

kaçtım olmadı, susutum olmadı

bitti diyorsam laf değil

nefret etme ben den üzgünüm

ister miydim hoşça kal demek

elim kolum bağlı üzgünüm

baştan yanlış yaptık üzgünüm

seninle olmazdı üzgünüm

az mi savaş verdim kendimle

engellere yenildim üzgünüm

- evet... bence ikimizin de söyledikleri bunlar değil mi? daha önce dinlemiş miydin bilmiyorum ama bizim gerçeğimizi yansıtmıyor mu sence?

-dinlemiştim tabii. bunun gibi, insanı şoke eden başkalarıda var. Sezende diyorki;

Artık hayatımdan çıksan diyorum
Bu ikili delilik sona erse
İkimiz için de en hayırlısını diliyorum
Hiç olmamış gibi davranabilmeyi
Bu yok ediciliği anlayabilmeyi
Bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum
Lütfen
Görmeyeyim seni
Bir yerlerde karşıma çıkma
Konuşmayalım, bakışmayalım

Ne olursun
Daha fazla tükenmeye takatim yok
Sanki aşkı öğütmeye programlı gibiyiz
Aslında bakarsan insan olarak iyiyiz
Ama daha fazlasını isteme benden yalvarırım
Ben bittim artık kalmadım

-ben, bu ikisini bizi en iyi anlatan olarak dinledim şu son günlerde. sezeninkini ben sana söylüyorum, jaleninkini ikimiz de söylüyoruz. gittim,,, hoşçakal

-öptümmmmm.

 

 

4 yıl 3 ay 5gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba, bilgisayarı kapatıyorken geri dönüp sana selam vermek istedim. söyleyecek lafımız olmayabilir ama karşılaşınca selamlaşmamayı yakıştıramadım

-merhaba. saçmalama, girdiğini farketmedim. yeni formattan sonra, internete giren için işaret vermiyor bilgisayar nedense. Sohbet penceresindede aynı.  yani konuşma yapmayınca farketmiyorsun.

-doğrudur. hemen hemen iki saattir buradayım

-bir amcaoğlu, birde Varol selam verdi

-biz de biraz Varolla yazıştık o selam verince.

-sabah erkenden ilk girdiğimde, mersinden bir fakülte arkadaşım selamladı, tam 25 yıl sonra görüştük. beni çok ihtiyar buldu ama karizmam yine varmış

-ne güzel... neyse, ben çıkıyorum, sana kolay gelsin.

-şirkete gideceksin sen. bende 16.30 da Aygül ü doktora. sonra havaalanına. gizli şeker çıktı sabah alınan tahlilinde. diğer değerler iyi. kolay gelsin

-aman, sebebi saptansın da tedavisine geçilebilsin. geçmiş olsun

 

 

4 yıl 3 ay 7 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-servis işi bitmiş sanırım.... J

-he valla

-dün akşamki iş yemeğinden sonra beni neden aradığını anlayamadım, ya da bir şey diyecektin, millet gelince kestin.

-adam Niğde aksaraylı. Çıkarken lavaboya gittiler. otoparkta beklerken sıkıldım, seninle öylesine lafladım işte

-almanyalı zengin amca mı Niğdeli

-evet, Aksaray da yolüstü tesisleri var. Antalya belekte bahreynli partnerleri için, otel izni peşindeler.

-verimli miydi görüşmeler bari? ne tesisi bunlar, yolcu konaklama filan mı?

-aksaray daki evet.

-otel yapım izni mi istiyorlar, yoksa hazır mı otel?

-“yarım kalmış veya her hangi bir oteli satın alıp, işletebiliriz” diyorlar, bahreynlilerin dışında yatırım için. İstanbul dada bazı yatırımlar peşindeler. Almanya daki en büyük türk gıda toptancısı firması bunlar.

-haydi bakalım, hakkında hayırlısı... senin için de, bir şeyler olabilir gibi geldi mi sana bari? yani bu işlerin içinde olabilir misin?

-olabilir. amcaoğlu, “bu adamlar seninle mutlaka çalışmak isteyecektir” dedi dönüşte. farklı alanlardada yatırımları var. bir projeleride; insaat atıklarının toplanacağı alan. bu konu, ilgim dışında ama iyi para var.

-Allah yardımcın olsun be ERKEK... hatta öyle çok istiyorum ki bunu

-neyse konuşuruz. Ahmet hatta. bilet işlerini aktaracağım, rezervasyonları yaptırdım.

- peki, görüşürüz. selamlarımı iletirsen sevinirim

-okey, başüstüne

-aşkolsun.. rica ettik di mi... yaşamımda sen olsan da, olmasan da, bana kazandırdığın bu iki arkadaşım için sağol.

-biri Serap

-yok Serap değil, o senin arkadaşın değildi, arkadaşının hanımıydı. ben Varol ve Ahmeti diyorum

-anladım, iyi geceler efendim

-sana da

BİR BUÇUK SAAT SONRA…

-sen hala yatmadın mı? orada mısın? ben derdimi anlatayım, belki okursun...

sol kolumun ağrısının verdiği sıkıntıdan uykuya dalamadım bir türlü, bir saati geçip de uyuyamayınca internetten bakayım dedim. tahmin ettiğim gibi, kalp krizi belirtisi olabilirmiş. üf yaaaaa... ne yapacağımı bilemedim, Görkem'i uyandırsam da beni acile mi götürse?

 tansiyonuma baktım şimdi, 11 e 8. gayet normal anlayacağın. peki, madem tepki yok....üstelik de 'meşgul'e almışlar beyefendileri, kendilerini daha fazla meşgul etmeyip, ben yine de yatıp uyumaya çalışayım...

SABAH…

-günaydın. uyuyakalmışım. ben seni okuyamadığımdan, telefonda aktardın sorunu. umuyorum şimdi mışıl mışıl uyuyorsundur. ne yazdım ben. en iyisi gidip elimi yüzümü yıkayayım.

 

 

4 yıl 3 ay 8 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-hoş geldin… nasıl geçti gün, yorucu muydu?

-aynen, senden ne var ne yok? Aygül kurstan annemlere gitmişti, onu alıp geldim. Bulaşıkları yıkama, portakal sıkma v.s.derken şimdi sıra postaları bakmaya geldi.

-seninle gururlandığım yeterliliklerin, ön planda olabilidi mi?

-iltifatlarına teşekkür ederim efendim, şımartıyorsunuz.

-sen amca oğlunla değil miydin bugün?

-evet, daha doğrusu öğlen 12de aldım onu, gece 10 gibide bıraktım.

-peki, haydi ben meşgul etmeyeyim seni, işlerine bak. Kolay gelsin.

-bak ne diyecem, yarın Tijenlere gideceğim tanıştırmak için, gerçi sen işte olacaksın

-işe gidip gitmeyeceğim belli değil, “gel” diyen olmadı

-zaman denk gelirse, beraber giderdik diye düşündüm. “Gel diyen olmadı” iş vermiyorlar demekmi?

-vallahi ERKEK, açıkçası onlar bana ulaşmazsa, ben “ne oluyor?” diye aramayayım diyorum. İlgisiz kalmış olmamak için, yine de bir ararım bakarsın.

- herhalde hissettiğin bir durum var

- yok,yok… öyle değil ama, ben neleri hazırladığımı konuştum, öneri planları da çizdim bıraktım. Şimdi onların ne zaman uygunlarsa, “gel şunları bir konuşalım” demesi gerekiyor bence

- güzel. Tijenlere? Dün- bugün sürekli aradım, randevulaşalım diye ama hep kapalıydı Tijenin cep telefonu.

-o tatilden dönmemiştir de ondan kapalıdır. Karı-koca her fırsatta kaçıyorlar biryerlere, biliyorsun.

-ama yarın dönmüş olurlar

-sanırım. Sizin Tijenlerle olacak görüşmenizde, benim ne gibi bir rolüm olabilir ki? Yani ben, kuyruk gibi niye geleceğim? abes geldi sanki.

-rol yok. Sadece bizimle olmak var. Seninde dostun Tijen. Çay içmeye gibi… sen bilirsin.

-hele bir yarın olsun, siz randevulaşın, beni ararsın… o vakit kararlaştıralım bence

-peki, görüşmek üzere

-yine bana gıcık mı oldun sen yaaaaa???????

-no, never

-bu tavrı hak etmedim, yine birden neye taktıysan (ki hiç ilgisi yok) canın sağolsun, görüşürüz.

-offffff…ne tavrı? Anlayana aşk olsun.

 

 

4 yıl 3 ay 11 gün sonra (perşembe)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Yoğun iş telefonları arasından, telefonuna bir gönül mesajı yollamak istedim… Seni seviyorum ve seninle gurur duyuyorum.

 

 

4 yıl 3 ay 19 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-haydi kolay gelsin...ve hoşçakal...

-çevrimdışısın ama

-doyurdun mu karnını

-heee

-ay n'olur o lafı sil ERKEK, vallahi anlayacak millet

-ooluurr. oldu mu?

-en azından, buna bir yakıştırma yapılmaz sanırım. ne yedin?

-şinitzel, evde

-aaa... hani sulu yemek yiyecektin

-üşendim

-bugün benim maaşı alalım diyecektim unuttum, cebimde parasız geziyorum vallahi. neyse, peki...hadi ben gittim, sana kolay gelsin

-deseydin. akıllım onun içinmi bana lahmacun ısmarlamadın

-unuttuuummmmm… neyse, yarın çekerim.

 

 

4 yıl 3 ay 23 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ERKEK, bu aralar kan vermeye uygun musun bedenen?

-evet, tansiyona takılmasa veririm, yüksek olduğunda sakıncalı ve almıyorlar.

-az önce mesaj geldi bana, siyemi ersekte, yarın ameliyat olacak bir hastaya gerekiyormuş. ben de kansızlık sorununa takıldığımdan veremiyorum biliyorsun.

-yarın zor. kartal ve levent te olacağım.

-zaten bugün verilecek, hasta ameliyatı yarın olacak

-ayrıca tansiyonum iyi değil. annemle sorun var. babam dertli.vs vs

-hasta mı?

-evet, kafasına takmış

-neyi?

-beni. aramız soğuk ya. mesafeliyiz ya

-bu yaştan sonra anneni değiştirmen, aklının yatmayan şeyleri kabul ettirmen, mümkün değil, biliyorsun. onun kafasına takılmamak için, mümkün mertebe mülayim olacaksın, sert tepkiler vermeyeceksin, kendini frenleyeceksin. annelerin sevgisinin koşulsuz olduğunu bildiğimiz için, onları hor kullanırız genelde

-evet ama sorun var. sağlığı iyi değil. benimde, babamında.

-sen, ona ters yaşam sürmüyorsun ama sözlerinle kırıyorsun sanırım. sana olan tepkisinin acısını babandan mı çıkarıyormuş ki?

-hepsi

-yardımcı olamamamanın üzüntüsü ve çaresizliği bir yana, dilerim; aranızdaki olumsuzlukların vebalini bana yüklemiyordur

-biliyorsun

-ben, Ordu’daki çevre faktörü sebebiyle beni istemediğini, sana yakıştırmadığını biliyorum. Sen de benimle ilgili tepki vermişsindir elbette ama şimdiye kadar olduğu gibi, benim seni fişeklediğimi, yönlendirdiğimi, yakandan düşmediğimi düşünüyorsa, günahımı almaya devam eder.

-ne dersem diyeyim, o kendi düşündüğünü doğru biliyor.

-keşke ona anlatabilmem mümkün olsaydı ama ümitsiz vak'a

-galiba

-o vakit, sana naçizane önerim; en ufak bir vesileyle bile, benim adımın dahi geçmemesine özen göster ve ona lütfen şefkat göster. boyun eğ demiyorum ama sevgini ve şefkatini göstermeyi esirgeme

-felç olmasından korkuyorum. ters cevap veriyorum. belki konuşmuyorum ama alttanda almıyorum

-bunu tahmin ettiğim için, sana önerimi söyledim zaten...o kızadursun, seni terslese de, sen sarıl, kocaman bir öp. hani bana da yaparsın ya bazen, işte öyle. nasıl ki, dayanamayıp sonunda sana tav oluyorum, o da tav olacaktır inan.

-evet. ben kalkıyorum masadan. iyi değilim. dahada gerilmek iyi gelmeyecek. konudan uzaklaşmam lazım.

-kötü olacak bir şey yok ki... son derece yapıcı bir yazışma bu. gerilme, çöz...

-tansiyonum fırladı,  limon sıkmaya gidiyorum.

-peki... ama bunu başarabilirsin. ben yaşadım biliyorum, annene de yaşatabilirsin. sonuçta görüşleri değişmeyecek belki ama senin sevgini göstermen karşısında, fevriliği kalmayacak.

-becerebilsem. hoş kal

-yine de faydalı olacağına inanırsan, dertleşip çözüm üretmeye çalışabiliriz... sen de hoş kal

-teşekkür ederim. limon içtim. Senin pişirdiklerinden, Songül e yemek verdim. bir kez daha teşekkür.

-afiyet olsun.

 

 

4 yıl 3 ay 26 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-tekrar sobe

-ebeyi sobeler insan

-ebe sensin o zaman

-iyi oldu karşılaştığımız, senden bir ricam var. dün gece bir ara Songül’le konuştuk

-buradanmı?

-bir de baktım ki, onun konuşma penceresinde, bizim konuşma kaydımız var. hatta son cümle "seni seviyorum" diye bitmiş

-anlamadım. benim penceremdenmi konuşuyordu seninle, o anda telefonla aramış olsaydın keşke.

-yok yaa.. sen onun penceresinden konuşmuştun ya benimle…

-haaaa… doğrudur

-onun bilgisayarına girip o kunuşma kaydını silebilirsen sevinirim

-bana bir yorum yapmadı, silerim.

-bana da yapmadı, belki o farkında bile değildir

-belki

-şimdiden teşekkürler, iyi geceler

-sana da

-aaa.. bir de çıkmadan, şu ‘vali’ lafını da değiştirsen, iyi olur bence.

-yerine ne yazayım? aslında yazı çok derin,

-benim önerimi yazacak mısın ki, soruyorsun?

-belki

-boşver, takıl kafana göre... tekrar hoşçakal...

-peki, değiştirdim. oldu mu?

-yorumsuz...

-iyi geceler

GÜNDÜZ…

-yaaaa... ufff.. geliyor olsaydım, hangi sıfatla orada olacaktım, ona takıldım?

-eee

-koptum

-gülmektenmi?

-sistemden… keşke gülmekten olsaydı, öyle hasretim ki...

-aynı anda Songülde sistemde. Sana gözüküyormu?

-evet gözüküyor

-dizüstünden çıktı alabilmek için, onun bilgisayarınıda açmam gerekiyor, 3 bilgisayarda bağlantılı artık.

- eeeee.... bence bu konudaki yönlendirmem için, bir teşekkür ya da aferini haketmiştim bence. hazır açmışken, dün gece bahsettiğim yazışmayı silsene.

-bence mahsuru yok ama silerim, sevgimiz inkar ettiğimiz bir şey değilki

-inkar başka, çocuğun gözüne sokmak başka...bilgisayarı formatlandıysa, sanırım silinmiştir zaten ama garanti olsun diye sen bak yine de.

-Aferin

 

 

4 yıl 3 ay 30 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-sobe

-merhaba, nasıl oldu? misafirler gitti mi?

-sabah gittiler, iyi olur inşallah. sen nasılsın. görüşemedik.

-hadi hayırlısı. iyiyim, yok bir yaramazlık

-Işılların şirkettesin.

-evet. bu kez girdiğimi gördün internete, hayırdır nasıl oldu?

-sistemde gözüküyorsun, yoksa görmememmi gerekirdi?

-son dönemde ben hep sistemde olsam da, ben laf atmadan görmüyordun ya, şimdi şaşırdım.

-saçmalama. masada olmadığımdandı. internette olsamda, masada olmadığımı biliyorsun. Bugünde sabah 7den beri açık ama…

-peki...

-benimle konuşabileceğin bu kadarmı be, bi tanesi?

-ay, afedersin, yazdığını farketmemişim.

-yazmasaydım yazmayacak olman, dahada fena.

-"bi tanesi"... 1.KADIN’a böyle hitabettiğini biliyorum ama bana ilk kez oluyor. bu sözü ilk kez kullanıyorsun benim için.

-o 4-5 yıl önceydi. sen yerini biliyorsun

-üstelik ne yazayım ki... yazmış olmak için bir şey yazmak istemiyorum. gereklilik durumlarında tabii ki ulaşırım sana ama, şimdi diyecek bir şeyim yok.

-o zaman ben diyeyim.

-tamam, bekliyorum.

-çok sevdiğim değer verdiğim biri var. evdede bu hafta hiç yemek yemedim, yemekde yapılmadı zaten. Çocuklarda yok. taa önceki haftadan kalan peynirli makarna vardı sadece. onu ısıttım, yiyorum şimdi.

-nasıl olmuştu o, bak bunu merak ediyorum, krem karameli de merak ediyorum

-yapanın ellerine sağlık. öncekiler gibi, oda güzel olmuştu.

-afiyetler olsun 

-teşekkür ederim. söylediğine

-neyi söylediğime, bunu anlayamadım

-“afiyet olsun” dedin ya

-hımmmm.... beni görmeyi özlemiş bir ERKEK kokusu alıyorum buradan...

-olabilir. ayıp mı?... ama sende özlemiş olmalısın.

-tabii ki ayıp değil ama farklı benim özlemim. ben seni görmeyi değil, seninle yaşamayı özlüyorum

-görmeden yaşanırmı?

-ama yaşanmadan görülür, bu yüzden çok farklı özlemlerimiz ve yetinebildiklerimiz.

-o zaman gör bakalım. üzerimde ne var

-üzerindekini görmem için kamera açacaksın sandım, yanılıyor muyum?

-yooo sana tahminini sordum, “bakalım görebiliyor musun?” diye ama kamerayı açmamı istersen derhal emir telakki eder ve açarım

-yine demagoji yaptın yani...

-kıvırma

-kıvıran hep sen oldun be ERKEK

-n’apiyim, belim kaygan. aklımda, huyumda, karakterimde mi?

-gaza gelmeyeceğim, çektiğin fasulyeden platforma oturmayacağım

 ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-bence sen daha güzel yerde oturmaya layıksın. İzliyormusun beni?

-n'apalım, herkes layık olduğu yerde oturamıyor bu dünyada demek ki...evet, seni görüyorum

-evet ama ben nereleri düşlemiştim. ayağada kalkayımmı?

-boy pos?.. biliyorum zaten bunları. boylusun, poslusun

-göbek

-kocaman göbeklisin.

-ama sevimli değilmi? özlemişsindir o sevimli göbeği sen.

-evet, hem de çoookkkkkkk….

-bak kel kafamıda gösterdim. bak sana şimdi ne söyleyecem

- söyle. ışık arkandan geldiği için karanlıkta kalıyorsun.

-anladınmı?

-cık…üşüyeceksin, hava soğuk ve ne dediğini de anlayamadım

-seni düşünürken, nasıl üşürüm… o zaman hisset ne dediğimi.

-tahmin de edeyim mi?

-et. sen de soyleyebilirsin

-klasik isteğini tahmin ediyorum

-yooo…. O olabilir ama, ucuz değil

-ucuz demedim ki...

-ilk yazdığını, silmeden gönderecektin.

-ben bir şey silmedim. bedenimi, bana sarılmayı, bana dokunmayı, benimle uyumayı....bunlar ucuz değil ki....

-seni özledim ve seviyorum aptal şey.

-bunu biliyorum, bu yüzden aptal deme bana...

-demekle aptal olunsaydı, sana 100 kerede "kuzu" derdim.

-çok güzeldi bu, kutluyorum. cuk oturdu yani....

-rica ederim efendim, kimden feyz alıyoruz… dünkü toplantıda olsaydın; eminim kutlamaktan yanaklarım kızarırdı.

-seni mi, beni mi?

-adamlar çok biliyor ya, ukalalar. Allahın köylüleri; siyaset, miyaset para yapmışlar. oturttum yağlı taşın üstüne. kızarttımda kızarttım. bu grup, hani 2 ay önce bana iş teklif edenlerin arkadaşları. kendi kendime dedimki “bizimki olsa, şimdi nasıl gurur duyardı”

-ay dur anlamadım, yani adamların havasını mı söndürdün?

-aynen. tav oldular, tav ne demekse işte, ondan.

-inşallah sana seni de tatmin edecek bir getiriyle geri döner tav olmaları

-amin. gelelelim Ali Aymaza ve sonra ben çıkacağım. Serap ın kuzeni Bahar la, tesadüfen tanışmak, görmek istiyor. dün telefonum tüm gün yanımda değildi, seni arayamadım bu konuda.

-yani tesadüfmüş gibi karşılaşmak istiyor öyle mi? Öyleyse; sen Aliyle beraber, Serapla Baharın olduğu bir yere gideceksin, tesadüfmüş gibi.

-saçma bence. ikiside biliyor durumu. gitsin yemek yesinler. numaralarını verip buluşmalarını sağlayacağız. kocaman insanlar, en temizi bu galiba.

-Serap’a söyleyeyim, o da sorsun Bahar’a, “olur” derse sana veririz Bahar’ın telefonunu, Ali de arar

-bence de. seni kocaman öpüyorum. sen öpme, ben gribim belki

-ama kesin arayacaksa verelim yoksa çok hayal kırıklığı olur Bahar için

-istiyor

-peki, sana bilgi veririm. ne yaptın yaptın, benim ifadelerimi güme götürdün ya... bir kez daha helal olsun sana

-ne oldu ki? aptal. sen beni seviyorsun. hemde her şeyden çok. anahtar bu.

-yok uzatmayacağım haydi git...evet, seviyorum, hatta bunun adı sevmek değil, çok daha ötesi gibi.

-gitsem ne fark edecekki? sen şimdi bile beni arzuluyorsun, istiyorsun. çünkü hissediyorum

-işte bu da bir fark, seni arzuluyor olmak bütünün sadece bir parçası.

-bunu yazacağınıda biliyordum

-ve tek başına asla yetmeyen bir parçası

-bunu da… ben senin ciğerini biliyorum

-bu da bir yöntem ve tercih.... bilip de işine gelmediği için gündemine almamak

-haksızlık etme, gündemden düşmüyorsun.

-ben değilim gündemden düşen...

-çok akıllıda bu… ama bunuda zaten biliyorum

-zaten bilip de işine gelmeyen de bu. neyse yaaa, aşacağız Allahın izniyle.

-evdeyim. sana kolaylıklar diliyorum

-sana da kolay gelsin ve görüşmek için bahane yaratmayalım.

-sesimi duymak istermisin

-konuşmak için de... sadece gerekiyorsa görüşelim veya konuşalım

-konuşmayalımmı demek istedin

-sesini ya da sesimi duymak için konuşmayalım. Madem ikimiz de, herşeyi ciğerlerimize kadar biliyoruz, farkındayız…

BİR SAAT SONRA…

-Bahar’la konuşmuş şimdi Serap, tedirgin olmuş azıcık ama, “madem recep abinin tanıdığı, en azından bir kez görüşmekten zarar görmem herhalde" demiş.

-duydum

-hiç bir sorumluluk kabul etmeyeceğimizi bildirdim onlara

-kesinlikle

-sen nereden duydun?

-saftrik. bana mesaj yazdığını duydum. salondaydım. komik şey

-haaaaa........Sana Bahar’ın telefon numarasını gönderiyorum. haydi hayırlısı...

-mesajla  bildiriyorum Ali’ye, umarım hayırlı olur

-arasın bakalım bir, ihmal etmesin ama, kız bekler şimdi aranmayı

-mesaj gitti

-tamam, aman bir yanlışlık olmasın da... ben normal bir kadınım.

-kim anormal?

-anladın seeennnnn.....

-ben senin bu modunu bilirim. şımarık seni. sen beni özlemişsin

-aynen bildiğin gibi...

-hem de çok

-bunu hiç inkar etmedim ki...aksi olsaydı zaten, çoktan ayrılmıştı yollar

-he valla

 

 

4 yıl 4 ay sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-alosu…

-merhaba ERKEK. Serap seslendi açar açmaz “n'oldu?” diye. Ali, Baharı aramamış sanırım henüz de onu merak ediyor.

-farklı bir konuda 2 saat önce görüştüm. aramamıştı henüz. heyecanlı

-Bahar konusunda mı heyecanlı?

-“daha uygun olduğumda…” falan deyip duruyordu, “geciktirme” dedim. işler yoğunmu ofiste?

-eh, bir gelişme olursa haberimiz olur herhalde, Beşiktaş’ta mimari  proje ofisindeydim, şimdi geldim. yapacak iş çok tabii, bu yüzden yoğun sayılır.

-bak ne diyeceğim... ofise dönerken, bana ziyarette bulunabilirsin.

-ben ofisteyim zaten

-pardon. ....dım demişsin. kaçırmışım. o zaman, yeşilpark’a yemeğe gelebilirsin.

-canım ERKEK, gel bunu yapmayalım, sen de kabullen... hazır bu kadar ayrı ve uzak kalmışken bunu fırsat bilelim.

-yazdığın cümleyi bi daha oku..."yapmayalım"… benim kadar, sende istiyorsun, bu azalmayacakki.

-istiyorum tabii ama sonuçlarına katlanmak istemiyorum. bu beni çok acıtıyor ve seni görmemekten daha mutsuz ediyor

-sana kavurmalı-peynirli yumurta ve çay yapacağım, üstünede kabak tatlısı…

-zorlaştırma n'olur

-peki. ben evdeyim yavru…

-ben bu şekil bir yaşam biçiminin içinde çok mutsuzum ve sen de bana sevginin hürmetine, benim mutsuzluğuma davetiye çıkarma. hani derdim ya sana "alacaksan al beni, alamıyorsan da sal beni" diye... işte bunu yineliyorum kimbilir kaçıncı kez. inadımdan değil, mutsuz olduğumdan gelmeyeceğim

-evdeyim. akşam üzeri Songül ü almaya annemlere gideceğim.

-bunu niye tekrarlayıp duruyorsun ki...

-evdeyim yavyu.

YARIM SAAT SONRA…

-hala evdeyim.

-içim gitse de, daha çok üzülmemek için, bu kadar üzülmeye katlanmalıyım.

-kaçta çıkacaksın, yada erken çık bugün.

-eve gitmeme yardım için diyorsan, ben alıştım böyle gitmeye ama birbirimizi özlediğimiz için diyorsan, “alışalım böyle özlemeye” diyorum. ne dediğimi biliyorsun, ne istediğimi de ve ne dediğini biliyorum, ne istediğini de…. uzatmayalım ne olur.

 

 

4 yıl 4 ay 1 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-orada mısın ERKEK?

-evet, iyi geceler. bu hafta dizimi seyredemedim. net ten çare arıyorum.

-pek önemli bir şey kaçırmadın bence, babasını öldürmediler, bunu bilmen yeter bence.

-sen seyrettin galiba, kutudan çıkan ne?

-cümbür cemaat seyrettik. kalp çıktı ama babasının değilmiş, korkutmak için bir garibanın kalbini koymuş yollamışlar

-senin konuşma penceresinde, üstteki fotoğraf  çok hoş. Gönderirsen, İstanbul arşivime ekleyeyim.

-evin manzarası o. alamıyorsun ki buradan.

-gönderebilirsin

-bu manzara da güzeldir

-sende çok güzelsin.

-fotoğrafın altındaki dizeyi de okumuşsundur sanırım.

-yo, okunmuyor

-türkçe yazdım, nasıl okunmuyor

-minnacik resim. üzerinde yazı nasıl okunsun?

-ben senin “kaymakam emekli oldu” yazını nasıl okuduysam, sen de benimkini okuyabiliyor olmalısın

-o slogan. resim üzerinde değil ki

-resmin altından kastımı yanlış anladın sen. peki, sanırım bu kadar. iyi geceler, sağlıklı uykular efendi’m...

ERKEKgöz kırptı: "Öpücük"

ERKEKgöz kırptı: "Gözbebeği"

ERKEKgöz kırptı: "Komik Surat"

-sana da

-sana "efendi'm" diyen başkaları da çıkar mı acaba diye geldi aklıma birden. amma garip olur haa...

-sanmam. en azından aday olmadığını biliyorum, patent sende.

-iyi o zaman, başkaları söylemeye kalkarsa, uyar da benden izin ya da onay istesinler... J

-hadi uyu. Bahattin görüşmeye davet edecekmi?

-evet. Abimler de sabaha kahvaltıya gelecek, yatmam lazım

-ben ikinci aşamayıda yaptım, benimkiler dosya istedi, ankaradaki tanıdıklarından bilgi isteyecekler. yani ilgililer

-Bahattin ofiste yok ki, partner adaylarıyla dolaşıp duruyor, her gün ankara’ya gidiyor günübirlik. akşam Bilge’yle konuştuk konuyu, Bahattinin ofiste olabileceği bir zamanda görüşmeniz iyi olur sanırım.

-Bilge’yle ne konuştunuz, yaklaşımı ne oldu?

-Senin bu işi, profesyonel olarak ele aldığını söyledim. benim konumumun ne olacağını filan da konuştuk. saat 9 a geliyordu ofisten çıktığımda… olumsuz değildi yaklaşımı "tabii ki öyle olacak" dedi senin için

-senin durum?

-o da belli değil ama en azından konuştuk. Bahattinle birlikte değerlendirmemiz gerek.

-ama sen artık onlarla kalıcısın, bu belli.

-yok, hiç belli değil

-mesaide bir ayı doldurdun ama…

-dostluğumuzu yitirmeye değmez durumları, riske etmemeli. bu yüzden çok net olarak herşey ele alınmalı

-kesinlikle. en başta ortaya söylemiştim bunu.

-geçende hesap numaramı istedi Bilge, vermedim

-buda salaklık ama. kusura bakmada sen emek veriyorsun. sen onlardan zenginmisin? dostun kazanacak, sen yalayacaksın. ben bunu kabul edemiyorum. onlar zaten nehir. küçük dereleride neden bedava yutsunlar ki?  kazandıklarında “buyurun size de pay” diyorlarmı?

-sana; "o kadar gelip gidiyorsun, yol parası filan masrafın vardır, onlar için hesabına para yatırayım" deseydi, sen de vermezdin bence… bana bunu verecekse, hediye ederim de, şanım yürür hiç olmazsa. işte bu nedenle çırak çıkmamak için hesap numarası filan vermedim ve "çok şükür gelip gidecek yol param var" dedim

-evet. Bu ifadesi çirkin. iyi yapmışsın. ben bu yaklaşımlarını hissedebildiğimden, netim. katkım olacaksa ne alırım arkadaş? aferin. gurur duydum ifadenden. ne tepki verdi bu ifadene?

-ve işte senin de yazdığın gibi, bu iş en kısa zamanda netleşmeli. ben ofisten çıkarken söylemişti zaten, lafımı ettim ve çıktım, tepkisini bilemiyorum

-diğer konular gibi, buzdolabında beklemede yani…

-yooo... beklemede değil, çünkü Bilge de ankara’daydı o günden sonra, bugün geldi işe.

-çok ağır işliyor bunlar galiba. ama yinede başarılılar. anlamıyorum doğrusu.

-yarın geç gideceğim işe ama sanırım ve umarım, ikisi de ofiste olur ve başları çok kalabalık olmaz da, konuşabiliriz

-daha önce yaptığın eleştirileri dikkate aldılarmı?

-evet, aldılar. hele Bahattin, saptamalarımı çok yerinde bulmuş, hayran olduğunu filan söylemişti ama ifadesinin ne kadarı gerçek bilemiyorum tabii

-güzel, yarısı olsa yeter. sisteme giriyorlar yani. demekki katkın var

-her neyse, bu hafta sona ermeden kesinleşir  durum

-hadi hayırlısı

-bak, “iyi geceler” dedikten sonra bile, bir dünya laf ettik.

-he… gittim

-hoşça kal

 

 

4 yıl 4 ay 4 gün sonra (pazar)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Sevgili ERKEK, sevdiğim ERKEK,

Senin uygun bulduğun ve yetinebildiğin koşullarda, her ne kadar fiziksel varlığımla yanında olamayacaksam da; sen eşek de olsan, köpek ya da maymun da olsan, "madem bana yar olmadı,ne hali varsa görsün" demeyeceğimi biliyorsun. Tanrı katında ne kadar kabul görür bilemem ama yaşamım boyunca, senden ve kızlarından, hayır duamı eksik etmeyeceğim. Senin de bana karşı benzer duyguların olduğunu biliyorum.

Bu nedenle, beni geçen akşam bizim evdeki hamsi muhabbetinin ardından, tedirgin ve rahatsız eden bir durumu, iki yönüyle paylaşmak ve yardımını istiyorum.  

Birincisi; bana hediye ettiğin mantonun, günü gelip de, arkamdan ya da yüzüme lafını edebileceğini hissettim.

"Beni hiç tanımamışsın" deme, çünkü karşısındakinin hangi durumda kaldığında ne yapabileceğini ya da ne diyebileceğini, o durumu yaşamadan anlayamıyor insan. Kişi kendini bile yanlış tanıyabiliyor ve kendine yakıştıramadığı, bütünleştiremediği hallerde bulabiliyor kendisini. İşte ben de seni o gece uğurlarken, saçmalamak pahasına da olsa durumu kurtarmak çabasıyla söylediklerinden sonra, pahalı bu armağanı yüzüme vurabilecek, ya da arkamdan lafını edebilecek potansiyelde olduğunu hissettim. Bu yükü taşımak, ya da bu korkuyla yaşamak istemiyorum.

İkincisi ise; bilesin ki o manto, senin eşin olarak, senin yanında ya da seni temsilen giyilmek hayaliyle alınmıştı. Bundan böyle "kaymakam yok artık" gerçeğinden yola çıkarak, giyilmeyecektir. Bunun adı da inat değil, o mantonun temsil ettiği duruma saygıdır. Bu sebeple; nasıl ki gecelik takımları senin gardrobunda durmaktadır, yine aynı görüşümün uzantısı olarak, o mantoyu da sana iade etmek istiyorum.

Senin "saçmalama" dediğini duyar gibiyim ama bir kez olsun kendini açık yüreklilikle benim yerime koy ve demogoji yapmadan, kendine yontmadan anla ve davran lütfen.

En kısa zamanda beni bu yükten kurtarman dileğiyle, hoşçakal.

 

 

4 yıl 4 ay 5 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-merhaba, rahatsız etmemiş olmayı ümit ederek, iyi geceler dilerim

-gereksiz nezaket yapaylığı yapma ne olur. içtenliğimizden kaybettiğimiz ne var ki

-öyle olması gerekiyor ama, koyduğun mesafe o

-bu mesafe koymak değil. iki seçeneğim vardı, ya mutsuzluğu ya da çok mutsuzluğu seçecektim

-ya da adı neyse… seçtiğin seceneğe, bende saygılı olacağım. bunu ifade etmeye çalıştım sadece. üzmek istemiyorum.

-peki, “madem kendime yar edemedim; o vakit, onu iteyim” diyorsan, ben de buna saygı duymak zorundayım

-bunu anlayamadım. Seni itmek. Saçmaladın. ayrıca itmeyi ‘gitmek’ olarak alıyorsan, ben yokken sevgili arkadaşlarına giden sensin. belki mutsuzluğunu gidermek için, bir arkadaşlarını da tanıştırırlar, değil mi?

-şunu ne olur hiç unutma; ben yarı legal, yarı yasaklı yaşayamadığım için, sen de birlikte olmamıza zemin oluşturamadığın için, bu hallerdeyiz. bana suçlu ya da seni terketmiş muamelesi yapma, bunu hak etmiyorum.

-Bilinenleri tekrar etmek, bize bir şey kazandırmaz be 2.KADIN. ikimizinde birbirimizin ne değer ifade ettiğini bildiğimizden şüphem yok.

-ben hiç bir yere gitmedim ve Selma’yı bıraktıktan sonra seni bekledim evde. seni arkadaşlarımın ve benim günahımızı almaktan men ederim

- günah almadım, baygın yattım evde

-yukarıda yazdıklarını bir oku öyleyse

-evet. yazdığımı biliyorum

-beni bir erkekle filan tanıştırmaya kalkışmadılar ve ben de buna hiç izin veremezdim zaten.

-o arkadaşlarının hangisi bizi karşısına alıp dertleşti

-ya senin?

-Varol konuya vakıf ve seninle konuşuyor

-evet, çünkü ona ben derdimi açtım, ben yakınlaştım. benim yanımdaki insan olmaktan öte sen hangi arkadaşıma yaptın bunu?

-benim web sitesi kaybolmuştu. bilgilerin yarısı gitti ama adresi bulduk yine. bilgisini bende şimdi aldım ve seninlede paylaşıyorum.

-bu bilgiyi bana niye verdin anlamadım? ne o, yoksa web siteni bana mı ithaf ettin? J

-ederim, ayıp ettin. kitabın girişinede yazarım, sen her zaman bana itici güç oldun, güvenimi tazeledin, teşvik edici oldun

-n'olur yapma... öyle bir yazarsın ki beni yine altüst edersin

-hayret. yazıp onore etmek niye altüst eder?

-beni lanse şeklin, onurlandırmak yerine bedbaht edebilir. öyle ki, adımın hiç geçmemiş olmasını tercih ettirir.

-“ben hiç bir yere gitmedim ve Selmayı bıraktıktan sonra seni bekledim evde” demişsin. ilginç

-neden ki?

-gitmeye o kadar hevesliydin ki, neden gitmedin onlarla, nasıl izah edebildin?

-“sence konuşmaya değer bir şeyler varsa, gel” dedim sana. ben onlarla gitmeye hevesli değildim ERKEK, ben sensiz hiç bir şeyi yapmaya da hevesli değilim ama, seninle bir şeyler yapma hevesimi de sen yapamıyorsun. kimselere de bir şey izah etmem gerekmiyor, "kusura bakmayın,ben gelmiyorum" demem yetiyor

-yahooda mantoyla ilgili mesajini okudum şimdi. üzüldüm. okumamış olmayı dilerdim. asla orada yazdığın gibi bir duygum olmadı, olamaz da.

-ben de onu okuduğun için, bana seslendiğini düşünmüştüm.

-şimdi okudum ve o yazıyı geri çekene, özür dileyene kadar sana selamda vermeyi düşünmüyorum. gecenin bu saatinde, dökülen gözyaşlarımın üzerine yazıyorumki, çok incittin

-ama ben orada iki ayrı görüşümü paylaştım seninle. seni incitmek amaçlı hiç bir şey yazmadım, seni suçlamadım da

-hangi ruh halinde yazarsan yaz. Ben, beni davet etmediğin her yerdede üzerinde o mantoyu gördüğümde mutlu oldum, yakıştırdım, gurur duydum… çıkıyorum ben. Yazık. iyi geceler

-....dedi ve gitti

-yaşlarımı silmeye

-ağlarken de yazılabiliyor, tecrübelerimle biliyorum…

"sen bana cep telefonu hediye ettin ama ben de sana aldım"

"Hayır, sen bana almadın cep telefonu"

"neyse, demek ki ben yanlış hatırlıyorum"... ne kadar çirkin bir konuşmaydı bu farkında mısın? olmayan bir şeyi olmuş gibi anımsayan ve dile getiren bir insan, aldığı bir şey için neler diyebilir? bu risk beni çok korkuttu

-tek kelime. ikisindede yanılıyorsun. beni yanıt vermeye zorlama. konuşmak istemiyorum.

-Sana hediye ettiğim telefonu, Işıl'a verdiğini öğrendiğim zamanki tepkimden başka, tek bir laf bile etmedim, etmem de. geçen akşam sen konuşunca, yanıtlamak zorunda kaldım ve buna çok üzüldüm

-yazıyı geri çekecek, özür dileyeceksin. Yasaklama çirkinliğini yapmak istemiyorum, lafını kaç kez etmişsin, unuttun

- beni yasaklayacak derecedeysen, inan sana hiç görünmem bile.

-özür demeyeceksen yasaklanacaksın yada yanıt vermeyeceğim.

- neden özür dileyeceğimi açıklarsan, büyük mutluluk ve rahatlama duyarak, senden özür dilerim.

15 DAKİKA SONRA…

-peki ERKEK, sen açıklama ama ben senden özür dileyeyim.

-neyi açıklayacağım. yazdım sana. manto konusunda yazdıklarını nasıl kabul edebilirim, Allah aşkına. becerebiliyorsan atla taksiye gel. koynumda yat.

-ancak birinci bölüm için olan özürüm, ikinci bölümün gerçekliğini engellemeyeceğini de söyleyebilirim

-uzaklaş, kaç ama beni olmadığım, olamayacağım şeylerle üzme

-ah canım benim... bir dosya mı yolladın anlamadım ama hiç bir şey gözükmüyor

- Relax iyidir

-ama neye bakıp da relax olacağımı anlayamıyorum çünkü boşluk geliyor sadece

- boş ver… beni hayal et, göbeğimi okşa

- peki... ikinci bölüm için yardımcı olacak mısın?

-bir-iki nedir bilmiyorum, düşünecek durumdada değilim

-“İkincisi ise bilesin ki o manto, senin eşin olarak, senin yanında ya da seni temsilen giyilmek hayaliyle alınmıştı. Bundan böyle "kaymakam yok artık" gerçeğinden yola çıkarak giyilmeyecektir. Bunun adı da inat değil, o mantonun temsil ettiği duruma saygıdır. Bu sebeple, nasıl ki gecelik takımları senin gardrobunda durmaktadır, yine aynı görüşümün uzantısı olarak, o mantoyu da sana iade etmek istiyorum”

-hayır. bu düşüncen yanlış olduğu, çirkin olduğu için özür bekledim.

-bu da mı çirkin?

-o giysi için konuşmak istemiyorum. ayıp. benimle veya bensiz, güle güle giy. dilerim hep yanımda olursun, elmaları karıştırma

-peki. sen "kaymakam yok artık" lafına mı takıldın anlamadım ki. ben onu benim senin yaşamında olmamam olarak algıladım

-iyi değilim, duş almaya gidiyorum

-peki, duşun iyi gelmesini dilerim, iyi geceler, sağlıklı uykular

GÜNDÜZ…

-evde misin?

-merhaba, Bilgelerin şirketteyim.

-çağırdılarmı?

-hayır ama, ben başladığım işi bitirip, öyle gitmeyi düşünüyorum. bu yüzden; tüm projelerde değişmesi gereken yanlış yerleri çalışıyor ve işaretliyorum, bitirince düzelttiğim projeleri onlara gösterip, nedenlerini açıklayıp, teslim edeceğim. Sonrasında da neler yapmaları gerektiğini önerip, “hoşçakalın” diyeceğim.

-doğrusu bu ama belki kalman gerek. gitmek konusunda ön yargılı olma. gerekirse dostluk adına, usulüne uygun ifade edersin. akşam üstü Tijen de olacağım

-bir kaç günlük iş anlayacağın... sonrası Allah kerim

-hayırlısı… ayın ikinci haftası, akıl edip bir teşekkür ya da personel ödemesi bile yapmadılar sana. üretimin başlayıp başlamamasının bunula ilgisi olamaz, emek ve zaman veriliyor.

-ama istediler de ben hesap numaramı vermedim biliyorsun

-o çirkin bir ifade idi ‘dolmuş parası’!

-giderken vereceğim hesap numaramı, "takdir ettiğiniz bir şey varsa yatırın" diye, "yoksa da kendinizi kasmayın, helali hoş olsun" diyeceğim. bu projenin, en azından benim çok zor bir dönemi atlatmama yardımcı olduğu da yadsınamaz.

-konu açılmazsa, hiç demesen ne olur? tüm ömrün boyunca hep alacaklı olursun.

-senin dediğin de doğru, sorarlarsa söyleyeyim öyleyse

-evet, diğer durumda sen çok haklıda olsan, araya soğukluk girer.

-anladım, haklısın

-mahcup olmaları bile soğukluğu getirir.

15 DAKİKA SONRA…

-aaaa tam 15 dakikadır, bu kız bir şey yazmamış

-çalışıyorummmm..... monitör başında seni beklemiyorum ki.

-kolay gele

-sağol. Serap, Baharların bankanın bir abant gezisi varmış, onun için seslendi az önce. bir de Bahar’ı cumartesi aramış Ali. yarın akşam buluşacaklarmış.

-abant?

-ayın 18.inde petro club'de bir gece konaklamalı gezi varmış da

-Ali Aymaz la cumartesi akşam konuştum, beni aramıştı. “uygun zamanı bekliyorum” deyip duruyordu. “geciktirme ara bu akşam veya mesaj yaz, yarına randevulaş. kızın haberi var. bir görüşün, dilerseniz devam edersiniz.” dedim.  demekki konuşmuşlar. 18 pazar günü mü kalınıyor, pazar dönülmüşmü olacak?

-bu gezi beni aşar dedim Serap’a. reddettim anlayacağın

-cumartesi gecesi olsa olurdu… reddetmişsen, bana söylemezdin. demek ki “acaba?” var içinde

- yooo... ilgisi yok. ERKEK, canım... olmayacak hayaller kurma, beni de zor durumda bırakma. sadece Serap’ın bana ilettiği iki konuyu paylaştım seninle.

-ama Ali Aymaz ın bu gezide işi olmaz, daha bir tanısınlar birbirlerini, belki devam etmeyecekler.

-haklısın, gereksiz bilgi vermiş oldum sana. daha özenli olurum, özür

-cumartesi gecesi ise gidilebilir. pazar gecesi kalmak zor. ertesi sabah çocukların durumu var

-neyse, uzatmayacağım, sen anladın

-sende

-çok dikkat çekici oldu konuşma penceresinden sana olan cevabım. okuduysan sileceğim

-Varol da okumuş, soruyor.

-biliyorum

-başkalarıda sordu bana ama en azından onlar senin sohbet pencerende kayıtlı olmadığı için, senin yazdığını göremiyor. komik kız… meğerse kaymakamın eksik ödediği gün-prim varmış. daha bekleyecek. aha da değiştirdim

-aman ha... emekli maaşı istemiyorum, madem emekli olamıyor, istifa eder o vakit kaymakam

-Varolda alıntı yaptı. devlet kolay bırakmaz

-aslında yanlış yapmış bence. “kaymakam vali olmalıydı” yazsaydı keşke, daha uygun olurdu duruma

-olabilir. yada “merkeze vali.” Varol ne yazmış ki?

-değiştirdi...çok hoş yaaaa....çocuklar gibi oynuyoruz

-haaaaaa… canlarım benim, Allah hep güldürsün ikinizide

-sizden de zamanınız varsa, yeni başlıklar bekleriz efendim. aşık atışmasına benzedi azıcık, di mi

-canım. Caanııımmmm…. Huuuu… izninle çıkabilirmiyim?

-anlamadım

-almanca tercüman lazım. Temizlik firmasıyla ilgili türkçe evrakları çevirecek. meşgulüm

-tamam, kolay gelsin, tercüman ister misin? bir elektrik mühendisi tanıdık var. işi olmadığında almanca ve ingilizce tercümeyle para kazanıyor. telefonu var mı bende bir bakayım… varmış, istersen veririm

-gerekebilir. sağol, kaydettim. gerektiğinde ararım. Beni ne kadar özledin?

-bunun tarifi yok, becerebiliyorsan sen tarifle

-benim yeteneksizliğimi biliyorsun. günlerdir sohbet penceremde, efkarı umumiyeye aleni mesajlarım bence belli ediyordur. tüm dünya okudu

-onlarda özlemle ilgili bir şey yok ki... beraberliğimizin bittiğini ilan ediyorsun orada, tabii bundan hoşnut olmadığını da ama sonuncusunda "ben daha ümidimi yitirmedim" mesajı da açık

-muck

 

 

4 yıl 4 ay 6 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-şimdi senin verdiğin adrese baktım ama güncellemen gerek sanırım

-evet bilgiler dağılmış. iyi bir asistan lazım bu konuda. mesela sen…. Tijen in selamı var

-ben web sayfası hazırlamaktan ne anlarım, sadece fikirlerimi söylerim. sen de ona çok selam ve sevgilerimi söyle

-yazılım işi ayrı, yazılarımın redakte edilip doldurulması, aktarılması işide var

-her neyi becerebileceğime inanıp güveniyorsan, seve seve...

-sana canımı bile emanet etmiştim mübarek. genede ederim

-canımız Allaha emenet... bugün hava muhteşem görünüyor ama ben popomu kaldırıp da yürümeye üşeniyorum

-evet ben de epey yürüdüm buraya gelirken. arabam bostancı da boyacı da kaldı

-akşama çıkacağından emin misin? yukarıdaki cümlendeki "da" lar ayrı yazılmaz. Doğrusu şöyledir; "arabam Bostancı'da boyacıda kaldı" Direksiyon kilitlenmesini söyledin değil mi?

-BİLYE dağılması imiş. yarın çıkacak, boyacıdan sonra tamire girecek

-aman, tamir edilsin de, bir de o sebeple aklım kalmasın sende. neyse, siz çalışıyorsunuz, ben tutmayayım, kolay gelsin...

-ÖPÜLDÜN

1 SAAT SONRA…

-ERKEK ya minik bir danışma yapabilir miyim. biymed diye bir firma biliyor musun?

-EVET, DANIŞMANLIK FİRMASI. BENİM BİR MAKALEMİDE YAYINLAMIŞLARDI

-bu ayın 10-11 inde primavera eğitimi vereceklermiş, gideyim mi, ne dersin?

-TİJEN SANA YAZMAMA İZİN VERMİYOR, “ÖNCE BENDEN İZİN ALMALI” DİYOR

-sabotaj mı? niçin? ne izni?

-MESAİMİZİ ÇALIYORMUŞSUN AMA KÜSMEMEN LAZIMMIŞ.

-ama ben sana sorduuummmmm.... di mi? ben ona küsebilir miyim hiç, kızabilirim ama küsemem.

-espri zaten Tijen konusu. ben ne yapabilirim?

-fikir ve/veya bir önerin olabilir mi acaba diye düşündüm

-Tijenle dosya hazırlıyoruz

-yanlış ya da gereksiz bir şey mi yaptım yine?

-konsantre olunca sana dönerim. ok

-peki

 

 

4 yıl 4 ay 11 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi geceler salacak güzeli. ne işin vardı oralarda

-vallahi doğrusun, Billurla yürüyüşe çıktık kahvaltıdan sonra

-ama bana yazdığında öğleden sonraydı.

-o bölgedeki metruk evlere falan bakalım derken bayağı zaman geçti. sonra da Fatih’le görüşmeleri varmış, o katıldı bize. sana selam söyledi Fatih.

-aleyküm selam. ben neredeyse tüm gün kartal-tuzla bölgesindeydim. Kalabalık ortamdaydım, inmedim sahile. Dün gece rüyamda hep seninle uğraştım biliyormusun?

-hayırdır, kötü müydü, güzel miydi rüyan?

-İnternette bir beyle yazışıyormuşsun bir süredir. iyi tanımadığın biri ama onunla yazışmadanda edemiyorsun

-Allah Allah... eeee....

-önce, “aman canım, yazışmaktan ne olur?” diye başlamışsın. adam aslında oynuyor seninle ama yazışmak onunda hoşuna gitmeye başlamış. gerisini zaten sen biliyorsun. çünkü ben bu kadarını gördüm.

-rüya senin, ben nereden bileyim gerisini...

-var mı böyle biri, salt yazışma tarzında bile olsa

-sen bu rüyanın neresinesin peki?

-ben neresindeyim? Yanlışlıkla, bende bu yazışmanıza dahil olmuşum. hiç utanmadan, yazışmanı sürdürmüşsün, ne varmış ki? senin ‘insan’ olarak, sözüm ona böyle arkadaşların olur ya…

-rüyalar gerçek olsa, senin bu rüyandan önce, benim rüyalarım gerçekleşirdi akıllım. yani senden bahsetmemiş miyim adama?

-adam tanımadığım biri. bahsetmiş olman neyi açıklarki? Bir adam var ve yazışıyorsun. ERKEK diye biri çokmu önemli?

-seni gizlemek, bir art niyet göstergesidir bence.

-hatta ERKEK değil recep

-ay ERKEK, şimdi de rüyanın tartışmasını mı yapacağız... ama hiç bir anlamda yazıştığım hiç kimse yok gerçekte. çünkü sen yaşantımda şu andaki boyutta bile olsa, varsan; sana yanlış ya da ters gelebileceğine aklımın yettiği hiç bir şeyi bilgin olmadan yapmam

-bu yazdığını şöyle tercüme edebiliyorum. yanılıyorsam düzeltirsin. “evet, yazıştığım biri var, tanımıyorum bile ama senden ona bahsetmişim.” Şu andakinin benzeri tartışmayı rüyamdada yaptık. “masum bir yazışma, zaten sanal, bundan ne çıkarki?”diyorsun. Mesela Bülent gibi…

-hele bana ters gelecek hiç bir şeyi, sana ters gelsin ya da gelmesin yapmam. Bülent benim üniversiteden arkadaşımdır, bu doğrudur. Arada karşılaşırsak "n'aber?" diye hal hatır sorar, seni, çocukları sorar

-net soru. mesajlaştığın , yazıştığın biri varmı yokmu?

-net cevap veriyorum zaten

-Bülent ten bahsetmiyorum. başka birinden. rüyadaki Bülent değil çünkü. gerçi onuda görsem tanımam ya neyse, rüya işte.

-eski ve bildiğin arkadaşlarımın dışında selam veren biri yok, onlar da kırk yılda bir… zaten eski olanların hepsi bizi evli, memnun, mesut yaşıyor bildikleri için, her defasında, sana da selam söylerler, bugün Fatih’in söylediği gibi...

-sordum, kapandı konu. Üzerinde durmamım nedeni, adamın amacı; seni ayartmakmış. seninde yanıt vereceğini ispatlamakmış. bende bu nedenle seninle tartışmışım güya.

-ERKEK, lütfen sorunun yanıtını nasıl vereceğimi, neyi yeterli göreceğimi izin ver de ben kararlaştırayım. sakın, sana bu konuda benimle ilgili telkinlerde bulunanların etkisi altında kalıp, görmüş olmayasın böyle bir rüyayı. ne dersin?

-belki, bilmiyorum. bu konuda söylenmiş olanları biliyorsun. sadece ‘çok sayıda evlenmiş’lik

-Hatırladığıma göre, 1.KADIN sana "bak gör, senden sonra hemen kendine birini bulur, duramaz" gibi bir laf etmiş ya benim için, ben onu kastetmiştim

-yok hayır. böyle bir cümleyi, yakıştırmayı ondan duyduğumu anımsamıyorum.

-bunu sen söyledin bana. neyse böyle söyleyip de sonradan anımsamadığını söylediklerinin arasına, bunu da koyalım ve geçelim bence

-emin ol, anımsamıyorum ama çok  kez evlenmiş olmanın, beni rahatsız edip etmediğini iğnelediği doğrudur, bunu söylemiş olabilirim.

-peki... nasıldı gününüz?

-tuzla çok keyifliydi, geminin süzülerek suya kayması müthiş. resimleri bir yükleyeyim. güzel çıkmışsa gönderiririm

-keyifli almana çok sevindim, Varol ne kadar burada?

-Varol Ordu dan gelemedi. rahatsızmış. Önce Bahattinle, sonra bilgisayarcı muratlaydım. 11 gibide evdeydim.

-nasıl anne, baba? keyif ve sağlıkları yerinde mi?

-bildiğin gibi ama aramız limoni. börek vermek istedi çıkarken. Almadım, bozuldu.

-öyle uzun zamandır görmedim ki onları, nasıl bileyim

-Ordu dan kiracıları onlardaydı. “sabah kahvaltıya gel” falan diye ısrar etti annem.

-sana bir şey diyeyim mi...benimle ilgili ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, elbette üzülüyor ve kırılıyorum ama anneni seviyorum ben yaaa...o ne derse desin onu annem, hadi olmadı teyzem yerine koymaktan alamıyorum kendimi ve biliyorum ki, bizim beraberliğimiz sözkonusu olmasa, benim yanımda olacak ilk insanların başında geliyordur

-inşallah çok uzun zaman almadan bir şekilde diyalog sağlanır. bu cümlen çok anlamlı.

-ve doğru, değil mi?

-gelinen noktadan o kadar üzgünümki; nerdeyse “sen teyzeni kazan, ben çekiliyorum” diyesim geliyor. bilsem eskisi gibi olacaksınız ben bağrıma taş basarım.

-ne yazık ki o, benim onlara göstereceğim sevgimin, sana endeksli olduğuna ikna etmiş kendisini. ne dediysem, ne yaptıysam aksine ikna edemedim şimdiye dek.

-üzücü

-ne yapalım, zaman ne gösterir bilinmez. inşallah benim gerçek duygularımı kavrama şansını tanır Allah bize

-amin, seni kocaman öpüyorum

-ben de kokunu içime çektiğimi düşünüp, sana iyi uykular diliyorum

-muck

 

 

4 yıl 4 ay 12 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-huuu... evde misin?

-hee… kahvaltı yapıyorum

-sabahladın gece herhalde...

-evet. kızları gönderdikten sonrada yattım

-akşam kivileri getirmedin?

-bagajda. gelince yukarı çıkarmayı gözüm yemedi

-telefon açardın, biz iner alırdık. Yapmadığımız şey değil... neyse, Bilgeler acil çağırmazlarsa bugün evdeyim,

-uğrarım o zaman

-gelirsen telefon açarsın, iner alırım ama bir ara olmayacağım evde, pazara gideceğim. çocuklar da yok, onun için şimdiden zamanını bildir bana

-evden çıkınca ararım, yukarı gelirim. hangi saatler daha uygun olur, yine basılmayalım

-hiç belli olmaz, gerçi kısa vadede gelmeyeceklerini biliyorum. yani ne kadar erken gelebilirsen o kadar iyi olur. Basılmak, ne yaptığımıza göre değişir

-bir arada yakalanmak... keşke kahvaltıya oturmadan gelseydim

-ona bahane bulabiliriz, kivi getirmiş olursun, ben de kahve ikram etmiş olurum, bu basılmak değil bence. neyse ben alışverişe çıkayım mı, seni bekleyeyim mi?

-çıkma, giyinip geliyorum kaymakamım

-ayıpçılık yok...

-güzellik var

-peki.. hep güzellikler olsun

-amin. kivi ve seker getireceğim

-şeker reçele içinse, bunu yaparsan ayıp olmaz mı?

-alışveriş yaparken almştım. baska seylerde almış olabilirdim, bu tarz hesaplarımız yokki

-gelince bunu konuşalım

YARIM SAAT SONRA…

-beyefendi, “giyinip geliyorum” diyeli yarım saati geçmiş ve siz hala oradasınız....  

-kahvaltı bitti. tuvalette sudoku ve giyinme ancak. see you

 

 

4 yıl 4 ay 16 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-iyi geceler

-sen hep sobe derdin J sana da iyi geceler

-farklı hitabta sakınca olmaz herhalde

-ya ne soracağım sana, Ahmetler geldi mi Türkiye'ye

-dün gece geldiler ama sorun oldu. benim akşam toplantım var diye arabayı Şaban’a verdim. 5 gibi havalalnıdaydı. buluştular. Ahmet Şaban ı bekletmemiş. “bu kadar saat bekmene gerek yok. recebin toplantısı 11 de bitecek, bende o saate hanımı antepe göndermiş olurum. Recebinde işi bitmiş olur, onu ararım gelir alır beni” deyince Şabanda yanından ayrılmış.

-sorun ne peki?

-Ahmetten telefon falan gelmedi. ben 23.45 de başka bir araçla havaalanına gittim. Bakındım, kimse yok, ulaşabileceğim telefonda yok. Antep den kayınpederini aradım, bilgileri yok.

-n'apmış peki?

-arabada beklemeye, uyumaya başladım. 01.35 de emel antep den aradı. kem-küm. “belki otele gitmiştir” demez mi. bozuldum

-sonuç?

-ben gecenin o saatinde yorgun yorgun 2 saat arabada bekledim, Ahmetde yük olmamak için otele gitmişmiş. sabah aradı. "hacım ne yapıyoruz" diye

-ama o ararım demiş, onunla görüşmeden gitmeseydin keşke. neyse ki kötü niyet yok

-bozulduğumu, üzüldüğümü söyledim. Kadıköy den alıp alana bıraktım. yolda sitemide esirgemedim

-eminim...

-bu kez erzurum a vardığında hemen aradı

-neyse kötü bir şey yok şükür... hoş gelmişler

-evet. Benim web sitesi açılıyor ama geliştirmem gerekiyor

-fırsat buldukça, yaparsın artık, bana düşen bir şey olursa, ben de yardımcı olmaya çalışırım.

-biliyorum. bilgisayarcı işi bu. murat fırsat buldukça ilgileniyor ama yetmiyor. baska bir şey yok galiba, kolay gele

-başka bir şey varsa da, haberler sende... ben evden işe, işten eve...

-işte gelişme varmı?

-salı gününden beri resmen çalışmaya başladım. sabahları 9 gibi ofiste oluyorum, akşam da 18.30-19.00 gibi çıkıyorum

-önceki mesailerin konuşuldu yani.

-onlar da, ücret de konuşulmadı

-hayırlısı. bence doğru değil, netleşmeliydi. aylar geçti

-bakalım ne çıkacak şansıma. hayırlısı. Biliyorsun, bu iş benim cankurtaranım oldu o zor dönemimde.

-iyi geceler

-sana da...

GÜNDÜZ…

-merhaba, uygunmusun?

-merhaba

-kivileri reçel yaptım, üç kavanoz çıktı yine. birini ben alayım, ikisini sana vereyim, bizde yiyen yok,

-biri benim ikisi senin. anneme verdim dün

-aaa... tadına baktı mı, yorumu oldu mu

-iki kez yapmışmışda, beğenmemişde, “bizde kim yiyecek?” falan filan dedi. bende “ben beğendim. hafta sonları gelen oluyor, merak etme yenir” dedim… Billur a ver birini

-benim gibi mi yapmış da beğenmemiş? Neyse, annenin her zamanki tepkileri, sen de tanıyorsun anneni. ona başörtüsünü hediye ettiğimde de reddetmişti ama sonradan başına başka bir şey bağlamaz oldu... Hele benim yaptığımı söylediyesen, kesin bir tepki bu.

-senin yaptığını söylemedim ama “yaptırdım” dememden anlamıştır bence.

-haaa... bir de Billur’un oğlu aradı geçen gün, yeni sınav sistemine göre olan bir kitabın 1. bölümünü vermişsin ona. “ERKEK eniştede 2.bölümü de var mı teyze?” diye soruyor. “bilmem, sorarım” dedim

-hangi kitapsa onu söylesin, bakarım

-cep telefonunu açmıyor kerata, görüşünce sana bilgi veririm.

-ok. ben karşıya toplantıya geçiyorum, bir yandan giyiniyordum. hoşçakal şimdilik

-kolay gelsin, güle güle.

 

 

4 yıl 4 ay 18 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba…. Girdim. Gördüm. Çıkmadan selamladım ama bu kez gerçekten mesgulsün galiba

-merhabaaaaa

-derken geldi çıkmadan

-demek sonuna yetiştim

-yoo…. masada değildim ama sabah beri arada girip çıkıyorum. basket seyrediyodum maçta devre arasıydı. masaya dönmüştüm o ara

-biz de yeni geldik eve. tül, perde filan yıkamaya başladım

- kolay gelsin. nerdeydinizki

-analı-kuzulu kahvaltısına gitmiştik beşiktaşa

-beşiktaş? ne özelliği varki?

-Ece’nin konservatuvar arkadaşları ve anneleriyle toplandık, merkezi olduğu için orayı seçtik

-haaaa…. Görkem konusunda gelişme varmı?

-siz şirket kuruyorsunuz ya, belki ihtiyaç olur, alırsınız diye ümitleniyoruz...aa... bu arada aklıma gelmişken, Şabanı işe koyabildi mi Tijen?

-çöpçü şefi olarak yani… ilgilenmedi oysa bir projede çavuşluk verebilirdi ama hiç oralı olmadı. “müdürlük ver” demedikki

-onunla konuşmadın mı bunu? belki unutmuştur ya da ne beklediğini, istediğini anlamamıştır

-gerek yokki, geçen gün ordayken Şaban da geldi

-eğer şirket kurulursa, sen bir görev verebilirsin Şaban’a

-uygun iş olursa tabiki ama dışarda olmasını tercih ederim, kendini göstersin.

-ciddi ciddi arıyor mu iş peki? yoksa sana güvenip yayıyor mu, ne dersin?

-olabilir, bazen öyle düşünüyorum. daha öncede söyledim sana, Şaban için en ideali devlet işi. Başkanlada sen “olmaz” dedin

-sade ben değil Billur da söyledi Başkan yapmaz diye... sınavlara girmeyi denese....

-çokda karışmak, talimat gibi yönlendirmek istemiyorum.

-kendisinin ne düşündüğünü soruyor musun peki... ne yapmak istiyor?

-sağlıklı yanıt alamadım, moralide iyi değil

-Hüseyin memnun mu muratın yanındaki işinden?

-mesleki açıdan değil. ama ekonomik açıdan sorunu yok en azından

-hani olur ya, lafın yeri gelirse Hüseyin ve Nurdana sor bir, benim bayram kutlamam neden cevap vermemişler? yani ağrıma gitti, elimde olmadan çok üzüldüm.

-sorarım, bir uygun an olur mutlaka. senin onları aramamana şaşırdım doğrusu. sen ki 1.KADIN’ı arayabilecek kadar cüretlisin. kardeşin sayılabilecek insanları arayıp “ne oluyor?” diyemedin!

-yok ERKEK, beni yanlış değerlendiriyorsun bence...ben 1.KADIN’ı aramadım. Mektup yazıp, “görüşmek istersen” diyerek, inisiyatifi Ona bıraktım. ben insanları zor durumda bırakmayı hiç düşünmedim, düşünmem de... bu yüzden; kardeşlerine açık olduğum mesajını verip, bana ulaşma özgürlüklerini de vermiş oldum. ulaşmak istemeyeni hiç zorlamam, bunu sana da hiç yapmadım farkındaysan… Geçenlerde benim yanımdayken, 1.KADIN’la yaptığınız konuşma aklıma geldi de şimdi, benimle öyle aşağılayıcı tarzda konuşsaydın, son konuşmamız olurdu herhalde

-1.KADIN Nurdan lada artık pek görüşmüyormuş ama senin yeniden arayıp konuşmak istediğini söylemiş

-inanmıyorum bu kadına yaaaaaa… lütfen kanmayın

-yorum yapamadım, “aramamıştır” da diyemedim

-benim doğrulamadığım hiç bir şeye inanmayın lütfen. amacı ne, neden bu senaryoları üretiyor bilemem ama ben o mektup dışında hiç bir zaman, hiç bir şekilde kendisine ulaşmayı hedeflemedim

-bilemiyorum.

-en azından bunca yılda beni bu yönümle doğru tanı ve şüpheci yaklaşma lütfen... sen bu olup bitenlerin hiç birinde benim hiç bir günahım olmadığını bilmesi gereken yegane insansın

-telefonda sevişmelerimizi ve konuşmalarımızı dinletmişsin. bu durum Işıl a da oldu ama o da benim kabahatim, telefonun üzerine oturmuştum dedim.

-zaten böyle bir özel konuda, böyle adice davranabileceğimden şüphen olduysa, benimle boşuna zaman kaybetmişsin

-dinletme konusunda yapacağını sanmıyorum ama aramış olabilirsin.

-sen bilsen de bilmesen de, kabul etsen de etmesen de ben erdemli bir insanım ERKEK ve onlara sonuna kadar sahibim... bana yapılmasını istemediğim hiç bir şeyi hiç kimseye yapmam. 1.KADIN’a yazdım, evet... ve onun da bana ulaşmasını isterdim. bu açık ama O, benim yerime bunu, hem de değiştirip kimbilir hangi kılıflara sokarak aile ile paylaştı. işte asıl adilik, basitlik budur bence.

-zamanını bilemiyorum ama son dönemde 1.KADIN’ı hiç aradınmı? net cevap.

-ben 1.KADIN’ı hiç bir zaman aramadım. bir kez yıllar önce yanlışlıkla, o kadar. onu da biliyorsun zaten

-vallahi denk gelirsem Nurdan a yada kendisine sorarım niye gerek duyduğunu veya konuştuğunu. senin aradığını ispatlamasını isterim.

-sor ERKEK, ne yaparsanız yapın... bu tür yalan dolanla, entrikayla işim olmadı olmaz da. hatta becerebiliyorsanız yüzleştirin, hatta hangi tarihte aradığımı söylüyorsa telefon kayıtlarına bakılsın. belki ben bir şey kazanmış olmayacağım ama böylece en azından o kişinin yalancı olduğunu anlayıp, kendinizi ona göre ayarlama şansınız olabilir.

-bilmiyorum ama pis bir konu.

-ama lütfen.... pislik benim üstümde ve ben bu pisliğin temizlenmesi ya da bende pislik olmadığının kanıtlanması için her şeye hazırım

-eksik yok galiba. sadece konunun hoş olmadığını vurguladım. kişilere yakıştırmadım. belki zaman çözümler

-bana yakıştırılanı, bana sorarak, olasılığını düşünebilmendir asıl pislik bence ve bu nedenle diyorum ki; “böyle bir endişen vardıysa, benimle ne işin var be adam?”

-saçmaladın. karnım acıktı. yemek yiyeceğim

-bunu zamana bırakmak yerine, lütfen tarihleri öğren ve telefon kayıtlarına bakılsın. ben bıktım senin çevrendeki insanların bana bulaştırmaya çalıştıklarından

-nasıl öğreneyimki? Nurdan ı arayıp “sen böyle demişsin. ispat et” mi diyeyim, onlar ne bilir senin ya da 1.KADIN’ın yaptıklarını Allah aşkına

-evet, aynen öyle de. kafanızda soru işareti kalacağına bana nasıl soruyorsan, ondan da ispat iste. çamur atmak kolaydır, “bunu kanıtla” de

-burada bile konuşulmasından yoruldum. bu konuyu artık unutmak istiyorum.

-sadece 1.KADIN konusu değil ki... baksana annene, neler demiş neler yapmışım. beni sevmeyebilir hatta bana hasım olabilir insanlar ama günah almak çok ciddi bir kötülüktür yaaaa....

-denk gelirsem soracağım. söz

-peki, seni de yorup üzmeyeyim. afiyet olsun

-sen yedin galiba

-hayır

-sabah bana uğrayıp işe seni bırakmamı tercih edermisin

-sabah zaten erken çıkıyorum ve ancak yetişiyorum,

-görüşürüz

-görüşürüz

 -çok kaldım. kendimi de iyi hissetmiyorum ayrıca acıktım da. hoş kal

 

 

4 yıl 4 ay 19 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ben yatıyorum sayın Eroğlu. dilerim daha iyicesindir, iyi geceler

-duydum. dizi seyrediyordum, yeni bölüm vardı

-yeni bölüm biteli bir saat oluyor akıllım. neyse, daha iyisin değil mi diye sormuştum, yanıt gelmedi

-diziden sonra maçlara takılıyorum. fena değilim.

-sevindim. klasik pazar

-sen nasılsın, gün nasıl geçti? sabah “gel” dedim. bak gecedende gelebilirdin, kızlar annelerinde kaldı.

-olmayacağını biliyorsun, senin kızlar yoksa, benim çocuklar evdeydiler.

-bende, o nedenle bir şey diyemedim.

-dün gece de liseli kızlarla, ‘kız kıza’ toplantımız vardı, seni sordular, "bilmiyorum, sadece iki insan olarak görüşüyoruz, iyidir herhalde" dedim. Tijen de vardı. hani görüşüyorsunuz siz, bilgin olsun, beni yalanlama olur mu

-almanlar geldi gitti, işle ilgili ne diyor Tijen

-onu bilmiyorum, özel bir konuşmamız olmadı. siz açık açık konuşabiliyorsunuzdur sanırım

-evet. gelişmelerden mutlularmı?

-eh, sorun yok o zaman. onu da bilmiyorum ERKEK... dedim ya işten hiç konuşulmadı

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-hoş gelmişsinizzzzzz

-30 saniye, özlem gidermek için

-aman istemem o zaman

-peki. özür dileyerek kapatayım görüntüyü

ERKEK web kamerası uygulamasını sonlandırdı…

-özür dilemen koyduğun kısıtaysa kapatmana gerek yoktu

-evden kaçabilirmisin? ama araban yok. not yazarsın

-bizim falımız fallanmış, halimiz hallenmiş ERKEK...bu ne demek diyeceksin. ben de bilmiyorum, aklımca olanaksızlığı anlatmaya çalıştım, uysa da uymsa da hesabı… ben yatıyorum, sabah zorlanıyorum sonra. iyi geceler

-iyi geceler

 

 

4 yıl 4 ay 22 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba. senle konuştuktan sonra Ahmeti havaalanına götürdüm. Antebe biletini aldı. ben de eve döndüm.

-aman, iyi olmuş, hem kayınvalidesinin, hanımının filan da gönlünü almış olacak böylece değil mi

-23.25 de uçacaktı. 23.20 de beni aradı. uçamamış.

-aaa.... niye?????gitmiş mi gitmemiş mi antep’e. ne diyeyim, sen zorla mı yolluyordun, yani telkinle mi

-Ahmetle yemekteyken antep’ten aramışlardı. ben de “emel gelmedi diye sen kapıyı kapatma. gitsen daha şık olur” demiştim.

-ikna etmiştin yani...

-katkım oldu diyelim.

-hanımı bugün mü geliyor. Emel bana selam yollamış Ahmet’in dediğine göre. beni biliyor mu Emel, yoksa Ahmet ayıp olmasın diye bana mı öyle demiştir sence?

-öğleden sonra geliyor emel. bence biliyordur ama selam konusunu bilemem. Emel Işıl la iyi arkadaştı ama iyi arkadaştı diye benim yeni eşime kapalımı olacak yani. söylemiş olabilir. nezaketen söylediyse bile yinede güzel.

-belki sen biliyorsundur diye sordum, bu durumda sen de bilmiyorsun anladığımca. hani iki arkadaş bizimle ilgili filan konuşmuşsunuzdur diye düşünmüştüm

-bu tarz da bir sohbetimiz olmadı

-peki, kolay gelsin

-sana da

 

 

4 yıl 4 ay 25 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-iyi geceler 2.KADIN

-sana da iyi geceler

35 DAKİKA SONRA…

-35 dakika önceki iyi geceler, selamlamak içindi

-evet, görüp de vermemiş olmayı içime sindiremezdim

-şimdiki iyi geceler ise vedalaşmak için... sağlıklı uykuların olsun

-sanada can insan. alışacağız.

-alışıyoruz....

-doğrudur. Ofisin önünden geçipde arayamamak... alışmaya alışmak bu olsa gerek

-gün olur da, geçip gittikten sonra "aaa.. bir zamanlar aklıma gelirdi de arayamazdım" dediğinde alışmaya, artık bunu bile demez olduğunda unutmaya başlayacaksın.

-her şeyin hayırlısı ne ise, o olur inşallah. show daki filmi izliyormusun?

-bunu ben de dilerim ancak sende gözlemlediğim gibi, hiç bir şey yapmadan sadece Allahtan kendim için hayırlı bir şeyler beklemem. Çaba gösterir, mücedele ederim ve artık yapacak hiç bir şeyim kalmadığında "hayırlısı" derim. yani mirim, senin durumunda ne hayır olur ne de şer... hiçliktir seninkisi, bu bir...

-peki ben "hiç" im.

-televizyon izlemiyorum bu da iki... yorgunum, yatacağım, sormadın ama bu da üç olsun....

-sormadım. neyi sormadım anlamadım.

-boşver, yorgunum, yatacağım diye gereksiz bilgi verdim de onun için edilmiş bir laftı

-sevdiğim insan iyi geceler, iyi istirahatler sana.

-siz de seviliyorsunuz efendim, bunu biliniz...

-biliyorum. hadi git. moralim  bozuk. daha bozulmasın

-peki

 

ERKEK’den 2.KADIN’a

Konu: Ağlamak için bir şarkı daha. Sarhoşum ben.

Taner-Affetmedim Kendimi

Bir günah işledim, kaybettim seni 
Bilirim geriye dönmezsin
 
Bir günah işledim, çok üzdüm seni
 
Bilirim bir daha sevmezsin
 

Her gece seni özlediğimi söylesem de
 
Faydası yok, bilirim
 
Her gece seni unutmak için sevişsem de
 
Sen başkaydın sevgilim
 

Ben hatalarım için,
 
Sana yaptıklarım için,
 
Hiç affetmedim kendimi.
 
İnan bana
 
Hala sızın içimde
 
Ağlarım düşündükçe
 
Hiç affetmedim kendimi

 

 

4 yıl 4 ay 26gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-merhaba, ne zaman girdin? selamda vermiyorsun

-merhaba, dışarıda gözüktüğünden spor programlarına baktığını düşündüm, malum pazar gecesi... ayrıca, biliyosun ki

özellikle söyleyeceğim bir şey yoksa sana selam vermeye çekinirim, sen selamladıktan sonra cevap verebilirim. Nasılsın diye sorayım mı?

-dünden iyi

-daha da iyi olursun inşallah

-hepimiz inşallah. resimleri boşalttım makineden, sana senin evde Ahmet le çekilmiş fotoğrafları göndermiştim.

-Aldım. ikimize ait olanı masaüstü yaptım hatta, pek güzel çıkmışız. hani fatihler bizdeyken ailecek bir fotoğraf çektirmiştik ya, ben onu da beğeniyorum, hatta fatihleri kırpıp ikimizi bıraktım, bak şöyle oldu

-gönder.

-ikinci hanım dediğin 1.KADIN’la ya da başka kadınlarla çekilmiş fotoğraflarını bilemem ama benim görebildiğim kadarıyla, birinci hanımınla bu kadar içten duran resimleriniz yoktu görüşümce...

-ömürsün… yok

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-evet, şimdi oldu. suratsız gibisin. hah şöyle gül...

-hep öyle değilmiyim?

-gülmek çok yakışıyor sana. arsızlık demedim

-dün sana şarkı gönderdim. geldimi

- hangi adrese yolladın, farkında değilim. dur bak ben ne yapacağım. gördün müüüüü??????

- gmailine gönderdim. bunu başkası görürse, kırarım kemiklerini

-gmaile bakmadım, dur bakayım.

-sen bak, bende bu resmin orjinaline bakayım

-bugün iki tane yollamışsın sanırım, bir anlam yükleyerek dinlemeyeceğim bunları değil mi

-evet. senin yeşil gözlü gökçeada resmin neden bende yok.

-aaa... nasıl yok? sen yollamıştın onu bana

-gökçeada dosyamda yok

-vallahi bilemeyeceğim....çok erotik bulup silmiştir birileri belki de...

-35 fotoğraf var, bir tek o yok. gönder bana. Ayrıca kimse görmemiştir. kastettiğin kişi (1.KADIN) hiç bir zaman tuşlara dahi dokunamamıştır. benimki sende varmıydı?

- vardı, burada nasıl belli gözlerinin yeşilliği değil mi? her olumsuzluğun ve yanlış davranışın sadece benden beklendiğini, bana maledildiğini nasıl da unuttum, bağışla...

-sevişmek istiyorum şimdi bu gözlerle, öyle erotikki

-fotoğrafın cilveleri işte... kapat o fotoğrafı bence, sanırım hakkında daha hayırlı şu an. aktarım tamamdır. başka bir şey yoksa, sana iyi geceler diliyorum

-bitti. sana da yavyu, seninle uyuyacağım

-nasıl uygun görürseniz efendim. şu şarkılarla ilgili sorumu yanıtlamadın sanırım

-şarkı işte, her seferinde farklı farklı anlam yükleyebiliyorsun

-tanerinkini dinliyorum, adamı da şarkıyı da hiç duymamıştım

-ama benim arşivimde vardı, yenide değil üstelik, bende dinleyeyim. güzel ve anlamlı bir ses. Ece duymuşmudur acaba?

-bilmiyorum, senin algılamamı istediğin gibi, herhangi bir şarkı olarak dinlemeye çalışıyorum

-tam öyle alamazsın. yer yer 3 kez dinlediğimde sarhoş oluyorum

-lise terk e geçtim

-lise terk i de duymamış olabilirsin

-onu da duymamıştım

-vay be, ne müzik arşivim varmış. birde bendeniz dinliyorum. ağladım sessizceeeee...   er yada geeççç…

-yüzlerimizi güldürsün yaradanım

-amin

-çatma kaşlarınııııııı… bak daha da yaşlı gözükeceksin sonra. Bendenizinki gelmiş, onu indiriyorum şimdi. gerçi onu Serap indirmişti bana, "Her dinlediğimde aklıma hep recep abiyle sen geliyorsunuz" diyerek...

-hatırladım. daha önce bahsetmiştin. damardan şarkılar

-kimbilir, bakarsın yıllar sonra, hatta biz mefta olduktan sonra, dillere destan bir sevda olarak, dilden dile, nesilden nesile geçer öykümüz. dinliyorum şimdi Bendenizi...

-bende

-bu son gönderdiğin, ne hoş bir aile tablosu değil mi? Daha fazla fotoğraf yollama ERKEK, hepsi var bende ve fazlasıyla içim sızlayarak bakıyorum zaten

-iptal et

-aaaa..... bu fotoğraf da ne????

-sürpriz

-uyuyor muyum ne? bundan hiç haberim yok sanırım, gerçekten tam bir sürpriz. kamerayı, görüşmemizi sonlamak için kapattın sanırım

-yüzüm  hoş değil diye

-göz zevkimi mi düşündün yani?

-heee

-peki. bu fotoğraf bitsin yatacağım, malum sabah 7 de kalkıyorum artık

-ben de… sabah gelsene bana, buradan ben seni bırakırım. 8.05 de Songül gidiyor

-bu önerine artık verecek yanıt bulamıyor ve sana sağlıklı uykular diliyorum

-yorum yapma zaten. “geleceğim” veya “yarın gelmek istemiyorum” de. ben teklif ettim, bana katılıyorsan gel.

-sana katılmıyorum

-gece güzel düş gör, belki sabah süpriz yaparsın

GÜNDÜZ…

-alooo… gelmedin, tansiyon düştü ve yattım

-efendiiimmmmmm.... oh, sefan olsun

-yok artık, böylede yazma. tansiyonun sefa ile bağlantısını kuramadım. 2.KADIN ın yanında kulaklık falan var. o ne demek?

-ben o lafını, “isteğim, arzum geçti ve ben de uyudum” olarak aldığım için sefan olsun dedim. o kulaklık da “müzik dinliyorum” demek

-anladım. peki iyi mesailer olsun

-sağol da... "böyle yazma" diyerek neyi kastettiğini anlayamadım, aydınlatırsan bir daha yapmamaya gayret ederim

-"efendi..." bu konumda bana oyun gibi gelmeye başlıyor. realist değil. efendi öldü, Kocatepe de yatıyor. lafta efendi, ama kenarda otur

-ohooooo ERKEK, ben sana çok uzun zamandır "efendi" olarak seslenmedim zaten. biliyosun ki onu sen uzun süre önce öldürdün. farkında olmaman garip ancak litaratürden düşeli çok oldu. sana “efendim” diyerek seslenişim sadece genel bir hitap şekliydi, o kadar

-buradan tartışmak istemiyorum. sabah gelmedin. bildiğim bu. gerilmek, germekde istemiyorum. iyi mesailer de diledim.

-sabah gelmedim ve gelmeyeceğim

-belliki üç-beş daha didişir, sonra tarihe geçeriz. mutlu oluruz.

-gerilmemek için öneride de bulunmayacaksın demek ki...hadi, sağlıcakla...

-aferin. Başarıyoruz. sana da

-beni yaşamına almayı başaramadın, hiç olmazsa yaşamından çıkarmayı başarabilirsin dilerim...

 

 

 

4 yıl 4 ay 27 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sağlıklı, huzurlu uykuların olsun

-eyvallah

-iyi geceler

-sana da

10 DAKİKA SONRA…

-sinemaya gitmemizde sakıncalımı?

-koku filmine gitmeyi çok istiyorum ama biliyorsun ki, sadece sinemaya gitmekle yetinemiyoruz ve birbirimizi hırpalıyoruz. Bak, haftasonu sen kızları götüremeden, Ece’nin oyunu, hafta arası gece gösterisine alınmış bile

-haftasonu kalktımı?

-inan üzüldüm... “keşke ben tutup kollarından götürseydim” dedim. ileriki tarihlerde c.tesi akşamları da oynayacaklarmış

-keşke

-keşke ama... doğrusu çocuklara bir program yapmak da artık beni korkutuyor ailenizin getirebileceği yorumları düşündükçe. neyse, konuyu uzatmadan, kimselere bulaşmadan sana tekrar iyi uykular diliyorum...

-peki, dediğin gibi olsun

 

 

4 yıl 5 ay sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

- merhaba TRT1 de Ordu var

-merhaba,  dur açayım

-arkadaki manzaraya bak be. eski çekim ama

-haklısın, çok güzeldi

-nasıl geçti günün

-dün benim ofisteki bilgisayar servise gitmişti, bugün de getirmediler ve ben bu merete ne kadar bağımlı çalıştığımı anlamış oldum. bugün bir mimarla da görüştüm.

-gecen sene benimki bozulduğunda yaşamıştım o duyguyu. o olmazsa sanki işler iptal oluyor gibi. ne için görüştün?

-bana yardımcı olarak tabii ki... Bilge de beğendi çocuğu, sanırım önümüzdeki hafta başında işbaşı yapacak

-ankara ya gitmedinizmi daha

-geçen hafta gittik biliyorsun, perşembe ya da cuma tekrar gideceğim yetiştirebilirsem

-kalmadınız ama… almanya dan yeni bir yatırımcı var. İstanbul da plaza gibi yatırım yapmak ister. inşaat halinde, bitmek üzere.

-kaldık tabii ki.cuma sabah 5 de yola çıktık, c.tesi gece döndük

-nerde kaldınız

-Bilgelerin home officeleri var cinnahta. benim Ankara’da iş yaparken kaldığım yere çok yakın, orada kaldık

-biliyorum. bu haftaki "haftalık" dergisinde o ofisin adresi ve Bilge nin beyanı var

-yok, o ofisin karşısında bu dediğim yer. dediğin yer satış ofisi ama onu kapatacaklar sanırım yakında. tüm reklam ve satış işini devrettiler ya… Şu bahsettiğin plaza ile ilgili benim yapabileceğim bir şey var mı?

-ofiste falan konuşulursa, çevreden duyabilirsen…. ne bileyim, özel bir şey zor

-nasıl yani, anlamadım? Bitmemiş, yarım kalmış plaza duyarsam sana haber mi vereyim?

-evet. cash yatırım yapacak insanlar var. yurt dışında faizler düşük. parası olan kullanamıyor

- vallahi şimdiye dek hiç dikkatimi çekmemişti, bitmiş satılık gördüm ama bitmemiş satılık hiç dikkatimi çekmedi

-bitmiş de, bitmemiş de. yatırım olarak bakıyorlar

-aklımda olsun, hangi yakada istiyorlar belli mi?

-adres yok, konu rant

-sizin çevrede vardı e5 üstünde yanılmıyorsam

-akşam sen ve sinema düşüncesiyle evden çıkıyordum, Songül “babaannemlere gidelim” diye tuturunca yattı.

-ikimiz için de zor biliyorum ama hiç olmazsa bunu başaralım

-sinemayada mı gitmeyelim

-dün, bu önerinin doğuracağı istenmeyen sonuçları konuşmuştuk.

-ne yani, sen beni bir daha kucaklamayacakmısın? ne zamana kadar? bunu aşmak için yanlışmı yapacaksın?

-ne ilgisi var... yok öyle bir şey ama her ne kadar emeklerimin sonucunda, en büyük dileğim olmadığı için içim yanıyorsa da, buna boyun eğip, kabullendim. ümidim ve isteğim kalmadı. öyle olunca da seni kucaklamayı ya da beni kucaklamanı özlemek öyle hafif kalıyor ki… bunu yapsan yapsan (geçmişte olduğu gibi) sen yapmaya açıksın ki, asla buna karşı duramam. yaşam senin...

- .... daha hafiflerini tercih edebilirsin yani

-sana kızgınlıkla söylenmiş bir söz değildi, beni yanıtlamaya gerek bile duymadığın önerimi geri çekişim

-sevdiceğim, pencereyi kapatayım. acıtmaya başladı. sana güzel bir gece diliyorum.

-senin de tüm zamanların güzel olsun, gönlünce olsun, bunu başar dilerim...

YARIM SAAT SONRA…

-...geçmiş dönem yazışmalarımızı okumaya öyle dalmışım ki.... sende ne kadarı var ya da bende olmayan neler var kimbilir... dilersen takaslaşabiliriz

-sonra konuşalımmı? gözlerim kapandı. zor yazıyorum. iki saat dinlendirip sonra tekrar nete gireceğim

-konuşmak için seslenmedim zaten. evet ya da hayır diyecektin o kadar

-felsefenede ne kadar uyuyor ya…

-tamam, sen kendince gerekeni yap, rahat ol, iyi geceler...

-ormanı bırakmış, iki tane çalı ile uğraşıyor. evet ben de o yazışmaları çok önemsiyorum ama seni daha çok önemsiyorum ve sen kendini esirgiyorsun.

-ben kendimi esirgemiyor, senin benden ve bizden esirgediklerin karşısında çaresizliğimi kabullenişimi yaşıyorum... bunu bunca zamandır anlamadıysan, ne diyeyim ki başka...

SABAH…

-sevdiceğim bu kafa nato kafa. anlamaz. günün güzel olsun.

-günaydın, seni seviyorum...

-ben de... Bilgisayardan ses geldiğinde mutfaktaydım ve seni düşünüyordum

-oy oyyyy.... çizimler için bir makina teknik ressamı arkadaşı aşağıdan odama almıştım on gündür, adı Demet. yani iki kişiyiz burada. işte o damardan şarkılar çalıyor da, ona offf çektim. kapalı kutu olduğundan, beni nasıl düşündüğünü öğrenmek için can atıyorum. kendimi frenlemem gerek ama bilgisayarı açar açmaz selamlamanı görmek çok güzeldi...

-hak ediyorsunuz efendim ama en damar benim sana gönderdiğim şarkılar. belki arabesklerde vardır ama onlara katlanamam

-yok arabesk, bendenizin gönderdiğin parçası çalıyordu. şimdi de kıraç "sevmek acı gerçek acı, benzer birbirine" diyor...

-bunu bilmiyorum

-bilirsin bilirsin.... "yok yok yalan deme sevgi denen o gerçeğe" yukarıdaki şarkı sözünün başlangıç cümlesi

-bildim, arşivimde yok demek istedim.

-Görkem gidiyor Muğla’ya.... dün geceden beri nasıl ateşi düştü içime, anlatamam.

-sonunda ikna oldu yani. bunda yarın etkisi var. ısındı.

-oğlum için en doğrusu, en iyisi bu biliyorum ama analık böyle bir şey herhalde...

- herhalde

 

 

4 yıl 5 ay 1 gün sonra (Perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

SABAH…

-ALLAHIN SELAMINI DA Mİ ALMIYORSUN MÜBAREK

- DAHA ÖNCE VERDİYSEN EĞER, SELAMINI GÖRMEDİM

- 1 SAAAT ÖNCE YAZMIŞTIM AMA FARKLI MAKİNEDEYDİN GALİBA

-YOK, GÖRMEDİM. HAYIR MAKİNA DEĞİŞTİRMEDİM

-ENTERASAN

-ÇOCUKLAR EVDE YAZICI İÇİN AÇMIŞ OLABİLİRLER. BU YANLIŞ ANLAŞILMAYI ÇÖZÜMLEDİYSEK, BEN DE SENİ SELAMLIYORUM

-Tijen görüşmeme kızıyor. “ama bu 2.KADIN” dedim ve izin aldım. selamı var

- sağolsun, sen de ona sevgilerimi iletirsen sevinirim

- seni çok seviyormuş

- canım benim... birbirimizi bu denli sevmesek, bunca yıl hala birlikte olur muyduk zaten

- benmi, Tijenmi?

- Tijen tabii ki... seninle ne ilgisi var konunun?

- Tijen “sor” dedi de, onun için sordum, ben zaten biliyordum. gülme krizi tuttu Tijeni. dilinden söylediğini söylüyor. kalben beni söylüyormuşsun.

- Allah gülmekten ayırmasın

- amin diyoruz

 AKŞAMÜSTÜ…

-size haber vermeyi atladım Tijenle beraberseniz.

-evet, bir yeremi davet edecek?” diyor.

-saat 17.30 da Bilge kanaltürk'te konuşma yaptı. biz seyrettik, helal olsun çok iyi konuştu.

-Artık meşhur olmaya başladı, tam erdallık oldu. hem köpeği var, hemde televizyonda. erdalın diline düşmesin

- bunları hep organizasyon ve satış firması ayarlıyor tahmin edersin

- biliyorum

- hiç aklıma gelmedi arkadaşlara haber vermek, ona yanıyorum iş işten geçtikten sonra

- bir dahakine

- hadi size iyi akşamlar

- sanada

 

 

4 yıl 5 ay 2 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba, uygun musun?

- merhaba, telaşlıyım sadece

- düdüklü tencerenin sapını sonunda yaptırabildim ve çantamda taşıyorum. geçen akşam verecektim ama uygun durum olamadığından kaldı. sence de uygun bir zamanda vermek isterim, bilgin olsun

- iyi de kapak sende değilki

- kapağın değil, tencerenin sapıydı o zaten, iki vidayla sen monte edebilirsin sanırım

- ederim ama önce gönlümü alman lazım, değil mi. ne yüzle karşı karşıya geleceğiz?

- seninle bu konuları tartışmayacağım bile

- Tijen’e anlattım , seninde bilgin olsun. sizden utandığı için, benden uzaklaşıyor dedim

- benimle karşılaşmaya yüzün olmamasına sevinmedim desem yalan olur… utanmam sebep değil, sonuçtur. utandığım senin sahip çıkamamandır.

-yüzümüz… tartışmayalım. gerginim bugün.

-her neyse, seninle karşılaşmak gibi bir talebim yok zaten, sadece sap hazır, bilgin olsun

-daha makul olduğunda, ani refleksler vermediğinde, umarım konuşabiliriz. kendinide bir tart; “bu adam hem seviyor, hemde benden neden kaçıyor, korkuyor.” diye. Kendini, diğer ilşkilerinle beraber tahlil edersen, bulursun bence.

-sen böylesine kaba ve saygısız bir insan olduğun sürece, ki bu yaştan sonra değişmen olanaksız bence, değil kadın ve erkek olarak, iki insan olarak bile seninle görüşmek, iyi bir fikir değil.

-seni seviyorum ve günün huzurlu olsun diyorum.

-uzatmaya hiç gerek yok

-kaba ne? Allah aşkına

-senin nelere muktedir olamadığını her ikimiz de biliyoıruz. sapın hazır, bilgin olsun, o kadar

-evet iktidarsızım. Hoşça kal… sapda senin olsun, samanda. önce insan ol, konuşmayı bil

-aman olur mu hiç. az lafını etmedin o sapın. onu yaptırabilmek için özel kalıp çıkarttırdım ben ve sen sayın Eroğlu; nasibini bile alamadığın nitelikleri başkasında sakın ha arama... sen ve ailen benim insanlığımın yanına bile yaklaşabilecek niteliklerde değilken, yorma kendini...

 

 

4 yıl 5 ay 5 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-her ne kadar hakarete maruz kalmış olsamda, sana selam vermediğim için utanıyorum. Sağlık, mutluluk dileklerimle selamlıyorum. yada veremediğim için diye düzeltmeliydim galiba.

-beni selamlama yasaklı değilsin ki veremeyesin ve bundan utanasın. sen verdin, ben de aldım başımın üstüne koydum

-Allah razı olsun. Sen de yasaklı değilsin ama veremiyorsun. Demekki bir müddet sonra isimlerimizi listelerden silmeye kadar gideceğiz.

-benim selamlayamama sebebimin, senin terslemelerine maruz kalmamak için senelerdir gelenekselleşmiş bir uygulamamız olduğunu biliyorsun. eğer sana iletmem gerken bir şey yoksa, sen selamlayana kadar sessiz beklemişimdir, ses vermediğinde ise kapatıp gitmişimdir hep. yani sn. Eroğlu, ürünlerinizi topluyorsunuz yıllardır, farkında değil misiniz?

-bununda mantığını çözmedim. yani “sen selam vermeyince, ben sana zaten selam vermem” demek. böyle anladım. peki. Allahın selamı üzerinde olsun.

-anladın da... anlamadıysan eğer, yıllarca nasıl denk olduğunu sanmışım zekalarımızın, hayret ederim doğrusu

-bir gün belki verememekten, vermekten hicap duymam. o zaman sende geri iade etmek durumunda kalmazsın. iyi geceler, iyi gezintiler dilerim.

-bakınız... selam verirsen alırım, eğer seninle paylaşmam gereken bir şey olursa onu da beklemem, ben selamlarım zaten. eğer, hicap duyduğun bir durumdaysan, tez zamanda kurtulursun dilerim. sana ulaşmam herhangi bir sebeple senin açından sakıncalı olacaksa, bunu da bana bildirmen uygun olur. bilesin ki; sana ya da bir başkasına, asla istemediği bir şeyi yapmam.

-yazışmak için oturmadım masaya ama bunu yanıtlayayım izninle. Evet, selam verememe konumuna geldiğimiz için hicap duyuyorum.

-öyle bir konuma gelmedim ben ERKEK... sen tek başına gelmiş olabilirsin ama diyorsan ki, "selam ver, seni terslemem", o vakit seni burada, ya da nerede görürsem göreyim selamlarım.

-değer verdiğin insana selam verememek üzücü. benim kastettiğim sadece buydu. çünkü o kadar kırıcı olduki, köprü möprü bırakmadı ortada. sana talimat vermeye, senden talepte bulunmaya artık kendimi yetkin görmüyorum... üzüntüm bu

-ve Allah aşkına yüzleş artık kendinle, ayakların yere bassın azıcık... benim beklentim kalmadı ama kendin için yap bunu. Bana söylemesen de kendine söyle bari.

-bu da boş.

-boş geliyorsa, çaresizliğim üzer beni... çünkü sen de değerlisin. Ben senin gelmeni talep bile etmemişken, sürpriz yaparak beni ofisten almaya  gelen ve yolda söylediklerim işine gelmeyince;

"bunları söylemen için buralara gelmeme gerek yoktu ki, telefonda da söyleyebilirdin" deme kabalığına maruz kalan ben, azıcık kendine saygısı olan her insan gibi indim arabandan... Bunu görmek istemeyip, benim "defol" deyişime takılıyorsan, gerçekten seninle geçirdiğim yıllar da çok büyük kayıp olur gözümde.

-aferin. aklı selim arkadaşlarınla bir tartış hele bunu. ama ben seni tanıyorum ve sana tam yakışan; benimde başından beri korktuğum canavar, o an hortlamıştı yine.

-artık senden gittim ben ERKEK, çıktım yaşantından sağ salim çok şükür... bu nedenle ne seninle, ne de bir başkasıyla tartışmaya hiç mi hiç niyetim yok inan.

-canavarlar sadece eti-otu parçalamaz. ruhuda parçalar. işte model bu! ondan bir melaike bekledik ama aslını unutamadı.

-oy oy oyyy......kıyamam. Haydi uzatmayalım, sevin o zaman, böyle bir canavar kendiliğinden çekip gitti diye

-geçmişini bilenlere denk geldiğimdede, “o hep aynıydı” yanıtını almak, bunun sadece bana karşı yapılmadığını bilmek, inan acımı hafifletmiyor.

-Allah kurtarmış desene...

-huysuz ne olacak ama iyi tarfalarını da görmemezlikten gelemezdimki. o nedenle ısrar ettim. Ama nafile. bomba mübarek. ne zaman patlayacağını, kimseciklerin üzerinde durmayacağı osuruktan konularda nasıl patlayacağını, yaptığı kulelerini nasıl yıkacağını kimse bilemiyor.

-senin aşağılamaların karşısında tepki vermeyecek insanlar dolsun yaşamına, sen de olduğunu sandığın sahte tahtının sefasını sür dilerim

-yok be tahtım mahtım. sen biliyorsun. işim bile yok.

-ama sen bilmiyorsun... seni ve durumunu ümitsiz vak'a yapan da bu.

-gel istersen devam etmeyelim. sen iflah olmazsın, tartışmayı alevlendirirsin. sana göre ben de.

-yok vallahi alevlendirmem, inan kalmadı sana karşı hiç bir alevim. sadece “ayna tutarak faydalı olabilir miyim acaba?” diye çırpınıp duruyorum. onca yılın emeği var ne de olsa, bir anda yok sayamıyorum

-mutlu ol, gecen-uykun güzel olsun, rüyandada beni gör. en azından son davranışından utan. Rüyandada olsa hakkkını ver. yanaklarından öptüm. bak bir de gülümseyeyim sana

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-bu sürümden göremem seni

-neden? hangi makinedesinki?

-bu eski sürüm de ondan. kendi makinamdayım ama eski sürümdeyim

-peki. zaten bet suratımı görmek istemezdin ama öfke falan kalmamıştı inan.

-benim de sana öfkem olmadığını, vardıysa bile kalmadığını bilmelisin. buna nasıl seviniyorum bilemezsin... seni acıtmak isteğim yok ve senin tarafından acıtılabilme ihtimalim de yok artık.

-öfke olmasada, sen yine sensin. değişmezki huyun.

-bunca yıllık iyi kötü beraberliğimizde, sana ve çevrene faydalı olabildiysem mutlu olurum, bilmeden zarar verdiysem de bağışlanmayı dilerim

-yüzüne söylememiş olsam da, varsa tüm haklarımı helal etmişimdir.

-benimkiler de size helal olsun, hepsini gönlümden verdim

-bilerek zarar verdiğini, verebileceğini asla düşünemem ama huyun bu, yapıyorsun, yıkıyorsun. bunda şüphesiz benimde zaman zaman olumsuz katkılarım olmuştur.

-eh bu kadarcık da olsa, kendinle yüzleşebilmeye adım atman ümitlendirici...

-bak bir şeyi unutma. "Eroğlularla görüşmek istemiyorum" eksenindeki fevri, düşüncesiz ifaden, bizi bu gün artık onarılması çok zor noktaya getirdi. bunu anlayamıyor ve benzeri tavrı sürdürüyorsun.

-ohoooo...oooo... Enver’e yazdığım mesajda, bunun fevri bir davranış olmadığını net açıklamıştım ben. ama sen duramayıp aile efradına bunu olumsuz yansıtınca, geldi başımıza olumsuzluklar. biliyorsun da bundan bile pişmanlık duymuyorsun, yazık...

-akıllı bir insan olarak, bunu düşünememen, fevri hareket etmemeyi becerememen enterasan doğrusu. o güne kadar seni yere göğe koyamayanlar, öyle algılamadı. güzel, fiyakalı mesaj yazmak bazen batırıyor gemileri.

-bunu olumsuz algılatan tek kişi varsa o da sensin Eroğlu, ne olur gör bunu artık yaaaaa…

-ben sadece, bana sorulduğunda; “nedenini bilmiyorum ama artık kimseyle görüşmek istemiyor” dedim ve her şey yoluna girerken, ipimizi senin bu fevri ifaden çekmiş oldu. yazık değilmi....

-benim sana söylediklerimi, onlara bu şekilde yetiştirmeseydin, böyle mi olacaktı bir düşün bakalım...

-ardından kalktın gittin ders verdin anneme. ne gerek vardı?

-hiç bir ders filan da vermedim, bana "evini terketme" diyen anneme, çaresizliğimi anlatmaya gittim, o kadar.

-insanlar seni bağırlarına basmış. benim kusurum olduğunda sana sahip çıkıyorlar ama sen duramazsın. bu bana yıllar önce söylendiğinde, "o rahat duramaz, maraza çıkarır" dediklerinde bunu kabullenememiştim. işte buna çok üzüldüm. insanları mahçup etmedin. ne olurdu sakin otursaydın.

-aman Allahım! gerçekten dilim de, elim de tutuldu şu anda, bu haksızlıkların karşısında.

-kapatalım mı? yazımı yazamıyorum. sana, senin gibi asla kaba - küfürle konuşmadım, bunu koruyacağım ve değer vermeye devam edeceğim. ediyorumda sen bilmesen de… başkalarının vereceği tepkileri hiçe sayarak hemde.

-sevgili ERKEK, insanlara hakaret küfürden önce davranışlarla yapılır ki, bunu senden daha iyi becerecek bir Allahın kulunu daha tanımadım yeryüzünde. istersen sen de akraba ve yakın arkadaşlarınla bunu bir tartış, sana dürüst davranma yürekliliğini gösterirler umarım.

-bak sohbet penceremin üzerine ne yazacağım şimdi. ama asla ben demiyorum onu. sana hiç demedim.

-yazsan da göremem şu anda, diğerini açmam gerekir...

-AÇMANA GEREK YOK, OKUMUŞSUNDUR

-hayır okumadım. buraya yazıver istersen

-"folde"

-ne demek o?

-sözlüğe bak. "2.KADIN dictionary"

-Allah Allah.. niye yokuşa sürüyorsun ki? "defol" mu demek?

-sana takıldım. çay suyunu unuttum. maraza çıkarır ama zeki kızdır 2.KADIN.

-Allah karşına seni o raddeye getirecek birini çıkarmaz inşallah.... ancak senin hakaretlerine ve aşağılamalarına karşı verdiğim bu tepki seni yaraladıysa, şöyle ifade edeyim; "ben senin yaşamından çıktım, sen de beni çıkar lütfen".  sen de becerebildiğince şimdiki kimliğin ve davranış biçimlerinle, baktın ki olmuyor, kendini revize etme yürekliliği göstererek mutlu ol dilerim...

-çay iyi geldi

-afiyet olsun ve iyi geceler...

-öpüldün fıstık. aaa sana bir resim gönderecektim ama sen bir an önce beni rüyanda görmek için çıkmışsın.

 

 

4 yıl 5 ay 6 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ben seni selamlayayım da bari, selamsızlık ağrına gitmesin....

-sağolasın.

-sen de sağol... ne o yaaaa... mehter takımı gibi iki ileri bir geri yazıyorsun

-yok yazmıyordum. klavyeyi temizliyordum sen girdiğinde

-peki, yanlış anlamışım ama takdir edersin ki, buradan bakıldığında öyle görünmesi doğal... kolay gelsin, iyi geceler

-pardon, 1 dakika. selam ve diyloğun için teşekürler ancak dün geceki mesajın çok incitti. "yeni bir ilişkiye hazırım, açığım". yakışmadı sana be. ben kırıcı olsamda, kabahat etsemde, ne olursa olsun…

-neden ki, bunun en doğal hakkım olduğunu bizzat söyleyen sensin... ben aile olarak yaşamayı seviyorsam, aile olabileceğimi düşündüğüm insanlarla görüşebilmeliyim... haaaa.. böyle biri ya da böyle bir durum var mı, yok ama olma özgürlüğüm var mı, var. olay budur

-bu kadar kolay yani,  dün gece sana olan nacizane eleştirlerimde, zaten bu eksendeydi. bir yerde istikrarlı duramaman. hemen sıkılman ve yeni dünyalara  yelken açman. bu imajı silmeni ne kadar çok istiyordum. beni incitmiş olmak için söylemiş olmanı dilerim. ne diyeyim. senin tercihin, senin yaşamın, senin kararın.

-Allah Allah.. bunu ne kadar rahat söylüyorsun, bakar mısın yaaa... çarpılırsın ERKEK

-neyse... ama sende, dünyada biliyor ki, seninleyken sana zerre kadar güvensizlik duymamıştım. hatta başkalarına örnek de göstermiştim.

-sen ayrı olduğumuz dönemlerde, kendine alternatifler üretmiş ve onlarla sevişmişken, ben bir erkeğe dönüp yangözle dahi bakmamışım. sonra da gelmiş bana "silinmesini dilediğin imaj"dan bahsediyorsun

-tartışmadan çıkalım olur mu... sen kaba davransanda, beni irite edici laflar söylesende, sen benim için değerlisin ve seninle kırıcı olmak, tartışmak istemiyorum. sen her zaman en güzelini, doğrusunu yaparsın.

-dileğimi yineliyorum, iyi geceler....

-sanada 

 

 

4 yıl 5 ay 8 gün sonra (Perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın

-günaydın

-mesajını yeni okudum.  bugün kadınlar günü olunca, senin de diğer insanlar gibi kutlama amaçlı mesaj çektiğini sanmıştım.

-evet, benimki bu cinsten

-daha özel bir mesaj olduğunu okuyunca anladım ve bu durumda, teşekkür ederek geri dönülecek bir durum olmadığından ne yapacağımı bilemedim...Allah yardımcın/cımız olsun

-dün gece televizyon izlerken 8 mart kadınlar bilmem ne hikayeleri falan konuşuluyordu. düşündüm. ben de mesaj vs ile kutlama yapmalımıydım? Yooo… özel veya genel hiç bir kadına bugünle ilgili mesaj olmayacak. saptırılmış bir gün. uçlarda gezinen bir takım kadınların yapacakları, başka amaçlara dönük gösteri. geçiniz. ben kadınıma veya değer verdiklerime her gün kutlama yaparım, suni günlerle işim yok. nokta.

-bu tür suni kutlama günlerinde, seninle mutabık olduğumuzu biliyorsun.

-evet ama sen özlemediysen. yanıt verme gereksinimi hissetmediysen, ya da muhatap olmak istemediysen ne diyebilirimki?

-soru yoktu mesajında, durum bildiriyordun. benim senin hoşanacağın bir bildirimim yok, üzgünüm. bu nedenle verecek karşılığım da yok. muhataplığa gelince; buna da gerek duymasaydım, şu an yazıyor olmazdım değil mi?

-aptal kadın. seni özlüyorum. bu bedenini özlemek değil.

-tamam ERKEK, iki gündür Ankara’dayım ve buradayken yetişecek çok iş var, iznini rica ediyorum

-pardon. meşgul olmana neden olduğum için özür dilerim. beni ignore etsene, çok kabasın, hiç olmazsa buna maruz kalmayayım

-saçmalama yaaa... bunu ben istediğim için sana selam verdim. gereksiz kapris yapıyorsun şu anda, sana gerçekten inanamıyorum.

-ben beceremedim. daha doğrusu kendime yakıştıramadım. sen becer ve ignore et. çünkü acıtıyor

-kezlerce benzer durumda sen beni bıraktığın için, sana selam vermeye çekinir olduğumu bile bile, bana bunu diyorsun ya, vallahi pes. ben seni başımdan savmak için bahane bulmadım. Gerçekten yetişecek işler var. ortalık oldukça gergin ve yetiştiremezsem, bir gün daha burada kalmam gerekecek, bu nedenle senden kapris değil, anlayış bekliyorum

-benim yokmu. üstelik konsantre olmam gereken bir hukuki sözleşme yazmaya çalışıyorum ama berbat oldu, gitti konsantrasyon. oysa selam aldığımda şevk alacağımı, motive olacağımı ummuştum. hadi git ve beni ignore et. kaybet beni bütünüyle. açık olduğun yeni ilişkilere... beni çok seven Bilge nin mutlaka bir tanıştıracağı da vardır, belki denemiştir. önermiştirde.

-of of.. bunu yapmayacağım ama peki seni yine selamlayan ben olmayayım, baksana böyle de yaranamadım sana

-yap. acıtıyor beni… daha öncede yapmıştın

-ve lütfen arkadaşlarıma yakıştırdığın çirkin seneryolarını kendine sakla. insanların ne böyle bir niyetleri ne de zamanları var

-çoğul değil… hadi işine dön, bakarsın fırça da yersin

-ben canım yandığında seni ignore etmiştim. Bu durum, senin canını yakıyorsa, sen son verirsin buna. kendim benzerini yaşadığım için, seni anlarım ve kızmam, kırılmam sana

-şimdi de et. biraz daha buradayım. sonrası...

-(...) kısmını doldurmayı beceremedim ERKEK, sen doldursan?

-sen dolduracaksın. bana ait değil.

-yine anlamadım, inan... demek senin sandığın zeka düzeyinde değilim.

-sana sevimli yüzümü izleteyim mi… özlememişşin, yani talebin yok ama

-ERKEK yapma, inan hiç vaktim yok. kan gövdeyi götürüyor içeride, birazdan sıra bana da gelecek

-klasik cevabını verme… kim, kimle, neden?

-anlatacak zaman yok, notlarımı yetiştirmem gerek toplantıya

-mecbur değilsin ki, hakarete maruz kalmaya. hadi kolay gele

-sağol

 

 

4 yıl 5 ay 9 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-neden sen girince heyecanlandım

-onu bilmiyorum ama sen sistem dışı gözüküyorsun

-evet, elimdeki işi bitirmem lazım. kimse seslenmesin diye

-aaaa... hani sen gizlenmeyi ilke olarak benimsemezdin

-senden öğrendim, öğrendiklerimden biri diyelim… bugün mecbur kaldım

-işine yarıyorsa, ya da uygun buluyorsan sevindirici... hadi meşgul etmeyeyim seni, işini yetiştir... kolaylıklar diliyorum

-alçı konusunda destek, bilgi

-düşündüm ama öyle toptancı filan tanımıyorum. benimkiler küçük nalbur niteliğinde firmalar. hani, belki fabrikanın adını, firma adını filan söyleyebilseydin, belki de görüş alınacak birileri bulunur muydu bilmem

-araştıramadım, bugünkü toplantıları atlatayım, araştıracağım

-tamam, kolay gelsin...

-sana da

AKŞAMÜSTÜ…

-İstanbul a geldiğini bildiren mesaj kime ola ki? Sohbet odanda ne kadar kişi var, senin seyahatte olduğunu bilmeyecek ve seni merak edecek? çok ilginç geldi bana

-ben yalnızca ankara’dan dönmenin sevincini ve bilgisini paylaştım arkadaşlarımla. Varol ve Serap yorum getirdi sadece, bir de şimdi sen tabii ki...

-ben de mesaj vermek istediğin arkadaslarını merak ettim.

-ay ERKEK, altında ne çapan oğlu arıyorsan, Allah akıl fikir versin

-özür dilerim. dışarda toplantıdayım. bir ara verdik. o arada sana yazarken amcaoğlu geldi sohbet odasına, onunla yazışıyorum…. nerede kaldık. evet bu ifadenden rahatsız oldum. batıyor bana.

-anlıyorum... öyleyse beni silmeyi deneyebilirsin

-yani sen beni mutsuz edecek girişimlere devam edeceksin. dikkat et. ben tek taraflıda olsa, bir mücdeleyi sürdürüyorum

-seni mutsuz etmek amaçlı hiç bir şey yapmıyorum

-sürdürme dersen, hemen sileyim

-bunu sana bildireli çok oldu ERKEK, sana nasıl uygunsa öyle yapmana saygı duyarım...tabii neyin mücadelesini verdiğini de anlamış değilim, artık anlamam da gerekmiyor.

 

 

4 yıl 5 ay 16 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-demekki silmeyi de becerememişim

-ama seni günlerden sonra ilk kez görüyorum. silsen de yeniden ekledin demek ki

-eklesem bilirsin, uyarı gelir

-ay eklediğini nerden bileceğim. ben seni silmedim ki... ben de silseydim, o vakit onay gerekirdi sanırım. sonuçta beyim; ne yapmışsan yapmışsın, ben seni görmez olmuştum

-çıkıyorum. Nurgül’e havaalanına gideceğim. sağlıcakla

-uygun olursa selamımı söyle...peki de... neden selam verdin öyleyse, anlamadım

 

 

4 yıl 5 ay 17 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-demin girdiğimde yoktun burada değil mi?

-merhaba, şimdi geldim

-o yazdığın ingilizce bir deyim mi? ne diyor?

-herşeyin olumsuz olduğu kadar olumlu yanı da var, görünenin dışındada bir yüz var

-anladım, optimist bir yaklaşım, sağol... Bil bakalım bu akşam ne yaptım ben... sana geldim ama iyi ki yoktun

-anlamadım, evemi geldin?

-evet

-haber verseydin. akşama kadar şirketteydim. Songül ü aldım, akşam anemlere gittim

-yok, zaten ani bir karardı ya da düşüncesizlikti diyelim. sen “annemlere pek gitmiyorum” dediğinden, orada olabileceğini düşünmemiştim

-üzüldüm. olumlu tarafından bak, pesimistlik yok. Nurgül geliyor diye gittim.

-olumlu baktığım için, "iyi ki yoktun" diyorum zaten

-peki. negatiften yaklaşmayacağım. arzu edersen yarın telefonlaşır, program yapabiliriz

-teşekkür ederim,

-rica ederim. yarın konuşuruz

-ERKEK, aslında ben sana gelmedim bu akşam, Tijenlerdeydim ama onlardan çıktıktan sonra evde olmadığını gördüm, olduğunu görseydim ne yapardım bilmiyorum. işin doğrusu budur

-paylaştığın için teşekür ederim

-bir de dün sana Polonezdeki adamla Hakan sayesinde görüştüm dedim, doğru değildi. Şef sayesinde görüştük adamla. şimdiye dek hiç yalan söylemediğim için içime dert olmuştu, şimdi rahatladım

-öyle uygun görmüşsündür, ne diyebilirim ki. safan olsun.

-bu kayıtsız tavırlarınla, (rol yapmıyorsan tabii ki) kendine ve bana çok faydalı oluyorsun. Şüphesiz başaracağız.

-başka çare varmı? olumsuzlaşsam, tepki versem ne kazancım olacakki

-sen daha iyi bilir ve değerlendirirsin illa ki... neyse ben içime dert olan ve kendime yakışmayanı sana ilettim ve uzatmaya, seni de sıkıntıya sokmaya hiç niyetli değilim... Nurgüller iyi ve afiyettedir umarım

-Kızını sabah gidip alacağız ataköy den, akşam tekrar teslim edeceğiz

-organizasyonun gezisine katılmayacaklar yani, öyle mi?

-organizasyonun gezisi yokmuş. sadece akşamları yemek ve bir yere toplu gidip resim alacak tv kanalı. çok uyduruk

-o zaman senin yarın için programın varmış zaten, öyle mi?

-13 gibi döneceğim. Şirkete uğramam gerek. akşam üzeri bitiyor

-aaa.... sen “akşam için program yaparız” diye düşündün sanırım

-olabilir gözüküyor. Nurgüllerle ilgili bir durum yok gibi şu an

-öylesi riskli ve tehlikeli ikimiz için... bunu ikimiz de biliyoruz

-anlamadım

-Nurgül’e ve kızına, selam ve sevgilerimi ilet uygun olursa

-söylerim, akşama bir zorunluluğum yoksa, dilersen beraber olursun, oluruz

-bunu polemik yapmayacağım ve yaşamından çıktığımı yineleyerek sana veda edeceğim bu gece... üzgünüm, çaresizim, iyi geceler...

-“sana veda edeceğim bu gece...” yeni bir ifademi bu?  ( Songül yanıma geldi, “selamımı yaz” dedi.)

-bu gece ayrılığımız çok koyuyor olmalı ki, öyle bir ifade kullanmışım, inan farkında değilim. sen de ona sevgimi söyle

-bu gece yi kastettin yani

-yok geneli kastettim, “bu gece melankolik olduğumdan ağır geliyor olmalı” diye düşündüm. tabii bu durumda, dün görüşmüş olmamızın getirdiği acı da yadsınamaz...

-alkol mu aldın? Tijen işlerle ilgili bir yorum yaptımı

-ne ilgisi var alkolle? evet... seninle konuştuğumuzda yoldaydım, ona gidiyordum. yani oldukça uzun kaldım onlarda. herşeyden konuştuk, sizin işten de tabii… kendisi gibi güvendiği ve tüm kartlarını açık ettiği tek insan olduğunu ve bunu fazlasıyla hakettiğini konuştuk. bir kez daha gurur duydum seninle

-patronuda aynı düşüncede galiba

-kesinlikle öyle, hatta onlara karşı kendilerinden daha koruyucu olduğunu vurguladı

-yo, diğerlerini de korurum. bilirsin bilerek haksızlık yapamam ama bunu direk yapmıyorum tabiki, işliyorum. bu ilişkinin tesisinde başlangıç sana ait biliyorsun. ben sadece geliştirdim.

-olsun ama... biliyorsun ki, olumsuz da yol alınabilirdi. her iki taraf da denk oldu ki buralara gelindi. inşallah bu emeklerinin, beyin gücünün ürünlerini alma şansın olur. diğer insanları bilmem ama hem kendim, hem de senin adına ne kadar mutlu olacağımı biliyorum ve bu mutluluğumun, birbirimizin yaşamında olup, olmamamızla hiç bir ilintisi oladığını da çok net biliyorum. Tijen’in dediğine göre, onların istediğini az bulup, “pazarlık payı olsun diye yükseltelim” demişsin mesela... çok hoşuna gitmiş

-doğru. pazarlıkla onların istediği paraya iner. kayıpları olmaz

-"bu duruma geldiğimize inanamıyorum, inan rüya gibi" diyor. her şeyleriyle sana tam teslim olmuş durumdalar anlayacağın....

-benim hakedişimde onları üzmemiş olur. Güven… şirketin anahtarını istesem verirler gibi. bugün patronuna; “bu hafta ofis kiralayacağım kendime” dedim, “benim kozyatağında bir yerim var, boşalttırayım orayı” dedi

-doğru söylüyorsun. sanırım en geç 1 ay içinde sonuçlanmış olacak ve eğer gönlündeki gibi olursa sonuç, bak işte bunun kutlamasında bulunmayı çok isterim. hatta kutlama filan yapmam, “bana ters” desen bile dinlemem zorla yaptırırım vallahi. beni de kimselerden gizlemene izin vermem böyle bir durumda bilesin, göğsümü gere gere yanında olurum o an ve kaçamana izin vermem.

-mümkündür. inşallah olumlu sonuçlanırda

-bunu başta dile getirdim zaten. böylece senin yaşamındaki varlığımın hiç olmazsa bir işe yaradığını kabul etmek zorunda kalacak insanlar

-bilenler zaten biliyor

-bilmeyen ya da bilmek istemeyenlerden bahsediyorum ben

-hi hi…

-belki taşlaşmış kalpleri, birazcık sevgiye yön bulur ve yumuşar ve belki dönüp bir bakarlar kendilerine, belki mil çekilmiş gözleri açılır. ne bileyim ben, böyle şeyler işte, çünkü bana çok koyuyor bu durum ERKEK. hiç birini haketmiyorum ve hiç kimse bana böyle davranmadı şimdiye dek.

-haklısın. kabahat bizim. olumsuz düşünmek yasak.

-herkesin sevgisini kazanmış olan ve koruyan ben, çaresiz ve çok üzgünüm... sana yemin ederim, şimdiye dek hiç kimseye zarar vermedim vermek de istemedim.

-iyide ya benimle ilgili, beni tanımayanların yaptıkları yorumlar? benimle iki kelamları olmuşmu?

-onların yorumları annene... Tijen bugün babanın sağ olduğunu duyunca çok şaşırdı biliyor musun? var sen düşün gerisini, bu izlenimi nasıl verdiğini... önemli olan insanların ne dediğinden ziyade, o lafları diyenlere duruşundur.

-babam konusunu anlamadım

-babanı ölmüş sanıyormuş kız... "ay ne bileyim, hiç babasının adı geçmedi, hep anne lafı var ERKEKin ağzında" dedi

-annem lafı, konu sen olduğu içindi. sen konusunda babam aktör olmadığından, ayrıca sen babamın, annemin akrabasısın

-doğrudur, baban bir varlık ya da tavır göstermediğinden adı geçmemiştir. işte Ordudakiler de annenin ağzından babanı değil, seni duyuyorlar sürekli sanırım. yakıştırmalarını da sizin bu sıradan olmayan ana-evlat ilişkinize dayandırmış olabilirler belki de...

-kabul etmiyorum

-bunu net yorumlayamam çünkü insanları konuşturmadım bile

-sıradan olmayan... rahatsız edici. beni tanımayan insanlar, bu konuda nasıl yorum yapabilirki

-seni tanımıyor olabilirler, annenin yansıttığı kadarını biliyorlardır onlar da. bugün Varol seslendi sohbet penceresinden. yanında irfan varmış, beni anıyorlarmış filan…"akrabalarımdan hiç bir fayda görmedim şimdiye dek, benden uzak olsunlar" deyip kestirip attım

-irfan, sana en çok zarar veren kişi… sana gelip, bunca sene sonra kardeş gibi olması gerekirken, evli barklı iken, duygularını açması, senin ifadenle tacizkar yaklaşımı ve bu yaklaşıma izin vermen vede bunun duyulması… izin vermen derken, bu cüreti bulabilmesi. sülalede pınar abla dahil benzerleride olunca, insan ürküyor

-bunu ne yazık ki bir seninle bir de annenle paylaştım. duyulmasından kastettiğin bu mu senin

-ben kimseyle paylaşmadım, keşke benim dışımda da paylaşmasaydın

-eee... o zaman sorun ne? annene de söylemiş olmam mı? onu da teyze bellediğimden anlatmıştım bu şaşkınlığımı

-haklı veya haksız, genel karakter hakkında yorum doğurtan bir durumdu.

-aman ERKEK... insan isterse armutta sap, üzümde çöp bulur. önemli olan niyet ve yürektir

-geçmişte sana bu gözle bakmış birini, en azından evinde konuk etmemen gerekirdi. ismini anmayacağım diğer vatandaşıda eve almaman gerektiği gibi.

-Allah Allah... adam gece sarhoş bunu söyledi ve sabah çıkıp gitti. bana gelmeden önce, hatta geceyarısından önce ben onun bu durumunu bilmiyordum ki

- bu dahada fena. geçmişten sabıkası var ve o adam sarhoşken eve hiç yaklaştırılmamalı

-sarhoş olduğunu da bilmiyordum ki ve o günden sonra bir daha evime aldım mı? Hayır.

-niye, gençken söylemiş ya sana olan aşkını... evet aldığını, görüştüğünü duymadım

-ERKEK, O gençliğimizde beni sevdiğini bana söylediğini söylüyor ve ben böyle bir şeyi bugün bile hatırlamıyorum. ne kadar şaşırdığımı hatırlamıyor olamazsın

-sorunun ne olduğunu artık anlayabiliyormusun. sen dahil olmayabilirsin ama maalesef senin oradaki akrabalarının genel yaklaşım ve tarzları bu. insanlarında uzak durma arzularını sanırım biraz anlayabiliyorsundur. tabi, yaşın yanında kuru da yanabiliyor

-size ne yapsam yaranamam ben... çünkü verdikçe yetinmeyip, ya da herşeyden bir maraza çıkarıp sorun olarak masaya koymaya kalkışıyorsunuz ve bana en büyük zararı veren akrabam da senin annendir, bunun farkında mısın?

-bence, dediğin gibi değil. özünde ana sorun, şüpheli yaklaşılması. çevredeki olumsuz örnekler, hak edilmesede, sanki potansiyelmiş yorumunu yaptırıyor. gel devam etmeyelim. ağzımızın tadını kaçırmayalım.

-el insaf... potansiyeli olan insan, beş yıl içinde bir açık verir elbet. bende en ufak bir meyil bile gördüğünü söyleyen varsa, çıksın karşıma... ben kendimi taşlatmaya razıyım

-bunlara girmeyeceğim, bu akşam kalsın burada. aslında bunlar hep konuştuğumuz seyler. tek başına büyük sorun olabilecek gibi gözükmesede, minik minik bir araya gelince kartopu oluyor, oldu... seni öpüyorum.

-peki ERKEK... sen kaçmak istediğinde ne zaman tuttum ki seni, şimdi tutayım. herşey gönlünce olsun

-bu tarz konularda, burada kalmayı sevmediğimi yıllardır bilirsin ve ben ders -iş çalışmak için buraya girdim ama uyuyacağım

-insan sevdiği için nelere katlanıyor ah bir bilsen.... iyi uykular

-özür dilerim. bunca pozitif yönüne karşın, sen bu konuda yarıda bırakan, gemiyi terk edensin. maalesef buda senin ürkütücü yanın. bunu en başından beri söyledik.

-gemiye binemedik ki terk edelim. işte sen de bunu görmek ya da anlamak istemeyensin

-ters giden bir şey oldu mu... optimist ol, keyifle uyu, yarına güzel temennilerde bulun, filmlere bak. iyi geceler

- sana da

 

 

4 yıl 5 ay 18 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi geceler efendim

-size de ..."efendim" yazacaktım, rahatsız olduğunu hatırlayarak vazcaydım

-eeee

-size de... de takıldım yani

-bugün belki demiştim ama Nurgül ile ile ilgilenmem gerekti. bırakamadım.

-Nurgül’ü bu kadar iyi, moralli gördüğüme çok sevindim, içim mutlulukla doldu

-ben de. inşallah devam eder. benim eniştem, senin de dayın olan eşiyle sorunları Erzurum da kalmış olur. Senin ona mesaj yazmanda iyi oldu. okur okumaz “ziyaret edelim” dedi

-o sırada seninle olabileceğini hiç düşünmemiştim

-“sonra zaman çok daralacak, belki firsat olmaz, öncelik verelim” dedi.

-sanırım sizin aile ortamınızdan uzakta olduğundan, bana tarafsız, ya da kendi görüş ve duygularıyla yaklaşan bir tek o kalmış... kendim açısından da en azından onun varlığı bana kendimi iyi hissettirdi

-olabilir. sevindim

-diyecek bir şeyin yoksa, sana iyi geceler diliyorum

-sanada iyi geceler, bende çıkacağım

 

 

4 yıl 5 ay 21 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba,nasıl keyifler

-iyidir, sağol. Seninki?

-sağolasın. aynen devam…  sende durum ne şimdilerde

-iş durumunu mu soruyorsun?

-evet

-dün Bilgeyle konuştuk uzun uzun. sonuçta, bana çok ihtiyaçları olduğunu, onlara düşündüklerinden çok daha fazla katkıda bulunduğumu dile getirdi. ben sadece projenin buradaki koordinasyonunu sağlayacağımı ve sonra çekip gideceğimi söyledim, ücretimi ben belirledim. Şubat’tan itibaren geçerli olacak

-ocak ayı? Araba?

-ocak hediye, araba yok

-o da ses çıkarmadı yani. Allah bereket versin ama sen aralıkta da emek vermiştin

-“araba bir tane var şirkette. onu istediğin, ihtiyacın olduğu zaman alabilirsin” dedi

-Sana araba alabilirler

-her neyse, bunları ben önerdim arkadaşıma, o da kabul etti... ben huzursuzluk hissetmiyorum

-Doğrusun. benim yorumum yanlış.

-kaç ay çalışırsam artık tam bilemiyorum ama para bile biriktiririm ben

-biliyorum

-hem sevdiğim bir işi yapıyorum, rehabilite oluyor bana. siz de handyman lik yapacaksanız bünyenizde, bana teklif getirebilirsiniz...

-neden olmasın, hep aklımda

-şimdi düşününce cazip gelebilir ama yaşama geçtiğinde bizi çok zorlar böyle bir çalışma. bu yüzden ciddiye almamakta fayda var

-zaman ne gösterecek bilemiyoruz

-"asla" kelimesini kullanmak tabii ki gerçekçi değildir ancak; ‘görünen köy kılavuz istemez’ diye de bir atasözümüz vardır

-bunu da tartışabılırız ama… görünenin görünmeyen yanıda vardır ama yinede asla dememeli

-biz ikkimiz bir şey tartışmayalım artık... yıllarca konuştuk, tartıştık, ne oldu..  kocaman bir HİÇ.

-benim… bencede... seni kucaklıyorum, öpüyorum. kolay gelsin

-bu kadarcık lafımdan bile kaçan bir adam, zaten yoktur.

-şimdi kaçmak... gerginlikten kaçtım, senden değil. istiyorsan akşam buluşuruz

-gerçekler geriyor değil mi? yani gerçeklerden kaçıyorsun

-seni zaman zaman çok özlüyorum ama tartışma ortamına girmeyide istemiyorum

-tamam, git ERKEK. ben de zaman zaman özlüyorum ama zamanların arası açılıyor işte gördüğün gibi

-akşam?

-akşam özlem mi gidereceğiz

-kimbilir

-geçiniz...

-sen öfkelisin… özlem. koklaşmak. sarılmak. Ece- Görkem nerede?

-teşhis kondu ya, tedavisi de vardır elbet. son size geldikten sonrası çok daha kötüydü. hepinizin bana bilerek ya da bilmeyerek yaptığı kötülükler tüm canlılığı ile beynime doluşuyor. seni ya da sizden birini görmediğimde külleniyor, unutabiliyorum. bu yüzden seni görmek kendime yapacağım en büyük kötülük oluyor. arada, sana bir şekilde ulaşmak istiyor olabilirim ama benim iyiliğim için, beni engelle hatta durdur. zamanla bunlar da geçecek eminim

-bu gece

-bana hala bu gece diyorsun..

-dikkat ettiysen, bu konularda olumlu yada olumsuz yorumum olmuyor. Zaman... evet, duygularını hissediyorum ve gece birbirimizi koklamayı, gerekirse şarap içmeyi öneriyorum. kusurlu insanlarmıyız? geçen akşam sen istedin. tesadüf bende evde değildim. bugün ikimizde istiyorsak...

-çok hain ve acımasızsın... böyle bir öneri getirebildiğine göre, beni gerçekten sevdiğine inanmıyorum ve iyi ki sen evde yoktun, buna şükrediyorum

-peki, o zaman neden bir merhabayı ve kısa hal hatırı bu ortama getiriyorsun, hakaret etmek için mi? geçmişte o kadar yaptın ki…

-ben mi getirdim? inanmıyorum sana. ben sana buluşalım, görüşelim diye zemin mi hazırladım?

-hani sen dersin. "diyen gitti." sen veya ben, ne fark eder. gitti o. üzme kendini, bende gerilmeyeyim.

-uğurlar ola, sağolasın.

-Allah akıl fikir ihsan eylesin bize. sağlıcakla.  (teklifim geçerlidir. değerlendirebilirsin.) stop.

-senden çok özellikli isteğim şudur; sana görüşmeyi öneren ben olsam dahi, benim için reddet..

-seni benliğimde yaşarken söz veremem ama dikkat edersen üstünede gelmiyorum. saygısızlıkda etmiyorum, senin gibi hakaret de. bu konuda senden çok alacaklıyım

-o vakit, beni benliğinden atana kadar, en azından kendin bir öneride bulunma. senden alacaklı olduğumu düşündüğün başka konular varsa, onlarla dengelemeye çalışarak huzur bulmanı dilerim..

-güldürdün beni… seni kocaman öpüyorum sevdiğim. şimdi içimden geleni söylemeden yapamam ki… kaç gel evde yiyelim yemeği

-sevindim, en azından giderayak güldürdüm seni. kolay gelsin, hoşçakal...

-sağlıcakla

 

 

4 yıl 5 ay 22 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba. Kartal’a gideceğim. dönerken selam vermem seni mutlu edermi?

-merhaba, anlık mutluluk duyacağım kesin ancak sonrasının mutsuzluğunu istemiyorum yaşantımda artık

-bak istersen yemekde ısmarlayabilirsin, nede olsa çalışıyorsun ya… sağol be. yanıt bile yok

-yanıt verdim ya. ikimizi de örselemeden, zedelemeden bunu becermeye çalışıyorum gücüm yettiğince… ve her ikimiz de kendimizde ve karşımızdakinde gözlüyoruz ki, süreç işliyor ve kopuyoruz... kimbilir kaçıncı kez sana ileteceğim; lütfen bana anlık ya da günlük hiç bir aktivite önerme, bu çok yaralıyor. özen göstermeni rica edeceğim.

 

 

4 yıl 5 ay 26 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-günün, mesain güzel olsun

-senin de... çok meraklı bir bekleyiş içindeyim aslında, nasıl durumlar?

-sabaha çıkabildim ama tam düzelmedim

-nasıl yani?

-tansiyon meselesi

-sen hasatanede miydin?

-gitmememek için direndim. gitmedim ama düzelmedimde.

-evde misin

-evet ama çıkmamda gerekiyor ama gücüm yok

-uygunsan arayabilir miyim?

-ne sakıncası olacak ki

10 DAKİKA SONRA…

-şimdi daha iyice misin?

-sayılır

- J

 

 

4 yıl 5 ay 28 gün sonra (Çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ERKEK, bana 10.000 TL borç verir misin 4-5 ay sonra geri ödemek üzere

-merhaba. Hayrola?

-ya sen önce verebilir misin veremez misin onu söylesene bana n'olur. ben de ona göre hayal kurayım ya da kurmayayım

-veremem. çünkü yok. zorunlu gereksinimin varsa cebimdekini paylaşırım. Işıl için ev aradığımızı bile bile talep etmen de manidar

-yok sağol, birikimini tükettiğini düşünememiştim. Işıl’a satılık ev aradığınızı şu anda öğreniyorum senden

-yok tüketmedim. elimdekini yatırıp, üstüne borçlanacağım ama iş başlamadan cesaret edemiyorum. Tijen’den de beklediğimin gelmesi şüpheli. Ev sahibi çıkarıyor Işıl’ı, Songül çekmeköy den bahsediyordu ya arabada

-bunu biliyorum ama Işıl’a ev satın almak niyetinde olduğunuzu bilemedim. kiralık bakılıyor sanmıştım

-sen düşünceni bile paylaşmazken, ben sana niye anlatıyorumki? nisanda kira sözleşmesi bitiyor. Ev sahibi kapısını yine kurcalattı bu hafta. yıldırıyor. bunları konuşmuştuk. “kredi alarak kirayı bir misli fazla ödersem, ev alınır” diye düşünüyorum.

-olmayacak bir şey için sen de hayal kırıklığıma ortak olmuyorsun böylece, fena mı... var olsaydı, sevincime ortak ederdim tabii... lütfen suçlayıcı davranma. bence de çok uygun bir iş yapmış olursunuz.

-“var olsaydı, sevincime ortak ederdim tabii..” ne demek bu, neydi amacın?

-yani “parayı temin edip, bendekinin üstüne ekleyerek amacımı gerçekleştirebilecek olsaydım paylaşırdım” demek istemiştim

-senin amacın neydi

-borç isteyebileceğim en yakınım olarak seni görmem yanlış mı ki "amacın neydi?" diye soruyorsun. şimdiye dek senden ne aldıysam mağdur etmeden geri ödediğimi sanıyorum

-saçmalıyorsun iyimi. parayı ne amaçla kullanacaktın

-haaaa.... ben de hangi sıfatla senden bunu isteme cüreti gösterdiğimi soruyorsun sanmıştım, özür. yaaa... bugün bir mini cooper gördüm ve bu arabayı taaaa gençlığımden beri ne kadar sevdiğimi düşündüm

-ikinci eli olmayan araba. toplam kaç para?

-evet, pahalı ama çoook güzel yaaa… ikinci el fiyatlarına bakıyordum ve 10.000 TL açığım kalıyordu

-ben de arabayı satacağım ve evin peşinatına katacağım.

-hayırlısı olsun. vardır belki bir yerlerden çaresi... gün ola devran döne. sana şirketten araba verilecek tabii değil mi?

-vermeleri lazım. bir başlasında.  bakarsın Tijenler sözünde durur. seninkinide çözümleriz.

-anladığım kadarıyla onların eline para geçmeyecek. sahiden sana verdikleri sözü nasıl tutacaklar acaba? neyse, şirketin başına senin geçmenle, kısa sürede bu açmazlar çözülür bence. dediğim gibi bana 4-5 ay süreli olması yeter. peki, sana iyi geceler, sağlıklı uykular. ben biraz daha ağzımın suyu akarak bakayım sayfalara.

-hangi sayfalara? ofis bak bana. altunizade olabilir, hasanpaşa olabilir. asistan lazım, para kazanmamız lazım

-senin zamanın yok mu baksana internet ilan sayfalarına, adresleri vereyim istersen

-zaman nerede… yarın dolaşacağım biraz. senden fayda yok. dün akşam morarttın beni.

-yapma ERKEK.... üzme beni. fırsat bulursam ben de internetten bakarım

-sağol

-sen de sağol... veremesen de vermiş kadar oldun

-becereblirsem yük omuzumdan kalkacak

-neyi becereceksin, neyi düşünüyorsun. sen kendinin farkında değilsin ya da unuttun sanırım. sen yeter ki sorumluluğunu üstlen, herşeyin altından kalkarsın alimallah. hadi, sağlıklı uykuların olsun

-sağol, evet ben uymaya başladım galiba, iyi geceler

 

 

4 yıl 6 ay sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-huuuu... geldi mi misafirler?

-merhaba. işlemler yetişmeyince, ertelediler

-yanlış anımsamıyorsam fırıncı Ahmetlerin hasanpaşa’da mobilyalı bir ofisleri vardı galiba. Onlara Riva’ya misafirliğe gittiğimizde söz konusu olmuştu sanki, sen hatırlıyor musun öyle bir şey

-unuttum, belki… eee….

-yok yaaa... öyle aklıma gelmişti de sana bir sorayım dedim. bir de bizim üst sokakta güzel bir apartmanın 1.katında "sahibinden satılık" yazıyor, bakmaya değer mi sizce?

-salacaktamı

-evet

-düşünmem. trafiği sıkışık, park yeri sorunlu olan yerden kaçıyorum.

-ben Işıl için demiştim bunu. bahçeli ve otoparklı bir apartman. neyse, benden sana bu kadar bilgi şimdilik. yorgunluktan canım çıkıyor, yatacağım. günlerdir sular geceyarısı geliyor, sabah gidiyor, bütün işler geceyarısına kalıyor o yüzden

-bu yaz ciddi sorun olacak su. Arjantinli misafir kız ne durumda?

-kıza rezil olduk vallahi. Görkem fırsat buldukça gezdiriyor onu

-Billurda kalsaydı bari. orada depo vardır.

-bir gün banyoya Ona gittler, Onda da kesilmemiş mi... Allahtan kız yapmış banyosunu ama Ece sabunlu kalmış, böyle bir rezillik işte...

-şansa bak

-haydi sana kolay gelsin, iyi geceler...

-sana da

 

 

4 yıl 6 ay 1 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEARISI…

-iyi geceler ERKEK, dün gece karşılaştığımızda, birbirimizi incitebiliriz endişesi ile sana seslenmedim ama kandilini de kutlayamadım... inan içime dert oldu ve geçmiş de olsa kandilini mübareklemek istiyorum

-teşekkür ederim. neden bir kandil kutlaması ile incinecek duruma düşelimki, asıl seslenmemekle incittin

-üstteki cümlemi doğru okumadın herhalde

-kandil gibi kutlamalarda, ilk adım her zaman senden geldiği için, bende dokunmadım. tekrar okudum. demek ki çözemedim.

-sen benimle konuşmak istersen seslenirsin diye düşünmüştüm, çünkü bir önceki görüşmemizde oldukça mesafeliydin, sen seslenmeyince de ben ilişmedim

-öyle tembihledin, uyum sağlamaya çalışıyorum

-peki, ben diyeceğimi dedim, huzurlu ve sağlıklı uykular diliyorum sana

-sana da. selam verdiğin içinde teşekkür ederim, acıtıyor ama ne yapayım, alışacağım

-birbirimize selam verme yasaklı değiliz bildiğim kadarıyla

-değiliz. kandilde senden selam alamayınca, “yeni bir tavrı vardır” diye düşündüm. sessiz kalmayı tercih ettim

-demek ki sen de verebilirsin beni beklemeden. madem devam ediyoruz yazışmaya, aklıma gelen bir şeyi daha paylaşayım. Işıl için Billur'un evini düşünür müsünüz acaba?

-hiç aklıma gelmedi. kaç paraydı ki orası? Billur’un tayini kesinleşti mi?

-kesinleşmedi ama Başkan gidebilirsin demiş. yani en geç bir ay içinde taşınmış olacak bildiğim kadarıyla. gerçi ev fiyatları düşük olduğu için satmak yerine kiraya vermesini önermiş emlakçı ama düşünürseniz sormaya değer diye geldi aklıma

-doğru ikinci el durmuş durumda. “kadro almadan git” gibi mi tavrı, tayin kesinleşmeden gitmesini mi kabul etmiş veya önermiş

-evet, “sana kesinlikle bir bakanlıkta yer ayarlayacağım, boşuna bekleme burada, bir an önce git oğluna, evini düzenini kur, burada zaman geçirme” demiş.

-desteği devam edecek yani. kızın 3 yılı gitti. iyi niyetle başladı ama aşı tutmadı. iyi niyet yetemeyebiliyor

-tabii...  of ERKEK of!!!! bizim kaç yılımız gitti dersin. bırak iyi niyeti, benim dağlar denizler gibi sevdam yetmedi...

-doğru

-neyse, düşünür müsünüz, bir konuşayım mı?

-ev olumlu ama akrabadan alış veriş doğru olmaz gibime geliyor. bize uzak. Işıl ne der. sence kaç para düşünür Billur?

-bilmiyorum, emlakçı saptar bugünkü ederini

-yinede koşulları öğrenmende fayda var. bende düşünürüm

-siz düşünüp tartın durumu, sıcak bakarsanız açarım konuyu Billura. Bir de, baban almış mı kandil mesajımı? annene cesaret edemeyince, babana yollamıştım

-bilmem

-anlaşılan artık adım, sanım da geçmiyor aile arasında

-annem okuyamaz da. sanki babam okuyormu ki

-fotoğrafta sağlıklı görünüyorsun, buna sevindim

-acaba? inşallah öyledir. eve dönünce 3 saat  baygın yattım.

-sen miskinin tekisin evde olunca, ondan yatmışsındır. tembellik ediyorsun, tansiyonun arkasına sığınıyorsun bence....

- inşallah öyledir, dışarı çıkamadım. Misafir kız gitti mi?

-pazartesi sabahı gidecek, senden istemeye utandım

-memnun kaldı mı istanbul dan, sizden

-kalmış olmalı sanırım…

-benden neyi istemeye utandın?

-ya sen "gidişinde de ihtiyaç olursa yardımcı olurum" demiştin ya… ama kızın saat 7.30 da havaalanında olması lazım, dolayısı ile sana ters bir zaman bu.

-anımsıyorum dediğimi. pazartesi sabah uymayabilir. ayrıca hafta içinde denk gelebilecek zamanlardada bir yerlere taşıyabilirim de demiştim… Songül evde, okul var, 10 gibide toplantım var.

-evet, Görkem bu dediğini de hatırlatıp, yarın için seninle bir gezi programı yapmayı önerdi hatta

-yarın geldi çoktan ama benim haberim olmadı

-ben, senin nezaketen söylemiş olabileceğini söyledim ona

-bende o tarz nezaket varmı

-bazen... sağın solun hiç belli olmaz senin

-söylemişsem, yaparım. tek sorun koşullar uymadığında yapacak bir şeyin olmaması. demekki, geçmiştede söz verip kıvırdığım olmuş. bak bu özelliğimi bilmiyordum.

-sen iyi niyetli birşeyler tasarlarsın, insanlar (ya da ben) onun üzerine hayaller kurarım, sen de "ben söz vermedim ki" der çıkarsın işin içinden, benzer duruma düşmemek için sana bir şey söylemedim. neyse artık, yarın kendileri topkapı sarayını gezmeye gidecekler sanırım

-kıvırgan, dönek erkek. Palavrasyon, sallamacı erkek…

-sen aklına yazsaydın ya da gerçekten istekli olsaydın konuk kızla ilgili bir program yapardın

-geçmişte senin söylediğin bir şey vardı. büyükler uzak kalınca; iyi niyette, sevgide bir değişiklik olmasada küçüklerdende kopuluyor ister istemez. uzak kalıyor insan

-gerçekten istekli olsaydın diyorum çünkü Ece'nin oyununa bile henüz gitmedin ya da gitmediniz...

-oyun için haklısın. bazı küçük nedenler olsada gitmeyi becermeliydim.

-bunun için "yeterince isteseydin yapardın" diyorum ya zaten. yeterince isteseydin, beni bile eşin yapardın... tamam, kesiyorum ve gidiyorum

-iyigeceler, iyi uykular

-sağlıcakla...

-sana da

-aaaaa.... 1 nisan olmuş!!!!!

-ss… 1 nisan olduğunu da düşün

-bunu bile fırsat bilmeye öyle hazırım ki... bu nasıl bir özlemdir yarabbim

ÖĞLEDEN SONRA…

-efendim. pazarınız güzel olsun.

-senin de ERKEK...gerçekten güzel bir gün

-evet

-oldukça uzun bir yürütüş yaptım ve çok iyi geldi doğrusu

-aferin

 

 

4 yıl 6 ay 2 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ah ERKEK ah! bilemedin kıymetimi... çok kötü harcadın beni... gün geçtikçe daha çok koyuyor

-bence neden bilemediğimi düşünmek gerek. düşününce de yararmı, daha ı zarar, oda ayrı dert ya

-sen düşünüp de cevabını bulabildiysen ne ala... ama ben bulamadım. bir bulsam, diyeceğim ki "oh olsun 2.KADIN, sen bunu hakettin"

-bulabilsek burda olmazdık akıllım

-ama yemin billah ediyorum ki bulamadım, bulamıyorum ve kahroluyorum.

-hiç olmazsa olabildiğiyle yetinebilmeyi bilseydin, en azından ayrı düşmezdik

-bana verebildiklerin öylesine onur kırıcı ki, bunu sevdiğine önermemeli bence insan. ayrı kalmak değil ki asıl derdim, haketmediğim konumlarda haketmediğime inandığım durumlarda kalmak. al işte yine bana haketmediğime inandığımı kabul etmediğim için ayrı düştüğümüzü bildirerek geliyorsun hala.

-kırıcı diye tanımladığın çözüm, en azından bizi uzak kalmaktan koruyordu. ümitleri taze  tutuyordu. Şimdi savrulduk. dahamı iyi oldu

-okları bana çevirme yalvarırım... seninle önerdiğin, yetinmemi istediğin gibi beraber olmaktansa, böylesi daha iyi

-tamam. zorlayayabildiğim kadar zorladıktan sonra, bende saygı duydum.

-akıllara ziyan durum ise... neden yetinmeliydim, fazlasını haketmeyecek neyim vardı ya da yoktu... üfff... neyse, coştum işte karamsarca yine

-aynen. 5 iyi bir not, 1-2 de sınıfı geçmeye yetmiyor, 5 alınamadığı durumlarda, 3-4 de sınıfı geçmeye yetiyor.

-beş üzerinden en az 4 ederdim be ERKEK

-bazen 5 de edersin, etmeseydin mücadele etmezdim. seni kocaman öptüm ve çıktım

-daha üstün bir not alabilecek kadın bul, onun elini öpeceğim

-henüz yok. belki de hiç olmayacak, kader.

-yok böyle salak bir kader, kader sensin. senin basiretsizliğin ve kendini de beni de mahvedişin. işte kader bu

-o zaman duy. seni özledim. Görüşürüz

 

 

4 yıl 6 ay 5 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-naber fıstık

-sağol, senden ne haber?

-ne derler; aynı tas aynı hamam, gerçi yıkandığımız da yok ama

-sen temiz adamsın, her gün duş alırsın, kendine haksızlık etme

-ama hep suyun içerisinde olan balıkçılar en pis kokanlardır. peki bu nasıl oluyor?

-onlar arınmak amacıyla suyun içinde değiller ki... hallettiniz mi işleri, tamam mı?

-gecen hafta yetişmemişti. şimdi adamların keyfini bekleyeceğiz, haftaya inşallah…

-ne diyelim, geç olsun güç olmasın

-senin keyfin nasıl? bu akşam üzeri cesaret edip arayamadım seni

-yok bişey.. öyle yaşayıp gidiyoruz işte... Görkem'in bu haftasonu gidecek olması beni hergün için için ağlatıyor

-aaaa… gün geldi demek, diploma duruyor ama

-evet yaaaa... gidiyor artık koçum. haziranda kep giyme törenine geldiğinde alacakmış diplomasını

-ne derler.. Allah kavuştursun. arada sen de gidersin. nasılsa kendi evi olacak Muğla da

-doğru diyorsun da, garip bir duygu... insanın içi kavruluyor.

-eee… tabiki. geçmişte ayrılıkları yaşamış olsan da

-o zaman farklıydı, biz onu babasının evinde bırakıp, Ece’yle buraya gelmiştik, oğlum evden gitmemişti yani

-ama gurur duy. artık kendi kanatları uçmasına uygun. ayrıca sende onları gecen yıl terk etmeye kalkışmıştın.

-işte belki de sırf bu sebeple, onlar evden çıkacağına, ben gitmek istemiştim. şimdi eşyalarını koliliyor, topluyor... boğazım düğüm düğüm

-itiraf edeyim son cümleni okuyunca, benimde gözlerim doldu. seni anlıyorum.

-neyse, hayat... elbet bir gün olacaktı...

-onun da içi burkuluyordur. senden çok Eceden ayrılmak ona koyacaktır. Ece ye de abisinden ayrılmak tabiki

-Aygül ve Songül de günü gelip yuvadan uçtuklarında, bu anı hatırlarsın belki

-evet. belki sen anımsatırsın… Oğlanın odası duracak evde değilmi

-geçende babasıyla konuştuk... dayanamayıp ağlayınca, "ben yıllarca ne çektim be 2.KADIN, bak Ece seninle kalıyor, Görkem benimle kalacak. böylece daha adil olacak durum" dedi

-samimimi acaba?

-Görkem kükreyip duruyor burada "ben babamı çok seviyorum ama benim ailem sizsiniz, bunu anlamıyor babam" diye… hani sana dayanamayıp kahreden bir mesaj yollamıştım ya geçenlerde

-hangisiki?

-benim kıymetimi bilemedin diye

-he yazmıştın

-onun için özür dilerim, işte ben sana yazmadan hemen önce konuşmuştuk babalarıyla ve sanırım beni çok gaza getirdi ki, seni sistemde görünce dayanamayıp yazdım.

-nasıl gaza getirmişki?

-Görkem söylemiş ikimizin ayrıldığını. bana kibarca sordu "hayrola, neden, tüh çok üzüldüm" filan gibi laflar etti, ben de onun bildiğinden habersiz olduğumdan, hazırlıksız yakalandım.

-ayrıca özür dilenecek bir şey değil, duygularını paylaşmışsın benimle. biz hep açık olduk birbirimize. hatta yüzüme defol diyebilecek kadar aleni olduk. Sebep  olarak Görkem bir şey dememişmi babaya? sen ne dedin?

-...peki, devam etmeyeceğim

-ben de bu akşam sana “akşam üzeri cesaret edemedim” diye yazdım.... şimdi özürmü dilemeliyim.

-bazı şeyleri bilmek, inanmak, hiç bir faydası olmayacağını bildiğim halde dile getirmemi gerektirmiyordu, bunları söyleyerek sana gereksiz yük verdiğimi düşündüğüm için özür dilemiştim

-ne diyeyim ki. eski sayfaları okumadan konuşmayı deneyemezmiyiz acaba

-bir şey deme... bunu sen kendine de söylüyorsun değil mi? bırakalım becerebildiğimizce olduğu gibi kalsın

-görme olanağım olabilecekmi Görkem i bilemiyorum ama göremesemde ona sevgilerimi ilet lütfen. kendi oğlum gidiyormuşcasına çok duygulandım, bu kadar etkilenebileceğimi düşünmemiştim.

-onu görmek istiyorsan görebileceğini sana ben hatırlatmalı mıyım acaba derken bile hatırlatmış oldum ama böyle durumlarda ne oluyor biliyor musun, senden bir hareket gelmiyor genelde, yani gürlüyor ama yağmıyorsun... ve bu çok büyük hayal kırıklığı yaratıyor

-her şeyi o kadar berbat ettikki, çocuklara bile yansıttık yada ben yansıttım. Örneğin tiyatroya gitmedim.

-neyse artık, olan oldu. bırak kendini sorgulamayı...

-sorgulmıyorum. hangi sözü verip de yapmamışım. ayıp ediyorsun bu ifadenle

-Görkem'in telefonda doğum günün kutlamış ve ben Muğla’dan döndüğümde birlikte kutlama yemeği sözü vermişsin. bunu bana senden bu sözünü tutmanı beklediği için söylemedi, sadece bir laf arasında geçti, o kadar. zaten üstünden 7 ay geçmiş bir olay. sana ayıp etmek en son isteyebileceğim şey, eğer böyle düşünüyorsan onun için de özür dilerim

ÖĞLE…

-merhaba gece ben mi sistemden düştüm, sen mi bana yazacak bir şey bulamadın anlayamadım. öyle olunca da bir süre bekledim, baktım ki ses seda yok, çıktım

-sen düşmüşün, bende kalkmıştım. J döndüğümde sen çıkmıştın yada yeniden düşmüştün diyeceğim ama gece görmedim seni. sonrada tavla oynadım zaten

-yok, seninle yazışırken, ses seda kesilince çıktım netten ve yattım

-kız, hemen celalleniyoruz birbirimize. bende gerginlik ortamı olacaksa kaçmayı tercih edeceğim zaten

-nasıl anlamadım? gece celallenme hissetmedim ben

-bunu yanıtlasam, yine hiddet başlayacak. en iyisi daha soft kalmak. sabah zil çaldı. az bir umuttu ama acaba 2.KADIN mı dedim kendi kendime. Nerede bizde o şans, gelen Aygül dü.

-peki, dün geceden sende eksik kalan bir şey yok anladığım kadarıyla... ki beni gördüğün halde seslenme gereği duymadın

-rahatsız etmek istemedim, acı

-ona da peki

-acı var ya acı… konuştuğumda kalemimin ucu, nedense seni özlediğimi sana yazmamı emrediyor

-bunu bilmiyor olamazsın; bugün her ikimiz de acıyorsak sn. EROĞLU mağdurları olarak acıyoruz

-bu da seni polemiğe itiyor. bak yaylım ateş hemen başladı. bu cümlen yerine, atlayıp yanıma gelmeni tercih ederdim.

-tamam, kestim... aslında bunun farkında olduğunu bir algılasam, belki de seni teselli bile etmek isteyeceğim. bana sarılıp, bir daha bırakmayacağını bilsem, bir an bile beklemeyeceğim sana gelmek için... hatta gelmek ne kelime, ışınlarım kendimi

-bak yine takıldım

-böyle anlar sözün bittiği anlardır, kişiyi ya sözsüzlüğe iter, ya da radikal davranışa...

-hangisini tercih ederdin

-yukarıdaki özlemimi ve isteğimi bildikten sonra, bu soru anlamsız değil mi?

-vurguyu veremedim demekki… sözsüz kalma, diğer yanda olumsuz restleşme. yani senin ifadenle radikal yaklaşım.

-demek ki ben kendimi anlatamamışım. radikal davranış ile kastettiğim; "ey kadın, gel biz ömrümüzü birlikte tüketelim" diyebilmendi

-ben aptal değilim ama diyemediğinde büsbütün kapıları kapatmak, “defol” dan bile daha ağır olmazmı?

-sen gerçekten takılmışsın ERKEK... ben seni anlıyorum ama senin beni anlamayışını anlamıyorum

-izninle bu konuda yazmak istemiyorum. Yine kısırdöngüye giriyor.

-kesinlikle haklısın

-kimin ne dediği çok net belli, seni öpüyorum

-kolay gelsin, sağlıcakla...

 

 

4 yıl 6 ay 9 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-hoşbulduk diyecektim değilmi? sen girdiğinde ben sistemdeydim ama masada değildim ki, dolayısıyle bu durumda nasıl hoş geldin diyebilirimki

-az sonra toplantı yapacakmışız, öyle söyledi Bahattin. Anlayacağın, bugün iş anlamında yollarımız ayrılabilir arkadaşlarımla.

-hayırlısı neyse o olsun öncelikle ama “toplantı yapacağız” demek bu anlamada gelmez, öncelikle çözüm arayacaklardır

-bilemiyorum ama ben şantiyeye bulaşmamak konusunda kesin kararlıyım. hem açıkcası böyle olursa biraz da işime gelecek gibi. dün duygu seli bir akşam ve gece geçirdik, ağlaya ağlaya helak olduk. ben sizin uğramanızı Görkem'i görmek için diye lanse ettim, bilgin olsun. babasını da ikna ettik, önümüzdeki pazar Ece’nin doğum gününü burada kutlayıp öyle gidecek, yani 4-5 gün daha kazanmış olduk ama nereye kadar... tutturmuş "ben gitmeyeceğim, sizden ayrılamak istemiyorum" diye.

 

 

4 yıl 6 ay 11 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-uygun musun? olmasan da olunca okursun nasılsa

-evet, almanya dan haber bekler dururum, birde bilgisayarcıyı

-…derken yazdığını gördüm. Görkem arabası olan bir arkadaşıyla gidecek ikea'ya

-akşam programı uygulanmayacakmı, hazır olacaktım.

-sağol, bunu biliyorum. dolayısı ile o konu hallodu

-bir başka sefere ben yardımcı olurum yine

-tamam, sağolasın...

-sende hep sağol, sağlıklı ol, mutlu ol, fazlasını banada ver.

-oy oy... coştun. birbirimizi çokkkk özlüyoruz biz yaaaaaa...

-he valla

-ben toplantıdan kaçtım sana bilgi vermek için... hadi gittim

 

 

4 yıl 6 ay 12 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ne… burada mıydın?

-ruhum mu, evet.

-ben masada değilken girmiş olmalısın, yemek için mutfaktaydım

-bilmiyorum ne zaman girdim...

-ilk cümleni tercüme et sevdiğim

-onu ekle de... bak ne çıkacak, ne çıktıysa bana da söyle..

-ama nereye?  galiba ulaşmayan bir dosya var

-sen eski bir sürüm kullanıyorsun sanırım

-bilmem. “yerim” den iki şey anlarım. a-yemek b-pipi

-ay ne ilgisi var yaaaaa… belden yukarısı pek çalışmıyor herhalde bu aralar. peki o zaman tercüme etmek bana düştü... yerim seni demek

-"yerim seni" deyimi ekmek-su-meyva anlamında kullanılmaz. Tatlı, sevimli çocuklara denir.

-özel bir gayret gösteriyor musun beni yıldırmak için?

-büyüklerede "o " anlamda söylenir.

-evet, ben de senin için aynen böyle hissetmiş ve bunu ifade etmeye çalışmıştım

-bak bu güzel. yılmama gibi bir gayretinin var olduğunu bilmiyordum. sadece kendimde var zannediyordum. akşam seni sevebilirmiyim?

-yani en azından böyle bir duyguyu ifade etmek konusunda bile yılabilir ve vazgeçebilir insan. işine gelen bu olduğu için, doğal olarak tek cevap isteyeceksin. benim tek kelimelik bir yanıtım olmadığından yanıtlamıyorum.

-yüzde 50 evet demek bu. seni hissediyorum öyleyse.

-evet... birbirimizi özlüyor ve bunu hissediyoruz

-çocuklar evdemi akşam

-sanırım

-ne yapacağız, kaçta gelirler?

-ERKEK, lütfen

-ama çaresini biliyoruz sen ve ben. kimsecikler yok

-şu benim masumca sana seslenişimi bu boyutlara getirdin ya, helal olsun diyor başka bir şey demiyorum

-aaa… benim ifademde çok masum, sevecen

-ve inan hiç düşündüğün ya da olmasını istediğin gibi değil benim konum

-çıkmam lazım, akşam dilersen beraber olabiliriz. Tijene bir yazı yetiştirmem lazım. ofisten çıkarken ara beni

-güle güle... kolay gelsin. bekleme, aramayacağım.. hele böyle bir beklentiye vereceğim yanıtım, bu koşullarda kesinlikle "hayır" dır

-konuşuruz

 

 

4 yıl 6 ay 15 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECE…

-bugün Görkem bana "anne, ERKEK abi öyle güzel ve anlamlı bir mesaj yollamış ki bana, ne yapacağımı, nasıl karşılık verebileceğimi bilemiyorum" dediğinde, ona senin mesajının ne olduğunu sordum, o da okudu bana. "sen de arayıp teşekkür et istersen" diye önerdim ama "olmaz anne, sözle teşekkür etmek yerine, ben de yazayım ki kalıcı olsun" dedi ama inatla sana ne yazdığını söylemedi ve okumadı... öğrenmek istediysem de "yazdım işte bir şeyler, paylaşmak isterse ERKEK abi sana söyler" deyince onun üstüne varmadım ama bayağı meraklandım doğrusu. paylaşmak ister misin?...

-geldim, kızlarla meyve yiyorduk sen tıkladığında. bakıp yazayım sana

-aa.. onlar yatmadılar mı daha? ikisini de kocaman öpüyorum

- baba lütfen 2.KADIN teyzeye selamımı yazarmısın dedi Songül

-bir dakika beklesin...bir şey yapacağım bakalım anlayacak mı?

-"bana her türlü katkılarından ve bu güzel dileklerinden ötürü çok teşekkür ederim ERKEK abicim. Umarım hayat hepimizin gönlümüze göre olur :-)"  bu Görkem in yazdığı mesaj idi

-anladım, sağol...Allah Allah...niye paylaşmadı anlamadım ki? öyle gizli gizemli bir şey de yokmuş

-şirvan daymışız

-Songül farketti mi?

-evet, önce o fark etti

-zaten o farketsin diye koymuştum. o fotoğrafı ben görsem özenirdim "ne hoş bir aile" diye...

-zavallı adam… 1 hatun+1 oğlan+3 kız…

-artık sadece üç kız…

-yanlış, onlar hep vardır

-bakış ve kabule göre de değişir tabii... bakarsın kimleri de "oh beeee… adamın keyfine bak. toplamış çocukarını ve hanımını, ne mutlu ona" derler, neyse... bugün Görkem’i yolcu etmek için havaalanına giderken arayıp, destek olmaya ve moral vermeye çalıştığın için sağolasın. yanımda olmasan da, varlığını bilmek iyi geldi

-rica ederim. kaç uçağıyla gitti, varınca konuştunmu?

-20.50 ile gitti ve eve varınca aradı

-sanki daha önce Muğla ya hiç gitmemiş gibi. bu akşam babasında kalır herhalde

-sorma.... havaalanı Ece ve benim gözyaşıma boğuldu. en az iki hafta onlarla kalır, daha evinin eşyalarını alacak filan... işleri var anlayacağın

-muzafferin eşi ile toplantınız nasıl geçti?

-o toplantıda en azından benim bir Yapı Denetim Şirketi’nin kurucu ortağı olmak için yeterli yasal şartları sağlayamadığım, sağlıyorsam da bunu kanıtlamak için çok uğraşmam gerektiği ortaya çıktı.

-sen böyle bir oluşumun içinde olsaydın, bizim ofisi paylaşırdık

-ah canımmm...bunun doğru omayacağını konuştuk ya seninle

-konuşmadık. sen söyledin.

-doğru, en azından benim görüşlerimi biliyorsun diyelim o zaman. üç dakika sonra Ece’nin doğum gününü kutlayacağım...bundan böyle 10 yıl boyunca 20li yaşlarını söyleyecek kerata

-ben aradımdı dün

-dün kutlandı ama gerçek doğum günü bugün ya... ben yeni kutlayacağım

5 DAKİKA SONRA…

-eveeeeettttt... kutladım, geldim

-benim için de iki kelam deseydin, ya da gidip öpüversen

-tamam gidiyorum…

5 DAKİKA SONRA…

-yanaklarından senin için, gıdığından da kendim için bir daha öptüm...koca eşek, hemen de şımardı

-ayıp ayıp

-ayıp olan ne? Görkem öptürmüyor ama ben kızları gıdılarından öpmeyi seviyorum biliyorsun. Songül’ü de öyle öpüyorum. izin verse ya da cesaret edebilsem Aygül’ü de öyle öpeceğim ama yemiyor

-kızlarda evet, erkeklerde ve büyüklerde olmuyor

-ne kadar büyürlerse büyüsünler, onlar hep bizim yavrularımız olacaklar. onlar büyüyor da biz duruyor muyuz sanki... biz de yaşlanıyoruz.

-evet

-sen maç özetlerini filan izliyorsundur şimdi, ben seni alıkoymayayım

-iki kanalı birden izliyorum.

-tamam, sana iyi seyirler, iyi geceler... almanlarla ilgili kayda değer bir gelişme olursa bana haber vermenden mutluluk duyacağım

-teşekkür ederim. Tabiki

 

 

4 yıl 6 ay 16 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-aloo… nasıl durumlar

-nasıl olsun yaaa ERKEK. gözlerim öyle şiş ki önümü göremiyorum neredeyse. üstelik hala da şır şır... insaf yani

-sabah belki uğrarsında, beraber ağlarız diye düşünmüştüm.

-“bugün işe gelmesem, insanların arasına karışmasam bu halde” dedim ama evde kalmak daha da kötü sanırım. Aklımı biraz işe güce verirsem, dağılır bakarsın.

-bencede iş avutur

-senin uğramamı beklemiş olmanı yadırgadım açıkcası

-yadırganacak tarzda değil. hesabım yoktu. senin aklına hep şeymi gelir.

-aklıma o dediğin şeyi şimdi sen getirdin bay Eroğlu... ben sadece, ne bileyim böyle durumlarda yardım etmek isteyen, yanında olmak isteyen ulaşır diye biliyorum. ben zaten gece seni aramış ve sana da yük vermiş olmanın üzüntüsündeyken, bir de sabah mı yüzsüzlük edecektim... o kadar da değil

-saçma

-peki

-traş oluyorum

-sıhhatler olsun

-yıkandımda

-ona da sıhhatler olsun

-see you…

 

 

4 yıl 6 ay 17 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-hani seni bir haftasonu kaçıracağım diyordun ya, nereye kaçırmayı düşünüyordun?

-Tijen seni okuyabilir

-benim gizlim saklım yok ki kimseden, senin varsa bilmem...

-yok benimde. kaçılacak güne ve de bütçeye bağlı olarak değişirdi.

-yani hafsalanda olası bir yer canlanmamıştı, bunu mu anlamalıyım

-gelmek istediğin yere gel

-gelmek istediğim şeyi soruyorum tam da... bir de sen kıvırtmasan

-acayip oynarım. Tijen Allah kavuştursun diyor. “farz etki, oğlun evlendi” diyor

-sağolsun

-kucağında bir de torun. sahi, kime benzer? Sana, annesine, Görkem e…

-tamam ERKEK, soran gitti...

-sinirlenme. sabahtan beri o kadar gerginiz ki… seni öpüyoruz

-peki, kolay gelsin...

 

 

4 yıl 6 ay 19 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-hoş bulduk

-aaaa... sen de mi yeni geldin? hoşgeldin öyleyse

-ben buradaydım. ben tersden çalışıyorum ya

-eee... o zaman "hoşbulan" den olmuyor muyum akıllım?  nasıl gidiyor, var mı bir gelişme?

-evet de , tersten düşün.

-düşünmeye gerek yok canıımm seni tanıyor olmak yeterli. sen "özledim" demek yerine "beni özlemişsindir" diyensin..

- vallahi dediğin doğru… tekrar ilgilenmeye başladılar. 3 gündür full evrak gönderiyorum

-oh oh... hadi bakalım, yani bu iyi bir gelişme değil mi?

 

 

4 yıl 6 ay 20 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günün güzel olsun 

-eyvallah, nasılsın

-sağlığım yerinde şükür, sen de iyisin umarım. ne güzel düşüktü tansiyonun geçen gün

-düşük 10 idi. doktorlar asla uygun görmüyor. ama benim için sanki normal. 12 düşük bile sayılır. korkutucu değil. gecen yıl hastanelik olduğumuzda küçük 14 e vurmuştu ki, felç aşaması o

-oy anam oy...yani riskli mi? yüksekse bile en azından riskli olmaması rahatlatıcı

-sefarad ın ‘yastayım’ şarkısı varmı sen de

-yok ama radyolardan dinliyorum. ne o bu aralar onu mu dinliyorsun..."yastayım bunu kimse bilmiyor" şarkısı değil mi? nasıl gidiyor hayat genel olarak... benimle dertleşmek, konuşmak gibi isteklerin var mı?

-değişen bir şey yok. dertleşmek, depreşmeyi getiriyor. dertleşmeyi def ediyorum desem...

-peki, belki de dediğin gibi bu tür ihtiyaçlarla sıcak tutmaktansa, def etmek en doğrusu

-yangına körükle gitmemek… ama sen istediğinde yanındayım, kapalı değilimki

-senin benzerin gerekçeler benim için de geçerli olsun ki birbirimizi zorlamayalım. sonuçta ha sen gereksinmişsin ha ben... depreşmeyecek mi?

-son görüştüğümüzde zorlanmadığımı hissettim. insan kapatmak istediğinde kapatabiliyor

-buna kuşkum yok. benim lafım yukarıdaki gerekçene idi. neyse, basit bir konuda bile kısırdöngü kurbanı olmadan, ikimiz de yaptığımız işlerimize ve birbirimizsiz yaşamlarımıza dönelim istersen

-Fahrettin le dün gece yemek yedim. iki yalnız adamın yemek yemesi. son zamanlarda oluyor böyle, başkalarıyla da… seni arayacağını söyledi

-nedenmiş, hayırdır?

-denetim şirketi konusunun, çokda avantajlı olmadığını falan söyledi.

-ben o işte yokum zaten, bu yüzden pek enterse de olmuyorum o konuya

-haklısın. angarya yüklenme

-işimi devredeceğim aşamaya getirmek ve sonrasında...vallahi sonrası yok, çünkü ne dediysem yalancı çıktım son dönemlerde

-Görkem’den ne haber var?

-iyi ondan haberler. biz de yeni halimize uyum sağladık gibi Eceyle. ardı ardına yapısal değişimler oluyor son dönemde yaşantımda. önce seninle kopuşumuz, sonra oğlumun gidişi… ve 2.KADIN herşeye uyum sağlıyor.

-tuğla konusunda, daha önce de konuşmuştuk seninle ya

-hııı.. tamam ama bana garip geliyor, böyle büyük bir metrajda neden aracı kullansınlar ki? direkt fabrikalardan almak daha uygun olmaz mı?

-demekki bir farklılığı var. büyük markalı şirketlerin bir bildiği vardır

-neyse, beni ararsa tanıştırmaya çalışırım, ötesini kendileri bilir

-tabiki

-tamam, haydi kolay gelsin

-sana da

 

 

4 yıl 6 ay 25 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-TAMAMDIR, YOLLADIM PARAYI

-dövizi nasıl bozdurdun?

-İNTERNETTEN. HESAPTAYDI YA, ONU DA BOZUP TL HESABINA ATTIM

-ben hiç denemedim. sen benden beceriklisin bu konuda.

-BECERİKLİ DEMEYELİM DE DENEYİMLİ DİYELİM İSTERSEN...

-evet. daha doğru

-SENİ SEVİYORUM… ÖYLE KISALTMALARLA SS DEMEYECEK KADAR ÇOK SEVİYORUM

-bende resimdeki hatuna bakınca

-SEN BİR GÖRSEN...O HATUNUN KENDİSİ RESİMLERİNDEN DAHA GÜZELDİR, DAHA SEVİLESİDİR...

-evet ama görüşmüyor hanımefendi. kaçıyor. gel şöyle bir koklayayım diyorum. nafile.

-POLEMİK DOĞMASIN. YORUM YOK. AMA GERÇEKTEN KAÇALIM BİR HAFTASONU. KENDİMİZDEN, GERÇEKLERİMİZDEN VE GEREÇEKLERİMİZDEN DE KAÇALIM

-tamam. tamamda hafta sonu kaçabilecek biz neden arada hafta içindede kaçmayalım ki

-SORUNUN CEVABINI İSTİYOR MUSUN GERÇEKTEN

-he

-SENİNLE HER ZORUNLU AYRILIŞIMIZ BENİ ÇOK ACITIYOR.. BUNU HAFTA İÇİNDE BİR KAÇ SAAT GÖRÜŞÜP KEZLERCE ACIMAKTANSA, ADAM GİBİ İKİ GÜN YAŞARIM, ARDINDAN ACIMAYA DEĞER HİÇ OLMAZSA DİYE DÜŞÜNÜYORUM

-az önce ki yorumunda tam haklı değilsin. sanki her hafta sevişiyoruz da… ishaklı nerede?

-O DAHA DA KÖTÜ YA...BEN SENİ ARASIRA DEĞİL, HERZAMAN SEVİYOR VE İSTİYORUM ÇÜNKÜ. İSHAKLI BEYKOZ’DA

-güzel. pahalıya patlayacakmı, işsiziz biliyorsun. Azdım bak  şimdi, bilgin olsun. akşam Ece nerede olacak? ya da erken çıksan

-BÖYLE ARASIRA AZMALARININ ÇÖZÜMLERİNİ UYGUN BİR ŞEKİLDE BULABİLİRSİN VE BEN BUNA UYGUN OLAN KİŞİ DEĞİLİM

-azdıran sen sen! başkası konuya niye dahil olsun.

-VALLAHİ BEN AZMAN İÇİN BİR ŞEY YAPMADIM... SEN BAHANEYE BAKIYORSUN DEMEK Kİ...

-resmin yetiyor, öyle tahrik edici bakıyorki bana

-SENİ SEVDİĞİMİ YÜREKTEN İFADE ETMEM BUNA SEBEP OLUYORSA, ONU DA DEMEYİVERİRİM YA DA RESMİMİ DEĞİŞTİRİVERİRİM

-gel.... diyor… uygun değil

-TABİİ Kİ DURUMUNA UYGUN DEĞİL.. TEZ ZAMANDA GEÇER BU İSTENMEYEN DURUMUN BÖYLECE..

-2.KADIN, kolay gelsin

-SAĞOL, SANA DA...

 

 

4 yıl 6 ay 27 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba, sana da usta resimleri geldimi

-merhaba, hiç bakmıyorum ki mektuplarıma. geldiyse de görmemişimdir

-aaaa… ilk defa göreceksin.  bak gör usta nasıl olurmuş

-amerikadaki günlerinden mi bunlar. baktım ve fikrimi istiyor musun?

-evet, artık işe alırsınız her halde

-seninle bütünleşmemiş... sana en yakışan meslek, yöneticilik

-uymadı yani…

-bundan çok daha yakışan resimlerin var senin. bu fotoğrafı bana daha önce de yollamıştın zaten

-yaşlandım. unutmuşum demekki

-ya da gönderiğin insanları karıştırıyorsun artık ki, bu da yaşlılık belirtisi 

-ne fark ederki. aynı şey. senide karıştırdımmı yoksa. sen fatma değilmisin yoksa...

-buradaki "mi" leri ayrı yazman gerektiğini söyleyecek kaç kişi var hayatında

-bir tek fatma

-yeni nüfus cüzdanımı ve kaydımı bana da verirsin değil mi...

-bu saatten sonra ne yapacaksın yeni kafa kağıdını

-adım fatma olmuş ya..

-sahi sayın Uluboy un ziyareti nasıl geçti?

-bunu zaman gösterecek sanırım. partner adayı, uzakdoğudanmış, önümüzdeki çarşamba geliyormuş türkiye’ye. sanırım ankara’da buluşulup, değerlendirilecek durum

-haa, kendi değil. benim gibi yabancı partner tarzı...

-evet, benim anladığım durum öyle, fazla da bulaşmadığım için detayda neler konuşuldu, ne sonuçlar çıktı bilemiyorum

-ama muhabbet edilmiştir sabık sevdalınızla.

-neyin muhabeeti edilmiştir, konuyu kaçırdım

-yarım kalmış bir şey yok. uluboy dan bahsediyordun

-Bahattin havalanından almış onu, geldiklerinde bana heber verdi "bir imsafirimiz var, merhaba demek ister misin?" diye. ben de yanlarına gittim ve Bilge’nin gelmesini beklerken, toplantı öncesinde yarım saat ortak görüşmemiz oldu. hal hatır faslından daha özel hiç bir muhabbet edilmedi ve proje konuşuldu. akşam uçağı ile de dönüyormuş zaten... bir de uluboy uğurlanırken yanlarındaydım, hepsi budur

-uğurlama önemli.

-ay nesi önemli uğurlamanın ERKEK... senaryolar yazma Allahaşkına

 

 

4 yıl 6 ay 28 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi sabahlar, nasıl Bodrum?

-hangi bodrum?

-“bu haftasonu bodruma gideceğiz” dememiş miydin? hani o yüzden Ece’nin tiyatrosuna gelemeyecektin ya

-evet, anımsıyorum."gidebiliriz" demişimdir. kuzen bu gece geldi. yarın tüm gün Tijenlerdeyiz. aslında bu sabah gelebilmiş olsaydı, toplantı yarına kalmayacak, bodrum gündeme gelebilecekti. bu durumda bodrum belki yarın akşam veya pazar sabahı olabilir ama konuşmadık henüz.

-anladım… bazı emlak ilanlarını, belki enterese olursunuz diye silmedim. ne dersin yollayayım mı

-ilgimiz dahilindekilere bakabilirim tabi. çevrimdışı görünüyorsun

-seni Bodrum’da sandığım için hiç çevrimiçi olmak gelmemişti aklıma ve seni görüverince çok şaşırdım, şaşkınlıktan da kendimi çevrim içine almayı unuttum. insanları engellemek daha itici bir davranış biçimi olarak geliyor bana.

-şeklen hoş değil. haklısın.

-ona şüphem yok... işine gelmediğinde anlamaza yattığından da şüphem yok. kuzen sende mi kalıyor

-bu gece yengemde kalacak.

-peki, sendeyse sabah bana kahvaltıya davet edecektim

-sağol. gelememiş olunsa da söylerim ben.

-sen de sağol. haydi ben yatıyorum artık, sana kolay gelsin...

-iyi istirahatler

 

 

4 yıl 7 ay sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Cevap: alman isadaminin esi icin
Ya anlamaza yatıyorsun ya da inanamıyorum ama gerçekten anlamıyorsun. O ilanı bana, 1.KADIN’a ve Onun dahil olduğu bir gruba da yollamışsın. Umarım son kez seni uyarıyordumdur; o bayanın içinde yer aldğı hiç bir guruba kendimi dahil etmiyorum, senin de etmeni istemiyorum. Artık hiç bir yanlış anlamaya mahal vermeyecek kadar açıktır umarım ifadem.

 

2.KADIN,

ben bu maili ne sana, ne de bir başka kişiye göndermedim. sadece istihdamla ilgili olabilecek bildiğim gruplara gönderdim. dolayısıyle sana ulaşmasından haberdar değilim. ki, 1.KADIN’a da ileti gitmiş olsaydı, o da tepki verirdi. Özetle ben de garipsedim.

Konu: cevap alman isadaminin esi icin

Aşağıda bu e-postayı kimlere gönderdiğini farkedebilmen için yaptığım kopyasını bulacaksın. Başka söze de hacet kalmayacaktır böylece umarım...  

 

 

4 yıl 7 ay 15 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-buradaki "de" ayrı yazılmayacak... öğrenemedin gitti vesselam...

-SAĞOLASIN. düzelteyim

-oldu...

-peki iki tane evrak göndereyim. birine karar ver. MEKTUP KAĞIDI BU. 11 Mİ 12 Mİ

- BEN KARTVİZİT SANMIŞTIM, boşsa 11

-BEN DE 11 İ TUTTUM. KARTVİZİT DE ardından olacak. aslında başka alternatiflerde var

-DEMEK Kİ BAZI ORTAK GÖRÜŞTE OLDUĞUMUZ KONULAR VAR. HATTA PEK ÇOK VAR ASLINDA...

-hepsinin arasından değerlendir bakalım. mimarlığa uygun konu tasarım

-SEN EN DOĞRU DEĞERLENDİRMEYİ YAPMIŞSIN BENCE. BEN DE OLSAM AYNISINI SEÇERDİM

-gerçektenmi… diğer ikisini de al, sonra, bir saat sonra yeniden değerlendir

-İNŞALLAH AKLIMDA KALIR

1 SAAT SONRA…

-saat doldu

-TAMAM, HEPSİNE TEKRAR BAKIYORUM. GÖRÜŞÜMÜN KESİNLİĞİ PEKİŞTİ

10 DAKİKA SONRA…

-aferin

-ŞU BAŞLIĞINA YAZDIĞIN "HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR" IN BİZİMLE YA DA BENİMLE BİR İLGİSİ VAR MI?

-genel, kişilerle alakalı değil

-BUGÜN DEĞİŞİNCE İLGİSİ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜM

-bugün değil, bir hafta önce değişmişti

-BENİM, YAŞANTINDA BU DENLİ ÖNEMLİ OLAMAYACAĞIMI DA KABULLENMEM GEREKECEK HALİYLE

-anlamadım. kullandığın ifade bence…. Neyse

-YANİ BANA ATFEN BİR ŞEYLER YAZMIŞ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNEBİLMEM, KENDİMİ SENİN NEZDİNDE ÖNEMLİ SANMAKTI.  ELBETTE ÖNEMSİZ DEĞİLİMDİR AMA SOHBET PENCERELERİNDE BAŞLIK KONULACAK KADAR ÖNEMLİ OLAMAYACAĞIMI KABULLENMEM GEREKECEK

-sen benim için çok değerlisin ama çok yıprandık ve şimdi… daha önceki başlıklardada seninle ilgili olmayan çok şey vardı. bir önceki, ondan önceki… burası sadece özel arkadaşlarımızın değil, iş arkadaşlarımızında okuduğu bir alan. bence insan, arkadas, dost olmaya gayret edelim. yeterince yıprandık.

-BENİM İNTERNETTE OLMADIĞIM DÖNEMDE BAŞLIĞININ DEĞİŞTİĞİNİ BİLMEDİĞİMDEN ÜSTÜME ALINMIŞIM İŞTE... AYRICA, SENİN ‘KAYMAKAM’ HİKAYELERİNİN BU BAŞLIKLARDA YER ALDIĞINI BİLEN BİR İNSAN OLARAK ÜSTTEKİ GEREKÇENİN ÇÜRÜDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORUM

-kaymakam sana özeldi.

-AMA BURADAKİ BAŞLIKLARDA YER ALIYORDU. YANİ KISACASI HALA ÖZEL FİLAN OLDUĞUMU SANDIM ...

-felsefe işe karıştımı, ben kaçarım.

-OF YAAAA... TAMAM ERKEK, PES, BEN CEYLANIM

-özelsin. Ama, sen de, ben de, kiminle yemek yediğimizi bilemeyecek durumdayız. hatta gerektiğinde cevap veremeyecek şekilde. Kiminle yemekte olduğunu sordum, söylemedin. üstelemedim bile. saygı duydum.

-BİLMENİN HİÇ BİR SAKINCASI YOKTU VE SANA BUNU AÇIKLAMAK İÇİN MESAJ YOLLADIĞIMDA "ANNEMLERDEYİM" KESTİRME YANITINI ALDIKTAN SONRA NE YAPMALIYDIM

-tatlısı sorun değil artık. üzme kendini. biz hep var olacağız. yaşadıklarımız silinmez.sağlıcakla

 

 

4 yıl 7 ay 16 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-aloo… kolay gele

-SAĞOLASIN

-nasıl keyifler. tatil dönüşü çalışmak

-TATİLE GİTMEDİĞİM İÇİN, ŞİMDİ DİNLENİYORUM ASLINDA DİYEBİLİRİM

-patron duymasın

-SENİN KEYFİN YERİNDE Mİ?

-yorgunum ama “ne ürettim?” diye düşünüyorum, sonuçsuz…

-KEYİF?

-keyif... düşündüm epey yazdıktan sonra. “galiba, şükretmek gerek” dedim kendime kendime. keyiflenebileceğim bir şey yok, nötr bir durum

-ANLADIM... BEN SENDE KALDIĞIM GECEDEN SONRA, OLDUKÇA KÖTÜYÜM. “KEŞKE HİÇ KALKIŞMASAYDIK” DİYORUM AMA KEŞKENİN DE ÇARESİ YOK, OLDU BİR KEZ...

-içeri geçiyorum. şimdilik sağlıcakla kal.

-PEKİ, HOŞÇAKAL

-bence aldığım ders oldu. faydalı tarafına bak.

 

 

4 yıl 7 ay 21 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba

-merhaba. Yaa… ne desem bilemedim. Yanılmıyorsam şu temizlik firması işinin birkaç günde çözümleneceğini söylemişti Hulusi. Doğru mudur?

-emin değilim

-peki, sence?

-aslında doğru ama para transferinde sorun var , her şey bitti. el sıkışıldı.

-yani? Kesinleşmesi ne kadar zaman alır, kutlanacak hale ne zaman gelir?

-bilmiyorum. boş ver bunu. ana konuya gel.

-niye böyle yapıyorsun ERKEK, özel bir gayret mi gösteriyorsun beni kırıp dökmek için? her ne ise...

-yok böyle bir amacım ama “ne zaman bitecek” sorusundan nefret eder oldum. bilmiyorum. bıktım, çünkü

-sadece uygun zamanda, düzgün morallerle görüşsek daha mı hoş olur diye düşündüm ve sana söz, bir daha sen bilgi vermeye gerek duyana kadar bu konu açılmayacak

-iyi olur. bu konu dışında dinliyorum seni.

-beni dinlediğin mesafe bayağı seviyeli ve resmi...

-ne olur germe beni. mesafe falan yok

-inan seni germek son isteğim. bu bir serzeniş değil ama sen de uygun ve istekli olduğunda benimle görüşmeye sanırım daha huzurlu ve rahat ve hatta faydalı olur görüşmemiz

-para gelmiyor, gerginim. çare üretmeye çalışıyorum.

-özel olarak sana lazımsa ve işe yararsa bende bir miktar var

-şu an idare ediyorum, sağol ama iş başlayamazsa sıkıntım olacak. umarım bir şeyler satmak zorunda kalmam.

-sen fazla pimpirikli bir insan olduğundan bu kadar huzursuz ve tedirgin olup, hayatı zehir ediyorsun kendine. Böyle zamanlarda, gündeminde yer almak isteğim, her zaman geri tepmiş ve olumsuz sonuçlanmıştır haliyle. bu yüzden diğer yaşamsal ve öncelikli konularını selametle halledebilirsen, bir görüşelim isterim.

-doğrudur. akşam dondurma yiyebiliriz istersen

-bak çok güldüm şimdi... kışın sahlep yazın dondurmayla tavlıyorsun hatunları değil mi...

-sen ısmarlayacaksın. benim emekli maaşım hafta sonu bitti.

-olsun... ısmarlayan farketmiyor ki, olay sahlep ve dondurma olayı... kızlar evde mi?

-Songül ü anneye bıraktım, Aygül işte.

-aaaa... üniversite sınavlarına hazırlanması için Aygül'e rapor almamış mıydın?   peki öyleyse, sen de istiyorsan hem yemek, hem dondurma ısmarlayabilirim sana akşama

-1 hafta idi Aygül ün istirahati

-bütün çocuklar okul kapanana kadar almışlar rapor, hepsi harıl harıl sınava çalışıyorlar. siz de sınava kadar komple alın derim ben...

-gelecek hafta alacağız yine

-bu akşamla ilgili düşüncelerin?

-mesain bitince buluşuruz

-tamam, açık havada yiyelim, ne dersin? nereye gideceksek ona göre buluşalım

-pendik

-tamam, sen beni 19.00 da al o zaman. gelince çaldırırsan inerim...

-ok. çok gerildim

 

 

4 yıl 7 ay 22 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

SABAH…

-Sana Şabanla kısa yazışmamızı gönderiyorum.

“-bebişiniz, tüm bebekler gibi pek tatlı...fotoğrafı görüverince selam bile vermedim. neyse, sizce de sakıncası yoksa, uygun olduğunuz bir zaman ziyaret etmek isterim

-abla merhaba. Kahvaltı yapıyordum şimdi gördüm, teşekkür ederim

-afiyet olsun

-sağol bitti zaten. sakınca ne demek herzaman başımızın üzerinde yerin var, nezaman arzu edersen

-sağolasın kardeşim

-sen nasılsın iyimisın, istanbuldamısın?

- evet, istanbul’dayım. geçtiğimiz haftasonu kaç kez kalktım size gelmeye ama cesaret edemedim inan. kendimden çok sizin zor durumda kalmanızdan çekindim açıkçası.

-herkes kendi hayatını yaşar, bize  gelmen bizi sevindirir vede mutlu eder

-olsun, yine de tedirgin edici bir duruma sebep olmak beni üzer, bunu her ne kadar hiç mi hiç istemiyorsam da bugün gelinen durum ve konum, beni çok daha özenli olmak, hatta bırak özeni sizlerden uzak durmak zorunda bırakıyor. ancak şunu da belirtmeliyim ki; kişisel olarak senden hiç bir olumsuz davranış ve tepki görmedim, yaşamadım...”

5 DAKİKA SONRA…

-günaydın, okudum şimdi

-senin de günün aydınlık olsun...  genel olarak bu minvalde görüştük Şabanla. yazışmanın bundan sonrasında bu hafta içi bir akşam iş dönüşü kendilerine uğramaya çalışacağımı ifade ettim, o da çok memnun olacaklarını söyledi. durum budur

-anladım.perşeme olursa belki ben de gelebilirim.

-istiyorsan ve sakıncasız olduğunu düşünüyorsan, bunu ben de çok isterim

-ne sakıncası olacakki

-bilmiyorum ki... görüşmediğimizi söylemiş olabilirsin, ya da onlar öyle düşünüyor olabilirler filan gibi bir sürü bilmediğim durum söz konusu olabilir

-hayır. dost, arkadaş , insan olarak görüştüğümü her zaman görüşeceğimi söylemiştim. iyi mesailer

 

 

4 yıl 7 ay 24 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-merhaba, dışarıda gözüküyorsun ama bilgisayarın başına geldiğinde okursun. Akşam Şabanlara gelebilecek misin?

-Buradayım. Şaban az önce sordu bana, gideriz ama erken gidip kalkalım, benim dizilerim var bu gece

-tamam... nasıl gideriz, haber vermeme gerek var mı Şaban’a

-bence söylemek lazım. ayrıca seninle gelmemi istiyorsan geleyim

-üstteki cümleni anlamadım

-hikayemi okudun mu? yazıyı beğenirsen dergiye göndereceğim

-yazı filan almadım ki, yolla okuyayım

10 DAKİKA SONRA…

-konuyu çok dağınık işlemişsin

-efendim, yani?

-bunun sen de farkındasın ki... "bağlantısız gibi görünüyor" demişsin ama bunu dedikten sonra da yeterince bağlanmamış bence

-ama bağlamışım. anlatmak istediklerimden sonra. tekrar okuyayım, müdahale edeceğin yerler varsa farklı renkle yap

-belki ben becerememişimdir ama öyle algıladım. imlaya da mı müdahale edeyim? bence bir kez daha gözden geçirip toparlamaya çalış konuyu, ben ondan sonra müdahale edeyim, olur mu?

-peki

-öyleyse, şimdi çalışmaya dönüyorum, sen bitirince haber veriver

YARIM SAAT SONRA…

-başlıyorum düzeltmeye. hikayeye imla olarak da dokunayım mı

-evet

-peki. ne zaman yollayacaksın bunu

-bu akşam

-amanın... yarın olmaz değil mi... akşam evde salim kafayla yaparım diye dedimdi. hemen başlayayım o vakit

-akşam Şaban a gidilecek ya

-Şabandan sonra yapacaktım, sen eve erken dönmek istedin ya, ben de bunu yaparım diye düşünmüştüm

1 SAAT SONRA…

-bittimi

-daha nerede…. dörttebiri ancak

-hhhahhhaaaa…

-ya gel şunu yarın sabah yolla ERKEK. hadi gözünü seveyim, kurbanın olayım

-peki

-yuppiiiii… çok daha iyi olacak inan. Şaban kaçta gelirsin diye sordu, senin de geleceğini ve geç gitmeyeceğimizi ama saat veremediğimi söyledim

-sen kaçta çıkacaksın? kozyatağından seni alıp gitsek. yemek saatine denk gelir.

-kaçta gitsek uygun olursa o saatte gelirim ben. yemek öncesi uğramış olursak da kalmayız yemeğe, kısa ve amacına uygun bir ziyaret olur böylece

-bir şeyler yer, kızları da alır gideriz. hatta asistanım Aysel de belki gelecek.

-peki öyleyse, siz kızlarla kararlaştırın saatini, bana da bildirin. isterlerse onlara pizza ya da hamburger ısmarlarım

-tamam, buluştuğumuzda bakarız. Aygül şirkette, belki onu yoldan alabiliriz

-sen ayarla işte... bana da bilgi verirsin

 

 

4 yıl 7 ay 25 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

SABAH…

-merhaba, seni sistemde göremeyince hotmail adresine postaladım yazıyı. inşallah işe yarar, faydalı bir iş yapmışımdır

-sağol. sonra döneceğim sana

-tamam, kolay gelsin

1 SAAT SONRA…

-aloooouuu. yazı tamam. gönderdim. iki elin sesi daha güzel çıkıyor

-eee... yani iyi mi olmuş?

-teşekkür ediyorum. bazılarını kabul etmedim ama bütününde çok yararlı oldu

-ikimizin bu konulardaki uyumu her zaman iyi olmuştur kanımca.

-profilime bak

-“bir elin nesi var, iki elin ikiden fazla sesi var” yazıyor

-sağlıcakla

-çok sesli koro gibi mi yani???

-L NE DEMEK

-aaa… sende harf olarak mı çıkıyor? Kalp işareti idi o.

-Bende kalp olmadığı için çıkmıyor. böyle yazıyorum diye Tijende gülüyor

-kalbin yoksa, nasıl seviyorsun öyleyse?????

-kalp sevmek için değil, nefes almak için. yok o akciğer olacaktı

-peki, o zaman şöyle söyleyeyim; sen sevmek ile hangi organını bütünleştirebiliyorsan, ondan…

-canısı öpüldün. iyi akşamlar dedik ve çıktık

-size de iyi akşamlar olsun.

 

 

4 yıl 8 ay sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-alooo… merhaba… müsait değilsin

-merhaba canım. özür...

-rica ederim. hani “akşama bir maniniz yoksa, annemler size gelecek” derler ya

-canım demem yasaklıydı, bir an daldım afedersin

-rica ederim. hiç bir mahsuru yok, birbirine değer veren, saygı duyan insanlar "canım" diyebilir.

-artık yok muu...ya-şa-sıııınnnnnnn.

-bir yasak var ama takıp takmamak sana kalmış. "ne olur çocuk olma"

-sana da mı?  

-elbette

-ama sen bana "bana istediğin kadar çocuk ol, hatta sırf bana çocuk ol" dememiş miydin, yanlış mı anımsıyorum?

-evet. ama pazar günü bizi karşıladığın anı hatırla

-özel olarak anımsamamı gerektirir bir durum olduysa da, farkında değilim inan, ne yapmışım?

-bence üzerinde durma.

-ama sen duruyorsun

-eskiden yapıyordun. sonra bırakmıştın. pazar günü Hendekte Tijenlerin evde bir kaç kez yaptın. sevinçli , mutlu olduğunu gösterir hareketler ama ben abartılı buluyorum, hele başkaları varken.

-peki... diğer "ama bir yasak var" dediğin ne, onu da söyle bari..

-yasak sayılabilecekse bu konu idi. nasıl keyifler?

-anladım...ama şunu da görmezden gelmemeni dilerim ki; o ortamda Tijen’e ve Fulya’ya nazaran çok daha hanım hanımcıktım. kaldı ki onlarla olduğumuz ortam bu tür hareketlerimizi kaldıracak ender durumlardır

-evet. ama onlarda abes değildi, aile ortamı.

-inan onların herhangi birinin eşi yanında olmasa da aynı olurdu, neyse, üzüldüm ama sağlık olsun. keyfime gelince... özel bir keyif ya da keyifsizlik durumu yok, yaşıyoruz işte

-neye üzüldün?

-beni değerlendirişine üzüldüm...ve "aile olmamanın" sızısının yüzüme böyle çarpmış olmasına...

-beni değerlendirişine üzüldüm...anlamadım!

-"Fulya ve Tijenin eşleri yanlarında olduğu için çocukluk yapabilir, hatta abartılı davranabilirler ama sen o ortamda yanlız bir insan olduğun için, onlar kadar olmasa bile çocukluk ve taşkınlık yapmamalıydın" değil mi senin düşüncenin açılımı?

-hayır. hiç aklıma gelmedi. hangi koşul olursa olsun, çocuk olma.

-onlarda abes durmayıp, bende abes duran ne öyleyse?

-onlarda senin o çocuksu davranışın, hiç bir koşulda olmadı. ses tınıları, beden dilleri hiç değişmedi. onlarla seni mukayese etmedim. hepsini yeniden oku. sadece senin davranışını yorumladım. ona da nerden girdik. canım demen elbette yasak değil ama çocuksu hareketlerini benimsemediğimi söyledim sadece. mukayese falan etmedim.

-demek ben ne yaptığımın farkında değilim, benzer bir durum, bir daha olursa, çaktırmadan anında bana söyle ki farkedeyim

-yine gerginlik yarabbim.

-hiç gerilmedim, hiç de gerilmene sebep yok

-ama basit bir diyalog ne kadar sürdü, farkındamısın. oysa baska şeyler konuşulabilirdi. yarın sabaha kahvaltı, ofiste yapılacak değişiklikler konusunda fikrine olan gereksinimim…

-yarın sabahki durumumu bilemiyorum ERKEK, uygun olmama olasılığı çok yüksek. ya akşam iş çıkışı ya da haftasonu, zorlama olmadan uygun olabilir bence

-hayrola, sabah sana yumurta kırmamı istemezmiydin?

-tabii isterim ama anladığım sadece kahvaltı değil, ofisle ilgili fikirler isteyeceksin, dolayısı ile süre sarkması olacak büyük olasılıkla

-doğru ofis akşam saatlerinde herkes çıktıktan sonra olmalı

-yarın akşam yemek yeriz demiştin ya, işte o arada ofisi de inceleyip yorumlayabiliriz

-perşembe uygun gözüküyor ama yarın sabah dilersen kahvaltıya gelebilirsin.Aygül 9 gibi gidiyor

-Aygülün görmesi sorun olmayacaksa, kahvaltıya en geç saat 8 gibi gelmeliyim ki, en geç 10-10.30 gibi ofiste olabileyim.

-yollarım. sonra devam ederiz. kalkıyorum masadan

-kolay gelsin

2 SAAT SONRA…

-aloo… yarın Nurdanlar gelecekmiş. bugün gelemediler. bu akşam yesekmi yemeği?

 

 

4 yıl 8 ay 1 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın, iyi çalışmalar...

-sağol, sanada.

-sana önümüzdeki hafta Cuma günü için rezervasyon yaptırmak istiyorum, uygun olduğunda görüşelim. Görkem'in kep giyme töreninde, benimle, hatta bizimle olmanı istiyor gönlüm

-Anladım… olabilir, sana gelirim akşam. gece Songül ü okul gezisine yolcu ettikten sonra…

-tamam, gece görüşürüz

-alo akşam yemek yiyecektik değil mi?

-aaa… az önce Songül’le konuştuk. Bana ballandıra ballandıra bir kez daha anlattı gezi programını

-heyecanlı mı

-Hem çok heyecanlı, hem de çok keyifli. Anlatmaya doyamadı. Eğer ister ve de uygun bulursanız, önce yemek yer, sonra da Songül’ü beraber uğurlarız.

-annesi beraber olacaksa uygun olmaz. belli olunca ararım.

-tamam, anlaştık. Onun dediğine göre, saat yarım gibi sen ve ablası uğuğrlayacakmışsınız. Otobüsü 1 de kalkacamış.

-ben konuşmadım. Aygül evde olacak, onu biliyorum da

-neyse, bakın işte duruma. Kızlar, özellikle Songül, benim de olmamı isterse, ben de gelirim.

-ben şimdi eve gidiyorum. sen ofistesin herhalde

-evet, senden haber bekliyorum.

-Ece evde mi?

-evet

-onun programı ne?

-programı yok bildiğim kadarıyla. Az önce görüştüğümüzde, yemek yapıyordu.

-Aygül’ü aradım, annesindeydi. gece beraber bırakacakmışız. sonra beraber eve geçecekmişiz, istersen seni şimdi alayım, yemeğimizi yer, koklaşırız… geliyorum

-sonra?

-12 de seni bırakır, sonra kızları alırım.

-Songül de mi annesinde?

-evet. şimdi annedeler.

-peki, sen hiç gelme. Ben minibüsle gelirim.

 

 

4 yıl 8 ay 6 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın ERKEK, hayırlı ve verimli mesailer dilerim

-teşekür ederim. sanada

-Görkem'in kep töreni yarın akşam saat 19.00 da imiş, bilgin olsun

-gündüz tekrar konuşuruz. gecen hafta Nurdanlar gelememişti, belki akşama gelebilirler. ama tören zaten ne kadar sürer ki. 1 saat kadar sürer galiba

-bilemiyorum, sen bak işte durumuna... uygun bulur ve uygun durum yaratırsan, oğlumun mezuniyet töreninde seninle bulunmaktan zevk duyarım

-tören detayı hakkında bilgin varmı

-hayır yok. "zaman olarak sıkıştırabilir miyim" diye düşünüyorsan, riske etmeni istemem, çünkü olası bir sarkma durumunda filan sinirlerimiz gerilebilir ve iyi niyetli bir paylaşım her ikimiz için de kabusa dönüşebilir

-19-20 arası sorun olmaz. ayrıca Songül ün durumu nedeniyle her şey değişebilir. Songülün ayağı dün alçıya alındı. gezide ayak bileğı kırıldı. sen bilmiyorsun.

-aaaa... yazık yavruma. geziyi yarım mı bıraktı?

-yo… son bir gün öyle dolaşmış. ezik demiş öğretmeni. gece geldi, dün sabah da hastaneye…

-tüh yaa.. ben de Görkem'e yapmıştım aynı şeyi çocukken, sonra kırık olduğu ortaya çıkınca çok vicdan azabı çekmiştim. öğretmeni çok üzülmüştür şimdi...

-üzülmeli. çocuğu doktora götürmedi ve o ısrar ettiği için geziye göndermiştik.

-neyse, vaktini almayayım daha fazla, annesinin de taşınma telaşları filan olabilir bu aralar, benim yardımcı ve faydalı olabilieceğim bir durum olursa, o çocukların benim için  önemini ve kıymetini biliyorsun... bildirmen yeter

-sağol biliyorum. Işıl pazartesi yeni evine taşındı ama yerleşemeden bu konu çıktı. dün gece bizde kaldılar. bugün yeni eve götürecek Songülü. sanada kolay gelsin.

 

 

4 yıl 8 ay 7 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-ERKEK merhaba, bugün fırsatım oldu e-postalara bakmaya ama sen fotoğrafları yollamamışsın henüz sanırım

-MERHABA, kolay gelsin

-yoksun sanımştım

-ben de şimdi sana gönderdiğim yazıya son şeklini vermeye çalışıyordum

-okudum.....imlaya mı bakmamı istiyorsun

-olabilir ve genel olarak usluba… akşam nasıl buluşuyoruz? ben en yeni elbisemi mi giyeyim?

-akşam önce bayağı konuşmalar varmış ama Görkem süresini kestiremiyor. sonra da kokteyl varmış. sen kendini zora sokmadan katılabileceğin kadarına katılabilirsin tabii ki

-uyar

-hatta geleceksen, Eceyle beni de evden alarsan, tadından doyulmaz. ben işe gitmedim bugün, evdeyim

-uyar

-yazında ise oturmayan, anlamına uymayan ifadeler olduğunu düşünüyorum

-farklı renkle düzelt.

-peki...önce bir karnımı doyurayım, acıktım.  sonra da kendimce düzeltmeleri yaparım

-ok. Görüşürüz

1 SAAT SONRA…

-sistem dışında gözüktüğünden gmail adresine yolladım yazıyı. gelirsen buraya da yollarım

 

 

4 yıl 8 ay 11 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın

-GÜNAYDIN, İYİ HAFTALAR

-sana da

-GÖRKEMLER SENİ ARAMIŞ, TELEFON AÇILMAYINCA MESAJ YOLLAMIŞLAR. ALDIN DEĞİL Mİ?

-evet, havaalanındaydım. polis kontrolüne denk geldi. sonra mesaj yazdı. senden öğrendiğim üzere mesajı cevap beklemeyen tarzda olduğundan yanıt yazmadım. belki gitmeden görüşürüz , ya da başka zaman telefonlaşırız da

-BUGÜN 12 DE SUNUMLARI VAR, YARIN SABAH DA GİDİYOR

-fotoğrafları beğenmişler mi?

-ÇOK BEĞENMİŞLER, ÇOK SEVİNDİ. CD Yİ İPEĞE GÖTÜRÜNCE O DA HAVALARA UÇMUŞ VE SENİ ARAMIŞLAR. BANA DA BU SABAH SÖYLEDİ

-ipek e biraz haksızlık oldu ama tören sonrası eşit çekimleri var gibi

-ONUN DA ÇEKMİŞTİR ANASI BABASI HERHALDE

-gelmişler miydi ki, gelselerdi karşılaşırdık

-GELMİŞLER YA

-neden karşılaşılmadı, sorun ne ki?

-“TÖRENDEN HEMEN SONRA BAŞBAŞA YEMEĞE GİTTİLER” DEDİ YA İPEK, ÇOK ACIKMIŞ BABASI DAYANAMAMIŞ. BİR DE SENİ ARKADAŞIYLA TANIŞTIRAMADIĞINA ÜZÜLMÜŞ GÖRKEM.

"NE DİYECEĞİMİ, KİM OLARAK TANIŞTIRACAĞIMI BİLEMEDİM" DEDİ. BELKİ SEN FARKINDA DEĞİLSİN AMA BEN FARKETMİŞ VE BURULMUŞTUM. BENİM BİR ŞEY SÖYLEMEME FIRSAT KALMADAN (DAHA DOĞRUSU SÖYLEMEYİ DÜŞÜNMÜYORDUM ZATEN) KENDİSİ SABAH SÖYLEDİ ÇOCUK

-Varol sordu seni. Selamıda var. “zaman zaman konuşup yazışıyoruz ama istanbula geldiğimde uygun zamanım olmadığından yüz yüze görüşemiyoruz. üzülüyorum, belki bana kırılıyordur ama ne yapayım” falan dedi.

-yolladığın hendek fotoğraflarını da aldım, sağolasın.

-sonra konuşalım

-peki

 

 

 

4 yıl 8 ay 13 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi akşamlar ERKEK, Songül'e buradan geçmiş olsun derim konuşuruz diye düşünmüştüm ama günlerdir göremiyorum nette, annesinde olduğunu düşünerek telefon da açamıyorum, bir önerin var mı

-merhaba, annesinde ve oraya net bağlanmadı henüz

-bende cep telefonu yok onun, arasam uygunsuz olur mu

-dur, Tijenin selamı var

-sağolsun, sen de ona söyle

-söylerim. Songülün telefonu açıkmı bilmiyorum ama bende söylerim

-nasıl uygunsa...sanırım sen söylemeyi uygun buldun. iyi akşamlar, iyi çalışmalar

-toplantıdayız

 

 

4 yıl 8 ay 14 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-merhabalar, nasılsın

-sağolasın, eh işte.. Songülle konuşuyorum bir yandan, çok şükür görüşebiliyoruz

-bende almanya ile konuşuyorum

-tamam, uygun olmanı bekliyorum

YARIM SAAT SONRA…

-aloo

-buradayım

-kuzen telefonda patronla konuşuyor. bir kaç dakika boş kaldım, görüntülü olunca bende dinliyorum ama almanca konuşuyorlar

-internet konferansı mı yapıyorsunuz?

-evet. arada küfür falan ediyor. neredeyse içerden duyulacak

-bence senin almancan bayağı ilerleyecek bu gidişle

-inşallah

-Tijen ofiste mi

-yok. beraber karşıda toplantıdaydık. o direk eve geçti

10 DAKİKA SONRA…

-huuu…. sonra

-ben de işin var sanıp bekliyorum, senin diyeceğin bir şey var gibi algıladım ben, onu bekliyorum

-yok sen

-bekliyorum diyorum ama düşmüşüm yine haberim yok

-evet. düşüp duruyorsun

-çok kötü hatlar, her an yine gidebilir. "yok sen" ne demek? benim düştüğümü mü anlamaya çalışıyorsun? ay ben yine mi düştüm yaaaaaaa……

-düşme

-hah düşmemişim işte. hala uygun değil misin? devam mı görüşme?

-evet ama sen yaz

-ne yazayım be... (bundan sonra arkaya gelecek özne takısını dolduramadım bir türlü) . içimden geçenleri yazmaya yasaklı gibiyim

-yasaklı falan değilsin

-sadece "ERKEK" yazmak da içimden geçen değil…. ey adam! sen benim o kadar çok şeyimsin ki, yaşamımı öyle endekslemişim ki sana, senden gerisi kocaman bir boşluk...

-muck

-yıllar boyu senin öngördüğün "kısmi paylaşım" ı işte tam da bu sebeple bir türlü beceremedim

-konferans devam ediyor. eskilere, detaylara takılma

-eskilere takılmak değil bu, ben sana dün de bu idim, bugün de buyum. sen benim gönlümdeki, beynimdeki, yaşantımdaki en önemli insan, asıl olansın. senden yansıyan olumsuzluklarla, bunu değiştirmeye, kısacası kendimi senden kurtarmaya çok çabaladım, Allah biliyor

-ama olmuyor

-ama olmuyor, haklısın. artık neden, niçin sorgulamıyorum bile. sana düşkünlüğümü yok etmek için gereksiz, yıpratıcı bir mücadeleyle kendimi daha yormak istemiyorum. bir sürü şey yazdım, sildim ama durum budur kısaca. yazdıklarımın nereye kadarı geldi sana?

-hepsi

-ama düşmüşüm yine. insanda coşku da bırakmıyor bu kopmalar. ERKEK n'olur bir ses ver

-huuuu…. canımsın

-ben ofisten çıkıyorum artık, daraldım. candan öte derler ya, sanırım sen de benim için öylesin

-yarın akşam beraber olabiliriz

-öyle çok şeysin ki... türkçeye yeni kelimeler bulmak gerek anlatabilmek için

-olanların suyu mu çıktı

-acaba sapla, saman karışıyor olabilir mi?

-bazen

-kendimizi birbirimize kısmi sunumlarımız ve paylaşımlarımız beni hep bedbaht etti ve ediyor. buna "geçici bir dönem, zorunluluk" filan gibi gerekçelerle katlanılabilir ama durum o da değil… hedefsiz gün yaşamak, hele ki seninle kesinlikle yapamayacağımı yaşayarak tespit ettiğim gerçeğim ve bu durumda kendim mutlu olamıyorum ki, seni edebileyim

-bence bu tarzda takılma

-sen de yıllardır bunu söylersin ve ben de yıllardır çabalasam da senin istediğin tarz takılamıyorum. keşke takılabilsem ama bunu hele seninle hiç yapamıyorum, üzgünüm gerçekten. yoksa ne kolay olurdu hayat, oh.. gel keyfim gel… sorgusuz, sualsiz, sorumluluk olmadan gez, toz, ye, iç, yat, kalk…

-ben sana bunumu önerdim. ben de bu değilim.

-canımdan ötesin ama dediğin bir gerçeğimiz de var. gelinen noktada beni ve benimle ilgili konuları kafana takmadığın, birbirimizi çok yıprattığımız… bizim için bir iyimserlik taşımıyorken, birbirimizin canı olmak neye care ki? üstelik bir çare arayışı da yokken…

-bu kez yazdıklarını daha özenle okudum. üzüldüm.

-ama bu hep böyle değil miydi, yeni bir şey değil ki

-bir cümlende var, ben artık takılmıyorum.  canlı  tutmuyorum belleğimi. yoksa üretemem hiç bir şey. yıprandık. geriye dönmek de zor. öyleyse takılmanında anlamı yok.

-evet, söylediklerin aynen bunlar. senin becerdiğini ben de becerebilsem keşke

-ne kadar zaman beraber olabiliyorsak, sorgulamadan, eşelemeden ( saygısızca, hoyratça değil)olmaktan başka çarede yok.

-senin çare dediğin, benim ölüm fermanım

-çare olarakda göstermiyorum. gelinen noktada “başkası yok” diyorum. birin sıfırdan büyük olması gibi.

-seninle geçen veya geçecek günleri yanıma kar sayacak durumda değilim ki ben, çünkü sen benim için her şeysin

-derin anlamlı yazıyorsun yine. boş ver. basit ol, basit düşün ama bu öyle basitlik değil. derin takılma anlamında.  takıldıkça, sızı artıyor çünkü.

-basit olarak, seninle yaşamımı paylaşmak istiyorum, bu hiç de derin değil

-benim başarabildiğim bu kadar.

-senin başardığın da bana yetmiyor çünkü senin nezdindeki yerimle, benim nezdimdeki yerlerimiz aynı değil

-evet, biliyorum. okudum da şimdi

-sana yeten bana yetmiyor, bana yetende sen yoksun. seninle mücadele etmiyorum. Dediğini  denedim, hem de kezlerce ama başaramadım ve hep bir yerlerden patlak verdi ve koptuk geçici de olsa. ya hep ya hiç olduğum, böyle hissettiğim ve aksini beceremediğim tek insansın… çok ama çok üzgün ve bedbahtım ERKEK. bu meret de kopup duruyor. ben gidiyorum, hoşçakal

 

 

4 yıl 8 ay 15 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-OH ŞÜKÜR

-fotoğraflarda çok güzel çıkmışsın. güzel olduğun için tabiki... çünkü bazen resimler gerçeği yansıtmıyor.

-PEK FOTOJENİK  DEĞİLİMDİR AMA NASILSA BUNLAR ÇEKİLDİĞİNDE FOTOJENİK OLACAĞIM TUTMUŞ. SEN KİŞİLERDEN PEK HOŞLANMADIĞINDAN ORTAMI YAZMAMIŞTIM. ALTAN ABİNİN NİKAHINDAN BU FOTOLAR

-evet. O zararlı bir mahluk benim için. ama sadece O ve eski eşi.

-VALLAHİ BİLİYORSUN ANA TARAFINDAN HEMEN TÜM AKRABAMDAN, ONLAR DA DAHİL UZAK DURUYORUM. İŞİNİN ARASINDA MİNİK BİR SORU, FULYA'YA GİDEBİLECEK MİYİZ BU AKŞAM?

-olabilir

-BAHATTİNLE BİLGE ŞİMDİ GİDİYORLAR, BİZ DAHA SONRA MI GİDERİZ?

-evet

-TAMAM ÖYLEYSE, BEN OFİSTE ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR VE SENDEN HABER BEKLİYORUM. HATTA TİJENE DE SÖYLEYEYİM, OFİSTE Mİ

-eve gitti. Toparlanalımmı?

-OLUR

-nerden alayım seni?

-SEN YAP PROGRAMI, BEN UYARIM. KARNIN AÇ MI, SANA YEMEK ISMARLAYAYIM ÖNCE

-benim de… yer önemli. İkeada yiyelin, farklı  olur.

-ORADA YEMEK İSTİYORSAN, TAMAMDIR

 

 

4 yıl 8 ay 18 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-İYİ HAFTALAR OLSUN SEVDİCEĞİM

-eyvallah, nasılsın

-iyidir. nasıl Aygül’ün sonuçlar?

-Allah daha iyi eder inşallah. iyi diyor. biliyorsun fazla konuşmaz. sabahda mezuniyet töreni vardı. Işıl la gittiler, ben de sonra gittim. Işıl olunca sana “gel” diyemedim. gelmeyi arzu edeceğini düşünmüştüm.

-hayırlısı olsun, bence de doğrusu bu olmuş zaten

-kolay gele

-sana da kolay gelsin. fotoğraflardan izleriz artık... ve anne-baba olarak mezuniyetinde bir arada olmanız en güzeli olmuş Aygül için

-bir iki resimde bir aradayız. film çekmedim. hep foto

-tabii ki olacaksınız ERKEK, bu çok doğal hatta doğrusu bu.

-özellikle özel günlerde

-Aygül’ün ilkokul mezuniyeti gibi olmadığı için çok ferahladım

 

 

4 yıl 8 ay 19 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-http://www.haberodasi.com. sonra da günaydın

-ay durun taarruza uğradım. aman da ne güzel yakışmış kepi, cübbesi Aygül hanım'a. senin de günün aydınlık olsun

-amin

-sayfayı açtım ahmet altan yazısı çıktı, onu mu yollamak istemiştin

-evet

-detaylı olarak okudum, senin yorumun?

-ordu kendi işine bakamıyor, politikayı seviyor. içeriyi temiz tutamazken, dışarıda ne işi var? sen önce karakolunu koru.

-saptamaları doğru görünüyor ama işin belki de bizim göremediğimiz, kavrayamadığımız nedenleri de olabilir

-nedenleri... biri cumhura karşı çıkmak. halkın iradesine saygı duymamak. sadece onlar bilir doğrusunu.

-yani ana otorite olarak kendilerini görmeleri

-devletin subabı

-ben erken çıkacağım ofisten. Tijen alışveriş yapacağını söylemişti ama biz de birşeyler alsak mı, ne dersin?

-almalıyız. bende araba yok alamam. ne alabiliriz?

-ben buradan taksiye binip geleceğim. Şarap ve meyva mı alsam, ya da tatlı?

-tatlı ve şarap. tatlı bizim ofisin arkasında var

-neyse, bulurum birşeyler. Onların evde buluşuyoruz, değil mi?

-ofise gel bence. bir görüşmem var. 17.30 da biter

 

 

4 yıl 8 ay 21 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sobe

-ah bu ne mutlandırıcı bir sobelenme böyle

-rica ederim efendim…. sonra ses yok senden ama…

-sen çalışıyorsundur diye meşgul etmek istemedim. Eğer kızlar sende değilse, beraber akşam yemeği yesek mi diye aklımdan geçirdim.

-yarın akşam olabilir.bu akşam durum belli değil. ilan hazırlıyorum

-Billur gelmiş Ankara’dan. bugün onunla konuştuğumuzda bir ihtimal Şarköy'e gitmekten bahsettik yarın akşamdan. kesin değil ama öyle bir olasılık var anlayacağın.

-anladım. bir yandan da almanya ile konuşuyorum

-tamam sen bak işine, ben de sana bilgi vermeye devam edeyim... arabayı teslim etmeden son bir faydalanalım istedik

-hangi arabayı

-belediyenin arabayı, Billur’da ya

-anladım

-ben çıkıyorum sn. Eroğlu

-ben devam. uygun olursam arayacağım seni

-sana kolay gelsin. saat zaten 8 e geliyor, ben yaklaşık sekiz buçuğa kadar yürürüm. uygun olabileceğinin 20.30-21.00 gibi belli olması bence de uygundur efendim

-ok

 

 

4 yıl 8 ay 22 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-kolay gelsin sevdiceğim, Görkem'in arkadaşı Salim işine yarayabilir mi şirkette? yanıtın olumlu olursa bir randevu rica ediyor seninle görüşmek için. her türlü göreve açık olduğunu söylüyor çocuk

-memur olarak olacak bir durum yok. toplantıdayım, konuşuruz.

1 SAAT SONRA…

-alooo…. şarköy vaziyetleriniz ne durumda

-olumsuz. yani gitmiyoruz. Billur çok istemişti ama Ankara’ya dönmesi gerekiyormuş, hafta sonuna kalamıyor

-sence de uygunsa, yemek yeriz o zaman.

-uygundur. Salim’le ilgili ne diyorsun, görüşmeye değer mi? bencesi; bir minik zaman ayır derim, haliyle işinize yarayıp yaramayacağını anlamak için onunla görüşmen lazım

-bir şey aklıma gelemiyor. zaman ayırırım kesinlikle. ama ne iş olabilirki? bir projede ekip şefi olabilir. mühendis çocuk o. yazık. askerlik olmayınca zaten, vasıflı iş olmaz.

-öyle bir kadro açığınız varsa ne güzel işte. burslu okumuş fakir bir çocuk o biliyorsun

-ama o işi lise mezunları yapıyor. ekip şefi demek usta temzilikçi demek. hem temizliyor hemde orada çalışanların bodro işlerini falan merkeze paslıyor. önce bir konuşayım kendisiyle. sonra Tijen e aktarırım.

-tamam, kolay gelsin

2 SAAT SONRA…

-aloooo

-buyrun

-bu akşamı mı, yarın akşammı yemek yiyecektik..

-benim için farketmez,senin gönlünden hangisi geçiyorsa olabilir

-yarın akşam olursa, pazar sabah kahvaltı ve yürüyüş uyar. yarın sabah işe gelecem çünkü

-yani iki gece üst üste olmaz

-kendime zaman ayırmalıyım

-peki, sana yarın daha uygun geliyorsa, öyle yapalım

-aslında canımda sıkkın. muzaffer dert olacak başımıza. hissediyorum Tijen de dertli. adam ne iş yapıyor belli değil. sadece para çeksin kasadan. söylendim. “artık parafım olmadan kuruş ödemeyeceksin.” diye Tijen e de “muhasebeciye tembihle, yoksa ertesi güne bırakmam onu” dedim.

-demek ki iyi ki finans ve para işlerini almışsın Tijenin omuzlarından

-alındı ama ben vakıf değilimki konulara henüz, Tijenin desteği şart

-zamanla olacaksın elbet, kök söktürürsün o zaman alimallah

-ne bileyim. elbet olacak.

-süreç böyle biliyorsun, sıkma canını. ben ise bayağı rahatladım. dün seninle görüşmeyi bu nedenle istemiştim. bu akşamki yemeği geceyi de paylaşmaya kaydırmak istediğini anladığımdan, bir gün daha beklerim artık

-evet. uygun olursan. yanım dolu

-olacağım

-öpüldün

-sağolasın, iyi akşamlar

-biz devam

-ben de devam… birden bire boşlukta kalınca aptallaştım ve ne yapayım çalışmaya devam edeyim bari dedim

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

Öyle kırık döküküm ki, çalışmayı sürdüremiyorum ve aylar sonra ilk kez sana yazıyorum.

Ben sana hep sorun çıkarıyorum ERKEK. Çok çabalıyorum bunun olmaması için ve bu çaba beni çok yoruyor. Çıkamıyorum işin içinden. Kızımın önerisi olan ve senin benimsediğin “takılmak” dedikleri, demek ki bana uyamıyor ve çok acıtıyor. Senin ifade ve davranışların bunu desteklemese başarabilirim gibi geliyor ama sen “sadece birlikte takıldığımızı” öyle vurguluyorsun ki, durumumuz işkence haline geliyor.

Bugün için birbirimizin yaşamlarında kapladığımız yerlerle ilgili sınırların, beraberliğimizin başladığı ilk dönemlerden de gerilere itmiş bizi sanırım. Benim açımdan, ‘attan inip eşeğe binmek’ dedikleri bu olsa gerek.

İfadelerin benim önemsizliğimi vurgularcasına, yine çok incitici olmaya başladı. Bunun için çaba mı gösteriyorsun, yoksa gerçeğin mi bu, bilemem. Ancak gerçeğinse, bu denli sıradan ve teninin çekebileceği her kadınla yaşayabileceğin bir ilişkiyi bana ve (geçmişte de kalmış olsa) hissettiğin sevgiye reva görerek aşağılama. Arayış içinde olmadığını ifade etsen bile, bu gün evlenmeyi düşünmüyor olmamız, senin nezdinde her ikimiz açısından da başka kadın-erkek ilişkilerine açık olduğumuz anlamını taşıyorsa, beni affet bu ilişkiden. Çünkü böylesine bir ilişki; eminim ki senin gibi erdemleri olan bir insana da, (hani hep, bir sıfırdan büyüktür dersin ya) ruhsal ve yaşamsal anlamda sıfırın çok altlarında eksileri yaşatacaktır. Çünkü senin ifadenle ben senin için herhangi bir kadın değilim ve yaşamında en önemli, en değerli kadın olduğunu ifade ettiğin bana layık görebildiğin ilişki türü bana az önce yazışmamızda yansıttığın ise, bu kötülüğü kendine de yapma n’olur. Seni tanıyorsam eğer, gelecekte hangi durumda olursan ol, bunun hesabını çok zor verirsin kendine.

Allah yardımcımız olsun.

 

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GECE…

-Okudum. bu kafayla anladığım kadarıyla; yarın gece, yada gündüz yemeğimizi yer, gecesi- yatağı olmaz. Evet, zorlamayı düşünmüyorum. Hak da iddia etmiyorum. değerlisin. önemlisin. ama yarına beni sorumluluk altına sokacak bir konu benim gündemimde yok. çünkü dünden farklı olarak artık yarını düşünmüyorum. eskiden olumsuzluklara rağmen, belki aşarız diye itiraf edemesemde yarını hep düşünüyordum. şimdi ise yok ama ilerde olursa... olsun ama beklentili değil.

-yarından hiç bahsetmiyorum ve bunu düşünmüyorum bile

-senin nasıl huzurlu olacaksan, tüm kalbimle, gücümle sana yardımcı olmaya çalışırım.

-senden ricam ne olur doğru oku ve anla

-sana süren sevgim, aşk değil. saygı duyuyorum ve insan olarak seviyorum. Hiçbir kadınla ne dün yattım nede bugün yatıyorum. bu kadar

-bunları zaten söylemiştin biliyorum... Ben ne dersem diyeyim, sen anlamak istediğini anlayıp yanıtlıyor ve hatta hiddetleniyorsun... uzatıp germeyim seni

-hiddetlenmedim ama bildiğim bu, anladığımda bu. başka ne yorum yapmamı beklerdinki?

-senden yorum yaparak bana yansıtmanı değil, yazdıklarımı okuyarak kendini bu bağlamda anlamanı ve bunu bana her ne şekilde olursa olsun yansıtmanı diledim

-bu cümleni de anlamadım. tekrar okudum. şimdi yine okuyorum. galiba ben bunadım. duygu ve düşüncelerimi, içinde bulunduğum ruh halimi, beklentilerimi paylaştım. dahasını bilemeyeceğim.

-evliliği, yarını geç bir kalem ERKEK... benim bu gün senin beynindeki ve gönlündeki yerim, saygı duyduğun ve insan olarak sevdiğin bir kişi olmak ise, benzeri dozda olan bazı diğer insanlarla (örneğin 1.KADIN) eşdeğer oluyor muyum?

-mümkündür. bugün belki en üsttekisin. ayrıca, insan değeri kıyaslanmamalıda, herkes özeldir

-ama kendi içinde değer yitimine uğramış olarak mı?

-kazanmak tarafından niye bakmıyorsun. eş olunmadı diye yitmekmi oldu?

-kazanç yok ki, bir görebilsem onu, hiç ilgisi yok eş olmakla

-kazançtan anladığın evlenebilmekse...

-kadın olarak gerekli değilim sana, sen beni insan olarak istiyorsun yanında, bunu mu anlamalıyım

-cancağızım, ben bu dönem derin kadın mevzuu yaşamak istemiyorum, tartışmak da. bu konuda kendimi sınıfta kalmış, kabahatli, beceriksiz görüyorum ve cezamı çekmek üzere inzivadayım

-“hazır insan olarak birbirimizin yanındayken, başka karşı cinslere de gerek duymadan ihtiyaçlarımızı birbirimizde gideriverelim” mi senin mantığın?

-hayır. istediğin buysa, ihtiyaçlarımızda gidermeyelim. sen sıyırmışsın. ne gereksiz polemikler. sen ki tanıdığım en akıllı kadınsın. bu kadar zaman tartışacağımı bilsem buluşurdum seninle

-1) bu gün birlikte olacağımızı unutmuş görünmek ya da gerçekten unutmuş olmak

2) iki geceyi üstüste benimle geçirmeyi, kendine zaman ayıramamak olarak ifade etmek. şimdi bile aşağılamaya devam ediyorsun ya da gerçekten o yerdeyim

-2.KADIN Allah aşkına, ne olur çalışmam lazım, konsantrem kayboldu

-senden yanıt beklememiştim, verdin. ben de karşılık verdim hiç de uzatmak istemeden

-ne olur, yalvarıyorum

-kestim. yalvarma, kıyamam. haydi kolay gelsin sana

-sağol.

 

 

4 yıl 8 ay 25 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sobe

-biraz da sen ebe ol yaaaaa.

-eyvAllah

-yarın saat 10'da gelecek Salim, hatırlatırım efendim

-gelmesin. almanları yollayayım. Bunaldım. onlar gidince geniş zaman ayırırım. angaryalardan hiç bir iş yetişmedi

-peki, söylerim çocuğa. tehirleriz ileri bir zamana

-iyi olur. öptüm

-tamamdır, görüşürüz

-yeter mi yani? “öpmeyi bırak” demekmi istiyorsun. bende ne zaman “yeter ERKEK” diyecek diye merak ediyordum

-yok ya hu, bir şey demek istediğim yok inan

-peki. espirük yaptım güya

-dün gece kısa dönem için müthiş hayaller kurdum. öyle ki uyku tutmadı, şartların olabilirliğini teyidleyebilirsem seninle de paylaşacağım. Hoşça kal.

-sen de, sağlıcakla efendim

 

 

4 yıl 8 ay 26 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-kolay gelsin, geldi mi almanyalılar?

-akşama

-Billur bu hafta da gidemedi, perşembeye kadar belediyede göreve devam ediyor. şu almandan hep uçkur düşkünü gibi sözettiniz sanki

-biraz öyle

-öyle bir yargı olmasaydı, belki Billurla tanıştırmak iyi olabilirdi diye düşündüm bir an

-ön yargı var ama adam arkadaş değil, metres arıyor resmen. Diyelimki, hafta sonu hendek teyken karşılaştılar Billurla. almancaları da iyi. Billur akıllı olsun, yatmasın. arkadas olsun. adamla farklı ilişki geliştirsin. Onun becerisine kalmış. istemezse kimse bilmem ne edemezki ona  ama tanıştırma biçimi, “al sana kadın arkadaş” şeklini kabul etmem, yakıştıramam

-tabii ki özel karşılaştırma gibi olması yakışıksız kalırdı, böyle bir tanıştırmayı Billur da itici bulurdu sanırım ama neyse yaa... Billur cuma sabahı Ankara’ya gidiyor zaten

-böyle bir durumda hafta sonu döner insan. almancası nasıl?

-ay olur mu hiç, kıza ne diyeceğim... olmaz öyle şey. almancası az, ingilizce mükemmel tabii

-peki. odadan çıktım

-karın doyurmak amaçlı,(anlayacağın uzun sürmeyecek) bir akşam yemeği yiyelim mi?

-nerdeeeeee….. panikteyim

-istersen alıp geleyim faydam olacaksa

-havaalanına çıkmam lazım. çoğu şeyi bitiremedim. yolda yemeyi düşünüyorum. Sağol. yada yemesem de olur, aklımda yoktu bile. kaçtım

-peki, hadi germe kendini, panik yapma

-sağol

 

 

4 yıl 9 ay 2 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba,iyi haftalar

-İYİ HAFTALAR. NASIL YORGUNLUK DURUMLARI?

-deliksiz uyudum

-HAFTAYA DİNÇ BAŞLAMANA YARDIMCI OLDUYSA NE GÜZEL

-bakacağız. akşama kızları almak istiyorum. görüşemedim bu hafta. yarın da Songül ün alçısı çıkacaktı. bu akşam uygun olmayabilir, arzu edersen yarın akşam yemek yeriz gibime geliyor.

-UYGUN OLURSAK VE ÖZELLİKLE SEN GÖREV DEĞİL DE KEYİF OLARAK BUNU İSTERSEN BENCE DE OLABİLİR

-anlaştık

 

 

4 yıl 9 ay 3 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın, kolay gele

-sağolasın, sana da. akşama görüşüyor muyuz?

-evet

-ben hafta sonu ve sonrasında emlak çalışmaları yaptım şu almanla ilgili, onları yetiştirebildiğim kadarıyla alacağım çıktılardan bir inceleyelim mi?

-yanım dolu

-tamam canım, uygun olunca “evet” ya da “hayır” diye bir cevap verebilirsen, ona göre çalışırım ben de... ayrıca bir şeyler uydurup yemeği bizim evde yiyelim derim ben

-Ece nerede? akşama emlak işlerine bakarız elbet

-Ece pazar günü gitti Muğla’ya. dışarıda yemek yerine evde daha rahat olur diye düşündüm, uydururuz evden bir şeyler

-bizde zaten bir şey yok, size gideriz. sen işini bitirince ofise gelirsin. yada ben alırım seni. konuşuruz. araba zaten şu an Şaban da. Işıl la Songül ü doktora götürmüşlerdi

-arabanın sana ulaşmasıyla ilgili sen bilgilendirirsin artık beni, ben de ona göre hareket ederim

-tamam. Görüşürüz

 

 

4 yıl 9 ay 4 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-bilerek mi bana yanıt vermedin

-sanırım ben koptuğumda yazdın, çünkü bana ilk kez sesleniyorsun bugün

-hayır telefonlarıma

-telefonlar evde kalmış, sabah arkandan koştum ama yetişemedim

-aaa pardon. peki kolay gele. bu saatten sonra kıymeti yok zaten.

-sağol, sana da kolay gelsin ama neyi cezalandırıyorsun ki "bu saatten sonra kıymeti yok" diyerek?

-farklı yorumladın. cezalandırmayla konunun bağlantısını kuramadım. “zaten akşam oldu, gidip evden telefonu almaya değmez” dedim akıllım, you understand?

-afedersin ancak cümlen tam hedef göstermediğinden, sanırım içinde bulunduğum ruh halim öyle yorumlamama sebep oldu

-np

-tamam, sana problem olmasa da ben açıkladım işte her zamanki gibi.. n'aparsın can çıkıyor huy çıkmıyor demek ki

-boş ver. ilk değil bu. bunu hep yaptın. farkedebildiklerimizi, yada yanlış anladıklarından içine atmayıp söylediklerini, düzeltebilme şansımız oldu. öpüldün

-senin de yanlış anladığın ve değerlendirdiğin pek çok şeyde, benim açıklamalarıma rağmen ikna olmayıp, bildiğini okuduğun ve gerçeğe değil de sandığına inandığın o kadar çok olmuştur ki... beni değerlendirirken, umarım dönüp kendine bakabiliyorsundur... yanıt beklemiyorum, sana da kolay gelsin

-muck…

 

 

4 yıl 9 ay 9 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sayın Özmen, hafta sonu gezdiğin gördüğün güzellikler seninle olsun

-buyrun sn. Eroğlu

-gözümüz yok. ne yapalım. kader utansın. Eğlenmişsinizdir, belki aklınada gelmiştir.

-kader değil ki canımcım.. tercih

-ama dostların seni hep bensiz anımsıyor. galiba sana-bana böyle yardım etmiş oluyorlar

-sitem yok

-aaa ne sitemi,burukluk. burukluk bunun adı

-peki. hoş bizi desteklemeye hiç kimsenin yardım etmediği gibi, bizi koparmaya da kimse yadım etmiyordur bence. bu her iki halde de bizim becerilerimizle sınırlı kalmış bir durum

-galiba… öpüyorum seni. bu arada özledimde

-sağolasın, kolay gelsin

 

 

4 yıl 9 ay 10 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ana… sen uymadın mı

-bilgisayar açık kalmış, kapatmaya girdim. kızlar ancak gittiler

-kapat bakalım. Aa, unutmuşum. bu saatte yalnız nasıl dönecekler? Fulya nın yolu sakat

-Fulya bende kalıyor, Tijen i de Nurcan götürdü

-Tijende mi vardı, ne kadar oldu çıkalı?

-sonradan geldiler Erdalla. erdal az oturup kalktı. 15 dakika kadar oldu çıkalı

-ne dedikodular yaptınız bakalım?

-yok valla.. güldük eğlendik. ben Fulya’ya yeni cd ler doldurmuştum, onları dinledik keyif yaptık

-iyi, ohhh… hadi yat şimdi

-tamamdır, hadi iyi geceler

-bende birazdan eve yollanırım. sana da iyi geceler

 

 

4 yıl 9 ay 12 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba

-aman da babalı kuzuları sevsinler… bu cümlem "merhaba" demekti

-seninkiler gibi görmeyi de nasip etsin

-AMİN... tüm ana ve babalara göstersin

-nasıl geçti seyahat

-verimsiz ama ben elimden geleni yapmanın rahatlığı içindeyim, en azından Bahattini de ayrılmama ikna ettim güzellikle. Aygül’ün sınav sonuçları nasıl?

-iyi, umduğu gibi.

-ne yapabilmesi için yeterli bu sonuç?

-bende bilmiyorum. Aygül pek konuşmaz biliyorsun. izmir ekonomi bile oluyormuş, Üsküdar daki ticaret ünversitesine veya yeditepeye gider. özel.

-anladım... oturur hep birlikte yaparsınız sıralamalarını. Allah en doğru seçimi yapmayı nasip eder inşallah

-yetenek sınavıyla girmesi gerek 

-ben seni işinden daha fazla alıkoymayayım, sen selam verdin diye merak ettiğim bu konuyu sordum

-iyi oldu. kucaklıyorum seni, görüşmek üzere

-kolay gelsin

 

 

4 yıl 9 ay 20 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Kaçta olduğunu anlayamıyorum ama beni aramışsın. Uyumuşsundur düşüncesiyle aramıyorum. Umarım önemli bir şey yoktur.

 

Samimi bulmadım mesajını.

 

 

 

4 yıl 9 ay 23 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

AKŞAM…

-iyi akşamlar Muğla, how are you?

-iyi akşamlar İstanbul. Muğla gavuristan değil lo... türkçe yazışabiliriz vallahi...

-heee

-bugün çalıştım çabaladım ama Görkem’in kablosuzundan internete girdiğimde, girebilidiğim tüm siteler bana alt sayfaları açtırmadı, açtırmıyor. o yüzden inceleyemiyorum emlak sitelerini

-başka yerden gir

-Görkem’in laptopu boşa çıksın diye bekliyorum

-cumartesi öğleden sonra karasu da olacakmışız

-aaaa... ne yapmak için? Tijenlerin yazlığa mı? ne amaçlı ve ne kapsamlı bir gezi olduğunu bilemiyorum, benlik bir durum var mıdır, yok mudur?

-bence var. çünkü nurcan konusu olacak

-nurcan Tijenin de arkadaşı ve birlikte konuştuk zaten. bu sebeple onu bensiz davet edebilir Tijen.

-ama kalabalık organizasyon olmalı. hulusi “beni düşünen yok” dedi. Tijen “düşüneceğim” dedi

-kabul edersin ki, bir tek bu nedenle istanbul’a gelmem hiç akıl karı değil. onca yol parası.. gidiş- dönüş...

-haklısın. Erdal la emlak konusu da  o gün gündeme gelebilir.

-tamam da zaten orada olsam gelirdim büyük ihtimal. emlak işi kesinleşse yine gelirim, üstelik erdal abim, bensiz de halleder. ben olmadan organize edecekse zaten, çırak çıkabilme olasılığım çok yüksek.

- “.........ben olmadan organize edecekse zaten”  !!!!böyle bir şey mi sezdin?

-ben bir şey sezmedim, şimdi sen yazdın ya "emlak konusu da o gün erdalla gündeme gelebilir" diye, ona istinaden yazdım. gelecekse gelecek, yapacak bir şey yok, öyle değil mi?

-ama nasıl bir bağlantı kurdun anlayamadım

-yani konunun gündeme gelmesi, benim o ortamda olma şatıma bağlı değil sanırım, ben bu sonucu çıkardım, yanılıyor muyum? Görkem’in bilgisayarına geçiyorum... bir dakika...

GECE…

-sen bugün gerginsin

-yok be ERKEK... gergin olmadığım gibi, gerileceğim bir durum da olmadı

-peki. emlak konusunda yorumunu ben anlayamadım o zaman. sorry, pardon

-sadece olası bir doğal durum belirttim o kadar

-boş ver gitsin

-haydaaaa... asıl gergin olan sen olmayasın

-belki. iyi akşamlar diyeyim o zaman

-paylaşmak ister misin?

-yarın daha sakinken konuşuruz, açlık başıma vurdu

-peki ama şu kadarına izin rica ediyorum; seninle dün konuştuk ve ben araştırmalarımı sana mail yollayarak seninle paylaşacağım, sen eleme yapacaksın ve kalanları almancaya tercüme ettireceğim, yani olası bir talebe hazır olacağız

-tamam

-bu talebin kesinlik kazanması halinde ben istanbul’a geleceğim , önce ilan sahipleriyle görüşüp sonra adamı gezdireceğiz. ben dünkü görüşmemizden bunu anlamıştım, doğru anlamış mıyım?

-evet yani ama “ben hafta sonu programında olmak istemiyorum. gerek duymuyorum” diyorsun.

-hayır ERKEK ne ilgisi var yaaa.... peki öyleyse, devamını sen rahatladığında konuşuruz, sanırım ve umarım birbirimizi daha iyi anlayacağız o zaman

-öptüm seni kız. dün sabah bir şey yaptım ama söylemeyeceğim sana

-öpemedin yağcık... öpemedin yağcıkkkkk… söleeeeeeeee…. hadiiiiii.......yaaaaaaaa.....

-bak bu yapmacık gibi olan davranış kalıbını sevmiyorum

-ne yapmacık, ne de yapmacık gibi

-biz bize iken kabul

-ve biz bizeyiz

-evet, şimdi biz bizeyiz ama gecen bir yerdeydik. yine yaptın.

-of ERKEK, yaaaaa.... hadi söyle artık.. yeter bu kadar eziyet

-sabah Salacakdaki son güzel gecemizi canlandırdım.

-peki....yorum yapmama hakkımı kullanabilir miyim

-kullandın. iyi geceler. toparlayıp çıkacam. Acıktım, iyi geceler

-tamam, sana da kolay gelsin, iyi geceler

 

 

4 yıl 9 ay 24 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

GÜNDÜZ…

-merhaba ERKEK, gece milliyet emlaktaki evleri çalışıp uygun olabilecekleri gmail adresine yollamıştım, şimdi de diğerlerini güncelliyorum

-gece yoktu. Sabaha karşı yollamış olabilirsin. Birazdan bakarım. Eline, beynine sağlık.

-güncellediklerimi de yine gmail adresine yollayacağım ve sana haber vereceğim. sen bakma fırsatı bulduğunda uygun olanları ve tercüme edilmesi gerekenleri bana bildirince, bayağı yol alınmış olur sanırım.

-Tijen yanımda, selam söylüyor. kamera açmak istedik, olmadı

-Görkemin güvenlik duvarı gibi birşeyi var

-skyp alsana, sesli

-dur bakayım skyp ı yükleyebilecek miyim. sen de Tijene sevgilerimi söyle lütfen

-okuyor seni

-aracı aradan kalktı desene... J

-he. erdal, karasu ya gidiyor akşam, Sibel Can lı festival organize ediyormuş

-etsin bakalım

-nurcan konusu senin uhdende imiş, öyle diyor Tijen. sen olmayınca olmazmış organizasyon.

-bunu benimle konuşup da söylesin Tijen bence.

-peki sonra konuşursunuz

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

YA BU KEZ TUTARSA…

Uzun yazmayacağım bu kez, söz...

İkili ilişkimizde tamamen senin yansıman olduğumu biliyorsun, değil mi?. Sana sonradan anısını canlandıracağın derecede keyif veren bir gecenin ardından, yine keyifli bir Pazar günü geçirdik birlikte ve benim altı gün sonra Muğla'ya gideceğimi bilen sen, geçen beş gün boyunca, hiç bir şekilde benimle irtibat kurmadın. Birlikte geçirdiğimiz haftasonu, öyle sanıyorum ki senin nezdinde "hoşça geçirilmiş bir haftasonu" özelliğinden öte gidemedi ki, beş gün sonrasının Cuma akşamında, ertesi sabah gideceğimi bildiğin için bana seslenmeyi lütfettin. Ben böyle bir lütuf istemiyorum ERKEK ve bu sebeple seninle görüşmeden geldim Muğla'ya.

Şimdi bana Karasu'ya, Hendek'e gel diyorsun. Sebep olarak da Nurcan’ı ve olası bir emlak görüşmesini gösteriyorsun. Gelmemi kendin için istesen bile, sorumluluk almak kaygısı  ile bunu dile getiremiyorsun. Ben benzeri filmlerin kahramanı çok oldum seninle.

Ordu'ya giderken,

"seni yanımda görmeyince nerede diye soracaklar, ne diyeyim?" dediğinde, bunun kapalı bir davetiye olduğunu her ikimiz de bildiğimiz halde, senin zorlanmaman için koştum yanına. Sonuçta;

"ben gelmeni önermediğim halde, kendin gelmeyi tercih ettin" diyerek sıyrılıverdin işin içinden.

Ordu sonrası, beraberliğimizin devam ettiğini aileye ve çevreye kabul ettirilmesi için izleyeceğimiz yolu senin önerilerinle ortaklaşa oluşturduğumuz halde, uygulamaya geçiremedin ve "ne yapalım, beceremedik" oldu adı.

Sen ki; kefaretlerini ödemeye yanaşmayıp, bunlara türlü bahaneler, kılıflar bularak sıyrılmaya çalışan hatta kendince sıyrılan bir adamsın. Ben pek çok yönünü senden daha iyi tanıyorum sanırım, kendinle yüzleşmeye cesaret edemediğin sen'i bile tanıyorum. İşte bu tanıdığım ERKEK, beni bir kez daha şaşırtmadı...

Seninle özel yaşantımızın yansıdığı ortamlarda bulunmanın, benim açımdan (aslında her ikimiz için de ama bunu da görmezden gelmeyi yeğliyorsun) ne kadar sağlıksız sonuçlar oluşturduğunu biliyorsun. Ben kim olarak tanışacağım Alman ortakla ve o ortamda hangi kimliğimle bulunacağım sence? Eski karın? Tijen'in lise arkadaşı? Mimar Hanım? Uzak bir akraba?... Hangisini yakıştırıyorsun acaba?... Kalsın ERKEK, ben bu sızıları daha fazla yaşamak ve göğüslemeye çalışmak zorunda kalmak is-te-mi-yo-rum. Beni içeriği sadece "iş" olmayan konularda yeni insanlarla karşılaştırma ve tanıştırma lütfen. İş ortamında birbirimizin hiç bir şeyi olmadan, yalnızca 2.KADIN Özmen olmam yeterli sanırım.

Son bir cümle ile, sabah Salacakla ilgili kurduğun hayal için yapmadığım yorumu yapacağım. Üzüldüm... Anımsaman bir bütünün içinde yer alsaydı mutluluktan uçabilirdim ama sen seni mutlu eden ve benimle paylaşmaya değer, bir tek o anı yansıttın. Bizim paylaşımlarımızla ilgili mutlu anımsamaların, gerçekten sadece 'o' anlarla kısıtlıysa yazık yaşadıklarımıza... Ya da sen benimle sadece 'o' anların mutluluklarını paylaşmayı yeterli buluyorsan, yazık bana... Eğer öyle ise; kendi ifadelerinle, beni en kıymetlilerinin arasına koyduğun o yer her neresi ise, gönüllü istifa ediyorum o mertebeden. 

Sana karşı ne kadar dirençsiz, nasıl zayıfım bunu çok iyi biliyor ve uyguluyorsun. Bırak benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamayı artık. Madem çıkamıyorsun ortaya, ya da sence çıkılacak bir ortalık zaten yoksa, beraberliğimize sahip çıkamamakla ilgili tüm gerekçelerine sıkı sıkı sarıl ve sen de kurtul benden, beni de kurtar kendinden...

Not: Yazdıklarımı okudum da, benzerini farklı cümlelerle kezlerce yazmışımdır Allah bilir. Nasrettin Hoca'nın hesabını ilerlettim anlaşılan, ya tutarsayı geçtim, ya bu kez tutarsalardayım...

Hala sevdalın 2.KADIN

 

 

4 yıl 9 ay 26 gün sonra (perşembe)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Evet ERKEK, telefonda dediğin gibi, vakit bulup da hala okuyamamışsın e-mektubumu sanırım. Senin bu aralar abartılı yoğunluğunun içine bir de ben dahil olmak istemezdim ama bazı olaylar öyle üstüste geliyor ki, insanı karar vermek durumuna getiriyor, işte tam da şu an benim olduğum gibi...

Seninle paylaşmıştım sanırım Moskova'dan aldığım giydirme cephe işi önerisini. Adamlar evimi tutmak için benden haber bekliyorlar ama ben uzun vadeli olarak orada kalmamı istedikleri için pek sıcak bakmıyorum. Tam onlara "pardon" demeye hazırlanıyordum ki;

Dün Kazakistan Almaata'da bir otel inşaatına şantiye şefi olmam önerisi geldi. Şartları ve parası oldukça cazip ama nereden baksan bu iş de minimum 2 yıllık bir iş. Her ikisi için de beni bağlayan tek unsur sensin. Topu sana atmak olarak algılama lütfen ama senden alacağım yanıt (tabii ki yanıtsızlık da) karar vermemde etken olacak kuşkusuz. Bilmem ki benim bu çabalarım, 'çıkmadık candan ümit kesilmez'in ötesinde ölüyü canlandırma çabaları mı? Her ne ise, çabaladığım kesin...

Yarın (Cuma) akşamına kadar kesin yanıtımı vermek zorundayım. Ne diyorsun Sn. Eroğlu? Bir insan, bir arkadaş ya da dost sıfatlarına yöneltilmiş bir soru değil bu. Net olarak kendin ve benim, yani bizim için ne öngörüyorsan onu paylaş benimle lütfen, tabii gerek görürsen. Görmemen hali, yukarıda da dediğim gibi, aslında yanıt olduğundan onu da başımın üstüne koyarım.

 

 

4 yıl 10 ay 6 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi haftalar. meşgul gözüküyorsun ama mümkünse minik bir ricam var

-merhaba, sana da iyi haftalar. Söyle.

-benim sana yolladığım, sadece kendimin olduğu son bir kaç fotoğraf vardı, vesikalık çektirmek yerine onlardan yaptırmak istiyorum ama kendimde bulamadım, varsa yollar mısın

-vesilkalık olabilecek resim istiyorsun yani

-bir de üstteki yazın "isteyince Yaradan da veriyor" olacak... de ayrı yazılacak yani.

-Düzeltirim ama tüm kelimeler küçük harf başlamış. kendin vesikalık için düzenleyebilirmisin?

-hayır ama fotoğrafçıya götüreceğim.. Konuşma penceresinin üstündeki yazıda özel ve biricik olan tek şey Yaradan

-anladım. 5 tane seçtim.Aysel e verdim. o vesikalık formata getirecek. sonra atarım sana

-yani sadece baskısını mı yaptıracağım

-evet

- peki. Aysel’in adresini versene, onunla görüşeyim.

-aysel@hotmail.com. umarım yanlış hatırlamadım

-tamam kaydediyorum, kabul etmesini söylersen sevinirim

-söyledim, bilgisi var

-tamam, konuşuyoruz

 

 

4 yıl 10 ay 7 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sobe

- J

-pardon, selam vermek yasakmıydı

-yok yaa.. amma da alıngan olmuşsun, Bahattinin makinadayım

-hassas demek lazım

-derdini anlattı ve çıktı, ben de çalışmaya başlıyorum konu üzerinde. akşama kadar tamamlarım sanırım

-ne kadar sürecek ki. yine günlerce mesaimi yapacaksın?

-sadece excel tabloları üzerinde düzenleme yapacağım. bitmezse de evden bitirir yollarım şirkete

-iyi, anladım. peki . kolay gele

-sağol.sana da

 

 

4 yıl 10 ay 9 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-kolay gele 2.KADIN hanım. nasılsınız

-sağol ama sence de böyle bir hitap yapmacık olmuyor mu?

-şimdi okudum seni. ne bileyim. alışacağız. zaman. uzaklık.

-yapmacıklığa mı?

-ilerde daha mesafeyi gerektirecek herhalde

-gün olur da gerekirse, tabii ki hiç görüşmeyebiliriz ama bu durum bizi birbirimize ‘siz’ yapmaz bence.

-yapmamalı. ben hala o duyguyu yaşıyorum seninle ilgili ama senin, belki benim neden olduğum tercihinide kabullenmek zorundayım.

-bu durum senin neden olduğun zorunluluğumuz demek, daha doğru belki de... Her neyse, sonuçta senin yönlendirmenle, ikimiz de farklı yollara gidiyoruz bundan böyle. Yine “hayırlısı” diyerek optimist olmaya çalışmalı ve önümüze bakmalıyız... ve kendim için şu andaki en büyük dileğim; şu pencereden bile olsa, bana seslendiğini gördüğümde “hop” eden yüreğimin, tez zamanda bunu yapmamayı başarabilmesidir.

-burdayım

-gün olur da bir yerlerden duyarsan, meraklanacağını tahmin ettiğim bir durumla ilgili olarak, Billur’la konuşmamızı aşağıda sana kopyalayacağım ki, merakın gitsin..

“-ablaaaa

-EFENDİM...

-naber iyi misin?

-AY NOLSUN... BİR SÜRÜ SORUN İŞTE

-nasıl gidiyor hazırlıklar? Başar Moskova’ya gideceğin şirketi sormuş arkadaşlarına. haber bekliyoruz şimdi onlardan

-DÜN GECEYİ NEZARETTE GEÇİRECEKTİM NEREDEYSE. KARŞILIKSIZ ÇEKTEN TUTUKLAMA KARARI VARMIŞ HAKKIMDA

-neeee

-UZUN HİKAYE

-eeee ne oldu?

-SONUÇTA ADLİYEDE PARAYI YATIRARAK TUTUKLAMA KARARINI KALDIRDIM AMA MESELENİN NE OLDUĞUNU TAM ÖĞRENEMEDİM

-tabi pasaport işlemleri için başvurduğunda çıktı dimi bu? daha gerisi var mı peki? hepsi bu kadar mı ödemen gerekenin?

-FETHİYE’DEN KARŞILIKSIZ ÇEKMİŞ KONU. TUTARINI ÖDEDİM VE TUTUKLAMA KARARINI KALDIRDIM BUGÜN. PASAPORTU ALMA İŞİ DE YARINA KALDI MECBUREN AMA DÜN SAAT 2'DEN GECE 10 A KADAR TAM BİR MACERA VE İŞKENCE İDİ AÇIKCASI

-gece 10 mu?

-EVET, BEN PASAPORTU ALMAYA GİTTİĞİMDE, BENİ TUTUKLADILAR

-tahmin ettim. hay Allah

-NEYSE BUGÜN GAYRETTEPE'DEN HALLETTİM SONUNDA

-çok üzüldüm valla, iyi bari halletmişin artık. çok geçmiş olsun

-DÜN BU CEZA KESİNLEŞTİĞİNDE BANKALAR FİLAN KAPANMIŞTI . BİLİYOR MUSUN DÜN GECE POLİSLER ARALARINDA PARA TOPLAYIP, EKSİK KALAN KISMINI YATIRDILAR SAVCILIĞA, BEN MAĞDUR OLMAYAYIM, NEZARETTE GECELEMEYEYİM DİYE

-sahi mi? helal olsun valla

-EVET YAAA.. ÜSTELİK HİÇ DE BİR TALEBİM, AĞLAMAM SIZLAMAM OLMADIĞI HALDE YAPTILAR BUNU

-afferim onlara be, desene insanlık daha ölmemiş

-ARALARINDA TOPLADIKLARINI 100 TL FAZLASIYLA GERİ VERDİM ONLARA BUGÜN. DEDİM Kİ; “ATM.LERDEN ÇEKMİŞSİNİZDİR, FAİZİ NİYETİNE KABUL EDİN BU 100 TLYİ”

-önemli olan geceyi orada geçirmemiş olman. onlar insan sarrafı olmuşlar artık, yüzüne baktılar mı kişinin suçlu olup olmadığını anlıyorlar artık. neyse gerçekten de çok geçmiş olsun. hatırlıyamıyorsun demek ki böyle bir olay

-YOK VALLAHİ HATIRLAMIYORUM. AVUKAT DA TATİLDEYMİŞ, İRTİBAT KUTAMADIM.

-senesi belli miymiş?onu söyleseler belki de hatırlarsın

-DOSYA NO.SUNU FİLAN ALDIM, BAKALIM NE ÇIKACAK

-o salak son kocan vermiştir belki senin adına birilerine.

-BELKİ DE BİLLUR... ADAMIN VERDİĞİ ZARARLAR YILLAR SONRA BİLE NASIL ÇIKIYOR, YAKAMI BIRAKMIYOR BAKAR MISIN YAAA…”

Gerçi senin için detay ama olsun, laftan anlamayan ben yine de kopyaladım işte…

-laftan anlarsın sen… gerçekten çok üzüldüm

-bir kez daha anladım ki, insanın başına herşey gelebiliyor.

-kesinlikle, Allah daha beterinden korusun

-amin

-dün gerek duymadın ama bugün ihtiyacın varsa, dilersen benimle olabilirsin. yanlış yazdım, o şimdi bu ihtiyaç kelimesine de takar. ne yazsaydımki?

-ah ERKEK... senin şu lutfetmelerin yok mu? bana "senin yanında olmak istiyorum" diyebilirdin mesela aklından ve gönlünden geçen bu idiyse. her neyse, ben çıkıyorum, iyi akşamlar ve iyi çalışmalar diliyorum sana

-istersen gelebilirsin buraya

-bak yine aynı şeyi yapıyorsun... ve bu durumda bana "kalsın, istemem" demekten başka seçenek de kalmıyor zaten... uzatmayalım ve daha da kırıp kırılmayalım, hoşçakal...

-peki. bekliyorum seni diyeyim ama arabam yok

-bunu ifade edebildiğin için hem teşekkür ediyor hem de seni kutluyorum ama sonuçta ayrılırken, kırgın ve birbirinden beklentilerini yapamamış insanlar olacağız gelsem de. ben nasıl ki dünü sensiz atlattım, demek ki neleri atlatabiliriz birbirimizsiz. bu bence her ikimize de çok iyi ve geçerli bir örnektir

-seni şimdi Tijen e anlatıyorum

-yanında mı ki Tijen? Fulya anlatmış mı ona durumu?

-anlatmış, üzülmüş ama bana söylemediler.

-demek ki tahminim doğru, yani sen de duyacaktın bir şekilde. bugün olmasa da yarın, ben burada olmasam da, bir şekilde çıkacaktı ardımdan

-sen şimdi yemekde ısmarlamazsın. masraf yaptın ama bende bugün bir dünya para bayıldım Aygül ün okuluna

-ben yok günümde bir ev bağışladım oğlumun okuluna biliyorsun. inşallah bunu hakedecek şekilde okur ve mesleğini eline alır. hazır söz çocuklardan açılmışken, gitmeden kızlarla bir kez de olsa görüşmeyi dilerim ama onlar da isterlerse, asla zorlamasız. çünkü Aygülden sonra Songül de beni silmiş ve yasaklamış gözüküyor. Aygül aylar önce yapmıştı o işi zaten

-Aygül günlerdir internette yok. Songülü arada görüyorum. sorarım. hiç zannetmiyorum.

-Aygülü yaklaşık tanıdığımız için, “olabilir” diye düşünmüştüm ama Songülünn yasakladığını ve sildiğini görünce çok şaşırdım ve üzüldüm

-ihtimal vermiyorum, Aygül girmiyor bile. seninle ilgili olumsuzlukları hiç bir zaman olmadı. ha 2 aydır anneye daha yakınlar. etkisi olmuş olabilirmi bilemem?

-vallahi, ben sohbet odasınınn yalancısıyım ERKEK, bilmiyorum

-sildiğini nasıl anlayabiliyorsunki

-yarın sana Aysel gösterir nasıl olduğunu.

-evet. yarın gelebilirse sorarım

-sen de uygun görürsen ve kesinlikle zorlamasız kızlara dileğimi aktarabilirsen sevinirim

-dileğin?

-gitmeden onları görmeyi isterim demiştim ya yukarıda

-bak ne diyeceğim . eğer engellemişlerse bence görülmeyi hak etmiyorlar diye düşünürüm. ama konuşmam lazım

-onların neyi hakettiklerine takılma bence. çünkü pek çok değişik ve geçici sebep olabilir, bu nedenle “zorlamasız sor” dedim zaten. onlar bizim çocuklarımız, hakettikleri için değil, ne yapıyorsak onları sevdiğimiz için yapıyoruz

-benimle uyuyacak mısın bu gece

-ah niye dönüp dolaşıp buraya geliyoruz ki... “sende kaldığım hangi gece derdime derman olmuş ki bu gece olsun” diyeceğim, sen de terslenecek ve rest çekeceksin, daha da kötü bir hale geleceğiz. Sana yalnızca aşık değilim ERKEK. seni seviyorum, sana emeklerimi seviyorum. kıyamadığım, içimi yakanlar bunlar... salt sana aşıklık olsaydı durumum, ikiletmez koşa koşa gelirdim sanırım. iyi akşamlar

-iyi akşamlar

 

 

4 yıl 10 ay 11 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-kolay gelsin. Aygül ve Songül’le konuşabildin mi?

-hayır. telefonda pattanak o konuyu sormak istemedim. daha uygun bir zamanda, lisanı münasiple. çünkü ben de kafama taktım

-tamam, aklında olsun da… ama ne olur dikkat et, çünkü kafana taktıysan amacını aşan bir konuşma yapabilirsin. bunun yerine çocukları görmemeyi göze alabilirim inan

-merak etme

GECE…

-“-öğlen bir ara sohbet odasında 2.KADIN teyzene denk geldim. selamlastık. Songüle hiç denk gelemiyorum. Girmiyormu yoksa diye sordu.

-ne biliyim

-denk gelemediniz galiba

-daha çok  akşam giriyorum

-sende kayıtlı değilmi ki, daha önce yazışıyordunuz çünkü. demekki kaldırmışsın

-olması lazım bilemiyorum

-silmişsin. tabiki senin tercihin, rahatsızmı oldun her hangi bir şeyden

-yani tam olarak…  ama olay farklı

-nasıl gibi?

-yani işte boşver konuşmayalım. ya aman

-bir durum olduysa bilmeliyim. belki bir gün yine mevzuu açılırsa bende ona göre konuşurum

- yok ya

-ben öylesine sordum. ama bi durum varmış meğerse

-neyse boşver”

-şimdi nette mi Songül? ben göremiyorum

-evet nette. ben bir şey anlamadım. bir durum olmuş belliki

-konuşmanın hepsi bu kadar mı

-evet

-ama benimle ilgili en azından ben kaynaklı bir sebep değil

-bence net değil. bir şey var ama ne

-bilemem... çünkü ben senin ailenden, çevrendekilerden ürktüm açıkçası, bu yüzden herkes herşey yapmış olabilir

-muamma seninki de

-Işıl hanım Allah yoluna vermiş kendisini ama insan olmaktan ne kadar nasibini almış dersin. ona ameliyatı ile ilgili ne kadar içten, samimi bir mektup yazmıştım anımsarsan. insan olan kuru bir teşekkürü esirgemez en azından bence

-ilgisi ne önemli konuyla. hassas bir durum.

-ya da evde hasta kızına baktım, insan onun hatırına bir teşekkür eder

-eski eşi ve onun yanındaki kadın, onun için de kolay olmasa gerek. ayrıca onu savunmakda bana düşmez

-neyse ERKEK, hep sizin için, hep senin çevrendeki insanlar için hassas durumlar, 2.KADIN ise bu hassaslıklardan nasibini almayı haketmeyen tek insan

-konu nereye gidiyor

-savunma yap diye demedim, konunun hiç bir yere gittiği yok meraklanma, üzülme lütfen

-devam etme lütfen. bana çocukla ilgili bir soru sordun. sordum ona. bir durum var ve söylemedi. sen bunu annesiyle hemen bağdaştırdın. oysa onun sakladığı gerçekte bunu ima edecek bir satır arası dahi yoktu

-peki, haddimi aştım. bağdaştırmadım, neler yapılabileceğine örnek olması için ifade ettim, hatalıysam özür dilerim

-günah ayrıca

-haşa. günah almak aklımdan bile geçmez. çocuğa annesinin yaptırdığı ile ilgili hiç bir yorumum olmadı

-konuyla ilgisi olmadan. bana seninle ilgili bir yorumu dahi olmamış insan Işıl. Neyse, sen hala gerginsin. sen yazmamış ol, bende yanıt vermemiş olayım. Songüle de sormadım

-peki, senin için nasıl uygunsa

-olmadı da, konuya nerden dahil ettin kadını? Sorry, akşamının tadını kaçırmayayım

-sen kendi akşamının tadının derdindesin, benimkinin umrunda olduğunu sanmıyorum. ben tadını kaçırdım ve sen aldın nelere mal ettin. herneyse, gecen güzel olsun

-sana da

-ya ERKEK, ne olur biraz insaflı ol bana, Eroğlu ailesinin diğer fertlerinden geçtim ama ne olur en azından öldürdüğün yiğidin hakkını yeme...

-2.KADIN, bağlantı kuramadım. bu cümleni yazmanı gerektirecek durumun ne olduğunu anlayamadım. bu akşamı kasdediyorum tabi ki

-genel bir yakarıştı, bir şeyle bağlantısı olması gerekmiyor

-evet, geçmişte kendimce bazı nedenlerle sana tepki verdiğim, uzaklaştığım, hatta gereğince sahip çıkamadığım doğrudur ama bu gece neden, hangi ilgiyle gündeme geldi, anlayan beri gelsin. ailedede kimsenin seni diline doladığı, olumsuz ifade kullandığı yok. bu durumda aile neden konumuza dahil oluyor. biz beceremedik. annem haricinde diğerleride kayıtsız kaldı.

-bak, çekip götüren sensin...

-insanım. tahrik ediyorsun, sen değişmezsin.

-kandil kutlamalarıma geri dönen olmadı ama...

-kutlamasaydın. ben senin yerinde olsam kutlamazdım. sen onlardan büyüksün. daha önce samimi yaklaşımına yanıt alamadıysan, devam etmesydin. bana yorum yapmıyorlar. dolayısıyla mesajlarındanda bilgim yok

-"onlar kayıtsız kaldı" dediğin için ifade ettim bunu, demek ki kayıtsız görünenler, aslında taraf. öyle değil mi?

-yanıt vermemekde kayıtsızlıktır

-neyse yaaa.. tez zamanda Allah kurtarsın sizi de beni de...

-kırmayalım birbirimizi

-şunu dertleşmeme izin ver lütfen. ailenizle ilgili olarak, gerçekten ama gerçekten hiç birine en ufak bir kötülüğüm ya da kötü sözüm ve davranışım olmadığı halde

-ben de duymadım.

-yedi düvelle barışık ve yedi düvelin gönlünü kazanmış 2.KADIN, Eroğlu ailesinin hiç bir ferdi için bir değer oluşturmuyor. bu yaşıma dek hiç kimseden böyle bir sırt dönüş, hiçe sayılma yaşamadım. çok ağrıma gidiyor, çok üzülüyorum ve çok kahroluyorum, çünkü hepsine, hepinize sevgim dışında hiç bir şey vermedim

-ne bileyim. İstiyorsan beni dışında tutarak, aç sor hepsine. Bizim mevzuumuz var. Şaban a doğum tebriğine gittik beraber. en küçük saygısızlıkları yoktu.

-evet ama bu kez o ve Nurgül dahil hiç kimse yanıtlamadı beni. bunları önemsemeyecek duyarsızlıkta olmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. çünkü hepsini çok sevdim, çünkü hepsini kardeşim bildim, çünkü hepsini önemsedim ve bunu kabullenmek zorunda isem, bir an önce kurtarsın Allah diyorum. çünkü içim nasıl sızım sızım…

- biliyorum… ben de gelen mesajların yarısına dönmedim,

- kendimde bunu yaşamayı hakedecek bir şeyler arıyorum ama bulamıyorum. “inşallah ileride yaşayacağım, bunları unutabileceğim güzel günlerin bedelini ödüyorumdur şimdiden” diye teselli etmeye çalışıyorum kendimi

-böyle saplanırsan, çıkamazsın. üzülürüm.

-saplanmamak elimde olsa, bir an durmayacağım… anlayacağın, yaşantımda kendi irademle sırt döndüğüm tek insan olmuştur o da son eşim.

-diğer de benim herhalde

-ve yaşantımda bana sırt dönen tek aile Eroğlular olmuştur. ben son eşimi ‘insan’ kategorisine alamadığım için sırtımı dönmek zorunda kaldım. peki, ben Eroğlulara ne yaptım da bunu hak ettim? kafayı yiyeceğim yarabbim

-benim bildiğim bir şey yok, bana hissettirilende

-bilmiyor ama tanıklık ediyorsun

-belki bildikleri ama bana söylemedikleri vardır Songül’ün konusu gibi

-yok sayılan birinin konusu geçer mi, geçmez tabii ki. neyse, sağol.. yine de birazcık içimi döktüm, kahroluşumu paylaştım sanırım

-seni her zaman dinlerim ve beni tanıyan herkes seni ne kadar önemsediğimide bilir. Sorun; yıprandık. yıpranmamış olmayı sanırım benim kadar dileyende yoktur. hele alyanslarımızı taktıktan sonra, yürütememek benim tüm yaşantımı etkiledi. güvenim tekrar yerine gelmez kimselere karşı.

-bana mı güvensizleştin? kendine mi?

-genel HERKESE. artık kimseyle ilişki kurabileceğime de inanmıyorum, kaçıyorum zaten

-yeni insanlar tanımak?... yeni bir insanı birbirimizi tanıdığımız kadar tanıyabilecek miyiz?

-zor… bunu kendine sor, kaçan sensin. olabilene razı olsaydın

 

 

 

4 yıl 10 ay 12 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-kolay gelsin ERKEK, bu laptopda varsa skype yi açar mısın? sana Muğla'dan yolladığım "ya tutarsa" başlıklı yazım, hala iletilmedi olarak duruyormuş

-var, merhaba doğrudur. kullanmıyorum

-işte onun için bir aç diyorum

-yok,mesaj düşmedi. beceremedim ve kapattım, çıkamadım işin içinden

-peki... bakarsın bir gün denk gelir okursun skype den de....

-evet. ama okuduğum bir mesajmış zaten. öyle dedin ya.

-evet, okumuş olmalısın ki bana geri dönmüştün ben Marmaris'deyken. onun üstünde bir metin daha vardı onu da okumuştun değil mi?

-okudum ikisini de. şimdi bir kez daha okudum ve çok iyi de anımsıyorum. üstelik orda doğru bumadığım bazı net yorumlarında vardı. tabi doğru ifadelerin de var.

-doğrudur tabii, sen de kendi pencerenden bakıyor ve yorumluyorsun elbette

-aynen. bence içini boşaltmalıydın.

-öyle bir amaç ve niyetle başlamadım ki görüşmeye

-seni tanıyorsam, bir şeyler söylemekti amacın. ama ben polemiğe girmeyeceğim. tekrarlar yapmayacağım bu da benim peşin gerçeğim.

-bu kez yanıldınız hakkımda bayım. her bilgisayarı açışımda uyarısı ile karşılaştığım için unutmadan bunu halledelim istemiştim.

-ne güzel. hep karşında oluyordum, şimdi kurtuldun

-bu tarz ifadelerin beni yaralıyor, amacın bu ise kutluyorum

-seni yaralamak hiçbir zaman amacım olmadı, olmayacak. asgari müşterekte buluşamamamız bunu gerektirmiyor. değerin hiç azalmadı. çay demledim. et kızarttım

-öyleyse bunu istemeden yapıyorsun. buradan bakıldığında; "asgari müşterek" dediğin senin isteklerinin yerine gelmesiydi sanırım. Üzüldüğünü, hatta bunu istemeyi istediğini de biliyorum ancak bir adım dahi gelmeye yeltenmedin ki "asgari müşterek" olsun... O halde durum asgari müşterekle ifade edilmemeli.

-tamam. öyle olsun. ama net ve basit bir soru sormak istiyorum. biz alyanslarımızı taktıktan sonra neden yapamadık. yada ben neden rahatsız oldum, sanırım bunu iyi bilmek gerekiyor

-sen yanıtını verebildiysen. öncelikle bunu senden duymam gerekiyor

-bak yine aynı kısırdöngü ve polemik başladı.

-ama en can alıcı ve hassa konumuz bu. açık olmayı başarabileceğine inanıyorsan, (ki kendim için buna yürekten inanıyorum, beceremezsem uyar lütfen) seninle yüzyüze bunu konuşabilmeyi ve sağa sola dağılmadan oturtabilmeyi isterim

YARIM SAAT SONRA…

-salonda çalışıyorum ve bağlandığım hattan düşmüşüm hanidir. bu sebeple, bana bir yanıt verdiysen alamadım.

-hassas konuya cevap vermedim. lacivertteki gece de de zaten çok nettin. önemli olan yüzükleri çıkarmama hangi davranışlarının neden  olduğu..

-senin sorunun yanıtı için yüzyüze görüşelim dilemiştim ERKEK, ikisi farklı konular değil mi? sapla saman karışıyor mu dersin?

- “hazırlıklar nasıl yürüyor” demiştim ben de sana.

-anladım... konuyu es geçmeyi uygun görmüşsün yanıtınla

-yüz yüze görüştükmü ben seni arzuluyorum. Burada ki gibi yine havanda su dövüyoruz

-peki, öyleyse ve hala istiyorsan yanıtımı vereyim konu ile ilgili

-ver. şirkette alarm çalıyormuş. gitmem lazım, çıkıyorum.

-peki, kolay gelsin. ben kendimce yanıtlarım, gelince okursun.

Soru: biz yüzük taktıktan sonra niye yapamadık?

Cevap: yanıtını çoğul değil tekil vermek gerek bence. ben kimliğimde ve davranışlarımda, yüzük taktıktan sonra seni benimle ilgili şaşırtacak ya da hayal kırıklığı yaşatacak bir şey yaptığımı sanmıyorum. Her evli çiftin, hatta mutlu evlilerin bile arasında yaşanacak tartışmalarımız ve görüş bildirimlerimiz olmuştur ki bunların hiç biri ayrılık sebebi değildir bence.

Ankara'ya ilk gelişinde “evlenelim” dedikten ve yüzüklerimizi taktıktan sonra, ikinci gelişinde; seni ürküten, beni benden gizlediğin ve bana yalan söylediğin için üzen, 1.KADIN olayı yaşandı. Kaldı ki; 1.KADIN’a durumu açıklaman gerektiğinde, Onun onurunu kırıcı davranmamanı zaten ben rica etmiştim senden. Tabii ki onunla iletişiminin sonlandığını açıklamak için görüşecektiniz ancak, sen bu durumu benimle paylaşmak yerine, Ankara’ya geleceğin gün, önce telefonlarımı açmamayı, sonra da;

"dertli bir öğretmenle görüşüyordum, telefonunu bu yüzden açmadım" diyerek bana yalan söylemeyi uygun gördün. Ben o akşam Ankara'ya geldiğinde, senin bu davranışına tepki verdiğim, dahası bu yüzden mutsuz olduğumu sana yansıttığım için, beni istanbul’a geri dönmekle tehdit ettin ve ben bunu göze almadığımdan konu kapandı.

Toplam üç ay kadar süren Ankara’daki işlerim bitip de İstanbul’a döndüğümde, seninle planladığımız ev konusunu halletmeye fırsat kalmadan, annen şimdiki evde oturmamızı telkin etti. Senin de bulunduğun ortamda yanıt olarak; konuyu ikimizin görüşüp karara bağladığımızı, daha büyük yani en az 4 odalı, hatta olabilirse 5 odalı bir evin bize uygun olacağını söyledim. İşte senin iplerin tam olarak bu noktada koptu ilk kez. Beni kaybetme korkusuyla evlenmeye hazır olduğunu sandığını ama aslında hazır olmadığını ifade ettin ve ben de sen hazır olana kadar bu konuyu kapattığımı söyledim ve bunu uygulamaya çalıştık.

Böylece sen alyansını çıkardın. Yaklaşık bir ay kadar sonra yüreklendiğini ve bu beraberliği başaracağımıza inandığını ifade ettin. Benim inancım hep bu yöndeydi zaten, bu hata ise seni yüreklendirmeye çalıştığımı kabul ediyorum. Hatta buna bugün bile fazlasıyla inanıyorum. Çünkü tüm farklılıklarının birbirini böylesine zenginleştirdiği iki insana daha rastlamadım ben.

Bülentlerin yemek davetine giderken, yüzüklerimizi tekrar taktın ve bir kaç gün sonra Işıl'dan anahtar almakla ilgili malum olay yaşandı ve bu kez ben aşırı tepki verdim ve yüzüğü fırlatıp attım sana. Bu denli tepki vermem hata idi, bunu kabul ediyorum ve bizimle ilgili duyacağım iki pişmanlıktan birincisi buydu.

Yine bir ay kadar ayrı kaldıktan sonra, ben Marmaris'e giderken, bendeki onarılacak giysi ve emanetlerini teslim için şirkete geldim. İşte o anda, o mekanda, bizim gerçekten evlendiğimizi, benim eşim olduğunu ve birbirimizden değişim beklemeden birlikte bir ömür geçireceğimizi ifade ettiğinde, bunu ben de büyük bir mutlulukla hissettim ve kanat takmışcasına, senin eşin olmanın kıvancıyla yollandım Marmaris'e.

Israrlarımı kıramayarak Marmaris'e geldiğinde, geceyarısı 1.KADIN'ın telefonu ile kaçtı huzurumuz ama onunla konuştuktan sonra, bana 1.KADIN’ın bir daha seni aramayacağını söylediğinde sana güvendim, sana inandım ve Işıl konusundaki hatamı yapmama kararlılığı ile sorun etmedim. Ama telefonlar ertesi gün birlikte Muğla’ya dönerken de susmadı ve işte bu beni çok demoralize etti.

Otobüsten indiğimizde tuvalete giderken telaşla  telefonunu yanına almak istemen de beni kahretti ve kendimi tutamadım. Akşamın ondan sonrası ikimiz için de malum... 1.KADIN konusunun huzursuzluğunun üstüne, seni Selda’yla birlikte Dalaman’a havaalanına bırakırken, ertesi akşam Selda ve Orhan’la akşam yemeğine gideceğimiz konusunu gerçeğinden çok farklı değerlendirişin, senin iplerini bir kez daha, hatta artık onarılmasına kesin kapalı olduğun bir şekilde koparmana sebep oldu.

Ben senin geldiğin bu boyuttan habersiz, biz ne kavga edersek edelim, eşin olarak sizin yanınızda olmam gerektiğine inandığım için, Aygül’ün hastaneye yatırıldığını öğrenir öğrenmez, Muğla porgramımı iptal ederek, ertesi sabah ilk uçakla Dalaman’dan İstanbul’a döndüğümde, yüzüğünü çıkarmış ve bana "boş ol" diyen bir ERKEK ile karşılaştım ve bize bir şans daha vermeni rica ettim.

Sonrasında geçen 10 gün, yaşantımın hem en mutlu hem en mutsuz günlerini birlikte yaşattı bana. Çünkü eşimle ve çok sevdiğim çocuklarımızla, hatta büyük ailemizle çok büyük bir uyum içindeydik. Sana "kimseler bilmesin" diye rica ettiğim için alyansını takmayı uygun bulmuştun ve takıyordun, ta ki bilemediğim bir sebeple bir sabah, "ben o yüzüğü takmak istemiyorum" diyene dek...

dediğini yaptın ve bir daha da takmadın

Senin bunu bana söylediğin günün akşamı tüm aile bizde yemekteyken, 1.KADIN ev telefonundan arayarak, seni istedi benden ve sen ertesi akşam, nerede ve kiminle olduğunu açıklamaya gerek duymadan, yemeğe gelmedin eve.

Ben de, Nurdan'ın "abim hiç bir zaman 1.KADIN’a sizin evliliğinizle ilgili kesin konuşmadı ki kadın onun peşini bıraksın" demeleri ve Nurgül’ün de tanıklıkları ile anlattıklarından yola çıkarak, kendimce ağzımla kuş tutsam da sizin birbirinize tutkunuzun sönmeyeceğini içim fazlasıyla sızlayarak hissettim ve mücadeleyi bıraktığımı ifade ettiğim mektubumu yazdım sana.

Sen ise yazdığım yorumların pekçoğunda doğru tespitlerim olduğunu ancak bugün için benim ondan çok daha değerli olduğumu söyleyerek, bize zaman tanımamızı istedin. Ben de, Aygül artık iyileştiği ve curcunalar bittiği için, bu süreyi herkesin kendi evinde geçirmesini, böylece benim ve evliliğimizin senin için taşıdığım anlamı daha iyi anlayacağını söyledim ve Salacak'a geri taşındım. Gerektiğinde gündüzleri gelip evin işlerinin derlenip toparlanmasına da yardım edeceğimi belirttim tabii...

Bu arada seninle olan ilişkimizde ikinci hatayı yaptım. Evliliğimizi kurtarmak ya da senin ne istediğine karar verebilmene yardımcı olmak için, 1.KADIN'a malum mektubu yazdım. Nurdanlardan aldığım, bizim durumumuzun ciddiyetini senin 1.KADIN’a yansıtmadığını anlamamı sağlayan duyumlar sebebiyle de, o tarihlerde bizim sevgimizin ve beraberliğimizin en güçlü ifadesi olarak gördüğüm iki fotoğraf koydum mektuba, 1.KADIN'ın içini acıtacağını bildiğim için, özürlerimi de ekleyerek.

Onun aile ile, neyi ne kadar paylaştığını bilemeyeceğim ama bir bildiğim var ki; o günden sonra Eroğlu ailesi beni günah keçisi yaptı ve başta annenin 1.KADIN'ı koruyup, bana hakaretler yağdırması olmak üzere, gıyabımda da diğerleri veryansın ettiler. Ben, senin evliliğimizle ilgili kararını beklerken, sen 1.KADIN ile görüşmeyi sürdürüyordun şu ya da bu şekilde. Zamanı O'nunla beraberlik olanaklarını da araştırarak ve oluşturmaya çalışarak geçiriyordun bir yandan. Ortamı sen hazırlamasan ya da oluşturmasan bile, tüm fırsatları değerlendirmeye çalışıyordu sanırım çevrendekiler ve 1.KADIN...

Sana o tarihlerde yazdığım mektubuma karşılık,  "konuşacağız" demiştin bana ve ben bekliyordum. Sen 1.KADINla evlenme programları yaparken, yalan söylemek pahasına, benim bunu anlamamam için de elinden geleni yapıyordun.

Ramazanda, senin evinde olduğumuz bir gece, senin cep telefonundaki mesajları okuduğumda, anımsayabildiğim en büyük şoku ve mutsuzluğu yaşadım.

Bana beraberliğimiz için ümitler veren, olumlu bir sürü laf eden ve yazan adam, aynı zamanda 1.KADIN ile ömür boyu sürecek bir beraberliğin ümidi ve arayışları içindeymiş. 1.KADIN da Ona benim yüzümden güvenemiyormuş. O anda, o kadar çok şey koptu ki içimde, becerebilsem ölmeyi yeğledim ama ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi senden ayrıldım ve seninle görüşmemize ortam hazırlamaması için, en azından bir süre için ailenin hiç bir ferdiyle görüşmeme kararı aldım ve amaçsız, hedefsiz kaçtım buralardan, bu aşağılanmayı, bu gönül yarasını hazmedebilmek, kurtulabilmek ümidiyle...

İletişimsiz geçen yaklaşık bir aydan sonra, ben yaralarımı sarabileceğimi düşünürken, ölümlü bir şantiye kazası gerçekleşti ve o andan sonra senin internet yasaklamanı kaldırdım ümitlenerek ve sen bana ulaştın. Anladım ki 1.KADIN ile birlikte değilsiniz, olmamış ve sen bayramda Ordu’ya gideceğini söyleyerek, bana üstü örtülü çağrıda bulunuyorsun. Gerisi sana son yazdığım mektupta var zaten... Uzun oldu biliyorum, çünkü kendim de anımsayıp, bulmaya çalıştım kendimdeki veballeri neden alyansını çıkardığınla ilgili olarak... ama buna değecek sebeplerini bulamadım inan.

Şu an 1.KADIN ile beraber olsanız, ona olan tutkusu ağır bastığı için diyeceğim... Mutlaka benim de hatalarım vardır ama bunların hiç biri diğer tüm insanların yapabileceklerinden fazla değildir sanırım. Ben anlayamadım be ERKEK, gel sen bir iyilik yap bana ve sen anlat evliliğimizin bitmesine sebep olacak derecedeki benim günahlarımı, veballerimi...

Aslında geçen akşam Lacivertte sen dilendirdin sebebi "2.KADIN'ın teyzesi" deyip de anneni kastederek.

 

 

4 yıl 10 ay 14 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi akşamlar, kolay gele

-sağol, çalışıyorsan sana da kolay gelsin.

-murat ve Aysel le şirket sitesini tartışıyoruz. bitince çalışacağım

-her ikisine de selamlar ve üçünüze de kolay gelsin.

-sen de kayıtlı değil mi onlar. sanırım bir ara Aysel le konuşuyordunuz

-Murat kayıtlı değil ama Aysel kayıtlı. Şu an baktım, dışarda gözüküyor.

-selamını yazdım

-hay elini eşek arısı soksun e mi. Öğrenemedin şu ‘de’ leri ne zaman ayrı yazacağını

-murat yapacak siteyi. “ona da tasarımda yardımcı ol” dedim. selamlar her ikisine dedin ya. Haaa… de mevzuu

-vallahi cetvelle parmaklarına vuracağım artık, ona göre J

-öğrenemeyeceğim galiba.

-‘de’ daha, dahi, ve anlamlarında kullanıldığında, yani bir eylem ya da bir kişi, diğer bir eylem ya da kişiyle özdeşleştirildiğinde, ayrı olarak yazılır.

-inşallah aklımda kalır

-pek zor değil aslında, bir kere hafsalası alınca insanın, düşünmeye bile gerek kalmıyor inan

-doğru da. kabiliyet meselesi

-bak bu ‘da’ yı doğru yazdın işte... düşünmeden kendiliğinden oldu değil mi?

-farkında bile değilim.

-ne güzel...ama bütün ‘da’ ları ayrı yazmaya endeksleme kendini. öyle olunca birlikte yazılması gerekenlerde anlam değişimi ve kaybı oluyor. bak üstteki cümlede "gerekenlerde" demişim. onu bir de "gerekenler de" yazsam nasıl anlamı değişiyor değil mi?... neyse, ben hocalık yapmaya kaptırdım kendimi, özür...

-rica ederim, tşk ederim

 

 

4 yıl 10 ay 16 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: sevemedi istanbul bizi...

BENCE GİDİNCE AÇARSIN

 

Konu: cevap: sevemedi istanbul bizi...

Yolladığın dosya açılmıyor ki... Gidince de bakamayacağım anlayacağın...


Konu: Yanıt: RE: sevemedi istanbul bizi...BENCE GİDİNCE AÇARSIN
güzel bir istanbul masalıydı. güzel fotoğraflar eşliğinde sevdiceğim...

 

 

4 yıl 10 ay 21 gün sonra (salı)

2.KADIN’dan ERKEK’e

Konu:RE: Yanıt: RE: İlet: FW: sevemedi istanbul bizi...BENCE GİDİNCE AÇARSIN

Merhaba,

Dün akşamüstü internetten ve daha sonra da telefondan "ne var ne yok" gibilerinden seslenişlerinden etkilenerek, uykusuz bir gece geçirdim ve berbat bir güne başladım. Bunu yapma. Gerektiğinde tabii ki beni arayabilirsin, ben de seni... ama bu şekilde arayışların fazlasıyla incitiyor. Biz olabilmemizle ilgili elimden gelen herşeyi sana adeta yakarırcasına yaptıktan, hatta "benim aklıma gelmeyeni sen söyle de yapayım" dedikten ve hiç bir yanıt ya da öneri alamadıktan sonra, umutların çaresiz tükenişi ile kabuğuma çekildim ve yoluma yalnız olarak devam çabasına girdim.

Beni seven, bana değer veren bir insan olarak elbette neler yaptığımı merak ediyorsundur ama bunları benden öğrenme. Çünkü gerçekten çok inciniyor ve benim ne yapıp ne ettiğimin seni bu boyutta ilgilendiriyor olmasını hazmedemiyorum. Sana diğer insanlara davranabildiğim normallikte davranabilmem için zaman ver, baktın ki zaman da çözemiyor ve ben seni sevdiğim bir arkadaş olarak kabullenmeyi başaramıyorum, hayır dualarını eksik etmeden yaşantına girmiş,çıkmış bir insan olarak kabul et...

 

4 yıl 10 ay 24 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Bu gece mutluluktan ağladım. Ece albümünde düzenlediği parçaları dinlettiğindeki mutluluğumu, başımı göğsüne yaslayarak paylaşmak istediğim tek insandın. Tıpkı derdimi ve ömrümü de paylaşmayı istediğim gibi… Herkes acıyı kendince bilir ve yaşar, bilmem ki bu gece içimdeki sızıyı hissedebildin mi?

 

Hayır, çünkü… Sen istediğin zaman… Ben aradığımda tersleneceğim, yok böyle bir şey.

 

Peki ERKEK, ne kadar terslesen de, sana aktarmaktan kendimi alamadığım bu geceki mutluluğumu ve özlem yüklü hüznümü bozmana izin vermeyeceğim.

 

 

4 yıl 10 ay 25 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

 “Bundan sonra açma” dediğin için açmadım  telefonunu. Dün de ben kendimi tutamayıp aramıştım, bir gece önceki hüznümüze kıyamayıp. Dediğin gibi, alışacağız…

 

Tercih senin. Oysa bu akşam yemek ısmarlayabilirdin.

 

 

4 yıl 10 ay 26 gün sonra (pazar)

2.KADIN’dan ERKEK’e

ÖĞLE…

Konu:Cevap:erkan uğur

Hey gidi hey....

Şimdi nerelerde, ne edersin bilemem ama her ne kadar beraber olmamamızın üzüntüsünü içimizde taşıyorsak da, gün geçtikçe eylemselliğimiz azalıyor ki, bu da zaman içinde tamamen eylemsizliği gerçekleştirebileceğimizin göstergesi.

Kendimden bildiğim bir durum sözkonusu ki, o da; artık bana "sen benim canımsın bunu biliyorsun değil mi?" demesen de, hala bende gönlün olduğunu hissetmek, iyi geliyor. Bu günleri atlatmana yardımı olacaksa ve sana da iyi gelecekse, yaşamımda ilk ve tek kez olmak üzere; uğrunda pek çok şeyi gözardı edecek kadar sevdim seni ben...

 

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-çok sıcak çok

-burada da yanıtlamamamı tembihlemiş miydin 

-yanıt vermeyi istemiş olman önemli. ve verdin.

-hadi bana ve kendine içinden dediğin "salak" laflarını döksene... bekliyordum vallahi. benim isteğim değil, senin isteğindi "sana telefon edersem açma" deyişin

-duymak istediklerini, ya da bana yakıştırdıklarını kendine direk söylemen daha ekonomik ve kısa olmaz mı

-senin içindekileri direk söylemen ekonomik değil ki, dolandırıyorsun ekonomik ayaklarında. üstelik şunu da işletmeci gözüyle kabul etmemiz gerek sanırım; 5 yıl için hiç de ekonomik ve akılcı bir noktada değiliz sebep her ne olursa olsun... ve bu bağlamda senin bana "çok sıcak" diye seslenişin ne kadar ekonomik acaba diye geçiyor içimden... coşan benim di mi...

-coştumu engin denizler bile dümdüz olur, dağların erimesi ne kelime. ‘çok sıcak’ başka, ‘çok sıcak çok’ daha başka

-az önce bitirdiğim mobilya çizimlerini yollamak için akçay’ın adresini ararken, senin aylar önce bana yolladığın Erkan Uğur’un şarkısına rastladım gmailde. hatta sana, gmailinie yazdım az önce... seslenmen o anın üstüne denk gelince coştum sanırım

- okumadım. Yüreğin, gücün varsa, gel bana ve bizzat söyle.

-senin yüreğine ya da gücüne ne oldu ki, illa da benim gelmemi istiyorsun? her zamanki tanrıcılık oyunu mu?

-Ece evde diye, yoksa uygun olduğunda davet ettiğin de gelirim, zorla davet mi ettireyim kendimi

-anladım.... Ece'nin varlığını gerekçe olarak göstermen, senin yüreğinin ve gücünün sınırlarını belirliyor haliyle...

-konuya gel

-konu mu var, anlayamadım?

-demekki yok

-senin bir konun varsa, ona gelelim mi?

-o zaman tekrar oku son yazılanları

-vallahi de belli bir konu yok. tek konu, hatta tek ana konu sevgi... onun üstünde örülmüş detaylar değil mi gerisi?

-(haşa) tanrıcılık kelimene dön? neyi vurgulamak istedin. orada kesildin

-haaaaa... olur,döneyim. sen kendi isteklerini, karşındakine maledip ifade edersin ya.. onu dedim o lafımda. sen hep lütfedensin, sen hep kazanılması gerekensin, sen hep onay merciisin

-benim anladığımı yazayım sana. patinaj etmeyelim. "beni niye çağırıyorsun, kalk sen gel"

-hayır, benimki davet değil... sadece “yeterince isteyen davet beklemez” dedim ben sana. dayanır kapıya ve anlatır kendini, derdini. benim derdim belli, üstüne ekleyecek bir şeyim yok ki geleyim. Senin de ekleyecek bir şeyin yoksa tabii ki gelmeyeceksin.

-sevgili 2.KADIN, gerilme. ben kahvaltımı yaparım birazdan. sen keyfine bak. rahat ol. iyi akşamlar seninle olsun, kolay gelsin

-oy oy... emredersiniz haşmetmahap... iyi dileklerinizi unutmayacağım ve başıma tac edeceğim efendimiz...

-emir nerede Allah aşkına

-neyse boşver.. şimdi ne desem, hatta kim sana ne dese, kendine bakabilme yetin pek gelişmiş değil, bunu yaşadık biliyoruz.... ama sen ne ya da kim olursan ol, benim sevdiceğimsin, o kadar!...

-madem öyle, gel ya da beni çağır. ter kokumu koklatayım sana

-açsın madem, piknik yapabiliriz istersen, ben de kahvaltıyla duruyorum

-senden renk alamadım. ne “gel” dedin bana, ne “Ece evde değil” dedin. ne de “geliyorum” diyorsun.

-ERKEK, el insaf et ve hoşçakal... yemişim senin alamadığın rengi

-ben de seni

-daha ne istiyorsun be adam

-geleyim mi? kız evde mi?

-“sana sevdalıyım” diye çığrınan bir kadın var karşında, sen, “renk alamadım” diyorsun

-biliyorum ama davet etmiyor beni, “gel seni koklamak istiyorum” demiyor

-evde mi olmak şart

-evet

-sana diyorum ki; “piknik yapalım” ama sen illa da, “başka şeyler yapmadan durmak bana eziyet oluyor” diyorsan da yapacak bir şey yok. neyse yaaa.. bu basit bir pazarlığa dönüşmeden, biz birbirini anlamış ama işine gelmemiş iki insan olarak, dediğin gibi daha fazla gerilmeden vedalaşalım

-geleyim mi? ne kadar basit soruyorum

-pikniğe mi gidiyoruz yani?

-Ece evde mi

-evet, evde

-sen bana gel o zaman. yada ben gelip alayım seni

-“piknik” diyorum sana, “beni al, pikniğe gidelim” diyorum yaaaa

-bu havada piknik mi olur, üzerimde don bile yok. seks bile olmaz ama koklaşılır

-olur tabii... ağaç gölgesinde mis gibi olur, hatta vapura binilir, kavağa bile gidilir

-akşam serinliğinde bir yerde çay içer, yemek yeriz o zaman

-biz buluşana kadar 18.00 olur saat zaten

-19 da basket maçı var. maçtan sonra alırım seni

-ne kadar sürüyor maç?

-40 dakika ama 1 saati geçer. sen gelsen, hem maçı seyrederdik, hem sonra dışarı çıkardık

-o saatten sonra ağaç gölgesine de ihtiyaç yok zaten

-bence de

-benim gelişimin neleri yaşatacağını, deneyimlerimizle pek iyi biliyoruz, değil mi?

-zevkleri doruğuna kadar yaşayacağız. koklaşacağız ama geçmişe dönmeyeceğiz

-yalnızca anlık yaşadığımız zevkler, sonrasında beni hep mutsuz ve pişman etti, bunu biliyorsun. çünkü; ben sadece şimdiki zamanı değil, aynı zamanda geniş zamanı yaşıyorum, bu da aramızdaki en belirgin farkımız.

-bence bu aşamada bunu tartışma

-bunu tartışmıyorum, bir gerçeği dile getiriyorum sadece

-mübarek, tamam. gelirken 1 kg da fasulye bulursan güzel de bir taze fasulye pişiririz. domates, soğan var

-pilav için pirinç var mı?

-bakayım… var

-sütlaç için süt?

-1 lt. ama yeter

-evet, yeter

 

 

4 yıl 10 ay 27 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-pazarda fazla takılmadın galiba

-takılacak pek bir şey yoktu ve saat erken olduğu için kimse yoktu zaten. bu yüzden hemen yapıverdim alışverişimi

-ne pişireceksin?

-ama bu günün kandil olduğunu unuttum. ayrılırken, elini öpecektim… kıymalı kabak ve fırın makarna yapacağım

-akşam öptürürüm, ayıpsın

-akşam 8-9 gibi boyacıyla ranevum var beşiktaştaki evde

-uygun olursam gelirim seninle

-sen de geleceksen eğer, arabayla gitmeye gerek yok, buradan motorla geçeriz. şimdi aradı boyacı, saat 19.30'da b.taş iskelede buluşacağız

-araba düşünmemiştim zaten ama 19.30 erken. dönerken buluşabilme durumumuz olabilir

-peki, ben işim bitince ararım seni

-ok

 

 

4 yıl 10 ay 29 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sobe

-işte misin, çalışıyor musun hala?

-kızlar evde. 8 de çıktım ofisten

-gözün aydın olsun

-hafta sonu mu gidiyorsunuz geziye?

-cuma akşamı gidiyoruz

-bir şey kalmadı

-evet, doğru söylüyorsun. yola çıkmaya bir yarın akşam var işte. salı sabahı kuşadasına geri dönecek gemi. nurcanla ben de o akşam otobüsle istanbul’a döneceğiz ama Fulya ve Tijen bizimle dönmeyecekler, sebebini de sormadım.

-ok. ama size bir bilgi vermemeleri tuhaf

-yooo niye tuhaf olsun ki, benim dönmek zorunda olduğumu biliyorlar...

-peki. tuhaf değil.

-şimdi aklıma geldi; belki erdal oralarda olacaktır da, o onları geri getirecektir filan. inan sormak aklıma bile gelmedi

-kimbilir

-sen neden sordun gidişimizi? ilgilenmiş olmak için mi?

-2.KADIN iyi geceler

-şaka da yapmak suç olmuş sana... gerginsin sanırım, sana da iyi geceler.

-haklısın, gerginim. kusura bakma, iyi geceler

-yooo... seslenmeseydin nasılsa seni görmediğimden gerilmene de gerek kalmazdı ancak gerginliğinin sebebi ben değilsem ve paylaşmak istersen yanındayım

-sen değilsin ama paylaşılacak bir şey yok

-konuşalım istersen, belki havan değişir

-ayrıca bu tarz konuları net de paylaşmam, sevmem de. dahada gerer beni

-onun için konuşalım dedim zaten. telefon olabilir, buluşabiliriz

-onun  için izin istedim, seninle ilgili bir şey yok

-ben de onun için belki havan değişir dedim ama kilitlenmişsin sanırım ki bunu önerdiğimin farkında değilsin...tamam zorlama kendini. ben üstüne gelmek için değil, sana destek olabilmek amacındayım yalnızca, bunu anla yeter...

-biliyorum. çıkıyorum.

-hoşça kal

 

 

4 yıl 11 ay 8 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-iyi geceler. uyuyordum. görmedim.

-sana da ERKEK, hala çalışıyor musun

- evdeyim. kolayladın umarım

-sorma, resmen ge-be-ri-yorum yorgunluıktan

-dinlen sende

-yarın da ustaların hala işi olmasına rağmen temizlik için kadın götüreceğim, çünkü başka zaman yok. pazar günü biliyorsun Ece'nin eşyaları taşınacak Beşiktaş’taki eve.

-akşam da havaalanına ben götüreceğim. iyi geceler

-sana da. haaa..dinlen demişsin de, nasıl dinleneyim, fırsat yok ki bu ara. hep koşturmaca ve yetiştirememece...

-şimdi duş al

-duş alıdım. şu banka işlerini de halledeyim, sanırım baygın düşeceğim

-çıktım. uyuyorum zaten

 

 

4 yıl 11 ay 10 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Doğum günüm kutlu olsun. Hediyelerin en güzeline de teşekkür…

 

İyi ki doğum gününmüş de, bahane üretmekte fazla zorlanmadım/dık.. ;)

 

 

4 yıl 11 ay 15 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ERKEK yaaa.. biraz vaktin varsa benim yeni taktığım kamera çalışıyor mu test edebilir miyiz, hatta mikrofonu da

-merhaba, ederiz ama, önce senin çevrim içi olman lazım

-TAMAM BAĞLANDIM TEKRAR

-senin kamera işaretin gözükmüyor henüz

-REDDETTİN

-tekrarla… yeşil gözler karşımda

-SESLERİMİZ DE GELİYOR MU. AAA... SENİNKİ GELİYOR AMA BENİM KABLO KISA

-bir tıss geldi

-HEM GÖRÜNTÜYE, HEM SESE BAĞLAYAMIYORUM. ECE DE SELAM SÖYLÜYOR. BİR USB UZATMA KABLOSU BULMAM GEREK, NEYSE EN AZINDAN SİSTEM ÇALIŞIYOR. NAPIYOSUN DANSÖZ GİBİ

-evet dans, dansözlerin yaptığından. iyi kıvırmak da meziyettir ve herkes kıvıramaz. bunun için işe alırken kıvırma kursu şart koşulmalı

-BURADAN İLK KEZ BAKIYORSUN, NASIL BÖYLE KAMERADAN GÖRÜNTÜM

-bak bana. geri, bir de dilini çıkar. Baştan… olmadı.

-BUGÜN YETİŞTİREBİLİRSEK ECE'NİN KALAN EŞYALARINI TAŞIYACAĞIZ, HADİ İYİ ÇALIŞMALAR SANA. HADİİİİ.. Bİ ŞEY DE DE KAPATAYIM ARTIK

-millet duyacak diye güzel şey diyemiyorum. sen hissett

-BECEREBİLDİĞİMCE YAPARIM

-yaparsın

-YA SANA BİR ŞEY SORACAĞIM. SİZDE MİNİBÜS VARMIŞ, HEM DE ŞABANDAYMIŞ

-var . projelerde kullanıyoruz. evet biri Şaban ın, Nurdan ın projesinde

-NİYE BİR KERE BİLE ÖNERMEDİN “UYGUN OLDUĞUNDA YARDIM EDELİM” DİYE?

-1. Ece’nin arkadaşı çözümlemiş 2. bizdeki minibüsler merkezde değil personelde, servis çekiyorlar, gece personelde kalıyorır

-YOOOO.. HİÇ KİMSE BİR ŞEY ÇÖZÜMLEMEDİ, NEREDEN ÇIKTI O? BEN MESAİ DIŞINDAN BAHSEDİYORUM ZATEN. HAAA.. AİLEDE HİÇ KİMSE İÇİN BÖYLE BİR ŞEYİ ZATEN YAPMAYACAK İSEN, SORUN YOK TABİİ AMA BEN YA DA BİZ UMRUNDA OLMADIYSAK, YA DA AKLINA GELMEDİYSE, BU ÜZÜCÜ

-şöför gece personeli götürüyor, minibüs onda kalıyor, sabah da milleti topluyor gibi ama Şaban la sen konuşsana. henüz işleri yeni öğrendiğim için becerememiş olabilirim.

-O İŞİN PATRONU SENSİN, ŞABANIN DA

-patronuyum da, “Işılın evi için de kullanamadım” dedim ya. henüz yeni kavrıyorum. hala gerek varsa,

 Şaban gece kendi kullanmak üzere belki alabilir.

-NEYSE, KONUNUN KAPSAMI AYNI DEĞİL SANIRIM. AKLINA GELMEDİYSE DE YİNE SORUN DEĞİL.

-konu gelip gelmemesi değil. “özelinde şirketi kullanıyor” dedirtmedim. biliyorsun çok hassaslar muzaffer de, Tijen de. Ok. ben şimdi izin isterim, gelecek olanlar var

-BANA YARDIMI ÖNEREN ARKADAŞLARIM VAR, SAĞOLASIN... SADECE SENİN İLGİSİZLİĞİNİ ANLAMAYA ÇALIŞTIM O KADAR. SANIRIM FULYALARLA HALLEDECEĞİM. HAYDİ İYİ ÇALIŞMALAR

-sen sigaranı tüttürmeye devam et keyifle

-ECE KAHVE YAPMIŞ...

-afiyet olsun ama benim gözüme sokman gerekmezdi

-DÜŞÜNCESİZLİK ETTİM, ÖZÜR DİLERİM

-görüşürüz

 

 

4 yıl 11 ay 22 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-Allahın selamı üzerinde olsun

-merhaba,dondun mu almaya’dan, sagligin yerinde mi

-bremen’deyim, şükür iyiyim. yola çıkarken hastaydım. sen nasılsın

-Moskova’ya alismaya ve yerlesmeye calisiyorum. sagligim yerinde sukur

-Allah kolaylık versin

-sagolasin, sana da kolayliklar dilerim

-belki daha sonra sana yazmayı becerebilirim ama şimdi yazamıyorum. sana da yansıtmak istemiyorum. keyfiniı de kaçırmayayım. umarım her şey daha daha güzel olur

-yani isler yolunda mi gitmiyor, yazdigindan bunu mu anlamaliyim

-sana yazmak zor geldi. kırk kat yabancı gibi vedalaşamadan ayrıl... yola koyamadım... koyanlar arasında olamadım. şimdi de yazışmak, hissetmek bile acıtıyor

-yabanci olmadigimiz, olamadigimiz icin vedalasmadik biz bence. cunku seni beni yolcu eden insanlardan ayiran cok onemli bir ozelligin vardi, bana "kal" diyebilecek tek insandin, bunu diyemedigin icin de beni yolcu etmen cok daha uzucu ve acitici olurdu...

-kalmanı istedim ama bu kararı, senin vermeni istedim biliyorsun

-n'olur artik demogoji yapmayalim

-evet. hiç bir şekilde. ben kötü oldum şimdi. gurbet elde huzurun bozulmasın. mutlu- sağlıklı ol, başarılı ol

-oyleyse, bana hala “ben kalmani istedim ama sen gittin” deme ne olur... bana “gitme” dedigin kosullari ikimiz de biliyoruz, ikimizin de huzuru bozulmasin. benimle huzur bulamadin, bensiz bul dilerim

-devam etme, günün güzel olsun. Çıkıyorum. acıtacaksa belki bir müddet seni sanal sohbette de görmek istemeyebilirim.

-benimle ilgili kendini nasil iyi hissedeceksen oyle yap ERKEK

-senin için de… koyuyor bana. seni de düşünerek ve daha yumuşak olsun diye iftar düzenliyorum ama arkadaşların sana uğurlama yemeği veriyor ve sen oraya gidiyorsun. çok acıttı beni, neredeyse o insanları da artık görmek istemiyorum

-benim kendimi iyi hissetmem, omrumu yamacinda yaninda gecirmekti.. olmadi, olamadi... bundan boyle 'iyi' diye bir sey yok, kotunun iyisi var o kadar

-yanaklarından öptüm, hoşça kal. otelden çıkıyorum. mercedes fabrikasına eğitime götürecekler 5 dakika sonra

-gule gule

 

 

4 yıl 11 ay 26 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba 2.KADIN. kuzucuklarına da ne güzel sarılırmış

-merhaba ERKEK

-nasılsın

-ise ve yasama uyum saglamaya calisiyorum elimden geldiğince. umarim ve dilerim sen de iyisindir

-nedir durum? kaldığın ortam beklediğin gibi mi ?sorun varmı

-tam bir mahrumiyet icindeyim su anda ama hepsi hallolacak insallah. bereket versin ilk izlenimler olarak, calisma arkadaslari ve ortami kotu degil en azindan. zaman ne gosterecek, yasayip gorecegiz

-benim de sağlık falan iyi de, işle ilgili mutsuzluklar devam. paylaşmak istediğin zaman yazabilirsin

-hep ayni Eroğlu.....

-özür dilerim. gerginim. yansıttım belki de. iyi olmana duacıyım, bu kadar

-peki

-Tijen karşımda. sorunların varmış, seni soruyor. akşam ulaşamamışlar sana

-senden rica edecegim, gergin oldugun zamanlarda bana seslenme ve beni de germe olur mu. huzur verebilecegin zamanlarda yaz lutfen

-peki. selamlıyoruz seni. huzuru arayacağım, buluncada sana da yansıtacağım

 

 

5 yıl 1gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba 2.KADIN,gecen güzel olsun

-merhaba ERKEK, sağolasın,senin de. nasılsın

-şükür. kayda değer bir şey yok. sen de ne var ne yok

-iyilik benden de. hem işe hem şehre alışmaya başladım

-alıştın mı, sorunları çözdün mü

-çözülüyor herşey zamanla

-fenerin salı günü maçı var moskova’da. hulusi bir ara “maça gidelim” dedi. şirkette durumlar bırakıp gidilecek gibi olmadığından, gerçekleşmedi.

-benden benim hedeflediğimden daha fazla sorumluluk ve tabii ki makam beklentileri varmış, ben bunu istemediğimi söyleyince üzüldüler ama beni kaybetmek istemedikleri için benim koşullarımı onayladılar

-var da, verdikleri 2000 euro

-yok, onu da konuştuk, bu durumda maaşım otomatik olarak 5000 dolar olacaktı. ben “3000 dolarda kalmasına razıyım” dedim, çünkü evi de 1000 tl ye kiraya verdim, 3000 dolar da maaşım, burada hemen hemen hiç bir masrafım yok cebimden çıkan

-ev güzel verildi. bir odayı kendine tuttun mu?

-evet tuttum, benim odam kapalı duruyor

-güzel

-iyi, güzel bulduğuna sevindim...

-az mı 1000 TL

-değil tabii, çok şükür herşey güzel denk geldi

-ne iş yapıyor evi kiralayanlar, sözleşme süresi ne?

-hollanda’da yaşayan bir ailenin Mimar Sinan Üniversitesi’nde master yapan oğullarına tutuldu ev. yani evimde mimar oturuyor. süresini bir yıl dedim ama sözleşme yapmadım bilerek

-tesadüfe bak

-öyle bir evin kıymetini de, bir mimar bilebilirdi en çok bence. zaten hayranlığını dile getirerek ne kadar şanslı olduğunu söylemiş kezlerce Fulya’ya. Fulya buldu bu kiracıyı

-komisyoncu oldu yani. alsaydı adamdan komisyonunu

-dostluk yaptı o kadar. tutan çocuk Fulya’nın ortak yemek işi yaptığı kadının kızının erkek arkadaşı

-iki tarafa da dost yani.

-evet

-allah yardımcın olsun der ve şimdilik sağlıcakla diyerek selamlarım seni

-sağol, sen de sağlıcakla kal

-dualarım, kalbim seninle

-sağolasın....

-sen de sağol

-eğer ki yaşamında herhangi bir hanım olursa, benimle böyle dostca da olsa yazışma ve görüşme olur mu. kendi yaşadıklarımı, başka hiç bir hemcinsimin yaşamasına, bilmeyerek de olsa, sebep olmak istemiyorum

-yok kimse. kolay değil, kalıcı bir ilişki artık.

-ben de olursa dedim zaten.

 

 

5 yıl 14 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ERKEK... bak sonra söylemedi deme

-peki söyle. ya da ne yazmalıydım

-aslında senin için gerçekten önemimi yitirmişsem, buna üzülmek değil sevinmek bile gerekebilir. bugün benim doğum günüm.

-evet. kocaman özür diliyorum, sabah Songül ile konuşmuştuk. sonra gelenler, mezarlık, Bakırköy derken aklımda olmasına rağmen paylaşamadım. ne söylersen haklısın

-dileme yaaa.... dedim ya buna sevinmek ve rahatlamak gerek belki de. bir şey demiyorum ama tanıdığım ERKEK "madem ben eşektim, sen de internette idin neden bana hatırlatmadın" diyebilirdi. gerçi hatırlatmaya çalıştığımda da hatırlayamadı, taaaa ki ben bu gün doğum günümdü diyene kadar..

-yorum yok. dilediğini söyleyebilirsin. özür diledim.

-sitem etmiyorum ki böyle aksileniyorsun. üzüldüm mü evet ama sana kesinlikle sitem etmiyor hatta kendimi de, seni de teselli etmeye çalışıyorum ve bu muameleni hakettiğime inanmıyorum

-aksilenmiyorum. nerden çıkardın

-peki ERKEK, iyi geceler diliyorum

-tekrar özür dilerim. mutlu, keyifli yeni yaşlar diliyorum

-gerçekten dileme ERKEK, gerçek senin için sandığımdan daha az önemli ve değerli olduğum ise, bunun için özür dilemek gerekmez ki... sadece dediğim gibi içim sızlar, üzülürüm o kadar...

-2.KADIN, mutsuzum bugün. gün kötü geçti. büyük bir kaza atlattım, kendime gelmeye çalışıyorum. ne olur daha mutsuz etme beni. evet, seni kutlayamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum ama kabahatliyim diye vurma bana, ben vurmasını biliyorum kendime

-allah korumuş. inan vurmuyorum. Songül evde mi, annesinde mi? az önce bana konuşma penceresi açtı, nasıl mutlu oldum anlatamam

 

 

 

5 yıl 19 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın

-senin de gunun aydinlik olsun

-nasılsın

-sagol ERKEK, ozlem disinda gayet iyiyim

-o da normal olsa gerek

-tabii ki... isin tuzu biberi

-Songül’e geliyorum demişsin galiba

-dogum gunu kutlamasi icin oyle bir muhabbet ettik onunla. ben yaklaşık bir ay sonra, 1 haftaligina geliyorum istanbul’a. “o arada olanagimiz olursa gorusuruz, hatta gec de olsa birlikte dogum gunu kutlariz” dedik

-iyi olur, çünkü bu yıl, ailede kutlama olmadı

-tamam o zaman, Aygül de isterse hepimize uygun olan bir gun yapariz bu isi

-kolay gele, odadan çıkıyorum

-sana da

 

 

5 yıl 24 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ne haber, ne var ne yok. kiş gelmiş mi

-ERKEK MERHABA. RUSCA DERSINDEYDIM GORMEDIM VE SIMDI DE AC BILAC EVE GIDECEGIM INSALLAH

-kolay gele iyi dersler

-DERS BITTI. KIS DAHA GELMEDI, YUMUSAK BIR HAVA VAR

-ev ofis arası ne kadar

-TRAFIK YOKSA ARABAYLA 15 DAK.

-sağlığın, sıhhatın yerinde

-EVET, SAGOL.  ISLER YOGUN

-araba sen kullanmıyorsun herhalde

-HAYIR, SOFOR VAR. SU ANDA DA BENI BEKLIYOR ZAVALLI, CIKAYIM ARTIK

-peki seni tutmayayım. akşamın güzel olsun

-SAGOL, SENIN DE

-sağlıcakla

 

 

5 yıl 1 ay sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-seni kucaklıyorum ve iyi geceler diliyorum

-dur dur, dilemeden bir şey diyeceğim. geçende Songülle konuştuk

-eee…. Yazsana. Işıl’in dayısının cenazesi vardı bugün.

-Ece’yle muhabbet ediyoruz, araya Songül de girdi

-bölmeyeyim, devam edin

-sağolasın da, bitiyor görüşmemiz. eveeettt.. ve bitti

-telefon görüşmesi yapabiliyormusun veya sesli görüşmeyi de netdenmi yapıyorsun

-hep internetten görüşüyoruz. hatta bazen üçümüz birden görüşüyoruz. Bağrış, çığrış sanki bir evdeymişiz gibi oluyor

-yeni sürüm geldi. indirmeye başladım ama baktım çok sürecek vaz geçtim

-e tabii yapacak başka işlerin varsa, bilgisayarda iş yapmadığın bir zamana ertelemekte fayda var

-bana mi yazdın

-evet, tabii. başkasına yazılmış gibi mi duruyor...

-iyi de bu cümeleyi yazmana gerek olabilecek ne olumsuz davranışım oldu ki? üstelikde şu an hiç bir şey yapmıyorum. seninle konuştuktan sonra yazı yazmaya başlayacaktım

-Allah Allah, neresi olumsuz ben de onu anlamadım ki. yeminlen hiç öyle bir olumsuzluk içermeyen, sadece senin açıklamanı destekleyen bir görüş bildirmiştim

-peki. 2.KADINca bir cümleydi deyip geçelim

-ve kapanış sözcüğünü alalım mı

-ufffffffff

-aaaa... bak ben de kapanış yapıyorsun sanmıştım günahını almışım....

-dün akşam yolcu oluyordum. o zaman kapanış olmuş olacaktı 14*20  tansiyonla, bugünde bir sürü tahlil

-hayırdır?, özel bir sebebi var mı?

-stres, iş, dengesiz yaşam ve yemek

-işi gücü yoluna sokmaya başlayamadın mı daha?

-3-4 ay daha sürer. almanlar enkaz almışlar diye, adeta yanlız bıraktılar beni.

-sonuçta, sağlık açısından sebeplerini bildiğin bir durum yaşıyorsun ve gereken önlemleri almıyorsun. hepimiz belirli tercihlerimizin iyi ya da kötü sonuçlarını yaşıyorsak, önerimi uygulayamayacağını bildiğim halde, ne diyeyim ki şimdi ben sana

-Songül geldi, az önce ben de konuştum dedi. hisseli harikalar müziğindenmi ne bahsetmiş sana, you tube den araştır dedim

-evet google dan araştır dedim ben de, Ece’de yokmuş

-ben, “Ece ablan gecen yıl o konuyu çalışmıştı, ondan yardım iste” demiştim ama sana sormuş galiba.

-hayır onu değil, yedi kocalı hürmüz’ü çalışmıştı... neyse ERKEK, sana ihtiyaçları olduğuna inanıyorsan, hiç olmazsa yavruların için kendine dikkat edip, sağ ve sağlıklı kalmaya çalış olur mu

-demek ben yanlış hatırlamışım. haklısın

-şimdi izninle rusça ödevimi yapacağım, ben buralardayım, gerekirse seslenebilirsin

-da, sağlıcakla

 

 

5 yıl 1 ay 2 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ana bana mesaj yazmış ama buradan değil. ben sana yazmamıştım ama… nedenini bilmeden sazan neden oluyorsun ki be kız, ama dileklerine teşekkür ederim

-yine herzamanki gibi kendimi fazla onemsedim sanirim...

-cumhuriyet bayramı mesajı vardı. almanyadan “bayram bitmedi mi?” dediler, “ne yazmamı istersin?” dedim. kayahan abi gibi "kaybolan yıllarım "falan filan. “o çok arabesk, değiştirerek yazayım” dedim, durum budur. nasılsın

-su an mi, genel olarak mi

-özel bir an tanımlamadım, genel olarak insanlara her dönemin kendince güzelliği olduğunu anlatırım zaten

-genel olarak iyiyim oyleyse

-ben soru sordun sandımdı, pardon. sağlıcakla

-bak bu kez de benden once davrandin 'hadi veda lafini et' demeden ettin yine... helal!!!

-bunu da anlamadım. tansiyonum berbat

-vedalastin ya apansiz, ona ettim o lafi

-satırlarıma bir satır yanıt gelince ve de rahatsız olduğumdan, senide rahatsız etmek istemedim

-tansiyonun icin uzgunum ancak zugurt tesellisi cinsinden bir sey için, icim rahat olabilir... demek ki tansiyonunun sebebi ben degilim

-değilsin, sebep benim

-ben oradayken bu konuda ustume yuklendigini hisseder ve kendimi suclardim bazi bazi...ve senden gelen satırlar, bana haddimi ve yerimi bildirir niteliklte oldugundan, karsiliginda ne yazmami beklerdin ki

-özür dilerim. demek ki daha fazla had bildirmemem için çıkmak istemem isabetliymiş.

-yooooo... bunu soyleyerek haddimi bilmemin anlamini kuvvetlendirmis oldun

-özür dilerim

-neden diliyorsun ki... gercek bu ise ozur dilemek onu degistirir mi? hadi zorlanma, tansiyonunun yukselmesine katkim olmasin

-sağol

-kolay gelsin, hoscakal..

-saçmalıyorsun

-gun gorduuuummmm gunlar gorduuummmm seni gordum sad olduuummmmm…

-offfff… bu kız iyi değil

-ay niye ki? Hem calisiyor, hem de turku soyluyordum.

-çok duygusallaşmışsın. ben çalışamıyorum, kafam kaldırmıyor. eve gitmem lazım aslında

-sebep ben miyim, tansiyon mu?

-tansiyon. sana üzülüyorum

-yok yaaa… benim uzulecek bir seyim yok cok sukur. Sen uzulme yeter. 

-iyi, sevindim. bana dua et o zaman, düzeleyim

-bunu sipariş vermene gerek yok, biliyorsun değil mi?

-kocaman öptüm. çalış sen

 

 

5 yıl 1 ay 14 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın moskova

-karlar arasinki aydinlik bir gunden merhaba istanbul

-kar düştü demek. nasıl sağlığın, keyfin

-cok guzel yagdi, seyretmeye doyamadim. sagligim fena degil ama hic bilmedigim omuz agrim basladi

-neden

- “soguk alginligidir” dediler ya bilmiyorum, azaldi zaten

-olabilir ama… geçmiş olsun, kendine dikkat et gurbet ellerde

-senin tansiyonun duzene girdi mi

-yok

-Serap ikimizi ruyasinda gormus, dun gece yazdi.

-hayrola

-bilgisayarda bir cocuk oyunu oynuyormusuz seninle ve nesemiz, kahkahamiz yeri gogu inletiyormus. bizi oyle gorunce hem cok sasirmis hem cok sevinmis. icinden de demis ki “demek ki boyle birseye gerek varmis” sen onu gorunce biraz tedirgin olmussun ve kendini toparlamaya calismissin bir agir abi olarak… herneyse iste bu kadar anlatti, ben de “hayir olsun” dedim. bir de “demek ki bazi durumlar var ki, sadece ruyalarda yasanabiliyor” demeyi de ihmal etmedim

-oyun oynamamız yasak değil ki. hayır olsun

-konunun ana temasinin oyun oynamak olmadigini sen de bal gibi biliyorsun da... herzamanki RECEP ligini yapiyorsun ERKEKi gizleyerek, kendince onu korumak adina...

-karıştı artık ikisi birbirine

-en azindan esit oranda karistilarsa ne mutlu sana ve cevrendekilere.... ama Recep, ERKEK'i bunyesine alip, erittiyse yazik olmus...

-zannetmiyorum

-insallah

-kolay gele, ben de işe devam

-sagolasin, isim o kadar cok ki, gelis tarihimi erteledim kendi rizamla

-aaa, ne zamana? Songül - Aygül biliyormu

-Songülü uzun suredir gormuyorum nette. ama bu cuma yerine onumuzdeki carsambaya erteledim

-bir kaç gün annelerinde idiler. Işıl pazartesi hacca gitti.

-ayın 16 si yerine 21 inde gelecegim ama bir hafta yerine iki hafta kalacagim

-anladım. Hayırlısı. Muğlaya da gidebileceksin bu durumda

-aslinda cok saskinim ne yapacagimi bilemiyorum. Görkemle istanbul’da gorusecegiz zaten. Çocukların evlerinde kalamayacagim icin 15 gun oldukca uzun bir sure aslinda, bu yuzden belki Marmaris’e gitmem gerekebilir

-neden. Ece’nin evi kocaman, Görkemde de daha önce kalmıştın

-Çocukların babası ile tum iletisimimi kestim. bu nedenle ona ya da ailesine ait hic bir ortamda da bulunmayacagim, zorunluluklar ve tesadufler disinda tabii

-ne oldu yineki? ayrıca evlerin mülkü onun olsa da, yaşayanlar senin çocukların. mülkiyet başka, kullanım başka

-beşiktastaki eve mesaimi ve emegimi verdigim yetmemis beyefendiye. toplam maliyetin, kendi hesabina gore uygun olan kadarini odeyecekmis, ustunu odemeyecekmis, odemiyor da.

-maliyetinide mi sen karşılayacaktın

- neymis efendim, o kadara cikacagini tahmin etmemis

-daha önce de benzerlerini yaşamıştın. akıllanmadın

-haklisin. bu yuzden de kendime yasak koydum, ona da “son eşimden sonra, yasantimdan cikardigim ikinci insansin” dedim. tabii ki çocuklara da bana da zor olacak ama artik yetiskin oldular onlar

-haklı olabilirsin ama çocuklar var

-kendimi enayi hissetmeye devam etmektense, bu zorluklara katlaniriz

-çocuklardan uzak durmak enayilik

-çocuklardan uzak durmak da ne demek? yok oyle bir sey, sedece onlarin evlerinde kalmayacagim

-yani onlarda kalmamak

-ben istanbul’a geldigimde universitenin misafirhanesinde kalacagim. Ece’nin eve cok yakin zaten, gerekirse onlar da kalirlar benimle

-bir-iki gün biz de, bir iki gün de Serap’ta, herkesi memnun edersin

-sizde kalmayacagimi ikimiz de biliyoruz. sen de kalma yasaklilar listesindesin

-kızlarla kalırsın, benle değil

-yok ERKEK, hazir sensizlige alismisken, senin ortaminda herhangi bir vesile ile bulunmak ve yarami kasimak istemiyorum. hatta seni gormemek en hayirlisi

-saygı duyarım. görmek istersen göreceksin. ben kaçmıyorum ama sana saygı duyuyorum, nasıl mutlu olacaksan yardımcı olacağım.

-benim mutluluguma yardimci olamadin ama mutsuzluguma destek verme yeter

-peki. sen nasıl dersen o.

 

 

5 yıl 1 ay 19 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-günaydın 2.KADIN, haftanız güzel olsun

-gunaydin ERKEK, sana da iyi haftalar

-profilinizdeki mesajınızı şimdi fark ettim.bir durum mu var?

-bana 'siz' yakinliginda hitabedenlere degil o cagrim ERKEK, yine de ilgine tesekkur ederim

-özür dilerim. bilinç dışı siz i kullandım.  biz olamamış olsak da, birbirimiz için elbette siz değiliz. olamayız da, sürçi lisan dır.

-bilinc disi degil de bilinc alti da olabilir belki

-olsa olsa, seni huzursuz etmemek olabilir

-neyse ERKEK, sonucta senin nezdinde gerilere itildigimin net olarak farkindayiz ikimiz de. senin adina bundan tabii ki hosnutum.

-önemli olan konu ne?

-o konu senin disinda, takma kafana

-ta uzaklara gidebilmiş bir insanı, becerebildiği oranda varlığımla huzursuz etmemeye özen gösteriyorum. değerin azaldığı, şu bu falan değil

-onu uzaklara gonderebilmis adamla da konusuyor musun arada

-peki. nasıl istiyorsan. Hani sen hep dersin ya. kendini nasıl iyi hissedeceksen

-tamam

-adamın sıkıntıları çok. konuşmayı bile deneyemiyorum

-eyvallah... sikintilarin az, ferahliklarin bol olsun

-amin. senin de. şu önemli konuyu yazmadın, hatırlatırım. internet kanalıyla bu mesaj kimlere yazılmış olabilir ?

-bana yakinliğinin derecesi ve niteliği istikrar gösteren arkadaslarim için yazildi o istek.

-mesela makine müh Bülent, bilmem yahoo dan kim

-mesela liseliler…

-liseli kızlara sohbet odasından değil, iki satır not yazarsın

-benim sohbet listem, seninle beraberliğimiz basladigi andan itibaren bu anlamda bosaldi, biliyorsun ve bugüne dek hep de oyle kaldi. Gorenler de zaten onlar. Billur, Serap, Fulya v.s. 

-onlara mektup yaz

-baska kimse yok ki mektup yazayim. Ha mektup yazmisim, ha baslik atmisim…

-ayrıca o kategorideki insanlar, başlıktaki mesaja bakmadan, her girdiklerinde zaten selam verirler, uyarmaya gerek yok

-yooo… vermiyoruz vallahi. Nasil ki seninle de her defasinda selamlaşmıyoruz…

-ben her gördüğümde veremiyorsam, yara deşmemek için. yoksa verememenin üzüntüsünü yaşıyorum

-bizden kalan duygun; bana selam verememenin uzuntusu ise, cok sanslisin biliyor musun.

-anlayamadım.

-ben cok daha buyuk uzuntuler yasiyorken, inan selam verememenin uzuntusu devede kulak kaliyor ve benimle alay ediyormuşsun gibi oluyor.

-özür diler, gözlerinden öperek huzurundan izin isterim.

-tabii… izin vermesem ne olacak ki, gideceksin yine de…

-amacım olumsuzluk değil. olamaz da.

-en iyisi tatlilikla gitmiş gibi ol.

-sadece hasbial etmek istedimdi ama beceremedim. hoşçakal

 

 

5 yıl 1 ay 22 gün sonra (perşembe)

2.KADIN’dan ERKEK-AYGÜL-SONGÜL’e

Konu: DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI
Merhaba Kızlar,
Ben İstanbul'a geldim ancak cep telefonumu Moskova'da unuttuğumdan sizlerle  şimdilik ancak bu yöntemle iletişim kurmayı ümidediyorum.
Ben DSİ Misafirhanesinde kalıyorum. Sizin eve oldukça yakın. Eğer hala birlikte bir doğum günü kutlaması yapalım istiyorsanız bu cumartesi (yani öbür gün) öğlenden sonra buluşabilir ve birşeyler yapabiliriz. Hatta gece benimle kalır ertesi gün evinize gideblirsiniz. Teklif benden, karar sizden.
Kararınızı e-posta olarak buraya yazılı olarak bildirirseniz, ona göre program yapabiliriz sanırım. Ya da Ece ablanıza telefon açarsanız o bana bilgi verebilir.
Şimdilik hoşçakalın, sağlıcakla kalın.

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu: RE: DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI
okudum bu mesajı bir kaç kez...
yazacağım her şeye bir tepki alacağım. nasıl davranacağımıda bilmiyorum. bu son cümleme bile satırlar döşeyebileceğini biliyorum. ne bileyim...

 

 

5 yıl 1 ay 23 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba, hoş geldin

-merhaba. mektubumu kızlarla konuşmadınız mı henüz? bu akşam konuşursanız, bana yine e-posta olarak bildirirseniz sevinirim

-konuşurum

-kesinlikle zorlamasız lütfen. benimle görüşmek zorunda değiller, görüşmemeleri durumunda ayıp olacağı filan yok

-benimle görüşme, yemek yeme gibi bir programın varmı

-seninle ilgili bir programım yok, hatta kızlarla beraber olursak dahi hiç bir şekilde karşılaşmak istemiyorum

-görüşmek isteme gibi bir duygu ve düşüncelerinin olmadığını biliyorum

-kendimi korumak amacındayım. bir gün gerçek anlamda sıradan bir insan olabilirsen yaşantımda, sanırım o vakit sakıncasızca görüşebilirim seninle

-sana saygı duyacağım

-teşekkür ederim. kızların haberlerini bekliyorum, hoşçakal

-eyvallah. kendini güçlü hissedersen kızaları da alayım, bu akşam beraber yemek yiyelim.

-ben seni bu koşullarda görmediğimde güçlüyüm... hazır bu kadar güçlenmişken güç kaybetmeye, yeniden toparlanmaya gerek yok değil mi? bu hiç de akıllıca değil ve çok şükür ki aklım, yüreğime hükmedebiliyor artık.

haaaa.. şimdilik son bir şey paylaşayım seninle, belki bir faydası olur kendine bakmakla ilgili. buradaki arkadaşlarıma seslenişime, üniversiteden bülenti sembolize ederek tepki vermiştin. sanırım bunu ifade ederken kendi sohbet listende adı duran 1.KADIN hanımı düşünemedin, hatta facebook'un da da arkadaş listende olduğunu, çiçeklerini kabul ettiğini de gözardı ettin herhalde

-sohbet listemde senin adın da var, başkaları da

-demek ki benim de olabilir ve sen bunu sorgulayamazsın, imasını bile yapamazsın

-kimse de hiç bir zaman silinmedi. iyi niyetle yola çıktığımızdada var olması, görüşülüyor anlamına gelmiyordu çünkü.

-her neyse, siz mutlu mesut arkadaşça paylaşımlarınıza devam edin ve ben hiç bir şekilde bu mentalitedeki adamla, hiç bir şey paylaşmayayım.

-akşam için teklifimi yineledim ve kaçtım

-kaçma canıımmmmm... seni kaçırtacak bir şey mi yaptım yine...hadi ben de gittim, zorlanma

 

 

5 yıl 1 ay 24 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-merhaba. kızlarla çözümlediniz mi, mutabık mısınız

-merhaba. Songül de yazmış ama kızlarla olan görüşmeyi sen de izledin sanırım

-yo, yemek yiyordum. “okuldan sonra buluşacağız” dediler. ama nasıl? ben sadece eve geldiğimde “mektubu okudunuz mu?” dedim.okumamamışlar. açıp okudular. yalnız değişiklik var. saat 8 de arkadaşlarıyla buluşması gerekiyor, “öğleden sonra buluşmanız daha doğru olur” dedim. arzu ederseniz okul sonrası bir yerlere gidersiniz

-sonuçta sana uygun şekilde görüşerek bir kahve içmekte mutabık kaldık. onları ben almayacakmışım. Sen bırakacağını söylemişsin.

-evet. “onun arabası yok. nerede buluşacaksanız ben size yardımcı olurum” dedim, sakıncasımı var

-ben onlarla taksim bölgesinde eğlenceli bir şeyler yapmayı önerdim

-taksimi sordular bana, uygun görmedim. ben bile zorunlu olmadıkça gitmiyorum. tekin yer değil

-Ece'nin tiyatro okulu orada ve o da kızlarla birlikte olmayı istemişti ama okulu 16 da bitiyor

-normal bir saat. senin daha zamanın kalıyor

-sonuçta, senin içinin rahat olacağı bir şekilde, “sizin orada kahve içelim” dediler, ben de uydum bu isteklerine, olay budur. kızları benim evden almam sakıncalı olabilir tabii ki, bu nedenle doğal olarak ya kendileri gelecekler ya da sen getireceksin

- evet anımsıyorum. sakıncalı olduğunu, uygun olmadığını sen söylemiştin.

-yoooo.. hiç öyle bir şey yok, uyduruyorsun. pekala alttan zili çalardım, onlar da inebilirlerdi

-ben de seni düşünerek söyledim. nasıl istiyorsanız öyle yapın

-neyse, ben sorun istemiyorum, kızlarla beraber olabileceğim süreyi keyifle ve huzurla geçirmek istiyorum

-kaçta bırakırsın veya ben alırım nerden olacaksa

-bir kahve içmek ne kadar sürebilir ki?

-15 ya da 60 dakika?

-onların zaman kısıtlamaları yok, ancak mekan kısıtlamaları var. dolayısı ile sıkılmaya başladıklarını hissettiğim zaman bırakırım

-mekan değil, lokasyon. beyoğlu için konuşuldu benimle sadece. ne zormuş seninle iletişim kurmak

-ya ERKEK, beyoğlu dediğin yerde bir dünya sanat olayı da yapılıyor, yer beyoğlu diye kızlarını ömrü billah oraya sokmayacak mısın ya da bir gösteriye götürmeyecek misin

-bütün olumsuzluklar da orada. pkk var, tinercisi var, sapığı var

-evet var tabii. her yerde var, orada daha yoğun var belki ama gündüz vakti bu biirrrr ve yanlarında 2.KADIN teyzeleri var bu ikiii

-beyoğlunda gösteri yok ki, bar var

-nasıl bar var yaaa… barlar geceleri var. bir sürü festival filmleri oynatan sinemalar ve bir dünya tiyatro sahnesi var o caddede

-akşam 6 ya kadar izinleri var. nereye giderseniz gidin. telefon açarsınız bir yerden alırım o saatlerde

-onların belki de merak ettikleri, heves ettikleri böyle bir caddeyi akıllarında kalacağına görmüş ve varsa heveslerini almış olacaklarını düşünerek faydalı olacağımı da ummuştum

-uzatma. tamam

-o zaman sen uyumadılarsa konuş kızlarla şimdi ve istiyorlarsa onları saat yarımda evden alacağımı söyle

-okuldan eve gelsin. üzerini değiştirsin en azından. 1 i bulur

-tamam saat 1 olsun. ben alttan çalarım zili, inerler aşağıya. yemek yemesinler, akşam da en geç 20 gibi bırakırım. tabii onların isteğine bağlı olarak daha da erken olabilir ama en geç saat 8 i göze almak lazım bence

-kızlarla konuştum geldim, Aygül ün 4.30 da arkadaşlarıyla buluşması varmış

-bana az önce bir programım yok demişti, demek daha sonra yaptı. o zaman ben zorlayıcıymış gibi olmayayım ve onlarla konuştuğumuzu yapalım

-amaannn

-yok yaaa aman diyecek bir şey, sadece tlf.suzluk

-1 de buluşun, kendiniz karar verin, ne zormuş

-aslında misafirhaneye açabilirdiniz siz, aklıma gelmedi

-verseydin

-bilmiyorum ki. int.den filan öğrenilirdi sanırım

-benim seninle yazışmam bile doğru değilken, ben niye maydanoz oluyorum

-ne alakası var? yarenlik etmek için değil, bir konuyu çözmek için yazışıyoruz. sözkonusu senin çocukların, benim de çok sevdiğim iki insan

-çözdünüz. ben gittim

 

 

5 yıl 1 ay 25 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-nasıl gidiyor istanbul tatili. her şey yolundamı

-iyi akşamlar, sanırım yarın kendi telefonumu alabileceğim

-nasıl yani

-gerçi hiç kullanılmadı ama sizin verdiğiniz telefonu sanırım yarın akşam teslim etmiş olurum

-ihtiyaten, ne olur ne olmaz olarak sendeydi, acil zamanda işe yarardı, daha iyi çözüm sağlandığında elbette gerek kalmaz

-tamam işte, şimdiye dek bir şey olmadı. sen de herhangi olası bir durum için çözüm ürettin, sağolasın. ben sana sadece telefonumun büyük ihtimalle Moskova’dan gelmiş olabileceğini ve diğer telefonu size teslim edeceğimin bilgisini verdim

-ben de okudum, iyi geceler

-sana bir mektup yazıyorum. az sonra bitirir ve postalarım bu adresine. onu oku lütfen

 

2.KADIN’dan ERKEK’e

Konu: İKİ CAMBAZ BİR İPTE          

İki cambaz aynı ipte oynayamaz ERKEK. Oynamaya kalkanlar düşer, oynatmaya kalkan da onlara da zarar verir kendine de... Bu sebeple, senin bana ve diğer insana bakış açın her ne kadar 'arkadaş' boyutuna taşınmışsa ve bizi bu boyutta yaşantında tutmak istiyorsan da, ne yazık ki 1.KADIN ve ben iki cambazız. Henüz  ikimiz de seni sadece 'arkadaş' olarak kabullenme aşamasına gelemedik. En azından ben, sana arkadaş kalabilecek kadar geçmişimizin izlerini silemedim belleğimden. Bu sebeple tanık olduklarıma duyarsız kalamıyor, çok inciniyor ve üzülüyorum. Keşke, evet keşke bunu aşabilmiş olsaydım ama becerememişim ki dün korktuğum başıma geldi ve kendimi toparlamaya başladığıma inanıyorken tepetaklak oldum yine. Tüm itirazlarıma rağmen, beni görmek isteğini gerçekleşitirmene değdi mi benim yaşadığım mutsuzluk? Yetmedi mi yıllardır senin sebep olduğun acılar?
Senin için değerli olduğumu söylüyorsun. Buna dayanarak, sana uymasa ve ağrına gitse de; beni tüm boyutlarıyla yaşamından çıkarmanı rica ediyorum. Çünkü beni yaşamında bu şekilde tutman, fazlasıyla ağrıma gidiyor ve beni mutsuz ediyor. Karşında, biri her ne pahasına olursa olsun senden kopmamayı hedeflemiş, diğeri ise bunu onursuzluk sayarak senden kopmaya çabalayan iki insan var ERKEK. Senden yapmanı özellikle istediğim, varlığım 1.KADIN ile hangi ortamda yer alıyorsa, beni yoketmen. Telefonlarındaki adres defterlerinden, sohbet odandaki listelerine kadar, akla gelebilecek her yerden sil beni, yalvarırım. İnan bunu yapman beni çok rahatlatacak. Birbirimize mutlaka ulaşmamız gereken bir durum olursa, ikimizin de buna çözüm üretebileceğimizden kuşkum yok.
Ben kezlerce seninle iletişim kurabileceğim herşeyi sildim ve tekrar ekledim biliyorsun. Umarım bu kez senin kıymetlilerinden biri olarak ve bana gerçekten değer verdiğin için, aynı uygulamayı sen yaparsın ve bu eziyete son verirsin.
Hani "sen nasıl daha mutlu olacaksan" dersin de, ben de "beni daha fazla mutsuz etme yeter" derim ya, işte bu nokta tam o noktadır. Sen kaynaklı daha fazla mutsuz olmamam için tüm iletişimi kopar ve beni 1.KADIN'ın yer aldığı hiç bir yere koyma. Yüreğine de...
Mutsuzluğum öyle büyük ki, bu uğurda; benim için çok değerli olan Aygül ve Songül ile görüşmemeyi bile göze aldım...
Duacınım, herşey gönlünce olsun.

 

 

5 yıl 4 ay 19 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA

-MERHABA, uygun musun bir şey soracam rahatsızlık vermeyeceksem. yoksa hemen kapatayım.

-COK KORKTUM BIR AN… GEREKLIYSE ELBETTE SORACAKSIN, DEGIL MI

-aslında çok da emin değilim ama yarattığım bir bahane de olmayacak. öncelikle iyi olduğunu, huzurlu olduğunu ümit ettiğimi paylaşmak istiyorum. umarım her şey yolundadır.

-SAGOL, YASAM DEVAM EDIYOR

-gecen yıl yayıncılık şirketinden ayrıldıktan sonra giymeye başladığım siyah bir kazak vardı. öğretmen kadın hediye etmişti. Sen giymemi istemediğinden giymemiştim

-EVET ANIMSADIM, OLDUKCA GUZEL BIR KAZAKTI, SANA DA COK YAKISIYORDU AYRICA 

-sonrasında birkaç kez giydim. çünkü istediğim bir model ve kumaşdı. o kazağı bir süre önce giymek istedim. yok. yok. dün gece o kazağı senin üzerinde gördüm

-NASIL YANI, RUYANDA MI?

- evet.hatıra diye almışsın…  rüyamı, yoksa benmi kurdum uyurken emin değilim. “soracağım” dedim, belki hatıra diye almıştır. yine hatırlarsan kahverengi kalın çizgileri olan bir de gömleğim yok olmuştu

-BAK BUNA GULDUM GERCEKTEN. AKILLIM, BEN SENDEN HATIRA DIYE ONU MU ALIRIM, BIR DUSUN BAKALIM

- ne bileyim. yok yok yok… sabah yeniden alt üst ettim evi, yok.

-bazan hepimizin bir seyleri kaybolur sabepsiz yere. ustelik bizim icin onemli ve degerli bir seyse gercekten icimiz yanar ama nafile cogunlukla cikmaz ortaya kaybolan… ama bazan de umulmadik anda buluveririz

-atkı olsa tamam da, kazak bu. bir yerde çıkarılmazki

-dilerim sen de bulursun, ne diyeyim… ben kayip sandigim, umudumu kestigim bazi seylerimi umulmadik yerlerden buldum bazan

-aklım ermedi. ütülenecek bir şey olsa ütü yaparken yaktılar derim. ama hem ütülenecek değil, hemde ütücü yok. kimbilir. belki hiç ummadığım bir yere koymuşumdur. bakarım bir kez daha. peki izninle

-ben evdekilere ait giysileri tasniflerken, herseyi tanimli olarak yerli yerine koymus ve kizlara da sana da tariflemistim animsiyorsan. bu baglamda, benim farkli bir yere koymus olabilecegimi sanmiyorum

-rahatsızlık vermeden izin isteyeyim. sağlık, huzur, başarı seninle olsun.

-ha.. sen veda cumlelerini yazmissin bile. yine gereksiz detay verdim değil mi? can cikiyor, huy cikmiyor demek

-yo… rahatsızlık vermeyeyim diye yazdım. fazla yazılan bir şey yok. söz verdim, sözümü tutacağım.

-biz birbirimize rahatsizlik verdik mi bunu hissederiz bence, sen beni unuttun mu bunu farkedemeyecek kadar bilemem

-cümleni çözemedim

- “rahatsizlik verip vermedigini hissedersin sen” diyorum. “eger hissedemediysen, beni hissetmeyi de unutmussun demektir” diyorum, simdi anlasildi mi?

-olumsuzluk hissetmedim. ama daha önceden verdiğim sözü tutmam gerekir diye izin istemiştim.

-rica ederim, izin senin... hep oldugu gibi...

-dinliyorum

-yok ki dinleyecek bir sey

-iyimisin

 ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-ne kadar çöktüğümü gör. pek iyi değil sağlığım

-yoooo... bozma moralini. suratsiz olmak disinda gayet iyi gozukuyorsun

-komik

5 DAKİKA SONRA…

-sağlıcakla kal, galiba masada da değilsin

ERKEK web kamerası uygulamasını sonlandırdı…

-kusura bakma, genel mudurumuz cagirinca hemen gitmek zorunda kaldim. gerci anlamissindir durumu sen de... sagiginin iyi olmadigini hep soylersin de, simdi ustune yenileri mi eklendi? ayrica komiklik olsun diye yazmadim, goruntun suratsizdi ama sagliksiz degildi... yalan mi soyleseydim?

-geldim ve okudum. tahmin ettim. yalan iyi bir şey değil.

-dusmusum ama yanitlanmasini bekledigim bir durum da soz konusu degildi animsadigim kadariyla. sonrasinda sen birseyler yazmadiysan tabii

-sorun yok

-kendine iyi bak ve eger Aysel'in dedigi gibi hala sohbet listendeysem ve benim rahatsiz olmamam icin beni engellediysen, benim dilegimin bu degil, 1.KADIN’la ayni listede olmamak oldugunu bilecek kadar zeki ve bu dilegime saygi duyacak kadar saygiya onem veren bir insan olarak listende yer almamam oldugunu anlamissindir. bunu uygulamanı dilerim.

 

 

5 yıl 5 ay 10 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-alooooo… tatil değilmi sana bugün

-'alooooosu' deseydin 'ERKEKsiiiii' demis gibi olacakti degil mi

-demiş kabul et

-demeden etmem, ben kendi kendine gelin-guvey olanlardan miyim

-ne var ne yok

-calismaca....

-bugünde mi

-siz de calisiyorsunuz

-bana her gün bayram. sol gözüm kapandı ama devam

-oyle ota, bilmem neye tatil yapmak ruslarin aliskanligi, bizim degil… en buyuk yasama gucunu calismaktan aliyorsun, gozun de kapansa, tansiyonun da firlasa boyle bu...

-nereye kadar

-bu soruyu yanitlayabildin mi?

-yok

-dertlesmek ister misin?

-şimdi değil, iyi değilim ve iş var

-is hep var. is bitince yasam bitiyor. becermemiz gereken dengeyi tuturabilmek, balans ayarini yapabilmek. sen hep aslolansin benim icin, bunu bildigini biliyorum... bu sebeple asla “ne hali varsa gorsun” diyemem... varsa sana faydali olabilecegimi bildigin ya da sandigin herhangi birsey, basimin ustune...

-evet, biliyorum ama senin gurbet ellerde hem de mutlu olamadan yaşamanda beni mutsuz ediyor

-bence, gurbet ellerde sensiz mutlu yasamam, seni daha da mutsuz ederdi, emin ol

-tekrar oku. yanlışsın. mutsuzluğu isterim gibi tersden okunuşu var ki; bu çok saçma. bana uygun değil

-yok yok... dogru anlamadin ya da degerlendirmedin, belki de ben kendimi fazla onemsiyorum nezdinde ama benim buralarda mutlulugu bulmus olmam, senin icini sizlatirdi gibi geldi bana… ustelik mutsuzum, dogru ama huzursuz degilim artik... zaten buralara kendimi surgun ederken mutlu olmayi degil, daha huzurlu ve kendime saygili olmayi amaclamistim ki bunu basardim cok sukur...

-bu ifade şimdi benimle konuşmanında yanlış olduğunu söylüyor ama

-yooo... seninle su anda konusuyorsam, sana olan sevgim, “sana faydali olmak icin birseyler elimden gelir mi?” diye sorgulamami gerektirdigi icin konusuyorum ya da bitmek tukenmek bilmeyen umitlerim hala ayakta oldugu icindir belki de... gerilim gunlerini ben istanbul’da biraktim ERKEK

-bu konuda uzatmayacağım. gerilim olabilir ama “özledim” diyebiliyorum. zaman zaman, “keşke şimdi yanımda olsaydı” dediğim epey oldu. Böyle yazdım diye küçülmedim de

-niye kuculeceksin, kime kuculeceksin?

-pardon, daldım…

-ise mi, bize mi?

-her tarafa

-eger gerek duyarsan (ki bunu cok isterim) aksam evden cok daha rahat gorusebiliriz

-elbette

-ben ofisten cikiyorum, hoscakal

-güle güle, selametle

 

 

5 yıl 5 ay 13 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-yeni mi, eski bir foto mu pencerendeki?

-yeni, 3 ay önce Ankara'da

-saçlar siyah, mutlu. yanaklar al al olmuş

-yooo..herzamanki rengi

-demek ki gözlerim çok bozuk.

-ışıktan olabilir. bir de o gün boyatmıştım saçımı, ondan olabilir… sen durup durup benim resimlerimi mi inceliyorsun allah aşkına

-evet. ne yapsın zavallı, ya çay suyu koyacak ya eski defterleri karıştıracak

-bence sen ikisini birarada becerebilirsin, hatta üstüne meyva bile yersin kaşla göz arasında

-portakal yiyeyim değilmi? orda meyva durumları nasıl

-suları var mı hala portakalların?

-var

-her çeşit meyva var.. parayı veren düdüğü çalıyor. hele bir hurmalar geliyor karadenizden, bal mübarek

-sıkmalık alıyorum genelde. onlar daha iyi. yerim şimdi 4-5 tane

-kızlar nasıl, sağlıkları, keyifleri yerinde mi? gerçi Ayselden alıyorum az biraz haberlerini

-iyi sayılır. Songül kursa da gitmeye çalışıyor. Aygül Üsküdardaki kampuse gidiyor. ingilizce hazırlık bu yıl. belki konuşuyorsunudur kızlarla. Bilmiyorum. Aysel bir iki kez söyledi konuştuğunuzu

-biliyorum, geldiğimde onlarla beraber olmuştum ya ondan sonra görüşmedik. hayatlarından memnunlar mı, bir sorunları var mı genel anlamda sordum sana

-bilemem ki… elimden geldiğince mutlu kılmaya çalışıyorum, incitmiyorum ama hayat

-nasıl? gözlemlerin olumlu mu?

-en azından olumsuzluk yok diyeyim.

-çok şükür...çok sevindim...

-ama ruhlarında hangi fırtınalar var, bilemiyorum. umarım iyidirler. yalnız sayılırlar aslında. bazen iki kardeş dershaneye gidiyorlar, yemek yiyorlar…. Senin çocuklara benzetiyorum zaman zaman

-özellikle Songülü öperken, bir kere de gıdısından benim için öp olur mu?

-ok. deprem oldu zaten 20 de, gelip sarıldı

-anneleriyle sık görüşüyorlarsa, kendilerini paylaşabiliyorlarsa aslında pek de yalnız sayılmazlar

-haftada bir geliyor yemek için bu ara. annemden yemek almadığımdan, sorun oluyor yemek mevzuu ama zaten öncesinde 45 gün hac da idi.

-eh kendinizce bir düzen oturtmuşsunuz işte... herkes durumdan hoşnutsa sorun yoktur değil mi?

-düzen? yol nereye götürüyorsa

- yol tek yol değildir ki ERKEK, bir sürü farklı seçenekler sunar bize... biz de kendimize en uyacağını düşündüğümüze gideriz. annene de inat etmesen artık...

-yo. hoş bakamıyorum. çok üzdü beni, sana yazdırdığı küfür dolu mesajları unutamıyorum ve affedemiyorum. gözlerim kötü. İzninle. sohbet için sağol, başka zaman devam ederiz

-izin senin. sana iyi geldiyse bu görüşme, kendimi faydalı adder ve mutlu olurum

 

 

5 yıl 5 ay 18 gün sonra (salı)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ALO MOSKOVA. Akşamın güzel olsun. sen selam verme yasaklısın ya, ben vereyim

-merhaba ERKEK. ben selam verme yasaklı değilim elbette ama seninle selamlaşıp havadan sudan bahsedebilecek duruma henüz gelemediğimden, canım yanmasın diye selam vermiyorum

-saygı duyuyor ve hak veriyorum sana

-bak beni yasaklamıştın ya rahatsız olmayayım diye, alışmıştım inan

-yasaklayayımmı yani yeniden?

-ne zaman ki seni tekrar sistemde gördüm ve ne zaman ki sen sıradan da olsa bir selam verdin, bir bekleyiştir, inanılmaz bir özlemdir nasıl alevlendi anlatamam ve baktım ki olmuyor seni listemden çıkardım göz görmeyince gönül katlanır diyerekten

-sen hiç engellemedin ama. sana istemeyerek kötülükmü yapıyorum

-evet ERKEK, bana bir insan, bir arkadaş olarak seslenerek çok ama çok büyük bir kötülük yapıyorsun. bana o son gece seslendikten sonra, seni listemden çıkardım. gözümün önünde olmadığından, seni görmüyor en azından beklentimi en aza indirgeyebiliyorum

-yani şu an sen göremiyormusun

-sen seslenmezsen göremiyorum evet

-peki seslenmeyeyim ama zaman zaman hissetmek istiyorum, kendimi engellemeyi kabahat sayıyorum

-yapma ne olur, bu kadar bencil olma. şu “zaman zaman” lafın bile ne kadar yaralıyor anlatamam sana

-bi tanesi sen huzurlu ol. gittim ben

-tümden gittin değil mi ERKEK

-Allah bilir

-Allah bize, biz bilelim diye akıl vermiş yüreğimi önce ısıtan sonra da  yakan tek insan; sen böyle lastikli bırakmama cesaretini gösterirsen, çok daha iyi, çok daha doğru değil mi

-yazamadım. üzülmeni istemiyorum. değerlisin. bilenler biliyor bunu. mutlu kal.

-değerim her ne ise yetmiyor, yetemiyor....

 

 

5 yıl 5 ay 19 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-sobe. 2-3 saat inşaatçılarla toplantı olunca, senide masada hisettim zaman zaman

-sozunu tutmak anlaminda, daha kuvvetli olup bana seslenmemen icin, Allah yardimcin olsun

-aha da tutmayırum. bugün kandil, kandilin mübarek olsun

-normal gunlerden cok daha sizliyor boyle gunlerde icimiz... senin de mubarek olsun, ellerinden operim

-ben de yanaklarından. burda olsaydın inşaat toplantısına beraber giderdik. sabıha gökçen hava limanında

10 DAKİKA SONRA…

-tşk ederim

-? bu sitem miydi?

-yok, masa üzülmesin diye hareket sağladım avare kasnak misalı… pencere bu kadar açık kalıpta bir şey yazılmayınca üzülebilir insan

-ne yazayim ki ERKEK... oyle iyi biliyor oyle iyi taniyorsun ki beni; sen benim yerime, benim kelimlelerimle, bu ozlemi inan belki benden daha iyi ifade edersin

-dedim ya. keşke toplantıda yanımda olsaydın. Firmayı da iyi tanıyordun, inşaat işi de vardı. bu arada Hakan ı aradım bir kez. uygun değildi, konuşmadı. Onunki gibi şirketlerin inşaat sonrası temizliklerini yapıyoruz ya

-bu dedigin aramizdaki fark olabilir mi sence... sen beni zaman zaman animsatacak durumlarla karsilastiginda hatirliyorsun... ben ise seni dusunmeden gecen anlarima sukredecek kadar seninleyim

-bilemezsin içimi, sakladıklarımı… neyse, depreşmeyelim. işe döneyim. iş umduğumuzdan kelek çıktı. zor toparlanacak

-ancak yansittiklarini bilebilirim elbette. sen toparlarsin kuskum yok

-ama engeller var, safralar var

-oyle ya da boyle, duruma en uygun cozumu olusturacaksin, bunu biliyoruz degil mi? “insallah” deme, bu insallahlik bir durum degil, gercek...

-inancımı yitirmedim ama yeni işler de almalıyız, eski işler hep zarar

-tam senin isin istee.... is gelistirme uzmanlik alanin, daha ne istiyorsun

 

 

 

5 yıl 5 ay 29 gün sonra (cumartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-kıskandım ve pizza söyledim.

45 DAKİKA SONRA…

-senin yiyecegin (belki de yemissindir) benim boregimin yerini tutar mi hic

-tutmadı da zaten. Şimdi bitti.

-afiyet olsun... bu memlekette yufka yok

-un, su ve sen…

-sen beni annenle karistirdin galiba, oyle guzel acma borekler onun marifeti

-o da artık hazırcı. çok çöktü

-sana cok net yanitlamani rica ederek bir sorum olsa

-denerim

-bana ister yuzsuz de ister gurursuz... ama ben onu seviyorum, “cok coktu” dedin ya icim sizladi... onu ziyaret etsem, beni kovar mi sence?

-ne zaman

-istanbul’da degil mi?

-buradamısın yoksa

-ya ne farkeder ki... sonucta onu ziyaret edebilir miyim sence?

-ne zaman geldin ki

-gelmedim ama gelecegim

-pazartesi akşam Ordu ya gidecekler. aslında tedavi için kalmaları gerekiyor. bir kaç ay önce senin adını andığımda tepki vermişti yine. bende zaten serinim ve benim özel hayatımla ilgili konuşmuyor. konuşmaya kalktığında da tersliyorum. sıcak davranmaz sana ama bunu bilerek şansını deneyebilirsin. Aslında şans demeyelim de…

-yoo zaten pazartesi gidiyorlarsa, gorusme sansimiz yok, en azindan bu seferlik

-ömürleri vefa ederse, içinde ukte de kalmamış olur daha sonra. şimdi giderlerse kasımda falan gelirler

-Allah uzun omurler versin ama su konuda cok haklisin, benden ne kotuluk gordu de bu denli bana cephe aldi, belki ben onu anlarim, belki de onun yargisini yok edebilirim. belki bende benim farkedemedigim bir olumsuzluk gormustur, kim bilir... yani lehime de olsa, aleyhime de.. anlamak istiyorum ve onun icini rahatlatabilecegim her ne varsa yapmak istiyorum

-okudum okudum okudum… inan bilmiyorum. ön yargı. rahmetli anneannemle nasıl takışmıştı. Anneannem öldükten sonra da ne kadar koymuştu ona

- anneannenin arkasindan azap mi cekmisti yani

-pişmanlık

-cok kotu bir duygudur saniyorum... ve ona ders olsun diyerek icinin acimasini dileyemiyorum. cunku o bunu dileyemeyecegim kadar degerli ve onemli bir insan benim icin. aslinda kimseye dileyemem ama en fazla kendi haline birakir caba gostermem. iste bunu annene yapamiyor icim, yuregim goturmuyor. senin varliginin tamamen disinda, tekrar birbirimizi kucaklayacagimiz bir gunun gelecegini dusunuyor, istiyor ve bunun icin cabaliyorum

-umarım ama gecikmiş adaletin içine edeyim ben.

-hic olmamasindansa, buna da sukretmek gerekmez mi?...vaktin var mi biraz daha, sana bilgi vermek istiyorum

-evet… eee… sustun

-bir dakika.

1 SAAT SONRA…

-bir dakika dedim ama bir saati buldu, ozur dilerim. hala gecerli mi uygunlugun

-nasılsa çalışıyorum, sorun yok

-peki...

-dinliyorum

-beni salt bir insan ya da dost arkadas olarak goruyor ve kabul ediyorsan, anlami olmayacak bilgilerle dontamak istemem seni. ayni annenle oldugu gibi, seninle ilgili olarak da gurur, onur benim icin cok arka planlara itilmis duygular. yani sana seninle ilgili duygularim, hayallerim degismis gibi davranamam. senin bana ne oldugunu kisaca ogrenebilir miyim?

-bilmiyorum. bilsem, farklı olurdu. değişen bir şey yok, çünkü yoksun ama varsın. varsın ama yoksun.

-her ikimizde aradan gecen 6 aylik ayrilik sonucunda, biraktigimiz yerde miyiz

-benim açımdan öyle. sen de öyle gözüküyorsun

-sabir diyoruz ya.. ya da ben diyorum.. bu sure icinde fiziksel anlamda kopusumuz, bizi farkli yerlere tasiyamadiysa, ne olacak bizim halimiz?

-rabbim kolaylık versin.

-seninle iki insan gibi gorusmek beni gercekten cok incittiginden, bu kez gelisimi bilmeni istemedim. ustelik ozlemim oylesine buyuk ki, seni gorsem kopamam gibi geliyor zaten

-geldin yani

-ben onumuzdeki hafta 4 ayligina moskova'dan st.petersburg'a tasiniyorum. Ece'nin dogum gunune rastlayan hafta istanbul’da olacagim

-neden? aynı şirket mi? Ece’yi aylar önce bir kez aradım.. “dilediğin zaman arayabilirsın. annene bağlı değil bizim ilişkimiz” dedim ama gerek duymadı galiba

-evet, ayni sirket... oradaki isi bitirecegim santiye sefi olarak

-sonra yine Moskova

-hayir ERKEK, artik moskova dusunmuyorum, aslinda bu ay sonu ayrilmaya kararliydim ama rica ettiler ve ben de kiramadim. hatta yurt disinda kalmayi da dusunmuyorum. aslinda tum gelismeleri ikimize gore yapmak istiyorum ama ikimiz diye bir sey yok... iste boyle olunca da bosluktaki bir yaprak gibi, ruzgar nereye savurursa farketmiyor

-yaradan bilir.

-ama en azindan bu kosullarda istanbul’da olmamam, olmamdan cok daha dogru bir tercih olarak geliyor bana. icim aciyor... elliye merdiven dayadik ve su cektigim ya da cektirdigimiz sefalete bak. kac yilimiz kaldi yasayacak ve deger mi bu yokluga

-bilmiyorum

-ist.da olacagim tarihleri ogrendin ERKEK, belki o zaman kadar birseyleri bilirsin belli mi olur. eger, bilirsen ne olur bana seslen 'kadinim' diye

-inşallah… mülakat var, şimdilik hoş kal

-senden cok onemli bir istegim var. Sana bu bilgileri verdigimi ne olur hic ama hic kimse bilmesin. Senin disindaki herkesten utaniyorum cunku ve bunu anlayacagini umuyorum.

-tamam

 

 

 

5 yıl 6 ay 6 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-alo… naber

-merhaba ERKEK

-damdan düşer gibi mi oldu? zamfir i görünce dayanamadım. ilk gittiğim klasik konser onunkiydi galiba

-seni gormedigim icin, son donemde hep damdan düşer gibi oluyor zaten

-peki görmek istesende mi göremiyorsun

-listeme alirsam gorurum tabii… oldukca genis bir muzik arsivim oldu burada

-zamfirden 3-5 tane seçip gönder bana, burdanda alırım

-basustune

-estagfurullah

-paylasim klasoru yapip ona koymaya calisacagim… yok olmuyor simdilik, sen kayitli olmadigindan mi paylasim yapmiyor bilemiyorum

-direk buraya copy yap

-o kadar cok var ki zamfir, klasik mi istersin guncel mi

-3 tane bitmeden diğerlerini alamıyor. Bitince… merci

-ya ne demek o merci ERKEK? damarima basmak icin mi yapiyorsun

-çikolata markası. sevmem de… kakaolu şeylere allerjim oldu

-bana dolandirmadan benim sorumun yanitini verir misin lutfen

-sana dolandırmam. sarılıp kucaklarım

-peki... ben ceylanim

-o da mı çıkolata markası? rus malı mı?

-simdilik bu kadar zamphir yetsin zaten.

-tamam, peşinen teşekürün rusçası nasıl oluyor?

-spasiba demen yeterli

-spa peşinen, siba da teşekkür anlamında yanı. Hahhhaaahha……

-zamfiri dinledigimi gorunce mi dayanamadin sadece? yani bu muhabbeti zamfir efendiye mi borcluyuz?

-albeni diye ülkerin bir gofreti var. hiç reklamlarını gördün mü? görmediysen web adresinde bir ara. belki bir şey bulursun

-eskiden de var miydi o reklam, animsayamadim

-vardı

-sen anlat nasil bi sey, ne anlamaliyim?

-"bahanesi" diye yanıtlıyordu karşı taraf. bahanesi çok olan gofret; satın almak için

-aaaa.... tamam yaaaa, simdi hatirladim, sokak roportajlari yapiyorlardi insanlarla, cok hostuuu...

-ne kültürlü adamım. nasıl da örneklerle konuyu süslüyorum

-bugun keyfin yerinde, sarip duruyorsun...

-ne yapayım, anasını satayım

-ne bu simdi, kafayi yedim mi demek

-ara sıra öyle oluyor, yaşlılık belki

-tuh....ben de surekli diye umutlanmistim

-sureklı kafayı yemiş olmamın hepinize zararı olur. Songülü dershaneye götüreceğim, bir yandan hazırlanayım

-kafayı yememis olmanin bir faydasini goremedigimden, aksi umut olusturmustu. tamam, sen isine bak... sayfayi kapamam kayitlar bitene kadar

-tamam tatlım . seni kocaman öpüyorum, içimden geldi

-ve uygun olursa ona sevgilerimi, ozlemlerimi iletiver

-söylerim

 

 

5 yıl 6 ay 11 gün sonra (cuma)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ALOO günaydın. sen hala moskovdamısın

-OYLE CANLI GOZLERLE VE GULUMSEYEREK BANA MI BAKIYORSUN SEN

-ben gülmeyi bilmem ki

-10 GUN OLDU ST.PETERSBURG'A GELELI. COK GUZEL BAKIYORSUN AMA… VE COK YAKISIKLI BIR FOTOGRAF. NEREDEYSE BASKA KADINLARIN BAKMASINDAN KISKANILACAK KADAR

-YAYIN ŞİRKETİNDEYKEN ÇEKİLMİŞTİ. biliyor olman lazım

-BENDE YOK. YARIN AKSAM TÜRKİYE’DE OLACAGIM INSALLAH

-peki kötüsünü koyayım

-YOK YOK KOYMA. KISKANIRIM AMA GURUR DA DUYARIM

-yanılmıyorsam Türkiye dönüşü petersburg demiştin

-YANLIS ANLAMISSIN SANIYORUM, MOSKOVA'DAN ST.PETERSBURG, 10 GUN SONRA DA ISTANBUL DEMISTIM

-galiba. akşam Görkem’le lafladık biraz. iş konusunda biıraz dertliydi. “bir ara gelip tartışmak istiyorum” dedi.

-AAA... COK HOSUMA GITTI…

ERKEK web kamerası uygulamasını başlattı…

-KAMERA ACAMAM BILGISAYAR KILITLENIYOR, KIZLARLA DENEDIK, SONUC HEP HUSRAN OLDU. BURADAKI EVIM COK LUKS AMA HENUZ INTERNET YOK, DONUSUMDE BAGLATACAGIM INSALLAH. O ZAMAN KENDI BILGISAYARIMDAN KAMERA GORUNTUSU ALABILIRIM… GECENDE ECEYLE KONUSTUGUMUZDA, SANA OYUN ICIN HEP DAVETIYE YOLLADIGINI AMA SENIN REDDETTIGINI SOYLEDI. BEN DE SENIN DAVETIYEYI ANLAMAMIS OLABILECEGINI, SANA OZEL MESAJ YOLLAMASI GEREKTIGINI SOYLEDIM, BILMEM MESAJ YOLLADI MI?

-ben o davetiyeleri genele gönderilmiş olarak algıladım. face den geldiklerinden, üstüme almadım dolayısıyla

-nereden yolladigini bilemiyorum ama tam da senin dedigin sebebin olasiligini soyledim ben de Ona... adamimi taniyorum ben yaaa...

-normal mesaj falan da gelmedi. zamanım uygun olsaydı en azından ilgimi çekeceklere gidebilirdim. bu akşam bi piyano resitalıne davetiye var ama gidemeyeceğim, zaman yok,

-anladim... Ece bu yil hem muziklerini yapmis bir oyunun, hem de oynuyor... oldukca da begeni toplamis anladigim kadariyla. Yorumlara gore oyunu goturen ana unsur muzikleri ve muzikal niteligiymis

-aferin

-televizyonda roportajlara filan cikti bizim kiz

-bravo

-sizin sirket olarak belki toplu bilet alabileceginizi filan soylemisti ama cocugun telefon fobisi oldugundan, mesajını gordugunde senin aramani beklemis olabilir

-bizim şirkette o tarz şeyler olmuyor.zaten ofis kaç kişi ki

-sirketce olmazdi da ailecek olabilirdi...aile yeterince kalabalik

-ilgi duyulması önemli tabii

-kesinlikle

-ben izin istiyorum, msn ı kapatacağım. gelen selamlar işimi engelliyor

-izin senin. kolay gelsin, hoscakal

-sana da

-dur bir

-söyle

- “gelen selamlar engelliyor” ne demek anlamadim, benle ilgisi var mi?

-ne alakası var. sağdan soldan, cevap vermek zorunda kalıyorum, iş aksıyor.

-tamam simdi anladim. kendini gorunmez yapacaksin yani

-evet, bugünluk yetsin

 

 

5 yıl 6 ay 13 gün sonra (pazar)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

AKŞAMÜSTÜ…

-hoş gelmişsin

-hoşbuldum

-nasıl keyifler

-buraya gelip de kötü olması mümkün değil vallahi

-tatil hep istanbulda mı

- evet hep ist.da olacağım. dün Ece’yi aramışsın, gelişimle ilgilenmişsin, sağolasın

-yetiştirmiş sana

-gizli miydi?

-yok canım

-gece bizimle kaldı Serap, sabah da beykoz’a kahvaltıya gittik

-aslında sen gelmeden “istersen ben alayım seni” demeyi düşündüm, düşündüm ama doğru olup olmadığımdan emin olamadım

-dedim ya ERKEK, bunun kararını sen vereceksin

-yok. seninle de ilgisi yok, kendimle ilgili

-bu tamamlanmış bir cümle miydi? gerisini beklemeyeyim mi?

-bilmiyorum, ben gittiğin zamanki yerdeyim, ne senle, ne sensiz… ama söz de vermişim. senin beynini bulandırmayacağım ama istersen akşama yemek de yiyebilirim

-yemek yersek bir şeyleri ileri taşıyabileceğimizle ilgili ufak da olsa bir öngörün olabilir mi sence

-bilmiyorum

-en azından bunu bilseydin keşke be ERKEK

-bilsem zaten çözümlenmiş olurdu

-ben verilecek bir sözden bahsetmedim ki, bir öngörü, bir olasılık olabilir mi dedim... yoksa bizim fiziksel anlamda beraberliğimize olanaksız gözüyle bakıyorsan ve bu şekilde adını koymuşsan, beni acıtacağı kesin olan bir görüşmeyi isteyemem

-net bir yanıt verememişsem, olasılık var anlamındadır… ama olasılık

-evet, hepsi bu idi zaten. Korkunu anladığımdan olasılık dedim ve sana yanıtım tabii ki de "evet" bu durumda

-yanı akşam yemek yememizde sakınca yok

-bu akşam mı?

-istersen. kızlar dershanede onları alacam, sonra olabilir

-biz de Salacak’taki evdeydik. Beşiktaş’a yeni geldik.

-kiracı ne durumda

-çok iyi, görüştüğümüzde anlatırım.

-peki

-saat kaçta, nerede buluşacağız?

-kızları öğrendikten sonra söylerim sana ama hangi telefondan?

-Ece’nin telefonu uygun. Çünkü diğerini iptal etmiştim.

-tamam. ararım. Üsküdar dan alırım

-anlaştık.

GECE…

-akşam için teşekkür ediyorum

-ne desem bilemedim.... beylik bir yanıt olarak rica ederim mi uygun düşerdi?

-dedin

- aaa... ne dedim, Allah aşkına ben de bileyim

- “ne desem bilemedim...” bunlar da bir ifade. gecen güzel olsun

-bilinmezlik, karmaşa da sizin için yeterli bir ifadeyse, üstüne diyecek söz yoktur efendim

-sağlıcakla

-ya sen vedalaştın ama ben yarın saçımı kestirmeyi düşünüyordum, sana soracaktım bu akşam ama unuttum, bununla ilgili bir görüşün var mı?

-var. kısa yakışmıyor, erkek gibi oluyor bence.

-bu halini beğendin mi? sanki çok cansız gibi duruyor sanki?

-bence iyiydi

-peki, sağol

 

 

5 yıl 6 ay 14 gün sonra (pazartesi)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-sesim geliyor mu… alo alo

-o kadar uzakta değilim ki.. neredeyse sesinle bile seslensen duyacak mesafedeyim

-yani?

-yanisi yok be ERKEK... sesin geliyor  

-çok yakın deyince, bizim semtte, Tijen de falan olabilir mısın diye düşündüm bir an

-yarın akşam ondayım inşallah, hatta sanırım gece de kalacağım, Fulya “illa da bize gidelim” diye tutturmazsa tabii

-toplancaksınız yani

-yooo... sadece üçümüz olacağız

-safanız olsun

-inşaallah… aslında senin kızlarına, benimle yemek yiyeceğini söylediğin için boynum bükük kaldı biraz. yarın kaçta evde oluyorlar biliyor musun

-Songül 1 de, Aygül 3 de

-çok iyi. onları ararım, uygunlarsa ve isterlerse önce onlarla beraber olurum öyleyse. sence de sakıncası yoktur diye düşünüyorum

-konuşursun. Sakıncası yok

-şimdi uyanıklarsa bir sorsana

-soruyorum… Aygül 4 de geliyormuş. evde olacaklar. “bizim cevrede kalsak iyi olur” dediler

-tabii ki... ben de Tijenlere geçeceğim için, oralarda olmamız en uygunu bence de. tamam o zaman, ben geldiğimde evden alırım onları, 16.30 gibi gelmiş olurum sanırım

-tamamdır

 

 

 

5 yıl 6 ay 16 gün sonra (çarşamba)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-ERKEK, orada mısın?

-evet, şimdi oturdum

-gördün mü sana seslenebilmek için listeye ekledim, sana bir istek gelmedi değil mi?

-yok. demek bende kayıtlı olduğundan gerekmiyormuş

-evet, ben de öyle tahmin etmiştim… senin açından, görüşmemizi gerektiren bir durum, konu var mı?

-ben uygun olduğum her zaman seninle görüşürüm

-bunu biliyorum ama benim sorumun da bu olmadığını sen biliyorsun

-özel olarak söyleyeceğim bir şey yok

-tamam, sağol, ikinci satırımda yanıtımı aldım

-gitmeden nasılsa görüşebilme şansımız olacak, yaratacağız. sen dün Tijen’le iş mevzusunu konuştunmu

-yoğunluk özel yaşamındaydı ama arada az da olsa işten de bahsetti

-ne zaman ayrılmayı düşünüyormuş, bir şey dedimi

-şu anda bunu yazışmayı hiç etik bulmuyorum... ben ajan ya da hafiyelerinden biri gibi mi gördüğünü bilemedim. nasıl ki sen dertleştin ve o bende kaldı…  sizi, durumu gözleyip faydalı olabileceğine inandığımı ifade elbette ederim

-özür dilerim. ben dertleşmedim, senden çözüm için çare aradım. çünkü, geçmişte seninle bugün ajanlık dediğin mevzuların alasını yaptık

-buna cevabım yukarıda yazıyor

-bu gun terminoloji değişmiş. öyleyse farzetki, senden katkı talep etmedim. ben bir şekilde çözüm bulurum daha fazla zarar görmemek için. nasılsa seni ilgilendirmiyor

-konuşmanda benden katkı talebettiğine dair en ufak bir ifadeye rastaladığımı anımsayamıyorum

-bana felsefi satırlarda yazma şimdi

-konuyu çektiğin yer hiç de ilgili değil

-adamlar bana “maliyetleri, gereksizleri düşür” diyor. bende “yakınlığım var, konuya giremiyorum” diyorum. Tijen kendiliğinden ayrılacaktı. “bir şekilde helalleşmek lazım” diyorum sana. “konuyu konuş” bile dedim. hala bilmem ne diyorsun....

-demedin, dediysen de ben heyecanımdan farkedememiş olabilirim

-işe katkısı yok, milleti kışkırt, sorumluluk alma, yan gel yat, ohh be… senin yaptığın işle mukayese edersek, sen 20 bin almalısın, günah be

-bak işte bunu söylediğini çok net hatırlıyorum

-ben söyleyemedim. almanlar geldiğinde söyler.

-sana bir şey sorayım o zaman, Tijenin içeride alacak ne kadar parası var?

-her ay maaşını net alıyor, şirketin borcu yok

-ona söz verilmiş prim tarzı bir şeyler olabilir mi geçmiş dönemlerden, ya da eski yapılanmada süregelen bir prim sistemi

-bana sorma. bildiklerini söylemek istiyorsan söyle. bizim yerine getirmediğimiz her hangi bir sözümüz yok. muzaffer den alacağı varsa, bilmem. bana da vaad etmişti muzaffer adına. üste para verdim. şirket yıllardır ona çalışmış

-bence bu minvalde oturup konuşun, sanırım net olarak birbirinizi anlayacak ve onun işten ayrılmasıyla ilgili mutabakata varabileceksiniz

-Tijenle almanlar konuşsun. “gerek yok sana” desinler. ben karışmayayım

-sana öylesi daha uygun geliyorsa....

-insan bir bakar “benim ne faydam var?” diye. muzafferi yıllarca kemirmiş, uyutmuş ama iyi pazarlama yaptı bana, helal olsun

-o kendisini kesinlikle böyle görmüyor ve lanse etmiyor, en azından bunu çok inançla ifade ediyor

-tahmin ediyorum… Onun maaşının yarısından az vereceğim bir elemanla daha iyi verim alırım, hiç olmazsa kafa karıştırmaz. kalite bilmiyor, operasyon bilmiyor, bilgi-teklif yazma bilmiyor

-onun kendini görüşüyle, senin onu değerlendirişin çok farklı

-maliyet bilmiyor, muhasebeyi unutmuş, sorumluluktan kaçıyor. ayda 3 müşteriyle 8 telefon görüşmesi, 3 ziyaret için, aldığı para lüks be…

-sorumluluktan kaçtığını ise kesinlike reddeder sanırım

-ben ona part-time iş vereyim, gelsin aynı işi yapsın. hiç olmazsa buradakilerin kafasını bulandırmasın. bu konuda o kadar netimki, tartışma gereğini duymam. çünkü dışarda kar yağmıyor, baharı geçip yaza giriyoruz

-alanını şirketin yeni yapılanmasının darlattığını, buna rağmen uzunca bir süre faydalı olabilmek için onun sorumluluğunda olmayan pek çok konu ile ilgili görüşlerini bildirdiğini ama bunlardan faydalanılmak yerine, tam tersi davranışlar olduğundan, şirketin hayrı için kendisine verilen sorumluluklar dışında bulaşmadığını biliyorum

-ben aylar sonra karar verdim ama benim aylar sonra kabul ettiklerimi almanlar 1. ay dolmadan demişlerdi. “toplantı yapmak lazım, konuşmak lazım” demekten öte hiç bir şey yok, çözümlediği tek şey yok. mali konular dahil, işe dair bildiği hiç bir şey yok. verilen sorumluluklarda da sıfır. ayrıca faydalanılacak bir konusu da yok. çünkü mali konular berbat, satın almada hep sorun çıkıyor, çözemiyoruz. Kazıklanmışız.

-demek ki o bunun farkında değil

-olmaz, olamaz da. neyse, tansiyonum çıkacak. senden rica ettik, ona “süren doldu kızım, sen artık evine çekil” dersin diye bekledim ama boş. ben ona gecen yıl yaptığım, koruduğum gibi yine kıyak yapardım.

-tansiyonunu çıkaracak bir durum yaratmadan, bence birbirinizden beklentilerinizi konuşun

-almayayım. saniyesinde ağlıyor. saçını süpürge etmişlikten başlıyor… nafile…

-onun prim beklediğini ve kendini alacaklı gürdüğünü biliyorum. o zaman sor ona "ne bekliyor, ne istiyorsun" diye

-?... batırdığı şirkettenmi prim bekliyor? muzafferden alsın, bize ne.

-batırdığı senin görüşün, onun değil ki

-Alman patron benim ısrarımla ona şimdiki maaşını verdi. başka da bir taahhüdü yok, olsa bilirdim

-o sana beklentisi ile ilgili cevabını verdiğinde sen de patronun taahhütünde bunun olmasığını söylersin. o zaman, kız da hayal kurmaz ya da alacaklı olduğunu sanmaz belki

-o muhabbete girmem. patron gelir ve “güle güle” der. kendi bana gelir de “ben ayrılayım artık, sürem doldu” derse ben de bazı şeyler düşünebilirim, yeni formuller üretirim. hayal kuracak... komik ya. şirket batmış, batırmışlar, kurtarmak içinde hiçbir katkısı yok, benim anamı ağlatmışlar, sen neden bahsediyorsun!

-ben gözlemlerimle en faydalı sonuca ulaşman için yardımcı olmaya çalışıyorum, ben de bunu beceremiyor olabilirim

-sağol. evet beceremedin. “sen zaten ayrılacaktın yılbaşında” demen lazımdı. “madem şirket ekonomik açıdan zor durumda, merkez maliyetleri yüksek sen bunu uzatma” demen gerekirdi

-aynen bunu söyledim, o da alacaklarının kendisine ödenmesini beklediğini söyledi

-hangi alacak?

-ben sana daha ne diyeyim bilemedim ki

-bana dediğin gibi ona deseydin. “ERKEK ile konuştun mu bunu?” diye. Sağol. kıdem tazminatını kasdediyorsa, Allah katında hiç hakkı yok, çünkü karşılıksız maaş aldı ama tazminatı talep edebilir. çözüm bulunabilir. başka yerde iş bulamaz. akıllı olursa şirketteki kadrosu devam edebilir

-başka bir iş de aramayacak bence

-tamam işte. şirketten kendi geçimine yetecek parayı yine kazanır ama almanla muhatap olursa, o koparır atar.

-bak ne diyeceğim... benim elçi olarak senin görüşlerini, düşüncelerini aktarmamı istiyorsan, bunu da yaparım, çünkü görüşmemizde senin düşüncelerinle ilgili hiç bir şey söylemedim, sadece onun cephesini gözledim ve bunu da seninle paylaştım

-üstü kapalı bana bahsettin. onunla asla aynı yönde düşünmediğimizi söyleyebilirsin. bir arkadaş olarak da onu şirkette danışman olarak devam ettirebilirim ama prim vaat konusunda bir bilgim yok. nasıl söylersen söyle, çünkü full mesaisine ihtiyacım yok. ben sıkıldım, çıkıyorum. daha doğrusu tansiyonum iyi değil.

 

 

5 yıl 6 ay 17 gün sonra (perşembe)

ERKEK- 2.KADIN SOHBET

-GÜNADINNNNNNNNNNNNNNN… ALOOOOOOO… SES GİTMİR, BOŞUNA BAĞIRMA GARDAŞ

-efendim ERKEK, senin de günün aydınlık olsun

-günün aydın olsun demek istemiştim sadece ama sen daha önce niye yazdın. pencereye benim yerime ağlayan çocuk resmi koy, ben beceremiyorum o figürleri,

-onu sen koyabilirsin

-ne de olsa dans dersi sen alıyorsun. sağlıcakla kal, işine bak

-sen bana niye seslendin ki şimdi?bunu anlamadım

-yukarlarda yazmışım bunu

-dikkatimden kaçmış, özür

-yakışıksız bir… peki

 

 

5 yıl 6 ay 18 gün sonra (cuma)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

“ Üzgünüm, programın varmış.”

 

 

 

5 yıl 6 ay 19 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Seninle bir gece geçirmek için burada değildim ki, sadece dün gece programım olmasına üzülmekle yetineyim. Burada seninle yaşadığım ve yaşayamadığım her şey için fazlasıyla üzgünüm zaten. Madem bir araya gelemedik, inşallah bu gelişme kopuşumuza faydalı olur. Allah emanet ol.

 

Amin. Mesele bir gece meselesi hiç olmadı. Ümit vermeden aşmak istedim, yardımcı olmadın. Sen belirledin şu anki durumu. Eskisinden müsterihim.

 

 

 

 5 yıl 7 ay 11 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu:ANLAMLI BIR HIKAYE amsterdamdan
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
— Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:·

- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-'Geleceğini biliyordum!'

 

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler.
Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
Bugün arkadaşlarınıza, onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin. 
Bu yazıyı arkadaş olarak gördüklerinize ve tüm sevdiklerinize herkese gönderin. Size gönderen dahil. 

 

Konu: RE: ANLAMLI BIR HIKAYE amsterdamdan
Sevgili ERKEK,
 Sana kizgin degilim ancak onune gecemedigim bir 'ah' etme durumu icindeyim. Kendimi sik sik sana 'ah' ederken yakaliyorum ve hemen baska konulara dalmaya calisarak kendimi bana hic yakismayan bu durumdan kurtarmaya cabaliyorum ama yine bir bakiyorum ki sana 'ah' ederken buluyorum kendimi ve her defasinda “tovbe” diyorum ama icten gelmeyen bir tovbe ne kadar isabet bulur bilemiyorum. Buralara savrulusumun, yalnizligin cok otesinde 'kimsesizlige' mahkum yasamaya calismamin tek sebebi sen oldugun icin, kendimi ne kadar da senin bilincli olarak, bilerek ve isteyerek bu eziyeti bana yapmadigina, kendinle ilgili sorularini yanitlayamadigin ve sorunlarini cozemedigin icin bu halde oldugumuza ikna etmeye calissam da, icimin yanginina hukmedemiyor beynim. 
 Isin su siralarda yasadigim en kotu, en sasirtici, hatta en utanc verici, adeta kendimden tiksindirici tarafi da ne biliyor musun? Bir kadin olarak senden once yillarca erkeksiz yasadim ve cok da rahattim biliyorsun ancak senden sonra, genel anlamda erkeksizlik degil ama sensizlik cok agir geliyor. Keske hic ogrenmeseydim, bilmeseydim ve ozlemeseydim... Simdi bu yoksunluk icinde yasamak, yasamaya katlanmak cok daha zor.
 Her neyse, biz bu hallerdeyken, senin icin ne kadar degerli oldugumu hissettirmeyi amacladigin bu hikaye, amacina ulasamaz ERKEK. Hele ki; son Istanbul seyahatimde, gorusme konularimizla ilgili tum ricalarima ragmen, benimle gerek yuzyuze, gerekse internette gorustugun, hatta hirpaladigin ana konunun, benimle ya da bizimle hic bir ilgisi olmadigini farketmem, senin isine yaradigim ya da yarayabilecegim surece bana deger verecegini, aksi durumda beni elinin tersiyle silebilecegini cok net gostermisken, yolladigin bu muhtesem hikayenin kahramanlari olmamiz mumkun degil.
 Umarim ve dilerim bu hikayeye kahraman olacak degerde, cikarsiz sevebilecegin, ugruna goze alacaklarina deger birileri olur yasaminda... Ben senin nezdinde, onlardan biri olamadigimi cok net biliyorum artik, sen de kendi icine bak ve basarabilirsen yuzles bu gerceginle.
 Ve kezlerce verdigimiz ve iki tarafli olarak tutmayi basaramadigimiz, birbirimize ulasmama kararini, en azindan benim sana 'ah' etme halim gecene kadar uygulayalim lutfen.

 

Anneler günün kutlu olsun. ah edebilmekten bahsedebilmen bile üzücü. Sana bilerek kötülüğüm olmadı, olmaz da
Ama farklılıkları tolere edecek yaklaşımın son seyahatindede olmadı. Üstelik son gün de elin bir adamı ortaya çıktı. Ben sana Tijen i tanıstırdığın için sitem etmiyorum. Keşke bu seyahatini ilk günkü gibi devam ettirebilseydin
Mutlu olmaya layıksın

 

 5 yıl 7 ay 20 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

İnternetin kapalı ya da sohbet odanda yasaklıyım ki, oradan yolladığım iletilerim sana ulaşmıyor.

 

Doğrudur. Bu aralar santiyede internet surekli gidip geliyor. Ancak bana yazmamani rica etmistim zaten. Sana son ifade ettigim gerceklerimden sonra, hangi cur'et, hangi vicdansizlik bana yazmana sebep oluyor, anlamam mumkun degil. 
Benim ifade ettigim gerceklerim uzerine, cevap hakkini kullandin. Ben de seni Allah'a havale ettim ve gun gelip de annenin anneannenle ilgili cektigi azabin benzerini, ne yazik ki senin de benimle ilgili aldigin gunahlarinda cekecegini dusunerek kapattim konuyu.
 İletine ek olarak, tanitiminla ilgili yolladigin dokumani edite etmem icin yollamis olabileceginden baska bir sey gelmedi aklima. Bu sebeple, becerebildigimce duzelttim ve kirmizi renkle gosterdim yaptigim degisiklik ve duzenlemeleri. 
Basarilarin surekli ve yukselen bir citada, gonlunce sursun dilerim. Eger, seninle gurur duymam icin yolladiysan, buruk bir tebessum gecti dudagimin kenarindan, hepsi o. 
Yanit bekleyen satirlar yazmamaya ozen gosterdim. Lutfen bana yazmayi surdurme.

 

 

5 yıl 7 ay 22 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: ALLAH YANIMIZDADIR.
Allah aşkına seninle ilgili ne günah almış olabilirim ki... Beni Allah a havale edebileceğin hangi gerekçen var ki... Seven insan, sevdiğinden beklediği yanıtı alamazsa, Allah a mı havale eder? Yalan mı söyledim? Kandırdım mı? Hatta yalan veya oyalama ile senin Türkiye de kalmanı sağlayabilecekken, Sen karar ver, beni sorumlu tutma diye dürüst olmak adına nötr kaldım. NÖTR.

Çünkü kendimden emin değildim. Olamadım. İçim buruk. Ama hala daha değiştiremedin beni. Çünkü son İstanbul seyahatin bir fırsattı, belki çözüm olacaktı. Teptin.

Allah aşkına bu durumda beni nasıl suçlarsın? Sana ben mi “git” dedim. Sen orda sıkıntıdaysan, ben de burda eğlenmiyorum. Elini vicdanına koy. Haksızlık ediyorsun. Sana bir sahtekarlığım olduysa bunu söyle.

Sana yazmayabilirim. Bu talebini saygıyla karşılamam lazım. Ama realiteler var. Ömrün boyunca gurur duyacağını, dua edeceğini bildiğim için paylaşmıştım. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Amin.

Selamlıyorum.

 

Cevap: ALLAH YANIMIZDADIR.

Buraya dondukten sonra Varolla yaptigimiz sohbet gorusmesini hic duzenleme yapmadan, oldugu gibi yolluyorum sana. Belki davranislarinin disaridan bakildiginda nasil algilandigini anlayabilirsin diye... Yasananlari Varol'a aktarisimda en ufak bir yanlisim varsa ve bana Varol'a yazdigim gibi davranan bir adamin gunahini aliyorsam, Allah benim gunahlarimi affetsin. Sen Varol'un dedigi kadar iyiniyetli, istekliydin ve bunu bana yansittin da ben goremediysem, gozlerim gercekten kor olsun insallah.

………………

“- müsait misin

-evet

-gelince konuşamadık, biliyorsun ama ben receple konuştum. Ama bu kez aramaızda kalsın demeyeceğim anlatayım sana. ben recepe kızdım “bu kız senin yüzünden rusyalarda” diye. uzun uzadıya görüştük

-dinliyorum

-dedim ki; “senin hayatın ters düz. kendine çeki düzen ver”diye. aklı hep işte ya… sonra senden bahsettim. neden gittiğini biliyoruz tabi. dedim ki, “kızların senin evlenmeni istemiyor mu?”

-onun iskolikligini benden iyi bilen ve benden daha tahammul gosterecek biri var midir acaba

-yok tabi. “kızlarım en iyi 2.KADINla anlaşıyor” dedi. “o halde sorun yok. geldiğinde konuştun mu?” dedim. kısa konuşma yapmış seninle sanırım. dedim “evlenmek istediğini söyleseydin”

-bulustuk ama konusmadik. bana is ile ilgili sorunlari anlatti ve buradaki yasamimla ilgili sorular sordu. iki gun sonra ona 'benimle konusmak istedigin birsey var mi' diye sordum, 'seninle uygun oldugum her zaman gorusurum ama ozel olarak konusacagim bir sey yok' deyip kestirdi. bu durumda da gorusmedik tabii ki ve ben boynum bukuk dondum geldim buralara

-bu adam beni kullanıyor mu? bana öyle demedi. “konuştuk, tam teklif edecekken, 2.KADIN konuyu farklı yöne çekti” dedi

-asla Varol. oraya gelmemin cocuklarimi ozlemek disinda en buyuk sebebi o ve onunla ilgili umitlerimdi. bunu ona da bildirdim ve “bana kadinim diyebileceksen, geldigimde goruselim yoksa bosuna umitlenmeyeyim” dedim. geldigimin ertesi gun aradi ve birlikte bir aksam yemegi yedik. onu sikistirmis olmamak icin hic bir sey sormadim ve dediklerine mudahil olmadim. onun is ve ozellikle Tijenle ile ilgili dertlerini dinledim, yureklendirmeye moral vermeye calistim. arada da buradaki yasamimi sordu, tam bir inzivada yasadigimi soyledim, o kadar.

cuma gunu arkadaslarla kizimin tiyatro gosterisine gitme programim vardi, o aksam aramis kızımı, o da anlatmis programimizi. bana mesaj yollamis, “bu aksam seninle olmak istiyordum ama programin varmis” diye.ben de ona ertesi gun su cevabi verdim;

“seninle bir gece gecirmek icin burada degildim ki, sadece dun gece programim olmasina uzulmekle yetineyim. Burada seninle yasadigim ve yasayamadigim hersey icin fazlasiyla uzugunum zaten. Madem bir araya gelemedik, insallah bu gelisme kopusumuza faydali olur. Allaha emanet ol.” bana soyle cevap verdi;

“Amin. mesele bir gece meselesi hic olmadi. Umit vermeden asmak istedim, yardimci olmadin. Sen belirledin su anki durumu. Eskisinden musterihim.”

iste hepsi bu kadar Varol. onunla gorustugumuz pazar aksam yemeginden sonra, kisitli zamanimda gunlerce ondan bir ses bekledim ve cikmayinca 'konusacak bir seyimiz var mi sence' diye sorunca 'ozel olarak yok' cevabini aldiktan sonra ne yapmami bekliyordu ki

-evet, anladım. ya bence ona teklif etmek zor geliyor gibi bir durum var

-o kadar cok firsatlari vardi ki. sali gecesi onun cok yakininda kaldim mesela ama hic bir cabasi olmadi. belki kendi ic dunyasinda olmustur ama yansimadi

-bana farklı söyledi ama. bana “biraz açık kapı bıraksa, hemen halledecektim” dedi

-Allahim yarabbim... daha acik kapi mi olur, ona “var mi diyecegin bir sey” dedim ve bana “yok” dedi. inan aklim almiyor Varol

-açık olsaydın keşke. o şimdi bana diyecek ki; “bana varmı diyeceğin demesinden bir şey anlamadım”

-gorusmemize gerek var mi dedigimde, ‘seninle uygun oldugum her zaman gorusurum ama ozel olarak diyecegim bir sey yok’ cevabini verir mi bana bir teklifi olacak insan

-vermez

-bu insan benim yuregimde Varol. cikar mi ya da ne zaman cikar bilemem. bir baskasi ugruna yapamayacagim o kadar cok seyi onun icin yaptim ve yapmaya hazirim ki, en yakin sahitlerinden birisi sensin

- evet,biliyorum ama bana söylediği sözcükleri söyledim sana. “bana kapıyı kapatmasa halledecektim” dedi. bu ne demek? ama sen diyorsun ki “kapıyı kapatmadım” o diyor “hemen karar vermemi isteyip kapattı”

-belki de sen ustune vardigin icin kacmak amacli soylemistir sana bunlari

-yok canım

-ben daha ne yapmaliydim inan bilemedim

-ben de. karar verecek merci sen değilsin ki, odur. karar versin artık

-benim kapimin nasil ardina kadar acik oldugunu en iyi o biliyor ve o kapidan adim dahi atmiyor. bunu da hic gizlemedim, baska havalardan da dem vurmadim. o adam madem cuma aksami benimle olmak icin program yapmis kendince, benim kendi tlf.um da acik, bunu bana deseydi ; “2.KADIN gel senle konusalim” diye... daglari delerdim be

-evet, haklısın”

 

Konu: ALLAH YANIMIZDADIR.

büyük oranda diyaloğunuz doğru. Elbette Varol benim cümlelerimle değil de, kendi algıladığı gibi yorumlamış. Ama temeli doğru.

Tek cümle...Sabah da yazdım.

Sonrasında ya olumlu sonuçlanmazsa teşebbüsümüz diye vicdan azabı çekmemek için; Etki altında bırakmadan, taahhütte bulunmadan eteğimde kalmanı istedim.  Bu durum, özel konuların yanı taahütlerin konuşulmamasını gerektiriyor. Sen bunu konuşmak istedin. Ben de “akışında kalacak” dedim. İstemedin.

Sonrasında ne yaptın. Piknikler. Programlar. Elin adamlarıyla, sanki akrabaymış gibi havalimanına gitmek. Çok mu ihtiyacın vardı, 30 TL lık taksi parasını ödeseydin de adamın arabasına binmeseydin.

Ki, o gece özellikle Varol da varken beraber olalım istedim. Konu “gece” meseleside olmamış olacaktı. Geceye taktın ya...

Gerçekleri kimse değiştiremez.

sevgiyle.  

 

Cevap: ALLAH YANIMIZDADIR.

Sadece bir cumleyi ele alarak butunu elde etmemeli ya da saptirmamali insan bence. Bir buçuk ay önce şöyle yazışmışız seninle; 
“....................

-aslında sen gelmeden “istersen ben alayım seni” demeyi düşündüm, düşündüm ama doğru olup olmadığımdan emin olamadım

-dedim ya ERKEK, bunun kararını sen vereceksin

-yok. seninle de ilgisi yok, kendimle ilgili

-bu tamamlanmış bir cümle miydi? gerisini beklemeyeyim mi?

-bilmiyorum, ben gittiğin zamanki yerdeyim, ne senle, ne sensiz… ama söz de vermişim. senin beynini bulandırmayacağım ama istersen akşama yemek de yiyebilirim

-yemek yersek bir şeyleri ileri taşıyabileceğimizle ilgili ufak da olsa bir öngörün olabilir mi sence

-bilmiyorum

-en azından bunu bilseydin keşke be ERKEK

-bilsem zaten çözümlenmiş olurdu

-ben verilecek bir sözden bahsetmedim ki, bir öngörü, bir olasılık olabilir mi dedim... yoksa bizim fiziksel anlamda beraberliğimize olanaksız gözüyle bakıyorsan ve bu şekilde adını koymuşsan, beni acıtacağı kesin olan bir görüşmeyi isteyemem

-net bir yanıt verememişsem, olasılık var anlamındadır… ama olasılık

-EVET, HEPSİ BU İDİ ZATEN...KORKUNU ANLADIĞIMDAN OLASILIK DEDİM...ve sana yanıtım tabıı kı de "evet" bu durumda

...............”

Benim Istanbul’da kaldigim sure icinde, ikimizle ilgili yaptıgımız tek gorusmemiz bu, oyle degil mi ERKEK? Bu konusmanin neresinde hemen karar vermen istegi, ya da karar veremedigin icin seninle gorusmeyi reddetmek neresinde? Seni zorlayici en ufak bir ima dahi yapmadigim halde, bana su anda yazdiklarini bile olsa konusamaz miydin? De ki;

“sence gorusmemizi gerektirir bir durum var mi sence?” diye sormamda, sen ustu ortulu bir guvence talebi sezdin ve guvenceye hazir hissetmiyorsun kendini. Bana verecegin dogru yanit

“seninle uygun oldugum her zaman gorusurum ama ozel bir durum yoktur” mu olmaliydi? Ben bu yanittan anladigimin acilimini yapayim sana.

“Son gorusmemizde anladim ki, biz beraber olmamaliyiz. Bunu anlaman icin de, o aksam eve donerken bogazda cay iceriz dedigim halde seni goturmedim ve gunlerce gorusme isteginde bulunmadim. Hatta bir gece bana yakin kaldigini bildigim halde, sana beraber olmayi onermedim. Artik bunlardan anlaman gerekiyordu olamayacagina kanaat getirdigimi ama sen anlamadin ya da yine bir umit diyerek bana bu soruyu sordun. Lutfen sorma ve anla artik, olmayacak bu is. Benim icin cok degerlisin ve seni kaybetmek istemem. Bu yuzden uygun oldugumuz zamanlarda iki insan gibi elbette gorusuruz.”
Iste anladigim bu ERKEK. O cumleni soyle kursaydin cok mu yanlis olurdu;

“Seni ozluyorum ve tabii ki gorusmek istiyorum ama hala karmakarisik ve kararsizim”
'ozel konu' dedigin, yukaridaki yazismamizda da cok net goruluyor ki; taahhut degildi ERKEK, bizdik... bizim birbirimizle ilgili her turlu bagimiz, niyetlerimiz ve ongorulerimizdi. Ne ben senden sandigin seyi istedim, ne de sen bana “akisinda kalacak” dedin. Aramizda bu cumleler kurulmadi, onlar senin sanılarin...
Sonrasinda ne yaptim oyle mi?
Kizimin gosterisine gittim.
Ben Istanbul’a gelecegim diye, kalkip Almanya'dan gelmis ablamla ve kizlarimla piknige gittim ve sadece benim Istanbul’daki son gunumde gorusme sansini yakaladigim (ve birbirimizi tekrar bulunca ikinizi tanistirmayi hep hayal ettigim), 13 yildir ABD'de oldugu icin gorusemedigim, benim de cocuklarin da cok sevdikleri kardesim Riza ile Gorkem’i havaalanina goturdum.
...butun bunlari sensiz yaptim, hep senin de yanimda olmanin hayalini kurarak... ama sen İstanbul’da kaldigim 8 gun ve 9 gece boyunca, ilk gun aksam yemegi yemek ve 5 gun sonra cuma gunu program degistirmek icin artik cok gec olan bir saatte (ustelik beni aramayip, Ece'nin bana gec haber verebilecegini bilmene ragmen) o aksam icin benimle olmayi dusundugunu bildirmekle yetindin, o kadar... Benim ne yaptigim ya da ne yapacagimla hic ilgilenip, bilgi sahibi olmak istemedin ki ERKEK. Ben kendi kendime gelin guvey olup, ustelik sen yukarida bahsettigim gibi 'uygun oldugunda benimle gorusebilecegini' bildirmisken, sana neyin bilgisini verecektim? Bununla ilgili en ufak bir istegin olmadigi gibi, ben yine de, sen ilgilenmedigin, sormadigin halde neler yapacagimla ilgili bilgiler sizdirmaya calistim sana arada. Ama onlar da nafile cikti ve hic bir tepki gelmedi senden... Ben de tum ilgisizlik ve duyarsizliklarin karsisinda, caresiz ve gercekten de yikilmis vaziyette dondum St.Petersburg’a.
Varolla cay icme onerisi getirdigin son gecede ise, Riza'nin bizi havaalanina goturmesi engel degildi ki cay icmemize. Biz hangi aracla gidiyor olursak olalim, donusum iki saati bulacakti ve ben taksi yerine Riza ile gittigim icin degil, sen “o saatten sonra gec olur” dedigin icin gorusmedik. Ustelik sen olumlu yaklasirsin diye bayagi istek duydum, cunku ikinizi tanistirabilecektim.
 
Bunlar da gercekler ERKEK. Gel de sen degistir bakalim bunu.
Durum budur. Bilgilerinize sunulur.

 

Konu: ALLAH YANIMIZDADIR BE GÜLÜM.

OKUDUM. HEM DE SİNDİRE SİNDİRE.

FARKLI PENCERELERDEN FARKLI GÖZÜKÜYOR. POLEMİK OLUŞMAMASI İÇİN UZATMAYACAĞIM. İKİMİZDE CİĞERİMİZİ BİLİYORUZ AMA TEK BİR YORUM;

YUKARIYA ALDIĞIN KONUŞMA BANDIMIZ BENCE, BENİM HİSSETTİKLERİMİ VERİYOR. SEN "NE VAR Kİ?" DESEN DE BENİ ZORLUYOR. İYİ Kİ PAYLAŞMIŞSIN.

BİR DE ADI RIZA İMİŞ. İLK KEZ DUYDUM. ‘ELİN ADAMINI’ İSTEMEM KALSIN. KALDI DA, YOKSA SAAT KAÇ OLURSA OLSUN, GÖRÜŞÜRDÜK. DEDİM YA, SENİN BAZEN GARİP YORUM VE TERCİHLERİN HEP OLDU. BIRAKAMADIN.

UZAKLARDAKI CANIMSIN. 

 

6 yıl 2 ay sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: Rica

Bu gün başsağlığı mesajını okuduğumda "başım senin ve özellikle annenin dilekleriyle sağ olacaksa, ölmüş olmayı yeğlerim" diye geçirdim. Bu da demek oluyor ki; yüreğim her ikinize de doğrulamamış ve "ah" ım geçmemiş. Hatta öyle ki; her ikinizden birini anımsatacak herhangi bir durumda, dilim her ne kadar sizi Allah'a havale ettiğimi söylüyorsa da, içimden kopan "ah" ıma engel olamıyor. Eğer başınıza haketmediğinizi düşündüğünüz herhangi bir olumsuzluk geldiyse ya da gelirse, bilin ki benim "ah"ım çıkıyordur. 
Bu sebeple sayın EROĞLU, benden daha fazla "ah" almamak için, lütfen seni ve anneni anımsamama hiç olmazsa kendin sebep olma.
 
Gün gelir de her ikinize olan yürek yangınım söner ve sizi gerçek anlamda Allah'a havale edebilirsem, bunu da bildiririm inşallah.

 

Konu: Rica. ne ricası. sen sana göst…

Kaşınıyorsun. Ama ben muhatabı yine olmayacağım. Senin sayende içine düştüğüm Tijen kumpası varken benim daha fazla derde ihtiyacımmı var? Yeterince, her gün anımsanacak kadar miras bırakmışsın. Ancak, bu miras da dahil, senin hakkında hangi olumsuz ifadeyi ne zaman kullanmışım veya kime ne demişimde bana “bela” okuyorsun. Tek bir cümlem yok, kimsenin de sana laf söylememesine izin vermem, vermedim de. Ha tepkine neden, seninle beraberliğimi sürdürmememse, dün bu dürüst tavrımı alkışlıyordun. Sana yolan – dolan yapmadığım, oyalamadığım için.

 “olmayacak” demem, farklılıklarımızı hissetmem (bu senin olumsuzluğun anlamına da gelmiyor) kabahat mı oldu şimdi? Dönüp geldiğinde sana beyefendice davranmam, kandırmamam, açık olmam, “arama beni” dediğin için seni aramamış olmammı kabahat… Sen gidip, “40 ımızı çıkarmadan, başka adamın koynuna gireceğim” diyeceksin, bunu dünya aleme borazanla duyuracaksın, sonra olmayacak, dönüp bana fatura kesmeye çalışacaksın. Lütfen en azından benden giderken saygındın, ben öyle anımsamaya devam edeyim. Sonrasında sen saygınlığını kaybetmiş olsan da... Ki, kaybetmiş olmanda beni üzer, beni küçültür. Kaybetme. Sadece daha sağ duyulu ol.

 

 

Konu: Rica. ne ricası. sen sana göst

Konuyu dağıtman çok anlamsız ama insan yaşama tutunabilmek için elbette kendince mazeretler üretmeli. 
1-Tijen ve senin tanışmanız dışında hiç bir katkım olmayan bugünkü halinizde,her ikiniz de benim mirasçım olduğunuzu nasıl düşünüyorsunuz, anlamam mümkün değil. 
2-Sana ve annene bela okumuyorum ama içimden kopan "ah" a engel olamıyorum ve bundan ben de hoşnut değilim. 
3-"olmayacak" dediğin legal beraberlikti. Yoksa kapı arkalarında, gizli kapaklı paylaşımlara dünden hazırdın. Bir insan dürüst ve açıksa bu genel anlamda böyle olmalı. Bir sürü gizli-kapaklı iş çevirdiğini ve bunları tesadüfen öğrendiğimi her ikimiz de biliyorken, böyle bir savunmayla en azından bana karşı ne kadar komik durumlara düştüğünün nasıl farkında olamazsın, bunu da anlamam mümkün değil. 
4-Sen izin vermediğin halde (!) hakkımda söylenenleri ikimiz de biliyoruz. Hatta sana aktarmaya gerek bile kalmadan yanımda tanığı olduğun, benim bilmem ne delisi olduğumun küfürle dile getirildiği ifadeler bunlar. Bunlara tanıklık eden ve çaresizliğini, kahrolmuşluğunu bana ifade eden bir insan olarak, bu nasıl bir inkar böyle? 
5-Başka bir insanla beraber olmamın, sana aktardığım konuyla uzak yakın ilgisi yokken dile getirmiş olman da ilginç doğrusu. Madem lafını ettin, devamını getireyim. Böyle bir insan hiç olmadı ki bitsin. O gün için; gerek senin bana ulaşmanı, gerekse kendimi frenleyip sana ulaşmamı engellemek için özellikle seninle iletişimde olabilecek çevreye borozanla duyurulmuş bir senaryoydu ki, sonuçları en azından benim açımdan çok faydalı oldu ve seninle ilgili konularımı kapatabilmemi sağladı. Ancak, kimi insanlar bunun senaryo olduğunu biliyorlar kimileri bilmiyordu. Bu sebeple biraz elime yüzüme bulaştırdığım da gerçek. İnsan alışık olmayınca aldatmacalara, mumu da yatsıya kadar yanıyor işte böyle. Uygulanması senden kurtulmak gibi olumlu sonuçları oluşturmuş bu aldatmacayı duyurduğum insanlara sanırım topyekün bir özürle durumu açıklamam gerekecek. 
6-Şunu da bilesin ki; benimle ilişkin dışında, senin herzaman ve herkese karşı en büyük savunucun oldum ve olacağım da. Çünkü, benim tanıdığım insan ERKEK, ben "insanım" diyen nice insandan çok daha insandır. 
7-Son söz; birgün her ikinizi de affedebilmeyi yürekten istiyorum. Haketmediklerimi bana yaşatmış bu iki insanın, içimdeki bu olumsuz duygum yüzünden yaşayabileceklerinden ürküyorum ve ben de kendime yakıştıramadığım bu duygudan tez zamanda kurtulmayı istiyorum. 

 

Konu: Rica. ne ricası. sen sana göst

Sadece “okudum, teşekkür ederim. Farklı pencerelerin görüntüsü farklı olur, onun için germenin ve gerilmenin kimseye hakikaten faydası yok” deyip gönderecektim ki;

“her ikiniz de benim mirasçım olduğunuzu nasıl düşünüyorsunuz” cümlen takıldı beynime.

Tijen, benim tüm hayatımı kararttı. Sen sadece vesile oldun, alet oldun. Benim kötülüğümü dünde, bugünde istemeyeceğini biliyorum. Ama öyle dertler yükledi ki, şirket alınalı 3 yıl oldu, hala eski pislikler çıkıyor. Bir sürü usulsuzluk, alevere dalevere. Tam tezgaha gelmişiz. Şirketten çaldığı çek ve tahsil ettikleri ufak bile kalıyor. Ve sen hala bu yaratıkla diyalog halindeysen, ben seninle olan geçmişimi de lanet ederim. Anla artık, onun nasıl biri olduğunu.

 

 

7 yıl 8 ay 15 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Ece’yle ilgili gazetede yayınladığın ve benimle paylaştığın makaleden, çok gururlandım ama keşke yayına vermeden önce gerek imlaya, gerekse düşük cümlelere müdahale edebilseydim. Bir de; sadece sesini duyduğunu bildirdiğin hanımı, aslında fuayde görmüş olmalısın. Belki kalabalıktan yeterince farkedilememiş olabilir ama oyun fuayede başlamıştı zaten. Seyirciler yani bizler, randevusuna gelmiş ve bekleme salonunda görüşme saatini bekleyen insanlardık ve o atmosferde Şirket sahibinin asistanı gerek telefon görüşmeleri yaparak, gerekse konukları toplantı salonuna buyur ederek fuayede oynuyordu zaten. Bu çok önemli ayrıntıyı farketmek ve takdir etmek için bile bir kez daha gitmeye değer derim ben.

 

Konu: yok işte

imla hatam her zamanki gibi olabilir ama düşük cümle biliyorsun benim tarzım oldu. yayın öncesi seninle paylaşabilirdim ama geçen hafta bu amaçla bir yazı gönderdim sana, yanıt bile vermedin, ben de rahatsız etmek istemedim. orjinalini e-posta adresine gönderiyorum. yarın sabah muhtemelen 8-10 sitede daha yayına girebilecek. oralara düzeltilmişini vereyim bari. bakalım Ece’nin ve arkadaşlarının tepkisi ne olacak? herhalde ilk kez bir makalede işlendi Ece. bu da bana nasip oldu.

 

Konu: yok işte

Merhaba ERKEK,

Yahoo da Türkçe karakterlerde sorun yaşandığından pek girmiyorum. Bu sebeple o adrese gönderdiğin yazını az önce gördüm. Hatta önce gmail ve hotmaile baktım, oralara mı yolladın diye. En son aklıma yahoo geldi.

Her ne sebeple olursa olsun, seninle iletişim içinde olmak bana iyi gelmiyor ERKEK. Bunu ifade ederek belki de egonun şişmesine sebep olacağım ama gerçek bu. Bak gece buradan yolladığın Ece hakkındaki yazıyı okurken bile, kendime engel olamayıp senin facebook sayfana girdim ve fotoğraflarına baktım. Hatta işi daha da ileriye götürerek, Ankara'da benim çektiğim fotoya yorum bile yaptım. Sonrasında seninle yaşadığımız güzelliklerin özlemiyle, huzursuz bir gece geçirdim.  Zaten binbir zorlukla sensiz yaşama adapte olabilmişken, lütfen huzursuz etme beni.  Zorunluluklar ve tesadüfler dışında asla ulaşma bana. Son dönemdeki hiç bir iletişimimizin zorunluluktan olmadığının sen de bal gibi farkındasın.  Her bir konuyu bana ulaşmadan da pek ala halledebileceğini ikimiz de biliyoruz. 

Sen aşmış olabilirsin ama benim yüreğim herzaman senin için en güzeli, en iyiyi dileyecek kadar dostça olsa da, benim açımdan biz birbirimize sadece arkadaş ya da dost olamayız. Eğer bu bir deneme idiyse de, ben seni sadece bir insan olarak kabullenmeye hazır değilim demek ki ve sanırım hiç de olamayacağım.

Bu bilinçle; düşünsel ve duygusal anlamda beni yok saymasan da, yaşamsal anlamda yoksayman benim için çok daha hayırlı olacaktır. 

Dilerim herşey gönlünce olsun.

 

Konu: yok işte ama benim var…

Yorum ve görüşlerimi mektubunun üstüne işleyerek sana geri dönüş yapıyorum. 

Merhaba ERKEK,

Yahoo da Türkçe karakterlerde sorun yaşandığından pek girmiyorum. Bu sebeple o adrese gönderdiğin yazını az önce gördüm. Hatta önce gmail ve hotmaile baktım, oralara mı yolladın diye. En son aklıma yahoo geldi

Her ne sebeple olursa olsun, seninle iletişim içinde olmak bana iyi gelmiyor ERKEK. Bunu ifade ederek belki de egonun şişmesine (ŞİŞMEDİ) sebep olacağım ama gerçek bu. Bak gece buradan yolladığın Ece hakkındaki yazıyı okurken bile, kendime engel olamayıp senin sayfana girdim ve resimlerine baktım. Hatta işi daha da ileriye götürerek, Ankara'da benim çektiğim fotoya yorum bile yaptım. Sonrasında seninle yaşadığımız güzelliklerin özlemiyle, huzursuz bir gece geçirdim. (ÜZÜLDÜM) Zaten binbir zorlukla sensiz yaşama adapte olabilmişken, lütfen huzursuz etme beni. (BU AĞIR BİR İTHAM. KEŞKE DAHA FARKLI İFADE EDEBİLSEYDİN. BEN varım, gerçeğim. Huzursuz etmek gibi hiçbir zaman bir amacım olmadı. Olmayacak. Olmaz da. Olabilecek olsaydı, oyalardım, farklı farklı davranırdım. “Evleniyorum” dediğin günden itibaren nasıl davrandığım da ortada. Dilerim mutlu bir şekilde de devam ediyordur bu ilişkin) Zorunluluklar ve tesadüfler dışında asla

ulaşma bana. Son dönemdeki hiç bir iletişimimizin zorunluluktan olmadığının sen de bal gibi

farkındasın. (katılmıyorum. Belki Muğla da iken aramış olmam seni bu duyguya itmiş olabilir. Galiba onda da, seni sorunu aşmış hissetmiş olmam etken olabilir)  Her bir konuyu bana ulaşmadan da pek ala halledebileceğini ikimiz de biliyoruz. (Ece konusunda başka seçenek düşünemezdim)

Sen aşmış olabilirsin ama benim yüreğim herzaman senin için en güzeli, en iyiyi dileyecek kadar dostça olsa da, benim açımdan biz birbirimize sadece arkadaş ya da dost olamayız. Eğer bu bir deneme (denenecek bir şey yok. Evli barklı bir hanımsın. Ben de olsam olsam bir eski dost ve akrabayım. Dost da olamayacağımızı zaten yıllar önceden söylemiştin. Ama bildiğim tek şey, birbirimizin düşmanı olmadığımız. Ama Tijenle ilgili sorunlar karşıma çıktığında sana da öfkelenmiyor değilim. Hele onunla görüşebiliyor olma olasılığın. ) idiyse de, ben seni sadece bir insan olarak kabullenmeye hazır değilim demek ki ve sanırım hiç de olamayacağım.

Bu bilinçle; düşünsel ve duygusal anlamda beni yok saymasan da, yaşamsal anlamda yoksayman benim için çok daha hayırlı olacaktır. (tam tersine diyalogum olmayacak olsa da yaşamsal anlamda hep var olacaksın. Duygu bitebiliyor çünkü)

Dilerim herşey gönlünce olsun.

Boş ver gitsin, mutlu olmana bak. Tijen hayatıma girmeseydi ben de şimdi daha mutlu olmuş olacaktım.

 

Konu: yok işte ama benim var.

Offfff ERKEK... yine akıl oyunları mı oynuyorsun benimle? Şimdi ben de sana, 6 ay önce yaptığımız sohbette sana yazdıklarımı anımsamıyor olamazsın. Şundan da eminim ki, yazacağım herşeyi zaten biliyorsun veya egonun daha da tatmin olması için, ya da kendince farklı sebeplerle bir kez daha okumak istiyorsun.

O yazışmayı anımsadın, değil mi? Sanki orada yazmamışım gibi; bana evliliğimden ve göstermelik mutluluk dileklerinden bahsediyorsun. Git Allahını seversen. Sen ki; tanıdığım en zeki ve çözüm odaklı insansın. En zeki insan olduğundan; evli olmadığımı hatta yaşantıma bir erkek filan da almadığımı, o mektubumu okuduğun andan beri biliyorsun. Çözüm odaklı bir insan olduğundan da gerek Hakan'a ulaşmak, gerek Ece hakkında bilgi almak, gerekse gazete köşe yazılarının edite edilmesi konularını da bensiz pek ala halledebilirdin. Bu konularda ben en kolay seçenek olabilirim ama seninle iletişimde olmayı istemediğimi bildiğinden, bu tercihi kullanmayabilirdin. 

Dilerim ne yaptığının ya da ne yapmaya çalıştığının, kısacası kendinin farkındasındır. Hatta gel kendine de bana da bir iyilik yap ve deşifre et gerçek sebeplerini. Recep'i, O'nun kurallarını ve kıskaçlarını koy bir yana. ERKEKolmayı özlemedin mi hiç, O'nu çıkar ortaya.  Çünkü sen bana ulaşmak için, çözümsüz olmamana rağmen sebeplerden faydalanıyorsan; ya Recep'in bir hesabı vardır, ya da ERKEKarada başkaldırıyordur O'na. 

 

 

8 yıl 2 ay 25 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-sizin şimdi 1.KADIN’la konuştuğunuz neden benim ekranımda görünüyor anlayamıyorum. yok mu sizlerden kesin kurtulmanın, ya da bu tür bilgilendirmeleri görmemenin bir çaresi.

-Ben 1.KADIN’la yahoo dan senelerdir gorusmedigimden, ekraninizda gozukmesi olasi degil. Print screet yap gonder bende ogreneyim. benim adima birilerimi gorusuyor . Ya da sen iletisimde olmak icin bahane yaratiyorsun. Bu tarz konularda senin kadar bilgim yok ama gormek istemedigini kisi ignore edebilir. Demek ki seninki “istemem yan cebime koy.”

Allahin selamet ustunde olsun. Gecmisime hurmetim sonsuz. Gectigim yolda, hele sonrasinda yolun bozulan yuzeyinide gormusken bir daha gecmem.

- Bu nasıl bir kompleks, nasıl bir egodur ki, bugün ender de olsa herhangi bir vesileyle adın geçtiğinde, yıllarca sana nasıl sevdalı olduğuma hayret ediyorum ve sen varsaydığın, benim sana ulaşma çabama sırtını dayamaya ve egonu şişirmeye çalışıyorsun.

 

ERKEK’ten 2.KADIN’a

Konu:1.KADIN ile görüşme yapmak üzerine

2.KADIN Merhaba,

Kuru isme hitap ederek mektup yazmak huyum değil ama sana nasıl hitap edebileceğimi bilemediğimden, 2.KADIN diye başladım.

Eski eş, şimdi dost veya arkadaş da değil galiba, akrabalık ilişkisi başka konulardan bağımsız, kesintisiz... Ne önemi var ki. İsteyerek yaşadığım bir sürecim olmuş, daha yakınlaşınca ufukta oluşabilecek sorunlar hissetmeye başlamışım, bunun için de yara bere oluşmadan insanca geri çekilmişim. Dost, insan elimi "ağır gelir" diyerek reddetmiş. “Herhangi bir vesile ile de olsa, bana ulaşma” demiş.

Söz tutarım ben. Tuttum. Hatta daha yakın olabileceğim Ece'ye bile mesafeli kaldım. Görkem zaten aramıyor.

Gelelim yazışmamıza....

Hareket halinde, cebimden okudum. Net söyleyeyim, neden yazdın, ne demek istedin, anlamış değilim.

İlk yorumuna bir şey yazmayacağım. Ama son cümleni, şimdi bir daha okudum. Yine çözemedim. Tıpkı sevdiğini haykırdığın bana zarar verenlerle dostluğunu sürdürdüğün, facede ulu orta, yakışıksız deniz fotoğraflarını sergilediğin gibi...

Oysa, satırlarımda egonun zerresi yoktu. Olmasıda gerekmiyor. Anladığım şu ise ve de doğru ise, bana ulaşman için abidik gubidik yapmana gerek yok. Sen tanıdığım en akıllı insanlardansın. Değil sana, tanımadığım insanlara saygıda kusur etmeyen ben, herhalde seni terslemezdim...

sağlıcakla kal.

 

 

9 yıl 16 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

- başka berbat fotoların da var ama sarı saç hiç gitmemiş!

-Sanırım ömrün; bakmak ve görmek zorunda olmadıklarına, üstüne hiç vazife olmayan yorumlar yapmayı öğrenemeden geçip gidecek.

-Polemiğe girmeyeyim diyorum. Girmeyeceğimde, sen de girme. Kısır döngülerle birbirimizi hırpalamayalım yine.  İki sene kadar önceydi duvarında (cümle alemin görebildiği gibi face benimde önüme getirmişti) deniz fotolarını görünce çok üzülmüş ve bir daha tesadüfen de olsa görmemiştim. Pardon, sen benim albümlerimde tarama yapıp, yorum yaptığında face bunu bildirmişti. Yadırgamadım ve üzerinde durmadım. Durum bu iken benim seni, tüm sıfatları bir yana bırakalım, en azından seni düşman olarak görmeyen biri olarak yaptığın yorum bu ne perhiz, bu ne lahana turşuşu, kel alaka cinsinden. Oysa sen çok akıllı ve iyi göndermeler yapabilen kıvraklıktaydın. Bu da sana yakışmamış; uyku veya alkol sarhoşluğundandır umarım. Seneler geçti, ömür bitiyor, büyü artık.

 

 

9 yıl 4 ay 24 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Merhaba, gerilim olmasın diye Görkem’in nişanı için seni kutlayamadım bile ama ameliyat olmuşsun, kayıtsız kalamadım. Umuyorum ciddi bir konu değildir ve şifa bulmuşsundur. Selamlıyor, geçmiş olsun diliyorum.

 

Merhaba ERKEK, Özelimizde ikimizin birbirimize yar olamayışı, çocuklarımıza olan ilgi ve duygularımızı yok etmemeli diye düşünüyorum. Kaldı ki bunu Aygül ve Songül'ün yaşamlarında olamasam bile, en azından facebookta onlarla arkadaş olarak yaşamlarındaki gelişmeleri az biraz izliyor, duygularımı da gerektikçe kendileriyle paylaşıyorum. Çünkü benim için onlar öncelikle senin kızların değil, Aygül ve Songül... Aynı durumun senin için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple, Görkem'in nişanı için beni kutlamanın polemik yaratacağını düşüneceğine, Görkem'e ulaşıp, kendisini kutlayabilirdin. J  Senin kutlaman dolaylı olarak bana da ulaşırdı ve inan ben de senin Görkem'i kutlamış olmandan kıvanç duyardım.

Evet, 20 gün önce oldukça ciddi bir ameliyat geçirdim ve hala hastanedeyim. Bana dün verilen bilgiye göre, hafta sonu tüm dikişler alınmış olarak taburcu olabileceğim. Niyetim de hafta başında İstanbul'a gelip, nekahat dönemini evimde geçirmek. Malum sonrasında düğün-dernek için Muğla'da büyük bir koşturmaca beni bekliyor. Sanırım seni tatmin edecek oranda bilgi verebilmişimdir. Herşeye rağmen, önemsendiğini bilmek güzel bir duygu. Sağolasın.

 

Büyük geçmişler olsun. Tekrar şifalar diliyorum, iyi bir operasyon geçirdiğini belirtmişmişsin. Umuyorum kökten kurtulmuşsundur.

Görkem'i duyduğum anda mesaj yazarak kutladım. O da mesajla teşekkür etti. Yani tamamen kayıtsız kalmadım. Ama bana yetmedi. Ben Görkem'in çoğu aşamada, en yakınında olmuştum geçmişte. Özel konularında bile. Beni yıllardır bir kez bile selamlamadı. Bu kadar duyarsız olmamalı, “muhtemelen tavırlı” diye düşünmedim değil zaman zaman. Ama kutlamadan da edemedim, keşke daha fazlasını da becerebilecek zemin, olanak olsaydı.

Ece'ye senden sonrada ne denli destek verdiğimi biliyorsun. Ama devam edemedim, Ece kayıtsız kaldı. Ona daha ilk aşamadan beri destek veren, motive eden ERKEK Abiye sadece kuru bir teşekkür. Ben hakkında iki satır yazdığım sıradan vatandaşlardan bile bunca geri dönüş alırken, o beni sıradan fan gibi gördü. Uzmanlığı ile ilgili iki konuda katkı almak için yazdım, umursamadı bile.

Songül, voleybolda belki iyi bir oyuncu olacak, okuldan sanat - tiyatro yeteneğinin iyi olduğunu söylediler. Değerlendirmemizi önerdiler. “Ece Abladan destek istesek” diye konuştuk. Ben aylardır arayamadım. Kayıtsız kalırsa diye. Ama onlar da haklılar diye düşünüyorum. Herhalde olması gereken bu. Songül’e “sen kendin konuş” dedim, daha önce denemiş, o da yanıt alamamış falan. Hatta en son “2.KADIN teyzenle direk konuş” bile dedimdi.

Ve ilk kez olması gereken gibi bir mesaj yazabilmenden de memnuniyet duydum.

 

Onlar bizim gönüllerimizde müstesna yerler edinmiş olsalar da, çocuklarımızdan benzer davranışı hatta vefayı beklersek, kendi canımızı çok acıtmış olmaz mıyız? Benzer yakınmaları ben de sana yapabilirim aslında ama çocuklarımızı beklentisiz severek, kendi canımı yakma riskini minimize etmiş olduğumu düşünüyorum. Bunu becerebiliyorsam, en büyük sebebi empati yapabilmemdir. Görkem ve Ece'nin seni 'ERKEKAbi' leri olarak ne kadar sevdiklerini ve kendi açılarından seni hep şükranla andıklarını en iyi ben bilirim ama annelerinin de ERKEKAbileri ile yaşananlar sebebiyle ne acılar çektiğini, kendilerine de yansıyacak şekilde yaşamının nasıl altüst olduğunu da onlar biliyorlar. Sen ve seninle ilgili hemen her şeye mesafeli duruyorlarsa; annelerinin bir şekilde tekrar bedbaht olmasına sebep olma korkusunu, yüreklerinde taşıdıklarındandır bence. Bana göre; ikimizin karşılaşabileceği, birbirimize tekrar yaklaşabileceği korkusu o kadar büyük ki içlerinde, bu korku ister istemez onları senden uzak tutuyor.

Son cümlene gelince... "ilk kez olması gereken gibi bir mesaj yazabilmenden de memnuniyet duydum..." Aramızda yeni bir polemiğe öyle açık bir davetiye ki bu. Sadece şunu belirteceğim sevgili ERKEK. Bana insanca sevgi ile yaklaştığın hiç bir zaman, benden ters tepki görmediğinin farkında bile olamaman çok üzücü. Keşke kendine dürüstçe bakabilmeyi ve çuvaldızı batırabilmeyi becerebilseydin de yukarıdaki cümleni; "ilk kez olması gereken gibi mesajlaşabilmemizden memnuniyet duydum..." olarak kurabilseydin.

İyi dileklerin için teşekkür ederim.

 

Sevgili 1.KADIN, Sevgili Eski Esim, Yazdin, okudum. Katildim, katilmadim. Deger verdin, onemsedin izahatta bulundun. Allah razi olsun. Sen hep mutlu ol. Cocuklarimizin  4'ude mutlu olsun. Gerisi yalan dunya.

Cuma namazindaki hocanin ne dedigi degil, ses tonu, vurgulari oyle huzur veriyordu ki... Rabbim huzuru esirgemesin tum sevdiklerimden, deger verdiklerimden. Saglicakla.

 

 

9 yıl 4 ay 27 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba, hafta sonu taburcu olacağım demiştin. Umuyorum her şey planlandığı gibi seyretmiş ve tam sağlığına kavuşmuşsundur.

-Günaydın, Ne yazık ki, durum düşünüldüğü gibi gelişmedi. Sana derin detaylı bilgi vermemiştim ama geçen hafta içinde ameliyat bölgesinde ağrı, şişme ve kızarma oluşmaya başlamıştı. Böylece herşey düzeldi derken, tekrar ateşim çıktı ve damardan yoğun antibiyotik tedavisi ve irin boşaltma operasyonları başladı. Taburcu oluşumu hafta başına ertelemişlerdi, bugün de durumu değerlendirip hafta sonuna kadar burada kalmamı öngördüler. Hastanede 4.haftanın içindeyim ve şimdiye kadar pek daralmamıştım ama şu son bir haftayı duyunca, afaganlar bastı. Bu benim son şansım olduğundan, tam tedavi olmadan hastaneden çıkmamam gerektiğinden, katlanmaktan başka da çarem yok. Sanırım, kendime nazar değdirdim. İlgin için teşekkür ederim.

-Şifalar diliyorum. Şansın Muğla'da iyi bir hastanede olman. Konu çok hassas. Benimde 6 aydır durup dururken özellikle sol ayağımda derin ağrılar oluyor. gut veya damarlara dayalı sıkıntı olabilir. korkudan gösteremiyorum. Ama sen tedaviye başlamışsın, tam sonuna alana kadar katlanacaksın. ve eminim orada tedavi sürecinde de bir şeyler üreterek motive de oluyorsundur. Sezon nedeniyle Ece herhalde İstanbul'da, tüm yük de Görkem’de olsa bile, orada geniş bir çevreniz var diye düşünüyorum. Allah yardımcın olsun.

-Kendimi iyi oyalayabildiğim konusunda çok isabetlisin ancak hastane bakımı konusunda kimselere yük olmuyorum çok şükür. Hatta Görkem çoğu gecelerini, benim isteğim ve ısrarımla, yanımda değil, evinde ya da nişanlısıyla geçiriyor. Geniş çevrenin faydası da, ziyaretleriyle bana destek olmaları elbette. Ece’yle de, buraya gelmesinin kavgasını çok yaptık ve "nasıl olsa nekahat dönemimi İstanbul'da geçireceğim, sen de bana o zaman bakarsın" diyerek güçlükle de olsa gelmemeye ikna edebildim. Allah beni bu hekimle karşılaştırarak zaten yardımcı oldu. Başladığını da yarıda kesmez inşallah J

-amin.

 

 

9 yıl 5 ay 5 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba, son durumunu merak ettim. Umarım tam anlamıyla sağlığına kavuşmuşsundur. Güzel bir haftaya.

-Merhaba, Tam anlamıyla sağlığıma kavuşmam, yani günlük yaşama geri dönmem, dışarıya çıkıp topluma karışmam için, hekimin dediğine göre 1,5 ay daha gerekliymiş. Ben kendimi daha tez iyileştirebileceğimi umudederek bunu 1 aya indirebileceğimi düşünüyorum. Geçtiğimiz cuma 27 gün üstüne hastaneden taburcu olarak, cumartesi günü de hiç bir badire atlatmadan İstanbul'a evime gelebildiğim için sevinçliyim. Bundan böyle herşey daha iyi olacak inancındayım. İlgine teşekkür ederim.

-Güzel. Sağlık, teklediğinde insan değerini daha iyi kavrayabiliyor. İnşallah bizler ve tüm sevdiklerimiz için daha iyi olur ilerisi.

 

 

9 yıl 10 ay 2 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Her şey yolunda mi? İyi misin?

-Evet, çok şükür ufak, tefek şeyler dışında yolunda gitmeyen kayda değer bir şey yok. Bir de işleri tamamlayıp, dinlenme fırsatı bulursam, keyfim daha da yerine gelecek.

-Güzel. Dün gece rüyamda epey sıkıntılı gördüm de.

 

 

10 yıl 6 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Merhaba ERKEK, Ece'yle ilgili gelişmeleri bilmem ki takip edebiliyor musun? Senin de bildiğin gibi çekingen ve utangaç bir çocuk olduğu için, özellikle paylaşmaktan imtina etmiş olabilir diye ben yazıyorum. Yazdığı oyunlardan ikisini geçen yıl devlet tiyatrolarına göndermişti ve ikisi de oy birliğiyle repertuvara alınmıştı. Bu sezon bunlardan biri, İstanbul Devlet Tiyatrolarında sahnelenmeye başlayacak. Üstelik oyunun müziklerini de Ece yapıyor. Ece'nin başarılarını takip etmekten, senin de gurur duyduğunu bildiğim için paylaşmak istedim. Hatta belki bunu medyaya bile taşımayı isteyebilirsin. Tabii senin Ece hakkında yazdığın muhteşem makalenin üstünden iki yılı aşkın zaman geçti ve dolayısıyla üstüne pek çok gelişme eklendi. Buna Film ve Drama Yönetmenliği yüksek lisansı ve özel tiyatrolarla, İstanbul Şehir Tiyatrolarında aldığı ve halen devam eden çeşitli görevler de dahil. Esenlikler dilerim.

 

Paylaştığın için sağol. inan yazdıklarının hiç birinden bilgim yok. Ece'den hep gurur duydum, duyacağım da. hatta ukalalık edeyim, kendime de pay çıkaracağım, lise öğrencisiyken olmayacak bir şey yapıp dinazorlara asistan kadrosu çıkardım ona diye. taslağını yapıp uygulamaya geçiremediğimiz gençlik gazetesi de onun belki ilk geniş kitlelerle buluşması olacaktı.

Ece, bence çekingen değil. fevkalade özgün davranışları olan ve gerektiğinde meramını ifade edebilen, iyi iletişim kurabilen bir genç ama senin daha önce çekincesiyle ilgili söylediğin bir şey vardı, o iletişimi sanki o nedenle benimle ve benim çevremle özellikle kurmuyor.

1. Belki sadece yerel medyada değil, tüm ulusal sanat sitelerinde yayınlandı onunla ilgili yazım. helalı hoş olsun, hak etmişti. benim de yazmam kadar normal bir şey olamaz. bırakalım ERKEKabi olmamı, takdir eden bir yazar, olarak, çevresine veya bir oyunun protokolünde, onun da beni onurlandırması lazımdı.

2. Songül için ondan destek istedim. dönmedi.

3. Parkta tesadüfen karşılaştık, Songül kendisi için destek istedi. aylar geçti, geçen hafta Songül hatırlattı bana, “Ece ablamdan ses çıkmadı, başka bir alternatif bulamazmıyız?” diye.

Songül ile ilgili konu şu. Songül'nin sesi cüssesine göre ince bir ses. okuldan “sesini değerlendirin, drama yeteğini de var, gerekirse sanat okuluna kaydırın” dediler. ben kendi sıkıntılarımdan yeterince ilgilenemedim, birinin ışık olmasını istedim.

Yeğenimle gurur duymaya devam edeceğim.

 

 

10 yıl 13 gün sonra (cumartesi)

ERKEK’ten 2.KADIN’a

sen kutlamamış olsan da, nice yıllara mimar hanım; sağlık ve huzur dolu günlerde.

 

 

10 yıl 4 ay 27 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Bugün ve Yarın Aydınlık Gece Ordu`de Sahnelenecek. www.ordudayiz.com

-helal olsun sana. iş işten geçtikten sonra haber veriyorsun.

-Bu yergi miydi, övgü müydü anlayamadım ama benim de şu an haberim oldu

-herhalde elimizden gelen PR çalışmasını yapardık küçük hanıma, o artık büyümüş, bizler aklına gelmiyor olsak da. sen de Ece hanımefendiye söyle

-Ece dün akşam bendeydi. Sanırım onun da yeni haberi olmuş ki, daha yeni yazmış facebooka. İstersen bak.

-Ordu da mı o şimdi. oysa onunla ilgili yazdığım makalenin Ordu medyasında yazılanlarında, “Onu şimdi tanımıyorsunuz ama yakında tanıyacaksınız” şeklindeydi. şimdi de, “demiştik, buyrun oyununa” derdik

-ah evet benim de aklıma o yazın geldi zaten hemen. diğer çalışmaları ve yüksek lisans tezi çocuğun o kadar çok zamanını alıyor ki, çevresinde ne olup bittiğinin farkında bile değil garibim.

-üzüldüm, gururlandım

-artık çok mu geç yoksa o yazının devamı niteliğinde başka bir yazı yazmaya değer mi senin açından bilemiyorum

-benim açımdan bir tarafı yok. Her ne kadar, ona karşı bir kırılganlığım olsa da, yeni bir yazı Ece için sinerji olabilirdi

-ne diyeyim... belki de, "işte öngörüm doğrulandı" niteliğinde bir yazıyı oyundan sonra yazarsın. ne yazmış facede okudun mu?

-yok, çoktandır ona face de denk gelmedim. face de genelde bana yazılmış bir şey varsa takip edebiliyorum, takibe zamanım, gözlerim uygun değil

-ay bir okusana. “Anneanne, oyunum sizin oralara geldi, Ordu' ya. Gördün mü da?”yazmış... çok duygulandım... hatta hala ağlıyorum

-kendi gitmiyor mu?

-yok gitmiyor. burada bir sürü oyunu ve okulu var nereye gitsin yavrucak

-güzel bir duygu, kutlarım seni de. kendine bir kadeh şarap koy

-ohooo... içkiyi unutalı o kadar çok oldu ki. yalnızken hele hiç aklıma gelmez, bilirsin

-şarap içki değil

-vallahi neyse ne... çaydan kahveden başka bir şey gelmiyor aklıma kendimle olduğumda

-demeledim az önce. bekliyorum biraz daha demini alsın. sayfasına baktım Ece’nin. “anneanne” demiş sana

-bana değil, rahmetli anneme seslenmiş, anlamadın mı?

-nerde ben de o zeka

-zaten beni asıl duygulandıran da anacağıma seslenmiş olması

-Necmiye Çetin duydu yani

-ah rahmetli sağ olsaydı, nasıl da gururlanırdı. kimbilir, belki de herşeyi görüyor, biliyor ama bizim diğer dünyayla ilgili bilgimiz olmadığından bilemiyoruz. daha geçen hafta rüyasında görmüş annemi, dün uzun uzun anlatmıştı. demek oyunu Ordu'ya gidecekmiş, baksana... J

-ben olsam onun yerine özellikle Ordu promiyerine giderdim. yerel basını da harekete geçirmek mümkündü -gidemez ERKEK. şehir tiyatrolarının programına baksana. mümkün değildi. çocuk iki oyunda birden görevli

-ben iki-üç yıldır tiyatroya gitmediğimden programlardan da haberim yok

-yoksa, haberimiz olsaydı, ben de onunla atlar giderdim Ordu'ya. gerçi tövbeliyim ama bahane olurdu tövbemi bozmaya belki de

-bu oyunun adı biz seyrettiğimizde farklıydı. daha talebeyken üzerinde çalışıyordu.

-yok hep Aydınlık Gece idi adı. ben Ankara'da çalıştığım dönemde yazmıştı. internetle bana gönderiyordu görüşlerimi almak için. yani 18 yaşındaydı. hatta sanırım o oyunu yazarken senin yanında çalışıyordu

-Salacakdaki evde çok dinledik ara ara

-Ana karakteri onu çok etkilediği için albüm bile yaptı, sen onu hatırlıyorsun

-evet, galiba bu oyun o değil mi?

-o albümdü, bu oyun... sonuçta; albüm de oyun da aynı zamanda yaratıldılar.

-uzaktan da gurur duyulabiliyor. elbette senin ki farklı

-elbet duyacaksın... hatta babasından çok senin gurur duymaya hakkın var bile diyebilirim. "elbette seninki farklı" derken ki ayrı yazılmaz J

-ama bunu hissettirmesini beklerdim. evet, kileri, daları hatalı yazmaya devam

-işte bu beklenti de senin kibirin ama yapacak bir şey yok... hoşgörü marjların kibirinin önüne geçemedi, geçemeyecek ne yazık ki... L

-kabul ediyorum. insan yaşı başı ne olursa olsun, onore edilmeyi bekliyor

-sen beklentisiz vermeye başladığında, beklemediğin halde karşılık bulmanın keyfini hiç bilemeyeceksin, ne yazık...

-çok mu zordu, şehir tiyatrolarına geçtiğinde 2 davetiye ile ağırlamak istese, iki dostuna takdim etse. Ece’ye bir şeyler verdiysem, beklenti içinde vermediğim için cümlen beni bağlamıyor ama değerini bulamamış tek taraflı vermeye de zamanım, eforum yok. özeti bu

-ben takip ettiğim için haberdar oluyorum... ki ben annesiyim, düşün artık... sonuçta; o yazısını okur okumaz sen aklıma geldin ve bilgilendirmek istedim

-takip edemediğim için, bilgim olmuyor ama duyduğumda gurur duyuyorum, duymaya da devam edeceğim, sevgim devam ediyor

-"seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli" diyorsun yani. bundan sonrası senin bileceğin şey...

-bilinecek, bana kalmış bir durum yok ki... ki, yine yanlış mı?

-yok bu kez doğru...

-kış günü kemer de tatil olur mu

-bence gereksiz... bu dönem tatil diyorsan kaplıcaya git derim ben. biz ablamla iki hafta önce kemer göynük'teydik... hep yağmur, fırtına... dışarı bile çıkamadan otelde hapis kaldık.

-sen gitmişsin. ben bu sabah macaristan a gidecektim, ondan bile kaytardım

-haaaa... hazır yazışıyorken aklıma bir şey geldi sana sormak istediğim. senin mahsun'un dizisiyle ilgili bir makalen vardı, ona yorum yaptım uzun uzun ama yayınlamadın. sebebini sorabilir miyim?.

-tüm mecralarda yayınlandı. tanımadığım sanat dergi sitelerinde de. bana gelen bir yorumun yok. daha doğrusu yorumların benimle ilgisi yokki. mecranın editörü yayınlar

-vallahi bir sürü yorum yapan vardı, ben de yazdım ve yazar tarafından incelendikten sonra yayınlanacak gibi bir yazı vardı.

-o yazıyla ilgili e-postayla da bana gelen yorumlar oldu

-demek yorumumu sayın editör kaldıramadı....

-keşke mailime de atsan. yerel mi, ulusal sitelere mi yazdın yorumu

-kopya yapmadım ki şimdi sana göndereyim... Ordu gazetesindeki yazıydı. hatta Şaban link göndermişti. bu sebeple okudum o yazıyı

-arada denk gelirsem seyretmeye çalışıyorum. iyi diyalektler de var, görüntüler harika. ama kurgusu yanlış

-macaristan'a niye gidiyordun, hayırdır? iş mi, gezme mi, dost ziyareti mi?

-DERNEK toplantısı var 28 in de. 3 ünde burada Ordu mahalle organizasyonum var, hem masraf, hem de 2 sinde dönememe durumu var, dün vazgeçtim. Şimdi bir sayfa yolladım sana. Ece’nin afişi yanında Aysellerin dernek haberini yapmışım

-baktım o sayfaya, ona da bakayım. ben de bu haftasonu Akyaka'ya gidiyorum. oradaki köy projesi yavaş yavaş hayata geçmeye başlıyor

-Akyaka, köy projesi? bilgim yok. Ilk kez duydum.Akyaka, hiç gitmediğim bir yer

-hayatımın projesi, mesleğimin en üst noktası... bence daha ötesi yok, istemiyorum da... ah ah bir bilsen... çam ormanı ve deniz arasında tam bir oksijen cenneti

-duydum methini. iki yıl önce rotaryen arkadaşlarım bir gezi düzenlemişlerdi. orada yaşayan tanıdıklar var

-takribi 1000 konutluk bir köyün komple projesini yapıyorum. 850 dönüm arazide yani oluşacak bir yerleşim.

-pozisyonun ne

-proje müellifi... daha ne olsun J

-yatırmcı adına işi yürüten müdür mü

-hayır. tüm köyü projelendiren mimar pozisyonundayım. tabii ki yapımları kontrol ve detay projeleri için de hep başında olacağım

-hani elazığ veya van da mı ne, oralarda bir yerde buna benzer bir proje olacaktı da, gidecektik falan. adam sakat, yaramaz biriydi. kürt-arap bir şeydi

-elazığ, doğrudur. bu köyün tüm projelerini çizeceğim ve benim çizdiklerim uygulanacak. Vergileri, masrafları çıktıktan sonra, bana net iki milyon ya kalır ya kalmaz ama cazibesi para değil tabii ki... bir köyü tasarlamak ve o köyde ömrünü geçirmek,  kaç mimara nasip olur

-sözleşme imzalandı mı

-evet imzaladım, göndereyim bir incele istersen.

-Tebrik ediyorum seni. Büyük işler alın, başarın. Dünya hali, belki işe falan ihtiyacımız olur. hala elimiz, ayağımız tutuyor, kafamız da ehhhh... insan en azından bu bahaneyle kutlamaya davet eder di mi. ben de çok büyük projelerle uğraştım iki yıldır ama hepsinden çırak çıktım. yarın bir görüşmem daha var. yine umudum yok. etiler de 21 bin metrekare de 600 konutluk site

-sözleşmeyi göndereyim mi?” diye sormuştum, okumadın mı yoksa yanıtlamaya gerek mi görmedin?

-gönder, okurum tabiki. imzalamadan gönderseydin, belki katkım da olurdu ama nasılsa avukatın vardır.

-evet, avukat hazırladı. iki yıldır süren bir iş bu... önceleri hayal gibi geliyordu ama son gelişmelerde doğal sit alanından çıkarıp, imar izni almaya kadar vardı iş. kısacası aylardır bu projeyle yatıp bununla kalkıyorum. uyanıkken tasarım yapıyorum, uyurken rüyamda da tasarım yapıyorum. ayrıca bu köy için kabaca neler tasarladığımı görmen için de yapıların listesini gönderdim

-kabaca okudum, ayrıntıya daha dinç kafayla bakarım. fevkalade güzel. sen de beni okumamış veya atlamışsın. “insan kutlayalım der” dedim, di mi. demek ki, hala hazır değilmişsin

-oy... kutladım elbette ama birlikte kutlanacak neyimiz kaldı ki? ben senin yaptıklarınla gururlanırım, eminim sen de benim yaptıklarımla ama bunları ikimiz birlikte kutlayamayız. Evet,  kastettiğini doğru anladıysam, hazır değilim. içim hala böylesine yanarken, hazır olacağımı da hiç sanmıyorum

-çay içermisin

-sanal bir şey yapmam bilirsin... sana afiyet olsun

-sanal ötesine olanağım yok, üzgünüm/z. uykumu açmak için iyi gelecek şimdi

-olanağın olsa da, mümkünü yok zaten

-ne biçim yanmaymış hala, anlamadım gitti

-aşk değil... bana yapılan haksızlıklar, maruz kaldığım hakaretler ve bunların karşısında senin bana sahip çıkamama acizliklerin içimi yakan şeyler

- haaa, aşk maşk değil yani. Güzel. dünyayı dolaştın, bir sürü faaliyetin oldu, yıllar geçti. hatta “evlendim” de dedin galiba. hala "içim yanıyor" diyebiliyorsun.

-ne aşkı allahını seversen... vardıysa da yok etmeyi çok iyi başardın. bunları kendime nasıl reva gördüğüme, nasıl izin verdiğime yanıyor içim en çok

-bu suçlamaya giriyor, o zaman burdan da olsa selam doğru değil. ben yapabildiklerimi, yapamadıklarımı, eksiklerimi, kendimce haklılıklarımı biliyorum ve öyle kabul ediyorum

-seni benim erkeğim olarak suçladığım şeyler bunlar ama ben buradan erkeğime değil, Ece'nin ERKEK abisine yazdım

-ve bir gün olsun ardından kimseye senin hakında ne laf dedim, ne de dedirttim

-yapma... annenin çektiği küfür mesajlarını birlikte okuduk seninle. böyle mi laf dedirtmedin

-onun için annemle hala barışığım di mi. yazık, o kadar biliyorsun. Ama çok zoruma giden bir durum da var. Ben sana iffetsizlik yapmadım, ama yapanlarla diyaloğunu sürdürebilmen de beni çok incitti

-sevgilin 1.KADIN hakkımda neler dedi, ne iftiralar attı, ne hakaretler etti... susturabildin mi?

-kimseye laf dedirtmedim. “bir ihtiyarla evlendi” dediklerinde de laf dedirtmedim

-Tijen'i diyorsan, onunla özel görüşmemiz yoktur ama arkadaş toplantılarında karşılaştığımız oluyor çok nadiren. benim kiminle evlendiğimi benden başka kimse diyemez. çünkü böyle bilmesini istediğim kişilere yaptığım bilgilendirme nedir, bunu sadece ben bilirim.

-onu kasdetmedim ama o seni de kullanarak benim hayatımı mahvetti.

-kastettiğin kim, bilemedim. yarattığım hayali bir eş için, yaşlı sıfatı kullandığımı hatırlamıyorum, sanmıyorum da.

-Çocuklarının babası dahil, benden öncekilerle diyalog içerisinde olabilmen, (buna özene bezene sakladığın gazeteci de dahil) bana öyle uçurmuşlar demek ki. komik ama neden hayali bir eş yaratmış olasın ki?

-çok faydalı oldu

-benimle ilgisi yok ama di mi

-tamamen seninle ilgili. sen benden kurtuldun, ben de ERKEK saplantısından

-nasıl oldu, vallahi anlaymadım. kendin kurdun kendin mi inandın yani

-bizim birbirimizden kurtulduğumuza ikna olduğumda da, gerçeği deşifre ettim zaten

-ben zaten ortalarda değildim ki, ne haberini alıyordum, ne de rahatsız ediyordum, rahatsız olmana sebebiyet vermiyordum. Kime, kendine mi deşifre ettin? hem “kurtuldum” diyorsun, hem de “seninle kutlama olmaz zaten” diyorsun. çelişki değil mi?

-hayır değil... şöyle oldu; ben rusya'dan yeni döndüğüm dönemde bile beni aradın ve görüştük ve o son görüşme canıma tak dedirtti ve “nasıl önlem alabilirim?” diye düşününce bu geldi aklıma

-komik ama. Sana olan saygımdan, verdiğim değerden ötürü senin talebin üzerine, huzurlu olman için karşılaşmamaya ne kadar özen gösterdim

-yapma ya... istediğin kadar özen göster, birbirimiz için tiryakilik, bağımlılık gibi bir durum oluşmuştu, yalan mı?

-yalan. çünkü ölsem de gururumu çiğnemem. rusya dan geldin, dönem gerekçelerin ve vardığın nokta açısından görüşülmesi gerekirdi, görüştük. sonra uzak kalalım dedin, kaldık. eğer oyun idiyse, bence oyuna moyuna gerek yoktu.

-kaç kez uzak kalalım dedik ve bunu kaç kez becerebildik, söyler misin?

-o dönemler çok farklı. rusya ya gittikten sonrası çok farklı. rusya ya kadar kedi-köpek misali,

-rusyadan sonra neden görüştük öyleyse? bence eğer evlilik lafını senin kulağına gelecek şekilde yakınındaki kişilere yaymasaydım, yine beceremeyecektik ayrı kalmayı.

-ama sen sonrasında “ben acı çekiyorum” dediğinde, sana yardımcı olmak benim yapmam gerekendi, yaptım. içime attım. kesinlikle gerek yoktu gerçek veya oyun evlilik lafına ama bilesin ki, duyanlar seni ayıpladı. yakıştırmadı.

-eh, gerek yoktuysa, sen zaten bana bulaşmayacaktıysan, ben bu şekilde birbirimizden uzaklaşmamızın mümkün olabileceğini düşünmüş ve gereksiz bir oyun oynamışım demektir

-evet gerçek değil idiyse, kesinlikle benim cephemden gereksizdi. Ayrıca benim de ayıpladığım bir konu oldu, çok üzüldüm de; bikinili fotoğrafını paylaşmışsın facebookda.

-farkındayım... abimin fotoğraflarını kontrol etmeden komple yayınlayınca oluşmuş o ayıp

-o fotoğrafın beni çok üzdü, hala yayında mı bilmiyorum ama hiç yakıştıramamıştım. ondan sonra bir daha da bakmadım veya tekrar görürürüm diye bakamadım. utanmıştım çünkü

-fark eder etmez kaldırdım zaten. başka fotoğraflarıma bakmışsın ama

-evet baktığım olmuştur, hatta iltifat ettiklerin bile var J ama o deniz fotoğrafından sonra bakmadım. denk gelenlere bakmışımdır. arşivine, albümlerine bakmadım

-onların sayesinde anladım baktığını zaten.

-Nadiren de olsa facebook duvarda bakıyorum, senin sayfana değil. ortak biri yorum yapmışsa, ister istemez o gözüküyor, orda yorum yapmayı yasaklamamış olduğundan, yorum yapmışımdır

- demin görüşmemiz konusunda “çelişki” dedin ya... mantık hatası yapıyorsun. sana bağımlı olma müzmin hastalığından kurtulduğum doğrudur ama içimi acıtan sebeplerim daha dün yaşanmışlar gibi içimi delmeye devam ediyor. şükür ki her an değil, yoksa yaşam çekilmez olurdu. bir şey deme, durumu bil, farkı farket yeter

-ne diyim ki. kurtulduğuna emin misin

-en az senin kadar J

-sen beni bilemezsin

-o zaman sen de beni bilme. haaa... bir şey daha,  geçmişimde eşim olan kimseyle görüşmüyorum çok uzun zamandır

-offff 2.KADIN, sabahın bu saatinde bu çekilmez ama... bu konuyu açma, benim en rahatsız olduğum, incindiğim konu. senin iki profilinmi var?

-tek profilim var. seni hala incitecek kadar, kimle görüşmeye devam ettiğimi merak ediyorum

-Akyaka projede sana katkım olabilir mi?

-benim yapımcıyla ve şantiyeyle ilgili sorumlulukları olmayacağından, sanmıyorum. yapım aşamasında tek ilgim, projelerimin doğru uygulandığını denetlemek olacaktır

-anladım.

-autocad de mimari proje ve detay çizmeyi öğrendiysen, iş konuşabiliriz elbette J bir karşılaştık, iki buçuk saati geçmiş hala kunuşup duruyoruz... didişmek dışında da güzel ve dolu bir sürü sohbetimiz olmuştur seninle. en azından onların anısına keyif oldu yazışmamızın büyük bölümü. yaşanan herşeye rağmen, bu yazışma için teşekkür ederim. hep sağlıklı ve hep başarılı ol dilerim. hoşçakal.

-iyi sabahlar. aradım seni,  “aradığın numara kullanılmıyor” dedi iyi mi L

-haaaaa....haaaaaa...haaaaaaaaa...

-hani en son sen aramıştın,  yazmıştın ya, “bu kez de ben arayayım. acısı sinmiş, yasak da kalkmıştır” diyerekten

-ben de şimdi aradım, kullanılmamaktadır dedi J pişti olduk

 

 

10 yıl 5 ay 17 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-"Eeee bu kış anacığım Ordu'dan gelmedi, öyle olunca da memleket yemekleri için yakın çevremde en iyi seçenek Lobya..." diye yazmışsın sosyal medya sayfanda

Sana özel değil, kimin riyakarlığını farkedersem, midem bulanıyor.

-Arap olayım anladıysam. Bi mealini yaz. Cümlemi tekrar okudum, net ifade etmişim duygumu. Bu arada şimdi de Lobya dayız. Bugün kuru ve muhlama yedim. Sütlaca yer kalmadı. Çay ile final yaptım.

-Bak, üstünden bir ay geçmemiş ki, şunları yazışmışız;

“-ve bir gün olsun ardından kimseye senin hakında ne laf dedim, ne de dedirttim

-yapma... annenin çektiği küfür mesajlarını birlikte okuduk seninle. böyle mi laf dedirtmedin

-onun için annemle hala barışığım di mi. yazık, o kadar biliyorsun”

-pardon, eski yazılmış mesajlar olabilir mi bunlar. dam üstünde saksağan gibi olmuş da. anlayabildiğim kadarıyla yanıt vermeye çalışacağım.

evet, kimseyi inandırmak, hesap vermek durumunda değilim ama senin hakında ağzımdan gram olumsuz laf çıkmadı, tek olumsuz düşünceye sahip annemle de, sen yanımda olmasan bile her konu olduğunda tartıştım. Bilmene de gerek olmadan.

“annemle barışığım di mi” Bana bir soru bu herhalde. Evet, annem, annemdir, çocuğum da çocuk. İyisi de, kötüsü de. belleğinde bir olumsuzluk varsa, onu da bir yerlerde saklarsın. bunun aksine bir düşünce yapısına sahip olana saygı duymam, insan da demem.

Aman, nereden çıktı ki bu konu? sen git evlendiğin ihtiyarla, bikinili fotoğraflarınla uğraş. ben de seni hala temiz duygularımda yaşatayım.  Ne yapmak istemişsen, saçmalamışsın. oysa sen ifade açısından iyisin de.

-İçtenlikle ifade ettiğini sandığım "barışık olmadığın" ifadesiyle, "anacığım" ifadesi oturmamış. İkisi bir arada olamaz. Biri varsa, diğeri yoktur. İkisi de varsa, ortada riyakarlık vardır. İster son satırlarında olduğu gibi çamur atmaya devam et, istersen takla at. Bu gerçeği değiştiremeyeceğinin sen de farkındasın da... çırpınıyorsun işte...

 

 

10 yıl 8 ay 6 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: 40 metrekareye kulübe

Merhaba,

Zamanın var mı, ilgilenir misin emin değilim ama paylaşmak istiyorum.

Ordu dayım. Belki biliyorsundur, buradaki ev istimlak edildi, yıkıldı. Annemlere başka bir yerden daire aldık. Ama mevcut arsada da bir kulübemsi yer olsun istiyoruz. Ekte paylaştığım (becerebildiğim kadar) plan üzerinde bir yerleşime ihtiyacım var. Bizimkiler yoksa kafalarına göre bir oda, salon, tuvalat konduracaklar…

Bilmem yeterince anlatabildim mi?

Sağlıcakla

 

Konu: Re: 40 metrekareye kulübe

Verdiğin krokiden yola çıkarak, ekte gördüğün planı oluşturdum, bir inceleyip beni ararsan üstünde söyleyeceğim epey kelamım var. Sonrasında eğer uygulanabilecek gibi ihtiyaca uygun bir çözüm oluşturabilmişsem, uygulama detaylarını işleyerek bir proje çizebilirim. Hatta sabit olan iç mobilyaların imalat projelerini de verebilirim. Kolay gelsin.

 

Konu: 40 metrekareye kulübe

Ustam, naçizane senin projene işlediklerimi değerlendirip, göz önüne alırsan, ihya edersin.

 

Konu: Re: 40 metrekareye kulübe

Umarım bu kez, ihtiyaca ve istenene göre uygun bir çözüm olmuştur. Bazı notlarım var. Şöyle ki;

Arka cepheye pencere istenmemiş ancak, o cepheye bir pencere iyi olur.

Giriş kapısının ve bahçe deposunun kapılarının dışa açılmasına özellikle dikkat etmek gerekir.

Günlük yaşam bölümündeki üç kişilik ve iki kişilik kanepelerin ikisi de açılır kanepe olarak tasarlanmışlardır. Bu yerleşim şeklinde ikisi de açılıp yatak olabilmektedir.

Ben tuvalette klozet tefriş ettim ama dilenirse alaturka helaya çevrilebilir.

Eğer bu yerleşim uygunsa, ölçülü imalat projesini verebilirim.

Ayrıca elektrik tesisatı ve sıhhi tesisat için gerekli krokileri de verebilirim. 

de.........

son konuştuğumuzda yanında Şaban vardı. Ben bu isteğinin ikimizin arasında kalacağını düşünmüştüm açıkçası. Bence annenin bir şekilde bunu duyması; kötümser bir öngörüyle bana karşı kızgınlık ve nefret, iyimser bir öngörüyle ise, mahcubiyet ve utanç duygularını yaşamasına sebep olacaktır. Yanılıyor muyum? Benim kafam karıştı...

 

Konu: 40 metrekareye kulübe

Önce kocaman teşekkür.

Kişisel olarak beğendiğimi belirtirim. Eline, beynine sağlık.

Arka cepheye pencere düşünmedim. Zira dışarıdan bakıldığında, orada bir ev havası olusun istemedim. Bahçede bir malzeme, günlük dinlenme kulübesi… belki rahatsız olanlar olur.

Seninle ilk konuştuğumda da Şaban ve Enver, iletişimimize vakıftı. Yolda da konuşmakta sakınca görmedim. İkisinin de sana ve ehliyetine saygısı var. Annemle de paylaşma gereğini hissetmezler. Onun önyargısı devam ediyormu, açıkçası bilmiyorum.

Şaban, haftaya Ordu ya gidecek. Giderken de senden gelen ve gelecek çizimleri kendisine vereceğim ve uygulamasını, uygulatmasını bekleyeceğiz.

İstanbul’dayız ve uyuklamaya başladım. İyi sabahlar olsun.

 

 

10 yıl 8 ay 10 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu: 40 metrekarelik saray

40 Metrelik saray olmuş bu…Ama tahmin edebiliyorsundur ızdırabımızı. “Başlamayın Şaban gelip proje uygulayacak” desek de, “ben Gürcü ustalarla başlayırum” diyor Anne hanım.

Emeğin, özenin için tekrar teşekkürler.

 

Cevap: 40 metrekarelik saray

Keşke uyarsaydın, emek vermeseydim. Neyse, demek hala alınacak derslerim var sizin ailenizden.

 

Konu: 40 metrekarelik saray

OOOOOO… YA, Bİ USLAN DA! NEGATİF TARAFTAN BAKIP, KIRIP DÖKME. GERMA BENİ

EMEĞİNİ BİLİYORUZ.  SENİNLE MUTABIK KALDIĞIMIZ PLANI BEN ANNEME ANLATMIŞTIM, “ZATEN AKLIMDA, BEN O PLANA GÖRE YAPTIRACAĞIM” DİYOR. DİYOR DA BİZ NE KADAR UYGULANABİLİR ENDİŞESİNİ TAŞIYORUZ.

 

Cevap: 40 metrekarelik saray

Negatif baksaydım, ilk yardım önerinde reddederdim, değil mi? Son yaptığın açıklamaları bir önceki teşekkür notunda yapsaydın, benden o yanıtı almayacağını bilecek kadar akıllı bir adam sanıyordum ben seni. Yoksa yanılıyor muyum?

 

Konu: 40 metrekarelik saray

Ben de akıl ne gezer, bilmiyor musun

 

 

11 yıl 2 ay 13 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN YAZIŞMA

Konu:öğretmenim hatalarımı gösterir misiniz

Gönderdiğin metindeki Türkçe imla düzeltmelerini yaptım ve adresine postaladım.

Cafe de kafe de Türkçe kökenli sözcükler değil biliyorsun ama yine de; yazının tümünde, hepsini marka orjinalinde nasılsa, o şekilde yazmanı öneririm.

Genel anlamda ifadelere, cümlelere değil, görebildiğim kadarıyla imla hatalarına baktım.

Kolay gelsin.

 

Konu:öğretmenim hatalarımı gösterir misiniz

Tamam, hatalar olacak diye biliyordum ama bu kadarını değil. Teşekkür ediyorum öğretmenim. İstanbul’daysan sahlep ısmarlayabilirim.

 

 

 

 11 yıl 2 ay 15 gün sonra (pazar)

ERKEK’ten  2.KADIN’a

SABAH…

Konu:Bir seçim yazısının tashihi

Merhaba 2.KADIN,

Telefon açtım ama uygun değildin herhalde, cevap alamadım.

Bu akşam yerel medyaya  vermem gereken bir yazıyı paylaştım. Tekrar fırça yemeyeyim diye önce öğretmenime göstereyim dedim. Umarım uygundur durumun, hemen dönebilirsin.

Selamlıyorum.

 

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-"Şantiyede su anda bizde bunu konuşuyorduk. " senin cümlen. Yine olmadı Eroğlu. Hala öğrenemedin gitti... :) "bizde" derken, de yi ayıracaktın.

-öğretmenlerim öğretememiş ben napayım. buna sen de (bak ayırdım) dahilsin

-insan istediği kadar vermeye çalışsın, karşısındakinin almaya niyeti ya da yeteneği yoksa, çaresiz kalıyor işte böyle... Ama en azından bunu farkettiğim zamanlardaki kadar kötü değil durum. Ah bir de neyin neden olduğunu kavrasan, hiç öğretmene filan gerek kalmayacak ya... Birgün inşallah... :)

-evet. dedin ya "... yeteneği yoksa".malzeme bu. elden fazlası gelmiyor.

 

 

 11 yıl 6 ay 19 gün sonra (c.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET (ö.sonra)

-“Uzaktan sevmek daha güzeldir. En azından bazen. Ne incitir, ne acıtır nede kanatır... Alışırsın zaten, bir müddet sonra. Ama bu unuttuğun anlamına gelmez. Sadece meşgalelerinin yoğunluğuna paralel acın azalır. O an ya da bir süredir gözlerinle görmediğin ama arada sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir uzaktan sevmek... Yara bere içinde kalmaktansa, dedim ya uzaktan sevmek en güzelidir bazen. Hem baharı beklemek gibi belirsizlik illeti de yoktur. Güzeldir vesselam, O bilmese bile...”

diyerek facebook’da paylaştığın duygularının muhatabı ben değilim, öyle değil mi?

-Öyle. Sadece kitaptan bir sayfa. Uyku mu tutmadı J

-Paylaşırken, 'alıntı' olduğunu belirtseydin, ben gibi başka birileri de işkillenmezdi bence.

-Yüzde yüz kendi harf, kelime ve cümlelerim. İmla hatalariyla… Bugüne değin kendi adıma herhangi bir alıntıyi paylaşmışlığım, sahiplenmişliğim olmamıştır sevgili 2.KADIN

-Allah aşkına, bir kez olsun hiç bir yere çekilmeyecek kadar düz cümle kursan da, ne cevap verdiğini, yoruma gerek duymadan anlasam.

-çok net değil mi? Sen anlamamakta israr ediyor olmayasın. Senden başka da bu anlamlari çıkaran kimse olmuyor. Her ama her tanıdığımdan aldığım ortak övgü; net oluşum, net ifade edişim.

-Metinden bahsetmiyorum ben. Sana soruma karşılık, 'sadece kitaptan bir sayfa' yazmak yerine, net olarak ya 'sevdiğim bir kitaptan bir pasaj' ya da 'yazdığım kitaptan bir bölüm' gibi yanıt verseydin, konu lastik gibi uzayıp buralara gelmeyecekti. Bunu aslında sen de çok iyi biliyorsun ve bilindik metodlarını uyguluyorsun ve ben de her zamanki lapinliğimle bu tuzağa düşüyorum. Neyse, can çıkıyor, huy çıkmıyor demek ki... senin de, benim de...

-canımsın J lapinlik... sözlüğe baktırma beni şimdi, bu ne demek ti ya

-Oltaya en çabuk atlayan balık türüdür lapin.

-sazan ın akrabası mı? ya da sazan bay, lapin bayan mı

- ekşi sözlükten tanımlar şöyle; denizlerimizde yetisen bir tur kucuk balik. ne etinden ne sutunden bi halt olmaz. oltayi suya indirdigin anda yeme atlamasi lapin gibi atlamak deyimini bizlere kazandirmistir.

hayatta herşeyi ciddiye aldığından ve herkese güvendiğinden, şaka niyetine ya da laf olsun diye söylenmiş her sözü de ciddiye alan, bu huyu bilindiğinden istismarcı kimseler tarafından küçük oyunlarla oltaya düşürülen, sonra da bir güzel maskara edilen kişilere verilen ad.

-ekşi sözlüğün buradaki ifadelerinin benim düşünce yapıma veya bugünkü konuya yaklaşımla ilgisi yoktur. çünkü benim penceremden böyle bir amaç yok. Ordu da lağo dediğimiz bir balık vardı, burda mezgit diyorlar

-lapin benzetmesini bana yakıştıran sen değilsin, benim.

-geleyim lağo ya. bizim balıkçılar açılır denize. epey saat kalmışlardır. tuttukları balık sıfır. eve bile götürecek kadar balık yok. madara da olacaklar, bi halt tutamamışlar. dönüşe bir saat kala. hemen kayığın baş altından lağo oltalarını çıkarırılar. nasılsa her halükarda cömert karadeniz evin nafakası kadar o son saatte bizimkilere lağo yakalama hakkını verir. Yani hiç kimse kıyıya boş dönmez, lağo son anda imdatlarına yetişir.

-onun eti lezzetli miymiş bari

-hi hiii… havyarı bile vardı

10 DAKİKA SONRA…

-ne güzel muhabbet ediyorduk. çamaşır asmaya mı gittin?

-Her ne kadar lapin özelliğim olsa da, bunu fark ettiğimde; bana iyi gelmeyen ortamlardan uzaklaşmaya çalışıyorum. Bu sebeple seninle muhabbetten uzak durmayı yeğlerim.

- L  artık aş bunu. Herkes kendince haklı. Ama tahsil edilecek bir şey yok. Bana “pozitif bak” diyendin. Evet kayıplar geri gelmiyor ama hesap kitap yapmadan, buzağı aramadan bak. Seninde farklı yaklaşımın olmadığını düşünüyorum, bunca yıl hiç bir zaman sana toz kondurmayan kişi olarak, ifadelerinle beni incitmene veya hırpalamana üzülüyorum. En azından bu tavrının ikimizin arasında cereyan ediyor olması teselli veriyor.

-Senden ve annenden nefret etmiyorum ama bana en çok acı çektiren iki insanısınz. Dünyanın en düzgün insanları olsanız da, yaşadığım acıları bir Allah bilir, bir de ben. Bir gün aşar mıyım, bilinmez. Ama bu gün o gün değil henüz, bunu biliyorum.

-bu pencereden görüp yazdıklarını aşırı abartılı buluyor ve kınıyorum. sen bunalım takılmaya devam et. yazdıklarımı okumuyorsun bile. Üzgünüm. empati yapabilmeyi öncelikle öğrenebilmelisin. kişi yada kişiler neden bazı tepkileri, tavırları verirler. haklı olduklarını söylemiyorum. ama “içsel ve dışsal faktörleri analiz edin” der sistem yaklaşımı.

-kendimi senin de annenin de yerine kezlerce koyup sizleri anlamaya çalışmadım mı sanıyorsun ama bana zarar veren diğer insanları da anlayamadığım gibi, ne yazık ki hafsalam alamadı, alamıyor. Sizi anlayamıyor, hiç bilmediğim, düşünemediğim ve hissedemediğim hatta niteleyecek kelime bulamadığım davranışlarınızı, dimağımda ve duygularımda koyabilecek yer bulamıyorum.

-PEKİ, sen doğrusunu biliyorsun. Benim diyebileceğim farklı bir şey yok. Aynı noktadayım; bozulmadan.

-Bu bilgi değil ERKEK. Bu çaresizlik. Bu aklımın ve gönlümün algılayamadığı ve çok acıtıcı bir şey. Benim çaresizliğimi, benim içimin acısını, düşmanıma dileyemem ki zaten benim düşman olduğum kimse yoktur. Ya ben senin sistem yaklaşımlarına uymayacak kadar insan olamayan bir varlığım, ya da senin sistem yaklaşımların benim doğamdaki insanları gözardı ederek sistemetikleşmiş.

-bana sahilde çay ısmarlar mısın akşam

-Hayır, seninle sadece karşılaşırsak görüşebilecek kadar güvenebiliyorum kendime. Özellikle buluşup, görüşemem.

-Bir çay ı ben her yerde içerim ama senin kendini yenmen lazım

-Bunun için önce aklımın hafsalamın sizleri anlayabilmesi gerekecek sanıyorum ama bir taraftan da sizi anlamadığıma şükrediyorum. Çünkü böylece benim yaşadıklarımı, benim sebebimle bir başkası yaşamayacak, biliyorum. Bu durumda ise senin egona hiç iyi gelmeyecek ama, sizi anlayamasam da affedebilmek kendimi yenmem olur ki, bunu başarmayı gerçekten isterim.

-Kuru çaylarda boğulmaya devam et

 

 

 12 yıl 13 gün sonra (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-Saygıdeğer babaanne hanım, sen kutlamasan da, ben yeni aldığın yaşta sağlık, huzur, keyif diliyorum sana.

-İyi dileklerin için teşekkür ederim. "Sen kutlamasan da" iğnelemesini yapmasaydın, daha çok teşekkür edebilirdim.

-olsun, iğneleyeyim. iyi talebeyim, öğrendiklerimi kolay terk edemem J

GÜNDÜZ…

-Tekrar tebrikler. Ecenin paylaştığı fotoğrafta ki 2.KADIN'ı pek bi beğendim. Daha bi oturmuş, hanım hanımcık. Hele saçları çok uymuş.

 

 

12 yıl 7 ay 29 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

GECEYARISI…

-Merhaba, sana bir dizi sorularım olacak

-Umarim biliyorumdur

-1) Bizim dini nikahımız geçerli miydi? 2) Boşanmamız gerçekleşti mi?

-Evet. Yeniden evlenebilirsin

-Eşinden habersiz boşanma dinen olabiliyor demek, bilmiyordum...

-Bunu konuşmuştuk. Ulema değilim.Ama bittiğini karşılıklı  konuşmuşsan sonuçlanmış olmalı

-İhtiyarlık işte, unutmuşum ki aklımda hiç bir şey kalmamış konuyla ilgili

-Hayirdir. Yillar sonra nerden takıldın

-Bence bir bilene sor bunu. Nasıl ki dinen kendi kendimize biz evlendik diyemiyorsak, bir prosedürü varsa, boşanmanın da olmalı diye düşündüm

-Bildigim, 3 kez “bos ol” dedi mi bitiyor. Kizip derse de yeniden nikah gerekiyor. Ama bosandigi kisi ile tekrar evlenebilmesi icin hanimin arada bir baskasi ile formaliteden de olsa evlenmesi lazim

- Özel bir sebebi yok sormamın. Uyumaya yatmışken, birden takıldı aklıma. Sen bana dedin mi “boş ol” diye? Dediysen ben niye hatırlamıyorum?

- J Berbat bir gunde Guldurdun ya beni

-Gül tamam ama dalga geçme de, sorumu yanıtla

-Demiş  olmalıyım. Demisimdir

-Sen de hatırlamıyorsan yapmadık demektir. Karşılıklı olmadan telefonda boş ol dense olur muymuş acaba?

-demisizdir gecmiste. Senin bu konudaki hasasiyetin garip. Sen arada evlendiginden tekrar evlenebilmemiz caizdir

-Yine aynı hikayeye sarma, o konuyu anlatmıştım sana “ben kimseyle evlenmedim” diye. İkimiz de dinen boşandığımızı hatırlamıyorsak, garantiye alalım derim ben

-Yazarak olacak sey degil. Ses iledir. Yuzde yuz diyemem ama bence o zaman geregini yapmisimdir

-Ya tamam, “telefonda konuşarak olmaz mı?” diyorum ben. Arkamdan yaptıysan bilmem, ama yüzüme yapmadın

-Git allah aşkına Guldurme beni. Kesin olsun ben yeni nikah kiyacam diyorsan bi daha derim. Istanbul’a geldiğinde sahitler huzurunda  yapariz bi de

-Yeni nikah kıymak değil konu, nikahsız kadın olmak. Sen bir sor bence, belki görüşmek gerekmeden de yapabiliriz,

-Tamam. Peki. Sen hala benim nikahimdaysan, benden habersiz bunca seyi nasıl yapiyorsun, Hesap ver bakalim. Geziler, seyahatler, taşınmalar…

-Sorma, az önce aklıma gelince ben de tedirgin oldum. O yüzden hemen sana danışmak istedim

-O zaman bi daha bana danismadan, oyle her yere gitme. Denize  menize. Gunaha sokma bizi.J Valla gece gece iyi geldi

-Sabah Akyaka’dan Muğla'ya toruna gidiyorum efendi , bilgin olsun J Her gün de denize giriyorum, onu da bil.

-Tamam. Görkem in bebeğini benim yerime de op. Elin adamlari da giriyordur denize L

-Yok vallahi. Zaten ofisten dönünce, saat 19da filan giriyorum. Benden başka hiç kimse olmuyor kıyıda da denizde de. Ben de zaten sadece 45dak. yüzüp hemen eve gidiyorum.

-Ne ofisi

-Ofis açtım şubatta

-Yapacagin bir köy vardi, Onunla ilgili mi?

-Henüz başlamadı ama ben hazırlığımı yaptım, Belki başka işler de çıkar diye. Henüz bir hareket yok ama ben her gün açıp kapıyorum ofisi

-Yapilacak yani. Inşallah. Ne de  olsa hala eşimsin, Kazan tabii. İnşaat mevsimi bitti ama…

-İnşaat yasağını kastediyorsan, haklısın ama projenin mevsimi diye bir şey yok bence

-Evet doğru

-Benim tek eksiğim, tanıtım. Oldum olası reklamı beceremem, bilirsin

-Ben nasil yardimci olabilirim

-Ofisi açtım, her gün de gidiyorum ama kimsenin haberi yok. Birileri beni keşfedene kadar yapacak bir şey yok

-Detay bilsem belki sosyal medyayi isleyebiliriz. Marka yaptin mi? Yerel site ve gazeteler var mi orda, Soruma cevap ver. Bi röportaj yapariz. Onu yerel medya ile paylaşırız. Bugune kadar neleri  yaptın, Basardin. Kibar kucuk bir tabela. Neticede tasarim mimari ofis. Ticari kayit actin mi

-Yapmam ben öyle şeyler. Tabela asmaya bile şiddetle karşı çıktım. Evet çok sayıda ve önemli işler yaptım, geriye dönüp baktığımda, ben bile helal olsun diyorum kendime. Ticari kayıt da açtım.

-Isim ne

-Markam da adım. Yani şöyle; ‘Özmen Yapı Tasarımı ve Üretimi’

-Logo?

-Binanın dış kapısına 20*20 seramik bir tabela yaptırıp koydum sadece

-Ozgun bir karakter sectin yani

-Evet

-Uygun. Yerel medya icin bir basin bulteni yapilmali. Akyakalılara mujde gibi. Muğla dönüşü Akyaka mi, Isranbul mu

-Reklam şeklinde değil de, dediğin gibi ropörtaj cinsi bir yanıtım olabilir

-Destek olurum. Ben sikistigimda hemen senden medet umuyorum.

-Yok artık sen de ummuyorsun. İkimiz de bile isteye çok farklı yerlere savrulduk. Ben de senden birşey bekemiyorum da, istemiyorum da. Boşanma konusunu halledelim yeter Sadece hafta sonu için gidiyorum. P.tesi Akyaka’da olacağım.

-Offff. Hala eşim sin. Afra tafra yapıyorsun J 1 sayfalik metin hazirlanacak; Gecmis deneyimlerden bir kac cumle, Egitim, Neden Akyaka, Akyakada ne gibi hizmetler sunacak, seni tercih edeceklerinde avantajlari kazanimlari ne olacak

-Afra filan yok. Seninle sadece iki insan olarak birbirimize kalamayacağımız gerçeğini bilmek var, o kadar. Bu sebeple sözkonusu sen olunca, butün kalkanlarım devreye giriyor

-Ufffff 2.KADIN…  Neyse. Is konusunda becerecegim meselelerde yanında  olacagim. Konusuruz. Icin rahat olacaksa dini geregi tekrar yapariz.

-güvenmediğim kendimim. Bu yúzden dedim o lafımı

-kendini aş  diye, özellikle gecmisi  konusmuyorum. Sen hala seviyorsun. Bundan mi korkuyorsun. Ben sevilmeyecek adam miyim

-Yahu aşamıyorsam, senden bucak bucak kaçmaktam başka ne yapayım?

-2.KADIN, böyle  yaziyorum ama kotu bir gun yaşadım. Tadim tuzum yok. Kafayi yemek üzereyim.  Songül küçük, Mecburum yaşamaya. Disardan insanlar  imreniyor kiskaniyor ama benim yasam umidim de tükendi. Rol rol rol

-Mecbur olmasan intihar mı edeceksin, saçmalama. Daha torunlarını göreceksin. Öyle güzel, öyle yaşama sevinci veren bir duygu ki...

-Gittt Allah  aşkına. Senin Aygül den haberin var mi? Obez oldu. Kafayi yedi. Midesi alindi. Okulu bosuna okudu.

-Eeee çare olmadı mı mide alınması.

- Offffg. 60 kilo verdi

- İyi işte. Yoksa aldı mı geriye?

- Tekrar kilo almadi. Benim gobek fitigim aylar once alinmaliydi. Bugun de Songül ün capraz baglari  koptu. Sinavlar bitince ameliyat olmasi lazim

-Capraz bağ ne?

-Diz kapaginda, Sporcu sakatligi

-Ee.. Güzel işte, herşey iyiye gidecek elbet, Songül de düzelecek

-Tukendim, Annem  2 gundur hastanede yatiyor

-Allah çaresiz dert vermesin ERKEK

-sonra konusalim. Yine dagildim simdi. Dertleri unutmak icin dernek isine dort elle sarilmam gerek.

-Senden haber bekliyorum. İyi geceler, sağlıklı uykular

-Sağol

-Dernek dedin de, bana dernekten duyurular gelip duruyor, sanırım tlf.um listede kayıtlı.

-Yuzde 50 Ordulu degil misin? Baskan inda eşisin ya

- Bununla ilgisi yok ki. Rica etsem tlf.umu listeden sildirir misin

-2300 kisilik data olusturdum Ordulu. Senide koymustum

-Ya git Allah aşkına, sardın iyice... Tez zamanda ikimiz de bu yükten kurtulacağız inşallah. Haydi yattım ben, sabah erken yolculuk var.

-Iyi yolculuklar

-Sağol.

ÖĞLE…

-Şimdi internetten baktım. Diyanet diyor ki; karısının duyması, bilmesi, öğrenmesi koşuluyla üç kez boş ol derse nikah bozulur. Yani anladığım o ki; tlf da konuşmaya bile gerek kalmadan, bana msg göndermen bile yeterli.

-Allah allah, Belki bosanmak istemiyorum J

 

 

12 yıl 8ay 1 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-Alooo… Özgürlüğün tadini  çıkarmaya basladin mi. Sen yine de usturuplu ol. Ama ama, Simdi ders vermeye kalkma  yine. Relaks

AKŞAM…

-Bu kadar da relaks demedim, Acayipsin. Kandilin mubarek olsun, El openlerinde cok olsun

-Senin de kandilin mübarek olsun.

 

 

12 yıl 8ay 17 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Huuu… Yanlış yok dimi, Uslu uslu sadece deniz

-Sen beni boşadıktan sonra, orası benim bileceğim bir iş artık.

-Usulen. Hem belkide bir ayagim havada idi. Inat, zit giden, Cok bilen tavirlarin var ya, keske olmayaydi be

-Ben duyduğumu bilirim. Seninleyken sevgimin büyüklüğünden ve seni kaybetmek istemeyişimden, hayatımın en uysal ve en fedakar dönemini yaşadım. Sen o halime bile, yukarıdaki sıfatları yakıştırıyorsan, ne diyeyim, Allah kurtarmış.

-Şimdiki halinden bahsediyorum, Mesela bu yanıtın. Hep boyle olunca o zaman beni de Allah mi kurtarmis oluyor

-Şimdiki halim kesinlikle kendimi koruma içgüdüsü. Bunu anlayabilecek yeterlilikte bir insan olmana rağmen, neden üstüme geldiğini anlayamıyorum. İşin gücün yok da benle kafa bulup, kendince eğleniyorsun belki de...

-Son cumleni okumadım farzediyorum, Sil sende. Ilk cumlende ustune gelmem dogru. Cunku ihtiyaç duyduğum, “Keşke yanimda olabilseydi” dedigim anlar oluyor, Ama öyle seyler yaziyorsun ki, Sonra “yuhhh” diyorum. Sende takintili oldun belli ki

-Ben seni kısmi ihtiyaçlarım için hiç özleyip aramadım Eroğlu. Sen herşeyinle bir bütünsün benim için ve bu sebeple ikimizin arasında, "bari iki insan olarak birbirimize kalalım" diye bir kavramım yok.

-Gene entel dantel cumleler

-Dileğim zorunlu olmadıkça hiç bir şekilde iletişim kurmamamız. Yosa benim yaramı kanatíp durmaktan başka hiç bir şey olduğu yok.

-Reele gel ve kal allah askina. Yara kapansın yada kanasin, niyetimide okumaya kalkma.

-Seninle iletişimde olmadığımız sürece yaşamak daha kolay. Bu kadarını da yapıver artık

-Ama… Ama… Omrumu mu yedin derler. Beni hala sevdigini itiraf ediyorsun ve ben sana… Düşmanın veya olumsuzluğunu istedigim hic olmadin ki

-Ben sana ömrümü vermeye hazırken, ömrünü yemişim demek… Sana olam duygularımı da hiç gizlemedim ki itiraf olsun. Bu olsa olsa senin için bir itiraf konusu olabilir

-Simdi. Hirrrrr… Direksiyonda... Tamam, kabul. Aptalız. Sonra hırlasmaya devam ederiz.

 

 

12 yıl 10ay 2 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba, av. Varol’la görüşüyor musunuz? Hala İstanbul'da mı avukatlık yapıyor? Son olarak da sende telefonu var mı?

-Uzun yazmayayim, arayayim seni ama biz onunla görüşmüyoruz. Artık büyük adamların, büyük avukatı oldu beyefendi. Öyle olunca da bir yerleri kalktı.

-Tamam, ara bakalım.

 

 

12 yıl 10ay 5 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Hallettin mi kiracının tahliye davası işini? Avukat buldun mu?

-Evet, dün Kadıköy'de bir avukata teslim ettim evrakları

-Hayirlisi

 

 

13 yıl 1ay 11 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Senin dernek sayfasında yazdığın: İğneada ya muhtemelen Aralık'ta bir gece konaaklamalı gidilecek. Programda ilk trekking Yalova tarafında gözüküyor. Akşamın da da ÇAPA da yemek.

Doğrusu şöyle: İğneada'ya muhtemelen Aralık'ta bir gece konaklamalı gidilecek. Programda ilk trekking Yalova tarafında gözüküyor. Akşamında da ÇAPA'da yemek.

-mersi:))) üstten ayıraç konusunda aslında sıkıntım yok ama de da ki konuşunda zaman zaman hatam olmaya devam ediyor

-En büyük iki hatayı üstten virgülde yapmışsın ama...

-ama onlar bilmemekten değil, acele ve özensizlikten. Yine de dikkat etmem gerekirdi

- J

-belim tutuldu.berbatttt

-Bel fıtığı değildir inşallah

-sanmam. ara ara geliyor. geçen yıl ayak topuğumda idi. bir kaç gün devam ediyor, kıvrandırıyor. kapının zili çaldı, açmaya gidemedim, hareket etmek istemedim. romatizma gibi

-belki uzun parkurlu yürüyüş iyi gelmemiştir

-yola çıkmadan berbattim. yürürken iyidi, üstelik

-ne diyeyim... tez zamanda sağlığına kavuşursun dilerim.

-kullandığın maili anımsatır mısın

-n'oldu ki?

-Gmail e kısa bir metin gönderdim. sen karar verene kadar bekleteceğim.

 

 

13 yıl 2ay 2 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, Facebook’ta arkadaşlık önerini görünce hem çok şaşırdım, hem de ne yapacağımı bilemedim. Sonra salim kafayla düşündüm ve hala seninle arkadaş olabilecek arınmışlıkta olmadığımı fark ettim. Bir gün geçmişi ve sana olan sevgimi sıfırlayabilirsem, inan özgürleşmiş olarak ben sana arkadaşlık teklif edeceğim. Sağlıcakla ve esenlikle...

-komiksin. aş bunu. görüşeceğiz İstanbul’a geldiğinde. özellikle de gönderdim, mesela şimdi sen arkadaşlık teklif edebilirsin bana. sonra yanaklarından öperim

-benim facebookta kimseden gizlim saklım olmadığından, arkadaş gözükmemize gerek kalmadan istediğin her şeyi takip edebilirsin zaten. ben sana salt arkadaş olamadan, "mış" gibi yapmam, yapamam.

-face de sadece o an önüme geleni görebiliyorum. öyle özellikle bakacak zamanım falan yok. Uffffff

 

 

13 yıl 2ay 10 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET (ö.sonra)

-Alooooo. Sesim geliyor mu? Ecenin bende ki telefonu yanlismis. Daha doğrusu kullanılmıyor. Kullandigini rica etsem. Ve de selamliyorum hanimefendi lerini

-Benden de sana selamlar. Bu kaçıncı isteyişin ve uzun süredir değişmedi, hep aynı telefonu ama yine de vereyim.

-Teşekkürler, Konustum

 

 

13 yıl 2ay 25 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

SABAH

-Günaydın 2.KADIN. Simdi kalkabildim. Dun de berbattim biliyorsun. Duzelirim umuyordum ama bugün sesim de gitti. Aksama dernekte program var. Bu vaziyette bir kac saat daha evde kalıp, dinleneyim. Nasilsa Istanbul dasin. Bugün olmazsa, bir baska gun görüşürüz.

-Benim yarın 17.00 de Kağıthane'de olmam gerekiyor. O saate kadar seninle Üsküdar'da görüşmemiz yeterli olur dersen, bana bildiriver.

-Evet, yarın ogleden sonra buluşabiliriz. Konuşuruz.

-Kağıthane'ye sadece Beşiktaş’tan 16.00 otobüsüyle gidebileceğimi şu anda öğrendim. Bu sebeple mümkünse seninle B.taş'ta görüşmemiz benim için daha rahat olur.

ÖĞLE

-2.KADIN Merhaba, Kalkıyor yatiyorum. Uskudar icin bile ozur dilemeyi dusunuyordum. Ben pek uygun degilim disariya cikmak için

-Sen sağlıklı olmaya bak. Herşeyin başı o. Sonuçta senin ısrarın üzerine görüşecektik, yine senin geçerli sebeplerinle görüşmeyiz. Sağlıcakla kal.

-Birak tadinda sürsun. Israr kelimesini araya sikistirmasan daha iyi olurdu. Vaziyetim ortada.

-Geçen gece, dernek toplantısından beni eve bıraktığın sırada yaptığın ısrar değildiyse, ben bu kelimenin anlamını yanlış biliyorum demektir. Dün kötüydün ama bir sorumluluğun vardı ve geceyarılarına kadar ortamda olmak zorundaydın. Benimle konuşmak istediklerin her ne ise, keyfiyetti ve öne sürdüğün sebebinle vaz geçme konforuna sahipsin. Sen de bu konforunu kullandın ve bir kez daha yerimi ve haddimi hatırlattın.

-Her zamanki sen ve lezzeti bozma konusunda ustune yok. Cevap vermeyecegim. Sana pazar gunu goruselim derken de bugun durumumdan emin olamadigimdandi. Ama sen sık bogaz ediyorsun

-Bu açıklamayı sitem olarak değil, bizim benim zaten bildiğim ikimizle ilgili bir gerçeği, senin de anlaman ve ne kadar kolay vazgeçilebilir olduğumu farketmen için yapıyorum. Senin son yazdığından da anladığımız gibi; ERKEK hep aynı ERKEK ve 2.KADIN da hep aynı 2.KADIN... J

 

 

13 yıl 4ay 18 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAM ÜSTÜ…

-seviyor ama bu durumda bile bir geçmiş olsun diyemedi.

GECE…

- mesajını şimdi gördüm, merak ettim. Hayırdır?

-3 hafta önce buzda belimin üstüne düstüm. Kırıklarla bir hayat. Beterinden korudu rabbim

-Hiç haberim olmadı. Olsaydı ne yapardım bilemiyorum ama realitede yanında ve sana destek olamadıktan sonra, formalite gereği geçmiş olsun diye seni arayacağıma da pek ihtimal vermiyorum. Dilerim artık iyisindir ve herşey yolundadır.

-Uzun destan yazmayayım ama bir kaç cümle yazmam lazım sanki. Polemik oluşmaması için, İstanbul dan dönerken yazdıklarına cevap vermemiştim. Çünkü çok doğru bir şekilde aynı ERKEK, aynı 2.KADIN demiştin zaten. Evet, ziyarete gelmenden mutlu olmuştum. Acaba ümitlerim ve iyi niyetim o gece de sürdü. Ama ertesi gün yazdıkların ve geçmişten anımsadığım tepki biçimin ümitlerimi budadığından, yazacak pek bir şey bırakmamıştı.

-Peki, şimdi yazdığın sitem mesajınla benden neyin ilgisini bekliyorsun?

-"İnsan". İlgi değil

-O zaman benim sevgimi vurgulayarak yaptığın sitem neye?

-Söyleyeceğimi söyledim. Kuru çaylarda işim yok bu halimle. Günün güzel olsun

-Bana ulaşmasan, bulaşmasan sen sağ ben selamet yaşayıp gideceğiz kendi hallerimizde. Yıllar sonra seninle geçirdiğimiz o tek gün, bana yıllardır unuttuğum bir mutluluğun varlığını tekrar yaşattı. Seninle bir arada olmak, ortak birşeyler yapmak ve paylaşmak...

-Devam edeydin yaşamaya yaşatmaya. Cümlelerinle içine etmeseydin. Ümitlerimi ezmeseydın. O gece ki gibi sürseydi

-senin egon öyle yüksek ki, bana bir gün önce kendisi için degerli olduğumu hissettiren adam gidiyor, onun yerine telefon bile etmeyip, mesaj yazarak, hastalığı sebebiyle benimle görüşemeyeceğini bildiren bir adam geliyor

-Hayır.  Senin emrettiğin saatte uygun olmadığını belirten biri

-Ohooooo... Ne emri ERKEK. Senin İstanbul'dan ayrılmadan görüşme ısrarlarınla yapılabilmiş bir ayarlamaydı. Ama yine herzamanki gibi egon o kadar tavanda ki, programlarımı senin için iptal etmeyip, sana arada yer açmam seni bozmuş, anlaşıldı J

-Offfgg. Değiş biraz. Kafanı refreshle

-Ama emir diyorsun. Sen de denesene

-Sende ısrar diyorsun. Belimde sancı başladı. Yatacam biraz

-Sana “görüşemeyiz, vakit yok” dedim. “Mutlaka ayarla bir vakit görüşelim” dedin, Bu ısrar değil miydi?

-Opüldün

 

 

13 yıl 5ay 15 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba, dün İstanbul'a geldim. Hala konuşmamız gerektiğini düşünüyor ve inanıyorsan, uygun olduğunda görüşebiliriz.

-Ankara yolundayım. Cenazeye gidiyorum. Konuşuruz dönünce

-Facebook'dan gördüm patlamada ölen kızı. Konuyla ilgili, sözsüz bir üzüntü ve endişe içindeyim.

-Evet.

 

 

13 yıl 5ay 16 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba,Telefonumun adres defteri, vb bir çok datası blokelendi. Dün geceden beri kimsenin numarasına erişemiyorum. yarın tamire vereceğim. numaranı buraya yaz veya sen ara beni, uygun bir zaman belirleyip yemek yeriz.

-Merhaba, şu bloke işi beni korkuttu. Kendimize eski usul bir telefon fihristi tutmak zorunda kalacağız sanırım. Ne zaman görüşelim dersen uygunum.

-evet. güncelleme müncelleme sağlıklı bir işlem yapılamazsa binlerce kaydım gider. Sabah arabayı servisten almaya gidecem. sonra görüşmeler var. akşama doğru program biter. öğleden sonra ararım seni. nerde kalıyorsun?

-Beşiktaş'ta kalıyorum. İnşallah bu ayın 25indeki duruşmada tahliye kararı çıkarsa evime geçebileceğim.

-inşallah. karar çıksa da, tahliye hemen olur mu

-En geç 15 günde çıkmaza, polisle çıkarılıyormuş

-iyi. herhangi bir programın var mi. zaman açısından özgür musun

-Hiç bir programım yok. Muğla'dan bayağı yorgun geldim, dinleniyorum

-o zaman yarına buluşabiliriz diye gözüküyor. Cuma akşam dernekte olmam gerekiyor

 

 

13 yıl 5ay 20 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

SABAH…

-Günaydın, öncelikle bugün dinlenme şansın varken, evde kalmanı ve hekimin dediği pozisyonda yatarak geçirmenin en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Ben 1 ay civarında buralarda olduğumdan nasılsa görüşme fırsatımız olur. Yok illa da evden çıkacağım diyorsan da kapalı herhangi bir yere gitmektense, İstanbul’da olduğumu anlayacağım dış mekanları yeğlediğimi bilesin.

-Günaydın, Haklısın. Öğlen bir arsa mevzuu için kardeslerle bir köy ziyareti var. 4 de biter. Seninle de en geç 5 de buluşabiliriz diye düşünmüştüm. Kapalı değil açık havada olabiliriz yine. Veya pazartesi sabah Beykozda kahvaltı.

-Önce sağlık, gerisi teferruat. Üstelik birbirimize yar olmak isteğindeysek, sakat adam istemem, bilesin. J Şaka bir yana, gerçekten ilk isteğim bir an önce sağlığına kavuşman. Hatta bu konuda benim yapabileceğim bir şey varsa benden istemen.

-J Maşallah, Hırkayı örmüşsün

-Şimdi geldi bu video. Toruna Muğla’dayken örmüştüm üstündeki yeleği, çok severek giyiyor, onu gösteriyorlar bana.

-Tahmin etmiştim

ÖĞLE…

-16da Üsküdarda?

-Bana uyar da, eve gidip dinlenme işi ne oldu?

-Yok. Diğer program da sıkıntı oldu.

-Köye gitmediniz mi yani? Şimdi neredesin?

-Eve döndüm

-Nasıl kemikler, durum iyi mi? Ah, of la zaman geçirmeyelim sonra

-Sıkıntı yok

-Bana kalsa, hazır eve gitmişken çıkma, bir rahat dur, kaynasın kemikler

-Peki J Kaynama günlerin işi ama korumak lazım tabi

-Haydi iyi istirahatler sana ama bu fedakarlığımı doğru değerlendirip, gerçekten dinlenmeni dilerim.

-Tamam

 

 

13 yıl 5ay 21 gün sonra (pazartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Günaydın, bu sabah Beykoz’da kahvaltı var mı, yok mu?

-Var, Kalkabildim. Önce anneme bir doktor Randevusu alayım dedim. Öğleyle birleştiririz. 11.30 Üsküdar iyi mi

-Başka işler için evden zaten çıkacaksan kabul ama sırf benim içinse, dinlenmeye devam et, çıkma derim.

-Dönüşte dernekte olacağım zaten

-Tamamdır.

 

 

13 yıl 5ay 22 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Beykozda çektiğim fotoğraflarını gönderiyorum.

-Ben de yaşlanmışım be!

-yaaaa, öyle mi

-vallahi şu cepheden fotoğrafı görünce öyle geldi bana ;)

-olgunluk

-hah hah hayyyyyy... senin yaptığın da işin züğürt tesellisi kısmı

-gerçek görüşümdür. şanslıyız ki 50 lerin ortasına gelmişiz. bakalım her tanıdığımız bizim yaşımıza kadar gelebilecek mi

-Bunu ne düşünerek yazdın bilemiyorum. Ben de birazdan bu akşamki konser için çıkacağım. Saat 20.30 da ama İstinyepark'a doğru trafik vardır diye düşünüyorum. Haydi ben kaçtım. Fotoğraflar için teşekkür. Uygun olduğunda haberleşiriz.

-iyi seyirler

-sağolasın

 

 

13 yıl 5ay 23 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Karar veremedim. Dikkatlice dinlediğinden kesinlikle eminim ama ne kadar uyguluyorsun, işte onu bilemedim. Pardon, uygulamak yanlış kelime, ne kadar değerlendirdiğini bilemediğimi ifade etmek istedim.

-merhaba, açıkçası anlamadım ama doğru ve yerinde bir yorum.

-Neyi anlamadığını da ben anlamadım.

-2 paragraftan oluşan paylaşımını anlamadım. en iyisi telefonda izah et.

-yapılan değerlendirmeye aklıma yattı ve senin nereye oturtulabileceğini düşündüm. Değerlendirme kısmına yanıt veremediğim için de seninle paylaşıp, görüşünü almak istedim.

-genel anlamda doğru bir yorum

-tamam, bunda hemfikiriz ben sana özel kısmında takıldım

-en doğru kısmı da son iki satırı. öncekiler göreceli. narsist maskesizlerdende olabilir

-Yani sen hem dikkatlice dinleyen hem de değerlendirenlerden misin?

-zaman zaman sapıttığım olur. hele daha önce kezlerce dinlediğim, dinlemekten gına gelecek konuda durmam tepki veririm. yoksa iyi dinleyiciyim de böyle olunca ezerim, karşımdaki kaşınınca ukala boyutuna geçtiğim olur.

 

 

13 yıl 5ay 25 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Günaydınlar efendim. Kartal adliyesine duruşmaya gidiyorum. Dönüşte uygunsan ve istersen görüşmemiz beni mutlu eder.

-Gittin mi

-Yok duruşma 10.35 de. Ben vapurla Kadıköy'e varmak üzereyim. Metroya binip gideceğim.

-Ulaşım sıkıntı değil yanı

-Hiç değil. Kadıköy’den yarım saat sürüyormuş

-Bir an metro aklıma gelmedi. Tam adliyenin içinde durak galiba. Bu durumda duruşma sonrası buluşuruz.

-Sabah erken de Ece'yi yolcu ettim Amsterdam’a

-Aaa. Allah kavuştusun

-Sağolasın. Neyse sen bak durumuna, duruşmadan sonra ararım seni.

-Adliyeden çıkacağın zaman hem iyi haberi verirsin hem de seni hangi duraktan alacağımı kararlaştırırız. Yarım saat daha uyuyayım ben.

 

 

13 yıl 5ay 27 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Günaydın

-Senin de günün aydınlık olsun.

-Sana fotoğraf gönderdim. Gördün mü Akyaka’daki evin banyonun asma tavanı çökmüş.

-Üzücü. Çamaşır makinesi de zarar görebilirdi

-Onun üstünde termosifon var, o korumuş ve tabii tavana kadar olan banyo dolabı da o kısmın dökülmesine engel olmuş. Hayatımda birşeyler yoluna girsin diye iyimser olmaya çalıştıkça, üstüme üstüme gelmeye devam ediyor olumsuzluklar. Yine de çok şükür demek için büyük gayret gösteriyorum.

-Bunlar telafi edilebilir. Rabbim dermanı olmayan dertlerden korusun

-Ben de bunu söyleyip duruyorum kendime ama arada şükretmenin ötesinde mutlu anlara ve olaylara ihtiyaç duyuyor insan. Neyse, dertlenerek başını ağrıtmayayım daha fazla. İyi günler.

-Teşekkürler. İyi günler.

 

 

13 yıl 6ay 8 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

AKŞAMÜSTÜ…

-Gideceğimiz oyun 20.30daymış.

-Şimdi gördüm. Dalmışım. Oyunun adı neydi?

-Daldığın belli. Çünkü oyun öncesi yemek yiyeceksek, sanırım şimdilerde çıkmış olmalıydın. Oyunun adı da Kibarlık Budalası. Ece’nin tiyatrodan senin de tanıdığını sandığım bir arkadaşı, Barış’ın davetlisi olarak gidiyoruz.

10 DAKİKA SONRA…

-E5 e indim  bile

-Ben zincirlikuyu'ya çıksam daha iyi olacak herhalde, ne dersin?

 

 

 

13 yıl 6ay 9 gün sonra (cumartesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-facebookda gezinirken, dernek sayfasında bugün yaptığın bir paylaşımda yazı kısmındaki imla hataları dikkatimi çekti. Dilersen bu tür yazılarını önce bana ya da Lemis'e gönder, öyle yayınla. Şimdi sana ekteki word dosyasında bu metindeki minik imla hatalarını göstereceğim. Dilerim işine yarar.

-mersi, düzelttim

-Bak şimdi yollayacağım profil de Barış'ın babasına ait. Hani belki dernekten bilgilendirmek istersin. Sonuçta; Ece %25 Orduluysa, Barış %50 Ordulu. J

-Eceyi tanıyorum, hikayesini biliyorum. Derneğe de entegre edebilme durumu olabilir ama savaş ya da barış la ilgili bir bilgimiz yok. Ordu merkezden mi

-Bu kadar detayı bilmiyorum. ben belki bir katkım olabilir derneğe diye sana bu bilgiyi verdim.

-kesinlikle iyi düşündün. face de ortak arkadaşım kemalettin eyüpoğlu var, çarşılı

-yani Barış Ece'den çok daha sosyal bir insan gördüğüm kadarıyla.

-katkı olabilecek mevzuyu kuramadım

-gençlik projelerinizde ondan da destek alabilirsiniz gibi geldi

-kurgulamak lazım

-o da senin işin ;)

-katkısı olursa vitrine koymak da mümkün tabii. tiyatro oyuncusu olarak aklıma gelen bir şey yok

-sinemacı, tiyatrocu, yönetmen… belki gençlik klübü müzikli bir oyun yapar J

-Olabilir. onun için de ekibi kurmak gerek, buluşturmak konuşmak gerek. içimizdeki bir arkadaşımızın oğlu tiyatro yazarlığı mezunu. kitapları var ama “tiyatro kursu açalım” dan öteye gidemedi önerisi

-işte bu organizasyonlar da sizin işiniz bence. önce teklif getirmek gerek tabii

-haklısın

 

 

13 yıl 6ay 10 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-merhaba, instagramdan bana bir şey gönderdin sanırım. ancak o kişi ben de kayıtlı olmadığından açılmadı. bilgine.

-O zaman sen de beni kaydedersen görürsün sanırım ama buna gerek yok dersen facebook sayfamda Torunumun minik bir videosunu paylaştım ondan görebilirsin.

-instagram da seni çok uzun zamandır takipteyim. kayıtlısın

-O zaman neden videoyu açamadığını bilemedim.

-BEN de… burdan veya maille atsan

-sayfama bakarsan göreceksin zaten. 39,5 ateşi varmış bu video çekilirken. o yüzden gözleri baygın, üstünde de bir atlet var yavrucağın

-kedicik mi hasta, kıyamam

-yok ya, Torun hasta

-göremiyorum. face sayfanda da yok veya kısıtlı olduğundan göremiyorum.

-Şimdi anladım. videonun altında bak ne yazıyor. “Videoyu yayınlayan bu gönderi için belirli bir hedef kitle seçti. Bunu paylaştığında sadece bu hedef kitledeki kişiler görebilecektir.” işte bu sebeple göremiyorsun. nasip diyelim. bir gün bir araya gelirsek ben gösteririm sana J

-evet, tamam.

 

 

13 yıl 6ay 28 gün sonra (perşembe)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-"Gitme zamanı gelmişse 'dur' demenin; zamanı geçmişse 'dön' demenin ve aşk bitmişse 'yeniden' demenin; hiçbir anlamı yoktur. " Gabriel Garcia Marquez

-Merhaba, şimdi girdim faceye ve ancak okuyabildim. umarım kıracı, ev konusunda olumlu gelişme vardır.

-Kiracı dün evden ayrıldı.

-sanki ben bu mesaja öğlen cevap yazmıştım ama yoook, görünmüyor yazdığım…

 

13 yıl 6ay 29 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Kiracı dün evden ayrıldı.

-O güzel işte. O zaman niye gidiyon ki. Şimdi iş parayı tahsil etmekte

-Manevi kızım doğum yaptı. Yarın sabah onlara gidiyorum.

 

13 yıl 7ay (c.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Merhaba ERKEK, bugün belki laf olsun diye, belki de kapı aralık dursun diye "Akyaka'ya gelirim" dedin.  Bana geleceksen ne zaman gel biliyor musun; gün olur da beni sevdiğini hissedersen, hiç durma çal kapımı. İkimizin hem aklı, hem de sevgisiyle bezenmiş her ilişki türünü konuşabilir ve deneyebiliriz. Bunca yıl bekledim, yine hayatıma sensiz de huzurla devam ederek bekleyebilirim, ta ki olmaz ya, biri çıkıpta kalbimi en az senin kadar doldurana dek...

Son dönem seninle görüşmemizin en büyük, hatta tek faydası, çok şükür ki annenle ve seninle ilgili olumsuz duygularımı kaybetmiş olduğumu fark etmemdir. Ben hafifledim ve özgürleştim bu sayede.

Bu sebeple, benimle görüşmek isteyip de, bu olumsuz duygulardan arındığımı farkettirdiğin için sana teşekkür ederim.

-Gelinen nokta harika. Ben yıllar sonra seninle konuşabilir oldum. İkimizi ilgilendiren konuya gelince. Ne konuştuysak ordayım. Aşk anlamında duygum yok. İnsan ve değer olarak zaten hep vardı. Gelirim, gelmemi istersin onu da sürece bırak.

-Ancak seninle herhangi iki insan, arkadaş olarak görüşmekten keyif almıyor, mutlu olmuyorum. Bu nedenle de sevgini hissetmeden beni aramamanı rica ediyorum. Bu bir ömür boyu olsa da... Seni seviyorum ve sağlığına, mutluluğuna, huzurlu bir yaşam sürmene duacıyım.  Hoşçakal.

 

13 yıl 7ay 8 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Anneler Günün Kutlu Olsun

-Teşekkür ederim.

 

 

13 yıl 7ay 17 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLEDEN SONRA…

-Sen beni arama, bana ulaşma ama ben sana ulaşabilir ve arayabilirim, değil mi? Kısa bir süreliğine de olsa yaşantıma girdin ya, böylece yeniden gündemime de girmiş oldun. Bakalım hayırlısıyla ne zaman çıkacaksın? Merak ettiğim bir gelişmeyi sormak istiyorum. 7 yıl önce 1.KADINdan kurtulmaya çalıştığını, Onunsa bir türlü peşini bırakmadığını paylaşmıştın benimle. Hatta o dönemde, kendini senin eşin olarak lanse edip bazı resepsiyon ve davetlere geldiğini Aysel'den duymuştum. 2 yıl sonra, yaz aylarında, sanırım Songül’ün face sayfasında hep birlikte mutlu bir fotoğrafınızı görünce, sonunda gerginliklerinizin son bulduğunu ve yaşamlarınızı birleştirdiğinizi düşünüp, "biz beceremedik, inşallah ikisi becerir ve bir ömür mutlu yaşarlar" diye dilemiştim. Bir yıl kadar önce sen bana ikimizle ilgili yeniden yaklaşımlarda bulunduğunda ise dileğimin gerçekleşmediğini anladım ama ara nağmeleri ve şimdiki durumu da merak etmekten kendimi alamıyorum. Paylaşmanın sakıncasız olduğu kadarıyla bana bilgi verirsen, sevinirim.

-Ne diyeyim. Birazdan arabada yalnızken arayayım

-Peki

15 DAKİKA SONRA…

-O fotoğraf 5 yıl önceki dernek gecesinde çekildi. Sonrasında o hanımefendi ile aramızda bir şey olmadı. Geçmişte kaldı. Hala yılda bir kaç kez telefonda görüştüğümüz olur. Fiilen bir araya gelip yemek de yedik. Ama geçmiş geçmişte kaldı. Sen ben konusunda onunla ilgili durum yok. Ben, son görüşmelerimizde bir şey hissedemedim. Onu gördüm ve insanca, dostça kandırıkçı olmamayı tercih ettim. Beni her zaman arayabilirsin. İzin verirsen ben de ararım, görüşürüm de seninle.

-Senin tarafından da benim tarafımdan da flu hiç bir şey yok. Sen insan olarak görüşmeye açıksın, bense kapalıyım. Durum bu kadar net. Yani o hanımefendiyle başardığınız, birbirinize insan olarak kalma ve arkadaşça görüşme, sana duygum bitmediği için bana ne yetiyor, ne de uyuyor. Birgün inşallah ben de o duruma gelebilirim. O zaman tabii ki de, içim sızlamadan keyifle seninle görüşürüm.

 

 

13 yıl 7ay 17 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Uygunmusun

-Kandilini mübarekler, ellerinden öperim.

-Yanaklarından öpsem. Rabbim tüm dualarımızı kabul etsin

-Rabbim hayırlı dualarımızı kabul etsin. Dernekteysen, sana el salladım şimdi, gördün mü?

-Odaya gömülmüştüm. Nereye geçtin

-Halamın oğlu vefat etmiş. Bostancı’da cenazedeydim. Şimdi de E5 ten acıbadem'e gidiyorum

-Başın sağ olsun

-Sağol

 

13 yıl 7ay 25 gün sonra (c.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Günlerdir hiç arayıp sormadığına göre, sana önerimin şokunu henüz atlatamadın sanırım. J

- Evden çıkıyorum, Arayayım

-Beni ara diye yazmadım. Sadece birbirimizin koynunda geçirdiğimiz bir gecenin sonunda, senin yakındığın, seni evlendirmek için sıraya girmiş bir sürü girişimden, gerçekten kurtulmak istiyorsan, benim de işime gelen bir evlenme teklifi yapmıştım sana. Demek ki, benimle evlenmektense, seni evlendirmeye çalışanlarla mücadeleyi yeğliyorsun J

 

 

13 yıl 7ay 27 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Selam, Ece’yle havaalanında buluşacağız. Dalaman uçağı 19.40 da olduğuna göre, benim de en geç 19.00 da alanda olmam gerek. Sen yardımcı olabilecek misin, yoksa başımın çaresine bakayım mı?

-Seni havaalanına ben götüreceğim. Evin altına geldiğimde tlf açarım, inersin. Yükün fazlaysa, yukarı çıkıp yardım edebilirim.

-Belinin bu haliyle mi? Yok gerekmez, ben indiririm valizleri.

 

 

13 yıl 7ay 28 gün sonra (c.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Naptın. Eceyle nasıl buluştunuz

-Sorma... Ben checkin sırasına girdim, tlf.u hala kapalı. Neyse akıl etmiş de bir priz bulup beni aradı ve son anda ikimiz de uçağa yetiştik. Sen rahat dönebildin mi?

-E5 e indim. Orası da felç. Şükür bir  randevum, programım yoktu. Sıkıntı olmadı.

-Burçak da E5ten gelmiş. Neyse, ben torunun yarınki doğum günü kutlaması için pasta kurabiye işlerime döneyim.

-Kolay gele

 

 

13 yıl 8ay 6 gün sonra (p.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Ramazan'ın mübarek olsun. Yılın bu en uzun günlerinde oruç tutacakların, Allah yardımcısı olsun.

-Aminnnnn. Rabbim verecektir kuvveti

-Yarın Moskova’dan ofis açmak isteğiyle İstanbul’a gelen, eski patronum ve Onunla birlikte gelen, sevdiğim, düzgün bir arkadaşımla görüşmeler yapmak, onlara yardımcı olmak üzere İstanbul'a geliyorum. Onlarla görüşmenin sana bir faydası olur mu?

-Mimar patronuna destek olmak, kendisini temsil etme noktasında halen partneri  yoksa olabilir belki. Aklından geçeni geliştir bence

-İş yaratma, geliştirme uzmanı sensin. Ben ne anlarım bu işlerden? Patronumu da, arkadaşım Ahmet’i de daha önce tanıtmış, anlatmıştım sana. Sen, sana da, onlara da yarayacak bir şeyler düşünebiliyorsan, ortak bir görüşme ayarlayalım ben İstanbul’dayken. Ya da oruç tutmuyorlarsa bile, derneğe iftara filan davet edip, sohbet sırasında konu konuyu açar gibi bir şeyler olabilir mi, kısmına kadar düşünebiliyorum ben ancak...

-Düşüneyim. Konuşalım gelince. 

-Ben yarın tüm öğleden sonra onlar ve Prof. İbrahim beyle olacağım. Buluşmayı ucu açık konuştuğumuzdan, ne vakit ayrılırız, bilemiyorum. Yani senin aklına bir şey gelirse, ben onlarlaylen, onlara teklif getireyim isterim. Arada seninle konuşacak vakit kalmayacağını düşünüyorum.

-Yönetim danışmanına ihtiyaç duymazlar. Reklam, tasarım vb iş yaptıracaklarsa olabilir. Ama bilahare müşteri yönlendirmesi ve komisyon sözleşmesi olabilir.

-İşte her ne ise, faydalı bir şeyler çıkabilir düşüncen oluşursa, ben senden haber bekliyor olacağım.

-Türkiye de mutlaka gizli partneri vardır. Ama onu iş dünyasında kendi burda olnadığında da temsil edecek veya ofisini yönetecek profesyonele ihtiyacı olabilir

-Bildiğim kadarıyla partneri filan yok. Olsa, Ahmet’ten benden yardım isteyip, yönlendirmelerimize ihtiyaç duymazdı.

-Bunu işleyebilirsin. Hatta bahsettiğinde tanıştırmak isterim diyebilirsin. Yarı zamanlı. Danışman, temsilci olabilir. Tabi ne tarz bir yatırım planladığına bağlı olarak patronla ortam yarat. Ben oruçluyum ama oruçlu olmayanlarla pekala aynı masada oturabiliyorum.

-Moskova’dan Onunla birlikte gelen Ahmet’in Kartal'da ev olmasına rağmen, patronla aynı otelde kalıyor. O zaman, ben senin davetlin gibi olsam ve onlara da buyurun mu desem acaba? Ya da profesyonel bir görüşme önerip, bir yerde buluşma mı ayarlasam

-Ben davet edebilecek konumda değilim ki onları. Evet

-İkinci mi yani?

-Dedim ya “bu yapıda birine gereksinim duyabilirsiniz. İsterseniz buluşturayım sizi” filan dersin. O zaman mekan zaman belirlenir

-Yok işte, onların bu anlamda ufuklarını açmaya ihtiyaç var anladığım kadarıyla.

-O zaman satacaksın beni onlara

-Sohbet sırasında, laf lafı açacak gibi bir durum olacağını düşünüyorum.  Satış işini de hiç beceremediğimi çok iyi bilirsin.  Karşılaştırayım yeter bana. Sen kendini herkesten iyi satarsın, eminim.

-Eyvallah

 

 

13 yıl 8ay 7 gün sonra (salı)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

-İstanbul a gelmiş olmalısın. Evdeyim. Senin bilgilendirmene göre elbisemi giyip çıkacağım.

-Şimdi profesörle birlikte Sarıyer’e geldik, görüşmelerin yönlenmesine göre, saatle ilgili bilgi vereceğim.

-Kolay gelsin

AKŞAMÜSTÜ…

-2.köprü trafiği çok yoğun. Önce Kartal'a gidilecek, sonra Azeri Müteahhitlerden biriyle görüşmeleri var. Vallahi bu durumda, saat vermek çok zor. Patron yarın sabah Rusya’ya dönüyor. Bu yüzden geç de olsa görüşün istiyorum ama hepsi nasıl sığışacak bilemiyorum.

-Kısmet. Arkadaşın Ahmetle yaptığım tlf görüşmesinde bana, görüşmeniz iyi olur dedi ama patronun ne istediğide önemli. İhtiyaç duyuyor ve görüşmeyi arzu ediyorsa saat önemli değil. Hissetmesi, hissetirmek önemli.

BİR SAAT SONRA…

-Şimdiden çok yorgun adamcağız. Seninle görüşmeyi iptal etmeyi önerdim. Özür dileyerek ama sevinçle kabul etti. Biz Ahmet’le yarın sana uğrasak olur mu? Ben onlarla Kartal'a gitmiyorum, eve geçeceğim.

-Elbete olur. Ama patron un konusu olmayacak. Kısmet değilmiş. Belki çok da önemli bulmadığından. Sen elinden geleni yaptın. Sağlık olsun.

-Yarın Ahmetle birlikte görüşsek olur, di mi?

-Elbette. Ama patron la olan konuya faydası olmaz. Kaçta gelirsiniz. Ona göre kendimi planlayayım

-Kimbilir... Nereden ne çıkacağı belli mi olur? Saat 12.00 gibi geliriz de nereye gelelim?

-Evet. Kısmette varsa… Dernekte olurum

YARIM SAAT SONRA…

-Gruptan ayrıldım en sonunda. Şimdi eve dönüyorum.

-Songül ile oruç açıyoruz. Derneğe geçecem. Uygun olunca konuşuruz.

-Akyaka'da tatilden bahsettin mi kızlara? Songül’e selam söyle

-Bahsettim. Az önce anlattım. Sana selamı vardı.

 

 

13 yıl 8ay 19 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

-Bu günlerde çocuklardan bazılarıyla bir şeyler yolunda gitmiyor gözükse bile ve sen bunun içini ne kadar acıttığını yansıtmamaya çalışsan bile, sen; daima onları diğer tüm varlıkların ve değerlerin üstünde tuttuğun için 'iyi baba' dan da ötesin. Gün olur, devran döner, her şey gönlünce olur dilerim.

-şimdi masaya geldim. efendim çok çok teşekkür ederim.

 

 

13 yıl 9ay 3 gün sonra (pazar)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

- merhaba, Songül ablasıyla konuşabilmiş mi Akyaka tatiliyle ilgili? Benim yapmam gereken bir şey var mı konuyla ilgili?

-sorayım. konuşamamış. konuşacak

-geçen gün beni aradığınızda, hemen konuşacaklar diye kalmış aklımda, ben mi yanıldım?

-öyleydi. annesinin yanında konuyu açmak istememiş.

-Peki, bekliyorum. Hatta istersen Songül'e benim telefonumu verirsen, sen de aracılık etmek zorunda kalmazsın.

-vardır sanırım ama tekrarlarım

-sağolasın, kolay gelsin.

 

 

14 yıl 2ay 30 gün sonra (cuma)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

- Aloooo… İstanbul’dasın. Kar yağmıyor gibi ama Songül ü atlatıp gece sana mı kaçsam ;)

-Sen bilirsin ama açıklamakta fayda var, Billur ve Ece bende.

-Oooo… o da güzel. Yanlızlığını başka zaman paylaşayım. Şimdi nasılsa zenginsin. J

-Yalnızlıktan şikayetim yok çok şükür. Senin paylaşmak istediğin birşey varsa, buyur, beklerim.

-Bu beylik 2.KADIN cümlesine yorumum yada yanıtım yok. Paylaşmak istediğim bir şey yok. Ne olur felsefe yapmasan. Gecen güzel olsun

-Ne olur sen de lütfetmesen J

 

 

14 yıl 3ay 11 gün sonra (çarşamba)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

ÖĞLE…

- ERKEK, ölen bizim Varol’un annesi mi?

- Evet. Alzaymırdı. Antalya da imiş kızının yanında

- Allah kurtarmış, rahmet olsun. Bende onun son tlf.u yok sanırım, sen verir misin

- Tamamdır.

- Şimdi baktım da, Bende de varmış ama soyadı niye Karakaya acaba. Yoksa Avukat Varol Karakaya diye başka biri daha mı var?

- Numarası var sende bu durumda

- Bakayım aynı mı. Hay Allah, kafam karıştı. Aradım bendeki numarayı, Varol çıktı karşıma. Yani kişi aynı, ben soyadını yanlış yazmışım

- Tanımıştır

-Tanımış gibi konuştu, bilemiyorum

ÖĞLEDEN SONRA…

-Gmail ine bakar mısın. Bi yazı kontrol edilecek.. uygunsan

- Vaaaaayyy… Karşılığı nedir? J

- Sen isteyeceksin

- Olur mu, yaptıracağın işe, sen bir değer biç hele. Bir de bu gibi durumlarda ailenizde Sezin gibi bir edebiyat öğretmeni varken, niye benden yardım istersin hiç anlamadım. Kaldı ki Sezin, benim imla hatalarımı bile düzelten kişidir

-Dil bilim değil derdim. O yazıyı komple değiştirmeye kalkıyor. Oysa redaktör imla ve bütünlüğe bakar. Yoksa verilmek istenen duygu gider. Nerdeyse tüm yazarlar redakte desteği alır. Yazar dil bilimci değildir

-Haa... Denedin yani. Benden sivrileri de var, desene J

- En optimali,  bana en yakını Songül. Harika düzeltiyor ama çok nadir denk geliyor.

- Songül’ün imlası bir felaketti, düzelmiş olmasına çok sevindim. Gönderdiğin metin için sadece imla mı istiyorsun, yoksa çok uzamış ve düşmüş cümlelere de dokunayım mı?

- Anlam da da eleştirebilirsin.  Kısalabilir mi cümleler anlam bozulmadan.

- Deneyeceğim

15 DAKİKA SONRA…

- Gönderdim e-postana

-Nasıl buldun düzenleme yaptığın projemi?

- Projeyle ilgili bir fikrim yok ama her türlü işine yarayacak bağlantıyı kullanmaktaki başarın takdire şayan

-Anlatırsın

10 DAKİKA SONRA…

- Baktın mı düzeltmelere?

- Evet. Sehr schöön

- Tamamdır, kolay gelsin

 

14 yıl 3ay 28 gün sonra (c.tesi)

ERKEK-2.KADIN SOHBET

- ERKEK, n'oldu annene?

- Gidip geldi gibi

- Yani, şimdi iyi mi?

- Böbrek problemiyle dün komaya girmiş. Duyunca kardeşler toplanıp, apar topar Ordu ya yola çıktık.  Bilinci kayıp bir halde hastaneye kaldırmışlar. Doktor ve dayın Halil, “gidiyor, yetişin” dediler. Gece ameliyat oldu. Sabahda yoğun bakıma Şimdilik stabil. Yaşıyor.

- Yaşamsal risk var mı hala?

- Kalp çok etkilendi Bilinci açıldı gibi. İnşallah atlatır. Şaban, Nudan ve Halil hastanede. Biz Nurgül, Enver, Hüseyin az önce eve geldik.

- Lütfen daha gitmesin. Benim onunla dertleşeceklerim var. Benimki bencillik elbet ama hep onunla bir gün konuşabileceğimizi ve önyargılarını kaldırarak teyze yeğen olarak birbirimize sarılabileceğimizi hayal ettim. Bencilliğimi bir kenara bırakırsam, sizin için Allah ananızı başınızdan ayırmasın diye duacınızım.